ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2112
mod_vvisit_counterDün6658
mod_vvisit_counterBu Hafta44264
mod_vvisit_counterGeçen hafta54342
mod_vvisit_counterBu Ay185022
mod_vvisit_counterGeçen Ay208459
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17317621

IP'niz: 3.236.175.108
Bugün: 27 Şub 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12389991

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Muhammed Ali'nin Cenazesinde İki İstismarcı; BİRİ HAHAM, BİRİ KAHRAMAN!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Yılmaz Özdil denen ayarı düşük ve amacı güdük kişi, Şeytan’ın Sözcüsü Gazetede, hiçbir ilgisi olmadığı halde, Rahmetli Muhammed Ali’nin vefatı bahanesiyle ve tabi amansız bir Din düşmanlığı dürtüsüyle ERBAKAN HOCA’ya sataşmıştı. Hem de insaflı gâvurların bile ağzına alamayacağı “zart-zurt” gibi edepsiz ve erdemsiz kelimeler kullanarak saldırıp salyasını akıtmıştı. Hikmetyar, El Kaide ve CIA irtibatından kendi aklınca ve ayarınca bir sürü tutarsız kurgular uydurup “Erbakan da Amerika’nın ve Siyonist odakların adamıydı” demeye çalışan bu zavallı zırvacı, Erbakan’ın bütün partilerini bu Amerika’nın ve derin odaklarının talimatıyla yerli Masoncukların kapattıklarını, hatta; sırf Erbakan’ın ve Milli Görüş camiasının altını oymak ve devre dışı bırakmak üzere yine aynı odaklarca Erdoğan’ın ve AKP’nin ortaya çıkarılıp iktidara taşıdıklarını bu Yılmaz Özdil edepsizi elbette bilip durmaktaydı; ama O’nun görevi, AKP Siyonizm’e ve emperyalizme daha rahat hizmet sunsun diye, bu din düşmanlığı tavrıyla halkı ürkütüp Erdoğan’a mecbur bırakmaktı.

Muhammed Ali'yi anma töreninde konuşan Haham Michael Lerner, neden Milli Türkiye'yi ve Silahlı Kuvvetlerimizi hedef almıştı?

Solunum yetmezliği sonucu 74 yaşında yaşamını yitiren dünyaca ünlü Müslüman ve cesur insan boksör Muhammed Ali, vasiyetine uygun bir törenle kaldırılmıştı. Muhammed Ali için KFC Merkezi'nde düzenlenen törende konuşan Haham Michael Lerner, dünyada milyonlarca kişinin canlı olarak izlediği, 15 bini aşkın kişinin katıldığı törende Türkiye hakkında ağır ve küstahça ifadeler kullanmıştı. Muhammed Ali'nin cenazesinin defnedilmesinin ardından son tören KFC Center'da tamamlanmıştı. Törene aralarında eski ABD Başkanı Bill Clinton, Ali'nin eşi Lonnie Ali, Hollywood yıldızı Billy Chrystal, Haham Michael Lerner'ın da bulunduğu kişiler konuşma yapmışlardı.

Haham Lerner'ın sahtekârlığı ve İslam istismarı!

Haham Lerner konuşmasına, Amerikalı Musevileri temsil etmek için katıldığını belirttikten sonra, “Amerikalı Museviler, Afrika asıllı Amerikalıların mücadelesinde büyük bir dayanışma rolü sergilemiştir. Bugün de hem bu ülkede hem de dünya çapında Müslüman toplumu ile dayanışma içindeyiz. Politikacıların ya da başka birilerinin Müslümanları aşağılamasına ya da bazı (teröristler) yüzünden bütün Müslümanları suçlamasına izin vermeyeceğiz" diyerek tam bir riyakârlık ve sahtekârlık ortaya koymuşlardı. Çünkü hem Kızılderililerin imhasında hem Afrikalı mazlumları köleleştirme şeytanlığının arkasında, hem de hala devam eden Müslüman kıyımında Yahudi Lobilerinin parmağı vardı.

ABD'de yaşayan Musevilere yönelik yayın yapan Tikkün adlı derginin editörlüğünü de yapan Lerner, konuşmasında, İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı baskı politikasına son verdirmek için ABD'nin İsrail'e baskı yapması çağrısı yaptıklarını da belirterek, “Hepimiz, Tanrı'nın suretleriyiz, herkes eşit değerde" sözleri elbette istismar amaçlıydı. Boks sporunu önemli sayan Amerikalıların, Muhammed Ali'yi umursadıklarını ve önemsediklerini belirten Yahudi Lerner, “Çünkü kendisi yakaladığı şöhreti ve ünü yitirmeyi göze alabildi, inançlarını, doğruları söylemekten çekinmedi" diyerek Vietnam Savaşına karşı çıkmasını alkışlamıştı. Oysa Vietnam Savaşı'nı da yine Yahudi Lobileri tezgâhlamıştı. Konuşmasında gelir dağılımındaki adaletsizlikten, ABD'deki ırkçı söylem ve eylemlerden de bahseden Haham Lerner Türkiye'ye yönelik ise ağır ifadeler kullanmış ve Kürtleri öldürmekle suçlamıştı. "Türkiye'nin yöneticilerine Kürtleri öldürmeyi durdurmasını söyleyin. İsrail Başbakanı Netanyahu'ya, iç güvenliği sağlamanın yolunun Batı Şeria'yı işgal etmeyi durdurmak, Filistin devletinin kurulmasına yardımcı olmaktan geçtiğini söyleyin" diyen Haham Lerner'ın konuşması, cenaze ve anma törenine siyaseti karıştırdığı gerekçesiyle sosyal medyada eleştirilere yol açmıştı.

Oysa Muhammed Ali'nin cenaze töreninde Türkiye aleyhinde çirkin sözler söyleyen bu ABD'li haham Michael Lerner, 2012 senesinde ve Başbakan Recep T. Erdoğan’ın himayesinde gerçekleşen “İstanbul Küresel Forumu”na katıldığı ortaya çıkmıştı. 13-14 Ekim 2012 tarihlerindeki bu organizasyonda açılış konuşmasını da Sn. Erdoğan yapmıştı. İstanbul Küresel Forumu (IWF); dünyanın dört bir yanından gelen siyasi liderleri, akademisyenleri, iş dünyasından yöneticileri, kanaat önderlerini, STK önderlerini, sanatçıları, yazarları ve medya mensuplarını bir araya toplamıştı. İşte o forumda, Haham Michael Lerner da bir konuşma yapmış ve Çözüm Süreci diye PKK’ya alan hâkimiyeti fırsatı verilen talihsiz girişimleri alkışlamıştı.

Haham Lerner, Siyonist İlluminati Bağlantılıdır!

Gerek Haçlı Seferleri sonunda Hıristiyan görünen Siyonist Yahudilerce Kudüs’te kurulmuş Tapınak Şövalyeleri (Templar Knights) gerekse de onların devamı niteliğinde Mason Dernekleri evrilerek, 1 Mayıs 1776’da Almanya’nın Bavyera yöresinde İlluminati’yi oluşturmuşlardı. Yahudi asıllı Adam Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesinde Hukuk Profesörü olarak görev yaparken masonluğa merak salmış ve “masonluğun evrimi” olarak nitelendirdiği İlluminati (Aydınlanma) adlı gizli örgütün kurulmasına rehberlik yapmıştı. Ne var ki, hükümete karşı bazı broşürler yayınlayınca 1786’da İlluminati’nin merkezi polisçe basılmış ve örgüt tümüyle yer altında faaliyete başlamıştı. Daha sonraları,1833’te ABD’de Yale Üniversitesinde yine Yahudi asıllı General William Russell'ın kurduğu “Skulls and Bones Society” (Kurukafalar ve Çapraz Kemikler-korsan bayrağındaki görüntü) İlluminati’nin Amerika’daki uzantısıydı. Örgütün birçok ünlü üyesinden biri de ABD Başkanı George W. Bush olmaktaydı. İşte Haham Michael Lerner’ın editörlüğünü yaptığı TİKKÜN Dergisi de bu Siyonist İlluminati ile irtibatlıydı.

İlluminati’nin üç temel ilkesi vardır: 1. Gizlilik ve riyakârlık 2. Tam teslimiyet ve itaatkârlık 3. Konulan kurallara kesin bağlılık. İlluminati ABD’ye öylesine egemen olmuştur ki, örgütün simgeleri devletin birçok katında göze çarpmaktadır. Örneğin Doların üzerinde yazılı Annoit Koektist sözü "zafere ulaşıldı" anlamındadır; Gizli Dünya Devleti (İlluminati) Doları dünya parası ilan edip kendi piramidini de bu paranın üzerine yerleştirerek zafere ulaştığını dosta düşmana açıklamıştır. Piramidin altındaysa “Novus Ordu Seclorum” yazmaktadır ki anlamı “Yeni Dünya Düzeni” olmaktadır. Böylece ABD Doları yeni dünya düzeni İlluminati’nin resmi para birimi olarak çıkarılmıştır.

Tarih ve siyaset bilimi uzmanlarına göre İlluminati’nin başında 13’ler Meclisi bulunmaktadır. Bu 13’ler Meclisi’nde dünyanın en güçlü Yahudi aileleri bulunmaktadır. Peki kimdir bunlar: 1- Astor Ailesi 2- Bundy Ailesi 3- Collins Ailesi 4- DuPont Ailesi 5- Freeman Ailesi 6- Kennedy Ailesi 7- Li Ailesi 8- Onassis Ailesi 9- Reynolds Ailesi 10- Rockefeller Ailesi 11- Rothschild Ailesi 12- Russell Ailesi 13- McDonald Ailesi olmaktadır.

"Siyonist Dünya Devleti’nin Tanrısı Para (Dolar), Peygamberiyse Rothschild Hanedanıdır!" (İlluminati’yi Yönetenler - Yazı dizisi - Le Monde)

Rothschild Hanedanının Abu Dabi’den Amsterdam’a, Pekin’den İstanbul’a... Londra, Los Angeles, New York’tan Houston’a... Tokyo’ya ve daha birçok kente kadar hemen her kentte her ülkede büroları ve şirketleri vardır. İlluminati’nin en büyük, en zengin ve en etkili ailesi Rothschild Hanedanlığı’nın temellerini 1577 doğumlu Siyonist Yahudi Isaac Elchanan Rotschild atmıştır. Aile işe tefecilikle başlamış ve 1744 yılında Mayer Rothschild ve beş oğluyla Avrupa’nın bütün kentlerine yayılmıştır. Kısa sürede para piyasalarını ele geçirmiş olduklarından, Avrupalı ülkelerin birçoğu borçlarını, savaş tazminatlarını ödemek ya da büyük bayındırlık işlerine başlamak için aileden borç almıştır. Ailenin uluslararası bankacı olarak üne kavuşması Napolyon dönemine rastlamaktadır. Daha sonraları 1. Dünya Savaşı bitiminde Almanların savaş tazminatlarını ödeyecekleri yolunda müttefiklere teminat vermiş, faiz sınırlarını Rothschild'ler kararlaştırmıştır. Bu ailenin serveti 2000’li yıllara gelindiğinde üç trilyon Dolar olarak hesaplanmıştır. Aile faiz zincirleriyle bağladığı nice Avrupa hanedanını inim inim inletmiş, onca ülkenin siyasetini yönlendirmiş, bu arada da İlluminati’nin üyelerini Avrupa’nın yönetici koltuklarına taşımıştır. Avrupa’da yöneticiliğe soyunmuş hemen bütün siyasiler mutlaka Baron Rothscild’in kapısını çalmak zorunda bırakılmıştır.

BOP, Siyonist Yahudilerin bir planıdır!

Yaşanan kıtlıkların, katliamların, terör saldırılarının, ekonomik ve siyasi bunalımların, dinler arası barış ve savaşın, evet bütün bunların kesinlikle bir nedeni, amacı ve bir kurgulayanı vardır. Bu ekonomik bunalımlar yaşanırken; Müslümanlar kaderle avutulmakta. Ortadoğu kan ve ateşle yoğrulurken Hıristiyanlar kıyamet masallarıyla uyutulmaktadır. Afrika açlıktan kırılırken emperyalizmin zulümleri, beyazın siyaha egemenliği deriz de hepsinin arkasındaki Siyonizm'i hatırlamayız. Yeni Dünya Düzeni ve BOP hedefiyle George Bush’un I. Körfez Savaşı Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirmekten öte ABD’nin eliyle Büyük İsrail hazırlığı yapılırken "Amerikan askerlerinin sağ salim ve başarıyla zafere erişip ülkelerine dönmeleri" yolunda duada bulunan ve Amerika'nın Irak işgaline ve vahşetine yardımcı olan dindar kahramanlarımız vardı! ABD’nin 1989-2011 yılları arasında uyguladığı dış politika, dünyanın tek gücü olduğunu kanıtlamak üzerine kurgulanmıştır. Aslında, I. Körfez Savaşı 11 Eylül sonrasının, 12 Eylül sabahının bir ön hazırlığıdır. Yani 12 Eylül sabahı ABD Çağı resmen başlamış, ABD, 11 Eylül saldırıları sonrasında Uluslararası Hukuku rafa kaldırarak kolları sıvamıştır.

ABD’nin kaşıdığı uygarlıklar çatışmasında ilk hedef Afganistan’dır. Taliban-El Kaide yakınlığı öne sürülerek ülkeye el koymuşlardır. İslam Dünyasının büyük bir bölümüne korku salınmıştır. Dolaylı olarak da Hazar petrol alanlarına ABD el atmış, Pakistan, Hindistan ve İran yakın markaja alınmıştır. “Dünyaya egemen olmak istiyorsanız Ortadoğu’yu mutlaka denetlemek zorundasınız” tezi ABD merkezli 21. yüzyıl dünyası için olmazsa olmazdır artık. (İlluminati-Ali Kuzu Sayfa 377) ABD II. Körfez saldırısı bu temele dayanır. “Irak’ta kimyasal füzeler var; dünyayı tehdit ediyor” yalanıyla yola çıkan Washington aradan bunca zaman geçmesine rağmen bir tek kimyasal silah bulup çıkaramamıştır. Hedefte Arap Milliyetçiliği vardır, ama asıl hedefse İslam’dır! Gözle görülen hedefse, aslında, Saddam’la birlikte dirilen Baas hareketini ve ABD'ye-İsrail'e kafa tutma girişimini bastırmaktır. Bugün Suriye’de olanların kökeninde de aynı nedenler yatmaktadır. Ama Suriye’de, Putin Rusya’sı ve Türkiye’nin özgürlükçü Esad karşıtı güçlere arka çıkmasıyla ABD nihai zafere ulaşmakta zorlanmaktadır. ABD’nin bugün Suriye’de PYD’yle kol kola girmesinin nedeniyse Türkiye’ye gözdağı vererek Ankara’nın özgürlükçü güçlerden desteğini çekmesini sağlamaktır; yoksa Kürtlerin hakları bunların umurunda bile olmamaktadır. ABD’nin Ortadoğu’yu tümüyle denetlemek için yürürlüğe koyduğu tasarım ise Büyük Ortadoğu Projesi’dir ve bir zamanlar BOP eşbaşkanı, dindar bir kahramandır!

Sn. Erdoğan Muhammed Ali'nin cenaze programını niye yarıda bırakmıştı?

Efsane şampiyon, İslam ve insan hakları savunucusu Muhammed Ali'nin cenaze törenine katılmak için Amerika'da bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birden ABD programını yarıda keserek Türkiye'ye geri dönme kararı almıştı. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü toprağa verilecek Muhammed Ali'nin törenine katılmadan, Perşembe akşamı Ahıska Türklerinin verdiği iftar yemeğinden sonra Türkiye'ye geri dönmüş olacaklardı. Haber sitelerine ve medya kulislerine sızan bilgilere göre; Sn. Erdoğan'ın, Muhammed Ali'nin cenaze töreninde, Kâbe örtüsünün bir parçasını O'nun tabutunun üzerine koymaya çalıştığı, ama görevli takımının ve yakınlarının 'Biz sonra koyarız' diyerek, bu örtünün kaldırılıp alınmasını hiç hoş karşılamayıp bozulmuşlardı ve bu nedenle törenleri yarıda kesip ayrılmışlardı. Ayrıca Sn. Erdoğan'ın ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in Kur'an-ı Kerim okuma teklifinin dikkate alınmamış olması da Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın programını yarım bırakıp dönme kararı almasında etkili olduğu konuşulup yazılmıştı.

Sn. Erdoğan'ın Muhammed Ali'nin cenaze töreni münasebetiyle "Bunlar olağan şeylerdir, literatürde vardır, fıtratında var” diyerek 1862'de İngiltere'de, 1743'te Fransa'da ölen boksörlerden örnekler vermesinin rahmetlinin yakınlarında kızgınlığa yol açtığı ve bu tuhaf konuşma üzerine Muhammed Ali'nin komşularınca yuhalanmaya başlandığı da iddialar arasındaydı. Hatta bu protestolar giderek artınca korumalar paniğe kapılmış ve Erdoğan'ı mecburen bir markete sokmuşlardı. Daha da enteresanı, yandaş yalaka Akit gazetesi, Muhammed Ali'nin tepki koyan yakınlarının Yahudi olduğu iddiasını zırvalamış, Güneş gazetesi “Aydın Doğan'ın parmağı var” manşeti atmış, Takvim gazetesinde “Bunların hepsi Alman planı” yorumu yapılmıştı. Beyaz TV'ye çıkan Mehmet Metiner, zamanlamanın manidar olduğuna dikkat çekerek, Muhammed Ali'nin cenaze töreninin AKP hükümetini yıkmak için planlanmış bir komplo olduğu safsatasını yumurtlamıştı. Burhan Kuzu “gâvurların oyunu” diye tweet atmıştı.

Yoksa Rahmetli Muhammed Ali'nin yakınları, Sn. Erdoğan'ın; ABD'nin Irak ve Libya işgalindeki suç ortaklıklarına ve bir zamanlar yaptığı BOP Eşbaşkanlığına mı tepki koymuşlardı?

Rahmetli Muhammed Ali Clay, ABD'nin Siyonist ve emperyalist hesaplarla kalkıştığı Vietnam savaşına katılıp bu vahşetin suç ortağı olmayı reddetmiş ve bu uğurda diyetler ödemiş bir insandı. Milyonlarca insanın imrendiği ve elde etmek için her şeyini feda edeceği kariyerini, şöhretini ve menfaatini, inandığı değerler uğruna feda edebilmiş şuurlu ve onurlu bir Müslüman'dı. Oysa, milyonlarca mazlum Müslüman'ın katline sebep olan Amerika'nın Irak işgali ve vahşeti senaryolarına gönüllü figüranlık yapanların ve hele yüz binlerce mağdur Müslüman’ın bombalanmasına yol açan, Haçlı odakların Libya saldırısına destek çıkanların, belki resmi din kimlikleri aynıydı, evet Müslüman yazılmaktaydı; ama şahsiyet ve karakterleri aykırıydı, istikametleri ve idealleri farklıydı! Şahsi makam ve çıkarlarını feda edip, Vietnamlılar gibi ayrı Dinden, ama mazlum kimselerin ezilmesine ve sömürülmesine karşı çıkan bir insanla; kendi şahsi ve siyasi hesapları hatırına, hem de Irak ve Libya gibi Müslüman mazlumların katledilmesine razı ve ortak olan bir insanın elbette ayarları çok ayrıydı!

Yeri gelmişken tekrar soralım: Bu BOP Eşbaşkanlığı, alakasız ve uydurma bir iftira mıydı? Veya sonradan mı vazgeçilip bırakılmıştı? Yoksa aynı hedef ve hizmetlere şimdi farklı bir kılıf mı sarılmıştı?

Yıllarca basılı ve görsel medyada sıkça gündeme taşınan ve tartışılan BOP Eşbaşkanlığı iddialarının artık muhataplarınca açıklanması ve toplumun rahatlatılması lazımdır.

• BOP neleri kapsamaktadır?

• Bu projeye önceleri girilip sonra yanlışlığı anlaşılarak bırakılmış mıdır?

• Veya bunlar tamamen haksız ve asılsız karalamalar ise, bugüne kadar neden en yetkili ve resmi makamlarca gerçekleri saptayıcı ve toplumu yatıştırıcı açıklamalar yapılmamıştır? Sorularının yanıtlanmasına ve halkımızın aydınlatılmasına yardımcı olmak sorumluluğuyla bu konu üzerinde durulmaktadır. Çünkü BOP Eşbaşkanlığı bizim hakaret kasıtlı bir ithamımız değil, Başbakanlığı döneminde Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi beyanlarıdır! Tam 32 yerde “Bize BOP eşbaşkanlığı görevi verildi” diyen dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın bunlar hakkında açıklama yapmasını beklemek doğal hakkımızdır.

1- Kanal D / Teke Tek Programı (16 Şubat 2004): "Şu anda Amerika'nın da 'Büyük Ortadoğu Projesi' var ya; 'Genişletilmiş Ortadoğu' yani, işte bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım."

2- Çırağan Sarayı / ABD-TESEV-Alman Marshall Fonu Toplantısı (25 Haziran 2004): "Üstlendiğimiz misyon gereği, Ortadoğu ve Avrasya ülkelerine yöneleceği... Eşbaşkanı olduğumuz Genişletilmiş Ortadoğu Projesi için...”

3- Yeni Şafak / İstanbul NATO Zirvesi Öncesi Konuşması (25 Haziran 2004): "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin buraya katılması... Eşbaşkanlar Olarak Türkiye, İtalya, Yemen üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye çalışacağız."

4- İran’da Basın Açıklaması (28 Temmuz 2004): "Demokratik ortak olarak Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde, bu projenin eşbaşkanları arasındayım."

5- Davos / Klaus Schwab’la Söyleşi Esnası (28 Ocak 2005): "Türkiye işlevini Büyük Ortadoğu Projesi içinde, bu bölgede etkin bir şekilde yerine getirecektir. Her görüşmede, attığımız her adımda bunun uygulamasını yapıyoruz."

6- Zaman / ABD Yolculuğundaki Röportajı (7 Haziran 2005): "Biliyorsunuz GOP, bir alt biriminin eşbaşkanlığını üstlendiğimiz bu proje. Olay sadece Ortadoğu'yu kapsamıyor... Bu konuda yapacağımız çalışmalara komşu ülkelerden başladık. Suriye, Lübnan, Fas, Tunus gibi ülkelere geziler düzenliyoruz. Yakında Cezayir'e gideceğiz, Ürdün'e gideceğiz."

7- ABD / Willard Otel, Basın Toplantısı (8 Haziran 2005): “Sea Island sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen Geniş Büyük Ortadoğu Projesi’nde bir görev üstlendik ve eşbakanlık bu üç ülkeye verildi”

8- ABD / Amerikan Dış Politika Derneği (FPA) Toplantısı (10 Haziran 2005):"Biz Türkiye olarak, bildiğiniz gibi, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi çalışmalarında rol aldık. Eşbaşkan olarak bu süreci işletmeye devam ediyoruz."

9- Esenboğa Havalimanı / ABD Dönüşü Sırası (12 Haziran 2005): "Biz Büyük Ortadoğu Projesi'ne bu seyahatte başlamadık. Biliyorsunuz adı değişti, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi olarak belirlendi. Bunun içerisinde Türkiye, İtalya ve Yemen, eşbaşkan olarak çalışmaya başladık."

10- Esenboğa Havalimanı / Lübnan’a Hareketinden Önceki Konuşması (15 Haziran 2005): "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi çerçevesi içerisinde Türkiye eşbaşkanlık olarak paylaştığı bir görevi yürütmektedir.”

11- ABD / Dünya İş Konseyi (World Affairs Council) Toplantısı (7 Temmuz 2005): “Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri’yle yapabileceği çok şey vardır. Türkiye’nin Sea Island Süreci’nde, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi’nde eşbaşkan olarak yer almış olması bundan kaynaklanmaktadır.”

12- ABD / Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Toplantısı (13 Eylül 2005): "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi içinde önemli bir rol oynuyoruz. Amerika'nın Ortadoğu'da oynayacağı önemli bir rol var. Onun bir parçasıyız ve şu anda onun dâhilinde çalışıyoruz."

13- Ankara / AKP MYK Toplantısından Sonra Basına Açıklaması (16 Kasım 2005): "Dışişleri Bakanı Gül, Bahreyn'de ABD Dışişleri Bakanı Condellize Rice ile Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi ile ilgili görüşecek. Söz konusu projede eşbaşkanlık görevi yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz."

14- Denizli Polisevi / İşadamlarıyla Toplantısı (19 Kasım 2005): "Eğer bugün Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'nde Türkiye eşbaşkan olarak görev almışsa… İşte şu anda bu görevi yapmaya çalışıyoruz."

15- TBMM / AKP Grubu Konuşması (29 Kasım 2005): "...Onun için biz şu anda Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içerisinde eşbaşkanlık görevini üstlenmişiz."

16- ATV / Siyaset Meydanı (28 Aralık 2005): "Biliyorsunuz, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde eşbaşkanız, bunun gereği olarak da inisiyatif alma gayreti içindeyiz."

17- TBMM / AKP Grubu Konuşması (21 Şubat 2006): "...Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi'ndeki rolümüz, eşbaşkanlık görevimiz bize, özellikle Ortadoğu'da önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bugüne kadar başlattığımız bütün dış politika hamleleri, bu parametre üzerine kurulmuştur. Az önce birkaçını hatırlattığım bu girişimler, aynı dış politikanın, aynı vizyonun tutarlı ve tamamlayıcı parçalarıdır."

18- İstanbul Üsküdar / AKP İlçe Kongresi Konuşması (26 Şubat 2006): "Biz Ortadoğu'da GODKA denilen Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'nin içinde eşbaşkanız. Biz orada görev ifa ediyoruz. Böyle bir görev Türkiye'ye seçilerek verilmiştir."

19- İstanbul Tuzla / AKP İlçe Kongresi Konuşması (4 Mart 2006): "Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlarından biriyiz."

20- İstanbul Bayrampaşa / AKP İlçe Kongresi Konuşması (4 Mart 2006): "BOP'un eşbaşkanlarından biriyiz. Şimdi bu görevi yapıyoruz."

21- Sait Halim Paşa Yalısı / UBS Bank’ın Yemek Sofrası (28 Nisan 2006): "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne bundan dolayı girdik."

22- Avusturya Seyahati (11 Mayıs 2006): "Büyük Ortadoğu Projesi'ne, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'ne niye katıldınız, niye bunların içinde yer aldınız” diye eleştiriler geliyor. Biz de “elbette olacağız diyoruz."

23- Zaman / G-8 Zirvesi’ne Giderken Röportajı (13 Mayıs 2006): "Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi eşbaşkanı olarak Türkiye'ye büyük görev düşüyor."

24- Yeni Şafak / G-8 Zirvesi’ne Giderken Röportajı (13 Mayıs 2006): "Bölgemizdeki gelişmeler karşısında Türkiye olarak üzerimize büyük görev düşüyor. Bunun için de ABD'ye bir ziyaret planlıyorum... Türkiye, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi eşbaşkanı olduğu için, bunu ABD'yle konuşmamız gerekiyor."

25- Esenboğa Havalimanı / Mısır’a Giderken Anlatmıştı (20 Mayıs 2006): "Ziyaretim sırasında Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi çerçevesinde yapmayı planladıklarımızı da anlatma fırsatını bulacağız."

26- TBMM / AKP Grubu Konuşması (30 Mayıs 2006): "Türkiye, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içerisinde ortak üyeliğe kabul edilmiştir. Bizler bunun için burada bir ortak üyeliği ve ardından da eşbaşkanlık görevini İtalya ve Yemen ile birlikte kabul ettik."

27- Artvin Çıkışı (15 Temmuz 2006): "Biz Türkiye olarak GOKAP içerisinde yer aldıysak, bunun için bizlere davet yapıldı, bunlar olacak diye biz eşbaşkan olarak kabul ettik."

28- CNN / Larry Kıng Show (27 Temmuz 2006): "Daha önce Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi içerisinde zaten yer almıştık. Burada eşbaşkanlık görevi üstlenmiştik."

29- CNN Türk / “Editör” Programı (6 Kasım 2006): "BOP içerisinde davet edilen ülkeler kimlerdir? Türkiye var, Yemen vardı, üç tane eşbaşkan var."

30- Beyrut Dönüşü Açıklaması (4 Ocak 2007): "Biz Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ni bunun için kabul ettik... Türkiye, İtalya ve Yemen'le eşbaşkanlık görevi üstlendik."

31- Alman “Süddeutsche Zeitung” Gazetesine açıklaması (7 Şubat 2008): "Bu sebeple TÜRKİYE, G-8 ülkelerinin de desteklediği Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde inisiyatif almaktadır."

32- TBMM Grup Toplantısı (13 Ocak 2009): "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı'dır... Bu görevinden vazgeçsin diyorlar. Bunu anlatmak istiyorum. Büyük Ortadoğu Projesi'nin amaçları bellidir."

E. AKP Milletvekilinden BOP itirafı!

AKP Çorum Teşkilatı Merkez İlçe Teşkilatı Danışma Meclisi'nde çekilen bir videoya göre; dönemin AKP Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş yaptığı konuşmada AKP'nin bir dönem desteklediği Büyük Ortadoğu Projesi için şunları açıklamıştı: "Bugün BOP diye bir projeden bahsedildi. (Bu konu) Meclis kürsüsüne de geldi, fakat üzerinde durmadılar, çabuk yuttular. MHP milletvekilleri getirmişti. Büyük Ortadoğu Projesi. BOP’u birçoğumuz biliyoruzdur, ama kaçırmış olan arkadaşlar için hatırlatmada bulunalım. BOP Yahudi ve menşeli İsrail menşeli bir projedir. Eski Mezopotamya'nın Tevrat vasıtasıyla Yahudilere vaat edilmesi vardır. Fırat ile arasındaki, bizim Büyükada’ya kadar olan bölüm de buraların içerisinde zikredilmektedir. Bugün PKK da bu projeye hizmet etmektedir."(Bak: Çorum AKP'li Vekil:" BOP Yahudi Projesidir" https://www.youtube.com/watch?v=buHg-33LbK0 Not: bu video bleda1919 tarafından 03 Mart 2010 tarihinde youtube yüklenmiştir.)

İktidar-Muhalefet gerilimi, tehlikeli biçimde tırmanmaktaydı!

"Çatışmacı siyasetin zehirli etkileri artık şehit cenazelerinde bile ortaya çıkmaya başlamıştı. CHP Lideri Kılıçdaroğlu elbette sözlerini dikkatle ölçüp tartmalıydı, ancak bunları teröre destek amacıyla söylemediği de açıktı. Bu durumda ana muhalefeti terörün yanında göstermek yerine Kılıçdaroğlu’nun sözlerine açıklık getirmesini istemek daha doğru olmaz mıydı? Hatta teröre karşı hükümet politikasına daha fazla destek sağlamak için ana muhalefetle ilişkileri geliştirmeye çalışmak daha isabetli ve gerekli sayılmaz mıydı? Böyle yapılsaydı teröre karşı iktidar ve muhalefetin birliği görüntüsü diplomaside de Türkiye’nin elini güçlendirmiş olacaktı. Fakat maalesef tırmanan siyasi çatışma ve gerilim ortamı artık şehit cenazelerine kadar uzanmıştı. Dışarıdan Türkiye’ye bakanlar bir yığın sorun yanında siyaseten de parçalanmış bir ülke manzarasıyla karşılaşmaktaydı. Bu gidiş hayra alamet yorumlanamazdı. Türkiye birçok tarihi ve tabii sebeplerden dolayı henüz sosyolojik entegrasyonunu tamamlayamamış bir toplum görüntüsü oluşturmaktadır. Ayrıca hem kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge unsurları, bireysel hak ve özgürlükler kapsamı gibi değerler oturmadığı için siyasetimiz çok çatışmacıdır" diye başlayan Hürriyet yazarının:

"Tarihimizdeki uzlaşmaz siyasi kavgaları, idam sehpalarını unutmayalım. Sağda soyut “dava” uğruna, solda “devrim” uğruna neler yapmadık, bir hatırlayalım! Birbirimizi bile öldürdüğümüz dönemler yaşandı. Halâ siyasette “kefen” edebiyatının prim yapması fevkalade esef vericidir ve kuşkulandırıcıdır" sözleri bir uyarı mıydı, yoksa gözdağı mıydı?

Bütün siyaset bilimciler, entegrasyonunu tamamlamamış toplumlarda farklı parçaları birleştiren kitle partilerinin bulunmasının son derece önemli olduğunu anlatır. LaPalombara daha 1961’de yayınladığı kitapta böyle toplumlarda kitle partilerinin toparlayıcı ve kucaklaştırıcı, devlet kurumlarının da siyaseten tarafsız olması gerektiğini, aksi halde toplumda bölünmelerin artacağını yazmıştı. (Political Parties and Political Development, s. 413 vd.) 1970’lerde Türkiye’de sağ-sol çatışmasının dehşet verici boyutlara çıkmasının sebebi, geleneksel Alevi-Sünni farklılığının solculuk, sağcılık şeklinde mobilize olmasıydı. Bu yüzden çatışma geniş kitlelere yayılmıştı. Birbirini öldüren 5 bin genci, Maraş’ları, Çorum’ları, Sivas’ları hatırlayalım. Fay hatlarının farklı hassasiyetlerini harekete geçirerek siyaset yapmak belki partilere büyük veya küçük kemikleşmiş tabanlar kazandırır, fakat ülkeyi çok büyük zararlara uğratacaktır. Entegrasyon” ve “hukuka uygunluk” yönünde ilerlemesi gereken ülkeyi maalesef “dezentegrasyon” (çözülme) ve anomi (kuralsızlık) yönüne sürüklemek telafisi imkânsız sorunlara yol açacaktır. Siyaset dilinin kontrollü, partilerin esnek anlayışlı ve farklılıklara açık olması bizim gibi ülkeler için hayati derecede önem taşımaktadır. Her birimiz ‘öteki’mize karşı öfkeye kapılıp partimizi put, liderimizi kült ve değerlerimizi dogma haline getirirsek bu toplumda nasıl iç huzur sağlanacaktır?

"Kendimize soralım, siyaseti hep böyle öfkeli çatışmalar olarak devam ettirirsek halimiz nice olacaktı? Ülke psikolojisini etkilemede en büyük güç ve sorumluluğun iktidar partisine ait olduğu açıktır. AKP’lilere samimiyetle sesleniyorum: Kurulurken ve iktidara yürürken kullandığınız dil niye bırakıldı? Parti programınızda nasıl bir dil var ve neler yazıyorsa, pratikte de ona uyulmalıydı" vurguları, yoksa; "Ben sizi uyarmıştım!" demek için mi sıralanmıştı?

Makale Paylaşım Sayısı: 700

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR