Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7840
mod_vvisit_counterDün8923
mod_vvisit_counterBu Hafta7840
mod_vvisit_counterGeçen hafta49005
mod_vvisit_counterBu Ay82632
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15723263

IP'niz: 3.228.21.204
Bugün: 12 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11779226

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

Asıl ve Acil Tehlike PKK MI, AKP Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Nerde bir bomba patlasa, her kim suikasta uğrasa ve ne zaman bir terör saldırısı yaşansa, yalaka ve yandaş medyada, hemen ve peşinen:

“Bu işin TSK tarafından yapıldığı ve terör tehlikesinin kalkmadığı kanaatini diri tutmaya çalıştığı” imajı verilmeye çalışılıyor ve tabi PKK dolaylı şekilde aklanıyordu.

Lütfen hatırlayınız:

  • Kızılay’daki korkunç patlamaların PKK tarafından yapılmadığı günlerce yazılıp beyinlere kazındı. Ama arkasından PKK’lı Kızılay bombacısının görüntülü kayıtları ortaya çıkıyordu.
  • Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla sonuçlanan helikopter kazası, yine TSK’ya fatura edilmeye çalışılıyordu. Ama sonunda, ilgili belge ve bulguları asıl gizleyen tarafın Kahramanmaraş Emniyeti olduğu bizzat hanımı tarafından açıklanıyordu! (Bak: Milli Gazete. 30 Eylül 2011. Sh:1)
  • Oslo’da Başbakan Erdoğan’ın Müsteşar yardımcısı sıfatıyla Hakan Fidan PKK militanlarıyla müzakereler yürütüyor, öbür tarafta eşkıya başı Abdullah Öcalan’la Devlet-Hükümet resmen görüşüp birlikte yol haritası hazırlıyor; ama hayret, Sn. Recep Bey sivil PKK olan BDP’ye: “Apoyla aranıza mesafe koyun” çağrısı yapıyordu!?

Güneydoğu’yu gündüzleri TC, Geceleri PKK yönetiyordu!

PKK'nın eline düşen bir asker kaçmayı başarmıştı. (bilerek "kaçırılmış" da olabilir) Medya bu kişinin söylediklerini “akıl almaz” olarak sıfatlandırmıştı. Güneydoğu bölgesinde PKK elemanları cirit atıyorlarmış. Gündüzleri şöyle böyle saklanıyorlarmış, geceleri serbest şekilde faaliyet yapıyorlarmış. Halktan vergi bile topluyorlarmış. Teröristler ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlarmış..

Nerede?.. Kuzey Irak’ta değil, bizim topraklarımızda. Yetmez, PKK özel mahkemeler kurup bölge halkını yargılıyorlarmış…

Kulağıma yakası açılmadık haberler geliyor. Ülkenin, bilhassa güneydoğusunda birtakım kurtarılmış bölgeler oluşturulmuş. Gündüzleri TC, geceleri PKK devleti idare ediyormuş. “Gece silahlı, gündüz külahlı” deyimi tam yerine oturmuş.

Benim çok iyi bildiğim bir şey varsa bugünkü şartlarda ve bugünkü mücadele metoduyla PKK terörü kesinlikle bitmez, aksine kökleşiyor.

Kendi topraklarımızda PKK faaliyet gösteriyor, bizimkiler sınırlarımızın dışındaki yerleri bombalayıp duruyor.

PKK terör hareketi ne demektir?

1. Yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı ve ticareti yapıyor. Bu "beyaz" işini hangi sivil ve siyasi baronlar, kimler yürütüyor? Niye bunların üzerine gidilmiyor?

2. PKK, Ermeni ideallerine doğrudan doğruya ve dolaylı şekilde hizmet ediyor.

3. PKK demek, Eretz İsrael demek olduğu gerçeği ustalıkla gizleniyor.

4. PKK Ermeniler ve Siyonistlerle ve onların idare merkezi ABD Yahudi Lobileriyle sıkı fıkı olup, PKK ile mücadele edenler, ya ahmaklık sergiliyor veya milleti kandırıyor.

5. PKK terörünün gölgesinde yüz milyarlarca liralık silah, cephane ve savaş araç ve gereçlerinin ticaretini hangi ülkeler kotarıyor?

6. Kürt halkını TC'den bezdirmek, bir kısım Kürtleri dağa çıkarmaya mecbur etmek için bir zamanlar yapılan baskı ve barbarlıkların yaraları niye tamir edilmiyor?

7. Açıkça ve sinsi olarak, bilhassa Kürt halkının yaşadığı bölgelerde ya İslam düşmanlığını veya İslam’ı yozlaştırmayı kimler istiyor?

8. Kürt meselesi ülkemizin parçalanması için asırlardır Siyonist ve emperyalist odaklarca kaşınıp kışkırtılıyor.

9. Kürt vatandaşlarımız sadece bir bölgede yaşamıyor. Şu anda dünyanın en büyük Kürt nüfusunun İstanbul’da olduğu biliniyor.

10. Türkiye parçalanırsa büyük insanî faciaların yaşanacağı unutuluyor.

1947'de Hindistan iki devlete ayrıldığında büyük felaketler ve kıyımlar yaşandığını hatırlatmak istiyorum.

Ülke çapında bir dağılıp çözülme, kırılma ve çürüme manzarası görüyorum.

Sadece demokrasi ve liberalizmle Türkiye’nin selamete çıkacağını sananları uyarıyorum.

Ülkenin, halkın ve devletin birliğini korumak istiyorsak gerçekçi olmalıyız, Milletimizin asıl mayası olan İslam’a sarılmalıyız.

Yeni yapılacak anayasaya farz-ı muhal "Kürtler, çektikleri acılar ve gördükleri haksızlıklar dolayısıyla Türklerden daha imtiyazlı konuma taşınacaktır" maddesi konulsa mesele yine çözülmez.

Kürtlerin bütün istekleri yerine getirilse yine çözülmez.

Çünkü bu işin arkasında Büyük Ermenistan hayalini besleyenler vardır. Büyük İsrail isteyenler vardır. Siyonizm vardır. Global Haçlılar ve Evangelistler vardır.”[1]

Oysa bu gizli görüşmeler Anayasaya göre suç niteliğindedir!

İşin saklanacak tarafı yoktur. PKK terör örgütü ile yapılan gizli görüşmeler ve örgüte verilen sözler Anayasamıza ve yasalarımıza göre suçtur. Bu nedenle savcıların derhal harekete geçip soruşturma açmaları bir sorumluluktur. Zaten bu durum bilindiği için başta Başbakan olmak üzere hükümetin bütün yetkilileri MİT Müsteşarı’nı “harcamayız ” diyerek koruma altına alması kuşkuludur. Ortada bir suç olmasa hükümet niçin MİT Müsteşarı’nı savunma ve sahip çıkma gereği duymuştur? Şu konuyu ayıralım: ülke güvenliği ve esenliği söz konusu olduğunda bazı gizli temaslar hatta gizli operasyonlar yapması elbette mümkündür ve bu zaten bütün ülkelerde yapılmaktadır. Ancak bunlar üçüncü bir ülkenin ve yabancı güçlerin tertip ve teşvikiyle, ülkemizi tehdit eden BOP gibi projeler çerçevesinde yapılıyorsa, bu çok ağır bir suçtur ve mutlaka hesabının sorulması lüzumludur ve hele stratejik müttefikimiz Amerika’nın, hem PKK’ya hem de PJAK’a başta havan topu, roketatar ve el telsiz cihazları olmak üzere her türlü silah ve mühimmatla birlikte, istihbarat bilgilerini de aktardığını İran Kara Kuvvetleri Harekât Komutanı General Ali Arateş, belgeleriyle açıkladığı halde, şimdi Kandil’deki Murat Karayılan üzerinden Türkiye ile İran’ı birbirine kışkırtma planlarına alet olunması, ilgili ve yetkililerin bir daha düşünmesi gereken bir konudur. Hem madem devletin böyle bazı özel temaslar ve gizli operasyonlar yapması normal karşılanıyorsa, bugün Ergenekon kapsamında tutuklananlardan ne isteniyordu?

Hıristiyan Polonyalıların, Çeklerin bile yıllardır ısrarla karşı durdukları füze kalkanları “bir sabah ansızın” muhafazakâr sağ AKP iktidar eliyle ülke topraklarına kondurulmuştu. Üç yıl önce Füze İzleme Sistemi’nin Çek Cumhuriyeti’nde, füze rampalarının Polonya’da kurulması gündeme geldiğinde bu iki ülkede halklar sokaklara dökülmüş, proje dondurulmuştu.

Ta 1990’lardan bu yana Siyonistlerin kovboyu Baba Bush’tan, Clinton’a, oğul Bush’tan Obama’ya kadar iktidara gelen tüm ABD yönetimlerinin hayata geçirmek için didindikleri ve bu ülke için ‘milli bir proje’ dedikleri Füze Kalkanı Projesi (MDS) AKP iktidarına kısmet olmuştu!

Oslo müzakereleri Hükümet-PKK görüşmesidir

Erdoğan “Devlet-PKK” görüşmesi diye hafifletmeye çalışsa da Hakan Fidan’ın kayıtlı sözleri görüşmelerin “AKP Hükümeti-PKK” görüşmesi olduğunun ispatıydı.

PKK ile yapılan müzakere görüşmelerinin ortaya çıkması AKP tabanında büyük tartışma başlatmıştı. Birçok il ve ilçe yöneticisi Genel merkeze ve milletvekillerine “bu işin aslı nedir?”, “mahallede, kahvede rezil olduk”, “Hükümet PKK ile gerçekten görüşmüş mü?” soruları yöneltirken, Başbakan ve Bakanlar farklı farklı açıklamalar yapmıştı. Muhalefete çatarak sıkıntıyı geçiştirmeye çalışan AKP yöneticileri ve Başbakan sürekli “bu görüşmeler PKK-Devlet görüşmesi”, “MİT-PKK görüşmesi”  diyerek durumu kurtarmaya uğraşmıştı. Başbakan görüşmelerin Hükümetle ilgisi olmadığını söylese de “devlet memuru Hükümetten habersiz terör örgütü ile görüşebilir mi?” sorularının yanıtı aranmıştı. Başbakan Özel Temsilcisi olarak müzakerelere katılan Hakan Fidan’ın sözleri de görüşmeye Hükümetin başı adına katıldığını açıkça ortaya koymaktaydı.

İşte Fidan’ın kayıtlara giren sözlerinden bazıları:

“… İsmim Hakan Fidan. Müsteşar Yardımcısıyım ama Sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim.”

“… Bu noktada Sayın Başbakan beni görevlendirdi.”

“…(‘Erdoğan’ın siyasi risklere katlanacağı garantisini vermediniz mi?’ sorusunu yanıtlarken) Şimdi Başbakan bu meselede, hiçbir meselede yapmadığı kadar şey yapıyor. Çıktı grup toplantısında, Mecliste, diğer bütün halk konuşmalarında ‘ben neye mal olursa olsun açılım sürecinin arkasındayım, ben siyasi riski bu noktada göze alıyorum. Siyasi kariyerim pahasına da olsa… Tabi muhalefetin özellikle Habur’dan sonra ortaya koyduğu ajitasyonun etkisi şu anda giderek büyüyor. İçişleri Bakanı hakkında gensoru verildi biliyorsunuz… Çünkü oraya herkes bir milat olarak bakıyordu. Ondan sonra bu sorunda Hükümetin daha cesur adımlar atmasına ilişkin meşru bir hak zemininde hazırlanacaktı, psikoloji de hazırlanacaktı…”

“… Ben bunu anlattım Sayın Öcalan’a. Dedim ki bütün bu süreç içerisinde siyasi iktidarı bu noktada attığı adımlardan dolayı sıkıntıya düşürücü bir unsurun olmaması lazım…”

“…İçişleri Bakanı da sosyal psikologdur. Bu noktada iyi çözümlemeleri var. Anlıyor. Ama aynı zamanda siyasetin gereklerini de iyi bilen, ona göre bazen farklı demeçler verebilen bir insan….”

“…İktidar beş sene önce dedi ki, biz yerel yönetimler yasasını geçiriyoruz…”

“…Yani daha fazla işi aşağıdakilere devredersen merkez daha anlamlı işlerle uğraşır.”

“(‘Açılımınızı oy hesaplarına kurban etmeyeceğinizi söylemediniz mi?’ sorusunu yanıtlarken)Yani ben size burada siyasi iktidarın psikolojisini, fikrini ve parametrelerini elimden geldiğince şeffaf bir şekilde yansıtmaya çalışıyorum”

“… Başbakanın da fikri budur. Bir zaman kazanma parametresi olarak ortaya koymuyoruz… Var olandan daha sistematik ve daha yoğun bir müzakere ve görüşme sürecinin devam ettirilmesinden tarafız”

“…Habur sonrası iklim değişti. Bunu yönetemedik, yani açıkça söyleyelim.”

“… Yoksa bunu ben partinin veya devletin eli rahatlasın, şu olsun, bu olsun diye söylemiyorum.” Eğer bunlar doğru ise milli duyarlı insanlarımızın ve tüm ilgili ve yetkili kurumlarımızın derhal harekete geçmesi gerekiyordu. Çünkü Türkiye fiilen bölünmeye hazırlanıyordu.

Devlet Bahçeli: PKK-AKP ilişkisi kesinleşmiştir, bu bir 'hıyanet buluşması'

Gizli ses ya da video kayıtlarıyla suç isnat eden, ortam dinleyen, çamur atan ve tuzaklar kuran iktidar partisinin, bu defa da kendisi aynı duruma düşmüştür. Beşinci Oslo görüşmesi olarak tanımı ve tarifi yapılan hıyanet buluşmasının servis edilmesiyle AKP'nin maskesi düşmüş ve inkârcı Başbakanın fotoğrafı netleşmiştir. PKK'yla yapılan müzakerelerin iki boyutu olduğunu görmek lazımdır. Bunlardan birincisi, müzakerenin bizatihi varlığı ve terör örgütüyle kurulan yoğun temas ve görüşme trafiğidir. İkinci olarak da konuşmaların muhteviyatı ve beraberindeki utanç verici diyaloglardır.''

İmralı’yla hangi konuda mutabakat sağlandı?

Bahçeli, Başbakan Erdoğan'a soruları olduğunu belirterek, şunları söylemişti:

''Habur girişinde mutabakat sağlanan, ancak PKK'nın uymadığı ve AKP planlarının bozulduğu konular nelerdir? Beşinci Oslo görüşmesinden önceki diğer dört görüşmede neler konuşulmuş ve hangi sözler verilmiştir? İmralı canisi ve terör örgütüyle yüzde doksan-doksan beş oranında mutabakat sağlanan konular nelerdir? Sağlanan mutabakat çerçevesinde kamuoyunun hazırlanması için yurt içine yönelik yürütülen kampanyaların sınırları nerede ve hangi seviyede tutulmuştur?"

“Terör neden azdı?” sorusunun yanıtı: Yoksa Kandil Ankara’ya mı taşınmıştı?

Hükümet, PKK ile müzakere yapıyor, örgütü “tolere ediyor” ama terörle mücadele eden askerin, polisin şikâyet edilmesini istiyordu. Kandil’deki PKK da Türkiye’ye, büyük şehirlere taşınıyordu.

Öcalan mı iktidardaydı?

“Terör neden azdı?” sorusunun bir başka yanıtı yine Oslo’daki görüşmede yine Başbakanın temsilcisi Fidan, PKK’lılara Erdoğan’la Öcalan’ın vizyonunun yüzde 95 örtüştüğünü söylüyordu.

TAK, gizli servislerin taşeronu ve PKK’nın bir koluydu!

Ankara Kızılay'da, Devlet mahallesi olarak bilinen yerde yapılan ve 3 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan bombalı saldırıyı üstlenen PKK bağlantılı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) örgütü bundan böyle sivil hedefleri de vuracağı tehdidinde bulunuyordu. Ankara saldırısına tüm kamuoyundan tepki geliyor ve PKK Ankara eylemiyle ilgisinin olmadığını açıklıyordu. Çok geçmeden saldırıyı üstlenen TAK, artık öncelikli eylem alanlarının metropoller olduğunu açıklıyordu.

TAK nasıl kuruldu?

PKK'nın kendi kamuoyunun dahi tepkisini çeken Ankara saldırısını TAK'ın üstlenmesi gözleri yeniden bu örgüte çeviriyordu. 2003 yılında Kandil'de kurulan TAK'ın, PKK'nın dahi üstlenemeyeceği kanlı eylemleri üstlenecek yapı olarak kurgulandığı ortaya çıkıyordu. TAK'ın fikir babasının PKK yöneticilerinden Cemil Bayık olduğu biliniyordu. Geçtiğimiz Ekim ayında Taksim'de gerçekleştirilen intihar saldırısı da PKK tarafından kınanmış ve "ilgimiz yok" denilerek sahip çıkılmamış, ancak daha sonra PKK bağlantılı TAK, saldırıyı yaptığını açıklamıştı. Açılım günlerine denk gelen Reşadiye saldırısını da TAK'a bağlı bir grubun yaptığı anlaşılmıştı. Eski istihbaratçı Prof. Dr. Mahir Kaynak, PKK diye bir örgütün artık kalmadığını söyleyerek, "PKK ismini kullanan gizli servisler Türkiye'de iç karışıklık çıkartmak için eylem düzenliyor." Artık nerde bomba patlarsa patlasın kamuoyunda "Bunu PKK yapmıştır" diye bir algı oluşuyor. "Bu şekilde saldırıların Kürtlere hiçbir faydası yok. Buradan bile PKK'nın kimlerin güdümünde olduğu anlaşılır" ifadelerini kullanmıştı.

TAK yeni PKK oluyordu!

11 Eylül gecesi saat 22.00’de Şemdinli’de üç saat süren çatışmayı saymazsanız PKK’lılar, hava saldırılarının başladığı 20 gün öncesinden bu yana güvenlik güçleriyle çatışmaktan kaçınıyordu! Artık tek stratejisi var PKK’nın; vur-kaç eylemleri... Askeri karargâhları, polis merkezlerini, karakolları ve seyyar timleri hedef alan sinsi saldırılar yapıyordu.

Yaklaşık 27 yıldır eylemlerini dikkatle izlediğim bir örgütün her zamanki yöntemi yeniden gündemde; şiddeti kontrolsüz gruplara havale etmek!.. Yani, eylemlerin yaratacağı tepkiden sıyrılmak için bir çeşit takiye bu!..

Gelin isterseniz (Teyrebazen Azadiya Kürdistan - TAK) yani “Kürdistan Özgürlük Şahinleri” adlı terörist yapılanmaya biraz anlatalım ve Ankara’daki patlamanın ardında hangi iradenin olduğunu görelim:

TAK aslında eski PKK’lılardan oluşuyor!.. Bu bağlantı zaten örgütün sitesinde de açıkça yazıyor. Örgüt üyeleri, TAK’ı kurmak için PKK’dan ayrıldıklarını itiraf ediyor!

Örgütün sitelerinde, bomba yapımı ve saldırı yöntemleri tüm detaylarıyla anlatılıyor, eylemler üstleniliyor, hedefler sıralanıyor.

PKK’nın Kandil Dağı’ndaki yöneticilerinden Murat Karayılan, her defasında TAK’ın örgüte bağlı bir grup olmadığını iddia ediyor!..

Ancak PKK’dan koparak (Partiya Welatparezen Demokraten Kürdistan- PWD) yani “Kürdistan Yurtsever Demokrat Parti”yi kuranlar, TAK’ın nasıl ortaya çıktığı konusunda ilginç iddialar sıralıyor.

PKK’nın içinde uzun süre faaliyet gösteren ve örgütün ölüm listesinde olan PWD yöneticisi Hıdır Sarıkaya, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından “Kürt İntikam Tugayı” olarak da adlandırılan “özel bir terörist grup kurulduğunu, başına da Nasır adlı militanın getirildiğini” söylüyor. TAK’ın PKK dışındaymış gibi gösterildiğine dikkat çeken Sarıkaya, bu birimle ilgili tutanakların KONGRA GEL arşivinde olduğunu da öne sürüyor. Hıdır Sarıkaya’nın anlatımları PWD’nin sitesinde duruyor!.. PKK ise sivillere yönelik eylemleri ısrarla reddediyor!.. Oysa TAK’iye, TAK’ır TAK’ır bağırmaya devam ediyor!..[2]

Biliyordunuz da niye tedbir almadınız?

MİT-PKK görüşmesine ilişkin kayıtlardan PKK’nın büyük şehirlere patlayıcı yığınağı yaptığını devletin bildiği anlaşılıyordu. MİT Müsteşar Yardımcısı, PKK yöneticisi Sabri Ok’a, “Biliyoruz, biliyoruz metropolleri de patlayıcılarla doldurdunuz” diyordu. Demek ki, PKK’nın metropolleri patlayıcılarla doldurduğunu devlet biliyor, fakat bu patlayıcıların Kızılay’ın göbeğinde, Başbakanlık, bakanlıklar, Genelkurmay Başkanlığı’nın ortasında yer alan, Ankara’nın en işlek caddelerinden birinde patlatılmasına engel olamıyordu! Bu bölgenin güvenlik kurumlarınca “hassas bölge” olarak tanımlanan, terörün öncelikli hedefi olarak görülen bir semt olduğu biliniyordu. Buna karşın, patlayıcı yüklü bir minibüsün Kumrular caddesine kadar serbestçe sokulması, otoparka teslim edilip patlatılması ya güvenlik ve istihbarat kurumları açısından ciddi bir zaafı gösteriyordu veya bile bile izin veriliyordu!

Eşkıyanın sözüne güven olmazdı

PKK Kumrular’da yaptığı canice terör eylemiyle ilgili kendini savunamazdı. Masum vatandaşların yaşamını yitirdiği, 30 kadarının yaralandığı, yüzlerce ilkokul çocuğunun okulda olduğu sıralarda parça tesirli bomba yüklü minibüsü patlatmak hiç ama hiçbir siyasi neden ve hedefle açıklanamazdı. Bu itibarla PKK’nın veya onun yasal zemindeki temsilcileri veya sözcülerinin, “Kürtçe eğitimi kabul etmediniz, ondan yaptık” veya “Güneydoğu’ya özerklik vermediniz de ondan ilkokul çocukları da dâhil yüzlerce masum insanı öldürmek istedik” demelerini beklemek de ahmaklıktı. Bu caniliği PKK’yı destekleyen, onun desteklediği partiye oy veren Kürt vatandaşların da herhangi bir gerekçeyle savunmaları, desteklemeleri imkânsızdı. “PKK’yı incitmeyin, operasyon yapmayın, yapacak olursanız da önceden haber ulaştırın” demeye getiren uluslararası akıl hocaları da, BOP eşbaşkanı Recep T. Erdoğan da artık aklını başına almalıydı.

Kürt açılımında halkımızdan gizlenen detaylar vardı!

Ankara’da insanlık dışı alçak bir saldırıyla katliam yapılmasından birkaç saat sonra, Siirt’te dört kadınımızın aynı alçaklık içinde bombalanıp taranmasından saatler önce ilginç bir toplantıdaydık.

TEPAV’ın ev sahipliğinde, yabancı diplomatların da yakın ilgi gösterdiği o toplantıda, Türkiye’yi iyi tanıyan gazeteci Hugh Pope, bize Uluslararası Kriz Grubu olarak hazırladıkları, (ICG) “PKK’nın Silahlı Mücadelesine Son Vermek” başlıklı raporu anlatıp, çok ilginç detaylar aktarmıştı.

Başbakan Erdoğan dâhil devletin ve AKP’nin önemli isimleri; PKK ve Kürt hareketlerinin önder adlarıyla ve sıradan vatandaşla detaylı, uzun görüşmeler yaparak hazırlanan raporun içeriği medyaya yansımıştı.

Belki de Apo ev hapsine alınacaktı!?

Pope, Erdoğan ve hükümet üyelerinin ‘bazı önemli değişiklikler olacağı’ konusunda kendilerine söz verdiklerini belirterek gelinen noktanın bunun çok ötesine geçtiğini belirtmiş, kırılma adresi olarak da Habur’u hatırlatmıştı.

Pope’a göre oradaki yanlış PKK kaynaklıydı ve iki taraf arasında güvensizliğin tek kaynağı da Habur’daki o yanlışlıktı.

Ancak buna rağmen basına sızan ses kayıtlarından anlıyoruz ki Habur’da olanlar ağır bulunsa da hükümet, 2006’dan beri Öcalan ile yapılan (Pope’un ifadesiyle) ‘gerçek müzakereleri’ PKK ile de sürdürme konusunda cesaretli adımlar atmıştı.

Pope’tan anlıyoruz ki Habur öncesi çok ciddi bir aşamaya ulaşılmıştı.

Çünkü Pope’un, “Bu kırılma olmasaydı, belki de Öcalan’a ev hapsi konuşulacaktı” ve “Habur öncesi Ankara ‘Neredeyse başarmak üzereyiz’ havasındaydı” cümleleri başka nasıl okunacaktı? (Ve zaten bundan bir müddet sonra BDP Meclis Grup toplantısında Selahattin Demirtaş, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan ev hapsine çıkarılmadıkça hiçbir sonuca ulaşılamayacağını açıklıyordu. M.Ç.)

PKK’lı komiserler, belediyelerde cirit atmaktaydı!

Peki ya Pope’un, genel afla ilgili şu sözlerini nasıl anlamalıydı?

“Bazı konularda masanın üzerindeki anlaşma oldukça basitti. İki taraf savaşa son verilmesi, genel bir af ilan edilmesi ve Kürt milliyetçi hareketinin yasal zemine dönüştürülmesi kararı aldılar.”

Şimdi soralım: Devletin üst düzeyde görüşmeleri sonrası PKK neredeyse meşrulaştıktan, Öcalan’ın yetenekleri devlet/hükümet temsilcileri ağzından vurgulandıktan sonra acaba ne değişti de şiddet ve terör yeniden zirve yapmıştı?

Pope’un yüzümüze çarptığı şu gerçek, özellikle de devlet ve BDP için çok düşündürücü olmalı:

“PKK’lı mı, KCK’lı mı bilmiyorum; ama bütün BDP’li belediyelerde birer komiser bulunmaktadır.”[3]

İçişleri Bakanı iken Beşir Atalay, PKK’nın isteği üzerine emniyet bürokratlarının yerini değiştiriyor muydu?

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, Deniz Feneri soruşturması sırasında sanıkların delilleri karartması için Bakan Beşir Atalay’ın hangi tarihte ve kimler eliyle ilgililere telefon açtığını belgeleriyle açıklıyordu.

Uluslararası Kriz Grubu'nun (International Crisis Grup) 20 Eylül'de açıkladığı raporda, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Güneydoğu'da istenmeyen görevlileri bölgeden uzaklaştırdığı da yer alıyordu.

"Türkiye. PKK isyanını bitirmek" (Turkey: Ending the PKK Insurgency) başlıklı 47 sayfalık rapor, Uluslararası Kriz Grubu uzmanlarının yaptığı görüşmeler ve medyada konuyla ilgili yazılar toparlanarak hazırlanıyordu.

Uluslar arası Kriz Grubu uzmanları, şimdi Başbakan Yardımcısı olan dönemin İçişleri Bakanı Atalay ile de görüşmeler yapıyordu.

Atalay, sorular üzerine, "(Polisin dağıttığı seçilmiş Kürt yöneticilerin kelepçeli fotoğraflarını) görünce çok kızıyorum. Sanki beni sabote etmeye çalışıyorlar. Başkalarına 'Burası Türkiye, her şeyi kontrol edemiyoruz' diyorum" şeklinde çıkışıyordu.

PKK isteğiyle tayinler mi yapılıyordu?

AKP'nin Güneydoğu politikasının Atalay ve AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Aslan tarafından çizildiği ifade edilen rapora göre, Atalay Kürt asıllı sosyolog Mazhar Bağlı'yı göreve çağırıyor, bunu kabul eden Bağlı Polis Akademisi'nde görevlendiriliyordu. Bağlı 81 ili dolaştıktan sonra, Atalay'ın başkanlığında 500 kişinin katıldığı toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılardan sonra, merkezden bölgeye atanan bazı görevliler değiştiriliyordu.

Rapor, Nebahat Koç'un şu sözlerine de yer veriyordu: "Bütün toplantılara gittim; Cumhurbaşkanı ile olana, Meclis Başkanı ile olana, Diyarbakır'a geldiği zaman Başbakan'ın toplantısına... İçişleri Bakanı ile beş kez konuştuk. İçişleri Bakanı ile ilk toplantı 3 saat olarak planlanmıştı, 7 saat sürdü. Herkes ne istiyorsa söyledi; Öcalan'ın serbest bırakılıp bırakılmamasını veya ev hapsini, 'faili meçhul' cinayetleri, cezaevi koşullarını, yoksulluğu, affı. Bakan dikkatle dinledi, notlar aldı."

Basına yansıyan AKP-PKK görüşmeleri doğru ise; bölgedeki kamu görevlilerinin, PKK'nın şikâyeti üzerine değiştirildiği anlaşılıyordu. MİT Müsteşarı Hakan Fidan da, Başbakan'ın özel temsilcisi olarak katıldığı görüşmede, PKK yöneticilerinden liste istediği ortaya çıkıyordu. Fidan, "Alandaki valiler, emniyet müdürleri bu noktada gerçekten çok değerli insanlar. Yani şu anda sizi bilmiyorum spesifik olarak isim vererek şikayet edebileceğiniz şu adam düşmandır, bu adam şeydir" dediği iddia ediliyordu.

Şimdi tekrar soralım ve vicdani yanıtını bulmaya çalışalım: Bütün bu acı gerçekler doğrultusunda, ülkemiz, milletimiz ve devletimiz için asıl ve acil tehlike, PKK mıydı, AKP miydi?



[1] 9 Ekim 2011. M. Şevket Eygi

[2] Mehmet Faraç / Aydınık

[3] Bak: Hürriyet. 22 09.2011 Şükrü Küçükşahin


Bu yazarin diger makaleleri

MİLLİ DEĞİŞİMİN AYAK SESLERİ VE ALT YAPISI
  Sn. Recep T. Erdoğan’la Fetullahçılar arasındaki makam ve menfaat savaşının...
Devami
SARIGÜL SENARYOLARI VE YANDAŞ YAZARLARIN SAHTEKÂRLIĞI
  İktidarla yaşanan dershane savaşları nedeniyle “AKP’yi desteklediklerinden dolayı pişmanlığını ve...
Devami
İKTİDAR KURMAYLARININ KARANLIK BAĞLANTILARI VE ŞAŞKINLARIN ŞANGHAY ŞANTAJI
Hürriyet Gazetesi şöyle bir haber yayınlamıştı: "Kuleli Askeri Lisesi son...
Devami
ERDOĞAN’IN İNSİ ŞEYTANLARI VE YERLİ ŞAŞIRTANLARI Veya: FEHMİ KORU’NUN İTİRAFLARI
Eskilerin “Hubb-u cah” dedikleri baş olma sevdasına kapılan, makam ve...
Devami
EMNİYET VE MİT’TEKİ DEĞİŞİMLER, HAYRA MI, ŞERRE Mİ İŞARETTİ?
İsrail’in Hakan Fidan’ı tenkidi ve taktiği Gazze'ye yardım filosunun arkasında doğrudan...
Devami
CUMHURİYET ÜŞÜYOR
Siyonist Haham Hayim Nahum planı Adım adım işliyor!... Açlık, sefalet Ahlaki yozlaşma, İslam’dan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1968

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR