Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4597
mod_vvisit_counterDün8605
mod_vvisit_counterBu Hafta65546
mod_vvisit_counterGeçen hafta77717
mod_vvisit_counterBu Ay86894
mod_vvisit_counterGeçen Ay254358
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15981883

IP'niz: 54.236.59.154
Bugün: 07 Ağu 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11887111

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

PEDOFİLİ = ÇOCUK İSTİSMARI SAPKINLIĞI VE BAZI AYETLERİN ALÂKASIZ YORUMLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

PEDOFİLİ = ÇOCUK İSTİSMARI SAPKINLIĞI

VE

BAZI AYETLERİN ALÂKASIZ YORUMLARI

        

Pedofili; genellikle kendisinden küçük (0-17) yaştaki kız ve erkek çocuklara ve özellikle (0-12) arası çocuklara duyulan cinsel dürtüler ve şehvet içerikli etkileşim ve münasebetlerdir. Özendirici ve ahlâk tahripçisi yayınlar, yazılar, internet ve sosyal medya platformları, porno programları, zinanın suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarılması, eşcinselliğin meşrulaştırılması, İlk, Orta ve Lise çağındaki çocukların başıboş bırakılmaları ve çok kötü örneklerle karşılaşmaları, devletin kontrolü dışındaki din istismarcısı özel kursların ve yurtların eline bırakılmaları veya Çocuk Yetiştirme Yurtları gibi resmi kurumlardaki öğretici ve hizmetlilerin ve kötü niyetli yetişkinlerin şeytani amaçlarına müsait fırsatların oluşturulması bu pedofili=çocuklara cinsel eğilim sapkınlığına neden olabilmektedir.

Pedofil bireyler, çeşitli şekillerde kendini gösterir. Pedofili, kişiye özgü ya da kişiye özgü olmayan biçimde karakterize edilebilir. Kişiye özgü pedofiller yalnızca, cinsi dürtülerle küçük erkek ve kız çocuklarla ilgilenir. Bu kişiler genellikle, ergenliğine girmemiş çocuklara yönelir. Kişiye özgü olmayan pedofiller ise hem yetişkinlere hem de çocuklara ilgi duyabilir. Erkek pedofillerin büyük çoğunluğu, çocuklarla homoseksüel ya da biseksüel bir cinsel ilişki peşindedir. Yani bu kişiler, yalnızca erkek çocuklara ya da hem erkek hem de kız çocuklara ilgi gösterebilirler. Birçok insan, pedofil bireylerin yalnızca erkekler olduğunu düşünmektedir. Ancak, pedofiliye dair vaka analizleri kadın pedofillerin de olduğunu belirlemiştir. Her ne kadar bu durum nadir görülse de, pedofili tanımına uygun düşen kadınlar da erkekler ile benzer zihinsel sapmalar gösterir. Fakat, erkek ve kadın pedofiller arasında bazı farklılıklar da gözlemlenmiştir. Pedofili eğilimi gösteren kadınlar, genellikle psikiyatrik hastalıklar ya da madde bağımlılığı problemleri yaşayan bireylerdir. Bununla birlikte, erkeklerle karşılaştırıldığında, kadınların çocuklara dair cinsel istismarı görece olarak daha yüksektir.

Pedofilinin etiyolojisi (sebep bilgisi) hem biyolojik hem de çevresel faktörlere bağlanabilir. Bu konudaki vaka çalışmaları “serebral”in, yani beyindeki işlevsizliklerin ve nörolojik dengesizliklerin, pedofili için bir katkı ya da baskın faktör olabileceğine işaret etmektedir. Kendini kontrol etmede yaşanan sorunlar, aşırı dürtü ve arzular ve bilişsel sapmalar birer örnek olarak gösterilebilir. Birçok uzmana göre, cinsel tercihleri belirleyen psikolojik hastalıklar, insan gelişimi için kritik bir süreç olan çocukluk deneyimlerinden kaynaklanıverir. Pek çok vakada da, cinsel istismarcıların, çocukluklarında yaşadıkları travmatik deneyimlerin izlerini taşıdığı görülmektedir. Daha açık bir biçimde ifade edersek, pedofillerin, çocukluklarında istismara uğramış olmaları muhtemeldir. Çocukken, bu durumu kontrol etme yetisinden yoksun olmalarından dolayı, yetişkinliklerinde çocuklara cinsel saldırılarda bulunarak bu travmaları yeniden yaşamak istemektedirler. Tam bir rol değişikliği yaşamaları, onları üst seviyeye çıkardığı ve mağdur rolünden kurtuldukları zannedilmektedir. Genel anlamda da, serebral disfonksiyon (beyindeki işlevsizlik ve dengesizlik), travmatik gelişim, cinsel istekler, ahlâki zaafiyetler ve çocuklara duyulan cinsel ilgi sapkınlığı giderek kişinin sinir sisteminde yerleşik hale gelir.

Çocukluk dönemindeki istismarların kalıcı tahribatları!

Pedofil bireylerin beyinlerinde yapısal anormallikler olduğunu gösteren önemli deliller tespit edilmiştir. Beyin gelişimi sırasında ortaya çıkan bu anormallikler belirli deneyimler ile -örneğin, çocukken istismara uğramak gibi- zihinde yerleşir. Pedofil bireylerin beyinlerindeki anormallikler; zorlanmaya, muhakeme zayıflığına ve tekrarlı takıntı ve saplantılara sebep olabilir. Beyindeki bu anormallikler, erken nörogelişimsel bozulmalardan ve sinirsel tahribatlardan ileri gelir. Uzmanların ifadelerine göre fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) tekniği ve pozitron emisyon tomografisi taramaları (PET) kullanılarak, pedofil bireylerin beyinlerinde, frontal ve santral bölgelerde anormallikler olduğu belirlenmiştir. Daha da özelleştirirsek, pedofillerde; santral striyatumdaki gri maddede (beyindeki algılama, doğru ve uygun karar alma merkezinde ve kişilik-karakter bileşiminde) hacimsel azalma gözlemlenmiştir. Beyindeki bu bölgeler, bağımlılık davranışında önemli bir role sahiptir. Ödül merkezleri, ödül sinyallerinin ve ödül beklentisinin merkezleridir. Pedofiller, dürtülerini kontrol etme yeteneğinden yoksun oldukları için uygunsuz yönelimlere ve zayıf muhakemeye sahiptirler. Bu yapısal ve ruhsal değişiklikler, pedofil birisi tarafından sergilenen anti-sosyal davranışların temelini teşkil etmektedir. Pedofiller, tekrarlı düşüncelerle ve dürtülerle yüklü haldedirler. Çoğu pedofil, bu ahlâksız davranışlarından sonra utanç ve suçluluk ifade eder, çünkü nörolojik işlev bozuklukları, duygularla değil kesinlikle dürtülerle ilgilenir.

Pedofiliyle ilgili tedaviden önce tedbir alınmalıdır!

Birçok rahatsızlık veya hastalık gibi, pedofilinin de tam bir tedavisi mevcut değildir. Pedofili ile ilişkili cinsel dürtüler hiçbir zaman kalıcı olarak kaybolmayabilir, dolayısıyla da günümüzdeki tedaviler de, sadece başka suçları önlemeye yöneliktir. Pedofiller üzerine kapsamlı bir araştırma yürüten uzmanlar; pedofilinin hayat boyu süren bir hastalık olduğunu, dolayısıyla da hayat boyu süren bir tedavi sürecinin uygulanması gerektiğini söylemektedir. Bunun da en etkili yöntemi, imani ve ahlâki telkin ve terbiyedir ve tabi ailevi disiplindir. Psikolojik terapiler ise, travmatik olayları, özellikle de istismar eden birinin çocukluğunda olanları tartışmayı içerir. Bu terapiler ayrıca, hastaların, çocuklara yönelik zararlı davranışlara girmeye teşvik eden durumları belirlemelerine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Çoğu insan, pedofilinin çevrelerinde veya evlerinde var olduğunu inkâr etmektedir. Bununla birlikte, pedofiller, zorlayıcı davranışlarını sürdürmeye uzun bir süre de devam edeceklerdir. Bu kişiler, çeşitli dini örgütlenmelerde, vakıflarda, çocuklarla yakın ilişkiler kuran organizasyonlarda gönüllü olarak yer almaya ve potansiyel kurbanlarıyla etkileşim kurabilmenin farklı yollarını aramaya devam edeceklerdir. Çoğunlukla da kendilerini, çocuklarla kolaylıkla etkileşim kurabilecekleri konumlara yerleştirmektedirler.

İnternet, bu anlamıyla çocuklar üzerinde avlanmanın ortak bir alanı haline gelmiştir. Bugün, maalesef daha fazla çocuk, sosyal medya hesapları kullanmaya itilmiştir. Sosyal medya, insanları birbirine bağlamaya yardımcı olmak için bir sosyal ağ görevi görmesi gerekirken, kişinin kişisel bilgilerini ve resimlerini gösteren bir profil oluşturması, dolaylı olarak pedofillerin bir sonraki kurbanını bulmalarına yardımcı olabilmektedir. Pedofiller, daha sonra çocuklarla arkadaş olabilmekte ve kurbanlarını sahte bir güven duygusuna yönlendirerek, tuzağa düşürmektedir. Bazı pedofiller, başkalarını -örneğin, bir sınıf arkadaşını- taklit etme davranışı gösterebilirler. Bazıları da çocuklarla arkadaşlık kurar ve toplantı saatleri ve yerleri düzenleyerek cinsel arzularını yerine getirebilirler. Özetle: Pedofili, birçok gizli ve özel faktörü olan kompleks bir psikolojik hastalık ve sapkınlık alâmetidir. Bunlar, beynin gelişimindeki düzensizliklerden, çocukken cinsel istismara uğrama veya tecavüz gibi belirli travmatik deneyimlere kadar değişkenlik gösterir. Pedofili için kesin bir tedavi olmamasına rağmen, bu hastalığa sahip kişilerin dürtü ve davranışlarını denetlemelerine yönelik önlemler alınabilir. Artık toplumun bu hastalığın ve günlük yaşamdaki yaygınlığının daha fazla farkında olması gerekmektedir. Elbette çocuklarla meşgul olan herkes pedofili değildir, ancak pedofillerin yaşamın çeşitli alanlarındaki uzantıları düşündüğümüzden çok daha fazla olduğu bilinmektedir.

Bir ülkede zinanın suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarılıvermesi, eşcinselliği meşrulaştıran ve yaygınlaştıran İstanbul Sözleşmesi’nin imza edilmesi, sosyal medyanın, internet yayınlarının ve porno programlarının yaygın hale getirilmesi ve manevi-ahlâki disiplin ve değerlerin çürütülmesi veya Dini-Kur’ani eğitim alsın diye kontrolsüz kurs ve yurtların insafına terk edilmesi, pedofilinin en önemli sebepleridir.

Çocuk eğitiminde İslami kurallara uymak, onları kötülüklerden koruyacaktır!

“Ey iman edenler, sağ ellerinizin altında bulunanlar (hizmetkârlar) ile, sizden olup da henüz ergenlik yaşına yetişmemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin (istirahat için odanıza çekilip) üstünüzü çıkardığınız vakitte ve yatsı namazından sonra(ki süreçte. Bu) üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da (birbirinizin odalarına izin alarak girmekte) bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.” (Nur Suresi: 58)

“Sizden olan çocuklarınız, ergenlik çağına geldikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi, bundan böyle (onlar da özel odalarınıza girmek için) izin istesinler (ki anne-babalarını uygunsuz vaziyette görmesinler). İşte Allah, ayetlerini (edep ve hürmet prensiplerini) size böyle açıklar. Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.” (Nur Suresi: 59) ayetlerinin emrine uygun hareket edilmelidir.

Hz. Peygamber Efendimizin:

“(Erkek ve kız) Çocuklarınız yedi yaşına geldiklerinde (ebeveynlerinden ve birbirlerinden) yataklarını ayırın.” (Cem’ül Fevaid. C.1, sh: 139)

“Ergenlik çağına gelen çocuklarınızın odalarını da ayırın.”

“On yaşına gelen kız ve erkek çocuklarınız (hem kız kıza hem erkek erkeğe) artık birlikte yatmasınlar.” (Sünen Dare Kutni. C.1, sh: 230)

“Altı yaşına gelmiş kız çocuklarınızı mahremi olmayanlar öpmesinler.” (Fetevan-Nevevi. Sh: 215) tavsiyeleri mutlaka yerine getirilmelidir.

Ayrıca çocuklarımıza, başkalarının ve özellikle kötü niyetli insanların şehvet damarlarını kamçılayıcı kıyafetler giydirilip asla dışarıda sahipsiz gezdirilmemeli… Bu türlü video ve fotoğrafları sosyal medyaya servis edilmemelidir. Ve yine hem kız hem erkek çocuklarımızı cep telefonlarındaki ve internet programlarındaki ahlâk bozucu yayınlardan mutlaka korumamız görevimizdir. Aksi halde TV ve gazete haberlerine yansıdığı gibi başımıza ne büyük belaların ve acıların geleceğini unutmamak gerekir.

Nebe: 33 ve benzeri ayetlere verilen yanlış ve alâkasız mealler ayıklanmalıdır!

Bu ayet, Siyonist odaklar ve İslam düşmanları tarafından ziyadesi ile dine saldırı bahanesi edilmekte ve Dinimiz hâşâ pedofili ile ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle aşağıdaki mana ve mealler asla doğru ve uygun değildir.

Abdulbaki Gölpınarlı: “Ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar.”

Abdullah Parlıyan: “Memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar.”

Ahmet Tekin: “Göğüsleri irileşmiş, genç kızlık çağında, yaşıt dilberler var.”

Ahmet Varol: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.”

Ali Bulaç: “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.”

Ali Fikri Yavuz: “Aynı yaşta tomurcuk sîneliler,”

Bahaeddin Sağlam: “Genç yaşıt, tomurcuk kızlar.”

Diyanet İşleri (Yeni): “Kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar.”

Diyanet Vakfı: “Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,”

Elmalılı Hamdi Yazır: “Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.”

Elmalılı Meali: “Ve turunç sîneli yaşıtlar var.”

Hasan Basri Çantay: “Memeleri tomurcuklanmış bir yaşıt kızlar,”

Hayrat Neşriyat: “Göğüsleri yeni tomurcuklanmış aynı yaşta kızlar,”

Kadri Çelik: “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.”

Ömer Nasuhi Bilmen: “Ve nar memeli, hep bir yaşta (cariyeler vardır).”

Suat Yıldırım: “Turunç göğüslü genç yaşıt dilberler,”

Süleyman Ateş: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.”

Şaban Piriş: “Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar...”

Ümit Şimşek: “Turunç göğüslü yaşıt güzeller,”

Yaşar Nuri Öztürk: “Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar,”

Oysa bu ayetteki “göğüs kabarması” diye tercüme edilen “Kevâib”: gençliğin bitmediğine, dinçliğin devam ettiğine işaret eder ve zaten belirtilen “yaşıt” sözcüğü; Siyonistlerin uydurduğu “İslam’da pedofili iftirasını” çürütmektedir. Güya İslam âlimi adı altında, çocuk yaşta evlilik rezilliğine fetva üretip din düşmanlarına koz vermekten başka bir hizmeti dokunmayan, Hadis-i Şerifler’de “ümmetin Yahudileri” olarak lanetlenen (örneklerini çok iyi bildiğimiz ve günümüzde BOP hocaları olarak özetleyebileceğimiz) din istismarcılarının da insanlık dışı fikir ve fetvalarını bu ayet açıkça reddetmektedir. Bu tarz ayetler dikkatli okunduğunda, anahtar kelimeler zaten bizi gerçeğe götürecektir. Ama orijinal metinde bu manalara yatkın ve istismara açık bazı ibarelerin yer alması; bizce Yüce Yaratan’ın iyilerle kötülerin belli olması için “fitneyle denemesi”nden ibarettir.

Bazı yorumlarda ayetin meal çevirmenlerince toptan yanlış çevrildiği ve bu yanlışın devam ettirildiği iddiasına da rastlayınca bu yaklaşımları ve farklı mealleri dokümanlayıp okurlarımıza sunmakta fayda vardır.

Nebe: 33 “Ve kevâibe etrâben” ayeti, maalesef birtakım meal ve tefsirlerde; “ergenliğe yeni girmiş liseli kızlar” şeklinde çevrilmiştir.

Birçok ilim erbabı ayetteki bu kelimelerin yanlış çevrildiğini belirtmektedir. Orada kastın “kadın memesi değil, üzüm tanesi” olduğu dile getirilmiştir. Fakat işin garibi, birçok tefsirde ve meallerde maalesef “kadın ve memesi” şeklinde tercüme edilmiştir.

Biz bu yanlış ve alâkasız mana ve meallerin, öyle kasıtlı bir çarpıtma amacıyla değil, daha önce hazırlanmış bazı Arapça tefsirlerde yazılmış zoraki yorumların ve yozlaştırmaların… Ve bunların Osmanlıca ve Türkçe tercüme versiyonlarının; taklitçilik yoluyla benimsenmiş bir kolaycılık damarıyla yapıldığı kanaatindeyiz. Biz bu yanlışı düzeltmek ve istismar hesaplarını engellemek üzere Nebe: 33 ayetine:

“Taze olgunlaşmış, (tomurcuklaşmış güller gibi) soylu ve uyumlu (cennet kızları)…” Mealimizi bile “Göz alıcı güzellik ve özellikteki (birbirleriyle uyumlu ve huzurlu), genç ve yaşıt (cennet) yavukluları.” şeklinde değiştirmek ihtiyacını hissettik.

Ayrıca bu konu ile ilgili Sâd Suresi 52. Ayet (38/52) ve Vâkıa Suresi 37. Ayet (56/37) dikkatle incelenmelidir.

Bu ayet Muhammed Esed’in Tefsir ve Mealinde “harika eşler”, “uyumlu eşler” şeklinde çevrilmiştir. Yani belli bir cinsiyet belirtilmediğine değinilmiştir.

Bu arada ayetin İngilizce çevirileri de incelendiğinde durum daha iyi anlaşılmaktadır:

“Companions of equal age” = Denk yaştaki eşler (Abdullah Yusuf Ali)

“And maidens for companions” = Birbirlerine denk düşen eşler (Marmaduke Pickthall)

“Magnificent spouses” = Harikulade eşler (Rashad Khalifa)

“And splendid companions, well-matched” = Tam uyumlu harika eşler (Shabbir Ahmed)

“Splendid, well matched spouses” = Tam uyumlu harika eşler (Safi Kaskas)

“Companions of equal age” = Denk yaştaki eşler (Syed Vickar Ahamed)

“Companions of equal age” = Denk yaştaki eşler (Bilal Muhammed)

“And [with] likeable companions” = Hoşa giden eşler -ile- (Mohammad Shafi)

Evet, Nebe: 33 ayetinin aslı “ve kevâibe etrâben” şeklinde buyrulmaktadır.

1- Ve kevâibe; ve genç, göz alıcı, şahane endamlı manasınadır.

2- Etrâben; yaşıt ve birbirine yakışır anlamındadır.

Meali; genç ve yaşıt eşler olmaktadır.

Görüldüğü üzere ayette “göğüs-tomurcuk-meme-turunç” kelimeleri asla yer almamaktadır. Bunların nasıl uydurulduğu üzerinde durulmalıdır!?

Bu ayete: “Yaşıt muhteşem eşler”, “Yaşıtlar”, “Müthiş uyumlu harika eşler”, “Dengi dengine, yaşıt, görkemli eşler” gibi doğru ve uygun meal verenler de vardır.

Bu ayetin Siyak ve Sibak (yani ayetin öncesi ve sonrasıyla irtibatı) bakımından anlamı:

Sorumlu davranmış olanlara ödüller var “inne lil müttekıyne mefâza” “(Ancak) Kesinlikle müttakiler için (ebedi cennet hayatında) gerçek 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır.” (Nebe: 31)

Bahçeler, asmalar “hedâika ve e’nâbâ”. “(Orada) Nice bahçeler ve üzüm bağları.” (Nebe: 32)

Uyum içinde salkım salkım üzümler “ve kevâibe etrâbâ”. “Göz alıcı güzellik ve özellikteki (birbirleriyle uyumlu ve huzurlu), genç ve yaşıt (cennet) yavukluları.” (Nebe: 33)

Dolu dolu kadehler “ve ke’sen dihâkâ”. “Dopdolu kadehler (ve şerbet bardakları onlar için hazırlanmıştır). (Nebe: 34)

Görüldüğü üzere bir önceki ayet olan Nebe: 32’de bahçeler, üzüm asmaları geçmektedir. Nebe: 33’teki “kevâib” işte o asmalarla ilgili de yorumlanabilir. Kevâib çoğuldur, üzüm daneleri demektir. Tekil hali olan “kâ’be” ise “dane”dir.

Yani “ka’betü e’nab”: Üzüm danesidir. “Ka’be”nin üzüm danesi anlamına geldiğini Arapçaya vakıf olan herkes bilir. Çoğulu “kevâib”tir. Üzüm daneleri anlamına gelir. Ka’be kelimesinin başka bir çoğulu olan “unkûd” ise salkım demektir.

Yeri gelmişken şuna da dikkat çekelim; Nebe: 33’te “kız ya da huri” anlamına gelen hiçbir isim veya kelime yok; yaşıt diye algılanan “atraban” ise sıfattır; ayette bulunmayan “kız”ı değil ayette bulunan “kevâib”i tanımlamak içindir. Açıkça anlaşılıyor ki Nebe Suresi 31, 32 ve 33. ayetler arasında İlahi maksada uygun mantıki bir anlatım ve anlam örgüsü görülmektedir.

Nebe Suresinin:

31: (Cennette) Bahçeler ve asmalar vardır.

32: Asmalardan devşirilen dane dane üzümler ki her biri ötekine denk durumdadır.

33: Ve üzümlerden yapılıp dolu dolu kadehlerde sunulan içecekler bulunmaktadır” mealleri ise diğerlerine göre daha isabetlidir.

Bu üç ayetin üçü de cennetteki bahçeleri, meyveleri, içecekleri ve diğer nimet ve lezzetleri son derece uyumlu bir bütünlük içinde haber vermektedir. Araya sokuşturulan “turunç gibi tomurcuk memeli kızlar” ifadeleri ise pedofili=çocuk istismarcısı sapkınlara bahane üretecek yanlış ve alâkasız meallerdir.

Bazı tarikat ve cemaatlerde pedofili ve şehvet tuzağı!

Elbette şehvet ile kast edilen sadece cinsel şehvet değildir, para şehveti, insanlar üzerinde, kurumlar üzerinde güç kullanma, iktidar kurma şehveti de bunlara dahildir. “Şehvetiye Tarikatı” adlı kitapta en aykırı porno öykülerini ve filmlerini solda sıfır bırakacak örnekler verilmektedir. Dini inançları istismar edilerek, bu ülkenin insanlarına -hem de gönüllü olarak- neler yapıldığını okuyup dehşete kapılmamak mümkün değildir. Bu kitapta örneğin; Diyanet İşleri Başkanlığının raporlarından “Gelişen pazardan daha fazla pay alma hırsı olmadık dini suiistimallere yol açmaktadır”, ya da “Hurafe saçma görünse de (kişi) ona inandığında, inanılmaz bir tatmin duygusu yaşamaktadır. Hocasına bağlılığı kat be kat artmaktadır” gibi alıntılara da yer verilmiştir. Öte yandan bu durumun Tekke ve Zaviyeler Kanununun gevşetilmesinden kaynaklandığını da örnekleriyle göstermiştir. Keza, “seks ve cinsel istismar odaklı alt grupların” İslam’a özgü olmadığını, dünyanın dört bir yanında, her dinin bünyesinde görüldüğüne dair örnekler de verilmiştir. Kendilerine cinsel istismardan maddi çıkar ve manevi tatmin sağlamaya dek çeşitli yollardan bağladığı kitleler üzerinden yerel, ya da ulusal düzeyde siyasi etki pazarlığı yapmak bu tür yapıların özelliklerindendir. ABD’deki Evangelist kilisenin önce Bush, şimdi de Trump iktidarı üzerinden ülkenin dış politikasına dahi etki etmesi de bu cinstendir. Hatırlayınız; İsmailağa Hocalarından, bir yandan “Cennete götürecek terlikler” filan pazarlayan “Cübbeli” Ahmet Mahmut Ünlü, maddi çıkar karşılığında 23 Haziran 2019’da AKP’ye atılmayan oyların “Haram” olduğunu söyleyebilmiştir.

“Türkiye’nin sonuçlarını 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimiyle acı şekilde yaşadığı ve yaşamakta olduğu bir Fetullah Gülen gerçeği hâlâ tazedir. Araştırmacı Tayfun Atay, yeni yayınladığı ‘Parti, Cemaat, Tarikat’ kitabında; tarikat ve cemaatlerin 1990’larda koalisyon partilerine, 2000’lerde AKP’ye verdikleri oy desteğiyle nasıl zenginleşip holdingleştiklerini verilerle kaydetmiştir.” diyen 2018 Bilderberg katılımcısı Murat Yetkin, bir doğruyu eksik söyleyerek gerçekleri örtme gayretindedir. Çünkü çocuk istismarları ve cinsi sapkınlıklar sadece din istismarcılarının değil, devrim simsarlarının da sıklıkla bulaştığı bir rezalettir.

Biz de yıllardır bu istismar sisteminin nasıl işlediğini, cinsel istismar yöntemlerinin müptezelliğini tarikat ve cemaatlerin zenginleşip nasıl siyaset ve toplum hayatını etkilediğini belirtmişizdir. Eski Erdoğan hayranı ve muhafazakâr çevrenin önemli yazarı Yusuf Ziya Cömert, bakın 6 Eylül 2019’da Karar gazetesindeki “Şeytan Aşıldı” yazısında şunları söylemişti: “Hani şu ‘badeci’ şeyh veya kurstaki çocuk istismarı… (…) İnanılır gibi değil. Yeryüzünde bu kadar süfli bir insan veya hayvan topluluğu olabilir mi? (…) Ya çocuk istismarı yapıldığı söylenen kurs? Fıkıh kadar taş düşsün başınıza! Kurs, Kur’an-ı Kerim kursu. (…) Bunlar şeytanı emekliye ayırdılar!”

Cinsi sapkınlık takımı: Adnan Oktar Tarikatı!

FETÖ de Mesiyanik olduğu için ezoterik bir terör yapılanmasıydı. Bunların ikisiyle de ilişkisi bulunan Oktar Örgütü ise ezoterikten ziyade 'erotik' bir örgüt konumundaydı. Örgütün tek hedefi, cinsel çıkar ve istismar sanılmasındı, ama bu motivasyon, hepi topu 250 üye ve bin gönüllüden müteşekkil yapının kuruluş ve gelişiminde etkili olmuş durumdaydı. Silivri'deki davanın iddianamesindeki detaylar, örgütün sapkın, orgiastik yönünü ortaya çıkarmıştı. Bu yönüyle Adnancılar'a 'Erotik Terör Örgütü' demek lazımdı. Bunlar cinsel çıkar örgütü de sayılırdı. Ama elbette tek amacı bu sanılmasındı. Toplumun manevi değerlerini yozlaştırmak, devlete/millete yönelik gizli yıkıcı faaliyetler içinde bulunmak da suçlamalar arasındaydı. Tehdit, şantaj, taciz, istismar üzerine kurulmuş bu yapıyı ilk ortaya koyan da Milli Çözüm Dergisi olmaktaydı.

Adnan Oktar’ın: “15 Temmuz darbe girişimi olurken televizyonu açtığımızda Adnan Oktar, kimse ne olduğunu henüz anlamamasına rağmen 'Darbe oluyor, ben yayına gideceğim' dedi ve gitti. Bize 'Bakın bunu (darbe girişimi) çok yanlış saatte yaptılar. Çünkü insanlar ayakta, köprüden geçiyorlar. Bana sorsalar daha ileri bir saate alın derdim ve Erdoğan'ı da indirirlerdi” dediğini Bacılar grubundan Beril Koncagül açıklamıştı:

Öğretilmiş çaresizliğin kullanışlı aptalları!

Davanın müştekilerinden olan Adil Serdar Saçan da örgütün FETÖ ile bağlantısı konusunda çarpıcı ipuçları aktarmıştı. Misal Ergenekon operasyonu başlatılırken, Levent Göktaş, Serdar Öztürk gibi hedef isimlerin ofisine tahrif edilmiş CD'ler yerleştirenler Adnancılarmış. Adnan Oktar'ın, itiraflarından en çok korktuğu isimlerden Özkan Mamati de Mehdiyet iddiasının amacı hakkında şu önemli ayrıntıyı paylaşmıştı:

"Adnan Oktar'a göre Müslümanların yapması gereken ya da yapacakları hiçbir şey kalmamıştı, sadece Mehdi beklenmeli ve ona katılmalıydı. İkinci konu ise Yahudilik ve Masonluk'tu. Oktar'a göre Masonlar ve Yahudiler dünyanın hâkimi konumundaydı. Kitaplarında detaylı olarak insanlara Masonlar'ın ve Yahudiler'in dünyayı nasıl yönettiklerini ve onlar karşısında herkesin çaresiz olduğu düşüncesini anlattı. İnsanların bilinçaltlarına bir anlamda öğretilmiş çaresizlik aşılanmıştı. Evet ‘Öğretilmiş çaresizlik aşılamak…’ İnsanları robotlaştırmak ve 'kullanışlı aptal' üretmek için iyi bir fırsattı. Kadın ve şehvet ise bunun aracıydı.”

İstanbul Cumhuriyet Savcıları Serdar Akan ve Caner Babaloğlu tarafından hazırlanan 2016/103113 soruşturma nolu iddianamede Mehdiyet iddiasıyla mürit toplama konusunda şu saptamalar yapılmıştı:

"Örgüt üyelerine her ne kadar açıkça söylemese de, imalar ve yorumlamalarla kendisinin mehdi olduğuna, peygamberler üstü bir konumda çok özel bir insan olduğuna inandıran örgüt lideri Adnan Oktar, örgüt üyelerinin dini ve manevi anlamdaki zafiyetlerini kullanarak, mehdiyet meselesini örgüt üyelerinin üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmış, örgüt üyelerine karşı bir hakimiyet sağlamış ve bu şekilde örgüt içerisinde kendisinin sorgulanması ve eleştirilmesini engelleyip kendisini örgütteki tek otorite haline taşımıştır."

Şu cümleler ise müritlerin ne tür kişilerden seçildiğini göstermesi bakımından önemli ve anlamlıdır:

"Örgüte katılım yapacak şahıslarda, 'Hüsn-ü Cemal' yani güzel veya yakışıklı olması, 'İlm-i Kemal' yani eğitimli ve kültürlü olması, 'Mal-i Emval' yani zengin, maddi durumunun iyi olması şartları aranmış, söz konusu şartları sağlayan şahısların örgüte katılım sağlaması için özen gösterilmiştir. Aranan kıstaslara uygun kişilerin, sözde tebliğ adı altında propaganda faaliyetlerini daha etkin yapabileceği örgüt lideri tarafından dile getirilmiş, fakat ilerleyen süreçte bu kişiler, kabiliyetleri çerçevesinde suç işleyen kişilere evrilmiştir."

Milli Çözüm Dergisi’nin yıllar önce dikkat çektiği gibi Adnan Oktar’cıların Masonluk ve Yahudilikle de irtibatlı oldukları anlaşılmıştır.

2008 yılında Masonlar ve Tapınak Şövalyeleri ile ilk temaslar kurulmaya başlanmış, ilk dönemlerde örgütün temellerini Masonluk karşıtlığı olarak atan Adnan Oktar tarafından, 'esasında Masonluğun hak bir tarikat olduğu, ancak bozulduğu, Masonların kurtarıcı beklentisi ve Yahudilerin Moşiah beklentisi ile Mehdiyetin aynı hususlar olduğu' söylemleriyle Mason localarıyla irtibat kurulması yönünde örgüt mensuplarına talimat vermiş ve böylelikle Masonların ve Yahudilerin dünyadaki nüfuzlarını kullanarak, destekleriyle gücüne güç katmaya başlamıştır. Özellikle bu amaçlarla örgüt mensuplarını söz konusu dini yapılanmalarla irtibat kurmak ve ilişkileri geliştirmek için yurtdışına göndermiş, devam eden süreçte de bahse konu yapıların temsilcilerini ülkemize getirerek ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır.

2011 yılında örgüt propaganda kanalları olan; konferanslar, kitaplar ve stant açmalara ek olarak bir de televizyon kanalı kurmuşlardır. A9 TV olarak yayın hayatına başlayan söz konusu TV kanalında örgüt, dini duyguları ağır basan vatandaşları etkilemek maksadıyla belgeseller yapmış, tartışma programları düzenlemiş, kitaplar ve konferanslar gibi faaliyetlerin de ötesinde geniş bir kitleye ulaşma imkânı bulmuşlardır. Devam eden süreçte örgüt asıl kimliği ve ideolojisi olan ‘Türk Aile Yapı'sını dejenere etme ve dini tahrif etme eksenli programlara yönelmiş,’ canlı yayınlarda dekolte giyip dans eden kadınlarla dini içerikli programlar yapmaktan utanmamışlardır. Söz konusu TV programlarında yurtdışından getirilen başka dinlere mensup şahıslar ağırlanmış, FETÖ ideolojisi benzeri dinler arası diyalog/barış ekseninde programlar yapılmıştır. Yahudilik ve Masonluk karşıtı kitaplar yayımlayan ve propaganda yapan örgüt, gelinen son noktada İsrail'in bütünlüğü, Filistin davasının yanlışlığı konularını işlemeye başlamış, örgüt lideri yabancı kişiler tarafından Mason locasına kabul edildiğini canlı yayında beyan ederek Masonluk beratı almıştır. Adnan Oktar, Mason ve Yahudilere iyi görünmek amacıyla, Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamit'i hain ilan etmiş, bu doğrultuda 'Yaptığı tek iyi iş İsrail Devleti'nin kurulmasını sağlamasıdır' gibi iftiralardan sakınmamıştır.

Davanın müştekilerinden Ceylan Özgül, Adnan Oktar Örgütü'nün, FETÖ'cü 17-25 Aralık yargı darbesi teşebbüsü ve bunun ABD'deki uzantılarına ilişkin bağlantılarını şöyle açıklamıştır:

"Rıza Sarraf'ın ABD'de görülen davasıyla ilgili olarak dava başlamadan önce Adnan Oktar'ın davada bilirkişi olan Jonathan Schanzer ve Mark Dubowitz ile görüşmek istemesi üzerine bunlarla bağlantıya geçip kendisinden görüşme ayarlamasını istediğini, bu kişilerin bağlı bulunduğu düşünce kuruluşu olan Foundation For Defense of Democracies'e mail atarak bağlantı kurduğunu, uzun bir süre bu kişilerle görüşme yaptıktan sonra 2013 veya 2014 yıllarında Türkiye'ye gelip Adnan Oktar ile görüşmelerini sağladığını, buraya geldiklerinde Aylin Atmaca ve Burak Abacı'nın bu kişileri karşıladığını ve görüşmelerde yanlarında bulunduğunu, görüşme içeriğine göre Türkiye ile ilgili yurt dışındaki konularda bağlantıda kalalım ve ortak hareket edelim sonucunun ortaya çıktığını, bu kişilerin İstanbul'a geldiklerinde Tepebaşı'nda bulunan Pera Palas Oteli'nde kaldıklarını ve biletleri dâhil bütün masraflarının örgüt tarafından karşılandığını beyan etmiştir."

Aynı ekibin 18 yaşından küçük kız çocuklarına yönelik tacizleri de maalesef iddianameye yansımıştır. Bütün bunları aynen FETÖ gibi, yıllar öncesinden uyaran Milli Çözüm’e saldıranlar acaba şimdi utanmakta mıdır?

Bu arada şu noktayı da özellikle vurgulamamız lazımdır: Adnan Oktar’ın kendi eserleriymiş gibi sahip çıktığı, ama aslında sadece onun vasıtası ile yayınlatılan Harun Yahya imzalı kitaplar, oldukça ilmi, imani, İslami ve insani kaynaklardır. Adnan Oktar’ın daha sonra saptırıp çarpıtarak yozlaştırdığı kısımlar hariç, bu kitaplara oldukça ihtiyaç vardır. Ancak bu istismar ve suistimal takımının susturulması ne denli hayırlı ve yararlı ise, bu bahane ile Harun Yahya serilerine erişimin yasaklanması da o denli yanlış ve haksız bir yaklaşımdır.

Maalesef 18 yıllık AKP iktidarına rağmen ders kitaplarında ve resmi eğitim yayınlarında ve yardımcı kaynaklarda hâlâ Darwinist safsataları öğretilmekte, imtihanlarda bile bu sorular çıkmaktadır. Oysa Harun Yahya eserlerinin Adnan Oktar’la bir alâkası bulunmadığı belirtilerek bu kitapların İlk, Orta, Lise ve Üniversite sınıflarında okutulması lazımdır.

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

MEDENİYETLERİN MANEVİ MİMARI PEYGAMBERLERDİR
  Mutlak hakikat ve hikmetin kaynağı, ilahi vahiydir. Hürriyet, hakkaniyet...
Devami
DEPREM BOMBALARI
  Ahmet Akgül Hoca'nın "Ruhlar ve Sırlar" kitabında, ayrıca "Ufo'lar...
Devami
Kur’an’ın asıl sakındırdığı YAHUDİ VE HRİSTİYANLARIN SİYONİST TAKIMIDIR!
  En az 40 yıllık ciddi ve mesuliyetli bir araştırmanın ve...
Devami
FİLİSTİN NASIL ELDEN ÇIKTI?
 Sultan Abdülhamit ve Yahudiler Sultan II. Abdülhamit ile Yahudiler arasındaki mücadele...
Devami
YENİ MEAL İÇİN ÖNSÖZ
Milli Çözüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Osman Eraydın ve İzmit’teki...
Devami
SAHİPSİZ BİR VATANIN BATMASI HAKTIR!
Parsayı toplayan, kaçırıyor! Eski Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, TOBB...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 115

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR