Get Adobe Flash player
Reklam

AB, ÜLKEYE İHANET, MİLLETE HAKARETTİR...

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

AB üyeliği, sadece ekonomik ve ticari bir işbirliği değil, aynı zamanda siyasi, hukuki, askeri sosyal kültürel ve ahlaki uyum ve uyuşturma sürecidir. Müslüman Türk Milletini, yozlaşmış Hıristiyan kulübü içerisinde eritme projesidir. Milli irademizin, TBM Meclisi yetkilerinin ve egemenliğimizin, AB'ye devridir.

Bunları daha iyi anlamak ve hazırlanan tuzağı kavramak için önce şu anayasa maddelerini hatırlatmamız gerekir.

Madde 6: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Türk milleti egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir kişiye, zümreye veya organ, kaynağını ana yasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

Madde 7: Yasama yetkisi, Türkiye adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez.

Madde 14: Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılmaz.

AB'den iğrenç rapor

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu, Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye raporu kabul edildi. Türkiye aleyhinde zehir zemberek ifadelere yer verilen raporda, Avrupa Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımı dışında Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım yaptığını iddia etti

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen bir değişiklik önergesiyle, Türkiye'nin tam üyelik öncesi önüne bir de sözde Ermeni soykırımının tanınması da AB'ye üyelik şartı haline geldi. Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, Türkiye aleyhine mesnetsiz iddialara yer verilen raporda, Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle de Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımı dışında Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım yaptığı öne sürüldü. Önerge ile ayrıca Türkiye topraklarında yaşayan farklı azınlıklara yapılan hak ihlallerinin, tam üyelik hedefine uygun olmadığı da savunuldu.

Taslak raporda, Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının hızlandırılması isteniyor. Türkçesi, Kürdistan'a razı olun deniyor.

Raporun `İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması` başlığı altında, AP'nin son raporundan bu yana dini özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış olmasından esef duyulduğu vurgulanıyor. Türkiye'ye dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan kaldırması çağrısı yapılıyor.

Alevilere koruma isteniyor!

Ayrıca raporda, Alevilerin tanınması ve korunması istenirken, cem evlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını yansıtmaması gibi talepler yer alıyor.

Modern, demokratik ve laik Türkiye, medeniyetlerin birbirini daha iyi anlamasında yapıcı rol oynayabilir denilen raporda, Ermenistan ile diplomatik ve iyi komşuluk ilişkilerinin başlatılmasında Türkiye'nin ön koşulsuz olarak gerekli adımları atması ve bu ülkeyle sınır kapısını bir an önce açması da isteniyor. Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması da talep edilen raporda, Kıbrıs Rum kesimi dâhil tüm AB üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır deniliyor.

Dışişlerinden cılız bir tepki veriliyor!

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Avrupa Parlamentosu Dış ilişkiler Komitesinde oylanan Türkiye raporunda "sağduyu ve nesnellikten uzak unsurlara ağırlık verildiğinin anlaşıldığını" söyleyerek, Genel Kurulda yapılacak oylamada bu durumun düzeltilmesini beklediklerini belirtti.

Sözcü Tan, soru üzerine yaptığı açıklamada, Hollandalı Hıristiyan Demokrat parlamenter Camiel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye Raporunun dün Avrupa Parlamentosu Dış ilişkiler Komitesinde oylanarak, 25-28 Eylül 2006 tarihlerinde toplanacak Genel Kurula havale edildiğini hatırlattı.

Komitede oylanan raporun yazım çalışmaları devam ettiğinden nihai halinin henüz ellerine ulaşmadığını belirten Tan, şunları kaydetti:

"Ancak alınan bilgiler çerçevesinde Türkiye-AB ilişkilerinin yönelimiyle ilgili olmayan ve bu ilişkilere katkıda bulunmayacağı aşikâr olan, sağduyu ve nesnellikten uzak unsurlara ağırlık verdiği anlaşılan söz konusu raporun bu haliyle bir anlam ifade etmesi beklenmemelidir."

Tan, raporda "gerçekçilikten uzak ve siyasi saiklerle kaleme alınmış bazı unsurların AP'nin itibar ve ciddiyetiyle bağdaşmadığını düşündüklerini" söyleyerek, "AB Komisyonu Başkanı Barroso'nun da ifade ettiği gibi ‘emrivaki oluşturmak suretiyle' sözde Ermeni soykırımı gibi ciddi bir akademik disiplin gerektiren konularda dahi objektiviteden uzak koşullar getirme arayışı tarafımızdan büyük üzüntüyle karşılanmıştır" dedi. Sözcü Tan, parlamentonun Türkiye-AB ilişkilerini teşvik eden bir yaklaşım içerisinde olmasının temel beklentileri olduğunu ifade ederek, bu çerçevede Genel Kurulda yapılacak görüşme ve oylamada bu durumun düzeltilmesi için AP milletvekillerinin gerekli sağduyu ve ileri görüşlülüğü göstermelerini beklediklerini ekledi.


Erdoğan: "Uygun bir yaklaşım değil" diyor. Ama uymayacağız demiyor!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Avrupa Parlamentosu'nun almış olduğu kararların bağlayıcılığı yoktur. Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili böyle bir şeyi bugüne kadar kabul etmedik ve sözde Ermeni soykırımı konusundaki tavrımız çok açık ve net" diyor. Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda oylanan Türkiye Raporunda yer alan sözde Ermeni soykırımının kabul edilmesine ilişkin ifadeleri hatırlatılınca: "Avrupa Parlamentosu'nun almış olduğu kararların bağlayıcılığı yoktur. Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili böyle bir şeyi bugüne kadar kabul etmedik ve sözde Ermeni soykırımı konusundaki tavrımız çok açık ve net. Daha önce açıklamıştık. Yani bunu bizden değiştirilmesini beklemek, hala bir hayalle uğraşmaktır. Başka bir şey değildir. Bu noktada biz insani yaklaşımımızı Türkiye olarak gösterdik. Sözde Ermeni soykırımı konusundaki kararlılığımız bundan önce neyse bugün de odur. Kimse bizden bunun değiştirilmesini beklemesin. Kaldı ki, Avrupa Parlamentosu daha önce bu konuyu kendi arasında görüşmüştü. Hatta böyle bir soykırımı kendileri reddetmişlerdi. Şimdi yeniden bunun pişirilerek gündeme getirilmesi uygun bir yaklaşım değil diye düşünüyorum."(a.a) Şeklinde hava atarak, toplumu teskin ediyor!

AB Raporu düşmanca bulunuyor!

AB raporunu değerlendiren ASKON Genel Başkanı Mustafa Koca, "Sıra bize geldiğinde AB'nin hemen hemen bütün raportörleri ciddi ideolojik ve tarihsel düşmanlıkları deşeleyen anlayışlarla raporlarını hazırlıyorlar. Şimdi Ermeni soykırımı moda. AB dürüst ve samimi değil. AB acilen normalleşmeli" diyor.!

ASİMD Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, ‘ciddiyetten uzak' diye vurguladığı AP raporu ile Ermeni diasporasının yalanlarla dolu iddialarından hiçbir zaman vazgeçmeyeceğini gösterdiğini kaydetti. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da "Bu kadar gayri ciddi rapor hazırlayanlar, ciddiye alınmayı da beklememelidir" şeklinde çıkışıyor!

"AP raporu ciddiyetten uzak!" görülüyor!

Lübnan'a asker gönderme tezkeresi konusunu tartışılırken bu konuya tepkiler de gelmeye devam ediyor. Asılsız Soykırım İddiaları İle Mücadele Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komisyonu'nda onaylanan Türkiye raporunun faks ve e-postalarla protesto edilmesi için çağrı yaptı. Yrd. Doç. Dr. Eğilmez, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda, Fransız Sosyalistlerin ve Yunan-Rum Parlamenterlerin sunduğu Türkiye'nin AB'ye giriş öncesinde Ermeniler, Pontus Rumları ve Süryanilere yönelik soykırım yaptığını kabul etmesinin oy çokluğu ile kabul edildiğini hatırlatarak, tavsiye niteliği taşıyan raporun Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda görüşülerek oylanacağını hatırlatıyor.


Gül: Dinlerarası diyalogu sürdürüyor!

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "‘Türkiye ve AB süreci kopacak' gibi söylemleri öne çıkarmanın verdiği bir negatif enerji var, bu problemlerin çözümü için neler yapılıyor, buna bakılması gerekir" diyor.

Başbakan Yardımcısı Gül ile Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, Çırağan Sarayı'nda ortak basın toplantısında: "Bölgeyi ilgilendiren konularda görüştük. Dünyayı üzen gelişmeler oldu. Tüm bu konuları konuştuk. Türkiye ve AB meselelerini de konuştuk" dedi. Sonrasında konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, bugünkü toplantının, olağan ikili görüşmelerden farklı geçtiğini söyledi. Steinmeier, "Ernst Reuter Girişimi'nin amacı farklı dinler arasındaki anlayışı geliştirmek. Bunun için sanatçılar ve bilim adamları bu girişime büyük katkıda bulunuyor. Biz siyasetçiler olarak bu girişimin temelini sağlamak istiyoruz. Amacımız farklı dinler arasında anlayışı geliştirmek" dedi. Steinmeier, basın mensuplarının Kıbrıs konusundaki soruları üzerine, bu konuda yoğun çaba içerisinde olduklarını söyledi.

Babacan: "Taviz adına hiçbir şey yapmadık!" diyebiliyor!

Bu arada Türkiye'nin AB katılım müzakerelerinde 23'üncü fasıl olan yargı ve temel haklarla ilgili tanıtıcı tarama toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın da katılımıyla yapıldı. AB Komisyonu'nda 3 gün süren toplantıda, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargılamanın kalitesi ve hızı, yargı sürecindeki yasal haklar, yolsuzlukla mücadele politikası, temel haklar ve AB vatandaşlarının hakları gibi konularda topluluk müktesebatı ele alındı. Türkiye adım adım Sevr'e sürükleniyor. Ama Ali Babacan "Hiç taviz vermedik" diyor.

Bu yasa Sevr kokuyor!

ATO, Vakıflar Yasa Tasarısı'yla ilgili bir rapor hazırlayarak Cumhurbaşkanı Sezer'e sundu. Raporda tasarısının yasalaşması durumunda ulusal güvenliğin tehlikeye gireceği ifade edildi.

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, TBMM gündemine gelen Vakıflar Yasa Tasarısıyla ilgili endişelerini, bir raporla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e iletti. Aygün, Tasarının Lozan ve Anayasaya aykırılıklar içerdiğini ileri sürdü ve "Tasarı Sevr kokuyor. Fener Rum Patriği Bartholomeos'un bile Vakıflar Genel Müdürlüğü Meclisine seçilmesinin yolu açılıyor" değerlendirmesinde bulundu. ATO'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Sezer'e sunulan raporda, Vakıflar Yasa Tasarısıyla ilgili eleştiri ve endişeler 37 maddede toplandı. Raporda, özetle şu değerlendirmelere yer verildi:               

* Yabancılara Vakıf kurma ve yönetme hakkı tanınıyor.

* Cemaat Vakıflarının yöneticileri de yabancı olabilecek. Bu ise cemaati kalmamış bazı cemaat vakıflarının yurt dışından gelecek olan gayrimüslim yabancılarca yönetilmesini gündeme getirecek.

* Yabancıların Türkiye'de kurduğu vakıflar, kendi içinde örgütlenebilecek.

* Yabancı vakıflar, Türk vakıflarıyla aynı statüye sahip olacak. Yabancıların ülkemizde kuracakları vakıfların ülkemizdeki faaliyetleri ulusal güvenlik sorununu da beraberinde getirecek.

* Yabancı vakıflar sınırsız gayrimenkul satın alabilecek.

* Tasarı, Anayasaya aykırılık içeriyor. Karşılıklılık şartı aranmaksızın yabancı uyruklu kişilerin kuracakları vakıflara Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkını tanımak, devletin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşürecek bir husustur.

Lozan'a aykırı

* Vakıfların uluslararası ilişkilerinde her türlü sınırlama kaldırılıyor.    

* Vakıflar Meclisi üye sayısı 17'ye çıkarılıyor. Cemaat vakıfları ve yabancılar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetimine ortak oluyor. Buna göre Fener Rum Patriği Bartholomeos'un bile Vakıflar Genel Müdürlüğü yönetimine seçilmesinin yolu açılıyor.

* Heybeli Ada Ruhban Okulunun önündeki tüm engeller kaldırılıyor. Bu bakımdan Ruhban Okulunun da Cemaat Vakfının Kuracağı bir Üniversite aracılığıyla yeniden açılması gündeme gelecektir.

* Vakıflar Meclisi siyasal iktidarın güdümüne giriyor.

* Tasarı, Anayasa'da belirtilen idarenin bütünlüğü ilkesine aykırılık içeriyor.

* Avrupa Birliği ülkelerinde tanınan azınlık haklarının üzerinde haklar veriliyor.

* Tasarı, Lozan ve Anayasa hükümlerine aykırıdır.

* Atatürk Döneminde Cemaat Vakıflarınca verilen beyannameler esas alınmamaktadır.

* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde tazminat davaları gündeme gelecek.

* Cemaat Vakıfları tasarının yasalaşmasından sonra tıpkı yeni vakıflarda olduğu gibi şubeler, temsilcilikler, iktisadi işletmeler, şirketler kurabilecekleri gibi, kurulu bulunan şirketlere iştirak şeklinde ortak da olabilecekler. Bu şekilde bu vakıfların tamamıyla güçlenmelerinin önünde hiçbir engel kalmayacak.

* Cemaat vakıflarına vergi muafiyeti tanınabilir.

* Yunanistan'daki Türk azınlığa ait vakıflar tasfiye edilmektedir.

*Kıbrıs'taki Türk vakıfları unutulmaktadır.[1]

AB üyeliğiniz felâket olur, Türkiye'nin altı oyuluyor!

Leeds Üniversitesi Sosyoloji ve Sosyal Politika Bölümü Öğretim Üyesi İngiliz akademisyen Dr. Bobby Sayyid, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının İslam dünyası için bir felaket olacağını söylüyor.

Sayyid, seksen yıl önce İslam dünyasının kalbi olan bir ülkenin başka bir öyküye dâhil olarak kaderini tamamlayamayacağına dikkat çekerek, "Bu bana sömürgeleştirme sürecinin devamı gibi görünüyor; tıpkı Rusya tarafından merkezi bir yapı içerisine çekilip alınan cumhuriyetler yahut Hollandalılar tarafından idare edilen Endonezya gibi. Açıkçası ben, hem AB'ye üye olup hem de yeni başlayan bir çıkarlar birliğinden nasıl pay alabileceğini hala anlamış değilim" görüşünü dile getiriyor.

Türkiye'nin AB içerisinde ‘Asyalı bir azınlık' olarak kalacağına işaret eden Sayyid, buradaki asıl önemli olan hususun ise Müslümanların daha iyi bir dünya tasavvur ederken bunu Avrupalılıkla özdeştirmeleri olduğunu söylüyor.

AB'nin karakteri sağlıklı bir ilişkiye fırsat vermiyor!

Anlayış Dergisi'nden Ebru Afat'ın sorularını cevaplandıran Sayyid, Türkiye'nin AB'ye üye olursa, öyle ya da böyle siyasi pozisyonunu koruyabileceğini ve AB'nin insan hakları rejiminin Türkiye'de de gerçekleştirilebileceğine inandığını belirtiyor. Sayyid, "Ancak ben bu konuda insan hakları ve demokrasinin doğasının yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. 11 Eylül'den sonra bu prensiplerin ne denli güçlü bir yanılsama olduğunu anlamayan kalmadı" diyor.

Sayyid, İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı'ndan önce 300 bin insan kaybettiklerinden bahsettiklerini, ancak 7 Temmuz'da Londra Metrosu'nda gerçekleşen patlamalarda 56 kişinin ölmesiyle birlikte insan haklarına dair yasaları askıya aldıklarının altını çizerek, "Londra patlamalarından sonra birçok İngiliz yazar bütün Müslümanların düşman olduğunu yazmaya başladı; Müslümanlar susturulmalı, Müslümanların internet siteleri kapatılmalı, vs... AB'nin karakterinin Müslümanlar ve Türkiye ile Avrupa arasında sağlıklı bir ilişkiye imkan tanıyacağına inanmıyorum" ifadelerini kullanıyor.

Kimliğinizin hangi parçası AB'ye katılacağınız bilinmiyor!

Sayyid, Türkiye'nin AB'yi dönüştürme konusunda ise hiçbir şansının bulunmadığını kaydederek, şunları söylüyor: "AB'nin meşruluğunu kabul ettiğiniz takdirde AB'yi nasıl dönüştüreceksiniz? Ya da İngiltere, Fransa ve Hollanda'daki Müslüman topluluklara sert davranmayı içinize sindirerek onu nasıl dönüştüreceksiniz? Başörtüsü Türkiye'de de, Fransa'da da yasak. Ve ben 2023'den sonra-muhtemel bir röportajda- yine Türkiye'nin AB'ye üyelik konusunda tahminde bulunuyor olacağım. Rusya'nın Türkiye'den önce AB'ye katılacağını sizde biliyorsunuz. Bu konuda yanlış düşünüyor olabilirim ama Türkiye'nin üyelik başvurusunun ileriki bir tarihte veto edileceği kanaatindeyim. Çünkü Türkiye'nin nihai anlamda üyeliği, AB'nin kimliğini dönüştürmesi gerekecektir. Ve ben AB'nin, kimliğinin dönüşmesini istediğinden emin değilim"

AB'yi dönüştürmek için Türkiye'nin önce kendi kültürüne dönüp bakması gerektiğini vurgulayan Sayyid, "Çünkü kendi kültürü şu an için Batılılaşmış Avrupalı ve Müslüman Türk kimliği arasında bölünmüş durumda. Türkiye Avrupalı kimliğini nasıl dönüştürecek. Kimliğinizin hangi parçası AB'ye katılacak?" diye sordu.

Türkler barbar ve fakir bir millet olarak görülüyor

İngiliz akademisyen Dr. Bobby Sayyid, Avrupalıların Avrupalı kimliğinin Türkiye'nin istediği şekilde dönüşmesini istemediklerini ifade ederek, "Çünkü Batılı elitler Türkleri medenileşmesi gereken fakir, barbar ve Avrupa'nın dışında kalmış Doğulu bir millet olarak görüyorlar. Onlar dönüşmek istemiyorlar. Bu noktada Türkiye AB'ye ne getirecek? Kebapla AB'yi nasıl dönüştüreceksiniz? Şu anda Avrupa'nın birçok ülkesinde kebap restoranları var ancak onlar Avrupalıları dönüştüremiyorlar" tespitinde bulunuyor.

Sayyid, bir milyar nüfusa sahip Çin'in bile Avrupa kültürü içinde dönüştüğüne işaret ederek, "Türkiye AB'nin hazırladığı şartlar içinde üye olacaktır. Dolayısıyla Türkiye, AB ile müzakere yapabilir ve onu dönüştürebilirse çok şaşıracağım. Şimdiye kadar hangi üye AB'yi dönüştürebildi? Mesela Yunanistan AB'ye girdiği zaman onu değiştirebildi mi?" diye konuştu.

Batılı uşağı bölücülere göre ise: Türkiye AB Üyeliğini Hak Etmiyor!

Kürdistan Sosyalist Partisi-PSK, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda hazırladığı raporu kamuoyuna sundu. "Türkiye Bu Haliyle AB Üyesi Olmayı Hak Etmiyor" adı altında hazırlanan raporda, Türkiye'nin AB üyeliği için önüne konulan görevleri eksiksiz yerine getirmediği, aksine Kopenhag Kriterleri'ni sulandırma çabası içinde olduğu örnekleriyle anlatılıyor.

PSK Dış İlişkiler Komitesi yaptığı açıklamada, İngilizce ve Almancaya çevrilen raporu, AB'ye bağlı kurum ve kuruluşlarına, üye devletlerin devlet ve hükümet başkanlarına, Avrupa Parlamentosunda bulunan tüm siyasi partilere, kiliselere, insan hakları alanında çalışma yapan sivil toplum örgütlerine iletecekleri belirtiliyor.

Raporda: "Türk hükümeti, istenilen tüm değişikliklerin yapıldığını söylüyor. İşin garibi, çağdaş geçinen ana muhalefet partisi CHP ise, "bu kadar uyum paketine ne lüzum var?" diyerek, gereğinden fazla adım atıldığını söylüyor.

Oysa AB'nin 5 Kasım 2003 tarihli raporu, Avrupa Parlamentosu'nun 31 Mart 2004 tarihli oturumunda kabul edilen rapor, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının yayınladığı raporlar, gerçeğin böyle olmadığını söylüyor. Bu raporlarda özellikle, MGK ile ilgili yapılan değişikliklere değiniliyor, ordunun politika üzerindeki ağırlığının aynı şekilde devam ettiğinin altı çiziliyor, çıkarılan yönetmenliklerle, yasalarda yapılan değişikliklerin, tanınan yeni hakların, adeta kullanılmaz hale getirildiği belirtiliyor."

Kiralık Kürtçüler: "Uyum Yasaları Askere Uygulanmıyor" diye şikâyet ediyor!

Raporda şunlar söyleniyor: "Askerlerle ilgili yapılan değişiklikler, AB'ye uyum doğrultusunda atılan adımların makyajdan öteye gitmediğini, yapılan düzenlenmelerle, kısıtlanan yetkilerin tekrar iade edildiğini gösteren en çarpıcı örnektir.

Hıristiyan Demokrat Grup Üyesi Hollandalı Parlamenter Arie Oostlander tarafından hazırlanan, AP Genel Kurulunda kabul edilen Türkiye raporunda yer alan, "Avrupa Parlamentosu, ordunun resmi veya gayri resmi etkin ağlarından endişe duyuyor'' şeklindeki belirleme, gerçeği yansıtıyor.

Örneğin, Genel Kurmay Genel Sekreterliği'nin, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ile Radyo Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) yönetimine temsilcilerini ataması hala devam ediyor.

Bundan daha önemlisi, basına yansıyan ve Genel Kurmay Başkanlığı'nın doğrulamak zorunda kaldığı habere göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığı "bölücü ve yıkıcı faaliyetlerde bulunan kişi ve gruplar hakkında istihbarat toplanmasını" istediği bir yönergeyi, idari makamlara göndermiş. Kara Kuvvetleri Komutanlığı bu yönergeyle valilik, kaymakamlık gibi idari birimlerden, bölücü ve yıkıcı terör örgütlerinin yurtiçinde işbirliği yaptığı yerli ve yabancı basın-yayın organları ile diplomatların isim ve faaliyetleri, medya ve siyasi kurumlarla olan ilişkileri, muhtemel bir seçimde "bölücü terör örgütü yanlısı partiler" in hangi partilerle ittifak kurabilecekleri, misyonerler ve misyonerleri destekleyen kurumlar hakkında bilgiler toplayıp kendilerine iletmelerini talep etmektedir.

Ayrıca yönergede, "kendisini azınlık görme eğiliminde olan gruplar" yani kendini Türk hissetmeyenler, Türkiye'nin aleyhine çalışan yazar, sanatçı ve düşünürler hakkında bilgi toplanması isteniyor. İşin en dikkat çekici yanı aynı yönerge, ABD ve AB üyesi ülkelerle ilişkide bulunan ve yandaş olan kişilerin de tespit edilmesini istiyor.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yönergesiyle izlenmesi istenen örgüt, grup ve kişiler sadece bunlarla sınırlı değil. Ayrıca aynı yönerge ile "felsefi gruplar, eylem grupları" ile "yüksek sosyete grupları, sanatçıların mensup olduğu gruplar, zengin ailelerin çocuklarının grupları, tarikatlar (satanistler, Klu Klax, masonlar vb), internet grupları, cinsellik, uyuşturucu, meditasyon, ruh çağırma vb. gruplar" için de istihbarat toplanması isteniyor."

"Amasya değil EMASYA" diye dalga geçiliyor!

"ABD, AB yandaşlarından tutun da "yüksek sosyete grupları"na mensup kişileri fişleyen, bu gruplar hakkında bilgi toplayan ordunun yaptıkları bunlarla sınırlı değil.

"Avrupa Birliği yandaşı, İkinci Cumhuriyetçi, ordu düşmanı, Atatürkçülük karşıtı kişiler" adı altında "hainler listeleri" hazırlayan ve elmalarıyla ünlü Amasya kentiyle bir ilişkisi olmayan EMASYA da orduya bağlı bir kuruluş...

Basının yazdığına göre "Emniyet, Asayiş Yardımlaşma Birlikleri" (EMASYA), İl İdareleri Kanunu'na göre, 1960'lı yıllarda kurulmuş. Bu yasaya göre, eğer valilikler toplumsal hareketler karşısında zorlanırlarsa, askeri birliklerden yardım isteyebiliyor. Bu nedenle ordu, yapacağı yardımı planlamak için vatandaşları tanımak, bu amaçla da onları fişlemek gereğini duyuyor.

Bu uygulama, 1970 yılına kadar sürdürülmüş. 1997 yılından sonra, yani Türkiye'nin AB'ye üye olmak için yoğun bir çalışma içine girdiği bir dönemde, EMASYA birliklerinin yapısı İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında yapılan bir protokol ile değiştirilmiştir. Bu protokol ile EMASYA birliklerine, valilik talep etsin veya etmesin, kendisi gerekli gördüğü durumlarda toplumsal olaylara müdahale etme yetkisi verilmiş bulunuyor. 1997 yılından itibaren EMASYA birlikleri, 24 saat düzenli çalışan ve alarmda bekleyen birlikler haline getirilmiş bulunuyor.

EMASYA birlikleri Kara Kuvvetlerine bağlı ve kendisine verilen yetkiye dayanarak istihbarat çalışması yapan, valiliklerden bilgi isteyen, valilikleri yönlendiren kurum haline gelmiştir. 1997 yılında İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay arasında imzalanan protokolle Genel Kurmay, valilik, kaymakamlık gibi sivil kurumlarını da etki alanı içine almıştır. Kısacası EMASYA birlikleri, tüm toplumu izleme yetkisine sahip bir konuma gelmiştir.

Protokollerin anayasa ve yasalara aykırı olmaması uluslararası bir ilkedir. Aykırı olma durumunda protokoller iptal edilir. Oysa Türk hükümeti, bu uluslararası ilkeye rağmen, askerin etkisini daha da artıran bu protokolü iptal etmemiştir.

Tüm bunlardan sonra, Türk hükümetinin, AB üyeliği için önüne konulan ödevlerin en önemlisi olan, ordunun siyasi yaşamdaki etkisini ortadan kaldırma görevini yerine getirdiğini söylemek mümkün müdür?

Bizce değil."

"12 Eylül Anayasası Yerli Yerinde Duruyor" diye niye tepiniliyor?

"Türk hükümetleri, AB'ye üye olmak amacıyla hazırlanan Ulusal Belge'deki bazı vaatlerini yerine getirmek için bazı adımlar atmak istediler. Ama bazıları için, Milli Güvenlik Kurulu'ndan, yani askerlerden onay alamadılar. Yapılan bazı yasal düzenlemeler ise, çıkartılan yönergelerle işlevsiz hale getirildi.

Anayasada yapılan değişiklikler ise rötuştan öteye gitmedi. Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda kabul edilen Hıristiyan Demokrat Grup Üyesi Hollandalı Parlamenter Arie Oostlander tarafından hazırlanan Türkiye raporunda ''1982 döneminin otoriter rejiminin mührünü taşıyan bir anayasanın korunması'' eleştirisi haklı bir eleştiridir.

Ülkenin en seçkin hukukçuları ile baroların belirttikleri gibi, 1982 Anayasası, 12 Eylül askeri cuntasının bir ürünüdür. Baştan sona anti demokratiktir. Bu açıdan, rötuşlarla düzeltilmesi olanaksızdır. Emekliye ayrılan Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un deyişiyle bu bir anayasa değil, "polis tüzüğü" dür.

1982 Cunta Anayasası, vatandaşın hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için değil, tersine, adam yerine konmayan, güvenilmeyen, potansiyel suçlu kabul edilen ve korku duyulan vatandaşa karşı devleti korumak amacıyla hazırlanmıştır. Bu nedenle, hak ve özgürlükleri olabildiğince sınırlayan, kullanılamaz hale getiren bir yasaklar talimatnamesidir.

Bu anayasa baştan sona ırkçı-şoven bir anlayışla yazılmıştır. Giriş bölümü eşi görülmeyen ırkçı bir söylemdir. Türk soyu, kültürünün asaleti öne çıkarılıp fetiş hale getirilirken, diğer halklar ve kültürler inkâr ediliyor.

Hollandalı Parlamenter Arie Oostlander'in söz konusu raporunda da belirttiği gibi, yeni bir sivil anayasaya ihtiyaç vardır.

İşte Kiralık hainlerin feryadı: AB İlkelerine Sahip Çıkmalıdır! Ve Türkiye'ye daha fazla baskı yapmalıdır!

Kopenhag Kriterlerinden birisi de "kurumsal istikrar, demokrasi ve hukuk devletinin güvence altına alınması, insan haklarına saygı ve azınlık haklarının korunması"dır.

Yukarıda özetle belirtmeye çalıştığımız uygulamaları göz önünde tutarsak, Türkiye'nin Kopenhag Kriterlerini özellikle de siyasi olanlarını yerine getirmek için gerekli yasal düzenlemeleri yapmadığını, çıkarılan yasaları da uygulamaya koymadığını, demagojik söylemlerle Kopenhag Kriterleri'ni sulandırdığını gösteriyor. Kendisi AB ye benzemek yerine, AB yi kendine benzetmeye çalışıyor.

Her zeminde, AB'ye üye olmak için gerekli her şeyi yapacağını söyleyen AKP hükümeti, uyum yasalarına karşı çıkan, bu yasaların uygulanması engelleyen güçlere karşı kararlı bir mücadele yürütmüyor. Aksine, bu kesimlerle uzlaşma yoluna gidiyor. Yaptığı bazı rötuşlarla, Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğini iddia ederek, Türkiye'ye görüşme tarihi verilmesini istiyor.

Kürdistan Sosyalist Partisi, Kopenhag Kriterleri'nin tam yerine getirilmesi koşuluyla, Türkiye'nin, AB'ye üye olmasını desteklemektedir. Ama Türkiye'deki Kürt sorununun Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesiyle çözüleceğine de inanmamaktadır. Çünkü Kürt sorunu ulusal bir surundur. Ancak BM Sözleşmesi başta olmak üzere birçok uluslararası belgede dile getirilen kendi kaderini özgürce belirleme hakkının Kürtlere tanınmasıyla çözülür.

Biz, Türkiye'nin AB'ne tam üye olmasını istiyoruz. Eğer AB Türkiyeleşmek istemiyorsa kendi prensiplerine sahip çıkmalı, bu prensiplerin Türkiye tarafından sulandırılmasına müsaade etmemelidir. Kopenhag Kriterlerini tam olarak hayata geçirmedikçe, bu ülkeye görüşme tarihi vermemelidir.

AB'nin, kendisine katılmak isteyen Türkiye'ye, aşağıdaki taleplerimizi yerine getirmesi konusunda uyarıcı görevini yerine getirmesini istiyoruz.

1- 12 Eylül faşist askeri rejiminin ürünü olan anayasa değiştirilmeli, yerine Kürtlerin varlığını resmen kabul eden yeni bir anayasa yapılmalıdır.

2- Şiddete başvurmadıkça, düşünme, düşündüğünü söyleme ve örgütlenme özgürlüğü yasal güvence altına alınmalıdır.

3- Kürtlere, anadillerini eğitimin her aşamasında kullanma hakkı tanınmalıdır.

5- Hiç bir kısıtlama olmaksızın, Kürtçe radyo, televizyon ve her türlü yayın hakkı tanınmalıdır.

6 Kirli savaşın ürünleri olan JİTEM, Özel Tim, Köy Koruculuğu gibi paramiliter kurumlar dağıtılmalı, işledikleri suçların hesabı sorulmalıdır.

7- Kürt partilerine kendi kimlikleriyle serbestçe örgütlenme hakkı tanınmalı, bunun için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

8- Devlet, elini dinden çekmelidir. Her cemaat (Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Yezidi, Süryani, Alevi) sivil kurumları aracılığıyla dini vecibelerini özgürce yerine getirmelidir.

9- Koşulsuz ve herkesi kapsayacak bir genel af çıkartılmalıdır.

Biz gerçekten, Kopenhag Kriterleri'nin gereğini yerine getirdiği, bu kapsamda Kürt sorununun çözümü için de ciddi adımlar attığı zaman, Türkiye ile adaylık müzakerelerinin başlatılmasından yanayız.

İnsan haklarını pervasızca çiğneyen, Kürt halkına en basit hakları bile tanımamakta ısrar eden Türkiye'ye müzakere yolunu açmak, ona, AB normlarına uymama ve mevcut baskı sistemini sürdürme konusunda cesaret verecektir.

Yapılan yasal değişiklikleri yeterli bulup, kalanını da görüşmeler sürecinde yaptırma yaklaşımının doğru olmadığı düşüncesindeyiz. Böyle olması halinde Türkiye, tüm sorunlarını AB'nin içine taşımış olacaktır. Ve ayrıca bu, baskının ve haksızlığın, ırkçılığın ve militarizmin mükâfatlandırılması olur.

AB bu yanlışı yapmamalı.[2]




[1] Yeniçağ / 24 Eylül 2006

[2] Kürdistan Sosyalist Partisi Mayıs 2004

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ÇEVREMİZDE NELER OLUYOR?
  1- ABD Düşman üretip, silah satıyor! ABD'nin eski Irak Büyükelçisi...
Devami
OLGUNLAŞMANIN VE BAŞARIYA ULAŞMANIN KURALLARI
  OLGUNLAŞMANIN VE BAŞARIYA ULAŞMANIN KURALLARI          A- İmanın Şartları: 1- Allah’a İman;...
Devami
ERBAKAN’IN VE MUSTAFA KEMAL’İN MASONLARLA MÜCADELESİ!
  Masonluk; farklı din ve kavimden, farklı köken ve kültürden, farklı...
Devami
AKP’nin Ahlâk Ayarı; Yetiştirme Yurtları ve DIŞ POLİTİKA DUYARSIZLIĞI!
Yapılan bilimsel araştırmalar, nikotin zehri içeren tütün yapraklarına ve esrar...
Devami
Nüzhet Dede'nin ALLAH-MUHAMMED AŞKI VE ATATÜRK HAYRANLIĞI
  1862 yılında, o dönemde Elazığ'a bağlı Çemişgezek'te doğan, yakın dostu...
Devami
Rahmetli Erbakan’a Sataşan HAYDAR BAŞ, KİMLERİN MAŞASIYDI?
  Prof.luk yaftasının sahte olarak alınıp kullanıldığı, bizzat mahkeme talebiyle YÖK...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4786

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR