Get Adobe Flash player
Reklam

MISIROĞLU BUNAKLIĞI, DİLİPAK’IN KAYPAKLIĞI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

Haddini aşarak ve küstahlaşarak, Kudüs fatihi ve İslam kahramanı Selahaddin-i Eyyübi’ye, aslında onun aynasında kendisini görmüş gibi “Şerefsiz!” diye sataşan… İstiklal şairimiz Rahmetli Mehmet Akif’e haksızca ve ahlaksızca saldıran Kadir Mısıroğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, BOP eş kâhyası ve AB kapıcısı şahsa yaranmak gayretiyle Milli Görüşçülere hakaret ve iftiraya kalkışması, gerçek ayarını ve amacını ortaya koymaktaydı. “Zamanında Ahmet Necdet Sezer gibi bir imansıza oy verebilmiş olan Milli Görüşçüler, Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermiyorlar. Hâlbuki ona oy vermeye mecburdurlar! Bunu iman emreder, İslam emreder!” gibi safsatalar yumurtlayan bu şahıs; “Milli Görüşçülerin Ahmet Necdet Sezer’e oy verdiğini” söyleyip Tayyip şakşakçılığına mazeret uydurmaya kalkışmıştı. Oysa Ahmet Necdet Sezer olayı şöyle yaşanmıştı:

Demirel’in görev süresi dolmaktaydı. Partiler kendi Cumhurbaşkanı adaylarını çıkarmışlardı. Fazilet Partisi de Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın aday olduğunu açıklamıştı. Erbakan Hocamız yasaklıydı. Turlar başlamış ama hiçbir partinin adayı yeterli oyu alamamıştı. Yasaklı lider Erbakan’ın açık mesajı vardı: “Alnı secdeye gelmemiş olan Ahmet Necdet Sezer’e oy verilemez” diyerek kesip atmıştı. O sırada gelenekçiler Erbakan Hocamızın işareti ve Milli Görüşçülüğün gereği olarak kesinlikle oy vermeyeceklerini, Lütfi Yalman, Şeref Malkoç ve Mustafa Kamalak’ın sözleri ile ortaya koymuşlardı. Ama Yenilikçiler ki, sonradan AKP kurucuları oldular, ısrarla Ahmet Necdet Sezer’e oy verilmesi gerektiğini, yaptıkları konuşmalarda dile getiriyorlardı. Yenilikçilerden kimler mi konuştu? İşte isimleri: Tevhit Karakaya, Abdullah Gül, Azmi Ateş, Bülent Arınç, Ali Coşkun bunların başındaydı. Hatta Bülent Arınç o kadar ısrarcıydı ki: “Arkadaşlar, Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı seçilmesi o kadar önemlidir ki. Bu iş adeta Türkiye’de bir devrim olacaktır”, diyerek kutsal bir çaba harcamıştı.

Partinin içinde zaten bölünme tehlikesi devam ederken şimdi bir çatlak da bu yüzden çıkmıştı. Refah kapatılmış, Fazilet’in de kapatılması için bahane aramaya başladıkları bir süreç yaşanmaktaydı. Dışarıda baskıcılar da telefon üstüne telefon ederek Recai Kutan’ı sıkıştırmaya başlamışlardı. Sonunda şu formül uygulanmıştı: Ahmet Necdet Sezer’in parlamento dışından aday gösterilmesine ses çıkarılmayacak ama kendi adayımız Nevzat Yalçıntaş’ın çekilmesi söz konusu olmayacaktı. Sonunda seçimler yapılmış “gelenekçi kanat”ın oyları Nevzat Yalçıntaş’a, “yenilikçi kanat”ın, yani şimdi AKP’li olan takımın, oyları da Ahmet Necdet Sezer’e kullanılmıştı. İşte Kadir Mısıroğlu bu gerçeği saklamaya ve saptırmaya çalışarak yalakalığa soyunmuşlardı.[1]

Acaba Kadir Mısıroğlu’nda unutma ve bunama hastalığı mı başlamıştı, yoksa gerçekleri çarpıtmaktaki üstatlığını mı konuşturmaktaydı? Faiz düzenini devam ettiren ve kendisine imkân ve iktidar verildiği halde, bir sefer olsun bu faiz sistemini değiştirip düzeltmeye yeltenmeyenlerin “Allah’la ve Peygamberle savaştıklarını” (Bakara:279) bu Kadir Mısıroğlu hiç duymamış ve okumamış mıydı, yoksa bile bile Allah’la savaşanların safına mı katılmıştı? Zinayı suç olmaktan ve ceza almaktan çıkaranları İslam kahramanı diye alkışlamak nasıl bir vicdan sakatlığını ve ruh hastalığını yansıtmaktaydı? Tek başına hükümet olacak kadar kendilerine fırsat ve ruhsat tanındığı halde bu Erdoğanların ve AKP kurmaylarının bulaştığı veya kulak ardına attığı günahların ve sorumsuzlukların binde birini acaba Rahmetli Erbakan yapsaydı, bu bilgiçlik taslayan zevat ve zerzevat takımı nasıl da saldırıp salyalarını akıtacaklardı!...

Hasan Demir’in haklı ve oturaklı uyarıları!

“Erdoğan’ı Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığı’na ben ikna ettim” diyen... “ABD’nin Irak’ı işgal etmesine AKP’nin destek vermesi konusunda ne diyorsunuz?” sorusuna, “Ankara’ya gittim, ABD’ye destek vermesi için Tayyip’le bir saat konuştum” diyen... Mehmet Akif’e,  “Pezevenk” diyebilen Kadir Mısıroğlu daha nice pisliğine tüy dikip, “10 Kasım’da, saat 9’u 5 geçe kenefe gidin. Husumetinizi, hissiyatınızı diri tutun!” afişi hazırlatmış ve bunu da internet sayfasında yayımlanış... Söyler misiniz Allah aşkına bu Kadir Mısıroğlu, Mehmet Akif’le ahrette nasıl helalleşecek? (Bunlar gerçekten ahirete inanıyorlar mı?)

Ne demek ahlakı ve dürüstlüğü ile temeyyüz etmiş ve İslâm âlemi ile Türk milletinin yüreğinde sıcak bir yer bulmuş bir insana “Pezevenk” demek?  “Toprağın altına girmiş” insanlar için, “Ölülerinizi hayırla yâd ediniz” tavsiyesinde bulunan Efendimiz Hz. Peygamber (s.a.v.)’e meydan okurcasına bir sarhoşun bile ağzından kolay kolay çıkmayacak (erdemsiz) sözleri söylemek (ve edepsiz), fiilleri tavsiye etmek!

Lağıma benzer ağızlarıyla ortalığı kokutanlar ve ondan hiç hazzetmeyenler, isteseniz de, istemeseniz de siz Atatürk’ün Haçlılardan kurtardığı bir Türkiye’nin ekmeğini yiyor, suyunu içiyor, onun kurduğu devletin makamlarında oturuyor, onun açtığı mecliste milyarlarca lira maaş alıyorsunuz. (Hiç utanmaz mısınız?)

Bir de (kalkıp:) “Atatürk, İsviçre ve İtalyan kanunlarını tercüme etti bu milletin kanunları haline getirdi”diyenlerin kendilerini İslâmcı göstermeleri tam bir sahtekârlıktır. Yahu sizin kayıtsız şartsız destek verdiğiniz (AKP) iktidar öyle tek tük de değil, AB kanunlarını toptan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın üstüne çıkardı. (Bu AKP mantığına ve mandacılığa göre)  Bir AB kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi kanunundan farklı ise uygulanacak olan hüküm, AKP’nin imzaladığı, zinanın da suç olmaktan çıkartıldığı AB kanunlarıdır.[2]

İyi de, 10 Kasımda 9:05’te Anıtkabir’e giden Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer AKP kurmayları, bu Kadir Mısıroğlu’na göre; birer korkak münafık mıydı, yoksa riyakârlık ve sahtekarlık mı yapılmaktaydı!

Bu arada Milli Gazete’den Sn. Necmettin Çalışkan’a bir hatırlatmamız olacaktı:

Erbakan Hocamıza iftira ve hakaretten çekinmemiş, Milli Görüş davamıza hıyanet etmiş, camiamıza husumet beslemiş ve çok ibretli ve acı akıbetli bir ölümle Mahkeme-i Kübra’ya gitmiş bir ilahiyatçı Prof’un “maruf ve olumlu!” yönlerini ve teşvik edici(!) olsun diye anlatan bu Necmettin Çalışkan kardeşimiz, mesela ve acaba; Aziz Hocamıza biat ve itaat etmiş, davamıza hizmet ve sadakatte, camiamıza hürmet ve muhabbette kusur etmemiş olan, ama sadece Oğuzhan Asiltürk ve Şevket kazan’ın tahribatlarına dikkat çekmiş olan Ahmet Akgül’ün de maruf ve olumlu yönlerini biraz olsun yazar mıydı? Yoksa Rahmetli Hocamıza hakaret ve davamıza hıyanet mübahtı da, Oğuzhan’ları tenkit ve teşhir kebair günah, hatta irtidat mıydı? Allah Peygamber aşkına, bu nasıl bir dava duyarlılığıydı ve nasıl bir Kur’ani-vicdani tutarlılıktı? Sakın ha yanlış anlaşılmasın, böyle bir övgüye ve sahiplenmeye ihtiyaç duyduğumuzdan değil, bir kıyaslama yaparak hakikat aynasında kendi yüzümüze bakıp ayarımızı görelim diye bunlar hatırlatıldı. Ama her şeye rağmen hala Saadet Partisi’nde Hak dava hatırı için çabalayan ve Milli Gazete’mizde yazıp hayırlı tebliğde bulunan herkesin başımızın üzerinde yeri olduğu da unutulmamalıydı!.

AKP ve Erdoğan’la ilgili sinsi ve tehlikeli gerçekleri dindar tabanlarından özenle sakladıklarının; yani açıkça sahtekarlık yapıp olayları saptırdıklarının elbette farkında olan Akit Gazetesi, Cumhurbaşkanı’nın medya yönetmenleriyle yaptığı toplantıda “Stratejik hedef saydıkları Haçlı AB’ye katılım ve PKK’yla açılım süreçlerini asla kesintiye uğratmayacaklarını!?” ısrarla ve tekrarla uygulamasına rağmen, çok dürüst ve dobra(!) tavrıyla: “D-8 canlanacak” şeklinde bir manşet atmışlardı.[3] Sn. Recep Erdoğan’ın “ayıbını kapatmak ve kof edebiyat yapmak” cinsinden bir iki cümlesini öne çıkaran Akit’çiler, AB’nin kapıkulluğu ve kuyrukçuluğu gibi bayağılıkları saklayıp aklayacaklarını mı sanıyorlardı? İlk yetmiş sayfasını Erbakan Hoca’nın yazdığı Garry Allen’in “Gİzlİ dünya Devleti” kitabının 195 ve 196 sayfalarında: Amerika’nın nasıl yönetildiğini ve Yahudi Lobilerinin stratejilerini en iyi bilen siyaset bilimci ve gazetecilerin çok ilginç saptamaları; NATO, BM ve AB müttefiki ülkelerin nasıl idare edildiğini ve toplumların hilelerle nasıl yönlendirildiğini açığa vurmaktaydı.

“Uluslararası Siyonist yönetici kadronun resmi kamuoyu yönlendiricileri; Yahudi hizmetkarı Richard Nixon’u “muhafazakar” olarak lanse etmekle çok başarılı bir iş yapmışlardı. Böylece aslında liberal olan Nixon muhafazakârların da oylarını almış ve onları da Siyonist sermaye hizmetinde kullanmıştı. Bu oyunu fark eden Pensilvanya’lı aşırı Liberal Senatör Hugh Scott, bir defasında gazetecilerin karşısında şöyle haykırmıştı: “Onlar (Liberaller) kendi işlerini yaparken, (zavallı) muhafazakârlar (boş) hitabetle meşgul oluyorlardı!” (Cumhuriyetçi Battle Line. Şubat 1970) Çünkü Richard Nixon Rockefeller kontrolündeki Liberallerin adayı olarak seçime girseydi, kazanması imkânsızdı. Oysa böylece O’nun hükümeti yönetmesine ve kamuoyunun bu gizli gerçeğe dikkatinin çekilmesine engel olunmaktaydı. Liberal köşe yazarı Stewart Alsop ise, Nixon’un asıl yüzünü ortaya çıkarmaya çalışmış, “eğer Nixon’u onunla ilgili uydurulan imaja bakılarak değil de, yaptıklarının sonuçta kimlere yaradığının düşünülerek değerlendirilmesi halinde asıl niyetinin ve kimlere hizmet ettiğinin anlaşılacağını" vurgulamıştı. (Newsweek 11 Ocak 1971) Alsop devamında: “Nixon’un Liberal Demokratların düşmanı” olduğu yolunda oluşturulan kasıtlı propagandanın, aslında Ona demokratların koyu kapitalist Siyonist programını uygulamakta nasıl yardım ettiğini de hatırlatmıştı”

İşte bunun gibi, aslında Erbakan Hoca’ya ve Onun Hak davasına hıyanet edip, Siyonist emperyalistlerin en çok korktukları İslam Birliği ve Adil Düzen projelerini sekteye uğratma karşılığı “dindar ve demokrat kahraman!” olarak reklam edilip iktidara taşınan; ama Müslüman halkı avutmak ve avuçta tutmak üzere de, İsrail ve ABD aleyhine horozlanması talimatı alan ve böylece Şeytani odaklara daha kolay ve kapsamlı hizmet sunan zevatın, ne maksatla parlatılıp propagandalarının yapıldığı artık daha iyi anlaşılmaktaydı.

Hatırlayacaksınız yedi sekiz sene önce de milyonlarca Müslüman ve mazlumun kanıyla ve gözyaşıyla kazanılan Siyonist Yahudi Sermayesinin vakıf paralarıyla beslenip, bir de utanmadan İslamcı geçinen Abdurrahman Dilipak Vakit Gazetesinde, uzun zamanlar; “demokrasiyi küfür, laikliği dinsizlik, AB'yi; gavur Batıya teslimiyetçilik" diye niteleyip; şimdi demokrasi dalaveresiyle AB'ye uşaklık, ABD'ye şakşakçılık ve AKP'ye yandaşçılık yapan yamukluk timsali bu adam, Siyonist patronlarına ve özel vize ikram eden Amerikalı babalarına güvenip, "Erbakan Keşke Anılarını Yazsa!" başlıklı boşboğazlık yazısında soru soruyor görüntüsüyle “Erbakan Hoca'yı töhmet altına sokmaya”kalkışmıştı. Oysa bunların seviyesi ve şerefi, Hoca'yı sorgulamaya değil, tuvaletini yıkamaya bile müsait sayılmazdı. Evet Hoca'ya hakaretiniz ve hıyanetiniz ölçüsünde Yahudi’nin gözüne girip ganimet devşireceğinizi bilecek kadar "akl-ı maaş"ınız vardı.. Ama eğer varsa, imani ferasetiniz ve insani haysiyetiniz, nasıl böyle bir aşağılığa tenezzül buyurulmaktaydı?! Kobani bahanesiyle ayaklanıp 35 ilde isyan başlatan ve etrafı yakıp yıkan PKK’lı sivil militanların özellikle Hüda-par binalarına ve mensuplarına ve bölgedeki bütün dindarlara ve kutsallarına saldırmalarının, “iyi niyetli ve istikametli bütün Kürtleri Hizbullahçıların safına katma ve böylece Güneydoğu’yu imansız PKK’cı Kürtlerle, İslamcı Kürtçülerin tekeline ve dolayısıyla Amerika’nın kontrolüne alma” amacıyla kışkırtıldığı sırıtmaktaydı. İşte bu süreçte Abdurrahman Dilipak’ın “Hüda-par’cıların kendisine olaylarla ilgili bilgi aktardıklarını ve bazı görüşmeler yaptıklarını” açıklamasını, acaba bu ABD projesinde kendisine görev verildiği şeklinde mi okumalıydı?

Ey bir zamanlar Murat Belge ve Doğu Perinçek'le "Askerlere Karşı Diyalog" çalışmaları dolayısıyla birliktelikler kurduğunu unutup, (Bak: Babıalinin Meşhurları sh: 281) Bizim Milli Çözüm olarak "Ermeni Soykırım Yalanına Hayır" konulu birkaç toplantıya ve Ulusal Kanalda kendi doğrularımızı ve milli sorunlarımızı anlatan bazı programlara katıldık diye bizleri karalamaya kalkışan Dilipak!

Ey, Adana İmam Hatipte okurken Mini etekli kızlara su tabancasıyla asit sıkma manyaklığından (Bak: age. sh: 272) sonunda komünist Toktamış Ateş'in kuyruğuna asılma kahramanlığına ve radikal İslamcılıktan katı AB taraftarlığına geçiş yapan ve "Yaşasın Şeriat"tan "Yaşasın lüx ve demokratik hayat" felsefesine ulaşan kaypak!

Ey, güya daha demokratikleşmek ve insan haklarını genişletmek bahanesiyle, AB havariliği ve dolaylı biçimde ABD ve İsrail tarafgirliği yapan ve bunları “Yeni Osmanlıcılık” kılıfına sarıp satmaya çalışan radikal İslam istismarcısı Mısıroğlu mostrası ve ey cümle ehli nifak!

Şu beş temel kritere göre, Hıristiyan emperyalist ülkelere ve Siyonist İsrail ve ABD'ye güvenmek, AB’ye girmeyi stratejik hedef olarak görmek yanlış, yararsız, haksız ve ahlaksız bir yaklaşım değil midir? Sn. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez, Haçlı Siyonistlerin aralarına katılmak üzere hevesle ve şerefle koştukları İngiltere - Galler’deki NATO zirvesinde Obama ile baş başa 25 dakika, onun da 15 dakikası karşılıklı takdim-tebrik ve tercüme çıkarsa tam tamına 10 dakika buluşmayı yandaş ve yalaka medyanın günlerce 1,5 saat diye palavralarla propaganda yaptıkları görüşme sonrasında yapılan; Amerikan resmi açıklamalarında, IŞİD’le mücadele kapsamındaki işbirliği anlatılırken “Antisemitizmle (yani İsrail aleyhtarlığı ile) mücadeleye uygun zeminler hazırlanması konusundaki mutabık kalındığı!?”nın  belirtilmesi ne anlama gelmektedir? Bu NATO zirvesi ve IŞİD’le mücadele bahanesi, İsrail’e hizmet için tertiplenmişse dindar kahraman Recep T. Erdoğan nasıl bir konuma düşürülmektedir? Kadir Mısıroğlu ve Abdurrahman Dilipak gibi istismarcılar bu konulara niye hiç değinmemektedir. Çünkü:

1- Dinimize, apaçık ayet ve hadislere göre ABD ve AB'ye hâkim olan zihniyet: Müslümanlara ve mazlumlara hasım ve zalimdir, bunlara yanaşanlar da haindir.

2- Binlerce yıllık tarihi tecrübeler ve İslam coğrafyasına yönelik işgaller de bu gerçeği ispat etmektedir.

3- Aklıselim, vicdani kanaat ve tatmin de bunu göstermektedir.

Ve zaten sizlerin yozlaşıp yobazlaşmadan önceki tespitleriniz de bu yöndedir.

4- Farklı din ve kökenden bilimsel ve tarafsız tüm araştırmacıların ortak düşünce ve değerlendirmesi de böyledir.

5- Temel insan hakları ve evrensel hukuk kuralları savunucusu, uluslararası dernek ve merkezlerin, gerçek gözlem ve verilere dayanan raporları da, ABD ve İsrail'in ve AB ülkelerinin barbarlığını, saldırganlığını, çifte standart ve sahtekârlığını belgelemektedir.

Öyle ise, sizler geri zekâlı ve kavrayış fukarası olmadığınıza göre, bu emperyalist ve Siyonist güçlerle işbirliğiniz, onların himayesine girmeniz ve hele bağımsızlık ve bekamızın sigortası olan ordumuza yönelik derin kininiz ve yıpratma niyetiniz; hamakatinizin değil, hıyanetinizin neticesidir. Her türlü tehdit ve tecavüze karşı, Milli savunmasını yapacak caydırıcı bir ordu gücüne sahip olmayan ülkelerin "devlet" sıfatı sadece bir etiketten ibarettir.

İşte son örnek Irak ve Suriye’dir!.. AKP'nizin de desteği ile İran'a saldırmaya hazırlanan ABD ve İsrail, muhtemel bir karşı cephe oluşumunu önlemek, Rusya'yı Ukrayna ile meşgul etmek ve Türkiye'yi de kendilerine mahkûm ve mecbur duruma getirmek için, önce Irak ve Libya’yı mahvettiler, sonra Suriye’de Müslüman halkı birbirine saldırtıp, binlerce insanı katlettirdiler... Şimdi de bölgemize IŞİD belasını musallat ettiler. Ama eğer Suriye ve Irak güçlü ve caydırıcı bir orduya sahip olsaydı, ne Amerika IŞİD’i kukla gibi kullanabilirdi, ne de isyancılar böyle bir harekete kalkışabilirdi.

Şimdi sizlerin, ABD ve İsrail çıkarlarına tam alet olmadığı için, Pakistan'ı karıştırmak ve Hindistan'la kapıştırmak üzere Siyonist merkezlerin hedef tahtasına çevirdiği Pervez Müşerref aleyhine, hem de şeriat fetvasıyla demeçler veren, yani dolaylı biçimde ABD emperyalizmine ve İsrail Siyonizm’ine hizmet eden, Bin Ladin'in sağ kolu Eymen Zevahiri'den farkınız nedir?

Güçlü ordusu bulunmayan devletler dolaylı sömürgedir!

Bir devlet veya topluluk, kendi ülkesinin sınırlarını koruyacak silahlı gücü varsa o topluluk "devlet"tir. Bu tanım, dünyanın en merkezî sosyoekonomik ve jeostratejik konumunda olan Türkiye için elbette daha çok geçerlidir. Caydırıcı bir askeri gücü bulunmayan ülkelerin, ağırlığı ve saygınlığı göstermeliktir. Siyonist Yahudi sermayesi dünyayı, "tek merkezli sömürgeler birliği" hâline getirmek için ordusuz devletleri icat emiştir. Dolayısıyla bugün adı "devlet" olan ama aslında kendisini savunacak ordusu olmayan devletler temelsizdir. Ordusu olmayan bu ülkelerin sadece adı devlettir. Bu ülkeler/devletler şimdilik bugünkü dünya şartlarının gereği olarak varlıklarını sürdürebilmektedir. Gelecekte -çok uzak değil, yakın gelecekte- ise tekel sermayenin hâkimiyeti bitecektir. Aslında bitmektedir. O zaman mevcut dünya siyaseti sayesinde korunmuş bu devletler, ya yok olup gidecek, ya da kendi ordularını meydana getirecektir. Bugün orduları olmayıp ekonomileri ve demokrasileri güçlü olan iki devlet gösterilebilir. Bunlardan biri Almanya, diğeri de Japonya'dır. Almanya Avrupa Birliği içinde zaten tam ve bağımsız devlet olma özelliğini yarı yarıya yitirmiştir. Japonya ise her yönüyle hâlâ ABD'ye teslim olmuş vaziyettedir. Hem Almanya, hem de Japonya'nın, ne BM kararlarında, ne NATO icraatlarında ciddi ve caydırıcı bir etkinliği maalesef söz konusu değildir.

Türkiye'mize gelince...

Türkiye ancak güçlü ordusuyla tam bir devlettir. Türkiye bu özelliğiyle dünyanın sayılı devletlerinden birisidir. Küresel tekel sömürü sermayesi bu meseleyle yani Türkiye'nin bu özelliğiyle özel olarak uğraşmak ve ülkemizi önce zayıflatmak, sonra yıkmak için şunları hedeflemiştir:

- Türk ordusunu ekonomik ve teknolojik destekten mahrum bırakmak...

- Komşularıyla bozuşturmak veya savaştırmak...

- Sivil yönetim ile askeriyeyi çatıştırmak...

- Ordu içinde iç çatışma çıkartmak, kamplaşma oluşturmak...

Küresel tekel sömürü sermayesi işte bu felaketleri hazırlamak için şeytani projeler yürütmekte ve böylece ordusuz Türkiye'yi devlet olmaktan çıkarmayı düşlemektedir. Türk ordusunu günümüzde bekleyen en büyük tehlike "ekonomik ve teknolojik güdükleşme ve gözden düşürme” girişimleridir. Bu ekonomik kısıntının ve hukuki sıkışıklığın giderilebilmesi için ülke ekonomisinin faiz politikaları ile sembolleşen dışa bağımlılıktan bir an önce ve hiç gecikmeden kurtarılması gerekir. Erbakan’ın Milli Görüş prensipleri ve Adil Düzen projeleriyle ekonomik istiklâl mücadelesi verilmelidir. Türkiye'yi "bağımsız ekonomi"ye götürecek tek düzen de "Adil Düzen/ Adil Ekonomik Düzen"dir. Peki bunun gerçekleşmesi için neler önceliklidir? 

- Dış borçlar derhal ödenecektir. Türkiye bu önemli sorununun çözümünü:

a) Döviz borcunu YTL borcuna çevirmek,

b) Faizli borcu kredileşme borcuna çevirmek,

c) Para borcunu mal borcuna çevirmek veya borcu iştirake çevirmek suretiyle başarabilir.

- İşsizlik sorunu gecikmeden halledilmelidir.

Türkiye bu meselesini çalışana faizsiz kredi vererek işvereni borçlandırma yoluyla çözecektir. Tam emek istihdamı olmadan ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması mümkün değildir. Hep genç nüfusumuz var diye övünülmekte ama o nüfusa iş imkânları verilmemektedir.

- YTL kesinliklealtına kote edilecek ve devlet faiz alıp vermeyecektir. Bütün devlet hesapları faizsiz yürütülecektir. Krediler faizsiz verilecek. Borcunu ödeyemeyenin borçlanma ehliyeti düşürülecektir.

- Gümrükler kalkacak, Türkiye dünyanın ekonomi/ticaret merkezi haline getirilecektir.

Yabancıların Türkiye'ye gelip çalışmalarına da fırsat verilmelidir. Böylece Türkiye başta ekonomi olmak üzere pek çok yönüyle dünyanın en cazip ülkelerinden biri  konumuna yükselecektir.[4]

 Ey Milli Çözüm yazarlarını “Ergenekon yanlısı, Perinçek Ulusalcısı" şeklinde karalamaktan utanmayan ve kendi pisliklerini başkalarının üzerine sürmekle temize çıkacağını sanan zavallılar! Ahmet Akgül Hocamızın, azılı eşkıyalar gibi, onlarca silahlı özel timlerce ve sabah namazı vaktinde evi basılırken yakınlarına söylediği şu sözler, hiç hatırımızdan çıkmamıştır:

"Korkmayın ve telaşa kapılmayın. Onların Tanrıları bizim Rabbimizle, haşa, baş edemez, bütün tuzaklarını boşa çıkarıverir!.. Çünkü, bizim Rabbimiz; yerlerin, göklerin, geçmişin ve geleceğin, yani her şeyin sahibidir. Ama onların Tanrısı, sadece Filistin'in geçici işgalcisidir!"

Serbest kaldıktan sonra ziyaretine gittiğimizde ise, gelen bir telefon mesajı üzerine şunları söylemişti:

"Asıl olgunluk: Kur'an hazinesinden ilim ve irfanla dolgunluktur; Gönüllü ve şuurlu olarak, Hakka ibadet ve halka hizmet üzerinde yorgunluktur; Mazlum ve mağdur insanların acı durumu, zalim güçlerin ve hain işbirlikçilerin gasp ettikleri iktidar konumu, manevi sorumluluk ve hesap korkusu yüzünden hüzünlenip solgunluktur; Asıl olgunluk: Dinine ve devletine saldırılınca coşup, nefsine ve menfaatine dokunulunca hoşgörü ve durgunluktur... Duasız, davasız ve hakikat hatırına düşmansız kimseler, görünüşte insan, gerçekte ise hayvan gurubudur."

Fetullahçı Zaman'cıların saman çuvallığı!

Sizlerin bütün payesi, piyon olmaktan ileri geçmeyecekti. Fuat Avni denen sözde Twitter fenomeni, Erdoğan ve yandaşlarının paralel yapıyı yıpratmak üzere, “Cemaatteki “Abi”lerle “Abla”lar arasında, çok yaygın şekilde MUTA-Geçici nikâh ilişkileri yaşandığı” yolunda bilgi, belge ve görüntülerin piyasaya sürüleceğini söylemişti. Oysa daha önce Abdurrahman Çelebi (Dilipak) bu muta-gizli ve geçici cinsel ilişki meselesinin AKP’li Milletvekili ve bakanlar, yüksek bürokratlar ve yeni yetme kodamanlar arasında yayıldığını, bunları takip belki de teşvik eden merkezlerin filme kaydedip ileride aleyhlerine kullanma ihtimalinin dikkate alınmasını, hem de birkaç kere tavsiye etmişlerdi. Yani hem Cemaat hem AKP ve yandaşları arasında bu tür haram ve hayâsız ilişkileri, bizzat kendileri belirtmekteydi.

Şiir:

BİZLER İSE FARKLIYIZ!

 

Siz, Haçlı'nın uşakları; Biz Hilal'in âşıkları

Siz hesabi, biz hasbani; Siz o taraf, biz bu taraf!

 

Siz Papa'nın piyonları; Biz Peygamber bağlıları

Siz Haccac'i, biz Haydari; siz o taraf, biz bu taraf!

 

Siz diyalog davulcusu; Biz Adil Düzen yolcusu

Siz nefsani, biz Rabbani; Siz o taraf, biz bu taraf!

 

Siz gavurun puştlarısız; Biz mağdurun dostlarıyız

Siz küfrani, biz şükrani; Siz o taraf, biz bu taraf!

 

Sizler kuyruk, biz öncüyüz; Sizler kukla biz yöncüyüz

Siz kitabi, biz Kur'ani; Siz o taraf, biz bu taraf!

 

Siz Amerkan hizmetkârı; Biz Erbakan hürmetkârı

Siz hasmani, biz vicdani; Siz o taraf, biz bu taraf!

 

Milli Şairimiz rahmetli Mehmet Akif'ten bir uyarlama ile bitirelim

“Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih

Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!

Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya

Şekil yönünden sanki; Ömer'in devri, güya!..

Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler

Zikir Kur'an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan

Sen onları kendine, taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın

Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatın!

Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut

Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!."

 

Sonuç: “İslam, olgun ve onurlu insan olmak içindir. Ey, ılımlısıyla, radikaliyle bütün din istismarcısı, marazlı ve garazlı kesimler. Bırakın Müslümanlığı, izan ve vicdan sahibi duyarlı ve tutarlı birer insan olun yeterliydi! Hiç değilse: Söz Sırası Onlarda..” diyen Burhan Ayeri kadar insaf gösterilmeli, hakikat itiraf edilmeliydi!

‘Milli Çözüm', Ahmet Akgül yönetiminde çıkan bir yayın. Dergiyi, ilgiyle takip edenlerdeniz. Oluşumla ilgili olarak yapılan son soruşturma ‘Tüm gözaltına alınanların serbest bırakılmasıyla' sonuçlandı. Bu yüzden, Milli Çözüm'ün ‘Ağustos Özel Sayısı'na ilgi gösterdik. Başlığın üstüne yerleştirdikleri "Ellerinde Patlayan Operasyon Balonu" aslında her şeyin özeti. Yazar ve Siyaset Bilimci Akgül'ün yazısını herkes mutlaka okumalı. "Orduya Hücum", "AKP Kapatılmadı. Rehin alınıp, kapatma yapıldı", "Marxçılıkla, Ulusalcılık Uzlaşır mı", "Amerika En Büyük Terör Teşkilatıdır", "30 Ağustos Zaferi ve Türk Subayının Şerefi" şeklindeki ara başlıklar, Ahmet Akgül'ün Ulusal Kanal'daki ‘Başörtüsü Konuşması'yla tamamlanıyor. İlgi duyanlar için Milli Çözüm'ün internet adresini veriyoruz. http://www.millicozum.com.

Kapakta yer verilen "Bize Çete Diyenin de..." başlıklı dizelerden bir dörtlüğü yayınlıyoruz:

"Orduma kin besleyerek

Kiri nurla süsleyerek

Gavurluğun gizleyerek

Her hileyi denyenin de...”[5]


[1] Bak: Ekrem Şama, Milli Gazete, 8 Eylül 2014

[2]12 Kasım 2014 – Yeniçağ Gazete

[3] Bak: 14 Eylül 2014

[4] 09.08.2008 / Reşat Nuri Erol

[5] Akşam / 13-08-2008/ Burhan Ayeri


Bu yazarin diger makaleleri

“Rahmani”lerle “Şeytani”lerin Çekişmesi MEHDİ’YLE DECCAL’İN FİNALİ VE İŞBİRLİKÇİLERİN AKIBETİ
 Hz. Mehdi’nin en önemli özelliği ve alametinin; sarığı, takkesi, sakalı...
Devami
TÜRKİYE’NİN GERÇEK MANZARASI VE ERKEN SEÇİM TAMZARASI
Tamzara; Elazığ ve Erzincan civarında meşhur, ağır halay cinsinden bir...
Devami
Maneviyat Kılıflı Menfaat Avcıları Ve MİLLİ DAVALARIN KİRLİ KURMAYLARI
  Dünyevileşmenin ve dindarlık adına dinar devşirmenin simgesi olan Yahudiler ve...
Devami
SAĞCI MI YIZ, SOLCU MU YUZ?
  Ahmet Akgül Hocamıza, bir sohbetle soruyorlar: Solcu koministi mi tercih...
Devami
Doğu Akdeniz Havzası, Amik Ovası ve ARMEGEDON SAVAŞI
Doğu Akdeniz’de, yani Türkiye, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır ve Kıbrıs...
Devami
TERÖRÜN DİNİ VE FİRAVUNLARIN ÇAĞDAŞ FİGÜRANLARI…
  Terör: İhtilalci grupların giriştikleri şiddet hareketlerinin tümü için kullanılan bir...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2272

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR