Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1084
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11612
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109527
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747502

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182751

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Siyonizmin Yeni Şeytanlığı: EHLİSÜNNETE KARŞI, Şİİ İTTİFAKI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Körfez Harbinde ve Irak'ı işgalinde, ABD'nin en önemli siyonist ve emperyalist hedeflerinden birisinin de:

"Irakta oluşturulacak otonom Şii yönetimiyle, İran hükümeti arasında güç birliğini sağlayıp, Sünni İslam dünyasına karşı, bu Şii ittifakının kullanmak" olduğunu defalarca yazmıştık. Afganistan ve Pakistan'daki Şiilerin de bu ittifaka katılmak üzere kışkırtıldığını ve özerklik talebinde bulunduklarını hatırlatmıştık. Kuzey Irak'taki kukla Kürt devletin ise bu Şii ittifakıyla İsrail arasında bir köprü görevi verileceği konusunda uyarmıştık...

 

Evet, Kerkük ve Telaferin Türkmenlerden arındırılması da şeytani planın bir parçasıdır. Telafer niçin önemlidir?

1. Tamamen Barzani Peşmergelerinin kontrolüne geçen Habur sınır kapısına alternatif olarak Türkiye'nin açacağı yeni bir kapının ilk durağı ve güvenlik koridoru Telafer'dir. Öyle ise Telafer'in Türkmenlerden temizlenmesi gerekmektedir.

2. Kerkük ve Musul petrollerini İsrail Hayfa Limanına akıtılma projesi Telafer'den geçmektedir. Bu nedenle de Telaferin, Türkiye'nin dolaylı kontrolünden çıkarılması düşünülmektedir.

3. Telafer, Sünni müslüman direnişçilerin yanısıra Irak Kuvayi Milliyecilerin Suriye ve diğer İslam âlemiyle irtibat ve inzibat kalesidir.

4. Suriye'ye karşı bir operasyon içinde Telaferin işgalcilerin elinde olması önemlidir.

İşte Amerika ve İsrail'in yeni Şii cephesi ve Kürdistan hevesiyle hangi fesatlıkları hedeflediği konusunda, Washington'daki Nexus syndicate köşe yazarı Mustafa Malik'in değerlendirmeleri. 

Irak Savaşı İran'ın Elini Güçlendirdi!

Ve Irak'ta İran yanlısı bir devletçik, İslam Cumhuriyeti'nin bölgesel profilini güçlendirecektir. Aslında Saddam İsrail için askerî bir tehdit değildi, fakat İran'ın zorlu bir düşmanıydı. Onu iktidardan uzaklaştırmak ve bu süreçte askerî ve ekonomik olarak zayıflatmakla, Amerika İran'ın elini güçlendirmiş oldu...

Eski bir Iraklı diplomat olan Hamid Zuberi 1991'deki Körfez Savaşı'ndan sonra Kürtlerin yerleşik olduğu yerlerin "uçuşa kapalı bölge" olarak ilan edilmesinden dolayı endişeye kapıldı. Iraklı Kürt lider Molla Mustafa Barzani'nin peşmerge gerillalarını, o dönemde Amerikan destekli Şah Rıza Pehlevi tarafından idare edilen İran ile İsrail arasında silah taşımacılığı yapmak için kullandığının farkındaydı. Ocak 1992'de Bağdat'taki Sagman Hotel'in lobisinde bana "Amerikalılar ile İsrailliler Kürtlerle şimdi ne yapacaklar?" diye sormuştu. Ben, bilmediğim cevabını vermiş ve Irak'ın istikrarsızlığa sürüklenmesinin İsraillilere veya Amerikalılara ne faydası olacağını sormuştum. Zuberi, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra "Bu bölgenin istikrarsızlığa sürüklenmesinin İngiliz ve Fransızlara ne kadar faydası olduysa ve bu ne kadar sürdüyse o kadar." cevabını vermişti. İsraillilerin peşmerge savaşçılarına eğitim verirken Amerikan ve İngiliz uçaklarının Irak hükümet birliklerinin Kuzey Irak'a ulaşmasını engellediklerine dair raporları duyduğumda Zuberi'yi hatırladım.

Çok sayıda dil bilen bu Iraklı entelektüeli Birleşik Devletler'de 11 Eylül 2001'de gerçekleştirilen terörist saldırılardan iki gün sonra tekrar hatırladım. O tarihte ABD savunma bakanı yardımcısı olan Paul Wolfowitz televizyonlara çıkarak "Terörizme destek veren devletlere son vereceğiz" diye açıklamalarda bulundu. Wolfowitz ve diğer neo-konservatif Amerikalıların 1992'den beri Saddam Hüseyin'i alt etmek için planlar yaptıklarını biliyordum. Saddam, İsrail'in en müzmin Arap düşmanı haline gelmişti ve kitlesel imha silahları geliştirdiğinden şüpheleniliyordu. Wolfowitz'in açıklamasına ilk tepkim, Bush yönetiminin dış ve savunma politikalarının esaslarını belirleyen neo-conların şimdi 11 Eylül trajedisini Irak'taki idareyi uzaklaştırmak için kullanacakları şeklindeydi. Fakat "devletlere son vereceğiz" ifadeleri üzerinde biraz daha düşününce, Zuberi'nin önceden hissettiği şeyler zihnimde belirginleşti.

Kürt Devleti Mümkün mü?

Bugün, özellikle de Irak anayasa hazırlama komitesi taslak anayasayı açıkladıktan sonra durum çok daha belirgin. 15 Ekim'de referanduma sunulması planlanan anayasa Irak devletine "son verilmesini" tam olarak sağlamasa da bunu yapmaya oldukça elverişli hale gelmiş durumda. Belge Kürt Ulusal Asamblesi'nin kontrolünde tam anlamıyla otonom bir Kürt Bölgesel Hükümeti'ni (KRG) kabul etmektedir. Bağdat'ın Kürt bölgesi üzerinde yetkisi savunma, para birimi, finansman ve bir dizi daha az önemli konu ile sınırlı olacaktır. Anayasa komitesinde yer alan Şii ve Sünni Arap üyelerin Kürt eyaletlerinin fiilen gerçekleşen bağımsızlıklarını kabul etmekten başka seçenekleri yoktur. "Uçuşa kapalı bölge" olarak kaldığı 12 yıl boyunca Kürt liderleri Peşmergeleri 60.000 kişilik iyi eğitimli bir gerilla kuvvetine dönüştürdüler ve Amerika bunların silahsızlanmasını müzakere bile etmeyecek. Anayasa yürürlüğe girdiğinde ise, aynı zamanda Irak devletine son verilmesi sürecinde bir ileriki aşamaya geçilmiş olacaktır. Şii anayasa komitesi üyesi Wael Abdul Latif, New York Times'ta "Bu anayasa ile Kürtlerin bağımsızlığı sadece bir zaman meselesidir." diyerek feryad ü figan etmektedir.

Türkleri gözeten Iraklı Kürt liderler henüz tam olarak "bağımsızlık" ifadesini telaffuz etmemektedirler. Türkiye Irak'ta bağımsız bir "Kürdistan" kurulduğunda bunun kendi güneydoğusundaki Kürt ayrılıkçılığını ateşlemesinden endişe etmektedir. Bu endişeler yasadışı örgüt PKK tarafından gerçekleştirilen terörist saldırılarla daha da şiddetlenmiştir. Bu arada, Irak'ın Kürt bölgesinde 3.000'den fazla PKK mensubu fırsat kollamaktadır. İsrail, Türklere Kürdistan meselesi ile hiçbir ilgisinin olmadığı teminatını vermekte, fakat projesini de ABD bürokratları vasıtasıyla sessiz bir şekilde yürütmektedir. Her şeye rağmen, Türkiye Yahudi devletinin savunma ve ticaret alanlarında ilişkilerini sürdürebildiği yegâne Müslüman ülke olmuştur. Fakat Ankara kendisini hassas bir meselenin içinde hissetmektedir. İsrail ve çoğunluğu Yahudi olan Amerikalı neo-conlar niçin Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürdistan için neden bu derece istekli davranıyorlar? İlk olarak, Irak'ın parçalanması İsrail'e yönelik bir askerî tehdidi ortadan kaldıracaktır. İkinci olarak, İsrail Kürt varlığının gerçek bir Müslüman müttefik olmasını ummaktadır. İsrail'in Mısır ve Ürdün'le olan bağları halk desteği olmayan Amerikan yanlısı otokritik yönetimlerle sınırlıdır ve geniş bir şekilde halkın tepkisine yol açmaktadır. İsrailliler Irak'taki Kürt varlığı ile ilişkilerinin Türklerle olan ilişkilerine benzeyeceğini, yani hem devlet hem de halk seviyesinde köprüler kurulacağını ummaktadır. Dahası, Kürdistan'ı İran veya komşu Arap ülkelerinde gerçekleştirecekleri herhangi bir askeri faaliyet için sıçrama tahtası olarak kullanmayı hesap etmektedir. Bu arada, ABD'nin Irak'ta yaklaşan mağlubiyeti küçük bir Kürt devleti kurulmasındaki çıkarlarını biledi. Amerikalılar Irak'ta, çoğunluğu ülkenin orta ve güney kesiminde olmak üzere 14 "daimi üs" kurmayı planlıyorlardı. Güçlü Sünni direnişi ve yabancı birliklerin mevcudiyetine karşı Şiilerin geniş bir antipati sergilemeleri, bu planın suya düşmesine sebep oldu. Geriye sadece ABD'nin üsleri Kürt bölgesinde kurup kurmayacağı ihtimali kaldı. Şayet bu da gerçekleşmezse, Washington için en iyi ikinci şık, burada İsrail için bir köprübaşı oluşturulmasıdır.

İran Nüfuzunu Artırıyor; Çünkü...

Küçük bir Kürt devletinin kurulması, neredeyse İsrail ve Amerika'nın Irak Savaşı'ndan elde edeceği yegâne kazanç olacaktır. Hâlbuki savaşın Amerika ve İsrail için ortaya çıkardığı risk oldukça yüksektir. İlk olarak, Türkiye İsrail'in en önemli Müslüman müttefiki ve Amerika'nın NATO içinde kilit rol üstlenen ortaklarından biridir. Ankara'nın Amerika ve İsrail'le olan ittifakının, onların desteğiyle bağımsız bir Kürdistan'ın ortaya çıkması durumunda sürmesi pek de muhtemel değildir. Özellikle İsrail açısından, Ankara ile ilişkilerin soğumasının maliyeti çok yüksek olacaktır. Türk-İsrail ve Türk-Amerikan ilişkileri, belki de Iraklı Kürtleri, uzun zamandan beri gerçekleştirmek istedikleri şekilde bir milli marş söylemekten alıkoyan yegâne faktör olacaktır.

İkinci olarak, Irak Savaşı, İran'ı tarihi bir stratejik servetle ödüllendirdi. Kürtlerin bölgesel otonomi düşüncesini kullanarak, İran yanlısı bir siyasi parti olan ve halen Bağdat hükümetinin bir parçasını teşkil eden Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI), Güney Irak'ta dokuz eyaletten oluşan bir otonom Şii bölgesi talebinde bulunmaktadır. SCIRI lideri Abdulaziz Hâkim, İran'da askerî eğitim görmüş olan 10.000 - 15.000 civarındaki güçlü El Bedr Tugayı'na kumanda etmektedir. O da Şiilerin kendi hükümetlerini, yasama meclislerini, güvenlik güçlerini ve mahkemelerini kurma hakkına sahip olmasını talep etmektedir. Osmanlıların 1534'te güney Mezopotamya'yı ilhakından bu yana şimdi Irak olarak adlandırılan bölgeyi idare etmiş olan Sünni Araplar ise, savaştan dolayı en büyük kayba uğrayan ve en çok mağdur olan kesimdir. Irak'ta ikinci bir bölünmeyi engellemek için mücadele ediyorlar ve referanduma sunulacak olan taslak anayasanın reddedilmesi için çalışacaklar. Şayet bunda başarılı olamazlarsa, çabalarında birdenbire garip bir müttefike sahip olacaklar: Birleşik Devletler! ABD'nin endişesi Washington Post'taki bir başyazıda açık bir şekilde ifade edildi: "Şiilerin kuracağı küçük bir devlet, kolaylıkla İran'ın etkisi altında kalabilir." Bu nedenle Amerika, "Bay Hâkim ve diğer liderlerin Şii hâkimiyetindeki bölge planlarından vazgeçmeleri veya ciddi anlamda geri adım atmaları için ısrarcı olmak suretiyle hayati çıkarlarını korumalıdır."

Washington'un "hayati çıkarları": İsrail'in güvenliği ile siyasi hedeflerinin gerçekleştirilmesinden ve ucuz petrol tedarikinin sürmesinden ibarettir. İran, Amerika ve İsrail'in Ortadoğu'daki baş düşmanıdır, çünkü İsrail'in güvenliği için tehdit oluşturacak nükleer silahlar edinme emelinde olduğundan şüphelenilmektedir. Ve Irak'ta İran yanlısı bir devletçik, İslam Cumhuriyeti'nin bölgesel profilini güçlendirecektir. Aslında Saddam İsrail için askerî bir tehdit değildi, fakat İran'ın zorlu bir düşmanıydı. Onu iktidardan uzaklaştırmak ve bu süreçte askerî ve ekonomik olarak zayıflatmakla, Amerika İran'ın elini güçlendirmiş oldu. Irak'ın mahvedilmesiyle birlikte, İran artık Süveyş'in doğusundaki Ortadoğu'nun hâkim Müslüman gücü haline gelmiştir. Tahran'la girilecek bir askerî çatışmada Amerika veya İsrail bütün bölgeyi kaplayan bir Şii mücadelesiyle karşı karşıya kalabilir!?

İran nüfuzu bir yana, savaşın ABD-İsrail çıkarları açısından en dramatik sonucu Sünni cihat anlayışının patlamasıdır. Bu ulusötesi hareketin hedefleri Amerikan yanlısı Müslüman otokrasileri devirmek ve "neo-kolonyalizm/yeni sömürgecilik" olarak adlandırılan Amerika ve İsrail'in Müslüman ülkelerdeki işgal ve hâkimiyetini sona erdirmektir. Cihatçılar "teröre karşı savaşı terörün kazanmakta olduğunu" iddia ediyorlar. Onlara göre, şimdiye kadar hiçbir Müslüman ülkesi İsrail veya Birleşik Devletler ile askeri alanda bir çatışmayı kazanamamıştır, fakat kendileri kazanmaktadırlar. Bunun örnekleri şunlardır: Lübnan'daki ABD birliği 1983'teki intihar saldırıları neticesinde çekilmiştir; Lübnan'ın güneyindeki İsrail birlikleri Hizbullah tarafından kovulmuştur; 11 Eylül arifesinde Suudi Arabistan'daki Amerikan askerî üsleri tahliye edilmiştir; Irak'ta ABD'nin dört müttefiki ile gerçekleştirdiği savaş koalisyonu direniş nedeniyle ülkeyi terk etmiştir; Filistinlilerin intifada hareketi karşısında Gazze ile Batı Şeria'nın kuzeyindeki İsrail yerleşimleri terk edilmiştir. Hamid Zuberi, imalı bir şekilde Arapların İngiliz ve Fransız sömürgecilerin ülkelerine geri dönüşlerini sağlamalarının birkaç on yıl sürdüğü gerçeğine işaret etmiştir. Amerika'nın Irak'taki şiddetli mücadelesi ile İsrail'in Filistin topraklarından çekilmeye başlaması, Arapların Amerika ve İsrail'in ışığı görmesini sağlamasının ne kadar süreceği konusunda insanı meraka sevk ediyor."[1]

Bütün bunların birlikte değerlendirdiğimizde aklımıza şu soru takılıyor:

Bir yandan "İsrail haritadan silinmelidir!" tehditleri savuran, ama öbür yandan ülkesini AB uzmanlarının nükleer denetimine izin çıkaran İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat'a

"İsrail'in ve ABD'nin hakkından gelebilecek tek ve erkek Müslüman lider" rolüyle bu şeytani senaryoda figüranlık ve sahte kahramanlık mı yaptırılıyor?!..



[1] Mustafa Malik, Washington'daki Nexus Syndicate'de köşe yazarıdır.


Bu yazarin diger makaleleri

NATO PATRON MU DEĞİŞTİRİYOR?
NATO'nun varlık nedenini nasıl anlayacağız? Siyasetin kurtlarından Harold Macmillan: "başarılı bir zirve düzenlemenin...
Devami
ECEVİT'İN ERMİŞLİĞİ
  "Kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü, kalem...
Devami
İRAN BUNALIMI VE DOĞAL GAZ VANASI!
  Amerika ve İsrail İran'a karşı harekete geçme hesap ve...
Devami
ABD SALDIRIYOR, AKP ÇANAK TUTUYOR!
  ABD-İsrail el ele, dünyayı ateşe veriyor! İran'a baskılarını yoğunlaştıran...
Devami
TÜRKİYE HARAÇ MEZAT SATILIYOR
AKP iktidarı döneminde stratejik kurum ve kuruluşların özelleştirilmesi yönünde sürdürülen...
Devami
SİYONİZMİN FİGÜRANLARI: MASON KAFALI TÜRKÇÜLER, FASON KİRALIK KÜRTÇÜLER
Başörtüsü yasağını destekleyen ve Müslüman Türk halkına en azından bir saygıyı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4722

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR