Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3627
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta34992
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay25115
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16799470

IP'niz: 34.201.3.10
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12199314

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KUTSAL DEVLET Mİ, SOSYAL DEVLET Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Her şeyin mutlak yaratıcısı ve Rabbi olan Cenabı Hak, gezegenlerden atom zerrelerine, beyin hücrelerinden sinir sistemine kadar, bütün âlemlerin ve hadiselerin tek ve gerçek hâkimidir. Her konuda en doğru ve değişmez kuralları bilen ve gönderen de Allah’ın kendisidir… Ancak, imtihan gereği, istedikleri sistemi tercih ve tatbik etmek fırsatını insanlara vermektedir. “Biz, (zafer ve hâkimiyet) dönemlerini insanlar arasında dolaştırıp dururuz”[1] ayeti bu duruma işaret etmektedir. Ve Hz. Musa’ya iman eden sihirbazların, Firavunun tehdidine karşı “Hükmün ne ise (ve elinden ne gelirse) yürüt... Zira senin hükmün sadece bu dünya hayatında geçerlidir”[2] ayeti de hâkimiyetin, zahirde ve belli bir sürede insanlara verilebileceğini göstermektedir.

Öyle ise bu anlamda “Hâkimiyet Milletindir” sözü yerindedir. “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz” hadisi şerifi de, “kendi iradenizle tercih ettiğiniz, istikamet ve gayretinizle liyakat kesbettiğiniz yönetim biçimine ulaşırsınız”, mealindedir.

Sistemleri ilahi ve beşeri diye ayırmak ise münasip değildir. Zira bütün sistemler birer insan olan ilim adamlarının içtihat ürünü oldukları için, hepsi “beşeri”dir. Ne var ki, mesela Hanefi fıkhı, dayanağı vahiy ve akıl olan bir beşeri sistemdir. Ama kapitalist veya sosyalist bir sistem, dayanağı nefis ve akıl olan bir beşeri sistemdir. Devlet ise bir ülkede yaşayan insanların ortak nefsi ve iradesi yerindedir. Bu nedenle, “millet devlet için değil, devlet millet için vardır” felsefesi güdülmelidir. Öyle ise, “kutsal devlet” değil, “adil ve sosyal devlet” düşüncesi önemlidir. Gardiyan devlet yerine, garson devlet prensipleri yürütülmelidir. Despotik bir Kanun devleti değil, demokratik bir hukuk devleti gerekli ve geçerlidir.

Dünya tarihi boyunca her türlü insan topluluğunda olsun, çeşitli kültür ve inanç olgusunda olsun, mutlaka devlete veya onun fonksiyonunu görecek bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmuştur. Devleti oluşturan bu ihtiyaçları ise üç ana başlıkta toplamak mümkündür.

1- Hukuk ve Adalet: Sınırları belirli aynı coğrafyayı paylaşan topluluğun, temel inanç ve ahlak anlayışına ve genel ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanmış, yazılı ve yazısız yasa kurallarının belirlenmesi ve yürütülmesi.

2- Hürriyet ve Emniyet: Dış tehditlere karşı ülkeyi savunmak için ordu, iç güvenliği sağlamak ve kanunları uygulamak üzere ise polis teşkilatının kurulması ve güçlendirilmesi.

3- Hükümet ve Siyaset: a- Toplumsal bir uzlaşma ve milletle devlet arasındaki anlaşma metinleri olan anayasaları ve kanunları yürütmek, b- iç ve dış sorunları çözecek proje ve stratejileri üretmek, c- kalkınma ve refahı artırma hamlelerine girişmek amacıyla sorumlu ve salahiyetli bir idari mekanizmanın belirlenmesi. Bu üç temel ihtiyaç ne tarım toplumunda, ne sanayi toplumunda ve ne de bilgisayar toplumunda asla değişmemiştir. Farklı dinlerin, farklı kavimlerin ve farklı ideolojilerin oluşturduğu devlet modellerinde de bu üç ihtiyaç yine değişmeyecektir.

Herhangi bir devletin bu temel ihtiyaçları karşılamak ve asli fonksiyonlarını uygulamak için de iki önemli kaynağı ve dayanağı vardır.

Birincisi: farklı kabiliyet ve marifetlere sahip nüfus potansiyelini ve insan mozaiğini;

a) Hem ahlaki ve psikolojik yönden,

b) Hem de fiziki ve teknolojik yönden eğitmek, yetiştirmek ve değerlendirmek.

İkincisi de: Çağın ihtiyaçlarına ve standartlarına uygun ekonomik şartları hazırlayacak zirai ve sınaî kalkınmayla ilgili metot ve modelleri geliştirmek, yani Maddi ve mali kapasitesini yeterli hale getirmek.

Vatandaşlarının ahlaki değerleri yozlaştırılmış ve sefalete maruz bırakılmış, ekonomik kaynakları da sömürülmeye başlanmış bir devlet, bu üç önemli fonksiyonu yürütemez hale gelir. Artık o devlet, dış güçlerin gizli sömürgesidir. Hükümetleri, mason locaları ve sermaye patronları belirler. Demokrasi ve seçim ise, “gizli güçlerce tayin edilen yerli sömürge valilerini, millete onaylatma” hilesidir.

Ordu; Sömürü rejiminin nöbetçileri, polis ise mafya maliyesinin bekçileri konumuna getirilir. Gayri milli eğitim sistemi, tek tip ve demokrat köleler yetiştirir. Modern usullerle öğretilen bazı maddi bilgiler de sadece bencilliği ve beleşçiliği pekiştirir. Kendi ülkesinde teknik üniversite bitirmiş, Amerika’da, Avrupa’da uzmanlık eğitiminden geçirilmiş, ama milli haysiyeti ve ahlaki hususiyetleri körletilmiş insanların ne türlü soygunlara ve soysuzluklara girişebildikleri herkesçe bilinen bir gerçektir.

Masonik merkezler tarafından empoze edilen mukaddes ve muhalefet edilmez ideolojiler, ilke ve inkılâplar.. Uydurulan ve topluma dayatılan yeni tanrılar ve tabular sayesinde, korkunç bir sermaye diktatörlüğü hüküm sürmektedir. Cahiliye Arapları yaptıkları putları para karşılığı sattıkları ve hatta acıkınca hamurdan yaptıkları bu putları yiyip yuttukları gibi, günümüz müşrikleri ve münafıkları da, her türlü haksızlık ve ahlaksızlıklarını, putlarının heykeline ve hatırasına sığınarak yürütmektedir. Milli ve yerli düşüncenin, yeniden onur ve özgürlük ortamını gerçekleştirmek gayesi ve gayretiyle;

1- Önce ahlak ve maneviyat,

2- Sonra mutlaka sanayi, teknoloji ve yaygın kalkınma diyerek yola çıkması işte bu yüzdendir ve milli (imani ve insani) değerleri yeniden diriltmek ve devletin dengelerini düzeltmek içindir.

Sömürge çiftliğindeki demokrat kölelerinin uyanmasından ve rantiye hortumlarının koparılmasından endişe eden sermaye baronları ve bunların kâhyası olan yazarlar, yorumcular, bürokratlar, din istismarcıları, devletine ihanet eden siyasi satılıklar, bazı sivil ve askeri kiralıklar, bu şerefli direniş ve diriliş hareketini ve onun liderini ve sadık takipçilerini sindirmek ve tesirsiz hale getirmek için her türlü hileyi ve hıyaneti denerler... Ama çetin ve çetrefilli bir mücadele sonucu yenilir ve devrilirler! Çünkü imani ve ahlaki hüviyetini ve insani haysiyetini henüz tamamen yitirmemiş olan her sınıf ve seviyeden halk tabakaları, adım adım bu kurtuluş hareketine katılır ve kenetleşirler. Sade vatandaşından seçkin aydınına, sivil memurundan asker komutanına, emekli ve köylüsünden iş adamına ve öğrenci kesiminden ilim erbabına kadar herkes, bu asil ve adil çağrıya er-geç kulak verir, kabullenir, silkinir ve dirilirler. O zaman devlet yeniden devlet olur, hükümet mahkûmiyetten kurtulur. Yeni bir dünya ve yeni bir medeniyet kurulur.

Ama ne var ki, elbette zahmetsiz rahmet, külfetsiz nimet, feragatsiz fazilet, imansız ve ibadetsiz cennet olmayacağı gibi, gayretsiz ganimet, hizmetsiz hürriyet ve siyasetsiz de hükümet asla olmayacaktır. Bu bakımdan toplumun ve özellikle şuurlu ve sorumlu bir grubun, huzur ve emniyete kavuşmak ve insanları refah ve selamete ulaştırmak üzere mutlaka bir bedel ödemesi ve çok ciddi bir gayret göstermesi kaçınılmazdır.

İslamcı diye partileri dışlanan... İrticacı diye şirketleri suçlanan… Çağdışı diye mektepleri kapatılmaya çalışılan bir toplum!.. Sokak soytarılarının bikinisine karışılmadığı halde karısının kızının başörtüsüne el uzatılan... Papazın pelerinine, hahamın fötrüne ve smokinine selam çakıldığı halde dedesinin sarığına hocasının cübbesine kem gözle bakılan bir toplum! Mason locaları ve fuhuş yuvaları kollanırken edep ve irfan ocakları yasaklanan… Hıyanet merkezi yabancı okullar çoğalırken, Kur’an kursları kapatılan bir toplum! Ve sonunda, nice yıldır bütün devlet imkânlarının bir avuç dönmeye ve mason dürzüye peşkeş çekildiğini… Alın terinin ve emeğinin sömürülerek kanının emildiğini.. Temel insan hak ve hürriyetlerinin gasp edildiğini… Ve özetle “hem sırtına binildiğini hem namusunun kirletildiğini” fark edip uyanan bir toplum... Şayet dirayetli ve ferasetli bir lidere sahipse, meşru zeminlerden yürüyerek mutlu neticeye ve milli hükümete yönelecek ve bir sandık ihtilaliyle yönetimi ele geçirecektir.

Böyle bir lidere ve organizeye sahip olmayan ezilmiş ve ezildiğini fark etmiş topluluklar ise, içlerinde biriken kin ve nefreti intikam ateşiyle isyana dönüştürecek, çok kan dökülecek, her şey tahrip edilecek, ama sonunda yine dikta rejimleri ve vatan hainleri mutlaka def edilecektir.

Öyle ise, sabır taşı çatlama noktasına varmış Müslüman ve mazlum bir toplumun, mağdur ve mahkûm bir grubun, böylesine olumlu ve onurlu bir lidere ve sadık takipçilerine, şuurlu ve huzurlu bir harekete ve sağlam ekiplere sahip bulunması, hem ezilenler hem de zulmedenler açısından büyük bir şans kabul edilmeli ve kıymeti bilinmelidir. Tutundukları dalı kesmeye ve içinde bulundukları gemiyi delmeye kimse yeltenmemelidir!

Siyaset bilimciler tarafından akılcı, kalıcı ve kucaklayıcı bir iktidarı kurmak ve korumak için üç önemli unsur öngörülmektedir:

1- Otorite: İç ve dış güvenliği sağlayacak, caydırıcılık özelliği olan bir ordu ve polis gücüne sahip olmak elzemdir.

2- Organize: İş çevrelerinden bürokrasiye, medyadan maarife kadar her sahada emin ve ehil elemanları ve ekipmanları oluşturmak ve kadrolaştırmak da elbette gereklidir.

3- Ortak İrade: Hükümetle halkın aynı inanç ve idealler etrafında anlaşıp kaynaşması da iktidarını devamlı kılmak için kaçınılmaz bir ilkedir.

Halkının huzur ve hürriyetini sağlayacak, ekonomik, demokratik, sosyolojik ve psikolojik tedbirleri alamayan hükümetlerin ve bunların dayandıkları rejimlerin, sonunda yozlaşıp yıkılacağı ve sadece asker ve polis gücüyle iktidarların devamlı kılınamayacağı bir gerçektir.

Halkı demokratik köleler durumundan çıkarmak ve gerçekte “mason diktatörlüğü” olan bugünkü zulüm ve sömürü rejimlerinden kurtarmak ve toplumu hürriyet kılıflı esaretten uzaklaştırıp gerçek insanlık onuruna kavuşturmak için de yukarıda saydığımız bu üç unsur mutlaka ele geçirilmelidir.

Yani önce “ordu” meselesi halledilmeli, Milli şuuru benimseyen vatanperver generaller disiplinize edilmelidir. Sonra basından bürokrasiye, iş çevrelerinden siyasetçilere kadar etkili ve yetkili kesimlerden size bağlı ve de bağımlı birimler hazır hale getirilmelidir. Bunlar da yetmez. Halkın çoğunluğunun da sizi haklı görecek, güvenecek ve destekleyecek bir konuma gelmesi gerekir.

Türkiye'mizde Milli hareketin, ilk iki unsuru, yani “otorite ve organize” meselesini hallettiklerini, uzun yıllar özenle ve özveriyle bu konularda önemli mesafeler kat ettiklerini biliyoruz.

Ancak, demek ki, halkımızın da bu köle rejiminin, sağcı ve solcu aktörlerin ve asıl perde arkasındaki Siyonist rejisörlerin gerçek yüzünü görmesi için, biraz daha sıkıntı çekmesi ve iyice nefret etmesi gerekmektedir. Zira “(işsizlik, fakirlik, geçim sıkıntısı ve çaresizlik gibi) yoksulluklar ve (anarşi ve ahlaksızlık gibi) sıkıntılarla iyice sarsılmadan ve gaflet içindeki inananların” “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek? İslam’ın adalet düzenine ne zaman geçilecek?”diye yalvarmadıkça batıldan hakka dönmeleri gecikecektir. Ve sonunda mevcut düzenin ve mason yöneticilerin hainliğini ve dengesizliğini görüp hakka yöneldikten sonra da Allah’ın nusreti yakında tecelli edecek ve Milli İrade iktidara yürüyecektir.

İşte bu hikmetin gereği olarak batıl dördüzlerin son bir müddet daha hükümette kalması ve halkın da rejimin rezaletini ve sefaletini iyice tatması takdir edilmiş, böylece despotik düzen tamamen iflasa sürüklenmiş ve sonunda halk Rahmani düşünceleri ve Adil Düzeni özler hale getirilmiştir.

Ve şimdi artık adım adım saadet medeniyetine doğru yol alınmaktadır. Ve unutulmasın ki karanlığın en koyu olduğu zaman, sabaha en yakın olduğu zamandır. Ve tabi sular iyice bulanmadan durulmayacaktır. Yani, Rahmani güçlerle şeytani güçlerin kapışması kaçınılmazdır. Ve tarihi hesaplaşma yakındır. Evet, belki Amerika’nın elinde her birisi 6 milyar dolarlık dev uçak gemileri vardır. Ama birilerinin elinde bin kilometrede hedefinden ancak bir iki metre sapan ve düşman radarlarına yakalanmayan ve sadece bir milyon dolara mal olan “güdümlü füze”lerden bulunursa, Amerika tek bir uçak gemisini yerinden kaldıramayacaktır!?

Ve, yakında tağutların taşlandığına şahit olacaksınız!.. Tabuların parçalandığı bayramlar yaşayacaksınız! Umutların nasıl da böylesine canlandığına şaşacaksınız..! Bizim inancımızın onların Tanrılarından üstün ve güçlü olduğunu yakinen anlayacaksınız..! Barış ve bereket medeniyetimizin, onların zulüm düzenlerini bir kâğıt gibi nasıl yırttığına ve tarihin çöplüğüne attığına hayran kalacak ve yeryüzünde hükümran olacaksınız..! Daha şimdiden heyecanlanıyorum ve mutluluktan uçuyorum!.. Sakın beni edebiyat yapmakla ve hayalperest olmakla suçlamayın! Aman dikkatli olun ve Allah’a karşı edepli bulunun.. Zira ben hayal görmüyorum, sadece Kur’an’ın müjdesini haykırıyorum! Kehanette bulunmuyorum, sadece kâinatın efendisinin sözlerini aktarıyorum ve sadece inanıyorum, güveniyorum ve bekliyorum.

“Eğer siz gökleri gezip, dünyanın üzerinde duran ışıklı çadırları görebilseydiniz!...

Ve o çadırların gizemli ve görkemli hayatına girebilseydiniz!

O zaman Kaderin “Küllü şey’in kadir”e bağlı olduğunu bilir, atom başlıklı füzeleri kuvvet ve kıyamet sebebi görmezdiniz!..

Ve eğer “boşluk” olduğunu zannettiğiniz o sırlı ve gizemli göklerin dünyadaki “gizli iktidarı”nı sezebilseydiniz. Kâinatın o eşsiz mimarına titreyerek secde eder ve kendinizden geçerdiniz!”

Ve o ezeli takdir programının, mehdiyet asrıyla ilgili taksimatını Kur’an dürbünüyle gönül ekranında okuyabilseydiniz, şeytanın en azim saltanatı olan Siyonizm’in yıkılışını ve Rahmanın en kâmil hâkimiyetinin temellerinin atılışını fark ederdiniz..! Evet, kan, zulüm ve gözyaşı üzerine kurulan, mazlumların alın terini ve emeğini sömürerek kuduran Siyonizm’in ve İsrail güdümünde bulunan Amerika ve Avrupa ülkelerindeki zalim yönetimlerin “cezaen vifaka- suçlarına muvafık ve münasip ceza” olarak, artık mutlu sona yaklaşan Hak-Batıl mücadelesinde yenilip dağılmaları ve kendi akıttıkları kanların içerisinde boğulmaları kaçınılmazdır. Zira, kan üzerine kurulan, sonunda kanla yıkılacaktır!,

Elbette Filistinlilerin ahu figanı, Suriyelilerin acı feryadı, Iraklıların çaresiz duaları ve Afrikalının açlık çığlıkları, Yahudi Siyonistlerin ve Hıristiyan emperyalistlerin sonunu hazırlayacak ve “Aziz-ün züntikam” olan Allah (C.C.) mazlumların intikamını zalimlerden mutlaka alacaktır. Ve mutlak hükümdarın yeryüzündeki halifesi olan mü’min insanın eliyle, insi şeytanların şatosu yıkılacak ve masonluğun soysuz ve sorumsuz saltanatı parçalanmış olacaktır!

Haksızlık ve ahlaksızlık düzenlerinin yıkılacağını sezen bazı kesimlerin “Laiklik, demokrasi, çağdaşlık elden gidiyor!” zırvalarına da kulak asmamalıdır. Çünkü, bunlar Laiklik diye din düşmanlığı, çağdaşlık diye sosyete soytarılığı, demokrasi diye “sahtekârlık saltanatı” yapmaktadır.

Evet, gerçekte mason diktatörlüğü olan “güdümlü ve göstermelik demokrasi”lerin, gözden kaçan çok önemli bir özelliği daha vardır: Bu sistemin çarkları öylesine ayarlanmıştır ki, çeşitli eleme ve denemelerden sonra, insanların ahlaken ve vicdanen en kötülerini seçip, en üste çıkarmakta iyi ve istikametli kimseler ise, devamlı altta kalmaktadır.

Milli devlet düzenleri ise, kendi asil ve adil yapısı nedeniyle, insanları öylesine eğitir ve eler ki, sonunda en layık ve sadık olanlar en üste çıkar. Kötüler ve kalleşler ise hep alta düşer!..

Buna rağmen, bazı istisnai durumlara da rastlanmakta, mesela birkaç asırda bir, batı tipi demokratik sistem içindeki “çarpıtıcı ve çürüğe çıkartıcı” çarklardan, sağlam kalarak geçebilen ve kendi asaletini yitirmeden devletin en üst makamlarına çıkabilen çok yüksek karakterli ve deha çapında kabiliyetli ender şahsiyetlere de rastlanmaktadır.

Normalde ise, eğer masonik merkezli demokrasilerde, insanların ayarını ve değerini öğrenmek istiyorsanız, onların işgal ettikleri makam ve mevkiye dikkat etmeniz kâfidir. Yani, ister siyaset ve bürokraside olsun, ister sanat ve şöhrette olsun, ister ticaret ve servette olsun, etiketleri; yani “masonluk dereceleri” ne kadar yüksek ise, gerçek tiyniyetleri de o denli alçaktır! “İstisnalar kaideyi bozmaz. Hüküm ekseriyete göre verilir” ölçüsü unutulmadan, siyaset, sanat, ticaret ve memuriyet hayatında bozulmadan sağlam kalabilmiş insanlarımız elbette bu genellemenin dışındadır.

Bakınız, ağzı ve ahlakı bozuk birileri, basit ve bayağı bir Bilderberg ajanı iken, şayet koca bir ülkeye sadrazam yapılıyor, ama o makamda talan ve tahribattan başka bir işe yaramıyorsa!.. Hakikat nizamında, cuma kayyumu (cami bakıcısı) bile olamayacak bazı kart masonlar, bir ülkenin en yüksek yerlerinde oturuyorsa!?.. Birileri İstanbul belediyesine şoför bile olamazken, maalesef üniversitelere rektör yapılıyorsa!?.. En sulu soytarılar sanatçı diye alkışlanıyor ve sanat adına dini ve ahlaki değerler dejenere ediliyorsa!.. En sahte solcular ve zavallı donkişotlar, Sosyal demokrat geçiniyor ve “Aman ha İslam geliyor!..” diye tepiniyorsa… İşte orada demokrasi yerine despotizm var demektir!.. İşte orada çağdaşlaşma değil çamurlaşma var demektir!.. Orada batılılaşma yerine barbarlaşma var demektir!..

Ama çok şükür ki şimdi demokrasi barbarlarıyla din baronlarının ortaklaşa yürüttükleri sömürü sisteminin temelleri çökmeğe başlamış ve Milli Görüş’ün mukadder iktidarı şeytanları iyice telaşlandırmıştır. Ve tarihi hesaplaşma başlamıştır!

 


[1] Ali İmran: 140

[2] Taha: 72

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

TÜRK ORDUSU,İSRAİL'İN KORUCUSU MU YAPILACAK?
  Başbakan Recep T. Erdoğan "ateşkes sağlamadan bölgeye birlik yollamayız....
Devami
GENETİĞİ BOZULMUŞ GIDALAR HASTALIK SAÇIYOR
GDO'larda "köleleşme" uyarısı Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal...
Devami
"Tek Kişilik Ordu" ERBAKAN GERÇEĞİ VE SİYONİZMİN CAN ÇEKİŞİ
  Tarihi seçimlere iki gün kalmış.. 19-Temmuz 2007 akşamı Kanal...
Devami
GÖREV SÜRESİ TARTIŞMALARININ İÇ YÜZÜ
  Amaç komuta kademesine toptan müdahale mi? Şemdinli olaylarıyla başlayan...
Devami
Din İstismarcıları ve BÜYÜK İSLAM İNKILÂBI!
Maalesef Allah’ın Dinini, kendi nefsi heves ve hedeflerine alet etmek,...
Devami
İSRAİL; ÇIBANBAŞI
  İSRAİL; ÇIBANBAŞI          Annapolis’te yapılan 'Barış Konferansı' sadece bir aldatmaca oluyordu! Kasım...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 666

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR