Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 
2013 - AĞUSTOS 2013

 

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Barzani’ye biat sunmaya ve Irak’tan koparılan Kürdistan’a fiili resmiyet kazandırmaya yönelik Erbil ziyaretinde: “PKK ile girişilen barış süreci için, Kürtlerin tatmin, Türklerin ise ikna edilmesi” gerektiğini söylüyor ve baklayı ağzından çıkarıyordu. Böylece birçoğu Sabataist-Mason kökenli ve resmen KCK’li, gerisi de Cemaatçi ve İslamcı geçinen AKP hizmetçisi olan “Akil Adam”ların ne maksatla oluşturulduğunu da itiraf ediyordu.

Nafiz Can Paker kim oluyordu?

Doğu Anadolu Bölgesi Akil Adamlar heyeti başkanı Nafiz Can Paker 1942 İstanbul doğumludur. Mesleği makine mühendisi, yönetici ve sivil toplumcudur. Can Paker, sırasıyla Robert Koleji, Berlin Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Columbia Üniversitesi'nde okumuş, Yıldız Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi'nde lisansüstü ve doktora talebesi olmuştur.

TÜSİAD, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, TESEV gibi genellikle Sabataist (Yahudi dönmeleri)nin güdümündeki ve Masonların denetimindeki birçok sivil toplum kuruluşunun yönetiminde yer alıyordu.. Robert Kolej Mütevelli Heyeti, Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti, ENKA Okulları Danışma Kurulu üyeliği gibi görevler üstleniyordu. Ayrıca Yahudi spekülatör George Soros tarafından kurulan Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışma Kurulu üyeleri arasında bulunuyor ve danışma kurulu başkanlığı yapıyordu.

Can Paker uzun yıllardır politika ile ilgileniyor, bir dönem Deniz Baykal’ın danışmanlık görevini de üsleniyordu. Politik olarak liberal-demokrat çizgide olduğu biliniyordu. Can Paker; Sabataist ailelerin kurduğu Şişli Terakki Lisesi Yönetim Kurulu üyesi olan kuzeni Lütfü Paker’in kız kardeşi Mihriban Paker ile evli bulunuyordu. Mehmet Barlas'ın gazeteci eşi Mecbure Canan Barlas’ın ağabeyi oluyordu. Ayrıca Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği yapıyordu.

Can Peker’in de içinde bulunduğu TÜSİAD’çılar Erbakan’ın demokratik seçimler ve usullerle kurduğu Refah-Yol’u yıkmaya çalışıyordu

TÜSİAD'ın o süreçteki çıkışı siyaset ve ekonomi dünyasına bomba gibi düşüyor, Refah-Yol'a eleştiri oklarını yönelten rantiyeci ve faizci iş dünyası adeta tek ses oluyordu. TÜSİAD'ın Refah-Yol’a karşı çıkışı, siyaset ve ekonomi dünyasını karıştırırken, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de bu çıkışı aratmayacak bir açıklamaya hazırlanıyordu. Yalım Erez'in eski kalesi TOBB'un İstanbul'da yapılacak Müşterek Konsey Toplantısı büyük önem taşıyordu. Bakanlıktan istifa eden DYP'li milletvekili Yalım Erez'in de katılacağı toplantıda TOBB Başkanı Fuat Miras ve Konsey Başkanları ile Oda Başkanları özellikle Refah-Yol’dan kurtulma çarelerine yoğunlaşıyordu. Bu arada TOBB Başkanı Fuat Miras'ın konuşmasının önemli mesajlar içereceği bekleniyordu. Toplantının aynı zamanda Ankara'da 24 Mayıs'ta yapılacak olan Mali Genel Kurul'a da bir hazırlık niteliği taşıdığı belirtiliyordu.

TÜSİAD Erbakan’a karşı 5’li Çete’nin ruhuydu, Can Peker Lejyonuydu!

TÜSİAD’ın “28 Şubat’ta 5’li çete içinde değildik” iddiasına cevap veren eski MÜSİAD Başkanı ve yeni AKP yandaşı Ömer Bolat “TÜSİAD, 5’li çete ile fotoğraf vermedi ama arkasındaki güçtü, ruhunun içindeydi” diyor ve can alıcı sorular yönetiyordu. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in hükümete yönelik ‘buyurganlık’ sözlerinin ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 28 Şubat sürecinde Refah-Yol hükümetini devirmek için faaliyet gösteren 5’li çetede TÜSİAD’ın da bulunduğunu açıklaması ile başlayan polemikte, TÜSİAD cephesinden ‘Biz 5’li çetede değildik’ açıklaması geliyordu. 28 Şubat döneminde MÜSİAD’ın Genel Sekreterlik görevini yürüten Ömer Bolat ise “TÜSİAD, 5’li çete ile fotoğraf vermedi ama arkasındaki güçtü, ruhunun içindeydi. Refah-Yol’u düşürüp, sonra da ekonomik buhrandan faiz vurgunu yaptılar. TÜSİAD’ın yüzde 98’i Refah-Yol’u düşürmek için 5’li çete ile çalıştı” diyerek, TÜSİAD’ın 5’li çetedeki rolünü şöyle anlatıyordu:

“O günleri, çok iyi hatırlıyorum. MÜSİAD’da genel sekterdim. TÜSİAD, Refah-Yol’dan mutsuz, düşürülmesinden memnun bir pozisyondaydı. Bu, kamuoyuna verdiği görüşlerde yer alıyordu. Ama kendini 5’li çete olarak tanımlayan o zamanki TİSK, TESK, TOBB, TÜRK-İŞ ve DİSK başkanlarından oluşan masada yer almadılar. Almadılar ama çok da iyi biliniyor ki Refah Yol hükümetinin ikinci altı ayında başlayan 28 Şubatçıların çalışmasında TÜSİAD’a bağlı sermaye grupları sahne aldı. Bunu kamuoyu gayet yakından biliyor. TÜSİAD, 5’li çete ile fotoğraf vermedi ama arkasındaki güçtü, ruhunun içindeydi. Hükümeti devirmek için demeçler birbirini kovalıyordu. Hükümetin yanlış yolda olduğu, irticanın güçlendiği gibi politik demeçler veriyorlardı. 5’li çetenin tüm açıklamalarına paralel bir seyir izledi TÜSİAD. 5’li çetenin içinde olmayıp, onlara destek verme konusunda bir taktikleri vardı bunu da çok iyi icra ettiler. Büyük sermaye grupları ve bankalar TÜSİAD’a bağlı idi. Onlar faiz lobisinin üyesiydi. Refah-Yol’dan sonra, Türkiye büyük bir ekonomik enkaza dönüştü. Bunun kaymağını da TÜSİAD’a bağlı olan büyük sermaye grupları faiz ile yediler. Refah-Yol’u düşürüp, sonra da ekonomik buhrandan faiz vurgunu yaptılar. TÜSİAD’ın yüzde 98’i Refah-Yol’u düşürmek için 5’li çete ile çalıştı ve Erbakan karşıtı mitinglerin finansmanını sağladı.”

Erdoğan 28 Şubat’ın ve TÜSİAD’ın hedeflerine hizmet ediyordu!

Başbakan Erdoğan 28 Şubat 2012 Meclis Grup konuşmasında kademeli eğitime karşı çıkan TÜSİAD'ı çok sert sözlerle eleştiriyor ve "TÜSİAD geçmişte bir İmam Hatip Raporu hazırlattı. Hazırlayanın ismini vermek istemiyorum. İmam Hatip Okullarının orta kısımları bu rapordan sonra kapatıldı." Diye çıkışıyordu. Hayret aynı TÜSİAD’çılardan Can Peker bugün AKP’nin Akil Adamları Doğu Anadolu başkanlığına getiriliyordu.

Kısa adı TÜSİAD olan Türkiye Sanayici ve işadamları Derneği'nin "Türkiye'de Eğitim" raporu, eski Talim Terbiye Kurul başkanlarından ve Turgut Sunalp'in Milliyetçi Demokrasi Partisi kurucularından Zekai Baloğlu tarafından hazırlanıyordu. 248 sayfalık, hiçbir masraftan kaçınılmadan yayınlanan raporun, en önemli özelliği, İmam-Hatip Okullarının kökünü kurutmaya yönelik girişimleri oluyordu.

Raporu hazırlayıp yayınlayanlar, sanki geniş bir tartışmaya konu olsun diye bütün mizanseni planlıyordu. Raporun kamuoyuna takdimi için Cumhurbaşkanı Demirel’in de davet edildiği bir toplantı düzenleniyordu. Peki, rapor neyi söylüyordu? Sonradan TÜSİAD'cılar savunmaya geçip "Rapor sadece İmam-Hatip konusunu işlemiyordu" demelerine rağmen, raporun iskeletini "Eğitimde Birlik" konusu çerçevesinde İmam-Hatipler konusu oluşturuyordu. Raporun başından sonuna İmam-Hatip konusu serpiştirilmişti.(s.9,s.117,s.132,s.175) Raporda işlenen tez, yeni, orijinal değildi, bir süredir belirli merkezler aynı temayı işliyordu. Hatta konu, Amerikan raporlarına geçmişti. Ana başlıklar halinde şunlar söyleniyordu:

• İmam-Hatiplerin sayısı, Türkiye'deki din adamı ihtiyacından fazladır.

• İmam-Hatiplerin genel öğretim kurumu haline dönüşmesi sakıncalıdır.

• İmam-Hatip mezunları, meslekî alana değil, her üniversiteye yönelmekte ve buralarda bir İmam-Hatipli birikimi oluşmaktadır.

• Din eğitimi kaynaklı kişilerin devletin değişik kademelerinde yönetici olarak yer alması, laik yönetim ilkesine aykırıdır.

• İmam-Hatiplerin sayılarının artması ve her üniversiteye gidebilmeleri, eğitimde birlik ilkesini bozmaktadır.

Raporda bu tespitlerin peşinden, bunlara uygun teklifler geliyordu. Tekliflerin özü, İmam-Hatip neslinin kökünü kazımaya yönelikti ve şunlar isteniyordu:

• İmam-Hatiplerin okul ve öğrenci sayısı "din görevlisi ihtiyacı"na göre sınırlandırılmalıdır.

• İmam-Hatip mezunları sadece ilahiyat Fakültelerine alınmalı ve diğer fakültelere girmeleri yasaklanmalıdır.

• Halkın İmam-Hatip binası ve Kur'an Kursu yapımının sınırlandırılması ve buralara yönelik yardımların doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı'na yapılması şarttır. Şu anda yapılan binaların da Milli Eğitim Bakanlığına devri sağlanmalıdır.

• İmam-Hatip liselerinin orta kısımları kapatılmalı, bu okullara 8 yıllık İlk Öğretim Okullarından sonra öğrenci alınmalıdır

• Kur'an Kurslarının gündüzlü kurslar haline dönüştürülmesi ve 8 yıllık temel eğitime gitmeyen öğrencilerin bu kurslara alınmaması lazımdır.

• Yatılı Kur'an Kurslarının öğrenci yurdu olarak kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığına devri şarttır.

• Yönetim ve Öğretim personelinin laik eğitimden gelen kişilere verilmesi, yani eğitim ve öğretim kademelerinde görevli bulunan imam-Hatip çıkışlı yöneticilerin değiştirilmesi lazımdır.

İşte en temel insan haklarından sayılan din eğitimine ve İslam’ı öğreten İmam Hatiplere böylesine kindar olan TÜSİAD’çılar bugün AKP iktidarıyla ve bir zamanlar kendilerini eleştiren Recep Erdoğan’la birlikte “PKK ile uzlaşma sürecini ve Güneydoğu’muzda Özerk Kürdistan oluşturma girişimlerini” birlikte yürütüyor ve TÜSİAD’çı ve TESEV’ci Can Peker, Akil Adamlar’ın Doğu heyeti başkanı seçiliyordu. Bu çoğu Sabataist (Yahudi Dönmeleri)nin, İslam Dinine ve Erbakan hareketine derin kinleriyle bilinen kesimlerin şimdi Kürt açılımını hararetle desteklemeleri elbette kafa karıştırıyordu.

28 Şubatçı Paşalar TÜSİAD’ın ve ABD’li Yahudi odakların suç ortağı yapılıyordu!

Ertuğrul Özkök 28 Şubat'ın onuncu yıldönümünde, 28 Şubat 2007'de kaleme aldığı "İmzam hâlâ aynı yerde" başlıklı yazısında "Belki onuncu kez yazıyorum. 28 Şubat sürecinde yazdığım her yazının altındaki imzam aynen duruyor" diyen, "28 Şubat, Türkiye demokrasisinin gerçek bir balans ayarıdır" sözüyle ilkel bir darbeyi "demokrasiye balans ayarı" olarak pazarlarken yüzü zerre kadar kızarmıyordu.[1] 

Bundan beş sene önce "Bugün 28 Şubat'ın 10'uncu yıldönümü... 28 Şubat'ta devletin çeşitli kademelerinde görev yapmış kişilerde müthiş bir 'pişmanlık' havası var. Yer gök 'itirafçı' dolmuş. O günlerde kraldan fazla kralcılık yapanlar, şimdi eski kralların üzerinde trampet çalıyor. Eğlenceli bir karakter resmigeçidi seyrediyoruz. Bu yaygaraya bakınca şöyle bir hisse kapılıyorum. Galiba 28 Şubat'ı destekleyen tek ben kaldım" diyen Özkök, 28 Şubat'ın 15'inci yıldönümünde, Mehmet Ali Birand'ın "Son Darbe: 28 Şubat" belgeseli vesilesiyle çeşitli itiraflarda bulunuyor, pişmanlık havasında olmasa da Özkök de itirafçı olmuş gibi davranıyor, böylece "1000 sene sürecek" denilen 28 Şubat, 15'nci senesinde son destekçisini de yitirmiş oluyordu. Destekçilerini kaybetse de 28 Şubat’ın toplumun önemli bir kesiminde açtığı derin yaralar hala kanıyordu ve 28 Şubat’ın en acı meyvesi AKP iktidarı oluyordu!

28 Şubat Süreci'nin arkasındaki Sabataist-Mason Cunta’nın ve TÜSİAD’çıların, kabaca birkaç hedefi vardı: Bir, Refah-Yol iktidarıyla geçici olarak ellerinden kaçırdıkları sömürü saltanatını geri almak... İki, Susurluk'ta meydana gelen kazayla ortaya çıkan, kendilerinin de parçası oldukları devlet içindeki kirliliği, karanlık ilişkileri örtbas edip saklamak. Üç, Refah-Yol Hükümeti döneminde devletin kasasında toplanan paraları kendi kasalarına aktarmak... (Detaylara girilirse, sürecin arkasındaki güç olan TÜSiAD ve ona destek verenlerin başka kazançları olduğu da görülecektir şüphesiz).

Etkisi hala da atlatılamayan ekonomideki kırılganlık 28 Şubat'ın mirasıdır. Hükümetlerin IMF’den 1 (bir) milyar dolar borç alabilmek için ecel terleri döktükleri bir dönemde, Erbakan Hoca’nın HAVUZ SİSTEMİ ve milli projelerle rantiye hortumlarını kesip halkı huzura kavuşturduğu Refah-Yol iktidarını düşürenler milletin 100 (yüz) milyar dolardan fazla parasını hortumladılar. 28 Şubat Süreci'nin devam ettiği 2001'deki ekonomik krizdeki kaybı da hesaba katarsak, 28 Şubat'ın millete maliyeti 500 milyar dolardan fazladır.

28 Şubat Süreci'nde Başbakanlığa Atanan M. Yılmaz ilk icraatıyla TÜSiAD'a diyet borcunu ödüyordu.

Refah-Yol'un yıkılmasından sonra Birinci 28 Şubat Hükümeti'ni kurma görevi verilen Mesut Yılmaz, başbakanlık koltuğuna oturmadan soluğu İstanbul'da, "Benim medya organlarım İslamcı koalisyon hükümetine karşı savaş verdi" diyen Aydın Doğan’ın huzurunda almış (Doğan, Yılmaz'ı pijamayla karşılamıştı). 30 Haziran 1997'de başbakanlık koltuğuna oturan Yılmaz, 12 Temmuz 1997'de çıkarttığı bir kararname ile Havuz Sistemi'ni kaldırarak ve borçlanma faizlerini yüzde 70'lerden yüzde 130'lara çıkartarak kendisine başbakanlık hediye eden TÜSİAD’a diyet borcunu ödemiş olmaktaydı. (her iki düzenlemenin de "İrtica" ile ilgili olmadığına dikkatinizi çekerim)!

Mesut Yılmaz'ın, Ankara'da, yanı başındaki Genelkurmay Karargâhı yerine İstanbul'a, TÜSİAD'ı temsilen Aydın Doğan'ın ayağına gitmesi; generaller yerine işadamlarının işine gelecek düzenlemelerle işe başlaması, 28 Şubat'ın arkasındaki gücün asker değil TÜSİAD olduğunu, onları da ABD Yahudi Lobilerinin doldurduğunu açıkça gösteriyordu. Askerler, ülke güvenliğini sağlamak için kendilerine emanet edilen güçten/silahtan ve kullanılmaya elverişli yapılarından dolayı tetikçi olarak kullanılıyordu. Çoğu TÜSİAD üyesi işadamı, 28 Şubat’ın kudretli birçok generallerini daha sonra, hortumlama operasyonlarını engelsiz bir şekilde halletmek için, içini boşaltmayı planladıkları bankaların yönetim kurulu üyeliklerine getiriliyordu. Yani TÜSİAD, cuntacı Paşaları 28 Şubat Süreci'nde sivil hükümete ve halka karşı suç ortağı olarak kullanmakla kalmıyor, hortumlamayı planladığı bankalarda "bekçi başı" olarak da yararlanılıyordu.[2]

Erdoğan’ın Kürt açılımı, aslında TÜSİAD’ın bir atılımıydı! Kürtçeyi resmi eğitim dili, Güneydoğu’ya özerklik”i ilk defa Can Peker’lerin TÜSİAD’ı ve TESEV’i raporlaştırmıştı:

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği 40. kuruluş yıldönümünde, derneğin tarihine geçecek bir toplantı yapıyordu. Gerek eski başkanlardan Cem Boyner'in “İnsan onuru ve insan hakları Türkiye'nin bölünmesinden, devletten daha değerlidir. Türkiye'de İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca okul var, ama Kürtçe okul yok” diye özetleyebileceğimiz çıkışı, gerekse kamuoyuyla paylaşılan yeni anayasa raporu dernek açısından bu “tarihi” nitelikte bulunuyordu. 22 akademisyen ve kanaat önderinin Prof. Ergun Özbudun ve Prof. Turgut Tarhanlı'nın eş koordinatörlüğünde yaptıkları yuvarlak masa toplantılarının sonucu olarak açıklanan rapor, yeni anayasa sürecinde temel ilkeler ve hedefler bağlamında bir dizi öneri içeriyordu. 2007 yılında AKP'nin isteği üzerine bir anayasa taslağı hazırlayan ekibin de başında bulunan Prof. Özbudun, neden TÜSİAD için yapılan çalışmada daha “radikal” bir yaklaşım sergilediklerini yanıtlıyordu.

PKK ve BDP'nin talepleri açısından da önemli bir metin sayılıyordu

TÜSİAD'ın “Yeni Anayasa Yuvarlak Masa Toplantılar Dizisi: Yeni Anayasanın Beş Temel boyutu” başlığı altında yayımlanan metin Türkiye’yi bölme anayasası sürecinde ciddi bir tartışma zemini oluşturuyor, BDP'nin de Kürt sorununun çözümü için telaffuz ettiği önerileri önemli ölçüde karşılıyor, bu bağlamda “demokratik özerklik” talebine kayıtsız kalınmadığı gözleniyordu.

İşte TÜSİAD raporu şu ana başlıklardan oluşuyordu:

• Türk milletine ve milliyetçiliğe atıf yapılmamalıdır.

• Yeni anayasa devlet odaklı değil birey ve insan odaklı bir felsefeyle kaleme alınmalıdır.

• Yeni anayasa milliyetçiliğe vurgu yapmamalı, çoğulcu bir felsefeye sahip olmalı ve farklı kimliklere hak temelli yaklaşmalıdır.

• Vatandaşlık tanımlamasında “Türklük” kavramına yer verilmeden vatandaşlık bağı devletle birey arasındaki anayasal bir ilişki olarak tanımlanmalıdır.

• Anayasa’da "Türk Milleti" veya milliyetçiliğe atıf yapan ifadeler ve etnik çağrışımı olan deyimler çıkarılmalıdır.

• Genelkurmay Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmalıdır.

• Yüksek komuta kademesinde atamalar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin göstereceği belli sayıda aday arasından sivil otorite tarafından yapılmalıdır.

• Yüksek Askeri Şûra'nın sadece ihraçlara ilişkin kararları değil, bütün kararları yargı denetimine açılmalıdır.

• Milli Güvenlik Kurulu anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmalı, yeniden yapılandırılmalıdır. Cumhurbaşkanlığı'nın sembolik bir makam olması gerektiğinden hareketle kurul başbakanın başkanlığında toplanmalıdır.

• Cumhurbaşkanı yetkileri sınırlandırılmalıdır.

• Milletvekilleri ve bazı kamu görevlilerine başörtüsü takma imkânı sağlanmalıdır.

• Yeni anayasa başörtüsü ile ilgili görüş ayrılıklarının çözüme kavuşturulmasında bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Üniversite öğrencilerinin, milletvekillerinin, öğretim üyelerinin ve belli kurallar dâhilinde, kamu görevlilerinin başörtüsü kullanmalarına engel bir gerekçe bulunmamaktadır. Bununla birlikte hâkim, polis, savcı, asker gibi devletin egemenlik yetkisini doğrudan kullanan ve tarafsızlığın öne çıktığı meslekleri icra eden kamu görevlilerinin; çocukların etkiye açık olmaları nedeniyle okul öncesi eğitim, ilk ve orta öğretimde görev yapan eğitimcilerin; reşit olmamaları sebebiyle üniversite öncesi eğitim alan öğrencilerin din veya inancı belli eden simgeler taşıması uygun sayılmamaktadır.

• Siyasi partiler şeriatı (İslami kuralları) ve faşist, ırkçılığı savunamamalıdır!

• Diyanet'te temsil edilmeyenler paralel kuruluşlar oluşturulmalıdır!

• Zorunlu din kültürü ve ahlak dersi kaldırılmalıdır!

• Nüfus kâğıtlarında din hanesi bulunmamalıdır.

• Cemaatler tüzel kişilik kazanmalıdır.

• Atatürk'e saygı sunulmalı, ama ideolojik referans yapılmamalıdır!

• Demokratik özerkliği' kolaylaştıran bölgesel idareler kurulmalıdır.

• Üniter devlet esnetilerek bölgeli (federatif) yapı tartışılmalıdır.

• Ana dilinde eğitim ve öğrenim tedbirleri alınmalıdır!

• (Kürtlere ve başka kökenlere) Kolektif kültürel haklar tanınmalıdır!

• Eşcinsellere de ayrım yapılmamalıdır!

• Memura grev ve bireylere vicdani ret hakkı sağlanmalı (mecburi askerlik kaldırılmalıdır)

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli TÜSİAD’ın bir zamanlar şiddetle karşı çıktıkları başörtüsü istismarı hakkındaki raporuna ilişkin yazılı basın açıklaması yapıyordu:

TÜSİAD isimli kuruluşun başörtüsü sorununun çözümü için başlatılan siyasi süreç hakkındaki değerlendirmelerini içeren 30 Ocak 2008 tarihli açıklaması kendileri bakımından vicdanlarını temizleme telaşı olarak görülmelidir. Söz konusu kuruluşun Türkiye’nin milli çıkarlarını ve milli birliğini ilgilendiren konulardaki duruşu herkesin malumudur. Son on yıl içinde bu kuruluşun demokratikleşme ve Avrupa Birliği normları adına savunduğu görüşler, bu konuda hazırladığı ve sahip çıktığı raporlarda ifadesini bulmuştur. Avrupa Birliği’nin dayatmalarının haklılığını Türk kamuoyuna anlatmayı kendisine misyon edinen bu kuruluşun Kıbrıs, Rum Patrikhanesi’nin statüsü, Heybeliada papaz okulu, cemaat vakıfları, Türk milli kimliği, Türkiye’de azınlık hakları, Kürtçe eğitim, ve Türklük değerlerine hakaret edilmesinin önünü açacak yasal düzenlemeler konularında nerede durduğu kamuoyu sicilinde kayıtlıdır. Aynı kuruluşun AKP’nin son beş buçuk yıldır izlediği ve bugün Türkiye’yi bir bataklığa sürükleyen ekonomik politikalarının en hararetli destekçisi olduğu; Türkiye’nin bölünme modelleri ve parçalanma reçetelerinin çağdaşlaşma adına misyonerliğini yaptığı; Avrupa Birliği hayal yolculuğunda AKP’ye koltuk değneği olmayı içine sindirebildiği ve 22 Temmuz seçimlerinden önce, şimdi şikâyet ettiği sözde ekonomik ve siyasi istikrarın sürmesi gerekçesiyle AKP’yi desteklediğini açıkça ilan ederek taraf olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu gerçekler karşısında, bu kuruluşun “Türkiye’nin Atatürk’ün çağdaş medeniyet seviyesine erişme hedefinin gereği olan, batı normlarını esas alan demokratikleşme sürecinden” dem vurması, sadece tebessümle karşılanabilecektir. Ülkenin ve milletin bekasını şahsi ve kurumsal çıkar hesaplarının üstünde ve önünde tutmak erdemini gösterebilen herkes için Türkiye’nin ortak milli ve manevi değerleri etrafında birleşmek bir vatanseverlik borcudur. Bu alandaki sicili bilinenlerin, bu değerlerle ilişkisi sadece cüzdanlarıyla sınırlı olanların milliyetçilikten, demokrasi üslubu ve sicilinden bahsetmeleri sapla samanı karıştırmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir. Geçmişlerinin, bugünlerine ve sözlerine kefil olması, kişiler için olduğu gibi kurum ve kuruluşlar için de vazgeçilmeyecek bir ahlaki zorunluluk ve şaşmaz bir ciddiyet ve inandırıcılık terazisidir.[3]



[2] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[3] 31.Ocak.2008


Share:Ask!BlinkBits!Blinklist!Blogmarks!BlogRolling!Cannotea!Del.icio.us!Digg!Diigo!DZone!Free and Open Source Software NewsFacebook!Fark!Faves!FeedMeLinks!Furl! GodSurfer!Google!linkaGoGo!Live!Ma.gnolia!Maple!Mister-Wong!Mixx!MyLinkVault!MySpace!Netscape!Netvouz!Newsvine!RawSugar!Reddit!ShoutWire!Simpy!Slashdot!Smarking!
Spurl!Squidoo!StumbleUpon!Swik!Tailrank!Technorati!Wists!



Bu yazarin diger makaleleri

Ahmet Akgül Hocamızdan; HİKMET GONCALARI
v Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol ki,...
Devami
GÖRÜNÜŞTE “İSRAİL’E HAKARET” PALAVRASI GERÇEKTE SİYONİZM’E HİZMET POLİTİKASI
  Erbakan Hocamızın; Siyonistlerin: “Kim, ben mi? Yahu ben hiç Dinime...
Devami
Erdoğan, Fetullah Gülen Kavgasında; KARANLIK ODAKLAR VE FİGÜRANLAR!
  Cemaat-Hükümet kavgasının, kendi irade ve inisiyatifleriyle başlamadığı, bu boğuşmanın daha...
Devami
Cemaat’le Hükümetin “Çıkar Kavgası” Ve SABATAİSTLERİN ORDU KARŞITLIĞI
 Erdoğan ve oğlu arasında 2,5 milyar dolarlık kara parayı “aklama-saklama”...
Devami
ÖZDEMİR İNCE’NİN ERDEMİ!
  Özdemir İnce 19 Şubat 2014 tarihli Aydınlık’ta “Erbakan yaşasaydı sorardım”...
Devami
MİLLİ DEĞİŞİMİN AYAK SESLERİ VE ALT YAPISI
  Sn. Recep T. Erdoğan’la Fetullahçılar arasındaki makam ve menfaat savaşının...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 647

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yorumlar