Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1488
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20891
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay11014
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785369

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194237

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

HAYDAR BAŞ'ÇILARA&

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfMükemmel 

 

Çok değerli ve Milli düşünceli aydınlarımızdan

Eski Sanayi Genel Müdürü ve İP MK Üyesi Sn. Bülent Esinoğlu, hem Diyarbakır dönüşü yolculuk sırasında hem de lütfedip gönderdiği faksta şu gerçekleri anlatmıştır:

"Sn Necmettin Erbakan'ın ünlü Libya ziyareti heyetinde ben de vardım. Devlet görevlisi olarak tüm toplantılara katıldım.

Toplantılara ara verilip orada bulunan gazeteciler Erbakan'dan veya hükümet yetkililerinden demeçler alıyorlardı. Demeçlerin tam aksini ifade eden manşetleri ertesi gün gazetelerde gördüğümde şaşkına dönüyordum.

 

 

Trablus'un Güneyinde büyük bir mekanik imalat kompleksini gezmiştik. Mesleğimin mühendis olması ve imalat alanında tecrübeli olmam dolayısı ile bu fabrikaların her türlü silahı üretecek kabiliyette olduğunu fark ettim. Yani burası mükemmel bir silah fabrikası idi. Ancak fabrikada çalışan hiç kimse yoktu. Neden çalışmadığını birlikte dolaştığımız Libya'lı yetkiliye sorduğumda, teknik elemanlarının olmadığını eğer biz (Türkiye) yardım edersek bunun mümkün olacağını belirtti. Esas dilinin altındaki baklayı sonradan çıkarttı." Ama korkarım Amerika size müsaade etmez." Dedi. Libyalının bu sözüne itiraz ettim. "Amerika ne karışır" dedim. Libyalı yetkili: "Siz Amerikan sömürgesi değil misiniz?" Bu söz benim ciğerime oturmuştu. Daha sonra Tahran ve diğer Arap ülkelerine gittiğimde  buna benzer ifadeler ile karşılaştım. Osmanlı'dan koparılan topraklarda yaşayanların bizi Amerikan sömürgesi olarak görmesindeki gerçek payını ve sorumlularını artık sorgulamamız gerekir.

Biz Libya'daki o muazzam fabrikayı gördükten sonra Erbakan Hoca'nın bunca istismar ve iftirayı göze alarak Libya gezisine niye önem verdiğini sezmeye başlamıştım.

O gün orada bulunan (casus) gazetecilerin hangi ilişkiyi engellemeye çalıştıklarını şimdi daha iyi anlıyorum.

İçinde bulunduğumuz yönetime bağımsız bir yönetim diyemeyeceğimize göre Kibarlaşmış Sömürge düzeni diyebiliriz. Onurlu insanların bu duruma daha fazla tahammül etmeyeceğine inanıyorum. Bunun işaretini de Atilla İlhan'ın cenazesinin kaldırılması sırasında gördük. Bir yandan yıkılış sürerken diğer yandan da devrimin geldiğini cam gibi görüyorum. Çünkü devrim kör çıkmazların çözümüdür."

   Şimdi Sn Haydar Baş'çılar!    

İslam edeptir. Edep ise haddini bilmektir.

AKP'nin duyarsız ve tutarsız icraatlarını haklı olarak gündeme getiren ve eleştiren her programınızın, her köşe yazınızın sonunda "İşte bunların ayrıldıkları Milli Görüş de böyleydi... Bu yanlışlıkları Hocaları da tekrar ederdi..." gibi

Sanki asıl hedef, AKP bahanesiyle Milli Görüşü ve muhterem liderini karalama gayretleriniz ısrarla sürüp gitmektedir.

Bu tavrınız

  • a) Zahirde milli Görüşü tahkir ve tenkit gibi göründe de
  • b) Gerçekte, Milli Görüşü taklit ve Onun boşluğunu doldurma hevesi ve taktiği olduğu sezilmektedir.

Ama bu çok komik ve sırıtan bir taklit ve kopyacılıktır.

Madem, Milli Görüş öyle yanlış ve yararsız politikalara sahipti de, Sn Haydar Baş neden yıllarca o partinin il başkanlığını üstlendi.

Ya haksız ve hayırsız bildiği bir partiden makam ve menfaat koparmak peşindeydi..

Veya bu hareketin asıl niyetini ve mahiyetini fark edemeyecek kadar basiret fukarası bir kimseydi.. Kaldı ki AB hakkında bildikleri ve söyledikleri ta o yıllarda Erbakan Hoca'dan dinledikleri ve öğrendikleridir.

Milli Ekonomi diye konferans ve kitaplarında ortaya koyduğu şeylere gelince:

  • Bunlar Erbakan Hoca'nın ve Milli Görüşçü uzmanların Adil Düzen projelerinin, bazı ana başlıkları, o da anlamadan ve kavramadan alınıp, yuvarlak vaatlerle süslenmiş, ilmi bir temeli ve değeri olmayan derleme sözlerdir.

Bu kitabı reklam için, parayla konuşturuldukları belli olan Azeri ve Rus Profların(!) pohpohlu övgüleri de sadece sizi gülünç duruma düşürmektedir.

İlmi bir araştırma yapabilmek için mutlaka gerekli olan bir tek yabancı dil dahi bilmeden, Bakü de bakkal dükkanlarında pazarlanan sahte Prof. Etiketlerine ve suni şöhretlere tenezzül buyuran, yani kendi kendisini bile aldatan tipler, bu millete nasıl kurtuluş rehberliği edecektir?!..

  • Haydar Baş'ın bu Profluğunun parayla alınmış sahte bir etiket değil[1], ilmi ve resmi bir kariyer ehliyeti özelliği taşıdığını
  • Yabancı bir dil bildiğini, o dilde konuşup yazdığını
  • Milli ekonomi modelindeki bilgi ve belgeler gerçekten aklı yattığını ve bunların hangi temellere dayandığını ve nasıl uygulanacağını,
  • Bu tür Milli ve yerli projelere fırsat tanımayan Siyonist ve emperyalist güçleri nasıl devre dışı bırakacağını

   Bizzat ispatlayacağı, bir TV. Programına çağrılmamızı ve bu iddialarımızla iftira ettiğimizi ortaya koymanızı bekliyoruz...

   En azından AKP ile Milli Görüşü aynı göstermek, şarlatanlığınızdan vazgeçmenizi umuyoruz.

   Ülkemiz üzerindeki Siyonist ve emperyalist oyunları, gündeme taşıdığınız kirli ve gizli senaryoları, AKP ve benzeri işbirlikçi piyonları ortaya çıkardığınız ve  Milletimizi uyardığınız program ve yazılarınızı beğeniyoruz ve destekliyoruz... Birçoğunu yararlanarak izliyoruz... Ama her programın sonunda getirip

  • Türkiye'de şeytani güçlere ve masonik çevrelere karşı siyasi mücadeleyi başlatmış
  • Sürekli bu zalim ve hain güçlerin hışmına uğramış, bu yüzden üç ihtilal yapılmış, beş partisi kapatılmış ve en sonunda siyaseten yasaklanmış
  • Birkaç asırdır yeryüzüne hakim Siyonist kuşatmayı yararak, ilk Milli, müstakil ve evrensel oluşum olan D-8'leri başarmış
  • ANAP gibi, AKP gibi kendisine hıyanet edenler hep iktidara taşınmış

Kutlu ve onurlu bir şahsiyeti, şuurlu ve mazlum bir hareketi, hiç hakkınız ve haddiniz olmadan dile dolamanızı doğrusu sindiremiyoruz.

 

Şiir:

Hiçbir taklit aslının, yerini tutmaz

Biraz aklı olan bu, hileyi yutmaz

En büyük balonun, bir iğnelik canı var

Asaletli kişi asla, aslın unutmaz!...

Evet, bütün bunları görünce, Hint Filozofu Beydaba'nın:

"Kudurmuş çakal sürülerinin etrafını sardığı kaplan'a özenip, onun yerine göz diken, hatta onu kötülemeye ve küçük düşürmeye yeltenen tavşan'ın hikayesini" hatırlatıyoruz.

Şiir:

Zavallı imrenmiş sürü başı, tor boğaya

Fazla şişme çatlarsın, demişler kurbağaya

Takılan buğday sapıyla biraz üfürülünce

Balon gibi patlayıp, pişman olmuş doğduğuna...

Daha önce Bir Vesile İle Hatırlatıp Uyarmıştık:

 Yeni Mesaj Gazetesinin ve Meltem TV'nin, fikri masaja (yoğrulmaya ve olgunlaşmaya) ihtiyacı var:

               BTP'nin MYK üyesi Muharrem Bayraktar 20 Nisan 2005 tarihli Yeni Mesaj Gazetesinde "Saadet Partisinin AB söylemlerinde samimi olmadığını, çünkü programında AB'ye yatkın ve aşkın(!) ifadeler yer aldığını" söylüyor...

   Biz Milli Görüşçü kimseleriz. Erbakan Hoca'nın resmi değil, samimi takipçileriyiz. Saadet Partisiyle, gönül birlikteliğimiz dışında hiçbir bağlantıya sahip değiliz. Milli Görüşe parti taasubuyla değil; Kuvayı Milliye şuuru, imani ve insani sorumluluk duygusuyla taraftarlık içindeyiz. Dergimizde zaman zaman, SP içindeki bazı marazlı şahıslara yönelik ciddi tenkitlerimizi de bunlara delil gösterebiliriz.

   Milli Görüşün ve Saadet Partisinin masonik ve münafık cephede değil Milli ve yerli çizgide olduğunun, 40 yıllık tecrübelerle tescil edildiğini bildiğimiz için Parti programında yer alan:

   "Türkiye'nin AB ile ilişkileri, ülkemizde insan hakları ve demokrasi uygulamasının, AB kriterlerine uygun hale getirilmesi ve bu değerlerin Avrupa ile birlikte daha da geliştirilmesi açısından önemlidir" ifadeleri

  • Önce Türkiye'deki demokrasi ve özgürlük seviyesinin, Avrupa'nın kendi içinde uyguladığı standartlara kavuşturulması, sonra da Türk-İslam medeniyetindeki adil ve asil hedeflere ulaştırılması gereğinin bir temennisidir.
  • M.Kemal'in önceleri "Muasır Medeniyete Yetişmeliyiz" dediği daha sonraları " Muasır Medeniyetin fevkine geçmeliyiz" şeklindeki tedrici amacının bir başka ifadesidir. Yani Batı henüz her konuda eksiktir. Siyonist sermayenin gizli hakimiyetinden kurtulabilir ve emperyalist Haçlı ruhundan sıyrılabilirse, bizim medeniyetimizden öğrenecekleri ve istifade edecekleri çok şey olduğunu göreceklerdir.
  • Çünkü Erbakan Hoca'nın 40 yıldır anlattığı gibi, AB aslında üç kabuklu bir Siyonist girişimidir.

Dış konumu: Avrupa Ülkeleri dayanışması ve işbirliği

İç kabuğu; Hristiyanlık ortaklığı ve kardeşliği

Gerçek durumu ise; Siyonist sermaye hâkimiyetidir...

İşte SP'nin bu yaklaşımı, bir nevi Avrupa'yı uyandırma stratejisidir. Artık Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde ABD ve İsrail karşıtlığının fark edilmesi tesadüfî değildir.

Ve Erbakan, eline geçen ilk fırsatta D-8'ler gibi son 150 yıldır, Siyonist çetenin kontrol ve kumandası dışında başarılabilen ilk ve tek uluslar arası oluşumu gerçekleştirmiştir.

 Siyonizmin baskısına dayanamayacak bazı zayıf ülkeleri ve Türki Cumhuriyetleri de, muhtemel tazyik ve tahribattan korumak için bu girişime dahil etmemiştir...

   Sn Bayraktar'ın "sahi bu çelişkinin amacı ne? SP'nin programı ile propagandası neden farklı? Sorusuna iki soruyla ve sadece kendilerinin anlayacağı şifreli bir üslupla cevap verelim:

  • 1- Dolar ile diplomanın benzerliği ve ilişkisi nedir?
  • 2- İcazesiz şeyhlikle, parti şefliğinin ortak çizgisi ve çelişkisi nedir?..

Evet sn.BTP'liler!  velev Saadet Partisi, bunları programına yazmakla yanlış yapmış!..

Ama şimdi bu yanlışını fark edip doğru olan bir tavır sergilediği ve AB'nin gizli ve gerçek mahiyetini sezdiği ve milletimizi ikaz ettiği için, tebrik edilmesi ve teşvik edilip desteklenmesi gerekmez mi? Yanlıştan dönüp doğruya yönelenlerin tebrik ve teşvik edilmesi gerekirken, tenkit edilmesi hangi dinde ve mezhepte caiz görülmektedir?

 Kaldı ki bir liderin ve partisinin önce hangi cephede olduğunun tespiti gerekir. Acaba Milli ve Rahmani safta mı yoksa kirli ve şeytani güçlerin tarafında mı? Sorusunun cevabı belirlenir. Eğer rahmani cephede ise; Zahiren bazı yanlış görülen söz ve tavırlarına hüsnü zan edilir ve bir özel hizmet ve strateji amaçladığına hamledilir.

 Yok, eğer, Şeytani cephede ise, zahiren İslami ve insani bir hizmet gibi görünen işlerinde bile, bir art niyet aramak lazım gelir.

 Şimdi Erbakan'ın; çocukluk yıllarından, okul hayatından, Odalar Birliği Başkanlığından, AP'ye sokulmamasından ve siyasete atılışından bu güne, hangi şer odaklarının ve şeytani mihrakların saldırısına maruz kaldığını , niçin beş partisinin kapatıldığını, neden siyasi yasaklara ve bu cezalara çarptırıldığını....

 Ve yine eline imkan ve fırsat geçince, nasıl ağır sanayi hamlelerini, Kıbrıs Barış Hareketini, tarihi         D-8'ler girişimini, havuz sistemiyle rantiyenin hortumlarının kesilmesini başardığını..

Ve dahi, bir AKP milletvekilinin ABD ziyareti dönüşü bir Yahudi lobisi yetkilisinden naklen:

 "Erbakan'ı siyaseten öldürdük ve gömdük, ama yetmez, üzerine beton dökmemiz gerekir!" diyecek kadar, dünyayı parmağında oynatan malum ve mel'un güçleri bu denli ürkütmesinin sebeplerini ve amaçlarını düşünürseniz, Erbakan'ın ve Milli Görüşün hangi safta olduğunu her halde fark edersiniz...

Nobel Ödülü sahibi BM Yeni Düzen Arayışları Uzmanı Prof. Oruin Lazio, Erbakan Hoca'nın davetlisi olarak İstanbul'da verdiği bir konferansta şu samimi itirafta bulunuyordu: Ben artık Adil Düzenciyim. Sebebini şöyle açıklayabilirim;

"Büyük bir kasırga Avustralya'yı vurmuş, Hindi Çin'e doğru gitmesi ve büyük bir felakete sebebiyet vermesi beklenirken birdenbire okyanusa doğru kaymıştır. Acaba müthiş bir yıkım endişesine sahip bu korkunç fırtına bütün meteoroloji ve fizik uzmanlarının beklentisi dışında niçin ve nasıl yön değiştirip okyanus içlerine doğru esmeye başlamış ve enerjisini dağıtmıştır. Bunun sebebi araştırıldığında, o evsimde Avustralya' dan Asya'ya doğru göç eden milyarlarca kelebeğin hafif ve nahif kanat çırpınışlarının oluşturduğu hava dalgasının  okyanus içlerine ve kutup bölgesine taraf saptığı anlaşılmıştır.

Bu olaya meteorolojide kelebek anlamına gelen "şimetterlik" etkisi denmektedir.

İşte ben ( Prof. Lazio) yılların birikimi olan bilgi ve enerjimle birlikte; Erbakan'ın Adil Düzen brifingini dinleyince, insanlığın kurtuluşunun Milli Görüş ve Adil Düzen projelerinde olduğunu anladım, kafamda ve vicdanımda aradığım sisteme ulaştım ve bu istikamete yöneldim. Artık emrinizdeyim...

Siyonizme, yani ırkçı Yahudi şovenizmine ve faşist batı emperyalizmine karşı:

  • 1- İslam Birleşmiş Milletleri Teşkilatı
  • 2- İslam Ortak Pazarı
  • 3- Müşterek İslam Dinarı
  • 4- İslam Ortak Savunma Paktı
  • 5- İslam Kültür ve Eğitim Ortaklığı

gibi, Osmanlı ve Selçuklu örneği tüm dünyaya ve bütün insanlığa huzur, hürriyet ve refah sağlayacak ve barışı koruyacak kuruluşların

  • a) Önce teorik (fikri) projelerini
  • b) Ardından, Milli Görüş hükümetleriyle pratik (fiili) girişimlerini ilkönce Erbakan ortaya atmış ve başlatmıştır.
  • Çok genç ve dinç nüfus potansiyelimiz
  • Yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz
  • Dört iklim, geniş arazimiz
  • Ve denizlerimiz
  • Dünyadaki stratejik yerimiz
  • Büyük tarihi mirasımız ve kültürel birikimimiz gibi tabii ve talihli imkan ve fırsatlarımızı değerlendirerek, kendi yerli ve Milli kalkınmamızı gerçekleştireceğimizi anlatmış ve toplumun uyanmasını sağlamıştır.
  • A- Teslis (üç ilah) sapkınlığıyla Allah ve yaratılış inancı yanlış ve batıl
  • B- Her çocuğun suçlu ve günahkar doğduğunu kabul ederek insana bakışı yanlış ve batıl
  • C- "Alemin sahibi biziz, istediğimiz gibi dünyayı kullanıp katlederiz, havayı, okyanusları, ırmakları keyfimizce kirletir ve tüketiriz"düşüncesiyle doğaya yaklaşmaları haksız ve batıl olan Yahudi faşizminin ve Hrıstiyan şövenizminin şekillendirdiği bozuk ve barbar batı emperyalizmine karşı:
  • A- Cenabı Allah'ın birlik ve vahdetini
  • B- İnsanın yaratılışındaki şeref ve fazileti
  • C- Dünyanın tabiatının korunması gereken bir emanet olduğu hakikatini esas alan İslam dini ve ulvi prensipleri doğrultusunda farklı din ve kavimden bütün insanlara şefkat, merhamet ve adaleti amaçlayan Milli Görüş Medeniyetinin temellerini atmıştır.
  • İyi de bütün bunlar neye mi yaramıştır?
  • İşte bu sorunun cevabı, çok yakında anlaşılacaktır.
  • Ve kutlu bir devrimle Türkiye merkezli yeni bir dünya kurulacaktır.

Size tavsiyemiz:

Ilımlı İslam safsataları, Dinlerarası Diyalog tuzaklarıyla; İslamiyeti yozlaştırma ve Siyonizme yamama girişimlerine...

AB hayaline Türkiye'mizi yıkma ve geleceğimizi karartma hıyanetlerine karşı verdiğiniz ve bizlerin de içtenlikle desteklediğimiz gayretlerinizi devam ettiriniz!...

Ancak sakın şımarıklık ve taşkınlık havasına girmeyiniz! Bir tarikat partisi ve tekke cemaati tavrını artık terk ediniz...

Ülkemizin Kuvayı Milliye diriliş ve derlenişine en muhtaç olduğu bir dönemde, böylesine basit ve fasit bir parti ve tarikat taasubuyla hareket etmeyiniz!..

Milli Görüşten ayrılıp dergi çıkarmaya, tarikatınıza mürit toplamaya ve derken şirketlerinize ortak ayarlamaya çalıştığınız günlerde şimdi genel başkan yardımcınız Sn. Ali Bey'in  Elazığ'a teşriflerinde:

"Biz her türlü siyasetten ve partiden uzak duruyoruz. Particilik ve siyasetle hiçbir hayırlı hizmet yapılacağına inanmıyoruz...Biz ilmi ve ahlaki gayretlerle netice alınacağını düşünüyoruz.. Bu nedenle asla siyasete bulaşmayacağız, bulaşmıyoruz" derken, daha sonra birden parti kurup, Erbakan'ın yılardır savunduğu ve insanlığın kurtuluş programı olarak ortaya sunduğu gerçekleri yarım yamalak taklit ederek bu yola girdiğinize bile seviniriz!..

Ama dikkat ediniz... "Koyun sarhoş olunca kendini kaplan sanmış..Kurdun inini sorup, şafak vakti saldırmış" durumuna düşmeyiniz!.. Ve ham hayellere heveslenmeyiniz!..

Yazılacak ve yüzünüzü kızartacak çok şey var ama, diyalogcuları, masoncukları ve mooncuları sevindirmemek ve hainlerin eline koz vermemek için şimdilik bu kadarla yetindiğimizi ve hatta birkaç sahifeyi de yazdığımız halde vazgeçtiğimizi biliniz...

Bediüzzaman'la ilgili yazdıklarınıza gelince:

Bütün hayatını ve rahatını iman davasına ve aziz vatanımızın savunmasına harcayan, Rus işgaline karşı talebe ve taraftarlarının başında gönüllü alay komutanı olarak çarpışan ve en yakınlarını ve yeğenlerini şehadetle uğurlayan, ağır yaralı olarak esir düşüp, Rusya'da yıllarca zindanlarda tutulan ve Türkiye merkezli yeni bir İslam medeniyetinin hayali ve hasretiyle yanıp tutuşan Bediüzzaman'ın; tescilli hatıratı ve yüzlerce kitabı ortada iken, sadece onu istismar eden bazı gafillerin suçunu ona yükleyip, veya akla karanın karma karışık olduğu bir dönemde yazılan bir bildirideki imzasını bahane edip aleyhinde bulunmak; ne iyi niyetle, ne de yazarlık haysiyetiyle bağdaşmayan, dürüstlük seviyesinden ve samimiyetten uzak bir yaklaşımdır.

Bizim kanaatimize göre, Atatürk konusunda da bir "iltibas-karıştırma" mevzubahistir.

Atatürk, Tanzimattan beri ülkenin hayati kurumlarını ele geçiren ve bütün düyada hakimiyetini hissettiren Siyonist Yahudiler ve Sabataist dönmelere rağmen, hiçbir hareketin başarılı olamayacağını sezmiş ve onların yanında ve yolunda görünerek, en azından zahiri ve resmi planda Anadolu'yu kurtarmayı ve Türkiye Cumhuriyetini kurmayı hedeflemiştir. Ve tabi yıllar sonra fark edilen bu çok ince siyaset ve stratejisinde; Sabataist Dönmeleri ve Siyonist Yahudileri bile uzun zaman inandıracak gerçekçi bir rol üstlenmiştir.

O'nun bu dahiyane rolünü fark edemeyenlerin: "Türkiyemizi son Siyon ülkesi, milletimizi Yahudi kölesi" yapmaya çalışan hıyanet şebekesine duydukları haklı nefret ve tepkiyi, bazen onların elebaşı görünümündeki Mustafa Kemal'e yönetmelerini çok dikkatli tahlil etmelidir. Bediüzzaman şunları söylemektedir:

"İslam dinine ve ümmetine hıyanet eden o dehşetli şahsın, önemli bir kuvvetinin ve ekibinin Yahudiler olacağı yolundaki hadis ve haberlerin doğruluğunu; Lord Gürzon ve Haim Naum gibileri ortaya koymaktadır"[2]

Bu sözlerden de açıkça anlaşılıyor ki, Bediüzzaman, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin perde arkasındaki Yahudi ve dönme hıyanetini herkesten önce sezmiş, Ancak Atatürk'ünde onlardan birisi olduğunu zannetmiştir.

Hâlbuki Atatürk en güçlü bulunduğu, muzaffer bir komutan ve Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde, Bediüzzaman'ı Ankara'ya davet etmiş, hürmet ve rağbet göstermiş, çok önemli ve yetkili görevler vermek istemiş ve bütün bunlara rağmen Bediüzzaman'ın çok sert ve ters tepkilerinin asıl niyetini bildiği için olacak ki kendi fıtratına hiç uygun düşmeyecek şekilde, yine de sabır ve sükunetle karşılık vermiştir.

Üstelik Bediüzzaman Atatürk'e ilişilmemesi gerektiğini söylemekte ve Ankara'daki davranışından dolayı pişmanlık göstermektedir.

"Beni Ankara'ya istediler, gittim. Gidişatları benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi. "Bizimle beraber çalış" dediler.

"Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor. Sizinle beraber çalışamaz. Fakat size de ilişmez" cevabını verdim.

Evet, ilişmedim, hatta ilişenlere de iştirak ve meyil değil, belki teessüf ettim.(Mustafa Kemal'in aleyhine çalışanları asla hoş görmedim) Çünkü (bu tavırlar) İslam Milliyetçiliğinin geleneklerini yaralayabilir. (Atatürk gibi) acip(Hayrat verici) bir askeri dehayı (maalesef benim sert tepkilerim) bir derece bu ananelerin aleyhine dönmesine vesile oldu.

Bu dehayı kuşkulandırıp İslami ananelerin aleyhine çevirmek caiz değildir. Onun için elimden geldiği kadar dünyalarından çekildim ve karışmadım"[3] diyen...

-Yurdumuzun barbar batılılarca işgal edildiği sırada ve mütareke yıllarında; İstila kuvvetlerine şiddetle ve cesaretle karşı çıkıp direnen ve Milli Mücadeleye ve Atatürk'ün Ankara Hükümetine taraftarlık gösteren[4]

-Anadolu hareketine karşı İngilizlerin dayatmasıyla Damat Ferit Hükümetinin, Şeyhülislam Dürrizade imzasıyla yayınladığı "Bunlar isyan etmiştir, öldürülmeleri gerekir" fetvasını "Müslüman halkı Kuvayı Milliye aleyhine karşı kışkırttığı" için kabul etmeyen, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin fetvasını destekleyen[5] "zıt kavramlar yer değiştirmiştir; Zulme adalet, Cihada isyan, esarete ise hürriyet adı verilmiştir" diyerek Atatürk'ün başlattığı Milli Mücadeleyi cihat ve hürriyet kabul eden

-Ankara'da mevcut 200 mebustan 163 mebusun imzası ile 150 bin lira, o zaman paranın kıymetli vaktinde aynı üniversite (Üstadın Van'da kurmayı tasarladığı Medresetüz Zehra) için vermeyi kabul ve imza ettiler. Mustafa Kemal de içinde idi[6]  diyerek Atatürk'ün ve Ankara Hükümetinin, kendisinin hayırlı teşebbüslerine destek verdiğini dile getiren Bediüzzaman' la Atatürk arasında bazı konularda yanlış anlaşılmaların olabileceğini, bazı hataların yapılabileceğini ama bunlar bahane edilerek, bu büyük şahsiyetlere hakarete kalkışmanın hıyanet cephesinin ekmeğine yağ süreceğini bilmeniz gerekir.

Eskilerin deyimiyle, "Her zurnacı olanın kendisini borazancı, hatta bölükbaşı zannetmesi" gibi şimdi de, her gazetesi, TV'si ve partisi olanlar da, maalesef "Perili Köşkün Prensi" havasına girmektedir.

"Yükseklere tükürme, dönüp yüzüne düşer...

Kule yapayım derken, kalkıp kuyusun eşer!"

Kibarı kelamının muhatabı olmamak için dikkat ve duyarlılık göstermelidir.

 

 

 



[1] Radikal/ 21/09/2006

[2] Emirdağ Lahikası

[3] Tarihçe-i Hayat Eskişehir Dönemi

[4] Külliyat Nesil Yay. 1. cilt Sh. 1080- Başbakanlığa Mektup

[5] Bak. Bediüzzamanın Hayatı Yeğeni Abdurrahman Nursi Sh. 106-107 Piran Yay. İst.

[6] Emirdağ Lahikası 27. Mektup

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

AYIN AYNASI
  Kiminin derdi Mevlası, kiminin Leylasıdır. Kiminin putu parası, taptığı dünyasıdır Şuur;...
Devami
ÇOK GİZLİ VE ÖZEL BİR SOHBETE KATILDIK
  Milli Çözüm yazarları ve yakın çalışma arkadaşları olarak özel...
Devami
İSRAİL-İRAN-ABD İLİŞKİLERİ VE ÇELİŞKİLERİ
İran ile yeniden diplomatik ilişki kurulması çağrısında bulunan Carter: Bush politikalarını...
Devami
PARANIN DİNİ-İMANI VE İSRAİL’İN MAYINLI ARAZİ PLANI
Faiz parası haramdır. Pezevenklik ve fuhuş parası yüz kızartıcıdır. Rüşvet, soygun,...
Devami
JEOPOLİTİKTEN STRATEJİYE
  (Geçmişe Bakarak ve Mevcut Potansiyeli Zorlayarak, Geleceği Planlamak) Dünyamızda, denizler...
Devami
Suriye’ye Düşman Çağırmak; AHMAKLIK MIYDI, AJANLIK MIYDI?
Suriye’ye Düşman Çağırmak; AHMAKLIK MIYDI, AJANLIK MIYDI?          Ahmet Davutoğlu, Suriye’nin parçalanması...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5412

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR