Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5110
mod_vvisit_counterDün8165
mod_vvisit_counterBu Hafta60055
mod_vvisit_counterGeçen hafta70590
mod_vvisit_counterBu Ay164861
mod_vvisit_counterGeçen Ay288180
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16348030

IP'niz: 3.234.143.26
Bugün: 20 Eyl 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12012304

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

AB TÜRKİYE'Yİ "HAZM"EDECEKMİŞ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

"Hazm": Ağızda çiğneyip öğütülen şeylerin midede eritilip sindirilmesi ve vücuda yarar hale getirilmesi anlamına gelir.

Kısaca; yiyecek ve iç içeceklerin içindeki vitamin ve minerallerin sindirilip sömürüldükten sonra, özü ve gıdası alınan o şeylerin, posasının dışarı atılması işleminidir.

Ayrıca "Hazm"ın diğer bir sözlük anlamı da: başkalarının malını ve diğer haklarını zorla veya hilekârlıkla alıp gasp etmektir.

 

Şimdi AB' belli bir süreç içinde Türkiye'yi hazm edecekmiş... AKP iktidarı ve yandaşları da, bunu anlamadan ve utanmadan tarihi bir zafer gibi, takdim etmektedir ve övünmektedir.

İşte, Çerçeve Belgeyi gizleme sebebi şimdi anlaşılıyor!

Avrupa Birliği ile yürütülecek görüşmelerde yol haritasını oluşturan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin imzalanana dek milletten ve siyasi partilerden neden gizlendiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Milli Gazetenin üzerine gitmesiyle "gizlilik"ten sıyrılmak zorunda kalan hükümet, MÇB'nin "gayriresmi" tercümesini yayınladı. Belgenin içeriği, gerçeklerin milletten neden gizlendiğini daha iyi anlatıyor.

"Türkiye'yi Bağlayalım Kaçmasın" deniliyor!..

MÇB'de yer alan maddeler, AB'ye tam üyelik hedefinin bile sadece lafta olduğunu gösteriyor. Belge'de "Ortak hedef katılımdır. Bu müzakereler ucu açık bir süreç olup sonucu garanti edilemez. AB'nin hazmetme kapasitesi de göznönüne alınarak, Türkiye'nin tüm üyelik yükümlülüklerini tamamen üstlenecek konumda olmadığı anlaşılırsa, Türkiye'nin mümkün olan en güçlü bağ ile Avrupa yapılarına bağlanması sağlanmalıdır" deniliyor.

Sınırlarımız Tartışmaya Açılıyor!

Müzakerelerin ilerlemesi ile ilgili bölümde ise birbirinden dehşet verici talepler yer alıyor. MÇB'de AB'den "para gelecek" hayaline son verilirken, daha önce imzalanan anlaşmaların geçersiz olacağı dile getiriliyor. Türkiye'nin sınırlarını tartışmaya açan madde ise şöyle: "Türkiye'nin verdiği açık taahhüt ve süregelen tüm sınır ihtilaflarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı'nın zorunlu yargılama yetkisi de dâhil olmak üzere BM şartına göre çözmeyi taahhüt eder." Şartı getiriliyor.

"Rumları tanı, D-8'i unut" Talimatı Veriliyor

 Kıbrıs konusunda KKTC'yi görmezden gelerek Rumları adanın tek temsilcisi gören AB Müzakere Çerçeve Belgesi, Türkiye'den adım atmasını isteyerek diğer AB ülkeleri gibi GKRY ile ilişkilerini normalleştirmesini istiyor. D-8 ve İKÖ ile yapılan anlaşmaların yanısıra Türkiye tarafından akdedilen tüm diğer uluslararası anlaşmaların da sona ereceğine dikkat çekilen MÇB'nde, bütün bölümler tamamlanmadan hiçbir konunun bitmiş sayılamayacağı kaydediliyor.

İşte AB'niz Ve Eşcinsellere Ağabeylik Göreviniz!.. (Size Yakışıyor)

Mademki AB'ye heveslisiniz öyle ise; Başörtülü Müslimeleri horlayıp ezecek ama eşcinselleri hoş göreceksiniz!

Belçika İstatistik Enstitüsü (INS), evlilik yapan eşcinsellerin sayısının süratle arttığını açıklıyor... Dünyada Hollanda'dan sonra eşcinsellere evlenme hakkı veren ikinci ülke olan Belçika'da, geçenlerde ilk kez bir eşcinsel çift de mahkemeye boşanmak için başvurdu.

AB'nin İstatistik Örgütü Eurostat'ın verilerine göre, AB ülkeleri genelinde evliliklerin 1960'lı yıllarda yüzde 14'ü boşanmayla sonuçlanırken, bugün bu oranın yüzde 50 civarında olduğu tahmin ediliyor. AB üyeleri arasında en fazla boşanma birinciliğini, yüzde 60 ile Belçika'yı İsveç, Finlandiya ve İngiltere izliyor.

İşte AB Komiseriniz! Rehn'den tehdit gibi sözler!

Türkiye'deki ziyaretlerine devam eden AB Komiseri Olli Rehn, tehdit gibi sözler sarfediyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile 45 dakika görüşen AB Komiseri Rehn, yazar Orhan Pamuk'a 1,5 saat ayırıyor. Başbakan Erdoğan ile yapılan görüşmenin ardından ikili basın açıklaması yapan. Rehn, "Artık seremoni bitti. Taramalar 20 Ekim'de başlayacak ve uygulamalara geçilecek. Zor bir döneme giriyoruz. Türkiye bizim istediğimiz reformları yerine getirirse hiçbir sorun çıkmaz" diyerek aba altından sopa gösteriyor..

Erdoğan: Ek Protokolü görüşüyoruz!

Olli Rehn'in ‘Ek Protokolü bir an önce meclisten geçirin' şeklindeki sözleriyle ilgili bir şey yapılıp yapılamayacağı sorusunu cevaplayan Başbakan Erdoğan, "AB'nin Ek Protokolle ilgili isteklerini Bakanlar Kurulu'nda arkadaşlarımızla birlikte değerlendireceğiz. O konuda kararı daha sonra vereceğiz" diye konuşuyor. Bu arada, Rehn, yazar Orhan Pamuk'u evinde ziyaret ederek görüşüyor. Görüşme sonrasında bir açıklama yapan Pamuk, "Olli Rehn ile edebiyattan, çocuklardan ve hayattan konuştuk. Kitaplarımı çok beğendiğini söyledi" diyerek alaycı bir dil kullanıyor

Zafer mi, hezimet mi?

‘Türkiye'nin tam üye olmaması durumunda AB'ye bağlı kalması' gibi birçok ifade içeren belgede daha birçok tehlikeli madde yer alıyor..

1- Çerçeve belgesi ön sayfasındaki deklarasyon: Dönem Başkanlığı ve Konsey'in işbirliğinde deklare edilir ki; çerçeve belgede uluslararası organizasyonlara değin oluşan durum, AB'nin bu kuruluşların karar süreçlerine müdahale etmesine yol açmaz. Bu kuruluşlar ve üyeleri serbestçe karar vermekte özgürdür.

- Yorum 1: Bu deklarasyon konsey adına, yani ‘Rum tarafının da dâhil olduğu' 25 üye imzasıyla olmalıydı. İşbirliği ile Dönem Başkanlığı adına yapılması, bağlayıcı olma açısından yeterli değil!

2- Madde 7: Türkiye'nin, müzakereler sırasında tüm AB üyesi ülkelerin uluslararası kuruluşlara ve anlaşmalara taraf olması da dâhil olmak üzere, üçüncü ülkelere karşı ve uluslararası kuruluşlarda AB ile politikalarını yakınlaştırması gerekmektedir.

- Yorum 2: Bu madde Rum tarafının ‘Kıbrıs' olarak NATO'ya ve OECD'ye girmesini amaçlıyor.

3- Madde 10: Katılım, birliğin sistemine, yapısına doğrudan bağlı olan ve ‘birliğin müktesebatı' olarak adlandırılan hak ve yükümlülüklerin kabulü anlamına gelir.

- Yorum 3: AB Parlamentosu kararları ‘müktesebat' sayılacağı ve Türkiye tarafından benimsenmesi şart koşulduğu için, ‘Parlamento'nun aldığı sözde Ermeni soykırımı ve Türk ordusunun Kıbrıs'ta işgalci olduğu gibi kararlar Türkiye tarafından otomatik olarak tanınmak durumuna girebilir. [1]

Üç koy, hava al...

Emekli Büyükelçi Umut Arık AB'den kayıplarımızı şöyle özetledi: "Gümrük Birliği anlaşmasıyla 1996'dan bu yana sanayi ürünlerimiz AB ülkelerine sıfır gümrükle giriyor. Ama unutmayalım ki o tarihten bu yana onların sanayi ürünleri de ülkemize sıfır gümrükle giriyor ve biz bu ticaretten AB'ye her yıl 6 ile 10 milyar Euro arasında açık veriyoruz... AB müktesebatına uyum çerçevesinde önümüzdeki yıllarda  sanayi tesisleri arıtma sistemleri kurmak zorunda olacak. Bunun sonucunda daha temiz bir çevreye kavuşacağız... Ama AB bu iyileştirmeler için öteki aday ülkelere verdiği fonları bize vermeyecek.[2]

35 yeni komiserimiz oldu!

Bir IMF komiserimiz vardı, bir de Brüksel komiseri... Şimdi yine bir IMF komiserimiz var fakat Brüksel komiseri sayısı arttı 35'e çıktı. 35 alan. Her biri için ayrı komiser. Önce 35 alanda tarama yapılacak. Tarama dedikleri; "sende ne var, bende ne var" listelerini çıkartmak. Alan alan, başlık başlık, sektör  sektör tarama yapılacak...

Komiser soracak: Türkiye'de ne var? ABD üssü var. Avrupa'da ne var? 40 bin ABD askeri var. Komiser, "Mademki tek ülke olacağız, ne gerek var ayrı ayrı yerlerde üs tutup ABD askeri bulundurmaya... Frankfurt yakınındaki üstte bulunan 40 bin ABD  askerini de Konya'daki üslere gönderelim. Burada Tuz Gölü çevresinde tatbikat yapıp askerlerini zinde tutsunlar. Hava kuvvetleri sahici bombalarla askeri  tatbikatlar yapsın, Konya şehrinin fabrikalarındaki çok duyarlı CNC metal işleme tezgâhları da bu tatbikatlardaki sahici bomba sesleri yüzünden bozulurlarsa AB fonundan tezgâh tamir desteği ödensin" diye rapor yazacak.

Komiser soracak: Türkiye'de ne var? İran sınırı var. AB'de ne var? 70 bin AB askeri var. Bu askerlerin AB sınırında olması gerekiyor, Türkiye'nin tam üyelik sürecine alınmasıyla birlikte AB'nin sınırları da İran'a, Irak'a, Suriye'ye  taşınmış oldu. O zaman 70 bin AB askeri de İran sınırına taşınsın diye rapor edecek.

Bu bir "müzakere süreci" değildir, bu "komiserler söyleyecek, Türkiye yapacak sürecidir" ve Avrupa Birliği'ne girmek de budur. Oraya girmek isteyen her ülkeye  yapılan da budur. Herkes gerçeği bilsin.[3]

Limanları Açın, Yoksa!..

AB ile müzakereler başladı diye bayram yapan, kapıdan girdik diye manşet atan  medya aradan daha  3 gün geçmeden yaptıkları bayram ve attıkları manşetin tersini yazmaya başladı. AB'nin kapısından girmediğimizi, kapıda bekletilmeye devam edildiğini kıyısından köşesinden hatırlatıyorlar.

Kaynak ise gelişine ve söylediklerine methiyeler düzdüğümüz Olli Rehn.. AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn  3 Ekim sonrası ülkemize yaptığı ilk ziyarette bir takım hatırlatmalarda bulunmayı ihmal etmedi. Ve ilk hatırlatması Kıbrıs Rum Kesimi ile ilgili. Rehn, "Limanları Rumlara açın, yoksa müzakereler tıkanır" diyor. Yani AB'nin kapısında bekleme süremizin daha çok uzayacağının işaretini veriyor.

Bizim medya nedense Rehn'in bu sözlerinden çok Türkçe olarak "Merhaba" deyişi, sıcak bir iki cümlesini duyurmayı tercih etti. Özellikle Kayseri'de Gül'ün misafiri olması, mantı yemesi, ülkemize gelirken ekonomik tarifede uçması ballandıra ballandıra anlatıldı.. Avrupalı nasıl olunacağına dair Rehn'in ders verdiği vurgulandı. Kısacası Rehn'i nasıl Türkleştirdiğimiz (!) anlatıldı.

Bu arada Rehn bize Kıbrıs Rumlarına limanlarımızı açmamızı müzakerelerin devamı için şart olarak dikte ettirirken KKTC'ye uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılması için çaba gösterdiklerine vurgu yapmış. Ama nedense bu çabalar şimdiye kadar hiçbir müsbet sonuç vermedi.

Peki, Rehn'in hatırlattığı ev ödevi sadece Kıbrıs Rumlarına limanlarımızı açmamızdan mı ibaret?

İktidarın imzaladığı ve Kıbrıs Rumlarını da Gümrük Birliği'ne  dâhil eden Ek Protokol'ün de Meclisten geçirilmesi isteniliyor. Adamlar işi garantiye almak istiyorlar. Hâlbuki Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne giriş anlaşması da hâlâ Meclis'in onayına sunulmadı. Rehn bunun altını özellikle çiziyor. Sadece limanlarımızı Rumlara açmamız yeterli olmuyor, imzalanan Ek Protokol'ün de Meclis'ten geçirilmesi isteniyor.

Diğer istekler ise; Vakıflar Yasası değişsin, Ruhban Okulu açılsın ve uygulama takip edilsin.

Dikkat edilirse Rehn'in hassasiyet gösterdiği hususların hiçbiri Türkiye'nin gelişimine hizmet yönünde değil. Sadece Türkiye'nin  Kıbrıs Rum Kesimini tanıması, Vakıflar Yasası değiştirilerek  yabancı vakıfların mal edinmelerinin önünün açılması -Yabancı Vakıfların çoğu Kilise vakıflarıdır-, Heybeli Ada Ruhban Okulu'nun açılması isteği ise Türkiye'ye bir geri adım da bu sayede attırmaya yönelik dayatmadır.

Sık sık bu köşede hatırlatıyorum. AB, Türkiye'yi arasına almaya niyetli değildir. Sadece Türkiye'yi kendisine benzetmeye çalışmaktadır. Bizi biz olmaktan çıkartıp bir Hıristiyan toplumuna dönüştürme dayatmaları söz konusudur.

Peki, Biz Biz Olmaktan Çıktığımızda Aralarına Alırlar Mı?

Müzakereler ucu açık olarak başladığına göre onun da bir garantisi yoktur. Müzakereleri başlatırken AB, "Şunları yerine getirdiğiniz takdirde aramıza alacağız" diye bir taahhütte bulunmamıştır.

Israrla sorulması gereken bir soru da şudur: Eğer 3 Ekim'de AB ile başlatılmış olanın adı gerçekten müzakere ise bizim AB'den isteklerimiz nelerdir? Şartlarımız demiyorum çünkü öyle bir hakkımız yok. Bizim hiçbir şartımız söz konusu değil. Biz sadece bize verilen ev ödevlerini eksiksiz yerine getirmek mecburiyetindeyiz.

Aslında Rehn'in hatırlattığı ev ödevlerini bilmiyor değiliz. Ancak Genişlemeden Sorumlu üye bunları hatırlatma ihtiyacı duyduğuna göre bu istekler yerine getirilmediği takdirde AB ile müzakereler devam etmeyecek demektir. Bir başka ifade ile bırakın AB'ye girmemizi, müzakerelerin devamı bile Kıbrıs Rum Kesimi'nin tanınması ile ilgili.. Bizimkiler de şöyle başarı elde ettik, böyle mücadele ettik gibi konuşup duruyorlar. Ha bir de müzakereler uzadığı için saatler gece yarısından önce de durdurulmuş. Nedense genellikle gereksiz detaylar arasında kaybolup gidiyor ve işin aslını göremiyoruz. Belki de topluma işin gerçeği gösterilmek istenmiyor.[4]

Hazmedilen Nesne Ne Olur?

Son günlerin moda tabirlerinden biri hazmetme-hazmedilme!

AB'nin hazmetme kapasitesi ile gündeme giren bu sözcük sık sık kullanılır oldu!

Muhalefet sözcüleri hazmetme ile ilgili olarak farklı eleştiriler getirirken, iktidar sözcüleri de muhalefetin bu sözcüğü ilk defa duymuş olmasını AB müktesebatı konusundaki bilgisizliğine bağlayıp akılları sıra dalga geçiyorlar.

VATAN gazetesi güzel bir çalışma yapmış ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün on yıl önce yaptığı konuşmalar ile bugün söylediklerini yan yana getirmiş.

Gül'de 10 yılda meydana gelen değişmeyi ise "AB'nin kerameti" diye yorumlamış.

Bu derlemenin bir bölümü özellikle dikkatimizi çekti.

Abdullah Gül on yıl önce bakın ne demiş?

"Türkiye'nin AB'ye giremeyeceği kesindir. Bunu Avrupalılar söylemektedir. Çünkü AB bir Hıristiyan birliğidir."

Peki, on yıl önce AB'yi Hıristiyan birliği olarak gören Gül bugün ne demiş?

"Avrupa Türkiye'yi hazmetmeye başladı" demiş. Yani AB'nin Hıristiyan olması artık bir problem teşkil etmeyecekmiş. Hıristiyan Birliği AB, Türkiye'yi içine aldı ve hazmetmeye başladı diye seviniyorlar.

Yahu dostlar hazmedilen nesne ne olur? Elbette ne olacağını açık açık yazmaya gerek yok. Herkes hazmettiği şeyin ne olduğu bilir.

Biz soruyu şöyle sormak istiyoruz:

Hazmedilen şey mi değişime uğrar, hazmeden mi?

Hazmeden olduğu gibi dururken, hazmedilen şey belli bir süre sonra tamamen değişime uğrayıp yok olup gider değil mi?

Hal böyle olunca AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın "Entegrasyona evet ama asimilasyona hayır" sözünün bir kıymet-i harbiyesi kalıyor mu?

Bu müzakerelerde hazmedecek olan AB ülkeleri, hazmedilecek olan ise Türkiye değil mi?

Hazmedilip de olduğu gibi kalan herhangi bir şeyi gösterin AB ile ilgili tüm itirazlarımızı geri çekip özür dileyelim.

Hazmedilme süreci bir kez başladı mı, değişim kaçınılmaz olacaktır.

Hazmetmek için önce ağızlarında bir güzel çiğneyecekler. Ağızda çiğnenme süreci çoktan başladı bile. Sonra yutulma sürecine sıra gelecek. Yutulduktan sonra değişik salgılar ile hazmedilme dönemi başlayacak. Ve hazmedilme süreci bir gün mutlaka sona erecektir.

İşin en kötü dönemi de o zaman başlayacaktır.

Çünkü hazmedilen nesnenin bünyede tutulmasının bir anlamı yoktur.

Bünyeden bir şekilde atılması gerekecektir.

Ve hiç şüpheniz olmasın hazmedilen her nesne bünyeden atılır.

Hazmedilen nesne ne oluyor, başına neler geliyor, olayı bir de bu açıdan değerlendirin bakalım. Ve "AB ülkeleri Türkiye'yi hazmetmeye başladı" diye sevinenlerin, hazmedilen nesnenin ne hale geldiğini düşünüp düşünmediklerine karar verin.[5]

Bu arada Vakit Gazetesi de : "AB sayesinde, din ve düşünce özgürlüğüne kavuşacağımızı, statükocu ve baskıcı dayatmaları savuşturacağımızı" müjdeliyor.. ve dolaylı biçimde AKP'nin AB icraatını destekliyor.!?

AB'yi dinlemeyin de görelim!

Özgürlüklerin sınırsız olduğu söylenen AB'ye girmeye hazırlanırken, bizim şu hali­mize bir bakın..

Bugün, AB'ye girmeye hazırlanan Türkiye'de, insanların istediği bir başlığı kullanması hâlâ yasak, illa "fötr", dediğimiz şapkayı takacaksı­nız. Başka başlık kullanırsanız suç! (Bakınız TCK 222. Cezası 2 aydan başlıyor! 6 aya kadar ceza vermek de, hâkimin takdirinde!)

İşe bakın siz; fötr takmak çağdaşlık alâmeti, başörtü takmak gericilik alâmeti gibi gösteriliyor.

Ya "Kanuna aykırı eğitim kurumu açma" diye tanımlanan suça ne diyeceksiniz? Yeni TCK'nın 263. maddesine göre, ka­nuna aykırı eğitim kurumu açmak da, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor. Evet; TBMM'deki değişiklik ile Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'in vetosuna rağmen bu suçtaki ceza miktarı birazcık indirildi ama sonuçta hiç suç olmama­sı gereken bir eylem için, indirimli de olsa bir ceza öngörüldü.

Bir başka örnek: Bir erkek, bir kadınla aile olmak amaçlı olarak aynı evi paylaşı­yorlarsa, resmi nikâhtan önce dini nikâh yapmaları yasak! Ama dini nikâh kıymadan, metres hayatı dediğimiz birlikteliği sürdürürlerse onlara ceza yok! (TCK 230. Bu su­çun da cezası 2 aydan, altı aya kadar hapis!)

Bir başka örnek; ülke yönetiminde bazı kesimlerin dini hayatı engellemek için bas­kılar yaptığını söylediğinizde, anlattığınız olaylar ne kadar gerçek olursa olsun, meş­hur 312'nin bugünkü versiyonu sayesinde (TCK 216) yine cezalandırılıyorsunuz.

Sadece Türk Ceza Kanunu'nda değil çarpıklıklar.. 5816 sayılı Atatürk'ün hatırası aleyhine işlenen suçlar başlıklı bir kanun var.

Bu kanuna göre, Atatürk'ün hatırasına hakaret bir yıl hapis cezası ile cezalandı­rılıyor.

Basın yoluyla işlenirse 1/2 artırımla birlikte hapis cezası 1,5 yıla çıkıyor. Ama dine hakaret edilirse, aynı hakaretin cezası ancak kamu barışını zedeleyecek ağırlıkta olması şartıyla, o da sadece 6 ay. (TCK 216. madde)

Atatürk'e değil de, Fatih Sultan Mehmed'e veya bir başka devlet büyüğüne karşı hakaret edilirse, onun cezası sadece 3 ay. Hatta o bile tartışmalı. (Kim şikâyetçi olacak tartışması var.)

Diyelim ki; kanuni mirasçısı olan bir ölüye, bir devlet büyüğüne hakaret edilmiş. Bu kişi Adnan Menderes olabilir, Kazım Karabekir olabilir, Fevzi Çakmak olabilir, Sul­tan Vahideddin olabilir. Bunlara hakaret halinde ceza, yine sadece 3 ay. Hakaret ale­ni ise, artırım oranı da 1/2 değil, sadece 1/6. (TCK 130)

Bu çelişkileri sürekli hatırlattık. Gerek hükümet yetkilileri, gerekse bu tür çelişki­leri görmezden gelmesiyle, hatta çelişkileri körüklemekle tanıdığımız CHP'liler, bu yanlışların düzeltilmesine yanaşmadılar!

Bu çelişkileri, göz göre göre kanunlaşırdılar. Kanundaki bazı yanlışlıklar düzeltil­mek istendiğinde, bu maddeleri ısrarla kapsam dışında bırakmaya çalıştılar.

Şimdi saçımız önümüzde döküldü.

Avrupa Parlamentosu insan Hakları Alt Komisyonu Delegasyon Başkanı Helena Flautre geldi ve bizim aylarca söyleyip de kimseye dinletemediğimiz çelişkileri görüp, düzeltilmesi çağrısında bulundu.

Bizim Türk politikacılarımızın görmediği, Tayyip Erdoğan'ın, Deniz Baykal'ın ve TBMM'de temsiİ edilen diğer parti liderlerinin göremedikleri çelişkileri, Avrupa'dan gelen Flautre gördü ve söyledi: "Ortada çelişkili bilançolar var. Yeni bir ceza yasa­sı kabul edildi. Ama bu ceza yasasında, hâlâ insanların fikir beyan ettikleri için ta­kibata uğramalarını sağlayabilecek maddeler var. Böyle karmaşık çelişkili durum­lar, olumsuzluklar var."

Bakalım şimdi ne yapacaklar?

Yine kulak arkası mı edecekler?

"Biz AB istediği için değil, Türk insanı layık olduğu için bu değişiklikleri yapı­yoruz" diyenleri görelim bakalım.

Kendi ülkesinin insanları, kanunlardaki çelişkilere işaret ettiklerinde dinlemeyen­ler, AB istediğinde de de bakalım itiraz edebilecekler mi; "Bu kanun böyle olmalı. Böyle kalmalı. Değiştirilmemeli. Değiştirmeyeceğiz" diyebilecekler mi?

AB'ye giriş sürecinde ne diyorlar; "AB'de olmayan suçlar, aday ülke Türkiye'de de olamaz!"

Yukarıda saydığımız suçlar, herhangi bir AB ülkesinde var mı?

Yok!

O halde yakın bir tarihte değiştirilmeye mahkûmlar!

Peki, dışarıdan zılgıt yemeden bunlar değiştirilseydi, ne olurdu yani?

Kötü mü olurdu?[6]

AB'ye yamanmak ve yaranmak suretiyle, Müslüman halkımızın din özgürlüğüne kavuşacağını sanan ve savunan Vakit ve Yeni Şafak şaşkınları: AB ilerleme raporunda sözde azınlıkların dini haklarına sahip çıkarken başörtüsü mağdurlarını unuttuklarını ve Yunanistan'ın başkenti Atina'da onbinlerce müslümana bir cami bile yaptırmayıp bayram namazını spor alanlarında kıldırdıklarını görmüyorlar mı?



[1] Radikal / 10.07.2005 / Yiğit Bulut

[2] Milliyet  / 10.7.2005 / Melih Aşık

[3] Vatan  / 10.7.2005 / Necati Doğru

[4] Milli Gazete / Abdulkadir Özkan

[5] Milli Gazete / Zeki Ceyhan

[6] A. İhsan Karahasanoğlu

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KUR’AN’IN TEKNOLOJİK MÜJDELERİ VE SİYONİST SİSTEMİN AKIBETİ
Rahmetli Erbakan Hoca sohbet, seminer ve konferanslarında: Haksızlık ve ahlaksızlık üzerine...
Devami
ÇAĞDAŞ ŞİRK VE PUTPERESTLİK
  Şirk; Allah’ın rızasına ve Kur’anın buyruklarına değil, dünya hayatına ve...
Devami
Ey AKP Yetkilileri ve Fetvacı Kesimleri;SİZİ NASIL BİR AKIBET VE AHİRET BEKLEMEKTEDİR?
“Ey İman Edenler, (görünüşte değil gerçekten) iman edin; ALLAH’a; (her...
Devami
KUR'ANİ KAVRAM VE KURALLARIN YORUMLANMASI: TEFSİR USULÜ
  Değerli bilim adamı ve ilahiyatçı Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu...
Devami
TESETTÜR KAVRAMI; İNKÂRI VE İSTİSMARI!
  “Tesettür” ve “Başörtüsü”; ikisi de Kur'an kaynaklı olmakla beraber, yanlışlıkla...
Devami
“GÜÇLÜ ORDU”DAN RAHATSIZ OLAN ERMENİ “DIĞA”LARI
 GKB İlker Başbuğ’un: “Güçlü ordu, güçlü Türkiye” sloganı, Sevr’in sinsi...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4002

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR