Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün383
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10911
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108826
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746801

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182563

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ACİLEN, ERBAKAN'A İHTİYAÇ VAR!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Erbakan Hoca'nın Başbakan olduğu Refah-Yol hükümeti, hem ülkemizde hem bölgemizde; ekonomik ve psikolojik yönden huzur ve istikrar sağlamayı başarmış ve Türkiye Yeni Bir Dünya'nın cazibe Merkezi olmaya başlamıştı...

Gizli oyunların bozulacağını ve kirli senaryoların boşa çıkacağını fark eden dış Siyonist merkezler ve iç masonik mahfiller, talihsiz 28 Şubat süreciyle, bu hayırlı gidişat aksatıldı.

Erbakan'dan sonra hem ülkemiz, hem bölgemiz iyice karıştırıldı ve çok yönlü işgale uğradı.

Artık Milli Güçlerin devreye girip yeniden görev ve sorumluluk yüklenmesi, tarihi bir zorunluluk halini aldı.

 

Çünkü artık güdümlü iktidarlar ve başbakanlar ülkenin değil, Yahudi sermayenin ve Ermenilerin emrindedir.

Ekonomi iflasa sürüklenmekte, AKP tasfiye yönetimi ve haciz görevlileri gibi hareket etmektedir.

12 yaşındaki ilkokul çocuklarına kadar, Zengini fakiri hap kullanıyor hale gelmiştir.

Dar gelirliler arasında Ecstasy kullanımı yüzde 47 artış göstermiştir.

Türkiye'de diğer uyuşturucuların yerine geçmeye başlayan ecstasy, her kesimde 'rağbet' görüyor. Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Doç. Dr. Kültegin Ögel, "Ecstasy artık diğer uçucu maddelerin yerini aldı. Şu anda zengini de fakiri de bu maddeyi kullanıyor. Üstelik hap olduğu için yakalanması da zor bir madde bu" demektedir

Tehlikeli Artış

Psikiyatrist Ögel ve arkadaşlarının 2005 Nisan ayı içinde hazırladıkları "Küreselleşen Dünyanın Yeni Değeri Ecstasy" adlı araştırma raporunda ilginç veriler bulunuyor. Bu araştırmaya göre, 1998-2001 yılları arasında dar gelirli ailelerin çocukları tarafından ecstasy tüketim oranında yüzde 47 artış gözlenmiş ve bu oran her yıl artışını sürdürmüş, öte yandan Ögel'in 2004 yılında yaptığı bir gençlik araştırma anketine 3 bin 483 lise 2. sınıf öğrencisi katılmış ve bu grubun yüzde 3,1'nin ecstasy kullandığı tespit edilmiştir.

Süleyman Demirel'e bile:

"Bütünlüğümüz AB'den önemli" dedirtecek noktaya gelinmiştir.

Türkiye'nin AB sürecini de değerlendiren Demirel, bu süreç içinde Türkiye'nin birliğini ve beraberliğini muhafaza etmesi gerektiğine işaret ederek, "Kendi birliğimizi muhafaza etmek Avrupa Birliği'nden önemlidir. Güneydoğu'daki olayların kökünde ekonomik nedenler olduğuna ben inanmıyorum. Bu olaylar ırkçı tahriklerden kaynaklanıyor. Bazı illerde siyasi partiler çalışmıyor. Siyasetçilerin bölgeye daha çok gitmesi, halkın içine girmesi lazım. Bölgede Kürt ırkçıların söylemlerinden başka bir şey duyulmuyor. Orada yaralı olan Türk siyasetine mutlaka hayatiyet kazandırmak gerekir. Demokrasi - ekonomi - savunma... Bunlar altın üçgendir. Bu üçgeni güçlü tutmak zorundayız. Bunu sağlayabilirsek bizi kimse yıkamaz. Ancak devlet ağlama yeri değildir. Yapamayan gider... Yan yanalık, beraberlik bozulmamalıdır. Herkes bir sözü söylerken ne dediğini bilerek söylemelidir"[1] ifadelerini dile getirmiştir.

Erbakan Hoca'nın Kurduğu D-8'ler'in intikamı:

Arap-İsrail yakınlaşması!?

 İsrail Dışişleri Bakanı Şalom ile New York'ta buluşan Katar Dışişleri Bakanı, Arapları İsrail ile diyaloga çağırdı. Yemen, Suriye, Pakistan, Ürdün ve Kuveytli parlamenterler de İsrailli parlamenterler ile toplandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Zirvesi'ne katılmak üzere New York'ta bulunan Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Casim bin Cabir es-Sani, İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom ile dün biraya geldi. Görüşmenin önümüzdeki aylarda düzenlenmesi düşünülen "İsrail-Katar Zirvesi"nin bir ön adımı olduğu belirtildi. İki Dışişleri Bakanının BM binasındaki özel bir odada yarım saat görüştükleri bildirildi. Şalom basına yaptığı açıklamada, Katar Dışişleri Bakanı ile görüşmelerinin ilerleyerek süreceğini belirtti.

Görüşmeden bir önce Katar Dışişleri Bakanı Cabir es-Sani, BM oturumunda yaptığı konuşmada, İsrail'in Gazze'den çekilişini kutladıklarını ve Arap ülkelerinin de İsrail'in bu jestine karşılık diyalog ile cevap vereceğini açıklamıştı. Filistin asıllı Amerikalı gazeteci ve "Son Haber" gazetesi genel yayın yönetmeni Muhammed Siyam, Katar'ın bu davetinin halklar nezdinden kabul görmeyeceğini söyledi.

Arap ve İsrailli parlamenterler buluşması

İsrail'de yayımlanan Yediot Ahronot gazetesi, New York'taki Birleşmiş Milletler merkezinde önceki gün İsrailli parlamenterler ile Yemen, Suriye, Pakistan, Bahreyn, Ürdün ve Kuveytli parlamenterlerin biraraya geldiğini kaydetti. Londra'da yayımlanan el-Kuds el-Arabi gazetesi de, İsrail Parlamentosu Knesset üyeleri ile Yemen parlamentosu üyelerinin New York'ta gizli görüşme yaptıklarına yer verdi.[2]

Pakistan ve Endonezya'dan sonra Tunus!

İsrail'in İslam dünyası ile uzlaşma çabası:

İşgal altında tuttuğu Gazze Şeridi'nden çekilmesinin ardından Arap ve İslam dünyasıyla ilişkilerini geliştirmeye çalışan İsrail'in Dışişleri Bakanı Silvan Şalom, Tunus Dışişleri Bakanı Abdülvahab Abdullah ile bir araya geldi.  BM Genel Kurulu çerçevesinde New York'ta bulunan Şalom, Abdullah ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "hem kendileri, hem de karşı taraf için, ilişkileri geliştirme ve belki de tam bir diplomatik ilişkiye yönelme açısından en iyi zamanın söz konusu olduğunu" söyledi.

"Arap ve Müslüman dünyayla ilişkileri geliştirmek için çok çaba sarfediyorum" diyen Şalom, ileride başka görüşmeler yapmayı da planladığını açıkladı, ancak ayrıntıya girmedi. İsrailli kaynaklar, Tunus'un bilimsel işbirliği alanında bir uluslararası konferans için gelecek ay ya da Kasım ayında Şalom'u davet edebileceğini söylediler. BM zirvesine katılan İsrail Başbakanı Ariel Şaron, Tunus'u ziyaret etmek istediğini, ancak güvenlik konusunda Tunuslu yetkililerle ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle bunu ertelediğini belirtmişti. Tunus, 2000 yılındaki ikinci Filistin İntifada'sının ardından İsrail'deki elçisini geri çekmişti.

AB, Filistin'e yardımı artırdı

Öte yandan, Avrupa Birliği, İsrail'in Gazze'den çekilmesinin ardından bölge ekonomisinin yeniden inşa edilmesi için Filistin'e yaptığı maddi yardımı arttırdı.

AB Dış İlişkiler Komisyoncusu Benita Ferrero-Waldner, 25 üye ülkeli bloğun Filistin'e yaptığı yardımı 72 milyon dolara çıkardığını duyurdu. Waldner, yapılacak yardımın Dünya Bankası eski Başkanı James Wolfensohn'un daha önce altını çizdiği amaçlara katkı sağlayacağını belirtti.

Müşerref: İsrail'le ilişki kuracak adımlar atacağız

  • Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, Ortadoğu barış sürecinde ilerlenme sağlanmasına paralel olarak İsrail'le ilişkileri normalleştirecek adımlar atacaklarını söyledi. Müşerref Amerikan Yahudi Kongresi üyelerine hitap etti. Müşerref, BM zirvesi için bulunduğu New York'ta Amerikan Yahudi Kongresi'nde konuştu.

Pervez Müşerref, İsrail'le diplomatik ilişkileri bulunmayan Müslüman bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak Yahudi liderlerle kamuoyu önünde diyaloga giren ilk devlet başkanı oldu. İsrail ve Pakistan dışişleri bakanları İstanbul'da iki hafta önce görüşmüştü.

Bu görüşme, Pakistan'da büyük tepkilere neden olmuştu. Müşerref, Dünya Yahudi Kongresi üyelerine hitap ettiği salona asker selamı vererek girdi ve ayakta alkışlandı. Konuşma öncesinde hem Yahudi geleneklerine uygun olarak ekmek bölündü, hem de Kuran'dan ayetler okundu.

Pervez Müşerref konuşmasında Ortadoğu'da şiddete son verilmesi, Filistin devletinin kurulması ve İsrail'in güvenliğinin sağlanması çağrısında bulundu.

Pakistan Cumhurbaşkanı, "İsrail jeopolitik gerçekleri tanımalı ve Filistinlilere adil davranmalı. Hem İsrail hem de Filistinlilere adalet getirecek bir barış, Orta Doğu tarihindeki acı dolu sayfalan kapatır, İslam'la Yahudilik arasındaki tarihi bağlan canlandırır" dedi. (bbc)[3]

Irak'lı Direnişçiler

Hem işgalcilere hemde Zerkavi'ye karşı güç birliği yaptı:

Giderek bir iç savaşa doğru sürüklenen Irak'ta direnişçi gruplar, El Kaide'nin Irak'taki lideri Ebu Musab ez-Zerkavi'nin, bütün Şiilere karşı savaş ilan etme çağrısını, ortak bir bildiri yayınlayarak red ettiler.

El Anbar bölgesinde yayınlanan ve hemen hemen bütün direnişçi grupların imzasını taşıyan bildiride, "Bizim asıl hedefimiz, işgalcileri ülkemizden atmak ve başka bir İslam ya da Arap toprağını işgal etme cüreti ve düşüncesi taşıyanlara bir ders vermektir. Sivil ya da askeri olsun mezhepsel nedenlerle kimseye düşmanlık yapmayız" denildi.

Fitne ateşi bütün Irak'ı yakar

Aralarında Irak'taki en güçlü direnişçi gruplar, Muhammed'in Ordusu, İslam Ordusu, Ka'ka Tugayları, Irak Mücahitler Ordusu ve Nasır Selahattin'in de imza attığı deklarasyonda şu sözler yer aldı. "Direnişin ve askeri saldırılar, ABD'lileri ve onların yardımcılarını hedef alacaktır, başkalarını değil. Şii'lerin tamamını hedef almak ise Irak'ı Sünni'siyle Şii'siyle yakacak bir ateştir." Direnişçi gruplara yakın bir kaynak da, bu grupların, İslami inançlar konusundaki fikri altyapılarının Zerkavi ile örtüşmediğini belirtti. Londra'da yayınlanan El Hayat gazetesine konuşan ve adını vermek istemeyen kaynak, bu grupların Zerkavi'den bağımsız faaliyet gösterdiğini ve Zerkavi'nin Irak'ta yapmaya çalıştığı yöntemi benimsemediklerini açıkladı. Irak'taki direnişçi gruplarının yapacakları eylemler konusunda fetva için Mücahitler Şu'ra Meclisi Başkanı Abdullah El Cenabi'e danıştıklarını ifade etti.

Şiiler silahlanıyor

Zerkavi'nin Şiilere karşı açtığı savaş nedeniyle, Iraklı Şii gruplarında sivil halkı korumak için silahlandığı belirtiliyor. Şii lider Muktada Sadr'ın sözcüsü Amir El Haseni Mehdi Zerkavi'nin tehditlerinin artık bütün Şiilerin tek bir ordu kurmalarını gerekli kıldığını söyledi.

Telafer'de dram ağırlaşıyor

Telafer'de yardım çalışmalarında bulunan Irak Kızılay'ı özellikle Hasen köyü ve Saray mahallelerinde yüzlerce kişinin açlıkla ve susuzluk çektiğini ancak kenti kuşatan Amerikan güçlerinin içeri giriş için kendilerine izin vermediğini açıkladı. Yeni Şafak gazetesine konuşan Irak Kızılay sorumlusu Fadıl Selman, ABD'li yetkililerle konuştuklarını ancak, operasyon bitmeden kimsenin kente girişine izin vermeyeceklerini kendilerine söylediklerini bildirdi. Selman, sadece iki köyde 200-300 kişinin kaldığını ve diğer bazı bölgelerde sayının daha da fazla olduğunu bildirdi. Telafer'in dışında kurulan çadırlarda yaşayan sivil halkın durumunun giderek zorlaştığı belirtiliyor. Kent dışında kırsala kurulan çadırlarda kalan halkın, açlıkla karşı karşıya olduğu ve çadır kentlerde hastalıkların baş gösterdiği bildirildi. Bu arada, Türkiye'den 5 TIR dolusu yardım malzemesini Telafer'e götüren Kızılay konvoyu da önceki gece Telafer'e ulaştı. Kızılay ekip başkanı Metin Yaman, halkın 600-700 çadırlık bir alanda yaşadığını söyledi.[4]

Süper FM ihalesini kazanan Kanadalı Şirket CanWest'in sahibi İsrael Asper Bilderbergci bir Musevi

Türkiye Siyonist Kıskacında

TÜPRAŞ, Galataport ve ardından Süper FM... İşgal edilmiştir. Global Yatırım aracılığıyla Türkiye'nin kaymağının üzerine Siyonist sermaye çöreklenmiştir. Siyonist sermaye, ekonomik değerlere yaptığı hamlelerin ardından şimdi de propaganda araçlarına sahip olma yolunda hızla ilerlemektedir.

Yine Global Yatırım yine Musevi ortak!

TÜPRAŞ ve Galataport'un İsrailli işadamı Sami Ofer'e satılmasının ardından, Süper FM radyosu da geçen yıl İsrail'in en büyük gazetesi Jerussalem Post'u satın alan CanWest grubuna 33 milyon 100 bin dolara satıldı. Kanada-Türk Ortak girişimi olan CGS TV ve Radyo Yayıncılığı'nın kurucuları arasında, Michael Kiez, Levent Celepçi, Fatih Akkol, Ayşegül Bensel ve Serdar Kırmaz yer alıyor.

Yabancı ortak kanuna uyduruldu

TMSF'nin satışa çıkardığı Uzanlar'a ait Süper FM'i Kanadalı CanWest firması aldı. Medya sektöründe yabancı payı yüzde 25'ten fazla olamaz şeklindeki yasalar, Turkcom şirketiyle aşıldı. TRT'den sonra Türkiye ve Ortadoğu'da en geniş yayın ağına sahip Süper FM'i satın alan CanWest'in ceo'su Leonard Asper "CanWest ve Turkcom satışa konu olacak diğer bazı varlıkları da almak için ihalelere katılmayı düşünmektedir" dedi.

Israel Asper'in kurucusu olduğu CanWest'in, kanada, Yeni Zelanda, Avustralya ve İrlanda'da konvansiyonel televizyonculuk, ev dışı reklâmcılık ve kablolu yayında, özel kanallar, web siteleri ve radyo ağlarına sahip olduğu, bunların çoğunluk hissedarı ya da işletmeci olduğa öğrenildi. Asper'lerin İsrail'le de yakın ilişkileri mevcut.[5]

Telafer'den dönen Kızılay ekibi konuşma yasağı yüzünden sadece ağlıyordu

Gözyaşlarıyla konuştular;

Telafer'de yaşananların görgü tanıkları olan Kızılay Yardım Ekibi, yetkililerinin ve ABD'nin uyarıları nedeniyle konuşmaktan çekiniyor. Ancak Telafer'de ABD katliamının, pek çok savaş bölgesinde yaşanan insanlık dramına şahit olan Kızılay ekibini bile ağlatacak düzeyde olduğu gözlerdeki yaşlardan belli.

Hasan Çekiç isimli Kızılay görevlisi Telafer'de yaşananları "Oradaki insanlar Türkiye'den başta siyasi olmak üzere her türlü desteği bekliyor" diyerek özetledi ve yaşananları sadece ağlayarak yorumlayabildi.

İşgalci ABD askerlerinin giriştiği katliam sebebiyle harabeye dönen Telafer'e yardım götüren Kızılay ekibi, gözyaşları içinde Türkiye'ye döndü. Ekipte yer alan görevliler, "Biz yardım dağıtırken, yandaki çocukları yere yatırıp kafalarına çuval geçiriyor ve götürüyorlardı. Hepsi çok kötü durumda. Ağlamamak mümkün değil" şeklinde konuştu.

ABD'nin işgali altındaki Irak'ın Telafer kentinde Türkmenler'e yönelik katliamın boyutu bölgeye giden Kızılay ekibini bile ağlatacak düzeyde. Telafer'e yardım götüren Kızılay ekibi, yetkililerin ve ABD'nin ambargosu nedeniyle şehirde neler olup bittiğini söyleyemiyor. Ancak Kızılay ekibindeki görevliler gördükleri ve yaşadıklarını sadece ağlayarak yorumlayabiliyor.

Kızılay ekibindeki görevliler ise daha fazla konuşmamalarının sebebini ABD'nin bölgeye yeniden yardım götürmesine engel olur endişesine bağlarken, kendilerine daha fazla konuşmamaları gerektiği yönünde talimat verildiği belirtiliyor.

İşgal altındaki Telafer'de yaşanan insanlık dramının mağdurlarına destek olmak amacıyla 6 tır yardım gönderen Kızılay'ın ekibi dün geri döndü. Ankara'nın Gölbaşı girişinde yapılan karşılama töreninde gelen ekibin konuşmaları Telafer'de çok büyük trajedi yaşandığını ortaya koydu. Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali yaptığı konuşmada Kızılay ekibinin başından geçen sıkıntıları aktarırken, şehirde yaşayan insanların durumu ile ilgili olarak sadece yardıma muhtaç olduklarına dair açıklamalarda bulundu. Küçükali, Telafer'de yaşanan durum ile ilgili olarak ekip arkadaşlarından bilgi alabileceklerini belirtti.

Ancak Kızılay ekibinin bu yönde büyük bir baskı altında olduğu anlaşıldı. Telafer ekibinin başı Metin Yaman, Kızılay ekibine şehir girişinde ABD güçlerince zaman zaman zorluk çıkarıldığını, haberleşme araçlarına da güvenlik nedeniyle el konulduğunu ama bu sorunun bir süre sonra aşıldığını aktardı. Oradaki insanların yardıma muhtaç olduğunu yineleyen Yaman, şehirdeki manzara ile ilgili bilgi vermekten kaçındı.

Dayanamadı ağladı

Bu arada bölgeden gelen Hasan Çekiç isimli Kızılay görevlisi kendini tutamadı ve ağlamaya başladı. Gördükleri ve hatırladıklarını ancak ağlayarak ifade edebilen Çekiç, daha fazla konuşmadı. Sorular üzerine yaptığı konuşmada, açlıkla birlikte bölgede her şeyin yaşandığını söyleyebilen Çekiç, "Oradaki insanlar Türkiye'den başta siyasi olmak üzere her türlü desteği bekliyorlar" dedi.

Edinilen bilgilere göre Kızılay ekibinin yardım götüren araçlarının şehir içerisine zaten sokulmadığı, şehir dışında oluşturulan çadır kentlerde bekletildiği öğrenildi. Bununla birlikte Kızılay'ın yardım çabasına karşılık ABD'nin gelen yardım araçlarına zorluk çıkarması, insani yardımlara bile tahammül edemediğini ortaya koydu.

Kızılay görevlilerine konuşma yasağı!

Ayrıca, Telafer'de yaşanan sıkıntıları aktarmamaları yönünde bir talimat verildiği de ortaya çıktı. Gerekçe olarak uluslararası bir yardım kuruluşu olan Kızılay'ın bu bölgede olanları dünyaya duyurduğu takdirde, bir daha bu bölgeye sokulmayacağı belirtildi. ABD'nin bu yöndeki baskısı sonucu Telafer'i tam bir kapalı kutuya dönüştürdüğü ifade ediliyor. Yardım ekiplerinin şehir içerisine sokulmaması ise, hâlâ şehir içerisinde katliamın sürdüğünü gösteriyor.

6 TIR dolusu yardım Kızılay tarafından bölgeye sevkedildi ve başarıyla dağıtımı yapılıp dönüldü. Yaklaşık 15 bin kişinin bu yardımlardan faydalandığını belirten yetkililer, tekrar yardım götürmeye hazır olduklarını ve orada küçük çocukların perişan halde olduğunu aktardılar.

Hükümet Telafer'i sattı

Türkiye Kamu-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefî Bostan, Telafer'de yapılan soykırımı ve AKP iktidarının bu duruma sessiz kalışını kınadı. Bostan,   "Telafer,   Türkiye'nin Irak'a açılan koridorunun Türkiye'ye en kilit noktası konumunda. Bu sebeple Türkiye'nin Kuzey Irak ile bütün bağlarının kopartılması için bu koridorun kapatılması, Telafer'in kana boyanması gerekiyordu" dedi. Bostan, "Bu sebeple Amerika, nasıl ki bir vakitler kendisine yer açmak için Amerika'nın asıl sahipleri olan masum Kızılderilileri düzenli ve sistematik olarak katletti ise, şimdi Telafer'de de benzeri bir katliam yapıyor. Telafer'de camiler de dâhil olmak üzere en kutsal mekânlar bombalanıyor. Telafer'de siviller hedef alınıyor" diye konuştu Bostan. "Hükümet, Amerika geçen sene Telafer'de Katliam yaparken nasıl sustu ise, gene aynı şekilde susuyor. Türkiye Telafer'i sattı. Hem de bir değil, bin kere, Türkiye'yi temsil etme liyakatine sahip olmayan Hükümet, Telafer'i satmakla Türkiye'nin geleceğini de satıyor" şeklinde konuştu.[6]

Fransız TV5'in haritası!

Fransız TV5'in İstanbul'dan yaptığı 24 saatlik Türkiye yayını gerçekleşti. Belgeselde ekrana gelen ve Türkiye'nin bir bölümünü 'Kürdistan' olarak gösteren haritayı izleyenler hayret içindeydi.

Evet, Telafer'den sonra sıra Tatvan'a, Batman'a gelecekti...

Ama bu sinsi ve Siyonist kuşatmaya karşı en ciddi ve gerçekçi önlemleri aldığı için Erbakan Hükümeti 28 Şubat'la devrilmiş ve kendisine siyasi yasak getirilmişti.

TMYK'nın ilk adımında Erbakan'ın çözüm içeren politikaları vardı

Her şey huzur ve barış adınaydı..

3 yıllık AKP iktidarında terör olaylarının artmasının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında 27 Eylül'de toplantıya çağırdığı Terörle Mücadele Yüksek Kurulu,  Necmettin Erbakan başkanlığındaki 54. Refahyol Hükümeti döneminde yaptığı ilk ciddi toplantıda 46 maddelik bir tavsiye kararı aldı. Bu tavsiye kararları doğrultusunda çalışmalarına başlayan Refahyol hükümeti, yaklaşık 4 ay sonraki toplantıya çözüm önerileriyle geldi. ‘Acil Destek Programı' adı verilen paket, Doğu ve Güneydoğu'nun ekonomik ve sosyal kalkınması için bir dizi tedbiri içeriyordu. Bu çözümler, kısa süre içinde hayata geçirildi.

54. Hükümetin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın başkanlık ettiği 12 Kasım 1996 ve 24 Mart 1997 tarihli iki toplantıda alınan tavsiye kararları ve çözüm önerileri Bakanlar Kurulu tarafından hemen hayata geçirildi. Kalkınma Hamlesi'nin icra programında, ulusal bütünlüğün eğitimi, yatırım programı, teşvik tedbirleri, tarım ve hayvancılık için destek programı, mahalli idarelerin desteklenmesi, orta ve uzun vadeli kalkınma programları yer aldı. Kalkınma hamlesinin amacı ise, "Huzur ve barış ortamının tesisi, Türkiye'nin tüm olarak birlik ve beraberliğinin temini, herkesin mutlu ve müreffeh olmasının sağlamasıdır" şeklinde açıklanıyordu. Kalkınma hamlesinin prensipleri arasında ise, ulusal bütünlüğün öneminin tanıtılması, bölgede huzurun sağlanması için uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi, tüm yasal hakların korunarak adaletin etkin bir şekilde sağlanması, belli bir süre bölgeye yönelik özel bir kamu personel politikasının uygulanması, kamu hizmetlerinin etkinleştirilmesi, sosyal ve kültürel kalkınmanın sağlanması gösterildi.

Refah-Yol'un Başarıları:

İcra programları arasında ulusal bütünlük eğitiminin sağlanmasına büyük önem verilirken, kardeşlik bağının kuvvetlendirilmesi ve her türlü ayrımcılığın önlenmesi, öncelikli konular arasında yer aldı. Bu amaçla Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları ile Diyanet'in aydınlatma çalışmaları yapması benimsendi. Aydınlatma çalışmalarında medyanın önemine vurgu yapıldı. Çözüm önerileri arasında bölge halkının yaşadığı mağduriyetlerin önüne geçilmesi için alınacak tedbirler de sıralandı. Buna göre, terörle mücadele kanunlarının uygulanması, vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması ile vatandaşlık haklarının korunması, hak arama yollarındaki arızi tıkanıklıkların giderilmesi, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlama. Teröre dışarıdan verilen desteğe de dikkat çekilen icra programında, "Bölge, dünyanın en hassas bölgesi olup çeşitli etkenlerin tesiri altındadır. Takip edilecek milli politika ile bölgeye yönelik dış etkilerin ortadan kaldırılması, teröre destek vermelerinin önlenmesi ve huzurun sağlanması. Bütün dünyada teröre karşı müşterek mücadelenin sağlanması temin edilecektir" denildi. Açıklanan GAP Kalkınma Hamlesi kısa sürede hayata geçirildi. Doğu ve Güneydoğu'ya yönelik olarak açıklanan çözüm önerilerin tek tek hayata geçirildi. İşte Refahyol'un daha önce Terörle Mücadele Yüksek Kurulu olan adını Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kalkınma Yüksek Kurulu olarak değiştirdiği kurulun ikinci toplantısında kabul edilen ve uygulamaya konan çözüm önerilerinden önemli bazı başlıklar şunlar:

  • Güneydoğu'da Şırnak, Batman, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Şanlıurfa, Gaziantep olarak 9; Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Van, Hakkâri, Muş, Bitlis, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Tunceli, Malatya olarak 14 olmak üzere toplam 23 ili kapsayan bir alan Kalkınma Bölgesi ilan edildi.
  • BM ile Türkiye arasında imzalanan GAP Bölgesi'nde ‘Entegre Bölgesel Kalkınmanın Güçlendirilmesi ve Sosyo Ekonomik Eşitsizliklerin Azaltılması Projesi' Bakanlar Kurulu tarafından 12 Mart 1997 tarihinde onaylandı.
  • Köye dönüş programı fiilen başlatıldı. Refahyol Hükümeti döneminde, Tunceli, Bingöl ve Bitlis illeri başta olmak üzere 366 köy ve mezraya, 50 binden fazla insanın geri dönüşü sağlandı.
  • Köylerin onarımı için 2 trilyon 808 milyar lira harcandı. Köylerde yapımı tamamlanan 5 bin 782 konut teslim edildi.
  • Doğu ve Güneydoğu'da 17 trilyonluk hayvancılık ve besicilik projesi hayata geçirildi.
  • Acil Destek Programı çerçevesinde 57 il, 96 ilçe ve 52 beldeye 3 trilyon 947 milyar 559 milyon TL para harcandı.
  • Doğu Anadolu Bölgesine 1 trilyon 13,5 milyar, Güneydoğu Anadolu Bölgesine 1 trilyon 120,5 milyar lira tahsis edildi.
  • BM Sözleşmesi'nin 50. maddesine dayanarak 16 Aralık 1997 tarihinde Yumurtalık Petrol Boru hattı resen açıldı.
  • Doğu ve Güneydoğu'daki kapalı ya da yarı faaliyetteki tüm sınır kapıları ticarete açıldı. Habur'dan geçen kamyon sayısı günde 200 den 2000'e çıktı. Hurdalıklara konan kamyonlar, yeniden yollara düştü.
  • Bölgenin bütün cami ve okullarında Müslümanlığın birlik, beraberlik ve kardeşlik dini olduğuna dair eğitim ve öğretime ağırlık verildi.
  • Bölgede yarım kalan yatırımların ekonomiye kazandırılması için 4,5 trilyonluk kaynak sağlandı.
  • Bölgede ekilen tütünün tamamının TEKEL tarafından satın alınması sağlandı.
  • Bölgeye yönelik teşviklerde daha önceki genel uygulamalar kaldırılarak her yörenin özelliğine uygun projelere destek verildi.
  • Bölge illerdeki Organize Sanayi Bölgeleri ile Küçük Sanayi Sitelerini tamamlama çalışmaları hızlandı. Yeni kurulacak KOBİ yatırımlarına fon kaynaklı kredi tahsisi başlatıldı.
  • Mardin Mazıdağı fosfat tesisleri ile Siirt Madenköy Bakır yataklarındaki üretim yeniden başlatıldı.
  • Bölge esnafının muhtasar beyanname ödemeleri 5 yıl süreyle tecil edildi.
  • Terörden dolayı kapatılan okullar yeniden açılmaya başlandı. Kardeş okul projesi başlatıldı.
  • Terörden etkilenen ailelerin üniversitelerde okuyan çocukları burs kapsamına alındı.
  • Diyarbakır Adliye Sarayı ve Silvan Adliye binası kısa zamanda tamamlanıp hizmete açıldı.
  • Muş'un Korkut İlçesinde inşa edilen yarı açık cezaevi, yatılı meslek okulu olarak kullanılması için Milli Eğitim Bakanlığı'na devredildi.
  • Bir işte çalışırken işsiz kalanlara işsizlik ücreti verilmesi temin edildi.
  • Güneydoğu'da 4, Doğu'da 11 toplam 15 Devlet hastanesi 1997 yılı sonunda açılacak şekilde programlandı.[7]

 



[1] Milli Gazete 23 Eylül 2005

[2] Yeni Şafak 17 Eylül 2005

[3] Milli Gazete / 21.09.2005

[4] Yeni Şafak 17 Eylül 2005

[5] Milli Gazete 22 Eylül 2005

[6] Milli Gazete 22 Eylül 2005

[7] Milli Gazete 22 Eylül 2005


Bu yazarin diger makaleleri

ERBAKAN HOCA’NIN YAKIN ÇEVRESİNE İZLETTİĞİ FRANSIZ FİLMİ
Erbakan Hoca, 2007’nin ilk aylarında; Genel İdare Kurulu üyelerini ve...
Devami
ŞU DÖRT TARİHİ UNUTMAYALIM!..
  26 Haziran 2005 tarihli Washington Times'ta; nedense Basın Yayın'ın...
Devami
TÜRKLER APTAL MI?
  Avrupalılar Türklerin zeka seviyesinin düşük olduğunu söyleyip saçmalıyorlar. Oysa...
Devami
ALEVİ-SÜNNİ KARDEŞTİR
Hakka uygun gör her işi Çıkar gönülden teşvişi Ehli Beyt’i seven kişi Namertlere...
Devami
BAŞÖRTÜSÜ VE BAHÇELİ
Ülke bütünlüğümüzün korunması, milli birlik ve dirliğimize sahip çıkılması konusundaki...
Devami
AKP’NİN AHLAK VE ADALET TAHRİBİ VE RUHAT MENGİ’NİN HAFİFLİĞİ
Siirt Pervari’de, iki ve üç yaşlarındaki bebelere defalarca tecavüz edip...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4883

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR