Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2246
mod_vvisit_counterDün8605
mod_vvisit_counterBu Hafta63195
mod_vvisit_counterGeçen hafta77717
mod_vvisit_counterBu Ay84543
mod_vvisit_counterGeçen Ay254358
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15979532

IP'niz: 35.172.233.215
Bugün: 07 Ağu 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11886199

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

Meclis Darbe Komisyonu AMERİKA’YI AKLAMA VE ERBAKAN’I KARALAMA PLATFORMU MU?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Hasan Hüseyin Ceylan, görünüşte 28 Şubatı eleştirirken, gerçekte Erbakan Hoca’yı rencide edecek ve Recep T.Erdoğan’ın gözüne girecek açıklamalar yapmış ve tüm yalaka ve yandaş medya bunları manşete taşımıştı. Oysa Aziz Hocamız kendisine: “bazıları konuşarak sevap kazanır; ama sen susarak sevap kazanırsın” uyarısını yapmıştı. Rahmetli Hocamızın ısrarla vurgulamasına ve ispatlayıcı belgeler sunmasına rağmen, 28 Şubatı tezgâhlayan ABD ve Yahudi Lobileri gibi dış odakları nedense atlayıp, Mason Süleyman Demirel ve Askerler gibi kuklaları asıl suçlu ve sorumlu gösteren Hasan Hüseyin Ceylan’ın Erbakan’a ve Refah-Yol iktidarına yönelik planların gerçek nedenlerini ve Hocanın tarihi ve talihli girişimlerini unutması da dikkatlerden kaçmamıştı. H.Hüseyin Ceylan 28 Şubat süreciyle ilgili TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma (ve saptırma) Komisyonuna verdiği ifadede, ayarını ve ahlakını ortaya koymaktaydı. Ve zaten Erbakan’ın büyüklüğü; çevresindeki, milletvekili olmuş kişilerin bile işte bu karakter ve kabiliyette olduğu insanlarla, Hak davasını başlatması, Türkiye çapında teşkilatlandırması ve sonunda başarıya ulaştırıp, dünya çapında atılımlar yapmasıydı. Üstelik Nurcusundan Süleymancısına, İslamcı yazarından tarikatçısına sözde dindar gurupların hep karşı safta yer almalarına ve Hocanın elinden tutup adam sıfatına kattıklarının, milletvekili, bakan ve belediye başkanı ve bürokrat yaptıklarının defalarca hıyanet ve nankörlük edip kaytarmalarına rağmen, bu kutlu kervanı hedefine taşımıştı.

Şimdi Hasan Hüseyin Ceylan’a sormak lazımdı:

1-Osman Özbek tam bir soysuzluk ve sorumsuzluk sergileyerek Hocaya hakaret ederken, 160 milletvekilinden birisi olarak niye gıkınız çıkmamıştı? Haydi, dava haysiyetiniz ve velinimetiniz olan Hoca hamiyetiniz sizi coşturmamıştı, insani onurunuza ve gururunuza da mı hiç dokunmamıştı?

2-Milli Güvenlik Sekreterliği binasının açılışında bir askerin hışımla gelip Erbakan’a omuz attığını gördünüz de, niye bu duruma sessiz ve tepkisiz kaldınız? Böylesine alçakça bir saldırıya karşılık vermediğinize göre, yahu siz neye yarardınız?

3-Marazlı ve münafık medyaya malzeme olacak şekilde, sözde 28 Şubatçıları tenkit ederken, özde Erbakan Hoca’yı “çaresiz, yetersiz, beceriksiz” göstermek niyetiyle “Askerler onu dövüp iki seksen uzatacaklardı” gibi edepsiz ve erdemsiz bir ifade kullanmakla kimlere yaranmaya çalışmaktaydınız?

4-Yoksa “Erbakan askere karşı böylesine ürkek ve gevşek birisi iken, bakınız Erdoğan nasıl da cesaretli ve dirayetli yaklaşıyor?” demek için mi böyle davranmaktasınız? Erbakan şuurlu ve onurlu bir lider olarak, kukla paşalar ve kiralık maşalarla değil, onların talimat aldığı Siyonist odaklarla uğraşırken ve basit siyasi çıkarlar ve şahsi hesaplar için ülkeyi ve milleti tehlikeye atmaktan sakınırken; Erdoğan’ın boynuna cesaret (esaret) madalyası takan Yahudi patronlara selam durup, onların piyonlarına horozlandığını ve topyekün TSK’yı yıpratmaya çalıştığını anlamayacak kadar saf ve zavallı mısınız?

5-Sen nasıl bir dava adamısın, nasıl bir Müslümansın ve nasıl bir insansın ki; liderin olan Zat, partinin ve hükümetin selameti hatırına senin istifanı gerekli görüp teklif ediyor, ama sen şahsi kaprislerin için bunu reddediyor ve karşı geliyorsun! Ancak sonunda mecburen ve kerhen kabul ediyorsun?

Erbakan Hoca senin gibi birisini Milletvekili yapıp şereflendirdiği halde, bu kadar yağcılık ve yalakalığına rağmen Recep Erdoğan’ın seni hiçbir dönem listeye bile sokmadığını niye unutuyorsun ve bu tavrını neye bağlıyorsun? Erbakan’dan daha iyi adam tanıdığına ve başını ağrıtacak şarlatanlarla uğraşmaya yanaşmadığına mı; yoksa vefa ve vicdan noksanlığına mı?

Erbakan’ı farklı kılan meziyet ve faziletleri:

  • Erbakan, Kur’an nizamının tebliğcisi ve takipçisi olarak, Hakkın ve halkın düşmanlarının, tehdit ve tehlike sıralamasını çok iyi yapar; Siyonizm’in beyin takımını hedef alır ve Büyük şeytanla uğraşırdı. Bazı ucuz kahramanlar gibi, şer odaklarının kuyruğu olan kuklalarla boğuşup; zaman, eleman ve imkân israfına yol açmazdı.
  • Erbakan; ülkesi, Milleti ve İslam ümmeti zarar görmesin diye, gerektiğinde stratejik geri adım atmasını bilir, kınayıcıların dedikodularına aldırmazdı.
  • Sağlığında, Siyonist odaklara yaranma hatırına, Erbakan’a atmadıkları tekme, takmadıkları çelme kalmayan Abdurrahman Dilipak, H.Hüseyin Ceylan, H. Celal Güzel, Hüseyin Gülerce ve Nazlı Ilıcak gibi yazarçizer takımının, şimdi “savunuyor görüntüsüyle Hocaya dolaylı çamur savurma” yarışına girmeleri, Erbakan’ın hatırasına hakaretin bile Siyonist Deccalin katında ne kadar kıymetli olduğunun alameti sayılmalıydı. Bir şairimizin ifadesiyle “Zamanı kokutan” Amerikancı-Fetullahcı zaman yazarlarından Akit ve Yeni Şafak pazarlayıcılarına kadar bütün Bel’amcıkların, gizli tanrıları ABD Yahudi Lobilerini aklamak ve unutturmak üzere, 28 Şubatın bütün suçunu ve sorumluluğunu sadece figüran konumundaki Süleyman Demirel’le, üç beş askere ve medya sekreterine yükleme çabası bile, Erbakan’ın adeta; “tek kişilik ordu” gibi, şeytanları ve münafık yandaşlarını nasıl korkuttuğunun kanıtıydı.
  • Erbakan, Allah’ın rızasının ve mazlum halkın duasının bir gramını, şuursuz kalabalıkların ve onursuz İslamcı kiralıkların binlerce ton alkışına tercih edecek kadar, inançlı, akıllı ve ihlâslıydı. O, kutsal davasını temsil ve tebliğ mesuliyeti ve yeryüzünde Adil Düzeni kurma gayretiyle; evrensel plan ve projeler hazırlayarak, ilgili ve gerekli teşkilatlar kurarak ve en gerçekçi adımları atarak Gizli Dünya Devletiyle boğuşurken; sahne şovluğundan, kürsü şarlatanlığından ve parti kurmayı münafıklığından başka işe yaramayan kof kadroları da sırtında taşımak zorundaydı!?

“Soruyoruz: Bu komisyon 28 Şubat'ı soruşturmak için mi kuruldu, yoksa bu milletin bağrına bastığı Başbakan Erbakan'a çamur sıçratmak için mi!” diyen Milli Gazete haklıydı ve vicdanların tercümanıydı!

Evet, bir komedi oynanıyordu. Güya Meclis'imiz 28 Şubat darbesini kovuşturup soruşturuyordu. Öyle bir tezgâh kurulmuştu ki, sanık sandalyesinde oturması gereken birçok figür, komisyonda bu milletle dalga geçiyordu. Darbe şakşakçıları, korku kaçkınları, apoletli Genel Yayın Yönetmenleri ve yazarları... Çok çok masum(!) gazete patronları... Kameralara pozlar veriyor, objektiflere sahtekâr tebessümler konduruluyordu. Bunlar mecliste özenle ağırlanıyor, gizli ve kirli bir dönemin cesur ve onurlu şahitleri gibi topluma sunuluyordu. Doğruyu söyleyenden ziyade,   işkembe-i kübradan atanlar öne çıkıyordu. Dost görünen ama dümen çeviren gafiller ise, daha derin tahribat yapıyordu.

Oysa camiamız, o sinsi ve Siyonist süreçte eli silah tutanı da kalem tutanı da unutmuyordu. Kimi silahını doğrulturken kimi de bağrımıza kalemini saplıyordu. Ama güya bizden bilinen birileri son günlerde değişik bir yöntem deniyor, bizi arkamızdan hançerliyordu. Bunlarınki ne silah doğrultmaya, ne de sırtımıza kalem saplamaya benziyordu. Vefadan ve hayâdan uzak ifadelerle, dev bir çınara saldırılıyordu. Sinsice saldırdıkları çınar bir zamanlar gölgesinde barındıkları kutlu sığınağın ta kendisi oluyordu; Şimdi fırsatçı fareler fildişi kulelere çıkmak için o çınara balta sallamayı maharet sayıyordu!.

İktidara yaranmanın yeni yöntemini bulmuş bazı akıl ve ahlak fukaraları açıkça zırvalıyorlardı. Önce Hakka ve hayra sevdalı milyonlarca insanların izinden yürüdüğü muhterem Liderine "mış"lı, "miş"li dedikodularla saldırıp hakkında ipe sapa gelmez uydurma senaryolar yazılıyor peşinden de bugünkü iktidarı pohpohladınız mı göreviniz tamamlanıyordu. O'nu özenle küçük düşürmeye çalışan cümleleri tutanaklara geçirip de haber olanlar el üstünde taşınıyordu. Göbeklerinden bağlanan muslukların vanası biraz daha gevşetiliyor, belediyeler, KİT'ler, genel müdürlükler arasında ihale koşturmacası yaparken yalaka adam(!) olmak bütün kapıları açıyordu.

Meclis kahvehane köşesine çevriliyordu!

Anlamakta güçlük çektiğimiz bir başka mesele ise nasıl oluyor da böylesi zırvalara Meclis çatısı altında müsaade ediliyordu? Her yelpazeden insanı komisyona çağırıyorsunuz tamam da herkes ağzına gelen her şeyi orada söyleyebiliyor mu? Belgesi ispatı istenmiyor mu? Meclis Komisyonları, ne zamandan beri kahvehane köşesi hizmeti veriyordu? Oraya dedikodu yapmaya mı gidiliyordu. Bu zırvalar bir de tutanaklara geçiyordu. Soruyoruz: Bu komisyon 28 Şubat'ı soruşturmak için mi, yoksa bu milletin bağrına bastığı Başbakan Erbakan'a çamur sıçratmak için mi kurulmuştu?

Büyük Hesap Günü Unutuluyordu!

İktidar odaklarına ve makam kapılarına kul oldunuz... Hiçbir şeyi görmüyor hiçbir şeyi bilmiyor ve duymuyorsunuz… Tamam, mürekkepleriniz belli dehlizlerden besleniyordu. İyi de, vicdanlarınıza ne olmuştu? 28 Şubat medyasını sorguluyorsunuz ama siz bugün "28 Şubat medyası"nı aratmıyorsunuz. Onların hesabı da Erbakan'laydı sizin de. Farklı bataklıklarda ama aynı çamurlara batıyorsunuz. Bugünün iktidarına 'şakşakçılık' yapmak için itinayla cila çektiğiniz cümleleriniz, Meclis tutanaklarına geçirdiğiniz o çirkin tavrınız bu milletin, bu ümmetin PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN'a olan muhabbetini zedeleyecek sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Belki komisyonun yıldızları olursunuz, iki seksen olup sütunları doldurursunuz. Ama Huzur-u Komisyon ve manşetler bir tarafa; HUZUR-U MAHŞER bir tarafa... Ve dahi vaat edilen Siyonist güçlerle ve işbirlikçi döneklerle tarihi hesaplaşma… Bunları unutuyorsunuz ve sadece kendinizi aldatıyorsunuz!..

Milli Çözüm: Erbakan’ın “semender”leri!

Semender: şeklen kertenkeleye benzeyen, 5 cm. den 1,5 metreye kadar farklı türleri görülen mucizevî bir hayvan cinsidir. Denizlerde, nehirlerde, göllerde, yer altı deliklerinde, taş ve yosun birikimlerinde yaşayabilir. Her türlü iklime uyum sağlayabilir özelliktedir. Yüksek dağlarda kar ve buzlar arasında yaşayabildiği gibi, kavurucu sıcaklarda ve çöl ortamında da görülebilir. Havada, suda ve karada hayat sürebilen, en katı iklim şartlarına direnebilen, hatta kuyrukları, ayakları ve diğer uzuvları koptuğunda onları yeniden üretebilen bir vücut mekanizmasına sahiptir. Deri solunumları oldukça gelişmiştir. Su altında gerekli olan solungaçları, karada iken de kullanılabilir ve bunları akciğere dönüştürebilir. Kütükler arasında yaşayan bazı semender cinsleri, yakıldığı zaman bir müddet dayanıp sonra ateşten fırladıkları için onlara halk arasında “ateş semenderi” denir ve ateşten etkilenmedikleri zannedilir.

Bu özellikleri nedeniyle, Gavsul Azam Şeyh Abdulkadir Geylani Hz.leri ve Mevlana Celaleddini Rumi gibi Hak erenleri, hizmet ve hakikat ehlini semendere benzetmiş ve her türlü imtihan şartlarına ve hayatın zorluklarına katlanması ve kadere uyum sağlaması gerektiğini belirtmiş, şiir ve sohbetlerine konu etmişlerdir. Bu mucize yaratık bünyesinde fotosentez yapabilme, yaralanma ve sakatlanmalarını kendi kendine tedavi ve tamir edebilme yeteneği ile aşk ve cihat ehline örnek gösterilmiştir. Osmanlı Divan Edebiyatında ve tasavvuf kitaplarında “ateşten bile etkilenmeyen” ve Hz. İbrahim gibi alevler arasında bile Rabbine teslimiyet gösteren aşık-ı sadıklar, hep semendere benzetilmiştir. İşte Milli Çözüm ekibi de, Erbakan’ın semenderleri yerindedir.

Semenderlerden ilham alan teknolojik girişimler:

Savaşlarda uzuvlarını kaybeden Amerikalı askerleri ve yine bazı organlarını yitiren veya kangrenleşip kesilen zengin kimselerin, bu uzuvlarını yeniden üretebilmek için, semenderlerin vücudu incelenerek çok ciddi bilimsel araştırmalara girişilmiştir. Çünkü bir kolu kesilen semenderin birkaç hafta içinde onu yeniden ve bütün özellikleriyle üretebilme yeteneği ilahi bir mucize olarak takip edilmektedir. Sanki semenderin vücut hücreleri, zaman tünelinden geçip geriye giderek, ilk yaratılış sürecindeki aktivitesine programlanabilmektedir. Yani Semender, Batılıların “PHOENİX” dediği doğu efsanelerinde “ Anka Kuşu” diye geçen hayali bir yaratık değil, bizzat yaşayan bir varlık cinsidir.

Sağ olsun, Milli Gazeteden Mustafa Özcan Pirimiz Gavsi Geylani Hz.lerinin “Fethür-Rabbani” eserinde; gerçek ve örnek dava erlerini ve Mevla müridlerini (Allah’ı murad edenleri); kulluk imtihanında yandıkça pişen, sıkıntı ve belalara uğradıkça bilgeleşen ve kendini yenileyip yetiştiren SEMENDER’e benzetmesini hatırlatması, hepimiz için önemli ve gerekli bir ibret dersidir.

Geylani'nin diriliş nesli

Abdulkadir Geylani Hazretleri, Fethurrabbani adlı eserinde ateş denizini aşan yiğidi şöyle tanımlıyor: "Ateşe semendel/semenderden başkası dayanamaz. Semendel yumurtlar, yavrular ve ateşin üzerinde oturur. Ateşten gelir ateşe gider. Sen de afet ateşinin semendeli ol!  Kaza ve kaderin tokmaklarına karşı sabır, mücahade ve mükabede de semender gibi ol. O zaman sohbetime erer, kelamımı dinler ve sertliğine dayanır ve zahirde, batında, celvette ve halvette söylenenle amel edersin..."  Bugün dünya ateşler denizinden geçiyor. Bugün denizde yürüyen değil ateşte yürüyen Allah erleri gerekiyor. Deccalizm’in meydan okumalarına karşı koyacak olan semender ruhlu sadıklar bekleniyor. Denizlerde batmayacak ve ateşlerde eriyip yanmayacak yiğitler aranıyor!

Geylani böyle bir ateşten geçmiş ve sönen Bağdat'ın ve kararan İslam dünyasının ufuklarını yeniden aydınlatmıştır. Böylece Gazali'nin ardından Nureddin Zengi ve Salahaddin Eyyübi'nin yollarını açmıştır.  Bağdat'taki rıbatı gönüllerin dirilip durulduğu, aşk ve dava semenderlerinin mekân tuttuğu Rabbani feyzi ve ateşi sönmeyen ocaktır. 

Semender'in sırrı

Şah-ı Geylani'nin diriliş nesli için model olarak gösterdiği semenderin sırrını yazanlar ve araştıranlar hayretler içinde kalıyor ve Kudreti İlahiye’ye hayranlıkları artıyor. Semenderler hem karada hem de denizde yaşıyor. Su semenderleri olduğu gibi kara semenderleri de bulunuyor. Elbette kimileri semenderi phoenix’e yani küllerinden doğan kuşa benzetseler de o bir nevi kertenkele oluyor. Bu efsane hayvanların en önemli özelliği gerçekten de phoenix (Anka Kuşu) gibi küllerinden yeniden doğuyor olmasıdır. Semender, Anka Kuşu gibi bir efsane değil; o yaşayan bir gerçek veya mucize olarak her yerde yaşıyor. Frankfurt yakınlarında Badnauheim Max Blank Enstitüsünde ilim adamları uzun bir dönemden beri su semenderi (water mulch) üzerinde çalışıyorlar, gözlem yapıyorlar. Onlar bu hayvanın inanılmaz özelliklerinden ibret ve örnek almaya çalışıyorlar. Zira bu canlının diğerlerine benzemeyen olağanüstü yetenekleri, bilim adamlarını şaşırtıyor. Semender küllerinden ya da daha doğrusu hücrelerinden her daim yeniden doğan bir canlı olma özelliği taşıyor. Alman araştırmacıların semenderde keşfettikleri bir özellik duyanları hayrete düşürüyor. Semender vücudunda hasara uğrayan bir organı bir biçimde onarıyor ve geride hasara dair onarılan organda hiçbir tamir eserine de tesadüf edilmiyor. Vücut kendi kendini ameliyat ediyor lakin ameliyattan geriye hiçbir iz kalmıyor. Kopan ayak, çıkan göz veya yırtılıp pare pare olan kalp onarılıyor ve eski sağlığına kavuşuyor. Yani vücudunda kendi kendini onaran ilahi bir mekanizma bulunuyor.

Gözlemci ilim adamları bu mekanizmayı şöyle açıklıyorlar: Organını yitiren semender geçmişine doğru bir yolculuğa çıkıyor ve gençleşme iksiriyle birlikte hücrelerini yeniliyor ve yenilenen hücreler de organı eski haline getiriyor ve onarıyor. Geride de en ufak bir eser de kalmıyor. Zira müdahale dışarıdan değil içeriden gerçekleşiyor. Vücut gençliğine dönünce hücreler yenileniyor. Esasen günümüzde organ kaybı konusunda kök hücre tedavisi umut haline gelmiş bulunuyor. Lakin hâlâ tıp bunu tam olarak uygulama alanına koyamıyor. Pankreas gibi işlevini kaybetmiş, yetersiz hale gelmiş bazı organların yenilenmesi kök hücre tedavisiyle imkân dâhilinde görülüyor. Bununla birlikte hâlâ tıp semenderin seviyesine varamıyor. Hâlâ ayağını veya kollarını kaybeden insanlar protez ayak ve kollarla idare etmeye çalışıyor. Elbette sır semenderin yapısında ve yüce Allah’ın yaratmasında yatıyor!

Semender üzerinde yapılan deneyimler, bu canlının kalbini 84 gün içinde onardığını gösteriyor. Bunun için vücut kendisini geçmişe doğru yolculuğa salıyor veya çıkarıyor ve buluğ (temyiz) çağından önceki haline dönüyor. Bu da hücreleri yeniliyor ve yenilenen hücreler tekrar organ halini alıyor. Aslında ölüm ve hayat Cenab-ı Hakk'ın bir sırrıdır. Bu sırrı merak eden Hazreti İbrahim gibi peygamberlere Allah, parça parça haline getirilen kuşlarla ölümün ve dirilişin sırrını gösteriyor, meraklarını gideriyor. Yahudiler Hz İsa (as)'ın peygamberliğine delil ve mucize isteyince İsa (as) "Ben çamurdan bir kuş yapar ve ona üflerim. Allah (cc) izni ile o kuş canlanıp uçar" buyuruyor. Yahudiler bunu yapmasını isteyince İsa (as) çamurdan bir kuş yapıp ona üfler ve kuş Allah'ın izni ile dirilip uçuyor. (20-21 Ekim 2012/Milli Gazete. Semenderin Sırrı)

 

 

UCUZ KAHRAMANLIK, MÜNAFIKLIKTIR!

 

Nefsin ilah edinmiş, din diye dünya arar

Mana istismar için, himmetler mala imiş!

Gaye Allah değilse, gayretler neye yarar

Meyve veren Rezzak’tır, şükürler dala imiş!

 

Cihat delisi gelsin, sadık cesur İskender

Erbakancı sayılmaz, olmayınca semender

Ateş denizlerini, geçen yiğit pek ender

Sinek davayı bilmez, sevdası bala imiş!

 

AKP dağ sanırsın, aslı dumana benzer

Davadan yüz çevirdi, döndü Numan’a benzer

Bel’am ile birlikte, şimdi Haman’a benzer

Ümidi Kur’an değil, siyon Kabala imiş!

 

Yalancı yalamadır, sanma sözü gerçektir

Sen mücahit tanırsın, menfaate köçektir

Zan tahminle olmuyor, Kur’an şaşmaz ölçektir

Köpeklerin hevesi, kemikli yala imiş!..

 

 

 

 

Ilımlı İslam ile, billah din laçkalaştı

Zalim ile diyalog, eyvah dil başkalaştı

Hidayet kararınca; beyinler kalçalaştı

Mert davranmaz münafık, hem mıh hem nala imiş!

 

İman cihat olmazsa, kalbin çarkı paslanır

Nasipsiz adam odur, gaflet ile yaşlanır

Allah’a dayanmaz da, Amerka’ya yaslanır

Örümcek ev, böceğe; en sağlam kal’a imiş!

 

Bir noktadan var etti, Rabbim cümle evreni

Ne hassas bir dengedir, yaratılış serveni

İmtihanın unutma, hayra çevir devreni

Hayat denen bu hülya, alai vala imiş!

 

Milyar milyar dünyayı, bir noktaya sığdırmış

Nice bin kat kainat, ne mükemmel yığdırmış

Arıya bal ineke süt, yaptırıp ta sağdırmış

Kudret hikmet sahibi, Allahu Ta’ala imiş!

 


Bu yazarin diger makaleleri

YAKIN TARİHİN FESATLIKLARI VE FIRSATLARI
Türkiye ve Dünya Nereye Gidiyordu? Peşinen, samimi bir inancımı ve kanaatimi...
Devami
BİR DOSTA MEKTUP
  Can Kardaşım. Ülkemizdeki ve yeryüzündeki haksızlık ve hayasızlıklardan usandığını ve ölümü...
Devami
KÜRTÇE AŞİRET DİLİDİR, DEVLET DİLİ OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Sn. Abdullah Gül’ün, şike ve şaibe kokuları sezdiğimiz Diyarbakır ziyaretinde,...
Devami
ÜMMET; UHUVVET, KUVVET VE İZZETTİR!
  Hadis olarak kabul edilen "küfür tek millettir" gerçeği, bugün...
Devami
SN. TAYYİP ERDOĞAN NİYE SIKINTILI?
Milli Görüşteki karanlık güçlerin temsilcileri olan Oğuzhan Asiltürk ve Şevket...
Devami
ERBAKAN HOCA'NIN YAKIN ÇEVRESİNE İZLETTİĞİ FRANSIZ FİLMİ
  Erbakan Hoca, 2007'nin Mayıs ayında; Genel İdare Kurulu üyelerini ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1852

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR