Get Adobe Flash player
Reklam

FİLİSTİN SORUNU VE İSRAL'İN SONU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Siyonist Yahudi Lobilerin güdümündeki ABD ve müttefikleri; BOP çerçevesinde hedefledikleri; 22 İslam ülkesini parçalama girişiminde; Irak ve Lübnan'dan sonra şimdi Filistin'i de ikiye bölmeyi başarmış görünüyor. El-Fetih lideri ve devlet başkanı Mahmut Abbasla, Hamas Lideri Başbakan Hanie'yi karşılıklı kışkırtma ve Filistinlileri biri birine kızdırma şeytanlıkları maalesef amacına ulaşmış bulunuyor. Filistin'deki bu iki bölgenin yeni isimleri bile İsrail gazetelerince çoktan takılmıştı: Fetihistan, Hamasistan!?..

 

 

Siyonist İsrail, bu fesatlıklarına Suriye'yi de alet etmek istiyor. Bu olaylara ilgisiz ve tepkisiz kalması karşılığı, Golan Tepelerinin Suriye'ye bırakılacağı yalanıyla yeni bir tuzak hazırlıyor.

Abbas-İsrail tuzağında çırpıyor!

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Hamas'la diyalogu reddetti.

Abbas'ın yardımcısı Yaser Abdrabbo, Hamaslılar Gazze'deki El Fetih mevzilerinden çekilinceye ve milis güçlerini feshedinceye kadar Hamas'la diyaloga girmeyeceklerini belirtti.

Abdrabbo, yeni hükümetin yemin edeceğini de ifade etti.

Abbas'ın bir başka yardımcısı da Filistin Devlet Başkanı'nın, Arap Birliği'nin "Hamas'ın sürgündeki lideri Halid Meşal ile görüşme" ricasını da kabul etmediğini söyledi.

Abbas'ın geçenlerde görevden aldığı Başbakan İsmail Haniye, Hamas'ın dün Gazze'yi tamamen ele geçirmesinden sonra yaptığı bir açıklamada, Abbas'la uzlaşma görüşmelerine başlama önerisinde bulunmuştu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin ulusal birlik hükümetini lağvetmesinden sonra, kurulacak azınlık hükümetinin, meclis onayı olmaksızın geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin bir kararname yayımladı.

Kararnameye göre, yeni başbakan başkanlığındaki hükümet bir ay süreyle görevlendirilecek ve bu süre içerisinde, Meclis'in onayı istenmeyecek.

Bir ay sonunda ise seçim kararı alınarak, Meclis'e getirilecek.

Meclis'in kararı kabul etmemesi durumunda, yetkiler yeniden Abbas'a dönecek.

Bu arada, yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan Selam Feyyad, Ramallah'ta, Abbas'ın karargahı Mukata'dan çıkarken, hükümetin en erken zaman da açıklanacağını ve yeni kabinenin 11 kişiden oluşacağını belirtti.

Feyyad, isimlerle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Batı Şeria'da kurulacak yeni hükümetin, büyük ölçüde bağımsızlardan oluşması bekleniyor.


Olmert: Hamassız bir Filistin amaçlıyor

Öte yandan, İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Hamas'ın içinde bulunmadığı bir Filistin hükümetini, gelecekteki barış görüşmeler için meşru bir taraf olarak kabul edecekleri mesajını verdi.

Olmert, 3 günlük resmi bir ziyaret için ABD'ye giderken, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı ve son günlerde Filistin Yönetimi'nde meydana gelen değişikliklere dikkat çekerek, "Son bir kaç gün içinde, uzun süredir hiç olmadığı kadar karşımıza yeni bir fırsat çıktı. Bu fırsatı değerlendirmek için sıkı bir çalışma yapmaya niyetliyiz. Hamassız bir Filistin hükümeti, görüşmeler için bir ortak olabilir" diye konuştu.Olmert, Washington'da, ABD Başkanı George Bush ile biraraya gelerek, son gelişmeleri değerlendirecek.

Hamas ve Gazze açlığa mahkum ediliyor!

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki araçlara yakıt sevkiyatını durdurdu.

Askeri radyodaki haberde, Gazze Şeridi'nin Hamas'ın kontrolüne geçmesinden sonra İsrail'in yakıt temininden sorumlu şirketi Dor Alon'un kararı, ordu ile istişarelerde bulunarak aldığı belirtildi.

Haberde, bu önlemin elektrik üreten jeneratörler için gönderilen yakıt sevkiyatını kapsamadığı da kaydedildi.

İsrail Altyapı Bakanlığı verilerine göre, Gazze Şeridi'ndeki benzin istasyonlarında 2 haftalık rezerv bulunuyor.

Altyapı Bakanı Binyamin Ben Eliezer de İsrail'in Gazze Şeridi'ni tecrit etmeyi sürdürme niyetinde olduğunu, bölgeye elektrik ve su dışında hiçbir şeyin geçmesine izin verilmemesi gerektiğini açıkladı.

İsrail güvenlik kabinesi üyesi Eliezer, aynı zamanda Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a da azami desteğin verilmesi gerektiğini kaydetti. (aa)

Emniyet güçleri Ramallah'a gidiyor

Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki kontrolü ele geçirmesinin ardından bölgede daha önce El Fetih'e bağlı çalışan emniyet güçleri Ramallah'a geçmek için kuzeydeki Erez sınır kapısına akın etti.

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Erez geçiş noktasına gelen El Fetih güçlerinden sadece bazılarına İsrail tarafından çıkış izni veriliyor.

Öte yandan Avrupa Birliği, Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas'ın kuracağı yeni hükümete destek vereceğini açıkladı. 

İsrail barış değil, yeni savaş peşinde koşuyor

Şu günlerde İsrail ve Suriye'nin barışçıl bir çözüme varmak için aracılar yoluyla 'gizli' bağlantılar kurduğuna dair pek çok bilgi sızdırılıyor. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, İran'dan uzaklaşması, Hizbullah ve Hamas'la bağlantısını koparması ve ılımlı Araplara katılması karşılığında, işgal altındaki Golan Tepeleri'ni tamamen iade etmeye hazır olduğuna yönelik mesajları Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a gönderdiğini açıkladı.

İsrailli liderler, konu özellikle de toprak ödünüyle ilgili olduğunda, Arap meslektaşlarına karşı cömert davranışlarıyla tanınmazlar. Üstelik sözkonusu topraklar tamamen Araplara ait... Dolayısıyla, İsrail'den gelen bu işaretlerin arkasında yatan etkenler, ödün önerisinin ciddiyetine ve karşılık bulması halinde oluşacak şartlara dair sorular yaratıyor.

Olmert'in gücü barışa yetmez Olmert, İsrail yönetiminden 'cömert' önerilerine dair henüz yanıt almadığını ifade ederken Suriye tarafı sessiz kalıyor, Suriyeli yorumcular konu hakkında tereddüt içinde, teori ve tekrara boğulup kapalı yanıtlar veriyor. Barışın şartları vardır; barış genelde savaşlardan sonra gelir. Bölgenin halihazırdaki şartları, barış görüşmelerinin başlaması için uygun bir iklim sunmuyor. Şu anki şartlarda savaş ihtimali baskın ve bu savaş birçoklarının tahmin ettiğinden daha yakın bir zamanda çıkacak.

Mısır'la İbrani devleti arasındaki Camp David anlaşması Ekim (Yom Kippur) savaşı sonrası yapılmıştı. Oslo Anlaşmaları'ysa, baba Bush'un 'Kuveyt'i kurtarma' savaşını kazanması, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü (FKÖ) tecrit etmesi, Körfez ülkelerinden FKÖ'ye verilen mali desteği kurutması sonrası yapıldı.

İsrail'in Suriye'ye yaptığı kurun da, İsrail ordusunun Lübnan'daki İslami direnişin alçaltıcı yenilgisine maruz kaldığı savaş sonrası geldiği doğru. Ancak bu savaş sınırlıydı ve hiçbir Suriye gücü katılmamıştı. Bunun yanı sıra Güney Lübnan'daki uluslararası gücün varlığı sükûnet sürecine yarayan yeni bir gerçeklik yarattı...

İsrail savaş durumunda en fazla zararlı çıkan taraf olabilir. Çünkü bölgedeki savaşlarda başarı, galip gelenlerin kendi barış anlaşmalarını dayatması anlamına gelmez. Örneğin, İsrail'in Altı Gün Savaşı'nda kazandığı zafer, 40 yıl sonra yüke dönüşüyor. Irak'taki ABD zaferi 500 milyar doları aşkın maliyete, 4 bin askerin ölmesine, 25 bin insanın yaralanmasına, İslam dünyasında artan nefrete ve Kaide'nin gücünün 10 kart artmasına yol açtı.  İsrail güçleri Beyrut'un göbeğine kadar geldikleri gibi Şam kapılarına da dayanabilir ancak sonrasında ne olacak? Bu güçler küçük ve dört bir yandan kuşatılmış Gazze'yi kontrol edemezken Şam'ı nasıl kontrol altına alacak? Hizbullah Hayfa, Aka ve Tebariye'ye 4 bin füze fırlattıysa, cephanesinde Hizbullah'ınkinden kat kat fazla silah bulunduran Suriye kaç füze fırlatacak? 

Bölgedeki çoğu savaş ve askeri darbe yaz mevsiminde gerçekleşti. Önümüzdeki yazın da istisna olacağını düşünmüyoruz. Suriye yönetimine tavsiyemiz, İsrail'in yaptığı kura olumlu yanıt vermeden ve stratejik kozlarından ödün vermeden önce biraz düşünmesi. İsrail bu kozları nasıl kullanacağını bildiği için diğer Arap ülkelerinden ayrıldı. Filistinlilerin Oslo'da aldığı ders ve uğradıkları hayal kırıklıkları daha fazla düşünmeyi gerektiriyor.[1]

İsrail çöküşünü hızlandırıyor!

"Siyon önderlerinin (Hahamlarının, sermaye baronlarının) Protokolları" kitabı hakkında hayli reddiye okudum. "Bu kitap düzmecedir, uydurmadır, Çarlık Rusya'sı polisinin bir fabrikasyonudur" diyorlar. İddialar doğru olabilir. Ancak ortada dikkati çeken bir husus var: Kitap uydurma ve düzmece de olsa, içinde yazılanlar gerçekle yüzde yüz uyuşmaktadır. Bunları, Siyon hahamları ve bilgeleri yazmamış bile olsa, yazan kişi sanki onların beyinlerini okumuş, emellerinin neler olduğunu açık ve seçik şekilde kaleme almıştır.

Paraya hâkim olacaklar; altın gümüş, dolar euro, millî paralar vasıtasıyla dünyayı idare edeceklerdir.

Medyaya hâkim olacaklar, milyarlarca insanın beynini yıkayacak, onları koyun sürüsü gibi güdeceklerdir.

Futbolla, sinema ve televizyon ile insanları oyalayacaklar, yığınları şartlı refleksli mahluklar haline getireceklerdir.

Hahamların hikmetli/bilge kişiler olması gerekir. Acaba öyle midir?

Siyonizme ve İsrail'e karşı olan Naturei Karta ve onlar gibi düşünen küçük bir azınlık dışında bugünkü Siyonist ve militan hahamlara bilge demek mümkün değildir. Büyük kısmı şeytani işler ve karanlık ilişkiler peşindedir.

Tevrat İsrail devletine izin vermez.

Tevrat Siyonizme izin vermez.

Beklenen Mesih zuhur etmedikçe Yahudilerin yeryüzünde dağınık olarak yaşamaları ve bulundukları ülkeye sâdık olmaları gerekir.

İsrail devleti kurulmadan önce Filistin boş bir ülke değildi; orada büyük kısmı Müslüman, bir kısmı Hıristiyan Filistin halkı yaşamaktaydı. Yahudiler buraya zorla getirilmiştir.

İran'ın nükleer enerji konusundaki küçük çalışmalarından son derece tedirgin olanlar, İsrail'in büyük bir nükleer bomba ve füze deposu olduğunu niçin görmezden gelmektedir?

Sadece bizler değil: Naturei Karta hahamları da feryat ediyor ve haykırıyor:

Siyonizm küfürdür... diyorlar.

İsrail devleti küfürdür... diyorlar.

İsrail ve Siyonizm, Tevrat'a ve Musevî şeriatına aykırıdır... diyorlar.

Tanrıya ve Tevrata sâdık ve bağlı bir Yahudi İsrail'e itaat etmemeli, Siyonizmi kabul etmemelidir... diyorlar.

Allah, Yahudileri cezalandırmış, yeryüzüne çil yavrusu gibi dağıtmıştır. Bu kadere ve kazaya razı olmak, bulunduğu ülkede namuslu bir hayat sürmek, oradaki hükümete itaat etmek, cumartesi günleri ülkenin selâmetine dua etmek gerekir... diyorlar.

Naturei Karta hahamları bu lâfları kendi kafalarından söylemiyor, Tevrattan ve Musa şeriatından çıkardıkları hükümlere dayandırıyorlar.

Almanya'da ırkçı Hitler rejimi 1933 ile 1945 arasında 12 sene yaşadı.

Sovyetler Birliği, 1916 Oktobr ihtilâlinden sonra 70 küsur yıl ayakta durabildi, 80 milyon insanın kanına girerek, milyarlarca insana büyük acılar çektirerek yıkıldı.

Güney Afrika'da bir ırkçı beyaz rejim vardı. Ne oldu? 28 sene zindanda çile çeken Mandela o ülkeye demokrasi ve eşitlik getirdi, faşist rejim sona erdi.

Dünyada hangi ırkçı emperyalist ideoloji sürekli olarak ayakta ve hayatta kalabilmiştir?

İsrail devleti kurulmadan önce ve kurulduğu sırada bazı Yahudi aydınları "Biz dünyaya ve insanlığa örnek bir nizam kuracağız..." diyorlardı. Bunu yapabildiler mi?

Bu gün Filistin acılar, zulümler, gözyaşı, kan, ıstırap ülkesi değil mi?


Siyonistler, "Biz Tevrat'taki bazı hükümleri uyguluyor ve goy'lara (Yahudi olmayanlara) hakkettikleri muameleyi yapıyoruz" diyebilirler. Ancak, düşünsünler ki, bir gün o goy'ların ellerine fırsat geçerse, Siyonsitlere Tevrat'ın hükümlerini tatbik edebilirler. Men dakka dukka... Etme bulma dünyası... Devran kendi aleyhlerine dönebilir ve dönecektir.

Filistin ve Kudüs 400 sene Osmanlı hakimiyetinde kaldı. O dört asır içinde orada bugünkü acılar çekildi, kimseye haksızlık edildi mi?

Siyonizmin ve İsrail devletinin fikir kurucusu Theodor Herzl Yahudilere çok büyük bir kötülük yapmıştır.

Yahudi olmayanların Siyonizmi ve  İsrail'i tenkit etmelerinin ve yerden yere vurmalarının büyük bir kıymeti yoktur mu diyorlar? O halde hâlis kan Yahudi olan nice aydının, nice hahamın, nice İsrail Oğlu'nun tenkitlerine, tel'inlerine (lanet etmesine), uyarılarına kulak versinler.

Filistin boş bir ülke olsaydı ve gidip orada bir Yahudi devleti kurmuş olsalardı bir şey denilemezdi. Bir ülkeyi, üzerinde bin yılı aşan bir müddetten beri yaşamakta olan halkını kovarak ele geçirmek; ne ahlâkın, ne hukukun, ne de bilgeliğin kabul edebileceği bir şey değildir.

Bütün tehlike çanları İsrail ve Siyonistler için çalıyor.

Uyanıp akıllarını başlarına toplayacaklar mı?

Ne gezer... aksine her geçen gün daha da sertleşiyorlar.

Bu gidişle bir gün gelecek ve büyük patlama olacak. Üçüncü dünya savaşı mı? Muhtemeldir...

Nükleer silahlar mı kullanılacak? Muhtemeldir.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra 400 atom bombası veya füzesi kaybolmuş. ABD'de 4 bomba aynı akıbete uğramış. Bu bombalardan biri, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir mazlumun (zulme uğramışın) veya bir grubun eline geçebilir ve patlatabilir!

Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan fertler ve gruplar her çılgınlığı yapabilir.

Nükleer savaşta kitlevî ölümler olacak... Anında ölmeyenler feci şekilde hastalanacak ve bir müddet sonra kıvrana kıvrana can verecektir.

Siyon hahamları ve bilgeleri gerçekten vicdanlı ve hikmetli insanlar olsaydılar bu korkunç senaryoları düşünürler ve daha dikkatli hareket ederlerdi.

Hitler 1939'da, 40'ta, 41'de ne kadar güçlüydü. Sonra talihi döndü ve Nazi Almanyası 1945 mayısının başında kayıtsız şartsız teslim olup yenildi.

Hitler Almanya'sı çöktüğüne göre, ırkçı İsrail devleti niçin çökmesin?

Böyle giderse kolay çöker ve yıkılır. Beraberinde insanlığı ve dünyayı da çökertir.

Filistin meselesine âdil, hakkaniyetli, gerçek, kalıcı bir barış bulunamaz mı? Bulunur, elbette bunun bir çaresi vardır. Lakin istemiyorlar. Ama sonuç korkunç olacak. Üçüncü dünya savaşı İsrail'in başında patlayacak. Nükleer silahlar kullanılırsa Dördüncüsü ise, Einstein'ın dediği gibi sopalarla ve taşlarla yapılacak...


Sahte pasaportlu İsrailliler Kuzey Irak'ta ne arıyor? 

Ankara Esenboğa Havaalanı'nda bir baba ile iki kızı İsveç'e gitmek isterken yapılan kontrollerde pasaportlarının sahte olduğu anlaşılıyor. Bunun üzerine Kuzey Irak'tan geldiklerini söyleyen bu kişiler sahte pasaportla Türkiye'ye girdikleri için Emniyet Kuzey Irak'tan geldikleri için geldikleri yere geri göndermek üzere sınır dışı etmek için harekete geçiyor. Sahte pasaportlu kişiler Kuzey Irak'tan gelmelerine karşılık kendilerinin İsrailli olduklarını söylüyorlar. Kuzey Irak'a değil İsrail'e gönderilmelerini istiyorlar. MİT ile yapılan işbirliği ve İsrail Büyükelçisi'nin de devreye girmesi ile bu baba ile iki kızı(!) İsrail'e gönderiliyor.

İşte bu noktada akla pek çok soru geliyor.

Bu kişilerin pasaportu sahte olduğuna göre sahte pasaporttaki isim ve diğer bilgilerin doğru olduğunu nereden bileceğiz? Eğer İsrailli iseler Türkiye'ye niçin sahte pasaport ile girdiler? Niçin ellerindeki sahte pasaport ile İsveç'e gitmek istiyorlardı? Bunlar gerçekten İsrailli miydi? Yoksa Kuzey Irak'taki Yahudilerden miydi? Saklayacak birşeyleri olmayan insanlar sahte pasaport kullanırlar mı?

Daha pek çok soru bu konu ile ilgili cevap bekliyor. Emniyet birimleri dileriz bu kişi hakkında gereken doğru bilgilere ulaşabilmiştir..

Ancak, hemen belirtelim ki, bu baba ve iki kızı emniyetteki ifadelerinde kendilerinin İsrailli olduklarını, ancak Kuzey Irak'ta yaşadıklarını, 10 yıl önce Kuzey Irak'tan olaylar başlayınca ülkelerine -yani İsrail'e- döndüklerini ifade ederek iki yıl önce tekrar Kuzey Irak'a gittiklerini babanın Zaho'da bir Kürt okulunda öğretmenlik yaptığını söylüyorlar.

Belli ki bu bilgiler gerçeği yansıtmıyor. Öğretmenlik yapmış bile olsalar bunu gerçek işlerini gizlemek için yapmışlar.

Baba ve kızlarının Kuzey Irak'ta öğretmenlik yapmak için bulunmadıkları kesin. Eğer öğretmenlik gibi bir masum görevle Kuzey Irak'ta bulunuyor olsalardı niçin Türkiye'ye sahte pasaportla gelme ve aynı sahte pasaportla İsveç'e gitme ihtiyacı duyacaklardı.

Peki bu olayın perde arkası nedir, ne olabilir?

ABD ve İsrail'in Kuzey Irak'ta bir kürt devleti kurulması için gayret sarf etmelerinin Kürtlere duydukları büyük sevgiyle ilgili olmadığını, bir ileri karakol oluşturmak istediklerini zaman zaman dile getiriyoruz. Bu bakımdan Kuzey Irak'ta bağımsız bir devlet kurulmasını isteklerini bir halkın kendi bağımsız devletine kavuşma istekleri ile izah etmek safdillik olur.

İsrailli oldukları ileri süren bu üç kişilik ailenin İsrail Büyükelçisi devreye girdi diye apar topar İsrail'e gönderilmemesi haklarındaki soruşturmanın derinleştirilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Bize göre İsrail Büyükelçiliği hemen devreye girerek sahte pasaportlu üç kişiye sahip çıkması soruşturmanın uzamasını engellemiş, bu kişiler üzerindeki sır perdesinin aralanması engellenmiştir. Bu bakımdan Zaho'da öğretmenlik yaptıklarını söyleyen bu sahte pasaportu kişiler Kuzey Irak bulmacasının bir halkasını oluşturuyorlardı. Bu halkanın dağılması istenmedi. Bize göre İsrail Büyükelçiliğinin bu kişilere sahip çıkması gösteriyor ki onlar bölgede cirit atan Mossad elemanlarındandı. Kızlar ise babanın faaliyetlerini gizlemede kullanılıyordu. Kim bilir belki kızlar da adamın kızları değildir. Bu bakımdan olay çözülmeden bu kişilerin serbest bırakılmaması gerekirdi. Ancak bırakılmış da olsa artık bu haber vesilesiyle İsrail'in Kuzey Irak'a ve o bölgeye duyduğu alakayı görmek ve buna göre lüzumlu tedbirleri almak gerekir. Ve İsrail ile ABD'nin Türkiye'nin dostu olmadığını onların tek dostu yine kendileri ve kendi çıkarları olduğunu unutmamak gerekiyor. [2]


Kürt Krizini kim çıkarıyor?

Birinci ve en önemli nokta: Kürt problemi Türkiye'nin bir iç meselesiydi. Gerçek, geçerli, kalıcı, âdil, uzlaşmacı çözümler aranmadı ve sonunda bu iç mesele uluslararası bir mesele haline getirildi. Burada son derece vahim bir strateji hatası vardır.

İkinci nokta: PKK terörü ve Kürt meselesi; Kuzey Irak'ta, Kandil dağında değil, Ankara'nın şu veya bu rakımlı tepelerinde çözümlenebilir. Ankara'da çözüme kavuşturulamazsa Cudi dağında veya Kuzey Irak dağları ve vadilerinde halledilmesi imkansızdır. Bunun içinde önce milli ve haysiyetli bir iktidar kaçınılmazdır.

Üçüncü nokta: Mevcut resmî ideoloji ile Kürt problemi çözüme kavuşturulamaz. Mutlaka köklü bir değişim lazımdır.

Dördüncü nokta: PKK terörünün tozu dumanı içinde "Birilerinin" uyuşturucu ve silâh kaçakçılığı ile milyarlarca dolar vurduğu gerçeğini yüksek sesle dile getirmek zamanı gelmiştir. Bu gerçek yüksek gözardı edilirse çözüm bulunamayacaktır.

Beşinci nokta: Türkiye'de çoğu Türkleşmiş 78 etnik unsur olduğu söyleniyor ve yazılıyor. Böylece kışkırtıcılık ve ayrımcılık körükleniyor. Bu unsurlardan bazıları dış mihrakların tahrikiyle Türklüğü kabul etmiyor. Türkiye'nin siyasî, kültürel, sosyal kimlikle ilgili çimentosu İslâm'dır. Hala İslâm'ı: devlet, ülke, Cumhuriyet için bir tehdit ve tehlike olarak gören zihniyet ağır bastığı müddetçe Kürt meselesi çözümsüz kalacaktır.

Altıncı nokta: Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki Kürt problemi bir "made in Israel and USA" fabrikasyonudur. Türkiye, dış siyaset bakımından ABD ve İsrail'e bağımlı ve mahkûm kaldığı müddetçe bu mesele halledilmez, daha da kaotik ve kritik ortamlara taşınır.

Yedinci nokta: Türkiye'nin sadece Kürt meselesinde değil, genel olarak bir millî uzlaşma, sosyal barış hamlesine ve devrimine ihtiyacı vardır. Böyle bir hamle ve devrimi bugünkü statükocu zihniyetin AKP gibi hükümetlerin ve sağcı-solcu işbirlikçilerin yapmasını beklemek saflıktır.

Sekizinci nokta: Güneydoğu sorunları dahil bütün krizler konusunda devleti, ülkeyi, halkı korumak, bütünlüğü sağlamak, yıkımın ve çöküşün esaretinden kurtulmalıdır.

Dokuzuncu nokta: Dünyanın en güçlü devleti ABD Irak bataklığında çırpınmaktadır.

Onuncu nokta: PKK sorunlarını ve Türkiye'nin sıkıntılarını, öyle sıradan, politikacılar, küçük kafalar, şartlanmış kişiler ve kurumlar çözemez. Bu işi halletmek için tarih çapında bir deha acil bir ihtiyaçtır.

On birinci nokta: Hem masonik ideoloji korunacak, hem İslâm bir tehlike ve tehdit olarak algılanacak, hem de PKK ve diğer krizler çözüme kavuşturulacak... Böyle bir şeyi mümkün ve muhtemel görmek saflıktır.[3]







[1] (Londra'da Arapça Yayımlanan Kuds Ül Arabi Gazetesi, Genel Yayın Yönetmeni, 11 Haziran 2007) Radikal

[2] 17.06.2007 / Abdülkadir Özkan / Milli Gazete

[3] 17.06.2007 / Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Bunca Mağduriyet, YENİ BİR DARBEYE MAZERET OLUŞTURMAZ MIYDI?
Yürütülen FETÖ operasyonlarında, fırsatçıların iftira silahı, mağdurların ahını artırmakta, giderek...
Devami
AKP "ERDEMLİLER" HAREKETİ Mİ YOKSA DEĞERLER VE DENGELER TAHRİPÇİSİ Mİ?
  Değerli Elazığlılar, AKP'den Ömer Serdar'ı Milletvekili mi, yoksa tehditçi ve...
Devami
ANAYASA MAHKEMESİNİN TARİHİ GÖREVİ!
  Laçin ilçesi Narlı beldesinde, okula türbanıyla giden bir öğretmenle...
Devami
AYIN AYNASI
  İSRAİL ÖZÜR DİLE! Dünya medyasında da yer alan 'Kuzey Irak'ta...
Devami
AKDENİZ KIZIŞIYOR, TARİHİ HESAPLAŞMA YAKLAŞIYOR!
Yahudi Lobilerinin güdümündeki ABD ve Siyonist İsrail, Malatya’ya yerleştirdiği Füze...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4079

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR