Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7306
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38671
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28794
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803149

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200516

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

YÖK'LE DANIŞIKLI KAVGA MI, MENDERES'İN YOLUNA SAPMA MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Van Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'ın "yolsuzluk, yani hırsızlık yapmak ve ihaleye fesat karıştırmak" ve trilyonlarca liralık haksızlık kazanç sağlamak gibi yüz kızartıcı ve mide bulandırıcı bir suç iddiasıyla tutuklanması...

Ve ardından YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in bu rektörü cumhuriyet yerine koyup hararetle savunması ve sahip çıkması ve hatta Van'a çıkarma yapılması...

 

Ve derken Sn. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in bütün rektörleri hem de eşleriyle birlikte 29. Ekim'de Köşk'e davet buyurması... Evet, bütün bunlar kafaları iyice karıştırmıştır. Ve şu soruların cevapları hala karanlıktadır ve düşünen beyinleri zonklamaktadır.

Acaba:

a- Bu AKP-YÖK zıtlaşması, AB'nin dayattığı, "bütün mili kurumlarınızı pasifize edin, bize (yani emperyalizme) uyumlu ve ılımlı hale getirin! Direktifini gerçekleştirmek isteyen iktidarın işini kolaylaştırmak, AKP'nin bu girişimine haklılık kazandırıp dolaylı destek sağlamak için mi çıkarılmıştır?

Çünkü yolsuzlukla suçlanan ve tutuklanan bir rektöre bu şekilde sahip çıkmakla, AKP iktidarın eli güçlendirilmiş bulunmaktadır.

b- Hatırlanacağı gibi:

3 Ekim öncesi, MHP'nin Ankara Mitingi de, AKP'nin işine yaramıştır. Şöyle ki:

Her ne kadar, ülkücü camia, milli bir duyarlılık ve haysiyetli bir tavırla Ankara'ya koşup "AB'ye giriş hevesine, Türkiye'nin tasfiyesine hayır!" sloganları atmışsa da, bu mitingi Avrupalılara gösteren Tayyip Erdoğan: "Bakınız, sizin her arzunuzu emir telakki eden ve yerine getiren bizim gibi bir hükümete, müzakere tarihi vermezseniz, Türkiye'deki milliyetçi çevreleri güçlendirmiş olursunuz ve işlerinizi zora sokarsınız!.." diyerek onursuz da olsa olur alması kolaylaşmıştır.

Sn. Devlet Bahçeli bu sinsi senaryoda bilerek mi figüranlık yapmıştır, yoksa yakın çevresine mi aldanmıştır? Bunu ancak kendisi yanıtlayacaktır.

c- Veya, YÖK ve Cumhurbaşkanı, tamamen milli kaygılarla harekete geçmiş, ama bir doğruyu yanlış gerekçe ve görüntülerle mi gündeme taşımışlardır?

d- Yoksa bu suni gündemler oluşturup, Van Rektörünün ermeni bağlantısını ve PKK kadrolaşmasını gizleme çabası mıdır?

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın tutuklanması olayının uluslararası boyutlarının olduğu iddia edildi. Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, "Rektör Aşkın, Ermeni tarihiyle ilgili eserleri mi topladı?" sorusunu ortaya attı.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın evinde bulunan kaçak tarihi eserlerin "özel bir çalışma amacıyla" toplandığını ileri süren Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, "Olayın uluslararası politik uzantılarının olabileceği ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini" öne sürdü. Aşkın'ın Ermeni asıllı tiyatrocu Agop Güllüyan'ın torunu olduğunu ifade eden Gündoğdu, "Türkiye'nin müttefiki bir ülke, geçtiğimiz yıllarda Van'da 'Emekliler Köyü' adı altında bir Ermeni yerleşim yeri kurmaya kalkıştı. Prof. Dr. Erdoğan Teziç de Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü'nden YÖK Başkanlığı'na getirildi. Bütün bu gelişmeler garip ve korkunç şüphelerin uyanmasına sebep oluyor" dedi.

Van'da yoğun bir şekilde misyonerlik faaliyetinin yapıldığını, binlerce İncil'in bizzat üniversite eliyle dağıtıldığını, rektörlük bahçesinde "Haç" şeklinde heykeller dikildiğini iddia eden Gündoğdu, "Rektör Aşkın'ın evinde bulunan kaçak tarihi eserler de muhtemelen Ermeni tarihiyle ilgili özel bir çalışma amacıyla toplanmış eserlerdi" şeklinde konuştu.

Van'ın 1. Dünya Savaşı sonunda Fransa, ABD ve İngiltere'nin başını çektiği Sevr Antlaşması dayatmasında bölgede kurulmuş "tampon devletçiklere" verildiğini kaydeden Gündoğdu, "Söz konusu bu devletlerin ülkemize ve komşularımıza yönelik politikalarından vazgeçmedikleri, özellikle 'Ermeni talepleri' biçiminde sürekli gündemde tutmalarından anlaşılmaktadır. Güya müttefikimiz olduğunu öne süren bir ülke, geçtiğimiz yıllarda sözde 'Emekliler Köyü' adı altında Van'a bir Ermeni yerleşim bölgesi bile kurmaya kalkıştıydı" ifadelerini kullandı.

Ahmet Gündoğdu, YÖK'ün Rektör Aşkın'a verdiği destekle ilgili olarak ise iddialarını şöyle sıraladı:  "Kafayı masum kız çocuklarımızın başörtüsüne takan YÖK, gerçeklerle uğraşmak yerine milletin diniyle, imanıyla kavga etmektedir. Son Van olayında da millet gördü ki, her türlü hırsızlığın, yolsuzluğun, evrak sahteciliğinin, çete kurmanın üstünün örtülmesi için yargıya baskı yapmaktan bile çekinmiyorlar. Suçluların telaşı içinde, adeta merkezinde YÖK'ün bulunduğu bir yolsuzluk yumağı varmış gibi panik içinde davranıyorlar."

PKK Kadrolaşması:

YÖK'ün "Rektör Aşkın'a sahip çıkmak, Cumhuriyete sahip çıkmaktır" dediği Van Rektörü hakkında bir suçlama da Jandarma istihbaratından geldi. İstihbarat raporunda Aşkın'ın Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde göreve geldikten sonra terör örgütü PKK'nın kadrolaşmasına zemin hazırladığı belirtildi. Jandarma istihbaratının hazırladığı raporda PKK'nın 1999 yılından itibaren üniversitede yapılanmaya gittiği ve örgüt sempatizanı birçok ismin üniversitenin idari kadrolarına getirildiği bilgisine yer veriliyor.[1]

e- Eğer böyle ise:

Güler Kömürcünün 25.10.2005 Tarihi Akşam'daki "Tatbikat mı Başladı?" Hıncal Uluç'un 24.10.2005 tarihli Sabah'taki "R. Tayyip Erdoğan yanlış yolda" yazılarında ve Mili Çözüm dergimizin aylardan pek çok sayısında ifade ve ikaz edildiği gibi, Acaba Recep Tayyip Erdoğan ve AKP kurmayları, Adnan Menderesin matemli sonunu hazırlayan, bir şaşkınlık ve taşkınlık yoluna mı girmiş bulunmaktadır?...

Bunların yanıtlarını, konuyla ilgili değerlendirmeleri okuyarak bulmaya çalışalım.

Tam tartışma yatışıyor derken!

Rektörler ile hükümet arasındaki kavga tam yatışıyor diyorduk ki, bu defa da Cumhurbaşkanı Sezer rektörleri topluca davet ederek olaya yeni bir boyut kazandırdı.

Kimileri bu daveti "Rektörlere jest" olarak değerlendirdiler. Sahi, bu davet sadece bir "jest"ten mi ibarettir?

Yoksa yaptıkları hareketin kamuoyundan destek görmemesi üzerine geri adım atma durumunda kalan rektörleri yüreklendirme çabası mıdır? Van Üniversitesi rektörünün tutuklanması üzerine YÖK Başkanı Teziç'in başını çektiği protesto eylemleri kamuoyunda tepki ile karşılandı. YÖK Başkanı Teziç ve öteki rektörlerin savundukları gibi Van Üniversitesi rektörü bir komplo kurbanı olabilir mi?

Bu iddia akla da aykırıdır, mantığa da aykırıdır. Bugün Van Üniversitesi rektörünün tutuklanmasını komplo olarak değerlendiren rektörlerden hangisi "tutuklanan rektör"den daha az Cumhuriyetçidir? Hangisi daha az Atatürkçüdür? Hangisi şeriat özlemcilerine(!) daha az karşıdır? Hal böyle iken niye kendilerine karşı da birer komplo kurulup tutuklanmıyorlar da yalnızca Van Üniversitesi rektörü tutuklanıyor? Rektörler yargıya intikal etmiş bir konuda biraz daha sabırlı olabilseler ve bir yanlışlık, bir hata varsa bunu hukuki yollardan düzeltmeye çalışsalar çok daha doğru bir iş yapmış olacaklardı. Ama ya birilerinin dolduruşuna geldiler ya da birbirlerine gaz vererek Van'ın yolunu tuttular. Bir rektörün tutuklanmış olmasını Cumhuriyet'e karşı açılmış bir savaş olarak görmeleriyle de meseleyi lüzumundan fazla abartmış oldular.

Bu abartmanın farkına kendileri de varmış olacak ki, Van dönüşünde daha sakin ve daha makul mesajlar vermeye başladılar.

İşte böyle bir ortamda "Tartışma yatışıyor galiba" derken Sezer'in rektörleri toplu daveti olaya yeni boyutlar kazandırdı.

Umarız rektörler bu daveti bahane ederek tartışmayı değişik boyutlara çekecek açıklamalardan dillerini korurlar.

Ülkenin yeni gerilimlere tahammülü olmadığı ortada değil mi?[2]

Adaleti tartışırsak...

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç ve üniversite rektörlerinin tutuklamaya tepkisi, belki de, Türkiye'nin adalet yapılanmasını yeniden gözden geçirmesinin yolunu açacaktır... Böylece ülke, belki, rotasını, tartışmanın tırmandığı noktada gündeme getirilen ‘Adnan Menderes benzetmelerinden' hayırlara vesile olacak bir sakin limana kırma olanağını da bulacaktır... Tartışma, Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın cezaevine konulmasını aşmıştır...

Türkiye, ne yazık ki, geçmişinden bugüne, özellikle adları yolsuzluk olaylarına karışmış insanların parasal veya siyasal güçleriyle o örümcek ağının orta  yerinden geçip gittiklerini, bir tepsi baklava çalan üç çocuğun ise cezaevlerinde süründüklerini görerek bugünlere geldi...

Şimdi, Profesör Aşkın'ın deneyiminden yola çıkarak enine boyuna tartışma zamanıdır...
Adalet kavramını yitirmiş bir toplumdan geriye sadece kaos kalır... Van'da patlak veren fırtınadan Türkiye'ye bir enkaz değil, kazanç kalmasını istiyorsak, gelin üzerinde tartıştığımız konuyu bireyselleştirmeden ve siyasallaştırmadan ele almayı deneyelim...[3]

Hukuk birgün YÖK'e de lazım olabilir

Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK)'ün bağımsız yargıyı etkilemek için yaptığı hukuk tanımazlığa KOBİDER'den tepki geldi. KOBİDER Genel Başkanı Nurettin Özgenç, "hukuk bir gün YÖK‘e de lazım olur " başlıklı basın açıklaması yaptı. Kanunlar önünde eşit olunmasına en önce uyacaklardan birisinin YÖK olması gerektiğini söyleyen Nurettin Özgenç, "Yolsuzlukla suçlanan aleyhindeki açık delillerle tutuklanan Van 100, Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'ı savunan YÖK Başkanı ve Rektörlerin yaptıkları bir gün sıra bize de gelir diye karşı hücuma geçmekten başka bir şey değildir" dedi.

Yargı bağımsızlığına da gölge düştüğüne dikkat çeken Nurettin Özgenç, "YÖK baskısıyla Rektör Yücel Aşkın tahliye olursa, kamuoyunda arkan sağlam olsun hangi yolsuzluğu yaparsan yap sana bir şey olmaz imajı doğacaktır. YÖK ‘ün yaptığı açıklamada Rektörün tutuklamasında Cumhuriyetle, Laiklikle ve Çağdaşlıkla hiçbir ilgisi yoktur. YÖK ‘ün hükümetle bir güç karşılaştırması içinde olduğunun göstergesi vardır. YÖK Başkanını ve bu ayıplı olayı sırf bizdendir diye destek veren rektörleri ve zihniyeti kınadığımızı kamuoyuna sunarız" diye belirtti.

AB ülkelerinde bulunmayan bu kurum, uyum sağlamak için üniversitelere yetki devredecek

YÖK diktatoryasının sonu mu?

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) yetkilerinin bir kısmını rektörlere devretmeye hazırlanıyor. AB İlerleme Raporu'nda merkezi yapısı nedeniyle üniversitelerin akademik, idari ve mali açıdan gerekli özerkliği sağlamalarına engel olduğuna vurgu yapılan YÖK, eleştirilere son vermek için çalışmalarını hızlandırdı. Kurul; Türkiye'deki yükseköğretim sisteminin masaya yatırılacağı ilk toplantıyı tüm rektörlerin de katılımı ile Kasım ayında Ankara'da yapacak. Kurulun ikinci toplantısının ise 2006 Şubat ayında Çankaya'da gerçekleştirilmesi bekleniyor. Merkeziyetçi yapısı nedeniyle sık sık eleştirilere maruz kalan YÖK, yaklaşık 6 ay önce başlattığı stratejik gelişme çalışmalarına hız verdi. Sık sık aşırı merkeziyetçi yapısı nedeniyle eleştirilere maruz kalan YÖK, yetkilerinin bir kısmını rektörlere devretmeye hazırlanıyor. Kurul yetkilileri merkeziyetçi yapıları ile ilgili eleştirilerin kendilerini de rahatsız ettiğini belirterek, gerekli değişikliklerin yapılacağını ancak bunun yine YÖK tarafından gerçekleştirileceğine vurgu yapıyor. YÖK söz konusu eleştirilere son vermek için yetkilerinin bir kısmını rektörlere devretmeye hazırlanıyor. Bu kapsamda, kurulun yapısı ve Türk yükseköğretimi ilki 14-15 Kasım'da Ankara'da ikincisi ise 2006 Şubat ayında Çankaya'da yapılacak toplantıda tartışılacak. Yurt dışından bilim adamları ve Türkiye'deki akademisyenlerin katılacakları toplantı sonrasında ortaya çıkacak yol haritasına göre hareket edilecek!?

Sivilce değil, yara değil, kanser!

YÖK meselesinin ne hâle getirildiğinden söz ediyorum. Bu meseleyi, bu şekilde içinden çıkılmaz bir duruma getiren Başbakandır. AKP iktidara gelir gelmez ilk iş olarak çözülmesi gereken meselelerin başında YÖK vardı. Bilindiği gibi bizim ülkemizdeki iktidarların en güçlü ve en etkili olduğu dönem, iktidara gelişlerinin ilk aylarıdır. Bilemediniz ilk veya ikinci altı aylarıdır. Bu etkili ve yetkili devrede iş halledilmeliydi. Ama Tayyip bey harekete geçemedi. Adım atamadı. Hatta hatta bu konuyu ele alan çözüm noktasına getiren bir milli eğitim bakanını bile işi yavaşlatmak için kızağa çekti, onun yerine başka bir bakan atadı.
Böylece sivilce kaşınınca yara oldu, yara kaşınınca kangren oldu, kangrenle oynanınca kanserleşti. Ve aradan üç sene geçti. Kaldı ki iktidarın elinde Türk ve dünya kamuoyunu ikna edecek çok kuvvetli gerekçeler de vardı. Efendim YÖK bir 12 Eylül darbesi ürünüdür. Antidemokratik bir kuruluştur. İlmi hüviyeti değil, oligarşik dayatmacılığı ağır basmaktadır. Vesaire. Sancımaya başlayan yaraya dokunmak zordur. Çünkü çok acır. AKP yöneticileri bu korku ve endişe ile mütemadiyen YÖK meselesini ertelediler. Ötelediler. Onlar meseleyi öteledikçe YÖK iktidarın üzerine üzerine gitti. Âdeta iktidar YÖK karşısında YOK oldu.

Oligarşik bir kuruluş, ikidarlar tarafından, demokratik hukuk çizgisinin çerçevesine sokulmazsa ne olur? Ne olacak her oligarşik kuruluş giderek YÖK'leşir. Sonunda en azından kendi çerçevesinde halka EGEMENLİĞİNİ bile ilân eder. YÖK de öyle yaptı. Şimdi görüldüğü gibi YÖK'ün gücü ve etkisi iktidarı da aşarak YARGI erkini bile sallamaya başladı.

İş bu hallere gelince, bu durumdan sadece Başbakanı sorumlu tutmak artık yeterli olmaz. Sayın Cumhurbaşkanı'nın da işe el atması lâzım. Zira Anayasa'nın 104'üncü maddesinde:

Madde 104: Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasa'nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Hükümleri mevcuttur.

Gözüken odur ki, YÖK meselesinde devlet organları arasında, bugün için düzenli ve uyumlu çalışma dengeleri altüst olmuştur. Bu sebepten ayrıca Sayın Sezer'in bu işe el koyması kaçınılmaz olmuştur.

Ama yine de bu meselenin çığırından çıkmasından dolayı, biz iktidarı birinci derecede sorumlu sayıyoruz.[4]

AKP, Yök'ten niçin şikâyetçi?

Bir soruyla başlayalım.

Acaba AKP hükümeti neyle karşı karşıya olduğunun farkında mı? Ortada tüm kamuoyunun gözleri önünde hükümete, yargıya, aslında millete meydan okuyan bir kurum var: YÖK. Bir de, en azından hukuk üzerindeki bu baskıları kaldırmakla sorumlu olan kendileridir. Üniversite rektörüyle ilgili suçlamaların ardından başlayan ve YÖK'ün merkeze oturduğu tartışmaları ibretle izliyoruz. Tıpkı YÖK'ün içinde yeraldığı diğer meselelerde olduğu gibi. Peki, nedir bu gücün kaynağı? Böyle bir meydan okumanın ardında neler gizli? Tüm bunları anlamak için biraz yakın tarihimize bakmak gerekiyor. Çünkü kendisini herşeyin üzerinde gören bu anlayışın kökleri orada. Anahtar bir isimden bahsedelim: Emmanuel Karasu. Kendisi Selanik doğumlu bir yahudiydi. Avukatlık yaparken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne (İTC) katıldı. Üstad-ı Azam'ı olduğu Makedonya Risorta Locası başta olmak üzere, o dönem Osmanlı coğrafyasında faaliyet gösteren masonik yapılanmalarla İTC arasındaki ilişkinin temelini oluşturdu. Mali yardımlarla başlayan bu ilişki, zamanla İttihatçılarla masonlar arasındaki derin işbirliğini şekillendirdi. Tuhaf olan, ne zaman Emmanuel Karasu'nun rolünden ya da İTC ile masonluk arasındaki ilişkiden bahsedenler olsa, "abartılı davranmakla" suçlanmasıdır. Bu yazının sınırlarını aşmadan, Karasu'ya biraz yakından bakalım ve kim neyi abartıyor birlikte görelim.
Karasu, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Selanik Mebusu oldu. Bu dönemde İTC içinde son derece etkin görevler aldı ve önemli roller üstlendi. 31 Mart olaylarının ardından Sultan II. Abdülhamid'e tahttan indirildiğini bildiren heyetin sözcüsü oldu. (Meclisin hal kararını tebliğ için seçilen heyet, Ermeni Aram Efendi, Arif Hikmet Efendi, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani ve Karasu'dan oluşuyordu. Sultan Abdülhamid, kararı tebliğe gelen heyetin kimlerden oluştuğunu öğrenince Mabeyn Başkatibi Cevat Bey'e şunları söylemişti: "Otuz üç sene bu makamda bulunmuş İslam halifesine hal' kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" ) Karasu, daha sonra 1912'de Selanik'ten, 1914'te İstanbul'dan mebus seçildi. Birinci Dünya Savaşı'nda iaşe müfettişliği sırasında büyük yolsuzluklara adı karıştı. Daha sonra gizlice İtalya'ya kaçtı ve orada öldü.

Emmanuel Karasu'nun merkezinde yeraldığı bu zincir, Osmanlının çöküş sürecinde ortaya çıkan gelişmelerde, bazı uluslararası yapılanmaların ne derece etkin rol oynadığını göstermektedir. Mesela bizzat onun önerisiyle İttihatçıların kritik toplantıları mason localarında yapılıyordu ve örgütün temel stratejisini belirleyenlerin önemli bir bölümü loca üyesi olmuştu. İttihatçıların arşivinin iki yıl localarda saklandığını da burada hatırlatalım.  Kısacası Jön Türk hareketinin de, İTC'nin de ve onların devamı olanların da hamurunda masonluk önemli pay sahibidir. Aralarındaki bazı çekişmeleri bahane ederek konuyu saptırmak gereksizdir. Osmanlı'nın son döneminde ortaya çıkan bazı düşünce akımlarıyla masonluk arasında doğrudan bağlantı vardır. Böyle bir ilişki ağının, daha sonraki gelişmeleri, kurumları ve kişileri etkilemediğini/kapsamadığını düşünmek sözkonusu olamaz. Çünkü bu gizli yapılar, ne yazık ki 100 yıldır bu topraklarda "en üst düzeyde" temsil ediliyor.

Hızlı bir geçiş yaparak günümüze gelelim. Bugün birilerinin nasıl böylesine pervasızca hareket ettiğini anlamak istiyorsak, bunun cevabı Emmanuel Karasu'da ve onun önemli bir parçası olduğu ilişkiler ağındadır. Eğer bu meydan okumadan gerçekten rahatsız olan varsa, bu karanlık zinciri ifşa etmek ve perde önündekilerin hangi gizli teşkilatların uzantısı olduğunu sormak zorundadır. Kimse sağına soluna bakmasın, bu sorumluluk hükümete aittir. Peki, ama bunu nasıl yapacaklar? Ofer'lara sahip çıkarak mı? Yahudi lobilerinden ödüller alarak mı? Yoksa bu konuda bildiklerini "bir zamanlar biz de böyle komplo teorilerine inanıyorduk" diye inkâr ederek mi?

Vaktiyle onlara Emmanuel Karasu'nun temsil ettiği zihniyetle ilgili uyarılar yapılmıştı. Ama dinlemediler ya da dinliyormuş gibi yaptılar. Sonra da gidip o zihniyetle işbirliğine kalkıştılar. Verilen role razı oldular. Kendilerini "devrimci ve aydınlanmacı projenin devamı" ilan ettiler. İttihatçıların mirasına sahip çıktılar. "Laiklik Türkiye'nin nükleer gücüdür" buyurdular.

O zaman bir zahmet merakımızı gidersinler.

YÖK'ten niçin şikâyet ediyorlar?[5]

Yolsuzlukları savunmaya ‘Cumhuriyet kılıfı' (mı?)

Sayın rektör, kurumunda o kadar bilim adamını irticacı diye fişleyip sürgün etmiştir, öğrencilere karşı dinci veya değil diye ayırım yapmıştır, bütün bunlara rağmen kendisine ancak madalya takılmalıdır. Bu düşünüş sayın rektörün bu kadar rahat davranmasına neden olmuş olabilir mi?

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın hakkında 25 milyon dolarlık tıbbi alım ihalesine fesat karıştırmak ve çıkar amaçlı suç örgütü kurmak suçlarından dolayı soruşturma başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Suçlamaların biri ihaleye fesat karıştırmak.. Olay hakkında basına yansıyan bilgilere göre 25 milyon dolarlık bir tıbbi alım esnasında teklif veren Ren-Med adlı şirket ihaleyi kazanan İspanyol şirketine göre % 300'e varan ucuzlukta ve aynı kalitede ürün verebileceğini komisyona iletmiş olmasına rağmen ihaleyi kazanamamış, dahası ihale sonrası teslim edilmesi gereken mallar yerine daha ucuz başka marka mallar teslim edilmiş ve buna itiraz edilmemiş. Bu arada Danıştay ihaleyi incelemeye almış ve ihale komisyonu hakkında soruşturma izni istemiş; ancak rektör tarafından gerekli izin verilmemiş, buna rağmen ihale komisyonu üyeleri üniversite içerisinde hızla yükselmiş. Tüm bunlar Danıştay 2. Dairesi'nin 2004/55 sayılı kararıyla tespit edilmiş.

Ayrıca sayın rektörün üniversitedeki icraatları bunlardan ibaret değil, bir petrol şirketinden hibe yolu ile edinilen lüks bir otomobili makam aracı yapıyor, üniversitenin verdiği aracı ise eşinin özel hizmetine tahsis ediyor, tahsis edilenler bununla sınırlı değil, üniversite personellerinden bazıları da eşinin ve kendisinin özel hizmetine alınıyor. Ve tabii ki birtakım bilimsel çalışmalar için yurtdışı ziyaretleri yapılıyor. Aile efradı ve eş dostun da katıldığı bu geziler gidilen ülkedeki festivallere, özel günlere denk geliyor hep...

Acaba sayın rektör, irtica ile mücadele eden bir cumhuriyetçi olduğundan hareketle yaptığı bu yanlışlıkların mazur görüleceğini düşünmüş olabilir mi? Öyle ya kurumunda o kadar bilim adamını irticacı diye fişleyip sürgün etmiştir, öğrencilere karşı dinci veya değil diye ayırım yapmıştır, güya cumhuriyetçilere mevki makam vermiştir ve onların her türlü yanlışına göz yummuştur, canım bütün bunlara rağmen kendisine ancak madalya takılmalıdır, başka bir karşılık beklenmemelidir. Bu düşünüş sayın rektörün bu kadar rahat davranmasına neden olmuş olabilir mi?..

Bunu anlamak da gerçekten çok zor görünmektedir. Acaba bu savunmayı yapanlar bu değerlere sığınarak yapılan birçok yolsuzluğun ve çirkinliğin bir seylap gibi ortalığı kaplayacağından korkuyor olabilirler mi? Kısaca Cumhuriyetçiyim, laikim, istediğimi yaparım gibi bir bilinçaltı gerçeği var karşımızda. Evet ne yazık ki kral çıplak, kimselerin sorgulamaya cesaret edemediği bu kalkan arkasında olmak birilerinin işine geliyor.[6]

YÖK camiası suç işliyor

Bilimin "namusunu'' kurtarmak için YÖK''ün "egemenliğine'' son vermek artık farz olmuştur!.. Yücel Aşkın hakkında soruşturma yapmak cesareti gösteren savcılar, bir de "paniğe kapılan'' şu diğer rektörler hakkında "inceleme'' yapsalar, hiç de fena olmayacak!.. Bakalım, "laiklik'' ve "Cumhuriyet'' maskesinin altından ne çıkacak!

"Dokunulmazlıklarının'' tehlikeye gireceği endişesi ile hareket eden üniversite rektörleri, Yücel Aşkın hakkındaki iddiaların "özüne'' ilişkin olmayan ‘'kuru gürültü'' ile olayı saptırmaya çalışıyorlar!.. Ankara'da toplanan üniversite rektörleri, meslektaşlarına ‘'komplo'' düzenlendiğini iddia ederek, aynen şu açıklamayı yaptılar:

- "Rektör Yücel Aşkın laikliği korumak için bedel ödemek zorunda bırakıldı!.. Rektöre sahip çıkmak Cumhuriyet''e sahip çıkmaktır!.."

Bu açıklama ile yetinmeyen rektörler, hızlarını alamayarak tekmil-i birden ‘'hesap sormak'' üzere Adalet Bakanlığı'na baskın düzenlediler!.. Pazar günü de "özel'' bir uçak kiralayıp Van'a gidecekler!..  Neden?.. Çünkü onlar ‘'bilim'' kardinalleri!.. ‘'Ayrıcalıklı'' insanlar!..

Yücel Aşkın'ın hakkında ayyuka çıkan iddialar "yenilir yutulur'' cinsten değil!..

"Çıkar amaçlı suç örgütü oluşturmak'', "resmi evrakta sahtekârlık yapmak'', "görevini suiistimal etmek'', "yanlış mal beyanında bulunmak'' ve "tarihi eser kaçakçılığı yapmak'' ile suçlanan Yücel Aşkın, 25 milyon dolarlık tıbbi cihaz alımı ihalesinde "yolsuzluk'' yaptığı gerekçesi ile yargılandığı mahkeme tarafından tutuklandı!.. "Suçlu''ya da "suçsuz'' olduğuna mahkeme verecek!..

Van Cumhuriyet Savcılığı, elindeki "somut delillere'' rağmen, uzun süredir Yücel Aşkın'ın üzerine gidemiyordu!.. Çünkü YÖK, "laiklik zedelenir'', "Cumhuriyet tehlikeye girer'' düşüncesi ile rektör hakkında kovuşturma yapılmasına izin vermiyordu!.. YÖK''ten "vize'' alamayacağını anlayan savcılık, olayı "örgütlü suç'' kapsamında değerlendirmeye karar verince kıyamet koptu!.. 

Bu ülkede, "çalacaksın'', "çırpacaksın'', "hortumlayacaksın'', "görevini kötüye kullanacaksın'', "ihalelere fesat karıştıracaksın'', "tarihi eser kaçakçılığı yapacaksın'', içinde "suç unsuru'' olan her olaya karışacaksın, ama adaletin pençesi yakana yapıştığında da, avaz avaz bağırmaya başlayacaksın:

-"Ben laikim, çağdaşım, Cumhuriyetçiyim, Atatürkçüyüm!.. Dokunulmazlığım var!.."

Oh ne âlâ muallâ!..

YÖK Başkanı ve rektörlerin ‘'mahkeme kararlarını'' etkilemeye yönelik bu girişimleri kanuna göre açıkça suçtur!.. "Bilimsel çalışmaları'' ile dünyada ilk 500 arasına giren bir tek Türk üniversitesi yok!.. 12 Eylül ürünü olan YÖK sisteminin üniversiteleri ne hâle getirdiği ortada!... Yücel Aşkın hakkında soruşturma yapmak cesareti gösteren savcılar, bir de "paniğe kapılan'' şu diğer rektörler hakkında "inceleme'' yapsalar, hiç de fena olmayacak!.. Bakalım, "laiklik'' ve "Cumhuriyet'' maskesinin altından ne çıkacak!..[7]

28 Şubat antrenmanı! (mı?)

Yargı tanımayan YÖK'çülerin rejim krizi çıkarmaya yönelik bu eylemleri "28 Şubat Antrenmanı"ndan başka bir şey değil... ‘Baskın' ve ‘Çıkarma' yapıyorlar ‘Psikolojik Harekât' gereği... Onlara göre ‘Laik rektörlerin' dokunulmazlığı olmalı!!!

Rektör Yücel Aşkın, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne 25 milyon dolarlık tıbbi cihaz alımında usulsüzlük yapıldığı savıyla bir hafta önce tutuklanmıştı. Van Rektörü henüz yargılanmış değil. Ne var ki, YÖK rektörünün mahkemesini çoktan yapmış ve onu kafadan beraat ettirmiş, temize çıkarmış durumda!

Teziç'in YÖK adlı siyasi partisi kendisini yargı yerine koyuyor: Yücel Aşkın'ın suçlu ya da suçsuz olduğu belli değilken "Atatürkçü ve laik olduğu için bunlar başına geldi, kesinlikle suçlu değildir" diyerek kararını peşinen veriyor! Teziç'in başkanlığında olağanüstü toplanan Rektörler Komitesi, (Kendilerine YÖK Komuta Konseyi demeleri an meselesidir!) bugüne kadar görülmemiş sertlikte bir ortak bildiriye imza atarak hükümete "muhtıra" vermiş bulunuyor! YÖK Kuvvetleri, "Aşkın Olayı'nın komplo olduğu açıktır" iddiasında: Teziç, "Rektör Yücel Aşkın çete kurarak suiistimal yaptığı için değil; medreseleştirilmek istenen üniversitenin, Cumhuriyet'in laik-çağdaş yapısını korumak için bedel ödüyor" diyor... Şayet Van rektörü yargılanıp suçlu bulunursa, o vakit Teziç'e bağlı YÖK Kuvvetleri ne yapacaklar, doğrusu çok merak ediyorum... YÖK, bu açıklamalarıyla resmen ve alenen yargı erkini etki altına almaya çalışıyor. YÖK'ün dolaylı olarak ortaya koyduğu mantığa göre "laik rektörler"in dokunulmazlığı olmalıdır ve onlara hiç ama hiç kimse hesap soramamalıdır!

76 üniversitenin rektörü Yücel Aşkın'a destek amacıyla yarın Van'a çıkarma yapacak. Böylelikle hem yargı üzerindeki baskıyı artırmış olacaklar; hem de "laiklik karşıtı" iktidara sert bir posta daha koyup ‘Psikolojik Harekât'ın gereğini yerine getirecekler.

Yargı tanımayan YÖK'çülerin rejim krizi çıkarmaya yönelik bu eylemleri "28 Şubat Antrenmanı"ndan başka bir şey değil...

Kurulu Düzen'in lokomotif kurumlarından biri olan YÖK'ün sınırsız, sorumsuz, sorgusuz, sualsiz bir iktidarı var. YÖK'ün başkanı ve rektörleri de Kurulu Düzen'in kendilerine verdiği bu egemenlik alanını adeta tepe tepe kullanıyorlar...[8]                                                                           

YÖK'ün bildirisi yargıya açıkça müdahaledir!

Hukukçular Derneği, Van Yüzüncü Yıl Üniver­sitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın tutuklan­masının ardından rektörlerin Ankara'da YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç başkanlığında toplanarak yayınladığı bildirinin, yargıya müda­hale olduğunu bildirdi.

Dernekten yapılan yazılı açıklamada, "Van Üni­versitesi Rektörü hakkında soruşturma başlatılmasından itibaren YÖK'ün rektöre sahip çıktığı­nı ifade etmeye başladığı" ve "rektörün yargı önüne çıkarılıp tutuklandığı" kaydedildi.

"Bu gelişme üzerine rektörler Ankara'da YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in başkanlığında toplana­rak bir bildiri yayınlamışlardır. Bu bildiri açıkça yargıya müdahaledir" denilen açıklamada, tu­tuklama kararından sonra soruşturmanın huku­ki/yargısal bir nitelik kazandığı belirtildi.

Açıklamada, "Bundan sonra yapılacak eleştirile­rin de hukuki olması zorunludur. Bir hukukçu olan Erdoğan Teziç'in bunu bilmemesi mümkün değildir" denildi.

Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu:

Başka yerden destek arıyorlar!

Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. M. Tahir Hatipoğlu, çete kurarak ihaleye fesat karıştırma suçundan tutuklanan Van Rektörü Yücel Aşkın'a sahip çıkan YÖK ve rektörlere sert tepki gösterdi. Hatipoğlu, toplu halde bakanlık ziyareti ve Van'da destek yürüyüşü için ise, "Meydan, okuyup, başka yerlerden destek arıyorlar. Derin devlete mi sığın­mak istiyorlar. Anlaşılır gibi değil. Hata üstüne hata yapıyorlar. Bu sürecin sonu hem YÖK'ü hem rektör­leri götürür" diye konuştu. Prof. Dr. Hatipoğlu, Van Rektörü Yücel Aşkın'ın tutuklanmasıyla başlayan sü­reci gazetemize değerlendirdi. En son YÖK ve rektör­lerin yaptığı açıklamayı eleştiren Hatipoğlu, "YÖK, olayı siyasallaştırmak istiyor. Sorunu Atatürkçüler Atatürkçü olmayanlar, irticacı olanlar olmayanlar, AKP'liler CHP'liler gibi saçına sapan bir mecraya gö­türmeye çalışıyor" diye konuştu.

Açıklanan bildiride, hataların kabul edildiğini ancak bu hataların gariban memurlara yıkılmaya çalışıldığını vurgulayan Hatipoğlu, "Oysa memurun yaptığı hatadan amiri sorumludur. Görmüyor muyuz, bir sü­rü bakan ve Başbakan yargılanıyor. Hepsi de kendi bürokratlarının yaptığı yanlışlardan yargılanıyorlar" diye konuştu. Hatipoğlu, şöyle konuştu:

Tehlikeli sözler

"Hataları hem kabul edeceksin, hem de "rektöre sahip çıkmak cumhuriyete sahip çıkmak gibidir" diyeceksin. YÖK başkanı gibi hukukçu ve 70 yaşındaki Anayasa Profesörünün bu tür garip sözler söylemesi son derece tehlikelidir. Bu onun ruh sağlığının yerinde olmadığı gösteriyor. İnsan üzülüyor. Genç adam olsa, dolduru­şa geldi, şov yapıyor, siyaset bekliyor, biraz içime sin­direbilirim diyeceğim. Şimdi ben rektöre sahip çıkmazsam cumhuriyetçi sayılmayacağım öyle mi? Böyle bir şey olur mu? Milyonlarca insanı karşısına alıyor farkında değil"



[1] Milli Gazete / 09.11.2005

[2] Milli Gazete / Zeki Ceyhan

[3] Star / Ardan Zentürk

[4] Milli Gazete / Süleyman Arif Emre

[5] Milli Gazete /  Nasuhi Güngör

[6] Zaman / Hayrettin Açıkgöz 

[7] Yeniçağ / İsrafil Kumbasar

[8]    Zaman / Tamer Korkmaz

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KIBRIS AKDENİZ'DEKİ, ADALAR İSE EGE'DEKİ SON SAVUNMA HATTIMIZDIR!
“Türkiye El Bab'da kesin bir zafer kazanmıştı. Terörle mücadele tarihine...
Devami
PENTAGON-ERGENEKON HATTI
Aslında, dünya dengeleriyle oynayabilecek kadar güçlü ve büyük akıllı milli bir...
Devami
ABD Yahudi Lobilerinin İRAN VE TÜRKİYE AYAĞI
  Rusya’dan İran’a büyük ihanet ve İsrail yandaşlığı! Adı açıklanmayan bir İran...
Devami
GÖREV SÜRESİ TARTIŞMALARININ İÇ YÜZÜ
  Amaç komuta kademesine toptan müdahale mi? Şemdinli olaylarıyla başlayan...
Devami
Din İstismarcıları ve BÜYÜK İSLAM İNKILÂBI!
Maalesef Allah’ın Dinini, kendi nefsi heves ve hedeflerine alet etmek,...
Devami
İSLAM’DA İNSAN HAKLARI VE İSYAN AHLAKI
  İslam’da devlet başkanına ve diğer emir ve yetki sahibi makamında...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4623

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR