Get Adobe Flash player
Reklam

SAHİ BU AKP, KİMLERE HİZMET EDİYORDU?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Tam 13 sene önce Milli Çözüm şunları yazıyor ve AKP iktidarını uyarıyordu.Maalesef bütün tespitlerimiz aynen çıkıyordu!

SAHİ BU AKP, KİMLERE HİZMET EDİYORDU?

      

YPG/PKK ABD’nin işgal maşalarıydı!

Sınırımızın hemen ötesinde ABD ve koalisyon ortaklarının bölgemizi işgale ve zenginliklerini sömürmeye yönelik planı işlerken, içeride ise her seçim döneminde ısrarlı bir şekilde toplum ayrıştırılıyordu. Hâlbuki dışa karşı birlik ve beraberlik oluşturulması, bu birlikteliğin de dost ve düşmana karşı gösterilmesi gerekiyordu. Ne var ki iktidar partisi, MHP ile oluşturduğu ittifakın yüzde 50 artı 1’e ulaşmasını yeterli görüyor ve bunu sağlamak için de MHP/AKP ittifakı dışında kalan partileri birtakım damgalamalarla karşı cephe olarak takdim ediyordu. MHP/AKP ittifakı kendileri ile birlikte olmayan partileri adeta hainler cephesi gibi takdim etmeyi stratejilerinin esası haline getirmiş bulunuyordu. Kısacası, birtakım seçim hesapları uğruna cepheleşme teşvik ediliyordu. Oysa sınırlarımızın hemen ötesinde yaşananlar ülkemizin çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu gösteriyordu. ABD ve koalisyon ortakları YPG/PKK terör örgütünü bölgede bir maşa olarak kullanıyor, sürekli destekleyip kışkırtıyordu. Türkiye’ye ne söz verilirse verilsin tutulmuyor, terör örgütleri ile iş birliği tercih ediliyordu. Bu durum ise toplum olarak tek vücut olmamızı gerektiriyordu.[1]

TSK’nın ve Tanklarımızın yolu tıkansın diye, ABD PKK'ya iş makineleri yollamıştı!

Stratejik düşmanımız ABD güçleri, Münbiç'teki işgalini sürdürebilmek için ilçe merkezi çevresinde yaklaşık 30 km. uzunluğunda çukur kazan YPG/PKK’ya yeni iş makineleri sağlamıştı.

Suriye’nin kuzeyinde Münbiç’i çukurlarla çevreleyen terör örgütü YPG/PKK, ABD’den çukur kazmaya devam edebileceği yeni iş makinaları sağladı. Münbiç içindeki yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, Irak'ın kuzeyinden Suriye'nin kuzeydoğusuna askeri ve lojistik sevkiyatları devam eden işgalci ABD ordusu, ilçedeki YPG/PKK unsurlarına da destek aktarmıştı. ABD'nin sevk ettiği tırlar üzerinde ilçeye 4 adet iş makinesi, 3 adet buldozer ve bir ekskavatörden oluşan iş makinelerinin sevkiyatını ABD askerleri yapmıştı. Terör örgütü YPG/PKK, mevcut ekskavatör ve buldozerleri TSK’ya ve Tanklarımıza karşı çukur kazma ve alt yapı çalışmalarında kullanacaktı. Türkiye ile ABD'nin sözde YPG/PKK'yı ilçeden çıkarmakta mutabık kalması üzerine, örgüt tüm kent merkezini çeviren çukur ve siper inşasını kısa süre önce tamamlamıştı. Çukurların birleşerek oluşturduğu hat, toplamda 29,3 kilometre uzunluğunda. Örgüt, çukurların önüne derinlikleri değişen toprak setler de inşa etmiş, çukurların oluşturduğu hatlar arasına olası çatışmada kullanmak üzere tüneller kazmıştı.

Tam bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Yeni Ekonomik Programı için McKinsey danışmanlık şirketi ile çalışmaya karar verilmesiyle ilgili “Fikri danışmanlık hizmeti alacağız” açıklamasını yapmıştı. Oysa McKinsey’den önce, danışmanlık yapması için ilk gidilen (ve adını yazamayacağım) Amerikalı şirket bu talebi reddettiği için McKinsey ile anlaşılmıştı. Bu şirketin RED gerekçelerinden biri ise: “Tavsiyelerimiz harfiyen uygulanmayacağı endişesi taşıdığımız için başarı şansımız düşeceğinden, dünyaya rezil olmaktan sakınırız!” olmaktaydı. (Bak Emin Çapa: @ecapa­_aklinizi) Bu arada McKinsey ve güdümündeki merkezlerle, "gizli ve özel” bağlantıların sürdürüldüğü anlaşılmaktaydı.

Bu McKinsey: Irak’ı bölen anayasa taslağını hazırlamıştı... İsrailli şirketlerin hamiliğini yapmıştı… İngiltere’nin AB’den çıkış sürecinde rol almıştı… Özelleştirmelerin başını çeken danışmanlık firmasıydı…

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, ekonomik sorunlara çözüm olmayan ekonomi paketlerinden biri olan Yeni Ekonomi Programı kapsamında anlaştığı, ardından artan baskılar üzerine vazgeçmek zorunda kalındığı Amerikalı danışmanlık şirketi olan McKinsey karanlık bir firmaydı. Devam etseydi 16 bakanlığı denetleyecek olan McKinsey, yeni hükümet sistemine geçilmesiyle, maliyetleri aza indirmek ve gelirleri artırmak için kurulması planlanan Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi’nin çalışmalarını da denetimine alacaktı. İstanbul ve Ankara’da iki ofisi bulunan McKinsey 2004 yılında Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nın özelleştirmesinde de önemli rol oynamıştı.

İsrailli Şirketlerin Hamisi

18 yıldır Siyonist İsrail’de yoğun çalışmalarını sürdüren McKinsey, İsrail’in 16 büyük şirketine danışmanlık yapmaktaydı. İsrail’i ekonomik olarak kalkındıran şirketin, İngiltere, Porto Rico, Suudi Arabistan gibi ülkelerde de faaliyetleri vardı. Öte yandan McKinsey, Irak’ı bölen anayasanın taslağını hazırlamıştı. Avrupa Birliği çıkış sürecinde McKinsey ile anlaşan İngiltere, 3 aylığına 888 bin dolarlık bir anlaşma kapsamında danışmanlık hizmeti almıştı. Lübnan hükümeti de 6 aylık bir anlaşma için McKinsey’e 1,5 milyon dolar ödeme yapmıştı. Yıllık cirosu 3 milyar dolar olan şirkete, ekonomik kriz yaşayan Türkiye’nin ne kadar ücret ödeyeceği açıklanmamıştı.

“Rothschild’lerin truva atı”

Tüm çevreler tarafından tepkiyle karşılanan anlaşmaya iktidara yakın bazı isimler de karşı çıkmıştı. Yazar Abdurrahman Dilipak, “Sahi bu işi kim, ne zaman, nasıl tezgâhladı? Bu işin bütçesi ne? Bu iş başka türlü olamaz mıydı?” diyerek tepki gösterdiği McKinsey için, “Bunlar Rothschild’lerin truva atı. Yani bir ülkeye sızmak için kullandıkları bir truva atı” ifadelerini kullanmıştı.

AKP iktidarı açıkları kapatmak ve bir müddet daha başta kalmak uğruna “Drone savar”ları üreten yerli firmamızı Hollandalılara satmıştı!

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Türkiye’nin Savunma Sanayii alanında faaliyet gösteren yerli Harp AR-GE şirketinin Hollandalılara satılması olayını Meclis’e taşımıştı. Savunma Sanayii alanında faaliyet gösteren Harp AR-GE şirketinin Hollandalılara satılmasına tepkiler artmıştı. Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan “Savunma sanayimizdeki böyle yerli şirketlerin yabancı sermayenin eline geçmesi kabul edilemezdir” ifadelerini kullanmıştı. Milli Savunma Bakanı’nın cevaplaması isteği ile Meclis’e soru önergesi veren Türkkan, “Türkiye’de iktidar tarafından artık alışılagelmiş olan milletten saklı yapılan işlerden bir tanesini anlatmak için buradayım. Ülkemizin savunma sanayii alanında faaliyet gösteren Harp AR-GE adlı bir şirketi vardı. Bu şirket 25 Eylül 2018 tarihinde Twitter’dan bir açıklama yapılarak Hollanda merkezli bir şirkete satıldığı söylendi. Yani Türkiye’nin Savunma Sanayii’nde üretim yapan çok kritik bir şirket, kendisinin Hollanda merkezli bir şirkete satıldığını Twitter’dan duyurdu” diyerek, olayın aydınlatılması çağrısı yapmıştı.

Stratejik malzemeleri üreten bu şirketin satılmasına ilişkin haberlerin medyada yer almadığına vurgu yapan Türkkan, “İktidarın ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın her dem yerli ve milli vurgusu yaptığı bu dönemde aynı vurguyu yapan bu şirket, yabancı bir ülkeye satışını Twitter üzerinden duyurmayı yeterli gördü. Şirketin gerçekleşen bu satışı, medyada tek satır yer almadı. Milletin bunu öğrenmesini istemediler. Bu şirketin ürettiği Drone Savarların, Afrin harekâtında, hudut karakollarında ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile MİT tarafından da kullanıldığı biliniyor. Yani Türkiye’nin çok önemli kuruluşlarının da kullandığı ürünlerin üretimini yapıyor bu şirket!.. Devletin Ordusu ve Emniyet güçleriyle stratejik iş birliği yapan hiçbir şirketin yabancılara satışı bu kadar kolay olamaz” diyen Türkkan, sözlerini şöyle devam ettirdi: “Milli duygular üzerinden hamaset yapan, her defasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında olduğunu hatırlatan ve hep yerli ve milli olduğunu vurgulayan iktidarın bu şirketi satışı, akıllarda soru işareti uyandırmıştır.”

Söz konusu şirketin, daha önce devlet tarafından desteklendiğini ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı kataloğuna da girdiğini belirten Türkkan, “Harp AR-GE şirketinin satışı ile ileride Hollanda ile yaşanabilecek bir anlaşmazlıkta kendi öz sermayemiz ile geliştirdiğimiz sistemlere yönelik ülkemize getirilecek kısıtlamaları şimdiden görmek mümkün. Yarın Hollanda ile ilgili bir kriz yaşandığında bu şirketin ürettiği hiçbir savunma Sanayii’ne ait materyali ülkemize ithal etmek artık mümkün değildir. İçeride üretiliyorsa satın almak mümkün değildir. Kendi sistemlerimizi üretirken ithalatçı konuma düşeceğimiz de çok ayrı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır” diyerek sözlerini tamamlamıştı.[2]

İşte bu AKP’nin Milli Görüş’ten koparılış ve iktidara taşınış amacını, gizli ve kirli bağlantılarını ve ülkemize yönelik ekonomik, sosyolojik ve ahlaki tahribatlarını 13 sene öncesinden şöyle yazıp uyarmıştık.

Milli Görüş; bütün dünyaya huzur, barış, saadet, adalet getirmek için haklının yanında, haksızın karşısında, şerre fren, hayra motor vazifesini üslenen, Hakkı tutarak, halkı kalkındıran medeniyet projesidir ve de Kuvay-ı Milliye’nin dirilişidir. Bu adil medeniyet hareketine katılmak ve bu kutlu hizmetin içinde olmak insanı diriltir, dinamikleştirir ve de yüceltir. Hatta yücelerin yücesine, ötelerin ötesine yönlendirir. Son çeyrek asırda bütün bunları ülkemizde yaşadık ve şahit olduk. Şöyle ki; 1998’de “Göğsümüzü gere gere söylüyorum. Benim referansım İslam’dır. Kardeşlerim eğer bunu söyleme hakkına sahip değilsem, o zaman insan olmamın ne anlamı vardır? Eğer ben insansam ve Müslümansam ve de bunları konuşmayacaksam bu şehitler ülkesi Türkiye’de bulunmamın ne anlamı olacaktır. Kardeşler, ABD’de Clinton “Benim referansım İncil’dir” diyor ve saygı duyuluyor ve de ABD’nin iki dönem Başkanı oluyorsa ama ben referansım İslam’dır demekten çekiniyorsam, bu hürriyet ve haysiyet sahibi olmadığımız anlamındadır” diyen Sn. Recep T. Bey bugün farklı bir kulvarda koşmaktadır? O gün bunları söyleyerek, delikanlı tavırlar sergileyenlerin, bugün, rol yaptıkları ortaya çıkmaktadır. Oysa Erdoğan; fakire, kimsesize, öğrenciye iş ve aş sağlarken, Milli Görüş’ün manevi himmeti ve bereketiyle bunları başarmıştı. Belediye Başkanıyken; “Hükümet gelsin de borç para vereyim” derken, milyonların samimi duasını ve Hak davasının gücünü arkasına almıştı. Refah-Yol döneminde Türkiye’nin ABD ve IMF’ye boyun eğilmediğinde bunların bir kısmı Bakandı. Denk bütçe yapılmıştı. Milli hamle ve şahlanış başlamıştı. Ama o zamanlar Milli Görüş gömleği çıkarılmamıştı. O zamanlar seher duaları size yollanmış ve sadıkların gözyaşları, başarınız için akmıştı.

Ama ABD çuvalı giyilince, Siyonist ABD’nin, masonik merkezlerin karşısında eğilince, bakınız neler oluyordu?

- Referanslar değişiyor. ABD ve AB’ye hizmet hedefleniyordu!

- ABD’nin istediği LIGHT İslam Modeli tercih ediliyordu!

- Dinler arası diyalog safsatası beyinlere işleniyordu!

- BOP ve BİP projeleri için stratejik müttefik olunuyordu!

ABD askerlerinin az zayiat vermesi için dua ediliyordu!

- Meclise rağmen Dışişleri Genelgesiyle üs ve limanlar Siyonist ve emperyalist güçlerin hizmetine veriliyordu!

- Tonlarca; uranyum, napalm, misket bombaları, denenmemiş kimyasal silahların hepsi mazlum Müslüman beldelerinde deneniyordu!

- İslam coğrafyasında tarihin hiçbir döneminde şahit olmadığı, şeytanın bile utandığı katliamlar, soykırımlar yapılıyordu!

- Askerimizin başına çuval geçirilirken asaletsizce ABD ve emperyalistlere bağlılık secdesi ediliyordu!

“ABD safında ilk kurşun sıkılınca, hesabımıza dolarlar yatacak!” diyebilen Bakan bozuntusuyla abad olmayı amaç ediniyor, ama kahır ile berbat olacağını unutuyordu!

“Felluce’de soykırım yapılıyor” diyen kendi vekilini Bakan efendi, “Anlamını ve amacını aşan sözler ediyor” diye tersliyordu!

AB’ye alınma uğruna ve Başbakanlık koltuğuna oturma hatırına:

• Ruhban okulu açılışına olur deniyordu,

• Patrik’e Ekümenlik statüsü veriliyordu,

• Azınlık hakları bahanesiyle fırsatçıların azgınlaşmasına ve toprak satışına izin veriliyordu.

• Kıbrıs’ın dolaylı satışına onay veriliyordu.

Şimdi sizler söyleyin; bütün bunlar şaşkınlık mıdır? Şımarıklık mıdır? Yoksa sapkınlık mıdır?

Sizleri o makamlara getiren milletimiz ve ülkemiz, bütün bu olanlara layık değildir. Bu halk Milli Görüş referanslısınız diye sizlere geçit vermiştir. Yoksa “Değiştim” dediğiniz için değil!.. “Bunlar kesinlikle değişmezler” düşüncesiyle, sizi destekleyip iktidara getirmişlerdir. Sizleri kendilerinden bir parça sayıp güvenmişlerdir. Oysa şimdi; milletvekilleriniz bile AKP yöneticilerinin bu denli yamulacaklarına akıl erdirememektedirler.

Sn. N. Yalçıntaş; “Halkın taleplerine cevap veremedik!” itirafında bulunuyordu.

Sn. E. Yarbay; “Teşkilatlara güvenilmiyor. Bu kafayla ortak akıl ve demokrasi olmaz!” diyordu.

Sn. Çalışkan, ABD ile ilişkiler askıya alınsın. Yeniden gözden geçirilsin. Bu vahşete karşı Irak ve Suriye’nin yanında yer alınsın.” diye uyarıyordu.

Bir başka vekil; “Sadece din görevlileri için siyaset yasağı ve ceza hem haksızlık hem de anayasaya aykırıdır. Biz çok büyük ihanet ettik. Bizleri de ayrı tutmayın!” diyorlar ama hiçbiri samimi görünmüyorlar. Gözden çıkarılan AKP’den sonra, dış güçlerin yeni figüranlıklarına göz kırpıyorlar… diye feryat ediyordu.

Şarkıcı İ. Türüt; “ABD zulmünü, katliamını protesto eden bir parça yaptım. Hiçbir TV ekranında bana söyletmiyorlar!” diye yakınıyordu.

Sonradan Erdoğan yandaşı olup çıkan Nasuhi Güngör’ün, “Yenilikçi Hareket”Kitabının A. Gül tarafından hemşeri ricasıyla ikinci baskısı yaptırılmıyordu.

TV ve medyada; ABD ve İsrail’i eleştirmek sansüre tabi tutuluyordu.

Bu yapılanların ışığında şunları sormak gerekiyordu: Acaba sizler Milli Görüş’e sızmış mikroplar mıydınız? Yoksa dış güçlere Milli Görüş’ü LIGHT’laştırma görevi için mi kiralanmıştınız? Ama yanıldınız, çünkü beş-on yıl kullanılıp atılacaksınız! Milli Görüş davasının hızını belki durduracak ama bu Hak Davayı dağıtmayı başaramayacaksınız!.. Unutmamak gerekir ki: “Tarihi bilmeyenlerin haritasını, başkaları çizer.” Siz de rezil ve zelil olarak bakakalırsınız!.. Elli yedi İslam ülkesi toplantısında, Erbakan’ın kutlu projelerine sahip çıkmak yerine; “Bu asrın paylaşım asrı olduğunu” deyip bocaladınız. Acaba İslam ülkelerinin nelerini kimlere paylaştıracaksınız? ABD’deki Microsoft firmasının serveti, bütün Afrika halkının her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak kadar olduğunu meşhur danışmanlarınızdan sorarsanız, o zaman nasıl bir paylaşım olduğunu anlarsınız! Muhterem Erbakan Hocamız: “Hidayeti kararanlar, Hak ile Batıl’ı ayıramazlar. Hak’ka hizmet ediyorum diye Batıl’a hizmet ettiklerinin farkına varamazlar” diyordu. Aslında bugün yaşadıklarımız bu gerçeğin aynada yansımasından başka bir şey olmuyordu.

Bu sözün bir benzerini de, Muhterem Hocamızın dostu (Allah rahmet eylesin) Aliya İzzet Begoviç dile getiriyordu: “Yeryüzünün öğretmeni olmak için, gökyüzünün öğrencisi olmak gerekir!” Eğer sen Yüce Yaratıcı’nın halifesi olamayıp da, ABD ve emperyalistlerin öğrencisi olursan, referansların da, frekansların da allak bullak oluyor. Yani boş çuval gibi ayakta duramıyordunuz! Çünkü, “Barbar Batılılar yağmur olsalar, Müslüman tarlasına yağmazlar.” Bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik önemini, sosyo-kültürel değerlerini, tarihi ve tabii dinamiklerini hep göz ardı ettiniz!.. Çevremizde tarihi bağlarımız ve birlikteliklerimiz olan bir milyar nüfuslu İslam coğrafyasıyla uzaklaşmayı ve hatta düşmanlaşmayı, sonunda sizler de benimsediniz. Bu eksik, aksak, arızalı ilişkilerin plan ve programını yapanların, her zaman dış mihraklar ve içteki mason mikroplar tarafından yapılıp-yürütüldüğünü sizler de unutuverdiniz. Batı eksenli kiralık beyinlerin öncülüğünde bölgenin liderliği yerine batının köleliğini benimsediniz!.. Tarihi mirasımızı, imajımızı, bölgesel şansımızı, milli ve manevi imkânlarımızı yeniden diriltmek ve değerlendirmek isteyen Muhterem Erbakan Hoca’ya sırtınızı çevirdiniz!.. Sonuçta kutsi ikaz ve emirlere; kulak ve beyinlerinizi kapatarak Batı’nın kapısında el bağlayıp medet ve merhamet dilenecek hale geldiniz!.. Batılıların boşalttıklarını baş tacı yaparak, caka satacak ve AB’den müzakere tarihi almayı bayram diye kutlayacak seviyeye indiniz.

Şimdi düşülen seviyelere bir bakınız:

A- Dicle-Fırat ve GAP’ın uluslararası konsorsiyuma devredilerek kontrol altına alınmasına göz yummak.

• Vaat edilmiş toprakların işgaline taşeronluk yapmak.

• Fosfat-bor-borak-toryum madenlerini yabancılara kiralamak.

B- Yabancılara toprak satışını önce hızlandırmak, işleri bitince de milleti aldatmak için askıya almak.

• Aynen İsrail Siyonist devletinin temelindeki gibi, şimdi Irak’ta ardından yurdumuzda nüfus yoğunluğunun (Demografik yapının) değiştirilmesine zemin hazırlamak.

• Ülkemizi böldükten sonra oluşturulacak yeni kukla yönetimlerin kendi ellerine geçirilmesi şeytanlığına alet olmak.

C- Türk ordusunu NATO’nun lejyoneri konumuna getirme gayretlerine taşeronluk yapmak.

• Bölgenin en güçlü ve dinamik kara gücü olan ordumuzun asker sayısını ve askerlik süresini kısaltıp, bedelli yolunu yaygınlaştırmak.

• Ordumuzu güçsüzleştirerek kolay yutulur hale getirip, kolluk kuvveti haline dönüştürmeye çalışmak.

D- Ermenistan’la ilişkileri ve uzlaşmaları gündeme taşıyarak görüşmelere başlamaya razı olmak.

• Ermenilerin ülkemiz üzerindeki emellerine ulaşmasına politik zemin hazırlamak ve doğunun bir kısmının devredilmesi hedeflerini kolaylaştırmak.

• Ermenilerden özür dileyerek ve sözde soykırımı dolaylı kabul ederek tazminat ödemeye yanaşmak.

• Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun soykırımcı bir devlet olduğu iddiasını kabul eder bir tavır takınmak.

E- Yunanlıların talep ve arzularına karşı uyum ve uzlaşma göstererek, Kıbrıs ve Ege’deki haklarımızı devretmeye kalkışmak.

• Ruhban okulunun açılıp eğitime başlamasına razı olmak.

• Patrik’e Ekümenlik Statüsü kazandırıp yeni bir Vatikan oluşturmak.

• Ayasofya’nın müzeden çıkarılarak kiliseye çevrilmesine yol açmak.

• Mal-mülk edinerek kiliselerin çoğaltılmasına olanak tanımak.

F- Ülkemizde azınlık haklarının tanınmasına sessiz kalarak, hainlerin azgınlaşmasına fırsat tanımak.

• Ülkemizin eyaletlere bölünmesinin alt yapısını hazırlamak.

• “Medeniyet projesi” dedikleri BOP ve BİP’in hızlı bir şekilde uygulanmasına alet olmak.

G- Güney Kıbrıs Rum kesiminin, Kıbrıs Devleti olarak tanınmasına rıza gösterip KKTC’nin kökünü kurutmak.

• Böylece Türkiye’nin jeopolitik açıdan akciğerleri olan Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yıkılışını onaylamak.

• Mersin, Akdeniz Çukuru’ndaki zengin doğalgaz ve petrolün sömürülmesine göz yummak.

• Türkiye’nin her yönden kuşatılmasına ve parçalanmasına taşeronluk yapmak.

Heyhat!.. Çünkü bunlar Sevr’deki şartlardan daha ağır şartlardır. Anlaşılmalıdır ki AB dedikleri kısaca Türkiye’nin egemenlik devrinin sağlanmasıdır!.. Peki o zaman; niye Malazgirt Savaşı’nı yapmıştık? Niye çağ açıp kapayarak İstanbul’u almıştık? Niye Viyana’ları kuşatmıştık? Niye Çanakkale’de destanlar yazmıştık? Niye Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele karşı savaşmıştık? Daha dün niye Erbakan’la 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlatmıştık?

Bunları bugün yaşayanlar sormasa da, gelecek nesiller ve mahşerde şehitler sormayacak mı sanıyorsunuz? Şundan emin olunuz: Siz aldanıyorsunuz. Bunun hesabını çok yakında Erbakan takipçilerinin ve Kuvay-ı Milliyecilerin soracağını unutuyorsunuz!..

Ey Zavallılar! AB göz kırptı diye siz neyin bayramını ve kutlamasını yapıyorsunuz?

Yunanlılar da bayram ediyordu... Fransa da, İtalya da velhasıl bütün batı dünyası da bayram yapıyordu!.. Bu açıkça bir çelişki oluşturuyordu. Bu necip milleti kandırdığınızı mı sanıyorsunuz? Bu milletin bayramları bellidir ve değişmezler, kimse de değiştiremez. Vebaliniz ve de hesabınız ağır ve çetin olacak. Bundan emin olabilirsiniz. Daha önce başka birileri de, Tanzimatı, Islahatı, Meşrutiyeti, Gümrük Birliği’ni bu topluma bayram olarak yutturmaya çalışmıştı. Ama şimdi tutmadığını görüyor ve de hepsinin tarihin derin çöplüğünde kaybolup gittiklerini de biliyoruz…

Meşrutiyet sürecinde de; hürriyetler gelecek diye Müslüman topluma hakaret niyetiyle dönmeler ve sabotajcılar, kuklalarıyla sokaklarda bayramlar yapmışlardı!.. Şimdiyse, dolar alacağız, zengin olacağız, hürriyete kavuşacağız diye yine sarmaş dolaş, hem Avrupa’da, hem de ülkemiz hava alanında aynı zümrelerle bayramlar, kutlamalar, karşılamalar yapılmaktaydı!.. Oysa koca Osmanlı İmparatorluğu; maalesef Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet bayramları sonrasında parçalanmaya başlamıştı. Adalet, eşitlik, hürriyet gelecek diye egemenlik devri yapılmıştı. En son AKP’nin Gümrük Birliği bayramı da ülke insanımıza böyle yaşatılmıştı. Oysa sadece bu yüzden ülkemizin 70 milyar Dolar kazık yediği ortaya çıkmıştı!..

Kimse sizden bayram ve kutlama istemiyordu. Şu güzelim ülkemizi batırmayın, barbar Batı’ya satılmayın, aslınızı unutmayın, bunlar yeterli sayılıyordu. Sadece sizden beklenen budur. AB ile tarımı da, hayvancılığı da bitme noktasına taşıdınız… Şimdi; otuz milyon, tarımla geçinen insanımızı ve gariban köylü vatandaşımızı ne yapacaksınız!.. Yarınlarda beş-on sene sonrasında bu sıcak paralar da akmayacak, serbest dolaşım da olmayacak... Üretim de yapılmayacak... Fabrika bacaları da tütmez olacaktı. O zaman sizler hangi bayramları kutlayacaksınız?

Amerika’nın sizden yararlanmaya çalıştığını ve yarın sizleri gözden çıkaracağını bile anlamıyorsunuz!

Oysa bu ABD; demokrasi, adalet, özgürlük adına, Vietnam’a kadar gitmişti. Bizler de NATO’ya girebilmek adına o kadar gencimizi Kore’ye göndermiştik. Oysa demokrasi-adalet-özgürlük vaatleri sonrasında sadece kan, acı ve gözyaşları, yağmalanan imkânlar ve coğrafyalar, yıkılan yuvalar ve onurlar kalıvermişti. Bu ABD’liler, Afganistan’la İslam coğrafyamıza girdiler. Arkasından birden Irak’ta komşumuz oluverdiler. Şimdi sıra hangi İslam ülkesinde? Afganistan’ın ve de Irak’ın gazap dumanları dinmeden emperyalistler şimdi hangi İslam coğrafyasının yüreğini dinamitleyecektir? diye beklerken Kırgızistan’ı ele geçirmişlerdi ve ardından Suriye’ye girmişlerdi.

“Yeni dünya düzeni” dedikleri şeytani projelerle, batıl inanç ve ideolojilerini yürütmek, bu hedefi gerçekleştirmek için de bölgesel güçleri dizginlemek ve de jeoekonomik güçleri ve değerleri kendi ellerine geçirmek peşindelerdi. Bu açıdan baktığımızda komşumuz İran ve biz, yani Türkiye bölgede göze batan ülkelerdi. Ama Türkiye şu anda stratejik müttefik olduğundan(!) Ve de İsrail’le gayet iyi ilişkiler kurduğundan(!) iyice zayıflatılarak en sona ertelendiği sezilmektedir.

İran’ın sahip olduğu coğrafyaya bakarsak, Hazar Denizi ve civarı bölgeleri, Fars Körfezi’ni birbirine bağlayan ülke olduğunu görüyoruz. Yani Orta Asya ticari pazarı ve jeoekonomik gücü ile Fars Körfezi’ni birbirine bağlayan ülke İran’dır. Yaklaşık 500 milyon nüfuslu 15 komşu ülkeyi birbirine irtibatlandırdığı gibi Dünya enerji rezervelerinin de ana ocağı konumundadır. Jeoekonomistlerin tespitlerine göre Fars Körfezi’ni elinde tutan egemen gücün, Basra-Kafkasya-Afganistan-Orta Asya, Hazar Bölgesi, sıkıştırılmış Türkiye’yi kontrol altına alır. Bu da Zion’u-BOP’u gerçekleştirmenin alt yapısını hazırlamak ve hayata geçirmek anlamı taşımaktadır. Görülüyor ki önce İsrail’in güvenliği sağlama alınmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporuna göre 2020 yılında Fars Körfezi’nin petrol üretim hacmi %162.7 oranında, günde 45.2 milyon varile ulaşacaktır. Bu şunu gösteriyor: Evet ABD bu bölgeye daha bağımlı konuma taşınacaktır. Eğer bu enerji bölgesini ve kaynaklarını kontrol altına alamazsa bu bölgede Rusya-Çin-Hindistan güç kazanacak ve bu da ABD için tehlike arz etmeye başlayacaktır.

Bir başka şey daha; Orta Doğu dünyanın doğalgazda %33’ünü göğsünde taşımaktadır. Bu da başka ülkelere değer katmaktadır. İran nüfus bakımından Irak’tan üç kat daha büyük durumdadır. Ayrıca İran, devlet bilinci ve ciddiyeti çok kuvvetli, milli ve dini bilinçleri yüksek bulunmaktadır. Dünya petrollerinin %40’ına yön veren, Nükleer silahları olan ülke konumundadır. ABD Irak’ta karizmasını çizdirip yenilgiyi tatmıştır. Şu anda yanında İsrail ve İngilizlerden başkası da kalmamıştır. Suç ortakları bir bir çekilip ayrılmıştır. AB ülkeleri Irak’ta karşılıklı görüşmelerle sorunların giderilmesini savunmaktadır. Sadece kökten Yahudiler-Evanjelistler ABD ve İsrail yanlısı davranmaktadır.

Altı çizilecek şekilde belirtmekte yarar vardır, ABD şu taktiklerden birini uygulayacaktır:

a- Ya İran’ı Türkiye ile savaşa sokarak bir taşla iki kuş vuracak, iki köklü devlet birbirlerini ezerek zayıflatılacak, sonra bu iki ülkenin dümenini kendi eline alacaktır…

b- Veya İran’ın rejimini dönüştürmeye çalışacak, Ilımlı İslam anlayışıyla yöneticilerini değiştirmeye kalkışacak, sonra kendisi gelip oturacaktır.

c- Ya da İran’ın sosyal yaşantısını ve huzurunu, iç karışıklıklar çıkararak bozacak, sonra yine kendisi gelip yerleşmiş olacaktır. Burada amaç İran’ı dünya ekseninde zayıflatmak, karalamak ve de hedef saptırmaktır.

İyi bilinen bir şey vardı, o da: Le Fiqaro Gazetesi’nde yazılmıştı. ABD körfez savaşına Evanjelist şahinlerin, Yahudi lobilerinin ve de iş adamı (Yahudi) sermayenin, İsrail’in etkileri, baskıları sonucu girmiştir. Şimdilerde aynı oyun sürdürülmekte: Ukrayna’da, Gürcistan’da, Sırbistan’da ve Kırgızistan’daki oyunlarını, şimdi Türkiye’de bile sergileme gayretindedir. Buraya kadar anlattıklarımızda görülüyor ki; Suriye daha zayıf devlettir. Arkasından kolay lokma Lübnan gelecektir. Yalan gerekçe de belirlenmiştir: Suriye’nin Filistin direniş örgütlerine lojistik destek vermesi ve Lübnan’daki Hizbullah hareketini desteklemesi. Kuzu-kurt hikâyesi gibi… Görülüyor ki; ABD ve İsrail’in planlarında üçüncü ülke Suriye’dir. İran ise yukarıda belirttiğimiz üç yöntem denenerek olgunlaşma dönemini geçirdikten sonra sıraya alınacağı beklenirken, ABD’nin (2018) bu yaz başında da vurabileceği dillendirilmektedir. Öyle ise bir Suriye müdahalesinde AKP iktidarının Amerika’nın yanında yer alması, gafletten öte bir hıyanettir.

Burada en son ele alınacak ve dizginlenmeye çalışılacak ülke de kanımızca Türkiye olacaktır.

ABD’nin en büyük endişesi, İslam coğrafyasında Türkiye-İran yakınlaşmasıdır. Jeostratejik ve ekonomik açıdan Türkiye-İran yakınlaşması, Fransa-Almanya-Avrasya’nın da yakınlaşması anlamı taşımaktadır. Burada ABD ve İsrail; bölgede hem İran’ın hem de Türkiye’nin; dengeleri ve planları bozabilecek güç olmalarına karşıdır. Dolayısıyla ilk bölümde; Afganistan-Irak, ikinci bölümde; Suriye, Lübnan, Sudan, Suudi Arabistan, üçüncü bölümde; İran-Mısır vardır. Son bölümde ise; Endonezya, Pakistan ve de Türkiye yer almaktadır. Sonuç olarak belirtmeliyiz ki; XI-XII. yy.’dan beri İslami ülkeleri ve medeniyetleri yok etmeye çalışan Batı emperyalistleri ve Evanjelistleri yeniden taarruza başlamışlardır. Osmanlı Devleti’nin sancılı parçalanması ile batı karşısında Güçlü Tek İslam Devleti de kalmadığından parçaları birer birer imha ederek zulüm ve kan kokan medeniyetlerini ARMAGEDDON’la pekiştirmeye hazırlanılmaktadır. Artık tek ve gerçek bir kurtuluş çaresi kalmıştır; Türkiye-İran-Suriye-Ürdün-Mısır-Lübnan-Pakistan ve hatta Rusya ve Çin’le iş birliktelikleri kurulmalıdır. Yani rahmetli Erbakan’ın tarihi D-8 adımı canlandırılmalıdır. Bölgesel bloklar oluşturulmalıdır. Böylece Milli Çözüm reçeteleri devreye sokulmalı ve Kuvay-ı Milliye yeniden şahlanmalıdır!

 

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[2] 09 10 2018 / http://www.yenicaggazetesi.com.tr/drone-savarlari-ureten-firma-hollandalilara-satildi-208054h.htm

 


Bu yazarin diger makaleleri

ZULÜM DÜNYASININ FOTOĞRAFI VE İKTİDARIN PERVASIZLIĞI
 Olumlu bir tedavi için önce doğru bir tespit yapılması lazım...
Devami
AYET VE HADİSLERİ YORUMLAMA VE MEAL YAZMA ÇABAMIZ VE AMACIMIZ
Cenabı Hak’ka sozsuz hamdü senalarımızı ileterek, Hz. Peygamber Efendimize tazimle...
Devami
Bu İktidarın Yaygınlaştırdığı Ahlaki Hastalık: ÇİFTE STANDARTÇILIK VE ÇAĞDAŞ MÜNAFIKLIK
Çifte standart; riyakârlık ve yalakalık yapmak, takıyye ve müdaracılık (herkese...
Devami
Erbakan’a Göre; BATI AYGIRI VE HIRVAT GENERALİN İNTİHARI
Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesindeki (ICTY), 'Prlic ve diğerleri' davasının...
Devami
"BEYİN" LER DEVRE DIŞI
    Kültür emperyalizmiyle, bireyler uzaktan kumandalı robotlara çevriliyor, beyinler devre...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 34

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR