Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün956
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11484
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109399
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747374

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182723

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ŞEYTAN'IN KASASI: AMERİKAN MERKEZ BANKASI VE DİĞER MERKEZ BANKALARIYLA BAĞLANTISI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

"Bana bir ülkenin parasının kontrolünü verin, kanunlarını kimin yaptığı umurumda değil".

 

"Yeni Dünya Düzeni" (tek merkezli dünya yönetimi) ve Birleşmiş Milletler'e daha fazla yetki verilmesi konusuna Amerika'nın aşırı ilgisinden dolayı kafası karışanlara ve meselelerin içyüzünü anlamaya çalışanlara aşağıdaki yazıyı sunuyoruz.

İlk biçimiyle "Savaş ve Barışın Açmazları" adıyla New Mexico State University'de iftihar derecesi için sunulan bu çalışmayla dalga geçildi. Tanınmış, yerel düzeyde atıfta bulunulan bir terörizm ve Orta Doğu "uzmanı" olan Dr. Yosef Lapid tarafından da "paranoya... Belki de zihin hastalığının bir göstergesi" şeklinde tarif edildi. Gerisini siz düşünün...

 

Kaynağa atıfta bulunmak, "bilimsel yöntemdir" ama bu kural "Komplo Teorileri" için pek geçerli görünmüyor. Bin tane kaynak gösterilebilir, yine de "şüphecileri" ("realistleri") ikna etmeyecektir. Bana öyle geliyor ki, kanıtlara bakmayı reddederlerse, "zihin hastalığının göstergeleri" onlar için geçerli. Belki de SİZİN bilmenizi istemeyen daha meşum bir şey (gerçeği bilmek gibi) sözkonusu burada.

Paranoyak olmak demek, tehlike ve acı çektirme yanılsamalarına inanmak demektir. Tehlike gerçek ve kanıt da inandırıcı ise, bu durumda yanılsama olamaz. Kanıtları görmezden gelmek ve gerçek OLAMAYACAĞINI ümit etmek, zihin hastalığının daha bir göstergesidir.

Mesele, felsefe veya siyasal görüş farklılığından çok daha öte birşey. "Soğuk Savaş"ın ortasında büyüyen bizim kuşağa, ulusal egemenliğimizi yoketmeye ve anayasal hükümetimizi devirmeye teşebbüs edenlerin vatana ihanet suçu işlediği öğretildi. Tartışılan grubun bu suçu işleyip işlemediğine lütfen siz karar verin.

Eğer bir grup: ulusal hükümetleri ve çokuluslu şirketleri fiilen kontrol ediyorsa; medyanın kontrolü, vakıf bursları ve eğitim yoluyla dünya yönetimi (hükümeti) propagandası yapıyorsa; ve günün sorunlarını kontrol edip yönlendiriyorsa, bu durumda varolan seçeneklerin çoğunu kontrol ediyorlar demektir. Council on Foreign Relations (CFR = Dış İlişkiler Konseyi) ve gerisindeki finans gücü, yetmiş yıldır yaptığı gibi tüm bunları başarmış ve "Yeni Dünya Düzeni"nin promosyonunu yapmıştır.

CFR, Amerika Birleşik Devletleri'nin Yönetici Eliti'nin promosyon koludur. En etkili politikacılar, akademisyenler ve medya şahsiyetleri buraya üyedirler. CFR, etkisini kullanarak Yeni Dünya Düzeni'ni Amerikan hayatına nüfuz ettirmekte kullanıyor. "Uzmanları" karar alma sürecince kullanılmak üzere bilimsel yazılar yazıyor; akademisyenler birleşik bir dünyanın hikmetini açıklıyor; medya da mesajı yayıyor.

Amerika'daki bu en etkili ekibin (Yahudi Lobilerinin)  nasıl Anayasa'yı ve Amerikan egemenliğini yıkmak için bilinçlice çalışan bir teşkilatın üyesi olduklarını anlamak için, en azından 1900'lerin başına dönmemiz gerekir -her ne kadar, bakış açınıza ve inançlarınıza bağlı olarak, hikâye daha eskilere giderse de.

Çok etkili bir lobi elitinin sahne gerisinde; Amerikan yönetimini gerçekten kontrol ettiği görüşü, makam mevki sahibi pek çok Amerikalı tarafından ileri sürülmüştür. 1939-1962 yılları arasında Yüksek Mahkeme yargıcı olarak görev yapmış Felix Frankfurter, "Washington'daki gerçek yöneticiler görünmezler, sahne gerisinden iktidar kullanırlar" demişti. Bir arkadaşına gönderdiği 21 Kasım 1933 tarihli bir mektupta Başkan Franklin Roosevelt, "işin gerçeği şu ki (bunu sen de ben de biliyoruz), büyük merkezlerdeki bir finans unsuru ta Andrew Jackson'ın günlerinden bu yana yönetime sahip olmuştur". 23 Şubat 1954'te Senatör William Jenner bir konuşmasında şu uyarıda bulunmuştu: "Görünüşte anayasal bir hükümetimiz var. Ama hükümetimiz ve siyasi sistemimiz içinde, bir başka yönetici ekibi ve dünyaya hükmettiklerine inanan bir bürokratik elit var".

Baron M. A. Rotschild'da şöyle yazmıştı: "Bana bir ülkenin parasının kontrolünü verin, kanunlarını kimin yaptığı umurumda değil". Bir hükümeti kontrol etkin biçimde kontrol etmek için tek gerekli olan, parası üzerindeki kontrole, yani para ve kredi arz ve talebi üzerinde tekeli bulunan bir merkez bankasına sahip olmaktır. Bu, İngiltere Merkez Bankası gibi özel mülkiyet altındaki merkez bankalarının kurulmasıyla Batı Avrupa'da yapılmıştı. Georgetown'lı Profesör Carrol Quigley (Georgetown'dayken Bill Clinton'un akıl hocasıydı) merkez bankalarını kontrol eden yatırım bankerlerinin hedeflerine dair şunları yazmıştı: "her ülkenin siyasi sistemine ve bir bütün olarak dünya ekonomisine egemen olabilecek çapta ve özel ellerde bir dünya finans kontrol sisteminin yaratılmasından başka birşey değil... Dünyanın uyum içinde hareket eden merkez bankaları ve sıkça yapılan özel toplantı ve konferanslarda ulaşılan gizli anlaşmalar tarafından feodalist bir tarzda kontrol edilen bir sistem.."

Federal Reserve (Amerikan Merkez Bankası) Kuruluyor:

Bir Amerikan merkez bankası kurma yönündeki ilk sinsi girişim sayılan The Bank of the United States (1816-36), ulusu tehdit ettiğine inanan Başkan Andrew Jackson tarafından lağvedilmiştir. Başkan şöyle diyordu: "Bu bankanın Amerikan yönetimini kontrol etmek için gösterdiği şeytani çaba ve ortaya çıkardığı büyük rahatsızlık, bu kurumun kalıcılaştırılması ya da benzer birinin kurulması hatasına düşmesi durumunda Amerikan halkını bekleyen kaderin müjdecisidir".

Thomas Jefferson da şunları yazmıştı: "Merkez Bankası, Anayasamızın ilkelerinin ve devletimizin mevcut kurumlar arasındaki en büyük düşmanıdır... Eğer Amerikan halkı, özel bankaların önce enflasyon sonra da deflasyon yoluyla paralarının basımına izin verirlerse, etraflarında çoğalacak bankalar ve şirketler, halkı tüm mülkünden mahrum bırakacaklardır. Hatta babalarının fethettikleri kıtada çocuklarını evsiz barksız koyacaklardır."

Bu, Amerika'daki mevcut durumu tarif etmiyor mu?

ABD, 20. yüzyıl başına kadar merkez bankası olmadan yapabildi. Kongre üyesi Charles Lindberg, Sr.'a göre yüzyıl başında, "Siyonist Para Tröstü 1907 paniğine sebep oldu. Böylece Kongre'yi bir Ulusal Para Komisyonu kurmaya zorladı". John D. Rockefeller Jr.'in kayınpederi Senatör Nelson Aldrich'in başkanlığındaki Komisyon, bir merkez bankası kurulması yönünde kararı aldı.

Yasal olmamasına rağmen (zira yalnızca "Kongre para basma ve değerini düzenleme yetkisine sahiptir", ABD Anayasası Madde 1, Fıkra 8), Federal Reserve Act (Merkez Bankası Yasası) görünürde ekonomiyi istikrara kavuşturmak ve başka krizleri önlemek amacıyla, 1913 Aralık'ında yasalaştı. Fakat Lindberg'in Kongre'yi uyardı, "bu yasa, yeryüzündeki en büyük tröstü kurmaktadır .. Para Tröstü soruşturmasıyla da varlığı kanıtlanmış olan sermaye gücünün sahip olduğu görünmez hükümet, böylece yasallaştırılacaktır". Büyük Bunalım ve daha sonraki sayısız resesyonun gösterdiği gibi, Federal Reserve, canı istediği zaman enflasyon ve federal borç yaratmakta, ama istikrar sağlamaktan uzaktır.

1920-1931 tarihleri arasında Temsilciler Meclisi Bankacılık ve Para Komitesi başkanı olan Louis McFadden, şunları ifade ediyordu: "Federal Reserve Act yasalaştığında, Birleşik Devletler halkı, burada bir dünya bankacılık sisteminin kurulmakta olduğunu bilmiyordu. Artık Amerika Dünyayı köleleştirmek isteyen çoğu Yahudi uluslararası bankerler ve sanayicilerin kontrolünde bir süper devlet olmuştu.

Siyonist sermayenin güdümündeki ABD Merkez Bankası (Federal Reserve) kendisini gizlemek için her yolu denemiştir, ama gerçek şu ki Fed, yönetimin (hükümetin) yerini almıştır.

"Federal" olarak adlandırılmasına rağmen, Federal Reserve sistemi, üye bankaların özel malıdır. Kendi politikalarını kendisi yapar; Kongre'nin veya Başkan'ın denetimine de tabi değildir. Rezervlerin denetçisi ve tedarikçisi olarak Fed, bankalara kamu mallarına erişim sunmuş, bu da onların kredi verme kapasitelerini artırmıştır.

"Ekonomik Çözümler" Kitabında Peter Kershaw, Federal Reserve Banka Sistemi'nin en büyük on hissedarlarını şöyle sıralamıştır: Rothschild: Londra ve Berlin; Lazard Bros: Paris; Israel Seiff: Italy; Kuhn-Loeb Company: Almanya; Warburg; Hamburg ve Amsterdam; Lehman Bros: New York; Goldman and Sachs: New York; Rockefeller: New York (Bu ailelerin tümünün ya Yahudi veya Yahudi asıllı Protestan olmasının anlamını siz düşünün.) Hisse senetlerinin sahipleri, üye olan büyük ticari bankalardır.

Davvy Kidd'e göre, Federal Reserve, basılan her 1000 banknot için Gravür ve Basım Bürosu'na yaklaşık 23 $ ödemektedir. Yani 10.000 adet 100 $'lık banknot (bir milyon dolar) Federal Reserve'e 230 $'a mâlolmaktadır. Daha sonra da ABD hükümetinden nominal değerine eşit bir teminat alınıyor. Teminat da taşeronları IRS tarafından toplanan bizim toprağımız, emeğimiz ve mal varlığımızdır.

Fed'e parayı düzenleme ve basma (sonuçta enflasyon yaratma) yetkisi vermekle Kongre, özel bankalara diledikleri gibi kar ve kazanç yollarını açmıştır. Lindberg'in dediği gibi, "Bu yasaya göre, tröstler ne zaman enflasyon isterse o zaman enflasyon yaratacaktır... Heyecanlı dönemlerde hisse senetlerini yüksek fiyatlardan halka kakalayıp, sonra da bir panik havası yaratarak düşük fiyatlardan toplamaktadır... Hesap gününe yalnızca birkaç yıl kaldı". Gerçekten bu uyarıların hemen ardından, 1929'da hisse senedi borsasının çöküşü ve Büyük Bunalım yaşandı.

Fed'e verilen en önemli yetkilerden biri de "devlet tahvili alıp satma ve bunları alabilmeleri için üye bankalara kredi verme" imkânıydı. Bu, devlet borçları artırıldığında bankalar için bir başka kazanç mekanizması sağladı. Tüm gerekli olan da borcu kapatacak bir yol bulunmasıydı. Bu da 1913'te gelir vergisinin yasalaşmasıyla sonuçlandı.

Zamanla, BM ve NATO eliyle, IMF ve Dünya Bankası marifetiyle bir şekilde ABD'ye ve dolayısıyla Siyonist sömürüye bağlanan ülkelerin Merkez Bankaları da özerkleştirilip, Milli hükümetlerin kontrolünden çıkarılmış ve Federal Reserve'nin bir şubesi gibi çalışmaya başladı.

İşte Türkiye'deki "Kemal Derviş Yasalarının" ve AKP'nin özelleştirme (peşkeş ve tasfiye) operasyonlarının perde arkası:

 TMSF'nin yaptığı alacak ihalesini kısaca irdeliyor ve soruyorduk: Devlet böyle bir şeyi nasıl yapar? Yani neye dayanarak alacağını "pay" karşılığında başkasına tahsil ettirir?".

Şimdi bunun yasal dayanağının nasıl oluşturulduğuna bir bakalım. Bunlar bankaların alacakları olduğu için, "4389 nolu Bankacılık Kanununda bir dayanağının olması gerekir" diye öncelikle bu kanunu taradık.

18.06.1999 tarihinde kabul edilen Bankacılık Kanunu'na baktığımızda, herhangi bir yasal dayanak göremiyoruz. Yani Bankacılık Kanununun ilk haline göre bu işlemi yapamamaları lazım. Sadece, borcun vadeleri uzatılabiliyor, o kadar.

Ancak, Kanunun 15. maddesinin 6.b paragrafında 12.05.2001 tarihinde bir ek değişiklik yapılmış. Bu değişikliğe kadar, sadece "vadeleri uzatma" imkânı verilirken, bu değişiklik ile "sahip olduğu aktifleri ve hisse senetlerini iskonto veya sair suretlerle üçüncü kişilere satmaya" diye bir hüküm getiriliyor.

İşte bu hükme dayanılarak, o tarihten yaklaşık 4 yıl sonra, bu alacak satışı gerçekleştiriliyor.

Eveet. Şimdi buraya kadar birşey anlamayabilirsiniz. Ancak şimdi söyleyeceklerimle tiyatro ortaya çıkar.

Bildiğiniz gibi Haziran 1999 tarihinde Ecevit-Bahçeli-Yılmaz Hükümeti icraatta idi. IMF'nin talimatları yerine getiriliyor ve ortada ciddi bir sıkıntı görünmüyordu! O Hükümete yine IMF talimatları ile yeni Bankacılık Yasası yaptırıldı. 1999 yılı sonu, 2000 ve 2001 yılı başlarında, yeni bankacılık yasasına (yani yeni kurallara) göre birçok banka battı ya da batırıldı/hortumlandı diye Fona aktarıldı.

Bu arada 2000 yılı sonunda ve 2001 yılı başında ardışık iki tane kriz yaşadık. Krizin sorumlusu belli; anayasa kitapçığı! (Kimse, yeni bankacılık yasası ile 40 yıllık bankacılık sorunlarımızı 3 ayda nasıl/niçin hallettiğimizi sorgulamadı!) Yine, bu arada ABD'den büyük bir kurtarıcı transfer ettik; Kemal Derviş. 

Kemal Derviş, bir ara (Nisan 2001) ABD'de uluslararası tefeciler ve tekeller (pardon, yabancı yatırımcılar ve kreditörler diyecektim) ile bir toplantı yaptı. Toplantıdan sonra ABD'den Türkiye'ye "15 günde 15 yasa" çıkarılması talimatını gönderdi.

O yasalar çıkarken, Bankacılık Kanununda da yukarıda anlattığım "küçücük" bir tadilat yapıldı. Sanırım milletvekilleri, o "küçücük" tadilatın ne manaya geldiğini anlamadan parmaklarını havaya kaldırıp indirmişlerdir.

2001 ikinci yarısı ve 2002'de Fon'a aktarılan onca bankaların ne olacağı, nasıl kurtarılacağı falan görüşülürken (İstanbul Yaklaşımı vb. gibi), Kemal Derviş, Nisan 2002'de gittiği ABD'de bu sefer "erken seçim"i telaffuz etti.

Apar topar yapılan seçim sonrasında yepyeni bir parlamento oluştu. Bu yeni yapı, ne olduğunu anlamadan ve bilmeden, Derviş'in açtığı yolda tam gaz yürütüldü.

İşte, bankacılık yasasına 12.05.2001 tarihinde getirilen "ince ayar" Derviş değişikliği ile bugün Fon'daki bankalara borçlu binlerce şirketin (sadece anaparası bir milyar dolar tutan) borcunun tahsilâtı Lehman Brothers'a verilebildi.

Tabi bu işin daha da detayları vardır. Ancak, benim kısa araştırmam sonunda elde ettiklerimi yanyana koyunca ortaya çıkan manzara bu. Örnek verirsek; "biri silahı getirip doldurmuş, öteki tetiğe basmış" gibi bir şey görünüyor![1]

Vakıflar Siyonist Sermayenin Vergi Kaçırma Kurumları:

Daha önce; ulusal düzeyde bir gelir vergisi, Yüksek Mahkeme tarafından 1895'te anayasaya aykırı sayılmıştı. Bunun üzerine Kongre'ye bir anayasa değişikliği teklifi verildi. Teklifi veren de Senatör Nelson Aldrich'ten başkası değildi. Amerikan halkına sunulduğu biçimiyle yeterince makul görünüyordu: 20.000 $'ın altındaki gelirler için sadece yüzde 1'lik bir gelir vergisi alınacaktı. Bu oranın artırılmayacağı da garanti ediliyordu. Kademeli bir vergi olduğu için vergi "zenginleri kazıklayacaktı", fakat zenginlerin başka planları vardı, servetlerini korumanın başka bir yöntemini bulmuşlardı.

1976'da yayınlanan "Rockefeller Dosyası" adlı kitabında Gary Allen'ın tarif ettiği gibi, "16. anayasa değişikliği eyaletler tarafından onaylanıncaya kadar Rockefeller Vakfı hizmete girmişti... Yaklaşık olarak Yargıç Kenesaw Landis'in Standart Oil tekelinin parçalanmasına hükmettiği zamanlardı bu. John D. Rockefeller, vergiden muaf dört büyük vakıf kurarak vergiden kaçmakla kalmadı, vakıfları "kurtarılmış malları" için bir depo olarak kullandı; kuşaklar boyu gayrimenkul ve intikal vergisi vermeden aktarılabilsin diye varlıklarını vergiden muaf yaptı. Rockefeller'lar her yıl gelirlerinin yarısını bu kukla vakıflarına aktarıp böylece "bağışları gelir vergilerinden düşebilirler".

Servetin kontrolünde sahipliği değiştiren vakıflar aynı zamanda zenginlerin çıkarlarının promosyonunu yapan bir araçtır. Milyonlarca vakıf paraları, koruyucu tıbbı kötüleyip ilaç kullanımını özendirmek gibi hedefler için "bağışlandı". Pek çok ilaç kömür katranı türevlerinden yapıldığından, hem petrol şirketleri hem ilaç üreticileri (ki çoğunun sahibi Rockefeller'dir veya onun kontrolündedir) bu işten en karlı çıkandır.

Hükümete (Federal Reserve'e) çok büyük miktarlarda kredi verme yoluyla (borcu -gelir vergisini- geri ödememin bir yöntemi ve zenginleri (vakıfları) vergilendirmeden bir kaçış), geriye kalan tek şey, para borçlanmak için bir bahane bulmaktı. Ne güzel bir "tesadüf" ki 1914'te I. Dünya Savaşı çıktı ve Amerika'nın savaşa katılımıyla ulusal borç 1 milyar $'dan 25 milyar $'a yükseldi.

Woodrow Wilson 1913'te William Howard Taft'ı yenerek Başkan seçildi. Taft, bir merkez bankası kurulmasını öngören yasayı veto edeceğini açıkça söylemişti. Cumhuriyetçi oyları bölmek ve görece tanınmayan Wilson'ı seçtirebilmek için J. P. Morgan and Co., Teddy Roosevelt'in adaylığına ve onun İlerici Partisi'ne büyük paralar akıttı. Bir görgü tanığına göre Wilson, Demokratik Parti merkezine 1912 yılında zengin bir banker olan Bernard Baruch tarafından getirildi. Burada tanıştıklarından bir "beyin yıkama dersi" aldı; karşılığında da seçilmesi durumunda Federal Reserve ve gelir vergisi tekliflerini destekleyeceği ve Avrupa'da savaş olması durumuyla ve kabinesinin oluşumuyla ilgili tavsiyeleri "dinleyeceği" sözünü verdi.

BM Niçin Kuruluyor?

İki dönemlik görev süresi içinde Wilson'ın başdanışmanı: Albay Edward M. House adında bir adamdı. House'ın biyografi yazarı Charles Seymour, ABD'yi Yahudi Lobilerinin güdümüne sokacak kanunların Kongre'den geçmesine rehberlik eden House'ı Federal Reserve Act'in "görünmez koruyucu meleği" olarak tanımlıyor. Bir başka biyografi yazarı da, House'ın "on sekizinci yüzyıl aklının ürünü olan Anayasa'nın hantallaştığına ve çöpe atılıp yenisinin yazılmasının ülke için daha hayırlı olacağına" inandığını söylüyor. House "Philip Dru: Yönetici" adlı bir kitap yazdı ve 1912 yılında isimsiz olarak yayınladı. Kitabın kahramanı Philip Dru, Amerikan halkını yönlendirip kademeli bir gelir vergisine, bir merkez bankasının gereğine ve bir "milletler cemiyeti" gibi radikal değişikliklere inandırmaya çalışmaktadır.

1. Dünya; Savaşı hem büyük bir ulusal borç, hem de Wilson'ı destekleyen Siyonist sermaye için muazzam kazançlar doğurdu. Baruch, Savaş Sanayileri Kurulu'nun başı olarak atandı. Buradan da ulusal ekonomi üzerinde diktatoryal yetkiler kullandı. Baruch ve Rockefeller'ların savaş sırasında 200 milyon doların üzerinde para kazandıkları bildirildi. Wilson destekçisi Cleveland Dodge müttefiklere cephane sattı. ABD'nin savaşa girmesinin verdiği korumayla J. P. Morgan da onlara yüz milyonlarca dolar kredi verdi. Kar elde etmenin bir motif olduğu kesin ama savaş, dünya yönetimi nosyonunu haklı göstermek için de yararlıydı. William Hoar, "Komplo Mimarları"nda, 1950'lerde Carnegie Endowment for International Peace'in (ezelden beri globalizmi savunuyordu) kayıtlarını inceleyen hükümet müfettişlerinin, "I. Dünya Savaşı'nın çıkmasından birkaç yıl önce, Carnegie mütevelli heyetinin dünya" yönetimi için sahneyi hazırlamak amacıyla ABD'yi büyük bir savaşa müdahil etmeyi planladıklarını gördüklerini anlatmaktadır.

Recep Tayip Erdoğan 2005 BM Zirvesinde:

BM, o günlerdeki tanımıyla büyük bir savaşın enkazı altında ezilen insanlığın "barış evi" olarak inşa edilmiştir. Aradan geçen süreçte ne yazık ki insanlık, büyük acılar çekmeye, büyük yıkımlar görmeye devam etmiştir.

BM, yeryüzünde işte bu dengeyi barış ve refah lehine değiştirme temeli üzerinde yükselmektedir. Yine bu sebeple BM'yi güçlendirmeye, bugün karşı karşıya bulunduğumuz insani acıların çözümünü bu zeminde aramaya mecburuz.

Hak ve özgürlükleri küreselleştirmenin imkânlarını hep birlikte aramalıyız. BM başta olmak üzere uluslar arası kurumlarımızı buna göre yeniden yapılandırmalıyız. Hiç şüphe etmeyelim ki, insanlık olarak ortak geleceğimiz buna bağlı olacaktır.

Kendi içinde yaşayan, dışa açılmayan

  • Küreselleşmenin nimetlerinden yeterince pay alamayan,
  • Demokrasi ve özgürlüklerden yararlanamayan,
  • Dünyamızdaki büyük değişime ayak uyduramayan
  • Çatışmaya, yok etmeye kilitlenen insanlara nasıl yardım edebileceğimiz üzerinde ciddiyetle durmalıyız.

Biz, İspanyol meslektaşım Sayın Zapatero ile birlikte "Medeniyetler İttifakı" girişimini bu inançla başlattık. Aynı inancı paylaşan Sayın Genel Sekreter, Büyük bir duyarlılıkla bu çabamıza katılarak himaye etmiştir.

Şeklinde, Yahudi ağzıyla Siyonizm'e ve BM'ye yağcılık yaparken, aynı toplantıda, Hugo Chavez şöyle sesleniyordu: ( Ama Zaman Gazetesi şov yaptığını söylüyordu!...)

Latin Amerika ülkelerinden Venezuela'nın "asil" Devlet Başkanı Hugo Chavez, Amerika'da bile Amerika'yı cesaretle eleştirdi. ABD tarafından devrilmesi için darbe düzenlenmesine karşın iktidarını koruyan Chavez, ABD'ye veryansın etti.

Alkışlar Chavez'e

Chavez, Birleşmiş Milletler (BM) zirvesinde kürsüye çıkıp konuşunca, salondakiler neye uğradığını şaşırdı. Çünkü Venezuela Devlet Başkanı ABD için "terörist devlet" diye çıkıştı. Başkan Bush için ise "Sayın Bush, tüm dünyayı tehdit eden en büyük kabalığı ve en vahşi kapitalizmi temsil ediyor" şeklinde tanımladı. Ardından da BM'ye seslenerek "BM merkezi de, BM Genel Kurulu kararlarına saygı duymayan bu terörist devletin topraklarından çıkarılmalıdır.

Konuşmasında Chavez, "Asla kitle imha silahları yoktu, ama Irak bombalandı ve BM'nin itirazlarına rağmen işgal edildi ve hala işgal devam ediyor.

İşte bu nedenle biz BM'nin, Genel Kurul kararlarına saygı göstermeyen bu ülkeyi terk etmesini öneriyoruz" dedi. Chavez elindeki belgeyi sallarken, konuşmasının ortasında olağan olmayan bir şekilde alkış aldı. Chavez, konuşmasının sonunda BM zirvesindeki en büyük alkışı alan kişi konumundaydı.

Dünya liderlerinden zirvede 5 dakika konuşması istendiği için, Chavez süresi dolmasına rağmen konuşmaya devam edince, oturuma başkanlık yapan diplomat Chavez'e zamanın dolduğunu belirten bir not uzattı. Ancak Venezuela Devlet Başkanı notu yere atarak, "Eğer Bush açılışta 20 dakika konuşabildiyse ben de konuşurum" dedi ve 20 dakika süren konuşmasını tamamladı.

BM Kimin Oyuncağı?

Hugo Chavez, konuşmasını "Birleşmiş Milletler'e üye ülkeler, yoksulluğu makul düzeyde azaltma hedefine bile ulaşamadı. Birleşmiş Milletler hiçbir işe yaramıyor" diyerek gerçekleri haykırdı.

REFERANSLAR:

Bo Adelmann, 1986. "The Federal Reserve System." The New American, October 17.

Gary Allen, 1976. "The Rockefeller File". Seal Beach, CA: '76 Press.

Gary Allen with Larry Abraham, 1972. "None Dare Call it Conspiracy." Rossmoor, CA: Concord Press.

"Congressional Record," December 22, 1913, Vol. 51.

Curtis B. Dall, 1970. "FDR My Exploited Father-In-Law." Washington D.C.: Action Associates.

A. Ralph Epperson, 1985. "The Unseen Hand." Tucson, AZ: Publius Press.

"F.D.R.: His Personal Letters," 1950. New York: Duell, Sloan and Pearce.

William P. Hoar, 1984. "Architects of Conspiracy." Belmont MA: Western Islands.

Herbert Hoover, 1952. "The Memoirs of Herbert Hoover, The Great Depression 1929-1941." New York: Macmillan.

Frederick C. Howe, 1906. "Confessions of a Monopolist." Chicago: Public Publishing Co.

Robert C. Johansen, 1980. "Models of World Order," in "Dilemmas of War and Peace."

Peter Kershaw, 1994. "Economic Solutions."

Devvy Kidd, 1995. "Why A Bankrupt America?" Colorado: Project Liberty.

Ferdinand Lundberg, 1938. "America's 60 Families." New York: Vanguard.

Louis T. McFadden, 1934. "The Federal Reserve Corporation, remarks in Congress." Boston: Forum Publication Co.

James Perloff, 1988. "The Shadows of Power." Appleton, WI: Western Islands.

Carroll Quigley, 1966. "Tragedy and Hope." New York: Macmillan.

Pat Robertson, 1991. "The New World Order." Dallas: Word Publishing.

Charles Seymour, ed., 1926. "The Intimate Paper of Colonel House." Boston: Houghton Mifflin.

Colin Simpson, 1972. "The Lusitania." Boston: Little, Brown.

Arthur D. Howde Smith, 1940. "Mr House ob5 Texas." New York: Funk and Wagnalls.

Antony C. Sutton, 1975. "Wall Street and FDR." New Rochelle, New York: Arlington House.

George Sylvester Viereck, 1932. "The Strangest Friendship in History." New York: Liveright.

 



[1] Mete Gündoğan, 18 Eylül 2005, Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

AMERİKAN KÂBUSU BİTİYOR!
Artık, ABD'nin çöküş tarihi konuşuluyordu! Dünya 1991 yılında Soğuk Savaş'ın bitmesi, komünizmin...
Devami
ABD'NİN İRAN'A SALDIRISI VE TÜRKİYE'NİN SINAVI
Başbakan Erdoğan'ın Amerika gezisi nasıl okunmalı? Recep T. Erdoğan'ın ABD gezisi...
Devami
YA, D-8 LER, YA BU DERT EZER!
  İçinde bulunduğumuz dünyadaki çarpıklıklar, mevcut global sömürü sisteminin iflas...
Devami
ABD MERKEZLİ KÜRESEL KRİZ KAÇINILMAZDIR!
Gelecek Öngörüleriyle Tanınan Meşhur Amerikalı Ekonomist Prof. Noriel Roubini: ABD MERKEZLİ KÜRESEL...
Devami
EKONOMİK BALON!
  Doğal ve doğru bir ekonomik düzende, "Bir ülkenin genel üretim...
Devami
BARİ MERKEZ BANKASI AMERİKA'YA TAŞINSIN!
  Asıl merkez Washington mu? Akşam gazetesinden Gülay Atlan 13.08.2006...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6527

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR