ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4841
mod_vvisit_counterDün14063
mod_vvisit_counterBu Hafta30899
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay144961
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17069101

IP'niz: 3.238.70.175
Bugün: 21 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12285658

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İlginç “Ay Tutulması” ve Yöneticilerimizin AKIL TUTULMASI VE HİDAYET KARARMASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Ülkemizin geleceği, devletimizin dirlik ve düzeni ve milletimizin güvenliği kaygısıyla; hem AKP hükümeti, hem muhalefet, hem de Cemaat hakkında yaptığımız uyarılarımızı, bu maksatla hazırladığımız yazılarımızı ve konuşmalarımızı “ön yargılı, kasıtlı, kışkırtıcı ve ortalığı karıştırıcı”bulan bazı kiralık hainlere ve maskaralık cahillere artık hatırlatmamız lazımdı: Bu acı gerçekleri sadece Milli Çözüm Dergisi olarak bizler gündeme taşımamaktaydık. Solcu, sağcı ve Milli Görüşçü gibi çok farklı ve aykırı kesimlerden de aynı yorumlar ve uyarılar yapılmakta ve aynı kaygılar gündeme taşınmaktaydı. Çünkü selim aklın ve vicdanın kanaati ortaktı. Türkiye Gemimizi 11 yıl boyunca (bilerek veya gafletle) batıracak proje ve girişimlere birlikte taşeronluk yapan, şahsi ikbal ve iktidar hesapları uğruna sonunda birbirleriyle kıyasıya boğuşmaya başlayan AKP’li Hükümet ve Cemaat şu anda bile Milli ve manevi çıkarlarımızı koruma gayretinden uzaktı. Milli Çözümün neredeyse tam otuz yıldır bunlar hakkındaki tespit ve tahlillerinde hep haklı çıkması, değişmez doğrulara ve tarihi olgulara dayanarak yorum yapmasındandı. İşte farklı kesimlerden farklı isimlerin, insani tutarlılık ve Milli duyarlılık adına ortaya koydukları bazı saptamaları:

NATO’daki rehberimiz, stratejik müttefikimiz ve BOP ağabeyimiz AmerikaSuriye’de faaliyetlerini sürdüren YPG’yi “terör örgütü” olarak görmediğini açıklamıştı. Bu YPG kendisi gibi Suriye’de faaliyette bulunan PYD’nin silahlı kanadıydı. PYD ise terör örgütü PKK’nın Suriye yapılanmasıydı! Ve böylesine bir örgüt sözümona dostumuz ve müttefikimiz(!) ABD tarafından terör örgütü olmaktan çıkarılmıştı! Bu açıklamanın manası ve mesajı doğru okunmalıydı: YPG terör örgütü olarak algılanmadığına göre PYD de terör örgütü sayılmayacaktı ve netice itibarıyla PKK da terör örgütü kapsamından çıkarılıp “Bağımsızlık savaşçıları”na çevrilmiş olacaktı. Hem PKK’nın ve yan kuruluşlarının elindeki ABD ordusunun silahları da bunun ispatıydı. ABD’nin YPG ile ilgili olarak yaptığı bu açıklama yakın zamanda PKK’nın sütten çıkmış ak kaşık olarak takdim edileceğinin ilk adımıydı. Zaman zaman ağızlarından PKK hakkında, “Terör örgütüdür” yollu açıklamalar sadır olsa da bu açıklamaların Türkiye’yi “oyalama” dışında bir maksadı olmadığı aşikârdı. Bir yandan Türkiye’nin terör örgütüne karşı mücadele etme hakkının olduğunu ifade ederken bir yandan da, “Fazla ileri gitmeyin” diye PKK’yı koruyup kollamıyorlar mıydı? “Tamam, uçaklarınız bombalasın ama PKK’lılara fazla zarar vermesin” küstahlığı ne anlam taşımaktaydı. Şimdilik halkımızı ve gafil iktidarımızı avutmak için, ara sıra “PKK terör örgütüdür” deseler de örgütün sağ kolunun sağ kolunu “aklayarak” bu ifadelerinin hiçbir değeri olmadığını ortaya koyuyorlardı!” tespitleri elbette haklıydı…

Muş Valisinin itirafıyla resmiyet kazanan bilgilere göre çözüm sürecinde terör örgütü bir yandan “silah stoklaması” yaparken bir yandan da “dağa çocuk taşımaktaydı!” Binlerce çocuk dağa kaçırılırken ülkeyi yönettiklerini sananlar da, “Örgüt dışarı gidiyor” diye halkı avutmaktaydı. Çocuklar dağa, silahlar şehirlerdeki depolara taşınırken PKK mahkemeler kuruyor, “askere alma daireleri” oluşturuyor, “vergi daireleri” çalıştırıyorlardı.Eğer AKP iktidarı ve baş sorumluları, PKK bütün bunları yaparken bile bile göz yumuyorlardı ise bu açıkça “hıyanet ortaklığı”ydı. Yok eğer hiç haberleri olmamışsa bu gaflet, cehalet ve dalalet ehlinin eline Türkiye bırakılamazdı!..

“Adım adım Kürdistan hazırlığı!

PKK terör örgütü liderlerinden Murat Karayılan'ın Kürdistan Ulusal Kongresi'nin Brüksel'de 15'ncisini gerçekleştirdiği Genel Kurul'a gönderdiği mesaj gafil iktidarı ve yandaşlarını şaşırtmıştı! Terörün belinin kırıldığının açıklandığı saatlerde Karayılan’ın, “İçinden geçtiğimiz süreç özgür Kürdistan’ı kurma sürecidir. Onun için her zamankinden daha çok birliğe ihtiyacımız var” sözleri nasıl okunmalıydı? Karayılan’ın"...Demokratik Ulusal Birliğin prensiplerini uygulayacağıma, özgür, demokratik ve başarılı Kürdistan için tüm gücümle mücadele edeceğime..." yemini ve garantisi kime karşıydı? "Kuzey Kürdistan’daki demokratik özerklik ilanı, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi içinde yeni bir aşamanın da başlangıcı oldu. Bu süreç büyük başarıların süreci, özgür Kürdistan'ı kurma sürecidir" iddialarını kim yanıtlayacak ve yalanlayacaktı? Açıklamada, söz konusu Kürt devletinin nitelikleri ile bu devlete doğru giden süreçte "Kuzey Kürdistan"daki demokratik özerk yapıya yapılan vurgu oldukça anlamlıydı. Bunlar adeta birer sihirli sözcük durumundaydı. "Kuzey Kürdistan"bu bağlamda bir başlangıç ve dayanak noktası olduğu kadar, bir model olarak da karşımızda durmaktaydı. Modelin özünde hedef ülkede bir iç savaşın çıkartılması, bu ülkeye yönelik dış müdahale ve bu ülkede yer alan Kürtlerin süreçte oynadıkları işbirlikçi rolden ötürü destek çıkılması vurgulanmaktaydı. Irak'ın işgali sürecinde yaptıkları katkıdan dolayı ödüllendirilmiş olan yapı, bugün her an doğmaya hazır "çekirdek devlet" olarak hazırlanmaktaydı. Bu bağlamda Suriye'de elde edilecek sonuç belirleyici olacaktı. Yani, Suriye'de bir Kürt devleti kurulmadan Irak'taki devletin bağımsızlığı o kadar kolay sağlanamayacaktı.

Suriye, burada olası Kürt devletinin tamamlayıcı bir parçası olduğu kadar, Karayılan'ın bahsettiği "birlik" vurgusu bağlamında Kürt milliyetçiliğinin pekişmesine katkı sağlayan bir adres olarak da karşımıza çıkmaktaydı. Ayn el-Arap (Kobani) sonrası Cerablus'a yapılan vurgu ve PKK'lı teröristlerin yanında Irak'ta bir süredir askeri eğitim gören 6 bin Suriyeli Peşmerge'nin bir kısmının Suriye'ye geçirildiğine yönelik haberler bu noktada fazlasıyla ufuk açıcıydı. Evet, model şu an Suriye'de "Batı Kürdistan" için uygulanıyor ve yeni bir aşamaya girilmiş durumdaydı. Modelde öne çıkan en temel nokta, Türkiye’nin başarısız bir devlet haline sokulmasıydı. Bunun etkin yollarından biri de, ülkemizin anti demokratik bir devlet olarak dünyaya tanıtılması ve TSK’nın yıpratılmasıydı. Evet bizim teröristimiz olan PKK ve yan kuruluşları, Batılıların kahramanı hatta IŞİD’e karşı mücadele ortağıydı. Biz saldırgan bir devlet olarak lanse edilmeye çalışılırken, onlar demokrasinin yeni bekçileri olarak rol kapmaya başlamıştı” tespit ve tahlillerini yapan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un uyarılarına kulak asılmalıydı.

“Bölgesel bir güç olmak isteyen ve atom bombasına sahip tek İslam ülkesi olarak bilinen Pakistan'ın Taliban, hatta El Kaide üzerinden nasıl bir oyuna getirildiği unutulmamalıydı. Pakistan, Amerika gibi dostlarının sayesinde Keşmir sorununu çözemediği gibi, yeni Keşmirlerin oluşumuna da engel olamamıştı. Örneğin, BOP haritasında yer alan ve Pakistan'ın topraklarının bir kısmını da içeren Beluç Devleti adeta bu devlete kendi elleriyle kurdurulmaya zorlanmaktaydı. Bu bağlamda, Taliban'ın Pakistan'dan "Büyük Afganistan" adına toprak talebinde bulunduğunu da hatırlatmakta fayda vardı. Pakistan-Afganistan sınırları arasında yer alan, bölgenin "Kuzey Irak"ı olarak da adlandırılabilecek Veziristan sorununun her geçen gün derinleşmesinin arka planında yatan nedenlerden biri de Taliban ve arkasındaki Amerika’ydı.

Hatırlanacağı üzere, El Kaide uluslararası bir terör örgütü olarak ön plana çıkarken, Taliban daha çok Pakistan-Afganistan merkezli bir bölgesel örgüt olarak tanınmaktaydı. Başta Pakistan istihbaratı ISI ve CIA tarafından palazlandırılan Taliban, Sovyet işgali sona erene kadar kurtarıcı, mücahit kabul edilirken, Sovyet sonrası dönemde hızlı bir şekilde terör örgütü olarak lanse edilmeye başlanmıştı. Taliban süreç içerisinde bölgesel bir "terör örgütü" hüviyeti kazanırken, El Kaide de bu örgütün temel işbirlikçilerinden biri haline çevrilmiş durumdaydı. Bunlar CIA dışında Körfez tarafından da başta finansman ve insan kaynağı olmak üzere, her türlü desteğe mazhar kılınmıştı. 11 Eylül sonrasında ABD-Pakistan işbirliği yerini büyük bir husumete bırakmış. Pakistan, Taliban konusunda ABD ile ters düşünce, adeta bu örgüt üzerinden cezalandırılmaya başlanmıştı. İşte Türkiye'nin IŞİD ve PKK terör örgütleri üzerinden nasıl bir kumpas içine çekilmeye çalışıldığını anlamak için Pakistan-Taliban örneğine bakmak lazımdı”[1] yorumları önemli bir gerçeğe ayna tutmaktaydı.

Rusya’nın Suriye’ye silah yığması, diplomasi yolunu aralamıştı!

ABD’nin Rusya’yı Karadeniz, Baltık ve Ortadoğu’dan çevreleme projesine yanıt olarak nitelendirilen Rusya’nın Suriye’deki varlığı diplomatik boyutlarıyla da gündeme gelmeye başlamıştı. Konuyu mercek altına alan ABD merkezli New York Times “Putin, Suriye üzerinden diplomasi yolu arıyor” başlıklı haberinde diplomasi alanında tecrit edilmeye çalışılan Rusya’nın yeniden sahneye çıktığını yazmıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ve Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Suriye’deki duruma ilişkin ABD ile askeri diyalog kurma çağrılarına vurgu yapan gazete Rusya’nın bu sayede Batı ve ABD arasında denge unsuru olmak istediğini vurgulamıştı. Bu bağlamda haberine devam eden New York Times, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Moskova’yı ziyaret ettiğini duyururken, Putin’in uzun bir aradan sonra 28 Eylül tarihinde BM’de konuşma yapacağını okuyucularına aktarmıştı. ABD, Mart 2014’de Ukrayna’nın doğusundaki gelişmeleri gerekçe göstererek Rusya ile askeri iletişimi askıya almıştı. Uzmanlar Suriye sahasında iki ülkenin terörle mücadeleye girdiği takdirde herhangi bir çatışma riskini azaltmak için haberleşmesi gerektiğini hatırlatmıştı. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bir süredir teröre karşı savaşacak tek gücün Suriye Ordusu olduğunu yinelerken, ABD yönetimi de eğit-donat programının fiyasko ile sonuçlanmaya başladığı itirafında bulunmaktaydı. Sonunda Obama’nın “Esed’li geçiş sürecine” yeşil ışık yakması ve Putin’le kadeh tokuşturması, AKP kafasının Suriye politikasının iflasıydı.

Batı (Amerika ve Avrupa) ile kol kola dolaşmaya başlayan ve Cumhurbaşkanını BM toplantısı için ABD’ye yollayan İran, Türkiye’ye karşı mı pohpohlanmaktaydı? Ayrıca Suriye krizinde Tahran- Moskova işbirliği Büyük Kürdistan’ın yolunu mu açmaktaydı?

Uluslararası kamuoyu Rusya’nın Irak hava sahasını kullanarak Suriye’ye ulaştırdığı askeri yardımlara ve bölgedeki Rusya ağırlığına odaklanırken krizin çözümüne dönük bir adımı da İran atmıştı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdüllahiyan, Suriye’ye dönük yeni bir plan hazırladıklarını duyurmuşlardı. İran Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde yer alan açıklamada, “Bu öneri tasarısı Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Suriye ziyaretinde Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a sunuldu. Esad İran’ın yapıcı önerisini memnuniyetle karşılarken konuya bazı katkılarda bulundu”tespitleri anlamlıydı.İran Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın Suriye’ye dönük diplomasi trafiğini yoğunlaştırmasına paralel olarak İran Kudüs Kuvvetler Komutanı Kasım Süleymani’nin de Moskova’yı ziyaret ettiği anlaşılmıştı. Lübnan merkezli AS-Safir gazetesinin iddiasına göre Moskova’ya ikinci ziyaretini düzenleyen Süleymani, Rus yetkililerle IŞİD ve diğer terör unsurlarına karşı mücadeleyi konuşmuşlardı. As-Safir gazetesi iddiaya ilişkin daha fazla bilgi vermezken Kasım Süleymani’nin ilk Moskova ziyaretinde S-300 füzelerinin İran’a intikalini konuştuğu hatırlatılmıştı.

Rusya-ABD tepişirken ezilenler kim olacaktı?

“Suriye meselesi, Rusya-ABD arasındaki görüşme trafiğini hızlandırmıştı. Görünen o ki, iki ülke arasındaki “şiddetli” rekabet yerini tatlı bir muhabbete bırakacaktı. Kuruldukları tarihten günümüze kadar iki “büyük” ülke birbirleriyle savaşmamış. Aksine, İkinci Dünya savaşı esnasında Alman Nazizm’i ve İtalyan faşizmine karşı aynı cephede yer almışlardı. Birinci Cihan harbinde de aynı blokta bulunmuşlardı. Kaderin cilvesi mi, tesadüf mü yoksa üst-aklın (Siyonist odakların) planlı bir işi mi henüz çok net değil ama gelin görün ki, Çarlık Rusya’sı Ekim 1917’de zafer kazanacağı savaştan yıkılarak çekilirken, bu olay ABD’nin önünü açmış ve savaşa aktif müdahil olmasını sağlamıştı. Ortadoğu’nun kaderini belirleyen 1916 Sykes-Picot ile Avrupa’nın geleceğini tayin eden 1919 Versay antlaşmasının meyvelerini Rusya yerine ABD toplamıştı. Sovyet Rusya ile günümüz Rusya’sını Akdeniz ve Ortadoğu’ya taşıyan ülke her zaman Suriye olacaktı. Sayın Menderes’i Dünya gündemine daha çok müdahil eden ve en nihayet onun siyasi hayatını bitiren de Suriye sorunlarıyla ilgili tavrıydı. Sayın Erdoğan’ın popüler siyaset hayatını başlatan, Ortadoğu’da yıldızını parlatan Suriye macerasıydı. Sayın Erdoğan’ın siyasi imajını karartan ve tepe-taklak yuvarlanmasını sağlayan da Suriye batağıydı. Putin’i Dünya’da sözü dinlenir, korkulur ve sayılan bir lider yapan Suriye yaklaşımıydı. Putin’e taviz kopartan, imtiyaz sağlayan, ABD’yi masaya zorlayan ve ister bölgesel ister Dünya ölçeğinde hâsıl olan krizlerin çözümde en nüfuzlu taraf yapan olgu Rusya’nın Suriye hesaplarıdır.

Rusya’yı Şam coğrafyasına bütün gücü ve imkânları ile dâhil olmasını sağlayan en önemli unsur Erdoğan’ın Suriye politikalarıdır. Erdoğan’ın, “Suriye’de ne pahasına olursa olsun teslim olmayacağım” inadı, Kürt kantonların Akdeniz’e kadar açılmasını engelleme çabaları, kendisine yıllardır itimat eden İhvan ve bugün El-Nusra’nın en güçlü temsil edildiği Fetih ordusu için Kuzey Halep-Kuzey Lazkiye hattı ve derinliği boyunca bir özerk yönetim kurmak arzuları Suriye savaşının son bulması önünde önemli bir engel oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu ısrarı perde önünde dostlarından tenkit yese de, perde arkasında ABD, Katar, Suudi hanedanlığı tarafından halen destek bulmaktadır. Suriye’de savaşın daha çetrefilli ve uzun bir zamana yayılacağını gören Rusya resti görmüş ve ilk kez çok ciddi bir karar almıştır. Bunu idrak eden, “rasyonel” ABD, Rusya ile bir savaşı göze almak yerine Moskova ile uzlaşmaya oturmak zorunda kalmıştır. Rusya’nın Şam’a ciddi silah sevkiyatı yapması, “Şam isterse asker gönderebiliriz” açıklamaları ile aslında var olan planın devreye sokulması, ABD’nin aklını başına getirten somut adımlardır. Kerry-Lavrov’ca yapılan Rus-ABD Savunma Bakanları toplantısının “yapıcı” olduğu yönündeki açıklamalar, ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki varlığına itiraz merhalesinden nasıl imtiyaz koparabilirim? aşamasına geçtiğinin ispatıdır. Burada dikkat çeken ve bilinmesi gereken en önemli husus tarihin bir kez daha tekrarlanmasıdır. ABD-Sovyet Rusya 1957-59 Suriye krizinde tepişen iki taraf iken birden masaya oturmuş antlaşmış ve sofraya maydanoz olan Menderes’in ezilmesine göz yummuşlardır. Erdoğan’ın Rusya’nın Suriye’ye aktif ve bilfiil askeri destek vermesine itirazı, tepişen ABD-Rusya’nın altında ezilen çimen olacağı korkusunu mu yansıtmaktadır?”[2] diyen sn. Prof. Mehmet Yuva bir kitap değerindeki gerçekleri bir makaleye sıkıştırmışlardı.

Putin: “Esad’ın ordusu teröre karşı savaşmaktadır!”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ABD merkezli 2 televizyon kanalına verdiği röportajda BM’nin rolünden Rusya’nın Suriye’deki varlığına kadar birçok konuya açıklık kazandırmıştır. Putin, teröre karşı savaşan tek gücün Esad’ın Suriye ordusu olduğunu vurgulamıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BM Genel Kurulu 70. Dönem toplantılarına katılmak üzere bulunduğu New York’ta, CBS ve PBS televizyon kanalları için gazeteci Charlie Rose’la röportaja katılmıştı. BM zirvesinde yapacağı konuşmanın ayrıntılarını paylaşmayan Putin uluslararası aktörlere BM’nin önemini anlatacaklarını hatırlatmıştı. Oysa tek sorun zaten Siyonist güdümlü BM kaynaklıydı. Terörist işgalci İsrail BM’nin hiçbir kararını takmamıştı. Röportajda Rusya’nın BM’nin kurucu ülkesi ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi temsilcisi olduğunu söyleyen Putin; “Günümüzde uluslararası yaşamın nasıl geliştiğini, BM’nin tüm dünyada barışı korumak için kurulan tek uluslararası kuruluş olduğunu anlatmak gerekir. Bu anlamda bugün BM’nin hiçbir alternatifi yok”ifadeleri Siyonizm’in halâ sol kolu olduklarını mı anlatmaktaydı? Bununla birlikte BM’nin değişen dünyaya adapte olması gerektiğinin altını çizen Putin 70. Dönem toplantısının Rusya’nın uluslararası vizyonunu anlatmak için tarihi fırsat sunduğunu vurgulamıştı. Röportajın ilerleyen bölümlerinde uluslararası medyanın Suriye krizini ordu ve ‘muhalefet’ arasındaki savaş gibi gösterdiğini ancak bunun gerçeği yansıtmadığını söyleyen Putin bu bağlamda şunları aktarmıştı:

Suriye’de bir tek meşru ordu var. Bu Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad’ın ordusu. Bazı uluslararası ortaklarımıza göre bu orduya karşı muhalefet savaşıyor. Ancak gerçekte Esad’ın ordusu, terör örgütlerine karşı savaşıyor. ABD Senatosu’nda yapılan son görüşmelerden yanılmıyorsam Pentagon temsilcileri, silahlı muhalefete verilen eğitim hakkında ABD’nin yaptıklarına ilişkin rapor sundu. Başta 5-6 bin, sonra 12 bin savaşçının eğitilmesi amaçlanıyordu. Ancak sonra toplamda sadece 60 bin kişinin eğitildiği, elinde silahla sadece 4 veya 5 kişinin savaştığı, diğerlerinin ise Amerikan silahıyla birlikte IŞİD saflarına geçtiği ortaya çıktı. İkincisi, görüşüme göre gayri meşru kurumlara askeri yardımın sağlanması, modern uluslararası hukuk ilkelerine ve BM Anlaşması’na uygun değil. Biz kesinlikle sadece meşru iktidar kurumlarına destek veriyoruz.”

Putin’in “Askeri yardım meşru Hükümete yapılır” çıkışı!

Vladimir Putin, Rusya’nın Suriye’ye yardımlarına ilişkin sorulan soruya BM anlaşmalarını hatırlatarak şunları aktarmıştı: “Suriye’deki varlıklarımıza gelince, bu varlığımız bugün Suriye hükümetine silah sevkiyatından, personele verilen eğitimden, Suriye halkına sağlanan insani yardımdan ibaret. BM Anlaşması’na yani çağdaş uluslararası hukukun temel ilkelerine dayanarak hareket ediyoruz. Uluslararası hukuka göre, askeri yardım dâhil herhangi bir yardımın kesinlikle sadece meşru hükümetlere, bu hükümetlerin onayı veya isteği üzerine ya da BM Güvenlik Konseyi’nin kararıyla yapılması gerekir. Bu durumda eylemlerimiz, Suriye hükümetinin askeri ve teknik yardım talebiyle ilgilidir ve biz bunu, kesinlikle yasal uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yapıyoruz. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, IŞİD’e karşı mücadeledeki desteğimizi memnuniyetle karşıladığını söyledi. Diğerleri ise bu savaş uçakları ile hava savunma sistemlerinin teröristlere karşı kullanıldığını savunuyor.”

Türkiye ile koordinasyon kuralım!

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye krizinde bölgesel çözüm istediklerini dile getirerek “Bu bağlamda, bölge ülkelerine de işbirliği öneriyoruz, bir nevi koordinasyon kurumu oluşturmaya çalışıyoruz. Şahsen ben bu konuda Türkiye Cumhurbaşkanı, Ürdün ve Suudi Arabistan Krallarına bilgi verdim. Askeri yetkililerimiz de aralarında bu konuyu görüşüyorlar” açıklamasını yapmıştı.

Türkiye “doğrulma veya dağılma” mücadelesi verirken CIA yapılanması ve Vatikan kuklası Fetullahçı Cemaat halâ yaklaşan seçimlerde AKP’yi %40’ın altında tutmak ve Erdoğan’ın ayağını kaydırmakla uğraşmaktaydı. İşte CIA-MAAT’ın emniyetteki yeni planı polis teşkilatındaki “uyuyan kadrolar” devreye sokularak Türkiye’yi karıştırmaktı!

Emniyet içindeki Fetullahçı terör örgütüne bağlı çalışan polislere karşı yapılan operasyonlar sürerken F tipinin de boş durmadığı ortaya çıkmıştı. Örgütün Nur cemaati içindeki gruplara yerleştirdiği “uyuyan kadrolar” olarak tabir edilen elemanlarını harekete geçirdiği konuşulmaktaydı. Bir emniyet müdürü, Fetullahçı Terör Örgütüne bağlı kadroların tam anlamıyla temizlenmediği bunun nedeninin de “uyuyan kadrolar” diyerek tarif ettiği kişilere ulaşılamadığından kaynaklandığını vurgulamıştı. Bu Emniyet Müdürü: F tipi örgütün sadece kendi mensuplarıyla teşkilat içine sızmadığını Nur cemaatine bağlı Yazıcı ve Okuyucu olarak bilinen gruplarda yer alan polislerin de cemaatle birlikte hareket ettiğini açıklamıştı.

F tipi örgütün ‘Açılım’ sahtekârlığı da ortaya çıkmaya başlamıştı:

CIA ve FBI’ın 50 açılımcıyı eğittiği ve ‘çözüm’ süreci öncesi Türkiye’ye gönderdiği saptanmıştı. F tipi örgüte bağlı bu ekibin, TSK’nın PKK ile mücadelesine engel olması için Güneydoğu’da görevlendirildikleri anlaşılmıştı. F tipi örgütle ilgili operasyonlar sürerken her gün yeni bir bilgiye ulaşılmaktaydı. Yapılan operasyonlarda örgütle ilgili gizli kalmış noktalar çözülürken bunda örgütte yaşanan çözülmeler de önemli rol oynamaktaydı. Bu operasyonlarda örgütle “açılım” süreci arasındaki ilişkilere de ulaşılmıştı. ABD koordinatörlüğünde, AKP Hükümeti ile PKK arasında yürütülen “açılım” sürecinde rol üstlenen F tipi örgüt elemanlarının ABD’de CIA ve FBI eğitiminden geçirildiği ortaya çıkmıştı. Örgüt AKP iktidarı ile arası iyiyken iktidarın tüm olanaklarını kullanmış, üstelik de Erdoğan’a çok yakın olmuşlardı. Örgüt kendi elemanlarının eğitimini devletin üstüne yıkmıştı. Örneğin açılım süreci öncesinde çok sayıda eleman ABD’ye gönderilmiş ve orada doktora yapması sağlanmıştı. ABD ile birlikte hareket ettikleri için çok organize çalışmışlar, açılım süreci başlamadan önce ABD’de doktora yapan ve CIA ve FBI’ın özel eğitiminden geçen yaklaşık 50 kişi Türkiye’ye dönme talimatı almışlardı. Dönen kamu görevlilerinin tamamına yakını Güneydoğu’ya atanmış açılım sürecinde, PKK ile mücadele eden askerler hakkında soruşturma açılmasında, onların itibarsızlaştırılmasında, TSK ve güvenlik güçlerinin PKK ile mücadelesine engel olunmasında rol almışlardı.

Ay tutulması yorumları İncil'in ürkütücü yorumları!

Ay tutulması etkileri astroloji dünyasında neden paniğe yol açmıştı?

Kanlı Ay Tutulması'yla ilgili korkutucu yorumlar yapılmıştı. Bazı Astrologlara göre Kanlı Ay Tutulması “tam bir püsküllü belaydı!”. "Son 2 bin yılda Kanlı Ay Tutulmaları hep felaketle sonuçlandı" yorumunda bulunan Astrologlar yeni Ay Tutulmasının bölgesel ve küresel 'savaş'lara işaret olduğunu savunmuşlardı. Bunlara göre:

“Geride kalan sadece Ay Tutulmasının fotoğrafıydı. Ama beraberinde getireceği akıl tutulmaları ve her alanda baş gösterebilecek sıkıntılar asıl yeni başlayacaktı. Bu tutulmaya Merkür retrosu da tuz biber olacağı için, etkileri çok daha sert ve tetikleyici olacaktı. Anlayacağınız, ay tutulmasının en ürkütücü hali olan Kanlı Ay, ilk üç ayı derinden olmak üzere önümüzdeki 1,5 sene boyunca etkileri tüm dünyada yaşanacaktı. Son 2 bin yılda yaşanan bütün 'Kanlı Ay Tutulmaları'nın beraberinde büyük felaketler getirdiğine inanılırdı. 1492'de soykırıma uğrayan Yahudiler İspanya'dan göçe zorlanmış, 1948'de Filistin'de bağımsızlıklarını ilan edip İsrail'i kurmuş bulunmaktaydı. 1967'de Mısır, Ürdün ve Suriye'yle İsrail 'Altı Gün Savaşları'nda karşı karşıya gelip savaşmışlardı. Tüm bunlara baktığımızda, açıkçası Ortadoğu'yu huzurlu günlerin beklediğine inanmak zorlaşmaktaydı. İşin en ilginç tarafı tüm bu Kanlı Ay Tutulması'nın da Yahudilerin kutsal günlerine denk gelmesi şaşırtıcıydı.”

İncil'deki Kehanetler ve yorumları!

İncil kehanetlerinde kıyametin kopmasına yakın güneşin kararıp, ayın kanlanacağı ve Mesih'in yeryüzüne dönüş yapacağı yazmaktaydı. San Antonio Kilisesi Papazı John Hagee, Mesih'in gelmesine sebep olacak kaos ortamını ve son büyük savaşın bugünlere rastlayacağını ortaya atmıştı. “Tamam, toplumu korkutmayalım ama tehlikelere karşı da uyarmalıyız. Çünkü gerçekten çok güçlü ve ürkütücü bir ay tutulmasıyla karşı karşıyayız. Hem Merkür ve Mars'ın sert etkisinde, hem de çekim kuvvetinin maksimumda olduğu ayın dünyaya en yakın konumda olacağı Süper Ay'la birlikte gerçekleşmesi de enteresandır. 1982'den beri ilk kez gerçekleşen bu gökyüzü olayına 2033'e kadar bir daha tanık olamayacağız!” diyenler neyin telaşındaydı? Şimdi bu yorumlar ve yaklaşımlar, acaba sadece Astrolojik tahminlerden mi kaynaklıydı, yoksa Siyonist İsrail’in çöküş kuşkularını mı yansıtmaktaydı?

Türkiye’de neler olacakmış?

Tam bir püsküllü bela olan bu tutulma, savaş, güç ve ateşi temsil eden Koç burcunda gerçekleştiği için büyük çaplı askeri operasyonlara ve önemli kayıplara yol açacakmış... Askeri dinamiklerde oynamalar, yönetimsel değişiklikler yaşanacakmış... Hatta devlet ile asker bu dönemde yıllar sonra karşı karşıya kalacakmış... Bunun yanında ne yazık ki sınırda yaşanan çatışmalarda ve terör olaylarında artış kaçınılmazmış. Düşünmeden atılan bir adım bile bizi savaşa sokacakmış... Özellikle Mayıs sonu, Haziran başı gibi Türkiye'de büyük sokak hareketleri olacakmış. Belli bölgelerde başkaldırılar, yeni Gezi olaylarına benzer toplumsal reaksiyonlar yoğunlaşacakmış… Seçim sonrasında düşmanlar ve sınırlarımız açısından yeni sayfalar açılacakmış… Ancak ne yazık ki bu sayfalar pek de beyaz olmayacakmış… Eğer seçmen sandıklarına sahip çıkar ve hilelere izin verilmezse, 7 Haziran'dan çok da farklı bir sonuç çıkmayacakmış… Seçim tabii ki önemli ama asıl seçim sonrası çok daha önemli. Sonuçların kesinleşeceği gün olan 2 Kasım'da ayın Aslan burcuna geçmesi ateş ve çatışma alarmı verdiğinden sandık başında yaşanabilecek kavgalara ve parti binalarının basılmalarına karşı tedbirler alınmalıymış... Ay tutulmasının enerjisiyle ekonomi hiç umulmadığı kadar çıkmaza sokulacakmış... Bu da büyük bir finansal kriz anlamı taşımaktaymış… Bugüne kadar makyajlı gördüğümüz ekonominin gerçek ve acı yüzüyle karşılaşacakmışız. Dünyada yaşanacak büyük kriz bizi de vuracakmış... Özellikle dev firmalarda herkesi şaşırtacak iflaslar, çöküşler yaşanacakmış... Yavaş yavaş kapitalizmin temelleri sarsılacakmış.

Yukarıda da belirttik, bütün bunlar tahmini yorumların ötesinde ciddi uyarılar ve mesajlar taşımakta, bir nevi kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktaydı. Evet Siyonist merkezleri garip bir telaş kaplamıştı!

Erdoğan’a karşı özel ittifak mı?

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun son dönemlerde bütün kritik kararları MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu ile birlikte alması, AKP içinde tartışmaya yol açmıştı. Bu birlikteliğin Erdoğan’a karşı bir hareket olduğu iddiaları kulislere yansımıştı. AKP kongresine Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ağırlığını koymuş ve MKYK listesini bizzat kendisi hazırlamıştı. 1 Kasım seçimleri için yapılan kamuoyu yoklamalarında AKP oyları yüzde 34’e kadar inerken, Erdoğan listelerde bazı değişiklikler olmasına ve Ali Babacan gibi Abdullah Gül’e yakın birkaç ismin yeniden aday yapılmasına karşı çıkmamıştı. AKP’de bu gelişmeler yaşanırken, alınan kritik kararlarda “Başbakan Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve seçim hükümetinde Dışişleri Bakanı olan Feridun Sinirlioğlu” ittifakı gözden kaçmamaktaydı. Bu üçlünün uluslararası büyük güçleri de arkalarına alıp zaman zaman Erdoğan’ı baypas ederek bazı işler yaptıkları kulislere yansımıştı.

“Davutoğlu-Fidan-Sinirlioğlu” üçlüsünün faaliyetleri AKP içinde giderek daha fazla tartışılmaya başlanmıştı. Üçlünün faaliyetleri ile ilgili olarak Erdoğan’a ve Aksaray’da görev yapan danışmanlara sık sık ihbarlar yapıldığı anlaşılmıştı. Erdoğan’ın “Davutoğlu, Fidan, Sinirlioğlu üçlüsü”nün faaliyetlerini yakından izlediğini kaydeden Cumhurbaşkanına yakın bir AKP MKYK üyesi şu bilgileri aktarmıştı:

Erdoğan, Davutoğlu konusunda hata yaptığının farkındaydı. Ama şu anda yapacak fazla bir şey kalmamıştı. AKP MKYK tamamen Erdoğan’ın güdümündeydi. 1 Kasım için belirlenen milletvekili aday listelerinde de esas olarak kontrol ondaydı. Ama Davutoğlu’nun başka ilişkileri ve hamleleri vardı. İçte ve dışta Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren kritik kararları MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu ile kararlaştırıyorlardı. Bürokratlarla birlikte hareket ederek işleri oldubittiye getiriyorlardı.”

Hakan Fidan’ın İngiltere, Feridun Sinirlioğlu’nun İsrail ve ABD ile ilişkilerinin çok iyi kurulduğunu, Davutoğlu’nun da geçmişte bu ülkelerle yakın ilişkiler içinde bulunduğunu, bu ülkelerdeki kuruluşların organize ettiği toplantılara katılmış olduğunu, bu ülkelerin yakın ilgi gösterdiği isimler arasında baş sıraya oturtulduğunu ifade eden AKP MKYK üyesi, Davutoğlu, Fidan ve Sinirlioğlu’nun New York’ta birlikte verdikleri fotoğrafı hatırlatmıştı. Bu fotoğrafın Erdoğan tarafından “not edildiğini” vurgulayan MKYK üyesi, Fidan’ın Erdoğan’ın karşı çıkmasına rağmen Davutoğlu ile birlikte hareket ederek 7 Haziran seçimleri öncesinde müsteşarlıktan istifa etmesini hatırlatmıştı. Bu istifanın organize bir hareketin parçası olduğunu vurgulayan MKYK üyesi, “Sayın Cumhurbaşkanı sert tavır almasaydı önemli bir mesafe alacaklardı ve psikolojik üstünlük onlarda olacaktı. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız hesabı bozmuşlardı”.

Bu arada, Erdoğan’la Davutoğlu’nun Suriye politikasında farklı açıklamalar yapmaları dikkatlerden kaçmamıştı. Erdoğan Moskova’da Putin’le görüşmesi sonrası uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada Suriye konusunda ilk kez Esadlı çözümden söz edip herkesi şaşırtmıştı. Erdoğan’ın“Tabii burada Esed’siz bir sürecin olması veyahut da bir geçiş sürecinde belki Esed ile gidilme diye bir şey olabilir” sözleri anlamlıydı. Velhasıl şöyle veya böyle, dananın kuyruğu kopacaktı. Sn. Erdoğan’ın Milli Derin Devlete sığınması akıllıcaydı, ama bu onu, acaba hepten aklayacak mıydı? Davutoğlu ise Suriye politikasını birlikte yürüttükleri Feridun Sinirlioğlu ve Hakan Fidan’la yaptığı ABD ziyaretinde Esadlı formüle sert bir şekilde karşı çıkmıştı.

 

1 Milli Gazete, Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol

2 Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


Bu yazarin diger makaleleri

BÜLENT ARINÇ’IN “GEN”LERİNİN GEREĞİ VE AKP’NİN İSRAİL KARNESİ!
Yüce yaratıcı, her insanın tabiatına; hem iman ve iyilik etme,...
Devami
İMAN VE KÜFÜR
  Ahmet Akgül Hocamızla "İMAN VE KÜFÜR" üzerine yapılan sohbet...
Devami
LAİKLİK LAKLAKCILIĞI VE İSRAİL ŞAKŞAKCILIĞI
  Ahmet Akgül Hoca’mızın 13 sene evvel Milli Çözüm Dergisi’ndeki saptama ve...
Devami
JÖN TÜRKLER VE TÜRK YAHUDİLER
  "Kirli ve Gizli Derin Güçler"   Osmanlı'nın yıkılışında ve Cumhuriyetin kuruluşunda çok...
Devami
AKP’NİN EKONOMİK SAHTECİLİKLERİ VE SATIVERDİKLERİ
BM raporlarına göre: AKP iktidarı devraldığında Türkiye’nin üçte biri fakirlik sınırının...
Devami
E-DEVLET PROJESİ ÇÖKTÜ MÜ? YOKSA KİRLİ GERÇEKLER Mİ GİZLENDİ?
  130 milyon kaydı barındıran ve yaklaşık 30 milyon dolara...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1015

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR