Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3684
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta35049
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay25172
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16799527

IP'niz: 34.201.3.10
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12199356

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

RÜ’YALAR, UYARILAR VE SORUMLUKLAR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Cemaat- Hükümet kapışmasında yaşanan seviye ve samimiyet tartışması, Türkiye’mizin sinsice kuşatılması, yeryüzündeki mazlumların ve özellikle Müslümanların çok ağır hakaret ve sefaletlere mahkûm bırakılması ve maalesef insanımızın giderek duyarsızlaşması ve ahlaki dejenerasyona uğratılması karşısında; her bunaldığımızda ve umut ışığı aradığımızda yaptığımız gibi, yine yüce Allah’a (CC) sığınarak, tefaülen Kur’an’ı Kerim’i açıp bir teselli mesajı ararken, Mübarek Fetih suresinin, müjdeli ilk ayetleri karşımıza çıkmıştı. Üstelik farklı zaman ve zeminlerde aynı sığınma ve umut arama girişimi tekrarlandığında, üst üste yine aynı ayetlere rastlanması, dikkatimizi daha da yoğunlaştırmıştı.

Cenabı Hak, ilgili Ayet-i Celile’de şöyle buyurmaktaydı:

“Şüphesiz Biz sana, apaçık bir fetih (ve zafer) verdik. (ve vereceğiz. Böylece) Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üzerindeki nimeti tamamlayıp (seni izzetli ve faziletli yapsın) ve seni sıratı müstakime ulaştırsın. (hidayet ve inayetiyle; en haklı, hayırlı ve başarılı sistem ve yöntemlere muvaffak kılsın)(Fetih Suresi: 1 ve 2. ayetleri)

Bu ayeti kerimede, asıl üzerinde duracağımız ve umutlandığımız bölüm: “Liyağfire leke-llahü-Allah seni mağfiret buyuracak!” kısmıydı. Mağfiret, “Ğafere” kökünden, kötülük ve çirkinlikleri kapatıp bağışlama anlamı taşımaktadır. Ğafere: Arapçada “bir nesnenin veya kimsenin, kirden ve dış etkilerden korunacak bir şeyle kaplanması” manasındadır. Bir şeyin veya elbisenin, eskimişlikten veya pislenmişlikten kurtarılıp güzel bir görünüme kavuşturulması için boyanıp cilalanması da “Ğafere” ile anlatılır.

Ve tabi “Ğafur” sıfatı da, Yüce Rabbimizin istediği kulunu, azab ve ikabtan koruma altına alıp bağışlamasıdır. Birilerinden yüz çevirip kendi haline bırakılması anlamında da, Kur’an’ı Kerim’de birkaç yerde kullanılmıştır. Şimdilerde “Kask” denilen, özellikle askerlerin çelik başlıklarına söylenen “Miğfer” kelimesi de bu “Ğafere” kökünden çıkmıştır. Kadınların yağlı ve kirli saçlarını örtmek için kullanılan kalın ve sık dokuma eşarplara da, Arapçada “Ğıfare” tabir olunmaktadır.

Hicri “1435”, insanlık için Fetih ve kurtuluş yılı mı?

“Liyağfire leke-llah” müjdeli ayetinin “ebced” hesabı ise, tam tamına 1435 tutmakta, bunun da içinde bulunduğumuz Hicri yılla denk düşmesi, çok önemli sırları ve muştuları özünde taşımaktadır.

Şöyle ki: “Liyağfire”=1320, “Lekel-lah”=115 toplam:1435 çıkması, tarihi bir işaret ve talihli bir beşaret (müjde) makamındadır.

Tam bu süreçte gördüğümüz bir rüya, hem bizleri uyarma hem de eğitip olgunlaştırma şeklinde yorumlanmıştır.

“Rüyamda; hem trafik karmaşasından kurtulmak, hem de varacağımız yere rahat ve kolay ulaşmak için; dağların, apartmanların ve ırmakların üzerinden havada uçuyorum. Hedefime yaklaştığımda, aşağı doğru süzülüp mecburen insanların üzerinden geçerken, bir anda beni uçar vaziyette görenlerin takdir ve tebrik etmesini umuyorum. Ama hayret, tam aksine insanlar bana: “Yahu sihirbazlık haram değil mi? Niye gösteriş yapıyorsun!” şeklinde sataşmaya başlayınca hem utanıyorum, hem de “insanlardan ilgi ve iltifat beklenmemesi” gerektiğini anlıyorum. Ve, milli çıkarlara sahip çıktığı için masonik medyaya yaranamayan bir Fransız Kralının, yorucu ve uzun çabalar sonucu, su üzerinde yürümeyi başarıp, bunu ispatlamak ve artık aleyhinde yazılıp konuşulmasına engel olmak üzere, marazlı medyayı çağırarak bir göl üzerinde yürüdüğü fıkrayı hatırlıyorum. Gösteri gerçekleşiyor. Ve Kral yarınki manşetleri heyecanla beklerken, yazılanlar onu hayal kırıklığına uğratıyordu; “Çok ayıp, bizim Kralımız yüzme dahi bilmiyor.!?”

Aynı rüyada, yine havada uçarken tarihi yapıları ve manzarası güzel bir yere inmek istiyorum, tam o sırada hemen yanımdan geçen bir trenin altında kalıp kıvranmaya başlıyorum ve sekiz-dokuz yaşlarında küçük bir seyyar satıcı çocuk tarafından kurtarılıyorum.

Derken uçmayı bırakıp yerde yürümeye başlıyorum, ama gideceğim yer hala uzak ve bende hiç para bulunmuyor, bu nedenle işe çıkan bir kamyonetin arkasına gizlice biniyorum. Az ileride bir yere uğrayıp, tekrar hareket edecek olan kamyonetten inip arkasındaki el çantamı almak isterken, birden kalkıp gitmeye başlıyor. Ben artık peşine düşüp çantamı geri alamayacağım diye üzülürken, o çantayı küçük bir süs köpeğinin boynuna takılmış görüp şaşırıyorum. Ancak o da bahçe duvarlarından, sokak aralarından, dar ve dik orman ve ırmak kenarlarından koşup kaçtığı için, yine çantamı kurtaramıyorum. Ve şunu düşünüyorum; Allah-u Taala çok sevdiğimiz ve kıymet verdiğimiz bir şeyi elimizden almak isterse, değil uçak, tren ve kamyon gibi koşarak asla yetişemeyeceğimiz vasıtalarla, hatta küçücük bir köpek gibi basit vesilelerle de bizi mahrum bırakmaya kadirdir ve zahiri sebeplere fazla takılmayıp Mevla’mızın takdir ve taksimine razı olmamız gerekir!

Rabbimiz, hayatımızda ve rüyamızda karşılaştığımız her olaydan ibret almamızı ve hikmet çıkarmamızı kolaylaştırsın. Bizi nefsimizin kuruntu ve heveslerinden ve şeytanın vesveselerinden koruyup kurtarsın. (Amin)

“İnsana bir zarar (ve sıkıntı) dokunduğu zaman (hemen) bize dua edip yalvarmaya başlamaktadır. Sonra ona kendi katımızdan bir nimet (fazilet ve servet) ihsan ettiğimizde (ise): “Bu bana, kesinlikle (kendi) bilgim (beceri ve gayretim) dolayısıyla verildi” (diyerek şımarıp şaşırmaktadır). Halbuki (bütün) bu(nlar) bir fitne (ve imtihan aracı)dır. Velakin (insanların) çoğu bilmiyor (cahil ve gafil davranmaktadır)(Zümer Suresi: 49) ayeti kerimesinin ikaz ve irşadına (uyarı ve olgunlaştırmasına) uygun, şuurlu ve huzurlu davranmamızı kolaylaştırsın (Amin).

 

Osman Eraydın’ın Rüyası / 23.06.2015 / Kocaeli

Rüyamda dağlık ve yerleşim birimi olmayan bir yerde oluyorum ve yanımda kimler bulunduğunu hatırlamıyorum. Orada ne maksatla bulunduğumuzu da bilmiyorum, ama bir çıkış yolu arıyoruz. Biraz yürüdükten sonra deniz kıyısına geliyoruz ve dağdan yokuş aşağı iniyoruz. Sonra patika ve deniz kıyısına paralel olan bir yol karşımıza çıkıyor ve giderek genişliyor. Bu arada ben yalnız kalıyorum, ilerledikçe yol daha da genişliyor ve ardından ferah asfalt bir yola dönüşüyor ve ileride şehir gözüküyor. Şehir merkezine gelince ortalık karışmış ve iç savaş başlamış oluyor. Silahlı insanlar ve birbirlerine ateş eden gruplar görülüyor. Burası neresi? diye sorunca CİBUTİ diyorlar. (Komşuları: Kuzeyde Eritre, batıda ve güneyde Etiyopya, güneydoğusunda ise Somali. Kızıldeniz'e ve Umman Denizi'nin Aden Körfezi'ne kıyısı vardır. Arap Yarımadası'nda bulunan Yemen'e 20 kilometre uzaklıktadır. Başkenti Cibuti şehri'dir. Halkın %95'i Müslüman'dır.) Bir ara tanıdık arkadaşı görüyorum, ama başı yok, “sen ne arıyorsun burada diyorum?” bana; “ben buraya çalışmaya geldim ve bir suçtan dolayı benim başımı kestiler” diyor. Kendisine “telefonun var mı? Benim Ahmet Hocamı aramam lazım ve ne maksatla burada olduğumu sormam lazım” diyorum. O da “var ama veremem zaten sizi biliyorlar ve arıyorlar, benim de başım belaya girer” diyor. O ara silahlı ve kamyonet üzerinde bize yaklaşan grubu gösterip (2-3 kamyonet) “bak geldiler bile seni arıyorlar saklan hemen” diyor. Ben kenara çekiliyorum ve onlar kamyonetleri ile önümüzden geçiyorlar, ben onlara doğru bakıyorum, beni görmeleri lazım ama görmüyorlar ve geçip gidiyorlar.

Rüya değişiyor bu sefer büyük bir alışveriş merkezinde (AVM) Ahmet Hocama konferans hazırlığı yapıyoruz. Gelenler oluyor ve salon yavaş yavaş doluyor. Salona inilen asansörle Erbakan Hocam da konferans salonuna geliyorlar. Ahmet Hocam yanıma gelip “nasıl gidiyor?” diye soruyor. Ben de “her şey planladığımız gibi Hocam bir aksilik yok çok şükür diyorum” ve Ahmet Hocam Erbakan Hocamın yanına gidip elini öpüyor ve yan yana oturuyorlar ve konferans başlamadığı için sohbet ediyorlar. Bu arada insanlar da yavaş yavaş salonu doldurmaya başlıyorlar. Konferans sonrası Erbakan Hocam salondan ayrılmak için asansöre doğru gidiyor ve beni çağırıyor, beraber Hocamla asansöre biniyoruz ve üst katta bir odaya geçiyoruz. Hocam otur diyor ve masanın üzerine bazı kâğıtlar çıkarıyor. Bana dönüp Artık Siyonizm’i bitirme vakti gelmiştir. Bunun için 3 aşamalı bir plan yapmıştık ve ilk iki planımız şu an devrededir. Ancak sana vereceğim bu kâğıtlarda hazırladığımız 3. planın a) Nerede ve kimlerin elinde muhafaza edildiği? b) Elinize geçince nasıl kurup çalıştırabileceğiniz? c) Ve kimlerle nasıl irtibata geçeceğiniz? d) 3. planı ilk iki plana nasıl uygun monte edeceğiniz? bunların hepsi tek tek yazılı vaziyettedir. Sen şimdi burada yazan kişilerle irtibata geçiyorsun ve sistemi kurup çalıştırıyorsunuz. Biz bu projeyi size söylediğim 3. sistem kurulmadan diğer iki sistemin de çalışmayacağı ve şu ana kadar görünmez durumda olacağı şekilde düzenledik ve bugüne kadar gizledik. Çünkü eğer ilk iki sistem çalışır ve görünür olsaydı bugüne kadar iş başında olanlar (AKP’li kaypaklar) bunu ya bozarlar, ya da kendi şahsi menfaatleri için kullanırlardı. Biz buna fırsat vermemek ve engellemek için 3. planı her iki sistemi tamamlayacak ve kurulunca tüm sistem çalışır ve görünür kılacak şekilde bu projeyi hazırladık. Artık bunu kurmak ve çalıştırmak sizin işinizdir. Sen şimdi bu evrakları alıyorsun ve hemen Ahmet Akgül Hocayı bulup ona veriyorsun ve sana dediklerimi ona da aktarıyorsun” buyuruyor. Odadan çıkıyorum ve Ahmet Hocam karşıma geliyor, ona Erbakan Hocamın anlattıklarını aktarıyorum ve evrakları kendisine teslim edince, Ahmet Hocam “hadi bakalım gidiyoruz (veya başlıyoruz)” diyor ve rüya değişiyor;

Başka bir yerde yine Ahmet Hocamla beraberiz ve Hocam bana Kıbrıs’la ilgili bir görev veriyor ve “bu konuda uzman birini arayıp bulun, beraber çalışın” diyor. Biz birkaç arkadaş bir odada bu konuda çalışırken ben dışarı çıkıyorum yan odada bir toplantı var ve kapı aralık, içeride Recep T. Erdoğan ile Beşşar Esad ve bir kişi daha toplantı yapıyorlar. Ne konuştuklarını duymuyorum ama korku ve kuşku karışım endişeli bir halleri seziliyor. Sonra odaya dönüyorum ve Kıbrıs’la ilgili en uzman kişi olarak aklıma Rauf Denktaş geliyor. Ve Ahmet Hocam’ın bir zamanlar kendisi ile ilgili; “Denktaş iyi bir lider, Kıbrıs davasına sadık ve bu konuda milli bir politika izleyen biridir” sözleri aklıma geliyor. Arıyorum Denktaş’ı ve hemen geliyor, “bize kendisini bu çalışmaya çağırdığımız için teşekkür ediyor ve bizle çalışmanın kendisi için bir şeref olacağını” söylüyor. Ben de Ahmet Hocamı arıyorum ve “Rauf Denktaş’ın geldiğini ve konuya beraber çalıştığımızı ve çağırdığımız için memnun olduğunu, bize teşekkür ettiğini” iletiyorum telefonda. Hocam da “çok iyi yapmışsınız Onu aramakla, kendisine de çok selamımı söyleyin” diyor. Ve Hocamın selamını Denktaş Beye iletiyorum. Elini kalbinin üzerine koyup “Ve Aleyküm Selam” diyerek, ”Siz de çok selamlarımı iletin lütfen” diyor. Ceketini çıkarıyor ve bizle aynı masada çalışmaya başlıyor. Uyanıyorum.

Te’vili:

Tarihi değişim ve dönüşüm sürecinin oldukça yakınlaştığına ve Adil Düzen medeniyet inkılabının Erbakan Hocamızın planları ve Milli Çözümcü arkadaşlarımızın çabalarıyla başarıya ulaşacağına işarettir.

Kıbrıs’taki Milli ve haysiyetli çizgideki bazı kadroların ve Ulusalcılar arasındaki bir takım duyarlı ve tutarlı insanlarımızın da bu tarihi değişime destek çıkacağına, Aziz Milletimizin inancı ve hayat tarzıyla barışık bir tavırla katkı sunacağına da alamettir.

En doğrusunu Allah bilir.

 

Yakup Gözübüyük / 19.06.2015 / İstanbul (Ramazan Ayının 2. Günü)

Rüyamda “Cübbeli” diye meşhur kişi Türkiye’deki evliyaların isimlerini ve manevi derecelerini ezberden tek tek anlatıyor ve bilgiçlik taslıyor. Ben de bunu duyunca “yine boş keseden sallıyor, o saydığı isimlerin asıl dereceleri Erbakan Hocamız (gibi cihad önderine ve Peygamber varisine) yakınlığı ile belirlenir” diye kendi kendime söylenince birden önümde Cübbeli’nin isim isim saydığı son yüzyıldaki Allah dostlarının bütün isimleri tek tek sıralanıyor. O isimlerinin altında da kaçıncı dereceden Efendimiz’e (s.a.v.) yakın olduğunu belirten rakamlar yazılıyor. (4. derece, 8. derece vb. gibi). En son en üstte sağ tarafta Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek ism-i şerifi çıkıyor ve onun karşısına da Hacı Haydar Baba Hazretlerinin adı yazılıyor ve direkt bir ok çizilerek Efendimize uzanıyor. Hemen ardından ise o çizilen okun altına Muhterem Ahmet Akgül Hocamızın isimleri yazılıyor. Bu hayret ve hayranlık içinde uyanıyorum.

Te’vili: “(Ancak) Ahirete (yakinen) inananlar (bu yolda hazırlıkları öne alıp her işini Allah rızası için yapanlar) buna (Kur’an’a) inanmış (sayılır). Onlar ise salatını (namazlarını ve asıl Kur’an nizamını) koruyan (yani kendisini cihada adayanlardır)” (En’am: 92) ayeti kerimesi; riyakârlık ve sahte-gösterişçi dindarlık taslayanların değil, Hak hâkim olsun diye cihat yolunda koşturanların Allah’ın makbulü olacağını haber vermektedir. Yani dini hizmetlerden makam ve menfaat kazanan, bu yolla şan şöhret sahibi olan ve en küçük sıkıntılarda kıvırıp güç odaklarına yılışan kimselerin ilim adamlığı ve evliyalık numaraları beş para etmeyecektir.

Rabbim bize sadece kendi rızasına talip olmayı, Hz. Resulullah’a da tabi ve takipçi olmayı nasip buyursun. Amin”

Makale Paylaşım Sayısı: 964

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR