ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün441
mod_vvisit_counterDün3418
mod_vvisit_counterBu Hafta21610
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay21610
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17349608

IP'niz: 44.192.10.166
Bugün: 06 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12402315

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

RECEP BEY'İN EFELENMESİ, ABD'YE TENEKE SESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Gerçekte ABD ve AB emperyalizmine ve İsrail siyonizmine hizmet için iktidara getirilen, ama milletin havasını almak için ara sıra efelenmesi gereken kukla yöneticilerin, kuru sıkı tehditleri ve kof kabadayılık gösterileri, dış güçler tarafından "gevezelik" olarak kabul edilir. ABD ve AB yetkililerine teneke sesi gibi gelen bu tür tekerlemeler, genellikle daha büyük tavizlerin verilmesi öncesinde dillendirilir.

 

Gerçekte ABD ve AB emperyalizmine ve İsrail siyonizmine hizmet için iktidara getirilen, ama milletin havasını almak için ara sıra efelenmesi gereken kukla yöneticilerin, kuru sıkı tehditleri ve kof kabadayılık gösterileri, dış güçler tarafından "gevezelik" olarak kabul edilir. ABD ve AB yetkililerine teneke sesi gibi gelen bu tür tekerlemeler, genellikle daha büyük tavizlerin verilmesi öncesinde dillendirilir.

İbrahim Tenekeci'nin dediği gibi:

Sayın Erdoğan, "Amerika Irak'ı işgal ederken kime danıştı" diye çıkış yaptı. Hikâyenin tamamını bilmesek, bu sözü ayakta alkışlayacağız.

Herkesin söylediğini biz de söyleyelim: Şu an itibariyle, Irak'taki işgal kuvvetlerine giden gıdanın, malzemenin, teçhizatın, zırhlı araçların, hatta yakıtın yüzde sekseni Türkiye üzerinden gidiyor. Ya biz veriyoruz ya da hava sahamızdan, topraklarımızdan geçmesine müsaade ediyoruz.

Hem böyle bir çıkış yapacaksınız, hem de işgalcilere en büyük lojistik desteği siz sağlayacaksınız.!?

Aynı durum Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt yönetimi için de geçerli. Bir yandan Barzani ve ekibinin palazlanmasını engellemeye çalışıyor, bir yandan da şunu yapıyoruz: "Şu anda yüzlerce Türk firması, Kuzey Irak'taki Kürdistan'da yeşil Amerikan dolarları karşılığında bayındırlık ve alt yapı hizmetleri vermektedir. Türkiye'yi parçalamaya yönelik bir hareketi para karşılığında Türkiyeliler destekliyor." (Mehmed Şevket Eygi'nin 16 Ekim tarihli yazısından.)

Bu ve benzeri tutarsızlıklarımız yüzünden, bizi ciddiye alan ülkelerin/milletlerin sayısı her geçen gün azalıyor.

Sözde Ermeni Soykırımını destekleyen Amerikalı bir senatör, birkaç gün önce şu açıklamayı yaptı: "Türklerin tepkisini fazla önemsemeyin. İki gün sonra unuturlar."

Nitekim Ermeniler lehine karar aldığı için önce Fransız hükümetini protesto ettik, mallarına ise boykot uyguladık. Ya sonra? Bu ülkeyle işlem hacmimiz rekor üstüne rekor kırdı.

Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye isimli eserine şu cümleyle başlar: "Anadolu'nun kurtuluş savaşı, ruh cephesinde henüz yapılmadı."

İşe buradan başlamalıyız.

İşçisinden başbakanına, köylüsünden cumhurbaşkanına kadar, yeni bir ruhla, yeni bir heyecanla...

Tarihi günler yaşıyoruz.

Artan terör olayları ve sınır ötesi operasyon tartışmaları, sözde Ermeni soykırımı iddialarının tehlikeli bir hal alması, Batı ile gerginleşen ilişkiler, güven bunalımı vesaire.

Her on vatandaşımızdan dokuzu Amerika'yı sevmiyor, tehlike olarak görüyor. Buna rağmen, Türkiye ile Amerika arasındaki ortak çıkarlardan bahsediliyor. Aslında Türk milleti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında hiçbir ortak çıkar kalmamıştır. Birtakım gafillerin, masonların, dönmelerin, kriptoların ortak çıkarları olabilir; fakat onların lehine olan, milletimizin aleyhinedir.


Avrupa Birliği çabalarının özü de budur. Mesela Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bölücü terör örgütü üyelerinin lehine, başörtüsü mağdurlarının aleyhine kararlar verirken; milletimizin bu yapıya iyi gözle bakması mümkün müdür?

Son olarak, Hasan Zengin isimli bir Alevi vatandaşın zorunlu din dersinin kaldırılmasıyla ilgili başvurusunda, Alevilerin istediği yönde karar verdiler. Mahkemeye göre, okullarımızda okutulan din dersi tarafsız değilmiş; genelde İslam dinini, özelde ise Sünni mezhebini öne çıkarıyormuş.

Bu kararı da, yukarıda saydığım gelişmelerin devamı ve bir parçası olarak görüyorum. Şöyle ki: Birileri, ülkemizdeki gruplar arasındaki ayrışmayı daha belirgin kılma çabası içinde. Buna, adına "milli birlik ve beraberlik" denilen şeyi zayıflatma gayreti de diyebiliriz.

Bunun ne gibi bir anlama geldiğini Irak örneğiyle açıklamaya çalışalım.

Önce Saddam Hüseyin eliyle, Irak'taki gruplaşmayı daha keskin bir hale getirdiler: Bir yanda Sünniler, bir yanda Şiiler, bir yanda Kürtler... Her grup diğerinden nefret eder hale geldi, getirildi. Milli birlik ve beraberlik yerle bir oldu.

Sonrası malum: Amerika, ciddi bir direnişle karşılaşmadan Irak'ı işgal etti. Iraklılar, birbirlerini öldürürken gösterdikleri gayretin beşte birini işgalcilere karşı göstermediler.

Şimdi bile, Iraklıların bir kısmı işgal kuvvetlerine karşı direnirken, bir kısmı da bu direnişçilere karşı mücadele ediyor.

Hem şahsiyetine, hem bilgi ve basiretine güvendiğimiz birçok aydın, yakın gelecekteki tehlikeler konusunda bizi uyarıyorlar.

Sözde Ermeni Soykırımının dünya çapında genel kabul görmesinden sonra, hemen peşinden gelecek olan tazminat ve toprak talepleri... (Büyük Ermenistan Projesi)

Ülkemizin parçalanma tehlikesi... (Büyük Kürdistan Projesi)

Amerika ve İsrail'le karşı karşıya gelme ihtimali... (Büyük İsrail Projesi veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesi) Vs.

Bir yandan bunlar ihtimal olmaktan çıkarken; bir yandan da Irak örneğinde olduğu gibi, milli birlik ve beraberliğimizin bozulmasına yönelik adımlar atılıyor: Türkler ve Kürtler, Sünniler ve Aleviler, Laikler ve Dindarlar gibi...

Amaç, yaşanacak zorlu günlerde, Türk toplumunda oluşacak büyük direnci kırmak, zayıflatmak... Yani Türk milletini yumuşak lokma haline getirmek...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aldığı kararlarla, Amerika gizli kapaklı işlerle, İsrail birtakım oldubittilerle, bu gidişatı hızlandırmaya, bu olumsuzluğa katkı sağlamaya devam ediyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne düşen ise, öncelikle tutarlı olmak, sonra Amerika, İsrail ve Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi gözden geçirmek, dış politikamızı yeniden inşa etmek, birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek adımlar atmak; ayrıca Hasan Ünal'ın deyimiyle, onların (Amerika ve İsrail)  anlayacağı dilden konuşmaktır.

Bütün bunların yolu ise "ruh cephesinden" geçiyor...16[1]

İnterpol'un kırmızı bültenle aradığı terörist başının kardeşi Osman Öcalan itiraf ediyor.

"ABD PKK'yı, İsrail Pjak'ı destekliyor"! Oysa Hepsi, İsrail'in ve Yahudi Lobilerinin güdümünde bulunuyor.

Türkiye'nin yıllardır İnterpol kanalıyla aradığı suçluların başında gelen ve uzun süredir ortalarda görünmeyen "Ferhat" kod adlı Osman Öcalan, Türkiye'nin yapacağı olası bir sınır ötesi harekat için "Bu bir Türkiye-ABD çatışması olur. Kuzey Irak'a yapılacak bir askeri harekatta ise bölgedeki Kürt liderler el altından örgütün yanında yer alır" diyor. Uzun yıllar terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan ile birlikte örgütün komuta kademesinde yer alan ve ağabeyinin tutuklanmasıyla birlikte 1999'dan 2003 yılına kadar PKK'nın liderliğini yürüten 49 yaşındaki Osman Öcalan, iki yıl önce fikir ayrılığı nedeniyle ayrı düştüğü örgütün, tümüyle kontrolden çıktığını savunuyor.

Bir dönem İran'da Devrim Muhafızları tarafından tutuklandığı iddia edilen Öcalan, Türkiye'nin Kandil Dağı'na yönelik sınır ötesi askeri harekatı sıkça dile getirdiği bir dönemde Kuzey Irak'ta İHA Irak Temsilcisi Sadık Kahraman'ın sorularını cevaplarken, örgütün ağabeyinin hapse atılmasından sonra kontrol dışı eylemler gerçekleştirdiğini kaydederek, bunun sebebinin de ABD ve AB ülkeleri olduğunu söylüyor. Örgütün başında olduğu dönemlerde Irak'a yönelik askeri müdahaleden kısa bir süre önce 2003 yılının başlarında ABD makamları ile Amerikan Dışişleri Bakanlığı nezdinde mektuplaştığını da anlatan "Ferhat" kod adlı eski PKK'lı, "Ben PKK adına yazılan mektupların çoğunu yazdım ve mektuplarımız hepsi kabul gördü. Mektupları dışişleri bakanlığından, buradaki özel temsilcilerine kadar gönderdik. Ağırlıklı olarak buradaki temsilciliklere yazıştık. Bazen dışişleri bakanlığına farklı mektuplar gönderdik. Mektuplarımız ABD tarafından alınmış, daha çok ‘değerlendireceğiz' şeklinde cevaplanmıştır. Ancak zaman zaman da temaslar olmuştur. Bu temaslarda görüşmeler hep olumlu geçmiştir" şeklinde konuşuyor.

"Görüşmeler daha çok askeri yetkililerle oldu"

Örgüt adına ABD makamları ile yapılan görüşmelerin genellikle Irak'ın işgalinden sonra gerçekleştirildiğini dile getiren Osman Öcalan, "Görüşmeler daha çok askeri yetkililerle oldu. Ben kendim şimdiye kadar hiçbir Amerikalı ile görüşmedim. Bunu Irak'ta faaliyet gösteren ilgili arkadaşlar gerçekleştirdi. 2003'de sık sık görüşmeler oldu. Yani karşılıklı olumlu bir hava vardı. Ve o devam etti. Bugüne kadar da sürdüğü kanısındayım. Son 1 yıl içinde görüşme olduğunu kesin tespit edemem ama bu yönde bilgiler var."

ABD'nin Kürtlerin Irak siyaseti içinde öne çıkmasına destek verdiğini kaydeden Öcalan, bu nedenle ABD'nin PKK'yı, İsrail'in de örgütün İran uzantısı olarak nitelendirilen PJAK'ı desteklemesinin muhtemel olduğunu savunarak,  PJAK'ın kuruluş amacının da İsrail ve ABD çıkarı doğrultusunda oluşturulduğunu, ancak her iki ülkenin de PKK ve PJAK'a yönelik desteğinin dolaylı yollardan geliştiğini ima etti. Öcalan, "PJAK'ın izlediği politika bu iki gücün politikalarına uygundur" itirafında bulunuyor.

Örgütün halen İmralı Cezaevi'nde tutuklu bulunan ele başısı Abdullah Öcalan'ın örgüt ve Demokrat Toplum Partisi üzerindeki etkisini de değerlendiren Osman Öcalan, "Türkiye'de Kürt sorunu ile ilgilenen Kürtlerin yüzde 95'i halen Abdullah Öcalan'a bağlıdır. Yani Abdullah Öcalan'a halk kesimi bağlı. Bu nedenle PKK da, DTP de Abdullah Öcalan'ın dediklerini dikkate almak zorundadır. Onu dikkate almazsa DTP biter. Abdullah Öcalan, içinde bulunduğu koşullar dolayısıyla PKK'yı yönetemiyor. Yönetmiyor da. Bana göre yönetmeye kalkışmak, örgütsel açıdan çok ciddi bir olumsuzluktur. Ve gerek PKK'nın beklentileri, gerekse hükümetin ‘Apo örgütü yönetiyor' iddiaları çok abartılıdır. Bana göre doğru değildir. Ben örgütün İmralı'dan yönetilmesine de baştan beri karşıyım. Abdullah Öcalan son olarak 3 hafta önce, ‘bana çok yükleniyorsunuz, benim yapamayacağım işleri benden bekliyorsunuz. Siz gidin bildiğiniz gibi yapın' dedi. Ondan sonra PKK'nın eylemleri arttı" dedi.

"Eşeğe gücü yetmeyip, semerine sataşmak" misali Amerikan tertipçisine taşeronluk yapıp, PKK tetikçisine tavır alanlara sormak lazım:

 Sayın Baylar!: Aşağıdaki soruların "doğru" cevaplarını açık ve anlaşılır bir şekilde, hiçbir gerçeği gizlemeksizin Türkiye halkına bildirmekle yükümlüsünüz.

Birinci soru: PKK kendi kendine oluşmuş bir hareket midir, yoksa bir takım derin güçler tarafından niyetli, planlı, programlı ve kasıtlı bir şekilde "fabrike" mi edilmiştir?

İkinci soru: Abdullah Öcalan'ın başlangıçta MİT'le ilgisi ve ilişiği olmuş mudur? Bu konuda çok güçlü, rivayetler, şehadetler dile getirilmektedir.

Üçüncü soru: PKK terörü zor veya kolay bir şekilde mutlaka bitirilebilecek iken, niçin bir takım derin güçler tarafından kasıtlı olarak uzatılmıştır (Gazeteci Avni Özgürel, Neşe Düzel'in kendisi ile yaptığı röportajda Apo'nun "Avni Bey, bu savaşı bitireni bitirirler..." dediğini naklediyor.) Derin güçler bu kârlı, bu rantlı savaşı niçin bitirtmemişlerdir?

Dördüncü soru: 1984'ten bu yana PKK terörü resmi rakamlarla Türkiye devletine, ülkesine ve halkına kaç yüz milyar dolara mal edilmiştir?

Beşinci soru: Örtülü ödenekten hesapsız, kitapsız, belgesiz bu konuda kaç milyar dolar dağıtılmış ve kimlere verilmiştir?

Altıncı soru: PKK savaşının tozu dumanı içinde, dünya çapında yoğun bir uyuşturucu kaçakçılığı, ticareti, trafiği yapılmıştır. Bir takım Kürtler ve Türkler bu yolla dehşetli zengin olmuşlardır. Bu beyaz kaçakçılığının yekun hacmi milyar dolar olarak ne kadardır ve niçin gizlenmektedir.?

Yedinci soru: PKK gölgesinde yapılan uyuşturucu ticareti günümüzde devam etmekte midir?: Geçmiş iktidarlar devrinde kimler buna göz yummuş ve müsaade etmiştir?

Sekizinci soru: PKK gölgesinde yapılan uyuşturucu ticareti ile dolar mültimilyoneri olan birkaç yüz kişinin listesini yayınlamaya cesaretiniz yeterli midir?

Dokuzuncu soru: Uyuşturucu kaçakçılığına paralel olarak PKK terörünün gölgesinde silâh, cephane, askeri araç ve gereç kaçakçılığının veya kara ticaretin hacmi kaç yüz milyar dolardır? Teröristler bu silâhları nasıl elde etmişlerdir?

Onuncu soru: Yukarıda bahsedilen Neşe Düzel - Avni Özgürel röportajında, PKK teröristlerinin bir ara Türkiye'nin resmi kuruluşu Makine Kimya Endüstrisi Kurumu'nun mermilerini kullandıkları yazılıdır, bunun iç yüzü nedir?

On birinci soru: 1980'lerden bu yana terör hareketlerinin yoğun olduğu Güneydoğu Bölgesinde kaç bin köy boşaltılmış, tahrip edilmiş, bağları ve bahçeleri harap hale getirilmiştir? Bu köylerden kaç milyon vatandaşımız büyük şehirlere bir nevi sürgüne gönderilmiştir?

On ikinci soru: PKK savaşında hayatlarını kaybeden 30 küsur bin vatandaşımızın hesabını kimler verecektir?

On üçüncü soru: PKK terörünün mahiyeti, bu terörün gölgesinde yapılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgili dehşetli bilgiler ele geçiren ve bu konuda yayın yapmaya hazırlanan gazeteci Uğur Mumcu'yu, otomobiline patlayıcı koyarak kimler, hangi güçler paramparça ederek öldürmüşlerdir?

On dördüncü soru: Uğur Mumcu'nun katilleri niçin hâlâ "bulunamamıştır"? Yoksa gizlenmekte midir?

On beşinci soru: Ülke içindeki, sayıları nihayet bir-iki bin olan PKK teröristleri imha edilemezken, yabancı bir ülkenin çok engebeli ve sarp bölgesindeki teröristler nasıl imha edilecektir? PKK'nın arkasındaki ABD ve AB ve İsrail'e tavır koymak daha gerekli ve etkili değil midir?

On altıncı soru: Devletimizin ve millî istihbaratımızın elinde PKK terörünün ABD, İsrail ve bazı batı devletleri tarafından planlandığına, mânen ve maddeten desteklendiğine dair belgeler ve bilgiler bulunmaktadır. Bunlar Türkiye halkına ve dünyaya niçin resmen ifade edilmemektedir?

On yedinci soru: Tarih boyunca bu coğrafyada Türkler ve Türkleşmişler ile Kürtler İslâm bağı ile birbirlerine perçinleşmiş iken, bu bağın kasıtlı ve planlı bir şekilde darbelenmesi ve kopartılması yüzünden iki unsur arasında vahim bir kopukluk meydana gelmiştir. Bu kopukluk Türkiye'nin varlığını ve bütünlüğünü tehlikeye atmıştır. Niçin İslam bağını güçlendirme yoluna gidilmemiştir?

On sekizinci soru: Türkiye'deki birtakım derin, gizli, esrarlı güçler yakın tarihimizde kasıtlı olarak Türk-Kürt kutuplaşması çıkartmışlardır. Devlet, ülke ve halk olarak Türkiye'nin yüksek menfaatlerine son derece zarar veren bu kutuplaşmayı, zahiren Türk ve Müslüman görünen, gerçekte ise gizli kimlik sahibi olan bir takım "Kriptolar" mı tahrik etmektedir?

On dokuzuncu soru: Türk Tarih Kurumu Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu bundan birkaç ay önce, ülkemizde bir takım kriptolar bulunduğunu, bunların, bir kısmının isim listesine sahip olduğunu açıklamıştı. Sonra bu konudaki tartışmalar örtbas edildi. Bu kriptoların PKK terörünü sürdürdükleri, kışkırttıkları, bu yolla Türkiye'yi bölmek ve parçalamak istedikleri uyarılarına niçin yanıt verilmemiştir?

Yirminci soru: ABD; İsrail, bazı AB ülkeleri Türkiye'nin, İran'ın, Suriye'nin bir kısmını da içine alan büyük bir Kürt devleti kurulması için çalışıyorlar. Biz ise onlarla dost ve müttefik olmakta devam ediyoruz. Onlar bizi parçalamak ve bölmek istiyor, biz onlarla dostluğu, ittifakı, işbirliğini sürdürüyoruz. Bu bir intihar politikası değil midir? Bu ittifak ve işbirliğinin, bizim bilmediğimiz hikmetleri ve faydaları varsa, halkımıza anlatılması ve bildirilmesi gerekmez midir?

Politikacılarımız, büyük bürokratlarımız, medyamız Türkiye'yi yirmi küsur yıldan beri sarsan PKK terörü konusunda havanda su dövmeye devam ediyor. Dişe dokunacak, sadra şifa olacak, halkı aydınlatacak, meselenin mahiyetini ortaya koyacak bilgiler verilmiyor.

PKK hareketinin başını yakaladılar, paketleyip Türkiye'ye teslim ettiler... Asılsın, kesilsin, kazığa geçirilsin edebiyatı yapıldı. Sonra Marmara'daki İmralı Adası kendisine ikametgâh yapıldı. Ve rivayete göre oradan, dolaylı şekilde hareketi idare ediyor.

Bir takım derin ve gizli güçlerin yanlış siyasetleri, yanlış stratejileri, yanlış ideolojileri yüzünden doğu ye güneydoğudaki vatandaşlarımızın "aidiyet" bağları zedelendi.

PKK terörü hakkında halkımızdan, kamuoyundan doğru bilgiler gizleniyor.

Türkiye bu hareketin mahiyetini ve iç yüzünü bilmiyor.

Ermenistan'ın ve Ermeni diasporasının PKK hareketini desteklediği konusunda yeterli aydınlatma ve bilgilendirme yapılmıyor.

Bir takım geri zekâlıların ve hainlerin beğendiği ve benimsediği BOP'un maddelerinden birinin de bağımsız Kürdistan devleti olduğu yeteri kadar açıklanmıyor.

Şu anda yüzlerce Türk firması, Kuzey Irak'taki Kürdistan'da yeşil Amerikan dolarları karşılığında bayındırlık ve alt yapı hizmetleri vermektedir. Türkiye'yi parçalamaya yönelik bir hareketi para karşılığında Türkiyeliler destekliyor...

Evet PKK konusunda büyük bir karanlık vardır. Bu karanlık giderilmeli, gerçekler sağlam bilgi ve belgelerle açıklanmalıdır.

Şizofrenik hamaset edebiyatına son verilmelidir.

Paranoyak komplo teorilerine karnımız toktur ama gerçek komploları bilmek ve öğrenmek istiyoruz.

Büyük Millet Meclisi'nde PKK terörü ile ilgili resmi tahkikat dosyaları vardır. Bunlarda uyuşturucu kaçakçılığının helikopterle yapıldığı yazılıdır.

1984'te Ermeni ASALA terörü aniden bitirildi, yerine sözde Kürt PKK terörü ikame edildi.

Ölü olarak ele geçirilen bazı PKK teröristleri sünnetsizmiş. Kürtler ise Müslüman'dır ve sünnetlidir. Bu garabeti kim açıklayacak?17[2]

Ve son soru: Küreselleşmeci, yani İsrail siyonizmine teslimiyetçi hükümet ve zihniyetlerle PKK sıkıntımız ve diğer sorunlarımız çözülebilir mi?

"Küreselleşme Kangreni... 

Küreselleşmenin adaletsiz yüzünü görmemekte ısrar eden, uluslararası toplantılarında yüz binlerce kişinin protestolarına aldırış etmeyen Uluslararası Para Fonu IMF de sonunda pes etti ve "küreselleşmenin gelir adaletsizliğini artırdığını" açıkladı.

IMF'nin hazırladığı "Dünyanın Ekonomik Görünümü" başlıklı raporda küreselleşmenin şimdiye kadar görmezden gelinen adaletsiz yapısına geniş yer veriliyor.

Bu olumsuzlukların en başında da ne yazık ki terör geliyor. Küresel terörün başlıca sebebini de küresel yoksulluk ve sefalet oluşturuyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO'nun hazırladığı son raporlardan birinde vurgulandığı gibi, dünyadaki çalışanların yarısı (ki bu rakam yaklaşık olarak 1 milyar 400 milyon kişi) günde 2 dolardan az kazanıyor. 550 milyon kişi ise günlük 1 dolarlık yoksulluk sınırının bile altında ücretle çalışıyor. Çarpık küreselleşme süreci nedeniyle insanlar çalıştıkları halde yoksulluğa ve açlığa mahkum oluyor. Dünyada 1.5 milyar insan çalışıyor ama ne yazık ki karnını dahi doyuramıyor.

Dünya Bankası eski baş ekonomisti ve Nobel ekonomi ödülü sahibi Prof. Dr. Joseph Stiglitz'in küreselleşme üzerine söylediklerinin doğruluğu her geçen gün yeni gelişmelerle bir kez daha teyit ediliyor.

Stiglitz, küreselleşme sürecinin istikrarsızlık getirdiğine dikkat çekerek, küreselleşmenin mutlaka yeniden yapılandırılması gerektiğini söylüyordu. Stiglitz, küresel sürecin mutlaka demokratikleştirilmesi ve çok taraflı bir anlayışın benimsenmesi gerektiğinde ısrar ediyordu.

Yanlış yönetilen küreselleşmenin gelir dağılımındaki uçurumu daha da artırdığına dikkat çeken Stiglitz'in şu sözleri, küresel sürecin içine girdiği çıkmazı tüm açıklığıyla tarif ediyor: "Küreselleşme umulan başarıyı getiremedi. Yoksul insanlar sadece tokluk için yaşamaya başladı. Avrupa Birliği'nde inek başına 2 dolar sübvansiyon düşüyor. Dünya Bankası'nın kişi başına fakirlik sınırı da 2 dolar. Yani Avrupa'da inek olmak, Afrika'da insan olmaktan daha iyi!.. "

Dünya Bankası'nın eski Başkanlarından James Wolfensohn'un küresel adaletsizliğe dikkat çeken şu tespitini de yeniden hatırlamakta fayda var: "Dünya genelindeki aşırı yoksulluk insanlığı tehdit eder hale geliyor..."18[3] Yani terörü de küresel sermaye besliyor.










[1] 17.10.2007 / Milli Gazete

[2]  16.10.2007 / Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete

[3]  17.10.2007 / Dr. Abdullah Özkan / Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

Bilderberg ve CFR Tarihinde Bir İlk : BU İKİ SİYONİST KURULUŞ AYNI TARİHLERDE NİYE TÜRKİYEDE
  CFR, Brüksel-İstanbul-Ankara Toplantısı 24 Mayıs-3 Haziran 2007 Siyonist Yahudilerin güdümündeki...
Devami
YAHUDİ'NİN ERMENİLERİ VE HALACOĞLU'NUN TESPİTLERİ
  Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu'nun: "PKK'ya çalışan...
Devami
TEFRİKANIN SEBEPLERİ
  Hak dinlerin ve davaların en büyük belası fırkacılık ve...
Devami
TALAT PAŞA ŞEHİT'İSE APO'DA GAZİDİR!...
  Ulusalcı girişimin Berlin buluşmasına Talat Paşa adı yakışmıyor!   İsrail'in...
Devami
BUNLAR HAYRA ALAMETTİR!
  Malum merkezlerin güdümünde bulunan bazı solcu, sağcı ve İslamcı...
Devami
ASIL SUÇLU İTTİHACILAR MI, PADİŞAHLAR MI
  Yerli ve yabancı, tarafsız bütün araştırmacıların, aydınların ve yazarlarını...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4106

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR