Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1566
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20969
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay11092
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785447

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194265

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KÜRESEL KÜFÜR!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Küresel Kutsal!.?

Masonlar, bütün masonların Tanrıya inanmak zorunda olduğunu belirtiyor ve ateistlere kendi aralarında yer olmadığını söylüyorlar. Bu açıklamaya bakıp "Aman ne güzel, bu masonlar da dindar insanlarmış" diye insanın sevinesi geliyor. Ama bu arada dikkat çeken başka açıklamaları da var.

Mesela diyorlar ki:

 

"Masonluğa giren kişi üç kutsal kitabın üzerine elini koyarak yemin etmek zorundadır!"

Neymiş bu üç kutsal kitap? Kur'an'ı Kerim ile Eski ve Yeni Ahit'miş. Yani Tevrat ve İncil'miş. Bu saydıklarımız size ne hatırlatıyor?

Son yıllarda sıkça duyar olduğumuz "Hak dinler" lafını çağrıştırmıyor mu?

Ya da "Dinler bahçesi" falan gibi moda olan laflarla bu açıklamanın arasında bir bağlantı bulunmuyor mu?

Hani "Amentüde beraberlik" gibi iddialı lafları anımsatmıyor mu, bu üç kitap üzerine yemin açıklaması?

Bize göre bu soruların hepsine olumlu cevap vermek mümkün.

Yani rahatlıkla "evet bu açıklama bizde, Hak dinler lafı ile çağrışım yaptırıyor, ya da Dinler bahçesi de aynı mantığın eseri gibi geliyor" diyebiliriz.

Hiç kuşkusuz; Amentüde birlik iddiası da aynı etkiyi yapıyor!..[1]

Dünyaya hükmetmek ve küreselleşmek yaftasıyla tüm insanlığı köleleştirmek isteyen Siyonist Merkezler; "Moon"culuk "Diyalog"culuk gibi ortak dinler peydahlayıp, Kur'an'ın ifadesiyle Hak'la Batılı karıştırıp ve hakikatı perdeleyerek saklayıp"[2] insanlara yutturuyorlar, beyinleri körletip uyutuyorlar...

Kiralık ve münafık Din adamları da "Allah'ın ayetlerini, dünyalık makam ve menfaat karşılığı, az bir paha ile satıyorlar."[3]

Bu şeytani amaçları gerçekleştirmek için de "Küresel Medya" ile "Küresel Mafya"yı kullanıyorlar.

Küresel Medya

Küreselleşme sürecinin yansımalarından söz edilirken çoğunlukla ekonomik ve siyasal alanlardaki etkilerine dikkat çekilmektedir. Oysa küreselleşme "medya düzeni" üzerinde de çok önemli değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır.

Küreselleşme süreciyle birlikte bilgi ve görüntü mekânları yeniden yapılanmakta, yeni bir "iletişim coğrafyası" ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte küresel ağlar ve uluslararası bilgi akışı modeli oluşmakta, sahip olduğumuz mekân ve zaman duygularımız yeniden şekillenmektedir.

Teknolojik gelişmeler yeni küresel medya sanayini doğurmuş, görsel/işitsel üretim belirli bir mekâna hapsolmaktan çıkmış, adeta yurtsuzlaşmıştır. Yeni küresel medya araçlarının pazar alanı artık bütün dünyadır. Yerel kültürler için üretim yapma devri kapanmış, New York'tan Kahire'ye, Londra'dan Ankara'ya, Brüksel'den Yeni Delhi'ye kadar bütün kültürler hedef kitle kapsamına alınmıştır.

Küresel medya düzeninin temelini Siyonist amaçları ve ticari gelir kaygıları oluşturmakta, küresel yayın kuruluşları, demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kamu yararı ve ulusal kültür gibi toplumsal hiçbir endişe taşımamaktadır. Küresel medya düzeninde bireyler; "tüketici" olarak görülmekte, tüketicinin seçme talebini artırmak için çaba harcanmaktadır. Böyle insanların hem beyinleri yıkanıp robotlaştırılmakta, hem de gönüllü ve verimli köleler haline sokulmaktadır.

David Morley ve Kevin Robins "Kimlik Mekânları" isimli kitaplarında küresel medya anlayışını şöyle ifade ediyorlar: "Kâr ve rekabet mantığıyla hareket eden yeni medya şirketlerinin şimdi en önemli amacı, bundan böyle ürünlerini mümkün olan en geniş tüketici kitlesine ulaştırmaktır. Bu durumda da sürekli bir gelişmeci eğilim vardır ve bu eğilim durmaksızın genişletilmiş görsel/işitsel mekânlar ve piyasalar inşa edilmesi yönünde çalışmaktadır. Ulusal toplulukların eski sınırları ve engellerinin  yıkılması artık zorunludur  ve bu sınırlar, ticari stratejinin yeniden örgütlenmesinin önündeki keyfi ve irrasyonel engeller olarak görülmektedir. Görsel/işitsel coğrafyalar böylece ulusal kültürün sembolik mekânlarından uzaklaşmakta ve uluslararası tüketici kültürün daha evrensel ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmektedir. İthal programların serbest ve engelsiz dolaşımı, yeni medya düzeninin en büyük idealidir. Bu öyle bir idealdir ki, bunun mantığı nihai olarak küresel programlar ve küresel piyasalar oluşturulmasına varır. Ve daha şimdiden, bu ideali gerçek kılmaya çalışan küresel şirketlerin iktidarını görmekteyiz. Yeni medya düzeni, artık küresel bir düzen haline gelmeye başladı..."

David Morley ve Kevin Robins'in tam on yıl önce yaptıkları bu tespit, bugün fazlasıyla gerçekleşmiş durumdadır. Bugün dünyada artık küresel medya şirketlerinin iktidarını görmekteyiz. Dünya hâkimiyetini hedefleyen bu küresel medya şirketleri; ya stüdyo kurup tüm dünyaya yayacakları ürünler üretiyorlar, ya üretilen bu ürünlerin dağıtımını yapıyorlar ya da donanım sağlayan bir yapı kurarak, üretilen ürünlerin tüm dünyada hızlı bir şekilde dolaşımına imkân veren altyapıyı kuruyorlar.

Bazı küresel medya şirketleri sahip oldukları gücü yetersiz bularak diğer küresel şirketlerle birleşme yoluna gitmekte, böylece güçlerine güç katarak pazar paylarını artırmanın yollarını aramaktadır. Ayrıca eğlence ve bilgi hizmetleri sunan şirketler, güçlerini telekomünikasyon sanayi ile birleştirdiğinde ortaya "mültimedya" şirketleri çıkmakta, bu şirketler kablolu televizyon yayını ile birlikte evden alışveriş yapma, bankacılık hizmetleri ve benzeri pek çok hizmeti de sunabilmektedir.

Küresel şirket birleşmeleriyle birlikte ortaya çıkan mültimedya şirketleri dünyada "kitlesel medya" döneminden "kişiselleştirilmiş medya" dönemine geçişi de hızlandırmaktadır. Artık küresel medya şirketleri genel beğeni düzeyine hitap eden ürünlerin yanısıra, "kişiye özel" ürünler üretmekte, daha çok seçme imkânı tanıma yoluna gitmektedir.

Küresel medya şirketlerinin ürettiği ürünlerin ortak noktası, özünde "Amerikan kültürünü" taşıyor olmalarıdır. Dünyanın dört bir yanında izlenen dizilerden, sinema filmlerine, uluslararası haber kanallarından, internet sitelerine, gazetelere, radyolara kadar hepsi Amerikan kültürünün izlerini taşımakta, "dünyanın Amerikanlaşmasına" hizmet etmektedir.

Amerikan kültürünün taşıyıcılığını yapan küresel medya şirketleri öylesine dünyamızı kaplamıştır ki, Finansal Times yazarını bile şu cümleleri söylemek zorunda bırakmıştır: "Pek yakında, dünyada, neşeli Amerikan seslerinin en son haberleri duyurduğu ya da en eski filmleri sunduğu bir yayından kaçıp sığınabileceğimiz bir köşe kalmayacak!..."

Maalesef durum böylesine vahimdir! Küresel medya düzeni, dünyamızı esir almaktadır. Amerika'nın CNN'i, MTV'si, CBS'i ya da Hollywood stüdyoları, ürettikleri Amerikan kültürü taşıyan ürünlerle Avrupa'dan Asya'ya, Afrika'dan Ortadoğu'ya kadar tüm kıtaları kuşatmaktadır.

Küresel medya düzeninin kuşatmasına karşı durmanın tek yolu, kendi kültürel ve tarihi değerlerimize sahip çıkmaktan geçmektedir. Elimizdeki medya gücünün kıymetini bilir ve kendi değerlerimizden beslenerek doğru kullanırsak, hiçbir hegemon güç bize boyun eğdiremeyecektir.[4]

Küresel Mafya

İkiz kulelere yapılan şaibeli terör saldırılarının ardından "Teröre karşı topyekün Haçlı savaşı" narasıyla yola çıkan Amerikan Devlet Başkanı George W. Bush, dünyadaki tüm terörizmin üretim fabrikası olarak lanse edilen El Kaide Örgütü'nü dağıtmak ve bu fabrikayı işlettiği iddia edilen Usame Bin Ladin'i yakalamak bahanesiyle, Afganistan topraklarında silah teknolojilerini denediği, menfaat odaklı bir işgal senaryosunu devreye sokmuştu.

Küresel eşkıya Amerika'nın ince stratejilerle devreye soktuğu bu senaryoda en büyük rol "işgal planlarının haklılığını" insanların zihinlerine kazıma işlevini üstlenen medyaya düşüyordu. Hatırlarsanız o günlerde iri tirajlı Türk medyası da, bu senaryonun bir parçası gibi hareket etmiş, dünyanın en ucube bölgesinde meydana gelen terör olaylarının altında bile El Kaide Örgütü'nün imzası olduğu iddiası, Usame Bin Ladin fotoğraflarıyla desteklenen manşetlerle süslenerek önümüze konulmuştu. Uzakdoğu enerji kaynaklarını kontrol etmek ve gittikçe büyüyen Çin ekonomisini yerinde kontrol etmek amacıyla gerçekleştirilen bu işgal senaryosunda eksik kalan parçalar hala yerli yerine konulabilmiş değil. Rusya-Afganistan savaşında Amerikalıkların kendilerinin büyütüp beslediği, silah, para ve teknoloji desteği sağladıkları Usame Bin Ladin'in neden bir türlü yakalanamadığı cevaplanması gereken bir muamma olarak karşımızda duruyor.

Amerika, Uzakdoğu'daki üslenme çalışmalarını tamamladıktan sonra, ikinci aşama olarak Ortadoğu topraklarına gözünü dikti. Afganistan işgali için "terörizmi ortadan kaldırmak" masalını anlatan küresel eşkıya, Irak topraklarında kurmayı planladığı menfaat imparatorluğu için yepyeni bir masal anlatmalıydı... Bu masal, Irak'ta diktatör Saddam'ın kimyasal silah ürettiği, bu teknolojinin terörizme hizmet ettiği ve bölgenin tehlikede olduğu masalıydı.

Birleşmiş Milletler Silah Denetçileri, Irak topraklarında yaptıkları denetimlerle ilgili raporları Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda tüm üye ülkelere aktarırken, ortaya konulan çalışmaların gerçekleri yansıtmadığını iddia eden tek ülke Amerika'dan başkası değildi.

Amerika, Ortadoğu'daki petrol kaynaklarını ele geçirmek için Birleşmiş Milletleri ablukaya almaya çalışırken, bir yandan da güdümlü medya vasıtasıyla "Diktatör Saddam, Terörist Saddam, Kimyasal Silah Üreten Ülkenin tehlikeli lideri Saddam" manşetleriyle insanlığın zihinleri dönüştürülüyordu. Ortadoğu'da yapılacak işgal operasyonu ve Irak topraklarında kimyasal silah tehlikesi bulunup bulunmadığı noktasında istihbarat çalışmaları yapan 2001-2004 Amerika Senato İstihbarat Komitesinden Senatör Richard Durbin, "Yaptığımız oturumlardan, gerçek ve doğru olduğunu düşündüğüm şeyler duyarak çıkıyordum. Sonra gazeteyi açtığımda, Beyaz Saray'dan ya da hükümetten birinin tam tersini söylediğini, ya da çok farklı bir şey söylediğini görüyordum. Kanunlar, basına gidip burada yanlış bir şeyler olduğunu söylememi engelliyordu. Bunu yapamazdım" itirafında bulunuyor.

Yani, küresel eşkıya Amerika, masa başındaki gerçekleri değil, üretilen bir stratejiyi dünya kamuoyuna pompalayarak medya vasıtasıyla rıza üretiyor, menfaat imparatorluğunu yalanlar üzerine kurguluyordu. Demokrasi götürüleceği söylenen Irak topraklarında bugün kan ve gözyaşı'ndan başka bir şey yok. İşin garibi, yalanlar üzerine kurgulanan işgal senaryosundaki tüm tuhaflıklar ve gerçekler gün yüzüne çıktığı halde bunun hesabını sorabilecek bir kurum da yok... Eşkıya dünyaya hükümdar oldu![5]

Küresel Tarikat:

Siyonist Soros'la İshak Alaton'un piri aynı!

Karl Popper Avusturya asıllı Yahudi toplumbilimci ve felsefeci. O'nu George Soros'la birlikte tanıdık. Çünkü Soros "Evinin yatak odasını" resimleriyle donatacak kadar Popper hayranı. Hemen her röportajında "yol göstericimdir" diye Popper'in adını veriyor.

Meğer Filozof Karl Popper sadece Soros'un değil, Türkiye'nin en önemli işadamlarından İshak Alaton'un da "Yol göstericisi" imiş. Türkiye Musevilerinin yayın organı Şalom Gazetesi'ne röportaj veren İshak Alaton "En sevdiğiniz Filozof?" sorusuna, "Karl Popper" diye cevap veriyor. Aynı röportajda İshak Alaton "Karl Popper yol göstericimdir" diye de ekliyor.

İshak Alaton'un röportajda Popper'in yanı sıra George Soros'la ilgili sözleri de önemli:

"Soros'u anlamak isteyen öncelikle Popper'i anlamalı. Çünkü Soros Popper'den feyiz alarak onun felsefesini maddi imkânlarıyla geliştirerek dünyayı değiştirdi. Bana göre Soros 20. Asrın en önemli insanlarından biridir"

Acilen Karl Popper'in felsefesini okumak ve anlamak lazım.

Çünkü ilginçtir, Soros, Macaristan'da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. İngiltere'ye de 5 kuruşsuz gitmişti. Bugün dünyanın en zenginlerinden birisi.

Soros'un yol göstericisi Popper.

Şalom'daki röportajdan anladığımıza göre İshak Beyin durumu da Soros'a çok benziyor. İshak Alaton da liseyi bitirdikten sonra maddi imkânsızlıklardan üniversiteye gidemiyor.

Hayata kaynak fabrikasında işçi olarak başlıyor. Bugünse Türkiye'nin en zenginlerinden biri.

O'nun da yol göstericisi Popper.

Anlaşılan Popper'in yol gösterdiği herkes zengin olmuş.[6]



[1] 14.08.2005 / Milli Gazete / Zeki Ceyhan

[2]  Bakara: 42

[3]  Bakara: 41

[4] 18.08.2005 / Milli Gazete / Dr. Abdullah Özkan

[5]  11.09.2005 / Milli Gazete / Nedim Odabaş

[6]  09.10.2005 / Milli Gazete / Kulis Ankara


Bu yazarin diger makaleleri

KIRGIZİSTAN İÇ SAVAŞI VE AKP İKTİDARININ BAŞARISIZLIĞI
  Dünya, Kırgızistan'daki Çığlığı Duymuyordu! Orta Asya'nın stratejik noktası Fergana Vadisi'nde yaşayan...
Devami
ÇAĞIMIZDA MASONLUK TARİKATI
  Hz. Musa'ya gelen kitabın, aslından ve amacından saptırılmış ve yozlaştırılmış...
Devami
ARKADAŞLIK HUKUKUNU GÖZETMEK
İslam tasavvufunun en önemli yararlarından birisi de samimi ve seviyeli...
Devami
HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA SUSMAK.
  Milli Görüş hareketini tabii Liderinden koparmayı ve temel prensip...
Devami
GÜDÜMLÜ DEMOKRASİ VE BİLGİNİN MANİPÜLESİ
  BOP projesiyle Türkiye'yi parçalamayı "Kutsal Amaç" haline getiren ABD...
Devami
“MİLLİ”LERLE “HAİN”LERİN MÜCADELESİ Mİ YOKSA “DİNCİ”LERLE “DİNSİZ”LERİN ÇEKİŞMESİ Mİ?
  ABD’nin derin devleti olan Yahudi Lobileri, yani “Gizli Dünya Devleti”,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5210

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR