Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1435
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20838
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10961
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785316

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194220

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ERBAKAN'IN AKP'YE ÖĞÜTLERİ VE ÖNGÖRÜLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

3 yıl önce, AKP iktidarının daha ilk günlerinde, 28 Kasım 2002 tarihinde, Uğur Dündar'ın Kanal D'de Arena programına konuk olan Erbakan Hoca, yeni hükümete şu tarihi uyarı ve çağrıları yapmıştı. Ve geçen 3 yıl, her yönden Hoca'yı haklı çıkardı.

Erbakan Hoca şunları anlatmıştı:

Doğru hizmetler yapabilmek için, yani, iyi bir tedaviyi orta yere koyabilmek için, önce teşhisin doğru olması lazım, bir.

 

İkincisi, rahmetli Necip Fazıl'ın her kıymetli sözünün yanında, bir kıymetli sözü daha olmuştur; "bir olayın gerçek tefsiri yapılmadıkça, o olay daima tazedir" demiştir. Bunun için, bu seçimlerin gerçek bir tefsirinin yapılmasında büyük yarar var.

Sayın Çevik Bir şimdi diyor ki: "Bizi medya dolduruşa getirdi."

Biz, Milli Görüş diyoruz, Türkiye'mizde Milli Görüş'ün en sağlam sahibi Silahlı Kuvvetlerimizdir. Dolayısıyla, Silahlı Kuvvetlerimiz ülkenin geriye gitmesi değil, ileriye gitmesi için herkesten fazla çalışan kuvvetlerdir. Bunu bir iltifat olsun diye söylemiyorum, samimi inancım böyledir. Şimdi, Çevik Bir: "efendim, o zaman medya bizi dolduruşa getirdi" diyor, bunu kendisi söylüyor. Tabii Silahlı Kuvvetler büyük bir camiadır, ama hepimiz insanız. Herhangi bir insan, yanlış telkinlerin etkisi altında kalabilir; işte, gelip kendisi itiraf ediyor, biz söylediği söze inanıyoruz ve söylediğimiz gerçekleri de teyit ediyor.

"Biz, ille Irak'ı Türkiye'nin yardımıyla işgal etmeliyiz. Kıbrıs'ı Yunanistan'a vermeliyiz. Türkiye güçlü olmamalı, Ortadoğu'daki planlarımız için. Türkiye'yi zayıf düşürelim de Ortadoğu petrolüne biz sahip olalım ve bölgede İsrail'i tek kuvvet olarak ayakta tutalım" düşüncesini taşıyan ve bunun için çalışan dış güçler var. Aynı güçler, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi hususunda da Türkiye'nin kendi haklarını koruyarak girmesini değil, her şartı kabul ederek girmesini istiyorlar.

Hiç şüphesiz ki, Türkiye'nin bugünkü duruma düşmesinin, milletin bu perişan halinin pek çok sebebi var. Taklitçi zihniyetin orta yere koymuş olduğu çeşitli yanlış politikalar ve çeşitli faktörler bunda etki yapıyor; ancak, bu etkilerin içerisinde IMF'nin etkinliğini küçümseyemezsiniz. Yani, şimdi, siz bunları aldınız, borcunuzu ödediniz, o İMF size yarın başka vesilelerle başka şartlar koşacak; çünkü onun bir inancı var, onun bir programı var. O program, Türkiye'nin zayıflatılmasını istiyor. Bu, bildiğimiz gerçeklerdir. Biz, Sevr diye bir olay yaşamadık mı? Bu Sevr olayı kendi kendine mi oldu? Yani, Osmanlı yıkıldıktan sonra, siz bu güzel topraklarda öyle rahat bir şekilde oturmayacaksınız" denilmedi mi? Niçin; biz, Ortadoğu petrollerine sahip olmak istiyoruz ve biz istiyoruz ki, Ortadoğu'da tek güç İsrail olsun. Dış güçlerin arzuları bu. Bu gerçekleri görmek mecburiyetindeyiz.

Bu söylediğimiz dış güçler, kendi planlarına ve inançlarına uygun bir dünya için asırlardan bu yana çalışırken, her bakımından fevkalade büyük önem taşıyan Türkiye'ye ilgisiz kalmaları düşünülemez. Ne yapacaksınız, bildiğiniz bir gerçek var, Türkiye'nin yüzde 25-30'u solcudur, yüzde 70-75 sağcıdır ve bu da milletin seçimiyle olacak. Öyleyse, bu yüzde 75'in oyunu alabilecek bir insanı iktidara getirmek için çalışmanız daha kolay bir iştir. Bundan dolayı, biz bu yüzde 70'i bizim sözlerimizi dinleyebileceğine inandığımız bir partiye toplayalım diye düşünüyorlar.

UĞUR DÜNDAR- Ama Milli Görüş tedrisatını sizden almış kadroların, onların istediklerini yapmaları mümkün mü?

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Onlar insanı gözünden anlarlar, ben kimden istifade edebilirim, kimden edemem, bilirler. Nitekim mesela, bu oyun Türkiye'de ilk defa oynanmamıştır. Sayın Demirel, belki de iyi niyetine rağmen, yıllarca Avrupa'da, Uzakdoğu'da bu kadar büyük kalkınmalar olurken, kendisi Türkiye'de bu kalkınmaları yapamadı, onların etkileri ve baskıları yüzünden, arkadan rahmetlik Özal, bütün arzusuna rağmen, aynı şekilde yine bu kalkınmaları başaramadı. Neden; çünkü onlar kimin işbaşına gelmesinde menfaat temin edeceklerini çok iyi anlayacak kadar büyük tecrübe sahibidirler. Şimdi, bu sefer de AKP'lileri gözlerine kestirdiler.

Ben öyle bir iktidar getireyim ki, bu iktidar milletin görünsün ama benim maksatlarıma uygun icraat yürütsün. Onların düşüncesi bu. Bunu nasıl meydana getireceğim; sağda bir oluşum yapayım, solu da bir yerin etrafına toplayayım, iki kutuplu bir seçim yapayım. Şimdi, Türkiye'de 15 tane televizyon kanalı, 15 tane de gazete var. Bunların içerisinde önemli bir kısmı çeşitli etkenlerle bu planlara yardımcı oluyor istese de istemese de. Hem çıkarlarından hem bazı düşünce tarzlarından dolayı. Şimdi, seçim atmosferini düşününüz. Bu plan seçimin başında orta yere konuldu. Denildi ki, iki kutuplu bir seçim yapılacak, daha seçimden iki ay önce. Birçok gazetelerde bunların karikatürleri çizildi, anketler neşredildi. Sol CHP'de toplanacak, sağ da AKP'de toplanacak denildi ve böylece toplum yönlendirildi.

Bu millet bu yangın karşısında kurtuluşun Milli Görüş'te olduğunu görüyor, ister DSP'li olsun isterse MHP'Ii olsun, böyle düşünüyor... Biz kendi kaynaklarımızla kalkınmalıyız, kendi insanımıza imkân sağlamalıyız diyor. Bu, Milli Görüş'tür. Bunu istiyor, bunu arıyor MHP'de olsa, DSP'de olsa, sağ da sol da bunu arzuluyor. Her taraftan bu tarafa doğru yığıldı. Bunu isteyen insanlar yüzde 40 oldu. Yüzde 2,5'i o almış, yüzde 35'i de bu almış. Milli Görüş'ün de zaten yıllardan beri trendi bu. 1997 yılında brifingler yapıldı. Denildi ki, bugün bir seçim olsa, Refah Partisi yüzde 38,5 oy alır. Bir dahaki seçimde yüzde 67 oy alacak, hesaplar yapıldı. İşte şimdi aynen bu hesaplar gerçekleşmiş bulunuyor. Dış güçler baskılarını artırdıkça, millet kurtuluş olarak, daha önce hangi partiyi desteklemiş olursa olsun, büyük bir duyarlılık göstererek, Milli Görüş'e dönüyor. Şimdi, Milli Görüş'çü zannederek AKP'ye oy veriyor.

Bu, Milli Görüş'tür, yüzde 40 şimdi, bir yanda bunun yüzde 2,5'unun oyunu almış olan bir Saadet Partisi var, öbür tarafta da bir AKP var. Bu taban Milli Görüş tabanı. Şimdi, artık, cepheye gelmiş, oyunu vermiş, bir kredi gibi, bu sefer seni deneyeceğim, senin için "barajı geçecekler" denildi diye veriyorum; ama eğer sen gerçek Milli Görüş çıkmazsan, bak karışmam ha, benim ne kadar duyarlı olduğumu gördün. Ben, Ecevit'i yüzde 22'den yüzde 1'e düşürdüm, seni de aynı şekilde düşürürüm" demektedir, bu oyların manası budur.

UĞUR DÜNDAR- Size göre de Milli Görüş iktidarda mı şu anda?

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Şimdi, ben, bunun için evet veya hayır demiyorum. Bunların ne olduğunu icraatları gösterecek. Bu toplantıya benim gelmemim ana maksadı, her şeyden önce bu arkadaşlarımıza, bu kardeşlerimize yardımcı olmak; doğruları ve yanlışları hatırlatmak, çünkü bu vatan bizim. Benim bu toplantıdaki konuşmalarımda üç tane maksadım var.

  • 1- Bir tanesi, bakınız halkımız yanıyor, bir an evvel kurtuluş bekliyor. Şu geçinemeyen insanın feryadı dinerse hepimiz sevineceğiz, biz de herkesle sevineceğiz, bir.
  • 2- İkincisi, şimdi, bu evlatlarımız, bu kardeşlerimiz, biz de Milli Görüşüz dediler halk arasında, biz, Hocamızın izniyle yapıyoruz dediler, biz, Erbakan'ı cumhurbaşkanı yapmak için çalışıyoruz dediler, köylere gidin bakın, bunlar hep mahalli yerlerde tespit edildi. Halk da söylediğim faktörlerden dolayı, yani, o barajı geçemez, bu geçemez, o gelmesin, bu gelsin propagandası sonucunda oy verdiler. Ne olursa olsun, bunlar arkamızda kaldı. Şimdi, Türkiye bizim. Biz istiyoruz ki, bu arkadaşlarımız muvaffak olsunlar; ancak, muvaffak olmanın tek şartı, gerçek Milli Görüşçü olmakta yatar. Önce bunu belirtmeye mecburum. Niçin; çünkü ben bu konuşmamı şu yangın sönsün, şu vatandaşımız bu yangından kurtulsun; bir.

Bütün arzumuz ve amacımız: bizim halkımızın yüzü gülsün, bu arkadaşlarımız yapsın. Bunlara yardımcı olmam lazım, benim görevim bu. Bu konuşmayı bunun için yapıyorum; iki.

  • 3- Bir görevim daha var. Şimdi, benim, daha işe başlarken, bütün bu açıklamalarıma, bütün bu tavsiyelerime, bütün bu tekliflerime ve ricalarıma rağmen, aksini yaparlar da, şayet bu yangın devam ederse veya daha çok artarsa, bakınız şimdi daha yeni bu güvenoyunu aldılar. İlk gün ben de çıktım buraya, bütün millete sesleniyorum, diyorum ki: Ey millet, şayet böyle bir şey olursa, sakın faturayı Milli Görüş'e çıkarmayın ha. Bu, bu arkadaşlarımızın kendi hataları olur, Milli Görüş'ün hatası olmaz; çünkü Milli Görüş saadetin tek reçetesidir ve kurtuluşun yegâne çaresidir. İşte bu maksatla konuşuyorum.
  • Diğer bir hususu daha açıklamam lazım, o da şu: Şimdi, ben, bu seçimlerin arkasından Amerika'daki Müslümanlardan Endonezya'daki Müslümanlara kadar binlerce arkadaşımdan telefon, faks ve mektuplar aldım. Bu mektuplarda ne deniliyor biliyor musunuz?
  • "Hocam, sizi candan tebrik ederiz. Türkiye'de Milli Görüş çığırını açtınız, talebeleriniz şimdi çok büyük bir zafer kazandı; bundan dolayı, bu sizin zaferinizdir, sizi candan kutluyorum" diyorlar ama şimdi, bak, tarihi bir toplantıdayız, bu, önemli bir noktadır. Bu noktada ben huzurlarınızda bütün millete seslenip diyorum ki:
  • Ey millet, ben sizi seviyorum, önümüzdeki tehlikeleri de görüyorum; ondan dolayı, bunların muvaffak olması için kendilerinin dikkatlerini çekiyorum: bana bakın, iktidara geldiniz, bu, Allah'ın verdiği bir fırsattır; bu fırsatı sakın elinizden kaçırmayın, şunlara, şunlara, dikkat edin; böyle böyle yanlışları yaparsanız, bu kadar duyarlı hale gelmiş olan millet, sizi de aynen Ecevit gibi yüzde 1'e indirir, haberiniz olsun" Diyorum.

Şimdi, bu kardeşlerimize vatan ve millet için ve kendilerinin başarısı için, bak, burada şunu yapacaksınız, şunu yapmayacaksınız diye açıkça yol göstermek mecburiyetimiz var. Bunların hepsi birer, kimyada turnusol kâğıdı diye bir şey vardır malum, asit mi baz mı; başarılı mı olacaksınız, yüzünüze gözünüze mi bulaştıracaksınız, bunu gösteren birer ölçüdür? Bunlara dikkat etmeniz lazımdır demek bizim görevimizdir.

Önce Kıbrıs: Gelmişler, şimdi bize, efendim, Avrupa Birliğinden siz bir takvim istiyorsunuz ya, bu müzakere takvimini size söyleyebilmemiz için, bu Kıbrıs'ı Yunanistan'a vereceksiniz. Oynanmak istenen oyun bu. Farz ediniz ki bir anda bu takvimi verdiler. Bu takvim ne ifade eder?! Efendim, dört sene müzakere edeceğiz dedi, üçüncü sene sonunda yine bir bahane buldu. Kaldı ki, Avrupa Birliği meselesine geleceğiz. Biz, Avrupa Birliğine girmeye mecbur değiliz.

Bu sebepten dolayı, Avrupa'dan gün alacağım diye bir insanın götürüp de Kıbrıs'ı Yunanistan'a vermesi, memlekete yapabileceği en büyük kötülüktür. Şimdi, bakın, bizim bu arkadaşlarımızın hali, önce dikkatlerini çekiyorum, bir pehlivan mindere çıkarken belli olur.

Şimdi, şu emarelere bir bakın. Ben uyarı görevimi yapmaya mecburum. Bu emarelerde, Sayın Tayyip Bey çıkmış "efendim, Belçika modelini düşünebiliriz" Ne olduğundan haberi yok. Sonra geldiler ona dediler ki, yahu, bu olmaz, Belçika modeli dediğin, Ada'nın verilmesi demektir; vazgeçti. Yanındaki Dışişleri Bakanı olan arkadaşımız, bunu değiştirdi "efendim, İsviçre modelini düşünebiliriz" dedi. Şimdi, o 15 gün içerisinde olanları söylüyorum size. Arkasından, Sayın Erdoğan dedi ki "efendim, Kıbrıs ayrıdır, Avrupa Birliği ayrıdır, bunu bir araya karıştıramayız." Sonra, arkasından "bir paket halinde görüşmemiz lazım" dedi. Diğer yandan, Dışişleri Bakanı olan arkadaşımız "bir paket halinde görüşmemiz lazım" dedi. Önce ayrı görüşeceğiz, sonra... Tam bir çorba. Bu kadar ciddi bir meselede bu beyanatlar nasıl verilir? Bak, ben, kara bulutları görüyorum, uzakta tehlikeye işaret ediyorum, benim vatani vazifem bu. Bir defa, bu işlerde böyle her ağızdan bir ses çıkmaz; madde bir.

Madde iki, "efendim, kendine güveniyorsan masaya otur, git fikrini söyle" diyorlar. Böyle yağma yok, masaya oturulacak şey var, oturulmayacak şey var.

Ne demekti bunun manası; Kıbrıs Türkiye'nin stratejisi için o kadar hayati ki, biz istediğimiz bir askeri harekâtta burayı kullanabilmeliyiz. Şimdi, bu söyledikleriniz yapıldığı zaman, Kıbrıs'a siz başınızı çevirip bakamazsınız; çünkü o Kıbrıs Avrupa Birliğine girecek, karşınızda Avrupa Birliği var ve bir daha barış harekâtını da yapamazsınız. Ondan dolayı, bu adımların en ufak bir tanesinin atılması, Ada'nın Yunanistan'a verilmesi demektir.

Bak, cümlelerimi takip buyurun lütfen.

Biz, Avrupa Birliğine girmeye mecbur değiliz; bir.

İkincisi, ama Avrupa Birliğine (saygın ve bağımsız) girmekte fayda görüyoruz, onlara mahkûm ve mecburmuşuz gibi hareket etmemeliyiz. Nerede fayda görüyoruz; insan hakları konusunda... Avrupa Birliği, insan haklarını bizim ecdadımızdan almıştır. Biz Osmanlı'nın ahfadıyız. Yedi asır otuz ayrı kavmi, otuz ayrı dini ve mezhebi barış içerisinde yaşatmış bir medeniyetin mirasçısıyız... Yani, insan hakları bakımından dünyaya en güzel örneği göstermiş ecdadımız. Bir tane kiliseye dokunmamış, bir tane havraya dokunmamış. Onlar da bunu biliyor.

Atatürk'te hiçbir zaman Avrupa'nın her emrine uyun dememiştir, tam tersine... (Bağımsızlığımıza ve milli ahlakımıza her şeyden daha çok önem vermiştir.)

UĞUR DÜNDAR- Hayır, uyun dememiş; ama muasır medeniyet seviyesini yakalayın demiş.

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Benim meşhur sözümü bilirsiniz, "Atatürk sağ olsaydı, Milli Görüşçü olurdu ve Refah Partisinde bulunurdu" sözünü ben yıllarca önce söyledim. Yine tekrar ediyorum, o, her zaman Milli Görüş'ü ön planda tutan bir şahsiyettir.

1- Bugün, maalesef biz, Türkiye'de insan hakları bakımından Batı'dan çok gerideyiz. İşte biz, insan hakları Türkiye'de daha mütekâmil hale gelsin, insan hakları evrensel anlamda uygulansın. Bu yetmez, bizim tarihimiz bunların en güzel örnekleriyle dolu olduğu için,

2- Avrupa'ya da bu insan haklarını tekâmül ettirmek için öncülük yapalım. Bunun için, insan haklarını geliştirmekte ve ekonomik işbirliği yapmakta her bakımdan her türlü işbirliğine hazırız, bizim fikrimiz bu.

3- İlla biz bunları yapacağız diye, İslam âlemiyle alakamızı kesemeyiz. Biz, Karadeniz KEİP anlaşmasıyla alakamızı kesemeyiz. Biz, Asya'daki cumhuriyetlerimizle, bizim Türk cumhuriyetlerimizle münasebetlerimizi kesemeyiz. Bakınız, İngiltere, AB'ye benim Commonwealth'ime karışmayacaksınız şartıyla girdi. Fransa, benim Afrika'daki Frankofon bölgelerime karışmayacaksınız şartıyla girdi. İsviçre, ben asırlardan beri bitarafım, yine bitaraf kalacağım diye girdi. Yine İngiltere, ben euroya geçmiyorum dedi. Bunların hepsinin birtakım şartları oldu. Avrupa bunların hepsine evet dedi. Türkiye gibi eşsiz tarihe sahip bir ülke olarak da, bizim oraya girişimiz ancak insanlığa yapacağımız büyük hizmetleri engellememeli. Biz oraya mafsal üye olarak gireriz. Mafsal üyeden maksat bu; hem orada olacağız hem İslam birliğinde hem D-8'leri kuracağız hem KEİP yapacağız; çünkü yeryüzünde barış ve adaletin tesisi için Türkiye'nin öncülüğüne ihtiyaç var.

Türkiye'miz şu anda üç büyük mesele grubuyla karşı karşıyadır.

Birincisi, buyurduğunuz gibi, içerideki yangın büyüyor: milyonlarca insan aç, işsiz, perişan... Bunun giderilmesi lazım.

İkincisi, ülkede insan hakları bakımından birçok huzursuzluklar var, bunların çözülmesi lazım.

Üçüncüsü de, dış politikadaki konuların mutlaka milli menfaatlerin korunarak yürütülmesi lazım.

Bu hükümet bu görevleri başarmak mecburiyetiyle karşı karşıyadır.

UĞUR DÜNDAR- Dış politikada Avrupa Birliği ve Kıbrıs konularına değindik. Bir de, Irak'a olası operasyon var ki, çok önemli gelişmelerden biri, gerilim noktalarından biri.

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Irak meselesi üzerinde birkaç kelime konuşmak mecburiyetindeyiz; çünkü bu hükümet daha işe başlarken, "Bağdat'a Amerikan askerleriyle girersek büyük menfaatler elde ederiz" gibi birtakım sözler söyledi. Kendilerini hemen bu noktadan uyarmak bizim için bir milli vazifedir. Kesinlikle Irak işgaline alet olmamalıyız. Irak bizim kardeşimizdir.

Yani, Amerika birtakım bölgelerde birtakım işler yapmak istiyor; Türk askeri ucuz olduğu için bunu kullanmak istiyor. Bu tuzağa kapılmamalıyız...

Bizim vatanımızda bu kadar yangın varken ve daha geçen seferki Körfez Harekâtından 40 milyar, 80 milyar dolar zarar etmişken, tutup da onun bunun birtakım kendi maksatları için yaptığı hareketlere, biz ucuz asker olarak katılamayız, milli menfaatlerimizi korumak mecburiyetindeyiz.

UĞUR DÜNDAR- Ben, hiçbir cumhuriyet hükümetinin bu şekildeki düşüncelere prim verebileceğini zannetmiyorum efendim.

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Evet, ama mesela, bizim Somali'de ne işimiz vardı, bizim Afganistan'da ne işimiz vardı? Bunların hepsi yanlış hareketlerdir. Başkalarının menfaati için çeşitli tavizler vermek ve yeni borçlar kopartabilmek için yapılmış şeyler yanlış hareketlerdir.

Irak bizim kardeşimiz. Şurada bizim insanımız oturuyor, teyzesinin oğlu karşı tarafta oturuyor. Biz o bölgeleri biliyoruz. Neden biz kendi kardeşlerimizle savaşacakmışız? Bu, çok yanlış bir şeydir. Tam tersine, biz hudutları açmalıyız, daha önce 2 milyar dolar olan ticaretimizi en kısa zamanda 3 milyar, 4 milyar dolara çıkarmalıyız; bizim yapmamız icap eden iş budur. Nitekim biz hükümetteyken bunu yaptık. 54 üncü Hükümet döneminde, biz, hudut ticaretini başlattık. 50 bin kamyon her gün sefer yaptı, güneydoğumuzun yüzü güldü, memlekete hayırlı bir hizmet yaptık. Arkamızdan kapattılar, güneydoğuda bu kadar büyük felaketler, perişanlıklar meydana geldi. Hududun hemen açılması lazım. Sadece hudut ticareti değil, bölgesel ticaretlerin de geliştirilmesi lazım.

Ancak şimdi dış güçler, efendim, sizin borcunuz var, borçta kolaylık gösterelim, şu kadar daha da para verelim; çünkü eğer biz kendimiz Amerikan askeri olarak Irak'a girersek, 250 milyar dolara mal olacak, Türk askerini sokarsak, 125 milyar dolara bu işi kurtarırız, mümkünse Türk askerini sokalım; ne münasebet!

Ben de onun için söylüyorum zaten. D-8'ler, gerek Ortadoğu barışı bakımından gerek Türkiye'nin dünyadaki prestiji bakımından gerekse dünya meselelerinin barışçıl olarak çözümlenmesi için çok önemli bir olaydır, çok yönlü bir dünya hareketidir, bunun önemini katiyen küçümsemememiz lazımdır.

Milli Görüş lafla olmaz. Milli Görüş'te önce hidayetiniz olacak. Parayı, imkânı nereden bulacağınızı bileceksiniz. Sonra, ferasetiniz olacak. Kişilerin ve gelişmelerin perde arkasını sezeceksiniz...

UĞUR DÜNDAR- Efendim, bunlar Arapça sözcükler olduğu için gençler bilmeyebilirler.

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Hidayeti halkımız bilir. Hidayetiniz, yani, hak ile batılı ayırma kabiliyetiniz olacak; Açıkçası, alınterimiz ve servetimiz, faize mi gidiyor, köylümüze mi gidiyor, bunu ayıracaksınız?

İkincisi, ferasetiniz olacak. Ferasetiniz yani, dostla düşmanı, hayırlı ile zararlıyı fark etme basiretiniz olacak.

Üçüncüsü de, dirayetiniz olacak. Direnciniz, gayretiniz ve haysiyetiniz olacak!..

Hayra matuf gördüğünüz şeyin gerçekleşmesi için, bütün gücünüzle çalışıp, onu gerçekleştirebileceksiniz, dirayetiniz olacak.

Burada demin söylediğim gibi, bunların hidayetten başka feraseti lazım, dirayeti lazım. Şimdi, bunlar, un, su ve tuz bir araya gelirse ekmek olur zannediyor. Hâlbuki bununla ekmek olmaz, bu işin mayası lazım, mayası. Maya olmadan ekmek olmaz. Bunların programı mayasız ekmeğe benziyor. İçinde asıl maya yok.

Bu öğrenilmez, bu Allah vergisidir. Onun için, şimdi Allah'a dua edecekler, Yarabbi sen bize bunu ver diyecekler ki, gerçek Milli Görüşçü olsunlar.

Millet zaten fevkalade duyarlı hale gelmiştir. Hemen bu problemlerin çözüldüğüne kanaat getirmezse, Allah muhafaza buyursun, Türkiye çok kısa zamanda tersine döner.

UĞUR DÜNDAR- Peki efendim, es-kaza öyle diyelim, yani, Türkiye'nin selameti açısından, her hükümetin başarılı olmasını isteriz, ama diyelim ki, maalesef başarısız oldu. O zaman siz onların eski hocası olarak kendiniz de bir sorumluluk payı yüklenmiş olmayacak mısınız?

Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN- Hayır, işte bu konuşmayı bunun için yapıyorum.

Yalnız, bakınız, bunlara oy veren Milli Görüş tabanı hala üniversite kapısında başını örttüğü için kız çocukları eğer coplanırsa, zamanı gelince bunları bir gün bile o sandalyede oturtmaz, haber veriyorum.

Şimdi, bugünkü Meclis içi muhalefet bu kabil konularda bir yanlış tavrın içerisinde, ben tavırlarını görüyorum, seziyorum. Bundan dolayı asıl milletin beklediği Meclis dışı muhalefettedir.

Ama bu zihniyet, bu zulümlerin hala devam edeceğini gösteriyor. Ben de bu kardeşlerimizi uyarıyorum ki, bak, bu zulüm sizden önceki hükümetle devam etti, ne hale geldiler gördünüz. Sayın Mesut Yılmaz, bunları yaparken, bu imam-hatip okullarını kapatırken, kendisi açıkça söyledi: "Benim siyasi hayatıma mal olsa dahi ben bunu yapıyorum" dedi ve siyasi hayatına da mal oldu. Bak, şimdi kendilerine hatırlatıyorum: Aynı şeyi yaparsanız, sizin de siyasi hayatınıza mal olur... Kendisine de aynı şekilde yardımcı olmak için söylüyorum ki, bu insan haklarını engellerse bir insan, sonu böyle olur. Bunlara da örnek olsun diye söylüyorum.

Bütün temennimiz, bu hükümetin başarılı olmasıdır. Milletimizin bu dertlerden kurtulmasıdır. Bu konuşmaları zaten bunun için yapıyoruz. İşe başlarken, bizim görevimiz, bir kardeş, bir ağabey olarak, nasıl tasvir ederseniz edin, bu inandıklarımızı samimi bir şekilde sırf fikir olarak kendilerine duyurmaktır. Bak, kurtuluş Milli Görüş'tedir. Gerçek Milli Görüşçü olmanız lazım. Taklidiyle iş göremezsiniz. Bunu kendilerine söylemiş oluyorum; bir.

İkincisi, bu toplamış olduğunuz paraların rantiyeye faize değil, gerçekten bu halka gitmesi için gereken tedbirleri almak mecburiyetindesiniz, yani, yangını böylece söndürmek mecburiyetindesiniz.

Dış politika meseleleri fevkalade önemlidir. Kıbrıs'ta en ufak bir taviz veremezsiniz.

Irak kardeşimizdir, kesinlikle onların aleyhine bir işe girişmeyiniz... Sadece katkıda bulunmak değil, Amerika'yı engellemek içinde elimizden gelen her şeyi yapmak mevkiindesiniz...

Avrupa Birliğine ancak şahsiyetimizi muhafaza ederek girmek mecburiyetindeyiz. Bizim bütün dünyaya karşı vazifelerimizi yapabilecek şartlarla girmeliyiz. Bu takınılan tavırlar doğru ve isabetli değildir, yanlıştır. Öbür taraftan, D-8'leri mutlaka canlandırmak mecburiyetindesiniz. Bu, Türkiye için hayati öneme haizdir. Bunlara ilaveten de, ülkenin diğer mühim bir meselesi olan bu iç huzursuzlukları ortadan kaldırmanız lazım. Bunun için şu yapılan haksızlıklar devam etmemelidir.

Böylece, hatırlatıyorum ki, bir an evvel elinizi çabuk tutun, vaktiniz daralıyor, zamanınız yoktur, yapılacak olan işleri mutlaka başarmak mecburiyetindesiniz!?

 

 

 

 


Bu yazarin diger makaleleri

KURTULUŞ SAVAŞINDA LİBYALI ŞEYH SÜNUSİ!
  Milli Mücadeleyi şahlandıran din adamlarından Tarikat Lideri ve Atatürk'ün...
Devami
SİYONİZMİN SONU
              Kan, vahşet ve terörü kurumsallaştıran İsrail, 60. yılında...
Devami
ZİLLET VE ZAAFİYET PSİKOLOJİSİ
  Kendilerini hor ve hakir görenlere hürmet etmek... Zengin ve...
Devami
"AYDINLIK"IN AYIBI VE AKP'NİN ARSIZLIĞI
  Artık aklı çalışan ve vicdanı bozulmayan herkes biliyor ki;...
Devami
FETULLAH MI, FİTNETULLAH MI?
  Ilımlı İslam'ın tarihçesi ve Sultan Fatih'in zehirlenmesi Fatih Sultan Mehmed'in,...
Devami
BOP VE COP ABD'NİN YENGEÇLİĞİ VE YENİLGİSİ
Siyonist Wolfovitz Irak'ın Bölünmesini İstemişti! 1 Mart tezkeresi ABD'yi acıtmaya devam ediyor....
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5095

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR