ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün162
mod_vvisit_counterDün5105
mod_vvisit_counterBu Hafta47838
mod_vvisit_counterGeçen hafta38327
mod_vvisit_counterBu Ay151394
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17075534

IP'niz: 18.204.42.98
Bugün: 23 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12287328

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

“Ergenekon”da İlginç İddialar İçeren Bir Dilekçe SİYONİST SENARYOLAR SORGULANIYORDU!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Ali Özoğlu, “Şifre Çözüldü” kitabının yazarı ve tutuklu Ergenekon sanığıdır.

Kitabında; geçmişte Ziya Gökalp, günümüzde Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz gibilerin Masonluklarını, Ermeni ortaklıklarını, Yahudi uşaklıklarını belgelerle yazdıktan sonra, dönüp bunların bazı fikirlerini ve sözlerini kendi haklılığına dayanak yapmak…

Ve yine AKP’nin akreplikleri bahanesiyle, kırk yıldır Siyonist güçlerin ve Masonik mahfillerin asıl hedefi Erbakan’a sataşmak gibi çelişkilerine ve Yüce Dinimizle ilgili sırıtan bilgi eksikliğine rağmen, kendisi milli duyarlılığı, derin bir millet ve devlet bağlılığı olan; özellikle AKP iktidarı ve Fetullahçılar eliyle ülkemize yönelik hıyanetlere projektör tutan, PKK ve ASALA’nın dış bağlantılarını ve müşterek yanlarını ortaya koyan cesur bir aydınımızdır.

Aşağıdaki dilekçesi, oldukça önemli ve anlamlı ayrıntılar içermekte ve Ergenekeon’un perde arkasının ipuçlarını barındırmaktadır. Bu iddia ve ithamların bir kısmının sadece zan ve tahmin olabileceği de hesaba katılmalıdır. Ancak yine de Ergenekon sürecine başka bir gözle bakma imkânı sağladığı için de, okurlarımıza aktarılması ve ilgililerin gerekli açıklamaları yapmasına fırsat tanınması amacıyla buraya alınmıştır. www.acikistihbarat.com da yayınlanmasından bir aydan fazla geçtiği halde bir yalanlama ve yasaklamaya da rastlanmamıştır.  

Esas No: 2009/85

Talepte Bulunan Sanık: D.Ali ÖZOĞLU

L. Konusu: Savunmaya ilişkin delillerin toplanması talebinden ibarettir.

Açıklamalar:

Yukarıda esas numarası yazılı davada 1 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunmaktayım.

Hakkımda tutuklanmamı gerektirecek bir delil bulunmadığını düşünüyorum, dolayısıyla artık haksız ve uzun sürelerle bu davada insanların neden tutuklu bırakıldıklarının da sorgulanması gereken bir aşamaya gelinmiştir. Bu nedenle bu hukuka aykırılığın delillerinin de araştırılması zorunludur. Zira gören bir göz düşünen bir akıl için bu davanın; ABD’nin, Fetullah GÜLEN Cemaati ile O’nun basın, polis ve yargı içindeki muhiplerini kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin asli koruyucusu olan TSK’yı hedef alan örtülü bir operasyon olduğu aydınlığa kavuşmuştur.

Elbette hakimlerimiz de geri zekalı değildir. Bu nedenle yabancı gazetecilerin dahi anladığı ve titiz araştırmalar yaparak “böyle bir örgüt yoktur” diye rapor düzenlediği bir davada, hala ve ısrarla yargılanan insanların tutukluluk hallerine son vermediklerinin nedenlerinin araştırılması ve ortaya çıkartılması gerekmektedir. Keza bu operasyonun kuklası olan Fetullah GÜLEN’in, “gerekirse hakim ve savcı kiralayın” sözleri hatırlandığında, bu kadar hukuksuzluğun sebebinin;  yoksa bazı hakim ve savcılar, “acaba cemaat tarafından kiralandılar mı?” diye insanı düşündürtmektedir.

Bir söyleme göre 25 milyar dolar, diğer bir söyleme göre 40 milyar dolar serveti bulunduğu iddia edilen cemaatin, hakim ve savcı kiralama hedefinin bu davada gerçekleşip gerçekleşmediğinin ciddi bir suretle araştırılması zorunludur.

Öte yandan, 2 yıldır devam eden soruşturma ve kovuşturmalar sonucu gelinen aşamada, esasen böyle bir örgütün olmadığı ortaya çıkmıştır. Mevcut iktidarı; irticanın, yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin, çürümenin, ekonomik çöküntünün, fuhşun artmasının ve ranta dayalı devlet soygununun kaynağı olarak görmek ve bunun alternatifi olarak TSK’nın ülkeyi yönetmesini öngörmek, düşünmek ve konuşmak suç değildir.

Hoşunuza gitmeyebilir, çağdaş olmayabilir; ancak bu bir düşüncedir ve suç değildir. Dolayısıyla örtülü operasyon senaryosu gereği, burada toparlanan insanların tek ortak yönü, ABD politikaları karşıtı olması ve AKP’den hoşlanmamasıdır.

Sizin “soruşturma” adını verdiğiniz bu örtülü operasyon, CIA tarafından kukla haline getirilmiş Gülen Cemaatine bağlı bir polis grubu tarafından fiilen yürütülmektedir. Bütün kararlar ve uygulamalar polis tarafından alınmakta ve uygulanmaktadır. “Savcılar, sadece polis tarafından getirilen kişilere ve yine polis tarafından hazırlanan sorular yönelterek sorguları yapıyor” gibi görünmektedir.

Bilindiği üzere Türkiye’de polisler İçişleri Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı da Başbakana bağlıdır. Dolayısıyla Başbakanın, “ben bu davanın savcısıyım” ifadesi aslında bir gerçeği ifade etmektedir.

Aynı şekilde hakimler ve savcılar hakkında soruşturma açılmasına karar verecek olan Adalet Bakanı da Başbakana bağlıdır. Bu da yargılamayı yapan mahkemelerin üzerinde, gerektiğinde kafa uçurmak üzere Demokles’in kılıcı gibi sallandığı anlamına gelir. Böyle bir süreçte adaletin tecelli etmesi mümkün değildir. Böyle kanunsuzlukların hesabı o polislerden, savcılardan, hakimlerden, Adalet Bakanından ve Başbakandan ancak iktidar değiştiğinde sorulabilir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, bu hesapların sorulacağı ve adaletin yerini bulacağı günler de gelecektir.

Yürütülen soruşturmalarda, polisin dijital ortamda konusu suç teşkil eden veriler oluşturup, aramalarda hedef seçilen kişilerin evlerine ve iş yerlerine bırakılarak tutuklanmaları sağlandığı, keza hedef seçilen kişilere bırakılan bir kısım belgelerin “ÜRETİLMİŞ BELGELER” olduğu da, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.

Öte yandan, Zir Vadisi’nde ve Gölbaşı’nda bulunan Lav silahları, el bombaları, plastik patlayıcılar; İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla, Özel Harekât Daire Başkanlığı tarafından illerdeki Şube Müdürlüklerinden toparlanıp, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen silah ve mühimmatlardır. Fetullahçı olmayan dönemin Özel Harekât Daire Başkanı Behcet OKTAY, bu durumu fark ettiği ve karşı çıktığı için öldürülmüştür.

Bu husus doğrudan davayla ilgilidir, bunun araştırılmaması; açıkça iddia ve itham ediyorum ki, mahkemenin de bu işin içinde olduğu yönünde kuvvetli şüpheyi de beraberinde getirir.

Bu nedenle Behcet OKTAY’ın öldürülmesi olayının, Emniyetten bağımsız uzmanlar tarafından yetkili bir savcının denetiminde yeniden araştırılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; huzurdaki dava; ABD’nin angaje ettiği ve kukla olarak kullandığı Fetullah GÜLEN Cemaatinin illegal olarak emniyet ve yargıya sızdırdığı ekipleri aracılığı ile yürüttüğü, esasen Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesini ve rejim değişikliğini hedefleyen örtülü operasyonun bir parçası gibidir.

Bu şekilde TSK ve Cumhuriyet Rejimini güçlü olarak destekleyen unsurlar destabilize edilerek, örtülü operasyonun hedefine ulaşması mı hedeflenmiştir? Dolayısıyla ABD, bu davanın ve sürecin tamamen içindedir.

Dava bir bütün olduğundan, savunma delillerinin de yukarıda izah edilen olguları ortaya çıkartacak şekilde toplanması bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bu bağlamda aşağıdaki delillerin toplanmasını talep ediyorum;

1. Huzurdaki dava kapsamında yargılanan sanıklara, “bir bütün olarak, örgüt kurarak eylemlerde bulundukları” iddia edilmekte ve geçmişte yaşanan birçok olayın faili olarak bu hayali örgüt gösterilmektedir. Bunlardan biri de Gazi Mahallesi olaylarıdır. Her ne kadar iddianame kapsamında soyut olarak Gazi Olayları’ndan bu hayali örgütün sorumlu olduğu iddia edilmişse de, bu iddia sadece komedi parodilerine kaynak olacak bir iddiadır.

Zira Gazi olaylarının kim tarafından nasıl başlatıldığı hususuyla olayların arkasında hangi gücün bulunduğu konusu, İçişleri Bakanlığı’nın 15 Mart 1995 tarihinde Bakanlar Kurulu’na sunmuş olduğu gizli raporda hiçbir kuşkuya yer bırakılmayacak şekilde açıklanmıştır.

Şöyle ki;

ABD tarafından o dönemde Irak’ın lideri olan Saddam HÜSEYİN’e karşı “BOP” kod adlı bir operasyon planlanmış, bu operasyona ABD tarafından 100 milyon Dolar harcanmış ise de, General Vefik SAMARRAY’i tarafından yapılması planlanan bu operasyonun Irak yönetimi tarafından öğrenilmesi üzerine operasyon mecburen iptal edilmiştir.

4 Mart 1995 tarihinde Mesut BARZANİ, Silopi’de Türk askeri yetkililerle görüşmüş, neticede Mart 1995’de ABD’nin karşı çıkmasına rağmen ÇELİK HAREKÂTI ve BOP kod adlı operasyonun fiyaskoyla sonuçlanması nedeni ile ÇEKİÇ GÜÇ operasyonu sona erdirilmek zorunda kalınmış; ABD, yüzlerce CIA ajanı ve 7.500 Peşmerge ile bölgeden kaçmak zorunda kalmıştır.

BOP Operasyonunun Türkler tarafından Irak Yönetimine sızdırıldığından şüphelenen ABD, ÇEKİÇ GÜÇ HAREKÂTI’NIN da Türkiye’nin engellemeleri sonucu başarısızlığa uğraması nedeni ile Türk ordusunu durdurmak için “GAZİ MAHALLESİ PROVAKOSYONU”nu sahneye koymuş ve “sen benim nüfuz alanıma girersen ben de senin içini karıştırırım” mesajı vermiştir.

Bugün aslında ERGENEKON OPERASYONU ile yapılan da, aynı amacın farklı bir şekilde geçekleştirilmesidir.

Dolayısıyla savcılığın 15 Mart 1995 tarihli İçişleri Bakanlığı raporundan haberdar olmadığı düşünülemeyeceğine göre, Gazi olayları provokasyonunu ne maksatla bu dosyaya dahil etmeye çalıştıkları çok açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti Savcılığı, CIA operasyonlarını temizleme makamı değildir.

Bu nedenle savcılar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ve 15 Mart 1995 tarihli, İçişleri Bakanlığı tarafından Bakanlar Kurulu’na sunulan GİZLİ RAPOR’un dosyaya getirilmesini talep ediyorum.

2. Bu bir gizli servis operasyonudur. Cemaatlerde bununla ilişkilidir. Bundan dolayı ABD elçiliklerinde görevli olanların Türkiye’de kullandıkları telefon kayıt dökümleri, isim listesi ve kullandıkları telefonların geriye dönük iletişim döküm kayıtları,

3. MİT’e müzekkere yazılarak, CIA’nın Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerinin bulunup bulunmadığı, gösteriyorsa bu şirketlerin isim listesi ve şirketlerin yöneticilerinin telefon kayıtları,

4. İstanbul ve Ankara Ticaret Odaları’na müzekkere yazılarak; CIA’nın şirketlerinden olduğu iddia edilen İNTERGRAF adlı şirketin Türkiye temsilcisinin kim olduğu, bu kişinin kullandığı bütün telefonlarının tespit edilerek telefon kayıtlarının geriye dönük olarak çıkartılması ve bu kişiye geçici olarak yurt dışına çıkış yasağı konulmasına,

5. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı’na müzekkere yazılarak, 2001 yılında Elazığ’da yargılanan bir öğretmenin camide unuttuğu çantasının içinde bulunan ve bütün Türkiye’deki yargı dahil Gülen Cemaati’nin; emniyet, ordu, yargı ve sair kurumlardaki yapılanmasını gösteren 8 ya da 11 adet CD’nin istenilmesine,

6. MİT’e müzekkere yazılarak, Gülen Cemaatine mensup kişilerin ABD Gizli servisi CIA’ye angaje edilip edilmediğinin ve cemaatin talebelerinin yabancı ülkelerde ABD hesabına ajan olarak kullanılıp kullanılmadığının sorulmasına, aynı sorunun adli yardımlaşma çerçevesinde Rusya ve Özbekistan’a sorulmasına,

7. Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazılarak; son iki yıl içerisinde Gülen Cemaatinin yargı, emniyet ve diğer kurumlar içerisinde yapılanmasını gösteren mutemet kişilerin isimlerinin bulunduğu bir CD elde edilip edilmediği, elde edilmişse bu CD de savcı M. Ali PEKGÜZEL’in adının bulunup bulunmadığının sorulmasına

8. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’na müzekkere yazılarak, Gülen cemaatinin yabancı bir gizli servise angaje edilip edilmediğinin sorulmasına

9. Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazılarak, “ruhsal bir rahatsızlık nedeni ile askerliğini yapamadığına” dair iddianın bulunması karşısında, adı geçen kişinin bu raporunun savcılık ve devlet memurluğu yapıp yapamayacağının belirlenmesi açısından, askerlik dosyası ve sağlık raporlarının istenmesine

10. Adalet Bakanlığı’na müzekkere yazılarak, Zekeriya ÖZ’ün bu güne kadar psikiyatrik hastalıklardan rapor alıp almadığı ve aldıysa kullandığı ilaçların dökümünün istenmesine

11. Zir Vadisi’nde ve Gölbaşı’nda bulunan silahların Özel Harekât tarafından Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen silahlar olduğu ortaya çıkması nedeni ile, bu duruma tepki gösteren ve Fetullahçı olmadığı anlaşılan Daire başkanı Behcet OKTAY’ın, “bu gerçeğin açıklanmasının engellenmesi maksadıyla öldürüldüğü” iddialarına nazaran, intihar denilerek kapatılan bu olayın emniyet dışında bağımsız bir kurul tarafından araştırılmasına, mezar fek’i yapılarak derhal yeniden otopsi yapılmasına, o geceye ait kendisinin ve o gün birlikte olduğu kişilerin telefon dökümlerinin geriye dönük olarak istenmesine karar verilmesini mahkemenizden talep ediyorum.

12. Eski Adalet Bakanı M. Ali ŞAHİN’in oğlu Bekir ŞAHİN’in, Uluslararası Danışmanlık şirketindeki ortağı ABD eski askeri İstihbarat görevlisi Larry adlı kişinin, geriye dönük bütün telefon kayıtlarının getirtilmesine,

13. Mehmet EYMÜR ve eşi Janset EYMÜR’ün adına kayıtlı telefon ve elektronik posta kayıtlarının getirtilmesine,

14. Son 5 yıl içerisinde ABD’den gelip Erzurum’a uçan Amerikalıların isim listesinin THY’dan istenmesini ve bu ABD’lilerin kaçının ya da hangisinin, Cuma namazı kılmak için Ulu Cami’ye gittiğinin MİT’den sorulmasına,

15. Huzurdaki davanın gelinen aşamasında bir örgüt bulunmadığı orta zekâlı bir insanın dahi algılayabileceği açıklıkta ortaya çıkmış olmasına rağmen, bu kadar çok insanın neden uzun süredir tutuklu bulunduğu, bunun hukuk dışı nedenlerinin var olup olmadığının tespiti için;

a) Beşiktaş Adliyesi’ndeki hakim ve savcıların malvarlığı ve banka hesaplarının araştırılması,

b) En az 3 yıllık süreyle geriye dönük olarak kendilerinin, zabıt katiplerinin ve koruma polislerinin telefon kayıtlarının araştırılması,

c) ABD Büyükelçiliğinde görevli kişilerle Beşiktaş Adliyesi’ndeki Hakim ve savcıların herhangi bir irtibatının bulunup bulunmadığının araştırılması,

d) Virginya’da CIA merkezinde görevliyken operasyondan hemen önce ilginç bir şekilde Türkiye’ye gelen Mehmet EYMÜR ile Beşiktaş Adliyesi’ndeki hakim ve savcıların kişisel bağlantılarının bulunup bulunmadığının araştırılması,

e) Beşiktaş Adliyesi’nde görevli hakim ve savcıların, ABD tarafından angaje edilmiş ve bu operasyonda kukla olarak kullanılan Gülen Cemaati tarafından kurulan dernek ve vakıflara üyeliklerinin bulunup bulunmadığının araştırılmasına,

f) Savcı Zekeriya ÖZ, M. Ali PEKGÜZEL, Hakim İdris ASAN, Sedat Sami HAŞILOĞLU, Ömer DİKEN’in Gülen cemaatinden olup olmadığının araştırılmasına,

16. Daha önce de izah ettiğim üzere bu operasyon, ABD’nin yürüttüğü örtülü bir operasyondur. ABD’nin bu operasyon için CIA’nın Türkiye’deki istasyon şefi olan Cemis Jeffre’ye 400 milyon dolar gönderdiği ve bu paranın bir kısmının örtülü operasyonun psikolojik harp desteğinin sağlanması için medyaya aktarıldığı yönünde iddialar bulunmaktadır.

Bu iddiaların aydınlığa kavuşması için; Cengiz ÇANDAR, Fehmi KORU, Yasemin ÇONGAR, Ahmet ALTAN, Hasan Cüneyt ZAPSU, Can PAKER, Ali BAYRAMOĞLU, Hasan Kaya CEMAL, Soner ÇAĞAPTAY, Eser KARAKAŞ, Kaan SOYAK, Amberin ZAMAN, prof dr. Namık D. VOLKAN, Ekrem DUMANLI, Mümtaz Er TÜRKÖNE, Mehmet ALTAN, Ergun BABAHAN, Emre AKÖZ, Tamer KORKMAZ, Umur TALU, Şamil TAYYAR, Cüneyt ÜLSEVER, Hadi ULUENGİN, Ahmet ÇALIK,   Nazlı ILICAK adlı kişiler ile Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi, Anadoluda Vakit Gazetesi, Yeni Şafak adlı gazetelerin sahibi olan şirketlerin, CIA istasyon şefi Cemis Jeffre’nin Türkiye’ye atandığı ve göreve başladığı günden bu güne kadarki tüm bankalar ile borsadaki hesap hareketlerinin araştırılmasını mahkemenizden talep ediyorum.[1]

Ali Özoğlu'nun Behçet Oktay iddiası ispatlanıyordu!

...Ali ÖZOĞLU'nun Mahkemeye verdiği dilekçesinde, “Behçet Oktay'ın intihar etmeyip öldürüldüğü iddiası” otopsi raporuyla doğrulanmıştı

Malum davanın tutuklu sanıklarından Ali ÖZOĞLU İstanbul 13. Ağır ceza Mahkemesine verdiği dilekçesinde, “Emniyet içine sızmış Fetullah Cemaatine dikkat çekmiş” ve bu yılın Şubat ayında “arabasında intihar ederek yaşamına son verdiği iddia edilen Behçet Oktay'ın intihar etmeyip öldürüldüğünü” iddia ederek davanın tekrar açılması talebini vurgulamıştı.

İşte Ali Özoğlu'nun dilekçesindeki konuyla ilgili bölüm şunlardı:

“Öte yandan, Zir Vadisi’nde ve Gölbaşı’nda bulunan Lav silahları, el bombaları, plastik patlayıcılar İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla Özel Harekât Daire Başkanlığı tarafından illerdeki Şube Müdürlüklerinden toparlanıp, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen silah ve mühimmatlardır. Fetullahçı olmayan dönemin Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay, bu durumu fark ettiği ve karşı çıktığı için öldürülmüştür. Bu husus doğrudan davayla ilgilidir, bunun araştırılmaması açıkça iddia ve itham ediyorum ki mahkemenin de bu işin içinde olduğu yönünde kuvvetli şüphe uyandırır. Bu nedenle Behçet Oktay’ın öldürülmesi olayının, Emniyetten bağımsız uzmanlar tarafından yetkili bir savcının denetiminde yeniden araştırılması gerekmektedir.

Bu bağlamda aşağıdaki delillerin toplanmasını talep ediyorum;

11. Zir Vadisi’nde ve Gölbaşı’nda bulunan silahların Özel Harekât tarafından Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen silahlar olduğu ortaya çıkması nedeni ile bu duruma tepki gösteren ve Fetullahçı olmadığı anlaşılan Daire başkanı Behçet OKTAY’ın bu gerçeğin açıklanmasının engellenmesi maksadıyla öldürüldüğü iddialarına nazaran intihar denilerek kapatılan bu olayın emniyet dışında bağımsız bir kurul tarafından araştırılmasına, mezar fek’i yapılarak derhal yeniden otopsi yapılmasına, o geceye ait kendisinin ve o gün birlikte olduğu kişilerin telefon dökümlerinin geriye dönük olarak istenmesine karar verilmesini mahkemenizden talep ediyorum.”

Ve işte aylar sonra ajanslara düşen şu haber Ali Özoğlu’nu doğrulamaktaydı:

Savcılığın ’intihar etti’ diyerek ’takipsizlik’ kararı verdiği Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın otopsi raporunda göğüs kafesinde 7 kırık olduğu ortaya çıkınca, ailesi dosyanın yeniden açılmasını istemişti. Ailenin avukatı Ülkü Gedikli, otopsi raporuna rağmen verilen takipsizlik kararının kaldırılması için başvuru yapmaya hazırlandıklarını söylemişti.

Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay, geçen 25 Şubat 2009’da sabaha karşı otomobiliyle evine giderken beylik silahıyla hayatına son vermişti. 13 yıllık polis şefinin intiharı sırasında yanında bulunan arkadaşı “Evine giderken kullandığı otomobilin kara saplanmasına sinirlendi. ’Hep bunlar beni mi bulacak?’ diye hiddetlendi. Silahını çekip intihar etti” diye ifade vermişti.

Takipsizlik kararı alınmıştı

Ankara Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Yalçın tarafından gerçekleştirilen soruşturmada, “takipsizlik” kararı verilmişti. Kararda, “başka birinin kastının ve katılımının bulunmadığı anlaşıldığından ve söz konusu olayın, Oktay’ın kendi eylemi sonucu meydana geldiği gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği” kaydedilmişti.

Kanında alkol ve kokain çıkması şaşırtıcıydı

Ancak Oktay’ın ailesi, bu takipsizlik kararına rağmen olayın intihar olduğu yönünde derin şüpheler duyuyordu. Ailenin bu şüphelerini dayandırdığı en önemli şey ise Oktay’ın otopsi raporuydu. Bu rapora göre, Oktay’ın vücudunda 7 kırık bulunuyordu. Ayrıca Oktay’da 192 promil alkol ile kanda uyuşturucu madde tespit edildiği belirtiliyordu. Ailesi, vücudunda bu kadar kırık bulunmasının şüpheli olduğunu belirterek avukatlarından yeni bir girişim başlatmasını istiyordu.

Aile: “İntihar etmedi, öldürüldü” kanısındaydı

Ailenin avukatı Ülkü Gedikli, yaptığı açıklamada, “Kardeşleri olayın intihar olmadığını düşünüyor. Dosyanın yeniden açılmasını ve soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde taleplerimiz olacak. Özellikle otopsi raporundaki tespitler şüpheleri artırıyor. Otopsi raporu kırıklardan bahsediyor. Adli tıp uzmanlarıyla görüştük. Bu raporun soruşturma sırasında yeterince incelenmediği yönünde bir kanaatimiz var” demişti.

Sağ eliyle ateş ettiği açıklandı, ama o solaktı!?

13 yıl Özel Harekât Dairesi Başkanlığı yapan Behçet Oktay, Ergenekon sanığı eski Özel Harekâtçı İbrahim Şahin’in de yakın çalışma arkadaşıydı. Oktay’ın intihar ettiğine ailesi baştan beri inanmamıştı. İddialarına göre Behçet Oktay solaktı. Ancak “başına sağ eliyle, sağ kulak arkasından ateş ettiği” açıklanmıştı. Bu sırıtan çelişkiler, kuşkuları daha da artırmaktaydı.[2]

Evet, evet!... Sinsi ve tehlikeli hastalıklar gibi, hiçbir yalan ve iftira da, sürekli gizli kalmayacaktı ve yine her türlü tezgâh ve tuzak bir gün mutlaka ortaya çıkacak, bu şerli planlar şeytani sahiplerinin başına yıkılacaktı.

Fetullah Gülen’in CIA ilişkileri sırıtıyordu

ABD İçişleri Bakanlığı adına savunma yaparak Fethullah Gülen'in oturma izni başvurusunun reddedilmesini sağlayan savcıların gerekçeleri arasında şu cümleler yer alıyordu: "Gülen hareketinin, yürüttüğü projelerin finansmanında kullanılan paraların büyüklüğü nedeniyle Suudi Arabistan, İran ve Türk hükümetleriyle gizli anlaşma içinde olduğu iddiaları dile getirilmektedir. CIA'nın da bu projelere finansal ortaklık ettiği şüpheleri bulunmaktadır."

Savcılık, Gülen'in sunduğu onlarca destek mektubundan hiçbirinin bir eğitimciden gelmediğine dikkat çekti. (Ahu Özyurt, Washington, Milliyet, 27.6.2008)

Gülen'e, CIA referans mektubunu Siyonist patronlar veriyordu

Fetullah Gülen'in başvurduğu 1-140 vizesine hak kazandığını mahkemeye ispat etmek için çok sayıda siyasi ve akademisyenden aldığı referans mektubu dosyanın içinde bulunuyordu.

Gülen'e referans veren isimler şöyle:

-George Fidas (Yahudi): CIA'nın "Dışa açılım ve analiz bölümü direktörlüğü" görevini yürüttü. Halen Karma Askeri İstihbarat Konseyi üyesi olan Fidas mektubunda, Gülen için "Ahlaki değerleri Allah'a iman ve şiddetli laik eğitimle birleştiriyor" yorumunu yaptı. Fidas halen George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim görevlisi. CIA'nın Balkan politikaları uzmanı. Yunan asıllı. Joint Military İntelligence Council'de görevli.                       

-Graham Fuller (Yahudi): Eski Ulusal İstihbarat Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski CIA Türkiye Masası şeflerinden olan Fuller, aynı zamanda RAND Corporation'un danışmanı. Gülen için mektubunda "Ülkedeki tartışmasız en büyük lider. Türkiye'de ve Müslüman dünyasında pek çok okul açtı" dedi.   

-Morton Abramowitz (Yahudi):   CIA ve DIA gibi ülkenin istihbarat konularından sorumlu eski Dışişleri Bakan Yardımcısı ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, halen Carnegia Endowment ve The Century Foundation üyesi. Gülen için yazdığı mektupta, "Gülen hareketinin kurucusu olarak Türkiye'de ve Asya'da eğitime büyük katkıları var" dedi.

-John Esposito: Profesör, Georgetown Üniversitesi Prens Al Walid Bin Tallal İslam-Hıristiyan Anlayış Bölümü Direktörü. Gülen ve Esposito birbirini yakından tanıyor ve ABD'nin küresel stratejisinde aynı eksende bulunuyorlar.

-John Obert Voli: Georgetown Üniversitesi İslam-Hıristiyan Anlayış Bölümü Başkanı ve İslam Tarihi Profesörü.

-Jill Carrol: Profesör Rice Üniversitesi   "Boniuk Dini Hoşgörü Merkezi" Başkanı.

-Sheryl E. Santos: Teksas Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

-Bernadette Andrea: Profesör, Teksas Üniversitesi İngilizce, Klasikler ve Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi.

-Lynn Mitchell: Houston Üniversitesi Dini Çalışmalar Bölüm Direktörü.                   

-David B. Capes (Yahudi):  Profesör, Houston Baptist Üniversitesi, Hıristiyanlık Çalışmaları ve Felsefe Bölümü Başkanı.            

-Paul Barken (Yahudi):  Profesör, Elmurths College, Teoloji ve Din Bölümü öğretim üyesi

-James Kenneth Echols: Chicago Lutheran Teoloji Okulu Başkanı.

-James E. Bowley: Millaps College Dini Çalışmalar Bölümü Başkanı.

-Lawrence T. Geraty: La Sierra Üniversitesi Onursal Başkanı.

-Ralp ve Richard Lazarus, Dale Eickelman: Dartmouth Üniversitesi Antropoloji Bölümü profesörleri.

-Rahip Thomas Michael: Roma Katolik Kilisesi İsa Peygamber Dinlerarası Diyalog Sekreterliği rahibi. Cizvit Tarikatı mensubu. Gülen'in Papa ile görüşmesine katılmıştı.

-Rahip Donald Senior: Katolik Teoloji Birliği Başkanı.

-Rahip Floyd Schoenhals: Evanjelist Kilisesi Arkansas-Oklahoma sinodu.

-Rahip Terry Makhias: California Üniversitesi Riverside Kampusu rahibi.

-Rahip Loye Ashton: Tougaloo College Dini Çalışmalar Bölümü Başkanı.

-Aleksander Karlutsos: ABD Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposunun yardımcısı. Mektupta Gülen'den övgüyle söz ediyor.

-H. Ali Yurtsever: Washington Rumi Forum Başkanı. Forum'u CIA Gülen eliyle kurdurmuştur.

-Kemal Öksüz: Niagara Foundation (Niagara Vakfı) Başkanı. Vakfı CIA Gülen ekibiyle oluşturmuştur.

-Yıldırım Akbulut: Eski Başbakan ve eski TBMM Başkanı.

-Mehmet Sağlam: Profesör, Eski YÖK Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı, AKP Kahramanmaraş Milletvekili.

-Ermin Başer: 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın danışmanı, Kayseri Erciyes Üniversitesi'nde öğretim görevlisi. Mektupta Gülen'in çalışmaları için "İslam'ın şiddetten uzaklaşması gerektiğini savunan, Batıyla uyumlu ve ılımlı din adamı" diye yazmıştı.

-Murat Saraylı: Eski Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Başkanı

-Mustafa Akyol: Eski Adnan Hocacı, yeni Fetullahçı, Hürriyet, Daily News gazetesi yorum sayfaları yöneticisi, Taha Akyol'un oğlu.

Fidas, Fuller ve Abramowitz gibi üst düzey CIA uzmanlarının sürekli ve şüpheli destekleri; Fetullah Gülen'in CIA ile ilişki içinde olduğunun bir başka göstergesi ve ispatıydı.

 

 

 



[1] www.acikistihbarat.com / 19.10.2009

[2] Toplumsal Haber / 02 Ekim 2009 11:50


Bu yazarin diger makaleleri

“ARAP BAHARINA” BOP PENCERESİNDEN BAKMAK!..
Aldığımız duyumlara göre, Mısır’daki Askeri Konsey, bizim mevcut Anayasamızı isteyip...
Devami
NATO'CULAR VE FETO'CULAR TSK VE JANDARMADAN NE İSTİYOR?
Jandarmaya sivil modeli Haçlı AB dayatıyordu 17 Nisan 2009...
Devami
TÜRKİYE’DE AZINLIKLARIN AZDIRILMASI VE İÇ SAVAŞ HAZIRLIKLARI
Başbakan Recep Bey’in, EMASYA protokolünün iptal edileceğini ve “Milli Güvenlik...
Devami
KÜRTLEŞMİŞ YAHUDİLERLE İSRAİL İLİŞKİLERİ, PKK-FETULLAHCILIK İŞBİRLİĞİ
Fetullahçıların Diyarbakır Çıkarması ve TSK Düşmanı Yazarları: Fetullahçılar 2009 Ramazanında Diyarbakır’a...
Devami
AMERİKA'NIN PAKİSTAN PLANLARI
Dünyanın yedinci büyük ordusuna sahip olan ve savunma sanayinde iddialı...
Devami
İSRAİL KRİZİ VE İSMAİL KERİZİ!
Hatırlayın, Olmert’in ziyaretinden sonra da, Gazze’de Dökme Kurşun Harekâtı başlamıştı Türkiye...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2347

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR