Get Adobe Flash player
Reklam

AKP'NİN SOROS EKONOMİSİ "SOS" VERİYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Soros Türkiye'de ne arıyor?

Soros günümüzün en büyük spekülatörü ve de manipülatörü sayılıyor. Gözüne kestirdiği ülkelerde, siyasi, sosyal yapıyı ve ekonomiyi etkiliyor. Soros'un Türkiye'ye ilgisi giderek artıyor. Türkiye'deki "örümcek ağı" giderek güçleniyor. Dikkat çeken bir gelişme, Türkiye'de "Soros yandaşları" hızla artıyor!

Ben Soros'tan korkarım. Dış ve iç politikada çalkantının başladığı, ekonomide sorunların yaşandığı şu günlerde Soros'un "pattt" diye sahneye çıkması beni endişelendiriyor... Macar Yahudisi 76 yaşındaki George Soros'un bugüne kadar değişik ülkelerin ekonomilerini nasıl salladığını, sosyal ve siyasi yapılarının değişmesinde nasıl etkili olduğunu bilmeyen, görmeyen kalmadı. Soros da yaptıklarını, yapacaklarını gizlemiyor. "Paramı ideallerim uğruna harcıyorum" diyor. Beni korkutan da işte bunlar... Soros'un Türkiye'ye ilgisi giderek artıyor...

Soros basın toplantısında bu çabaları mükâfatlandırmak için Türkiye'de 5 yılda 8 milyar dolar harcadığını açıklıyor. Türkiye'de borsadaki doğrudan hisse senedi alımlarını ve sermaye piyasasındaki işlemlerini, bir yatırım fonuyla gerçekleştirdiğini söylüyor.

 

Şu günlerde başımız dışarıda dertte. İçeride dertte. ABD ve AB ile ilişkiler gergin. Dış dünya, Kıbrıs ve Kürt sorununu bahane ederek Türkiye'yi sıkıştırıyor. İçeride cumhurbaşkanlığı ve erken genel seçim tartışmaları gündemin başına oturdu. İşte bu sırada ekonomi karıştı. Neyin ne olacağı belli değil... Tam Soros'a göre bir ortam...

Yabancı veya yerli bankalardan YTL ile kredi çekse, topladığı YTL ile döviz toplamaya başlasa... Alınız başınıza "kocaman bir ekonomik kriz"... Açık Toplum Enstitüsü etrafında topladığı entelektüeller, yazarlar, çizerler, üniversiteler ve ülke politikasında şu veya bu görüş yanlılarına destek vermeye başlasa... "Alınız başınıza kocaman bir belayı"...[1] 

Soros, İstanbul'a çok sık uğruyor!

Soros, masasını Güler Sabancı, Ricardo Lagos, Ali ve Zeynep Babacan, Enerji Bakanı Hilmi Güler, İtalya'da son seçimlerde AB Bakanlığı'na getirilen Emma Bonino, İshak Alaton, Can Paker, Mehmet Barlas, Hakan Altınay gibi isimlerle paylaşıyor.

Soros'un beş-altı günlük İstanbul gezisinin nedeni şu: Açık Toplum Enstitüsü, dünya çapındaki temsilcileriyle her beş yılda bir yapılan toplantısını İstanbul'da yapmaya karar vermiş. Açık Toplum Enstitüsü'nün sıkı işbirliği içerisinde olduğu yirmiye yakın kurumun da temsilcileri burada.

Açık Toplum ile işbirliğinde olan kurumlardan bazıları şunlar:  İnsan Hakları İzleme Komitesi, Uluslararası Kriz Grubu, Uluslararası İşbirliği Merkezi...

Öğrendiğime göre, Soros'un Türkiye'deki yatırımlarından artık işadamı Schwan Taha sorumlu. Taha, eski dışişleri bakanı İsmail Cem'in damadı. Soros'un Komili'den satın almış aldığı ayçiçeği tesislerini elden çıkarttığını, buna karşılık Uno ile ilgilendiğini duydum.[2]

George Soros, "AKP'den memnun"sa niye ortalığı karıştırıyor?

Dünyanın en büyük spekülatörlerinden ABD'li milyarder işadamı George Soros, İstanbul'da bir basın toplantısı düzenliyor. Türkiye'de Açık Toplum Enstitüsü aracılığıyla bazı dernek ve vakıflara para yardımı yaptığı bilinen Soros, kendisine yöneltilen tepkileri azaltmaya çalışıyor. Açık Toplum Enstitüsü aracılığıyla Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'da yapılan "kadife devrimleri" desteklediğini açıkça itiraf eden Soros, Gürcistan'da Kadife Devrim yapılmasının nedenini, "Gürcistan Devlet Başkanı Edward Şewardnadze bana verdiği sözleri tutmadı" şeklinde açıklıyor. Yani "verdiği sözleri tutmazsa, Tayyib'i de deviririz" tehdidinde bulunuyor.

"Bu ülkelerde temeller kurdum. Demokrasinin yeşermesine çalıştım. Gürcistan'da Şevardnadze ve devlet üyeleri ile birlikte yolsuzluk karşıtı kampanyada çalıştım. Kendisi ile çok iyi ilişkiler içerisindeydim. Kendisi sözlerini tutamadı. Yolsuzluk kaynağı polisti. Polis de onun kurmaylarına bağlıydı. O polise karşı gelemedi. Devrimler demokrasiyi getirmez. Ben yeni hükümeti destekledim. Yolsuzlukları ortadan kaldırmayı ve özellikle polis ile ilgili olarak destek oldum. Gürcistan'da polisin şantaj faaliyetlerini önlemede başarılı oldum. Liberya ve Nepal'de de bunu yapmaya çalışacağız" diye biliyor!..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


AKP'den memnun (muş!)

Türkiye'deki demokratik gelişmeleri ve AKP'nin durumu ile ilgili olarak da Soros şunları söylüyor: "Ben Türkiye'nin gerçekten hatırı sayılır bir aşama kaydettiğini düşünüyorum. Daha açık bir toplum haline geldiğini düşünüyorum. Temel olarak olumlu gelişmeler gördüm Türkiye'de. Avrupa Birliği ile müzakereleri çok cesaret verici. Bu sürecin teşvik edilmesi gerekli. Ben kişisel olarak herhangi bir görüş belirtmek istemiyorum. Türkiye'de iyileşme yapılacak çok yer var. Kimse mükemmelliğe ulaşamaz. Açık toplum mükemmel olmayan toplumdur. Kendini yenileyebilir. Türkiye hakkında görüşlerim bunlar."

"Renkli devrimlerin Putin'in canını sıktığını vurgulayan Soros, "Putin bize cephe açtı. İnsanların talep edebileceğini düşünmek yerine bizi hırpaladı. Renkli devrimler yüzünden fazlaca suçlandım. Ben Macaristan'da doğdum. Ben Yahudiyim. Naziler beni öldürmüş olabilirdi. Babam bizi kurtardı. Rus işgali ile komünizm dönemini yaşadım. Baskıcı rejimlerin ne kadar tehlikeli olduğunu gördüm. İngiltere'ye gidince burada felsefemi geliştirdim. Açık toplum ve suçlanabilirlik bunlar piyasada gerekli" itirafında bulunuyor.

CHP'li Koç, AKP'ye Soros'u soruyor!

Bu arada, CHP Milletvekili Haluk Koç, Bakan Babacan'ın cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde, "Soros tarafından 400 milyon dolar ile desteklendiği ileri sürülen Açık Toplum Enstitüsü'nün Türkiye'deki amaçları arasında neler vardır? Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'da olduğu gibi Türkiye'de ‘kadife devrim' planları olabilir mi?" sorularını yöneltti.

George Soros ile görüşmenin olduğu yönündeki haberlerin doğru olup olmadığı ve Açık Toplum Enstitüsü'nün talepleri veya önerilerine ilişkin bilgi isteyen CHP'li Koç, önergesinde şu sorulara yer verdi:

"Açık Toplum Enstitüsü'nün Türkiye'de desteklediği projeler nelerdir? Açık Toplum Enstitüsü'nün Türkiye'nin demokratikleşmesiyle ilgili sosyal sorunlara çare arayan projeler hazırladığı ileri sürülmektedir. Bu projeler nelerdir? Enstitü bu projelere maddi katkıda bulunmakta mı; bulunmuşsa ne kadardır" diye sordu. Dünyaca ünlü spekülatör George Soros'un kurucusu olduğu Açık Toplum Enstitüsü, son 4 yılda Türkiye'de 60 proje için 6 milyon dolarlık finansman sağladı. Açık Toplum Enstitüsü'nün Türkiye Danışma Kurulu Başkanı Can Paker, AB, eğitim, reform, kadın, kültür-sanat, sivil toplum ve medya başlıkları altında 2001'den bu yana 60 projeyi 6 milyon doların üzerinde bir kaynak harcayarak desteklediklerini söylemişti.

Dalganın ardındaki; "Siyonist sermaye" saklanıyor!

İktidara geldikleri dönemde yükselişe geçen küresel dalganın üstünde kendilerini dünya şampiyonu zannetmeye başlayan bizim yöneticiler, bu dalganın bir inişi de olduğunu hesaba katmadan siyasetçilik oynamaya kalkıştıkları için şimdi çıkmaza saplandılar.

Oysa 2006 yılının dünya ekonomisinde ve finans piyasalarında çalkantılı bir yıl olabileceği ve Türkiye'nin de bu nedenle çok dikkatli davranması gerektiği belliydi.

Halen yaşanmakta olan ve Türkiye'yi de fazlasıyla etkileyen dalgalanmanın küresel sermaye hareketleriyle tetiklendiği bir gerçek. Dünyada nema, yani getiri peşinde koşan muazzam bir mali varlık birikimi var. Merrill Lynch ve Cap Gemini adlı kuruluşların Yüksek Mali Varlık Sahibi Bireyler araştırmasının 2005 yılına ilişkin bulguları geçen hafta içinde açıklandı.

Araştırma, dünyada mali varlığı 1 milyon doların üzerinde olan 8.7 milyon kişi bulunduğunu ve bunların 33.3 trilyon dolarlık bir mali varlığa sahip olduğunu ortaya koyuyor. Dolar milyoneri kişilerin sayısı % 6.5, sahip oldukları varlık tutarı ise % 8.5 artmış 2005 yılında.

Bu kişilerin sahip olduğu mali servet ABD'nin milli gelirinin üç katına yakın, dünyada yaratılan toplam katma değerin yarısı mertebesinde. Dünyanın önde gelen finans kuruluşları, bu muazzam mali varlığa (ve daha küçük miktarlardaki tasarruflarla, emeklilik fonlarının ve diğer kurumların birikimlerine) en iyi getiriyi sağlama çabası içinde sermayeyi küresel boyutta yönlendiriyor.

Son dört yılda olduğu gibi, bazı dönemlerde bizim gibi YP ülkelerindeki getiriyi daha cazip gördüğü için de bu ülkelere daha fazla yöneliyor. Şimdi küresel likidite bolluğunun bittiği ve YP ülkelerine yönlendirilen paranın azaldığı hatta geri çekildiği bir döneme girmiş bulunmaktayız. (25.6.2006 / Osman Ulagay / Milliyet )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yabancı yatırımcıya ‘çifte kaymaklı' bono faizi  ödeniyor!.

Yabancı yatırımcılara hükümetimizin ikramı olan "çifte kaymaklı bono faizi"nden haberiniz var mı? Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?

Ümidimizi, kaderimizi, ekonomimizi yabancılara bağladığımız için "Aman yabancılar kaçmasın, aman yabancılar gelsin" diyerek Maliye Bakanımız çırpınıp duruyor ya... Yabancılar için vergi kolaylıkları paketi açıklandı ya... İşte "çifte kaymaklı bono faizi" o paketin getirdiği bir ayrıcalıkmış.

Maliye Bakanımız kanun çıkarılacağını, yurtdışı yerleşiklerin Türkiye'deki faiz gelirlerinden bundan böyle vergi alınmayacağını açıkladı. Bunun açık anlatımı şu: Yurtdışından Türkiye'ye döviz gönderen bıyıksız veya kara bıyıklı yatırımcılar, bu dövizleri Türkiye'de bozdurarak Hazine bonosu satın aldıklarında, bu bonoların faizinden yüzde 15 oranında vergi kesiliyordu.

Örneğin yüzde 20 faiz gelirleri varsa, 20 YTL'den 3 YTL vergi kesiliyor, yatırımcıların eline 17 YTL geçiyordu. Bundan sonra yurtdışında yerleşiklerin faiz gelirinden vergi kesilmeyecek.

Maliye Bakanımız, bir yanda bono faizleri yükselirken öte yanda bu vergi kolaylığının sağlayacağı ek imkânlarla bonoya yatırım yapanların getirilerinin artacağını görenlerin Türkiye'den döviz çıkarmaktan vazgeçeceklerini, Türkiye'ye döviz göndermeye başlayacaklarını ümit ediyor."[3]

Tam bu sırada NATO Afrika'da tatbikat niye  yapıyor !?

NATO Acil Mukabele Kuvveti (NATO Response Force-NRF) ilk kez Afrika'da, Yeşilburun Adaları'nda yaptığı kapsamlı tatbikatını sürdürüyor. İlk kez hava, kara ve deniz unsurlarının aynı anda katılımıyla yapılan ve İttifak gözlemcileri tarafından bir "güç gösterisi" olarak nitelendirilen tatbikat, NATO'nun, "dünyanın neresinde olursa olsun süratli müdahale yeteneğine sahip bulunduğunu" kanıtlamayı hedefliyor. 1 Haziranda başlayan ve 7800 ittifak asker ve subayının katıldığı "Kararlı Jaguar 06" (Steadfast Jaguar 06) tatbikatı 12 Temmuza kadar sürecek. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 30 kişilik özel operasyon birimleriyle katıldığı tatbikatta, Almanya'nın 2 bin, ABD ve İspanya'nın 1530'ar, Fransa'nın 1060 askeri var. Çoğunlukla gerçek mermi ve cephane kullanılan, kara, hava ve deniz unsurlarının ortaklaşa düzenlediği tatbikatta 22 savaş gemisi, 2 denizaltı, 12 F-16 savaş uçağı, 19 helikopter, 3 Awacs radar uçağı, 5 nakliye uçağı ve çeşitli hava, kara, deniz araçları kullanılıyor. Eski bir Portekiz sömürgesi olan Yeşilburun, Senegal'in 500 kilometre açıklarındaki toplam 480 bin nüfuslu 10 kadar adadan oluşuyor. NATO tatbikatı, Antao, Sao Vincente, Santiago ve Sal adalarında yapılıyor.

Yoksa İsrail korumaya, İslam dünyası kuşatmaya mı alınıyor?

CFR Bush'u Türkiye'ye şikayet ediyor!..

ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations-CFR) hazırladığı raporda Türkiye'nin ABD'nin Müslüman ülkelerle ilişkilerin iyileştirilmesi için her zamankinden daha fazla stratejik öneme sahip olduğuna dikkat çekti. CFR, Irak savaşıyla ciddi zarar gören Türkiye-Amerika ilişkilerinin düzeltilmesi gerektiğini kaydetti.

Konsey uzmanlarından Steven A. Cook ve Elizabeth D. Sherwood-Randall tarafından hazırlanan "Türk-Amerikan İlişkileri" başlıklı raporda ABD-Türkiye ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik çeşitli öneriler sunuldu. Batı ile Müslüman dünya arasındaki artan gerilimin Amerikan dış politikası için mevcut en öncelikli mevzu olduğu belirtilen raporda, "Sonuç olarak Türkiye ile ABD arasındaki stratejik ilişki her zamankinden daha önemli hale geldi" değerlendirmesinde bulunuldu.

Raporda ilişkilerin düzeltilmesi için ilk olarak, ABD, Türkiye ve Iraklı Kürtler arasında düzenli bir üçlü diyalog mekanizması kurulması öneriliyor. "Türkiye'nin Irak Savaşı çerçevesinde, ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin iki günah işlediğine inandığının" belirtildiği raporda, bu günahlar "Savaştan önce Washington'ın Ankara'nın uyarılarını göz ardı etmesi ve ABD'nin, bağımsız bir Kürdistan'ın olası ortaya çıkışına ilişkin güvenlik kaygılarını yeterince dikkate almaması" olarak sıralandı. Washington'ın Ankara ile çıkarlarını bağlayan en acil konunun Irak'ta üniter bir yapının kurulması olduğunun altını çizen rapor, Türkiye'nin iç ve dış politikada en önemli ve tek gündem maddesinin Kuzey Irak'taki Kürtlerin özerklik talebi olduğu hatırlatıldı.

 "Türkiye-ABD işbirliği komisyonu kurulması" isteniyor!

İkinci olarak Washington'a Türkiye-ABD İşbirliği Komisyonu kurulmasını öneren rapor, yılda iki kez toplanacak komisyonun hükümet, sivil toplum örgütleri ve özel sektör nezninde stratejik güvenlik diyaloğu, ekonomik ve ticari bağların ilerletilmesi, kültürel değişimin ve eğitim imkânlarının ilerletilmesi gibi konuları ele almasını tavsiye ediyor. Raporda sorunlara rağmen iki ülkenin Avrupa, Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu'da paylaştığı uzun dönemli çıkarları bulunduğu kaydediliyor.[4] 

 

 

Siyasette "yeni oluşumlar" neyi amaçlıyor?

Sürprizlere hazır olun. AKP'nin küreselci politikalar izleyeceğini ne halk biliyordu ne de kendileri böyle bir şeyi düşünmüştü. Ama uyguladık. Yeni gelenlerin ne yapacağını merak etmeyin, nasıl olsa öğrenemezsiniz.

Çünkü kendileri de bilmiyor olabilir. Ülkemizde yeni siyasi yapılanmalar için çalışmalar yapıldığı herkes tarafından biliniyor. Yeni yapılanmada sadece kişi adlarından söz ediliyor. Ne ideoloji ne de uygulanması düşünülen politikalardan söz eden kimse yok. Ülkenin iyi idare edilemediğinin söylenmesi hiçbir yöne işaret etmiyor. İktidar genel bir söylemle ve başarısızlıkla itham ediliyor ama hangi somut politikanın neresinde yanlışlık olduğu ve bunun nasıl düzeltileceği söylenmiyor. Daha açık bir ifade ile yarış  Türkiye'de siyaset hep böyle yapıldığı için kimse bunu yadırgamıyor. Bir siyasi hareket proje ve programlarına bakılarak değil, liderine yakıştırılan sıfatlarla değerlendiriliyor.

Liderlerin, at pazarında at alır gibi, dişine bakılıp yaşı, boyuna bakıp endamı, gadre uğrayıp uğramadığına bakılarak çilekeşliği belirleniyor ve ona göre karar veriliyor... (Star / 25.06.2006 / Mahir Kaynak)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mutlu azınlık, azgın çoğunluğu kışkırtıyor!

İbn-i Haldun'un "Devletler nazariyesi"ni, takkemizle beraber önümüze koyup düşünmeye çabalarsak, öyle veya böyle ölüm gelip karşımızda duracak demektir. Bu kaçınılmaz bir son mu? Yanlış anlaşılmaya gayet müsait bu konuyu daha fazla açmak durumundayım. Bir milletin sonundan söz etmiyorum burada. Osmanlı yıkıldı mı, yoksa kılık ve fikir değiştirip kendini saklamaya mı çalıştı? Fazla uzatmadan, dallanıp budayalım; Türkiye ölüme hazırlıklı mı? Bence hayır. Son üç yüzyıldır bu soruyu kimse soramadı. Sürekli akıllara hücum eden bu soru, öyle sanıyorum ki hep saklandı. Türkiye, ölümü hiç aklına getirmemeye çalışıyor. Türkiye ölüme hazırlanmayı düşünmediği için, yaşamayı da beceremiyor. Bütün düğüm burada oluşuyor. Bir kere ölüm planlarını yapmış olsak, hem belki ölmeyecek hem de yaşamayı iyi kotaracağız. Ama olmuyor.  

Türkiye olarak bildiğimiz bu yerde kendimi bildiğimden beri en çok tekrarlanan cümlelerden biri de hiç şüphesiz, tüm Türkiye'nin gelirinin belli odaklarca tüketildiği gerçeğidir. Gerçek olmasına itirazla yaklaşmak dinç akıllıların yapacağı bir iş değil kesinlikle. Türkiye'nin bütün emeğinin, sayıları iki bini geçmeyen ailelerce tüketildiği artık ilkokul sıralarında bile konuşulacak halde bilincimizin önündedir. Mutlu azınlık diyorlar bunlara. Mutlu olmanın ne olduğu üzerinde tartışacak değiliz. Kaldı ki bu, bize [Bu topraklarda yaşayanlara] hiçbir şey kazandırmaz. Bütün bu satırlarla, elde edilenler, elde edilemeyenler ve reddedilenler bahsini açmak niyetindeyim.

Öyle zannediyorum ki, dünyamızın küçülen, küçüldükçe de kirlenen bir köy haline geliyor olması, insanın kendi olarak kalmasını engelleyen etkenlerin başında geliyor. Herkes her şey hakkında aynı şeyleri söylüyor. Farklılık söz konusu değil. İnsan neye göre mutlu olur? Mutlu olmanın ölçüsünü kendi kıstaslarımızla kıyaslamaya kalkar isek çok adım atmadan yorulmamız kuvvetle muhtemeldir. Aslında bu kıyıcı süreç, diğer adıyla imtihan hakkında iri cümleler sarf etmekten endişe duyan biri olarak bu etkinin neden böyle sürdüğünü bir türlü çözemediğimi itiraf etmeliyim. İnsanın evinde sekiz kapılı buzdolabının olmaması, onun mutlu dahası huzurlu olmadığı anlamına mı geliyor? Bunu anlamıyorum. Huzurun bütün giz'i, iyi döşenmiş altı odalı bir evde oturmak mıdır? Vasıta iken amaç bildiğimiz araçların lüks olması her sorunu çözecek mi? Ya da Türkiye'nin tüm gelirini, mutlu azınlıkla birlikte tüketmek, çoğunluğun ekonomik endişelerine son mu verecek?

 

 

Kaymağın birileri tarafından yendiği, bu halkın bütün servetinin bu mutlu azınlığın tekelinde olduğu sürekli yazılıyor ve çiziliyor. Mutlu azınlığın rüya yaşamları her daim; "işte akıllının sonu!" şeklinde önümüze konuyor. Hırsız olduğu mahkeme kayıtlarıyla tescil edilmiş olsa bile, bu hırsızlığın altında yatan ince akla hayranlık duyuyoruz. Mutlu azınlık ifadesini ilk kim kullandı bilmiyorum, lakin böyle bir ayrımın akıl işi olmadığını çok iyi biliyorum.

Mutlu azınlık olarak adlandırılanlar mutlular, mutlulukları küfürleriyle ve ihanetleriyle kaim. Huzurlu olmak değil bu. Azınlık olmaları mutlu olmalarına katkıda bulunuyor mu bilinmez. Ancak çoğunluğun azgın olmasını çoğunluk olmalarına bağlayabilirim. Evet, bir de mutlu azınlığın yanında mı karşısında mı pek belli olmayan, çoğunluktan söz etmemiz gerekir. Çoğunluğu, mutlu azınlığın karşısında "azgın" olarak nitelememin nedeni; çoğunluğu bir çeşit elde edemeyenler başlığı altında toplamanın kolaylığı sebebiyledir.

 

 

 

Açmamakta fayda var zannındayım. Ne yazık ki hemen hemen herkes aynı dünya değirmenine su taşıyor. Mutlu azınlığının hırsızlıktan oluşan saltanatına sadece hayranlıkla bakıyoruz. Çoğunluk olarak adlandırılanlar büyük oranla mutlu olma düşüncesini, azınlığın tercihlerini sergilemek kaydıyla olacağına bel bağlamış durumdadır.

Esas itibariyle mutlu azınlık ile benim kısmen de olsa azgın diyerek andığım çoğunluk arasında pek fazla bir fark yok. Ulaşabilenler ve ulaşamayanlar diyerek meseleyi açıklığa kavuşturabiliriz. Biri mutlu sayabileceğimiz sınıfın içinde çünkü köşeyi dönmüş olmanın tüm gereklerini yerine getirmiş, diğeri azgın çünkü mutlu olmayı, mutlu azınlığın elindekilere sahip olmakla çözüme kavuşturacağına inanıyor. Bu yönde ciddi ihtiras besliyor.

Çözüm nedir sorusu bu raddede akıllarınıza hücum ettiyse söylemenin sırası gelmiştir. Reddedebilme asaletine sahip olmak şu an itibariyle bizim için sahici bir çözümdür. Çoğunluğun mutlu olmak gibi bir derdi varsa ki bu derdi taşıyor olmaktan ötürü her insan teki haklıdır. Bu mutlu olmanın ölçüsünü ve işaretini kendi kalemleri ile çizebildikleri takdirde bu asil duruşa sahip olabileceklerdir. Bunun rengini iyi anlamak gerekiyor.

Çoğunluğu azgın olmaktan kurtaracak eylem planı hem mutlu azınlığın sonunu getirecektir hem de orta yolun bulunmasını kolaylaştıracaktır. Mutlu olmanın yolu kışlık evin yanında yazlık bir ev sahibi olmak ya da sekiz kapılı bir buzdolabını evinin orta yerine sermek değil reddedebilme asaletini gösterip şükredebilme kararlılığı sergileyebilmektir.

Velhasıl sahip olma kavramından [hatta ihtirasından] uzaklaşıp şükrün hikmetine ermek, çoğunluğu azgınlıktan ve çoğunluk olarak sınıflandırılmaktan koruyacaktır."[5]



[1] Milliyet / 22. 06. 2006 / Güngör Uras

[2] Hürriyet / 20.06.2006 /Gila Benmayor

[3] 25.6.2006 / Güngör Uras / Milliyet

[4] Milli Gazete / 23.06.2006

[5] Milli Gazete23.06.2006 / Yusuf Genç


Bu yazarin diger makaleleri

"OY" EMANETTİR, OYUNA GELMEYİN!
Önümüzdeki seçimler tarihi bir fırsattır. Çünkü insanlar seçimlerde, partileri değil,...
Devami
Suriye konusunda: HAKK’ÇA TAVIRLAR VE DOĞRU YORUMLAR!
  Mısır Kahire’de bulunduğumuz sırada, Ezher Hocalarından bazısı bize; “Hocam biz...
Devami
FANİ VE FENA DÜNYA
Ey gaflet hıyanet, rezalet yurdu Şeytan takımına, pazarsın dünya! Hatta boğdurursun,  tilkiye...
Devami
YA ADİL DÜZEN, YA REZİL DÖNEM
  “Fareleri kedileştirme sistemi” uygulanıyor! Adamın evine fareler dadanmış. Aklı evvel bir...
Devami
GÖNLÜMDEN GEÇEN
Hikmet deryasında, bol inci mercan Sen güller bitiren, kil getir bana! Kalbim...
Devami
BATI UYGARLIĞI MI, VAHŞİ AYGIRLIK MI?
10 Mayıs 2008 Cumartesi günü saat 18:00 civarında gözüm Samanyolu TV'de...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 5293

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR