Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7418
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38783
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28906
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803261

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200563

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ÇATIŞMAYA HAZIRLANAN DÜNYADA: TÜRKİYE'NİN TAVRI VE TARAFI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Dünyanın Fotoğrafı:

Olumlu bir tedavi için önce doğru bir tesbit yapılması lazım gelir. Problemleri bilmeden çözüme yönelik projeler üretmek mümkün değildir. İçinde bulunduğumuz dünyadaki çarpıklıklar ve haksızlıklar; mevcut global sömürü sisteminin iflas ettiğinin göstergesidir ve artık mutlaka değiştirilmesi gerekmektedir. Hiç kimse bugünkü dünya düzeninin adil temeller üzerine kurulduğunu iddia edemeyecektir. Çünkü dünyamızda yaklaşık 6 milyar insan yaşıyor. Bu insanların hepsi eşit yaratılmasına rağmen, nimetlerin bölüşümüne gelince, hiç de eşit olmadıkları çok açık ve acı bir şekilde gözler önünü serilmektedir.

 

A- Mustazafların (Aciz ve çaresiz bırakılan, zavallı zayıfların) Durumu:

- Bugün dünya nüfusunun neredeyse üçte biri, yani 2 milyar insan sefalet (açlık, hastalıklar, kötü beslenme) içerisinde yaşıyor. Her gün 150,000 insan ölüyor. Bunların 40,000'ini çocuklar teşkil ediyor.

- Yaklaşık 800 milyon insan her gün aç yatıyor ve yaklaşık 500 milyon insan kronik olarak kötü beslenmeden dolayı hastalık çekiyor. Ancak diğer yandan, 1,7 milyar insanın en az 15 kilo vermesi gerekiyor!

- Endüstriyel ülkelerde bile 100 milyondan daha fazla insan yoksulluk sınırının çok çok altında hayat sürüyor, yani sürünüyor.

- 1.5 milyar insan içilebilecek derecede temiz suya hasret çekiyor.

- 2.4 milyar insan doğru düzgün bir sağlık kontrolüne sahip değil ve tedaviye ulaşamıyor.

- Her gün ortalama 30,000 çocuk tamamen önlenebilir hastalıklardan dolayı ölüyor.

- 1990'lı yıllarda toplam 13 milyon çocuk, savaş ve anarşi gibi çatışmalarda arada kalarak can veriyor. Bu rakam II. Dünya savaşından bu yana yapılan çatışmalarda ölen insan sayısından çok daha fazla bulunuyor.

- Gelişmiş ülkelerde okul çağına gelmiş 160 milyon çocuk yanlış beslenmeden dolayı çelimsiz gözüküyor.

- 840 milyon yetişkin okuma yazma bilmiyor. Bunların 538 milyonunu ise kadınlar oluşturuyor.

- 1990'lı yıllardan itibaren; 54 ülkenin kişi başına düşen milli gelirinde giderek azalma oluyor.

- Son on yılda, 21 ülkenin, yaşam standartları ve okuma yazma açısından incelendiğinde daha geriye gittiği ortaya çıkıyor.

- Örneğin Zimbabwe'de ortalama yaşam beklentisi 1970'li yılların başında 56 iken bu rakam 1990'lı yıllarda 33,1'e kadar düşüyor. Bu rakamı İngiltere için kıyasladığımızda 72'den 78,2'ye ulaştığı dikkat çekiyor.

- Yaklaşık 110 milyon kara mayını 68 ülkede patlamamış olarak kurbanlarını bekliyor.

- Dünyada tescilli yaklaşık 23 milyon insan öldürücü ve dermansız HIV/AIDS virüsü taşıyor. Bunların % 93'den fazlası ise gelişmiş ülkelerde yaşıyor.

B-Müstekbirlerin (Kibirli Zalimlerin ve sömürücü zenginlerin) konumu:                                                                                                          

Diğer yandan bugünkü global elitler bu fakirliği çok kısa bir zamanda yok edebilecek kadar Karun gibi zengin bulunmaktadır.

- Dünyanın toplam üretimi yaklaşık 31,5 trilyon dolardır.

- Fakirliğin ortadan kaldırılması için gereken kaynak ise, dünya üretiminin sadece yüzde 1'i. Yani 315 milyar dolar kadardır.

- Yalnız ABD, yılda 10 T$ mal ve hizmet tüketiyor durumdadır.

- Dünyanın ilk 10 zengininin toplam serveti $ 133 milyar dolardır. Bu rakam, gelişmemiş ülkelerin (nüfusu yaklaşık 2,5 milyar!) toplam üretiminin nerdeyse 1,5 katıdır.

- En fakir 20 ülkenin borçlarının tamamı $ 5,5 milyardır ki bu bir Euro Disney (Avrupa'daki büyük bir çocuk parkı) inşa etmenin maliyetinden azdır..

- Yoksulların sosyal imkânlara tam olarak kavuşabilmesi için gereken kaynak $ 80 milyar dolardır ki bu dünyanın en zengin 7 insanının geliri bile tutmamaktadır.

- Gelişmiş altı ülkenin köpek ve kedi mamaları için 9 günde harcadığı para $ 700 milyon dolardır.

- Günümüz dünyasında Batının barbar tabakası:

  • 92 milyar doları ıvır-zıvır yiyecekler için,
  • 66 milyar doları kozmetik için ve
  • Yaklaşık $ 800 milyarı da 1995 rakamlarına göre (!) savunma için harcamaktadır.

C- Böyle Giderse Gelecek Karanlık Gözüküyor!

- UNDP'nin araştırmasına göre, 2015 yılında; eğer mevcut global düzen devam ederse günde 1 $'ın altındaki gelirle yaşayacak olanların sayısı dünya nüfusunun yarısını teşkil edecektir. Onun için başta enerji kullanımı olmak üzere birçok kaynağın bölüşümünün şimdiden adil kriterler üzerine yeniden yapılması gerekir.

- ABD Enerji İdaresi'nin hazırladığı rapora göre, küresel enerji talebi 2025 yılına kadar yüzde 54 artacak, varil fiyatı ise nominal 51 dolar olacaktır. Petrol ve diğer enerji kaynaklarına olan talep genel olarak gelişmekte olan ülkelerden gelecektir.

- Bugün dünyada 2 milyar insan klasik enerji kaynakları ile (odun, tezek, çerçöp) ısınma ve yemek pişirme işini görmektedir.

- Diğer bir ifade ile dünya nüfusunun % 40'ı modern enerji hizmetlerinden yoksun haldedir. Afrika'da bu rakam yüzde 80'e erişmektedir. (Afrika'nın toplam nüfusu yaklaşık 900 milyonu geçmektedir.)

- 2 milyar insan kırsal kesim şartlarında sefalet çekmektedir. Elektrik ve elektriğin getirebileceği kolaylıklardan nasipsizdir.

- Sadece 800 milyon nüfus; gelişmiş ülkelerde 2015 yılına umut ve güvenle bakabilmektedir.

- Fakir bölgelerdeki insanlar zengin bölgelerde yaşayanlara göre gelirlerinin çok daha fazlasını enerji için harcamak mecburiyetindedir.

- Fakir bölgelerdeki enerji kaynakları; zengin bölgelerdekine nazaran çevreyi daha çok kirletmektedir.

- Yoksul bölgelerdeki kadınlar zengin bölgelerdekine göre çok daha fazla ezilmekte ve dolayısıyla yeni nesil eksik ve bakımsız yetişmektedir..

- Yoksul bölgelerde HIV-AIDS gibi hastalıklar çok daha hızlı yayılabilmektedir.

Hâlbuki, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının, petrol ve maden yataklarının, verimli tarım ve orman alanlarının, insan gücü ve yetişmiş elemanların çok önemli bir kısmı bu sefalet çeken ülkelerde ve özellikle İslam Âlemindedir. Öyle ise, Müslümanların dirilmesi ve tüm mazlumlara öncülük etmesi insani ve vicdani bir görevdir.

Özellikle, tarihi misyonu ve medeniyet mirası, tabii ve stratejik coğrafyası, potansiyel imkânları ve talihli fırsatları bakımından, bu görev Türkiye'den beklenmektedir.

Ve tabi; döneminde şımarık İngiltere'ye verdiği ültimatomla onları hizaya getiren Sultan Abdulhamit gibi bir siyasi cesaret ve ciddiyet ve D- 8 girişimi gibi bir gayret ve dirayet gerekmektedir.

"Müslümanların halifesi Abdülhamid'in İngilizlere verdiği ültimatom!

"Paris'te, Voltair'in yazıları üzerine temellendirilmiş bir oyun sergilenmişti. İslam'a hakaretler içermekte ve Müslümanlarla alay edilmekteydi.

Halife Sultan Abdülhamid bu olaydan haberdar olunca, Fransa devletinden, Paris'teki elçiliği vasıtasıyla bu oyunu hemen durdurmasını istemiş, aksi takdirde doğacak olan politik gelişmelerin sonuçlarına hazır olmalarını söylemiştir. Bunun üzerine Fransa bu oyunu hemen durdurmak mecburiyetini hissetmiştir..

"Bu olayın ardından aynı tiyatro grubu İngiltere'ye gitmiş ve oyunu orada sergilemek için hazırlıklara girişmiştir. Bu haberi alan Abdülhamid Han, İngiltere'yi Fransa'yı uyardığı şekilde ikaz etmiştir. İngiltere; tiyatro biletlerinin çoktan satıldığını ve bu oyunu kaldırmanın kendi halkının özgürlüğüne bir müdahale olacağını bildirmiştir. Bunun üzerine Hilafet devleti şu cevabı vermiştir: "Fransa'da da özgürlük vardır; ama onlar bu saygısız ve kışkırtıcı oyunu sergilemekten vazgeçmişlerdir." Buna cevap olarak İngiltere: "Orası Fransa, burası İngiltere. Fransa'nın oyunu kaldırması oradaki özgürlüğün ne kadar sınırlı olduğunun göstergesidir." demiştir. Bu cevabı duyar duymaz Halife Abdülhamid İngiltere'ye şu ültimatomu göndermiştir: "İngiltere'nin Hz. Peygamberimize ve Yüce Dinimize hakaret ettiğini bütün İslam Ümmetine bir bildiriyle haber verip Cihad-ul-Ekber ilan edeceğim!" Böylelikle Abdülhamid işin ciddiyetini onlara göstermiştir.

Bu ültimatomu duyan İngiltere bir anda özgürlük hakkında yaptığı açıklamaları unutmuş ve hemen oyunu durduruvermiştir... (Bu yazı Ar-Ra'ya (3. baskı 4 Nisan 1994) kitabından çeviridir.)

Çünkü İngiltere ve Fransa, Hindistan ve Kuzey Afrika'daki Müslümanların, Halifenin fermanına ve İslam'ın hatırına ayağa kalktıklarında, başlarına gelecekleri çok iyi bilmektedir.

Artık, barış ve birlik çağrıları yapmakla, veya BM ve NATO gibi çifte standartlı kurumlara umut bağlamakla, emperyalist ve Siyonist müstekbirlerin insafa gelmeyecekleri kesinleşmiştir. Çünkü Batılı Barbarlar, Haktan değil Kuvvet'ten etkilenmektedir. Ve ancak zoru görünce hizaya gelmektedir. Bu nedenle: sadece haklı olmak yetmemekte, hakkı savunacak ve mazlum halklara sahip çıkacak bir güç ve kuvvet de mutlaka gerekmektedir.

Nüfusu 1 milyara yaklaşan 8 Müslüman ülkenin bir çekirdek olarak oluşturduğu D-8 hareketinin; Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya ve Venezüella gibi Siyonist ABD'nin hedef seçtiği nüfusu 4 milyarı bulan ülkeleri de kapsaması ve ardından 6 milyarlık tüm insanlığı kucaklaması için, öncelikle tek kutuplu sömürü ve saldırı canavarının durdurulması icap etmektedir.

Türkiye'den başlamak üzere,  a- Siyasi, b- Ekonomik, c-Askeri ve Teknolojik dinamikleri, Hakkın ve halkın hizmetinde değerlendirecek ve Kuvayı Milliye şuuruyla hareket edecek; "Milli Bağımsızlık ve Evrensel Barış" organizeleri gerçekleştirilmelidir. Yani "Milli Derin Devlet" devreye girmelidir.

Bir medeniyetin Hak mı, Batıl mı? Hayırlı mı, zararlı mı? olduğunu tesbit için şu üç noktaya dikkat edilmelidir.

1-Allah'a nasıl inanıyor?

Müslümanlar ve müvahhid insanlar: şeriki, neziri ve benzeri bulunmayan Tek Allah'a inanırken, Batılılar Teslis (üç ilah) inancına sahiptir. Bu nedenle, daha temelden ve fikren vahdete, muhabbete (Birlik ve sevgiye) yabancı kimselerdir.

2-İnsana nasıl bakıyor?

İslam inancında insan; mahlûkatın en şereflisi ve yeryüzünde Allah'ın halifesi iken, Batılıların bozuk anlayışında insan: günahkâr ve suçlu olarak dünyaya gelmektedir. Daha doğuştan insanı kirli ve tehlikeli gören bir zihniyetten hayır ve huzur beklemek nafiledir.

3-Hayatı ve Tabiatı nasıl algılıyor?

Kur'an, Hayatı; bir eğitim, imtihan, olgunlaşma ve sonsuzluğa ulaşma fırsatı... Tabiat ve kâinatı ise, Yüce Yaratıcının kudret ve rahmet eserleri ve tecelli aynaları olarak gösterirken...

Batılılar ise dünyayı; nefsanî arzuları için bir çalışma ve çatışma alanı, tabiatı da kendi çıkarlarınca kullanıp harcayacakları bir savaş talanı olarak görmektedir.

Kısaca, insanlık ya yeni bir İslam Medeniyetine erişecek, veya bu zulüm,  zillet ve sefalet artarak sürüp gidecektir.

Bu çok acı ve açık gerçeklere rağmen beyinleri körlenmiş ve kalpleri kirlenmiş kişiler hala gerçekleri görmek istemiyordu.

 Halbuki bunların umut bağlayıp gemisine bindiği Barbar Batı Medeniyeti, artık batıyordu!..

Dinsiz ve "Mim"siz Medeniyetin (Edeniyet-soysuzluk ve alçaklık) sonuçları dünyayı cehenneme çeviriyordu:

İşte; Dünya Sağlık Teşkilatı'nın 10'uncu Dünya Psikiyatri Kongresi'ne sunulan raporuna göre, inançsızlık ve inanç zayıflığı sebebiyle:

  • 1,5 milyar kişi psikolojik bunalımda bulunuyordu!
  • 400 milyon kişi anksiyete (aşırı heyecana) bağlı sıkıntı içinde yaşıyordu!
  • 340 milyon ruhsal bozukluk içinde kıvranıyordu!
  • 250 milyon insan kişilik bozukluğu taşıyordu!.
  • 60 milyon insan geri zekâlıydı!
  • 45 milyon insan şizofreni hastasıydı!..
  • 40 milyon epilepsi (sara) kıskacındaydı!
  • 22 milyon demans (bunaklık) tuzağındaydı!..
  • 8 milyon beyin travması hastasıydı!
  • 2 milyar sigara tiryakisi vardı!
  • 700 milyon alkolik, toplumun baş belasıydı!.
  • 40 milyon kişi uyuşturucudan dolayı ölüm döşeğinde inim inim kıvranıyordu!..

İnançsızlık ve inanç zayıflığının sebep olduğu bozukluklar sadece bu kadar felaketle bitmiyordu..

Milyarlarca insan çeşitli cinsel sapıklıkların hayvani tutkuları içinde debeleniyordu.

Ve maalesef, aslını, aklını ve inancını yitirenler, hala Avrupa ve Amerika'da kurtuluş arıyordu!..

Amerikan emperyalizminin, tek başına bütün dünyaya... Ve özellikle orta doğu ve orta Asya enerji kaynaklarına ve ulaşım yollarına sahip olma niyetleri

"Gizli Amerika" diyebileceğimiz Siyonist Yahudi Lobilerinin Büyük İsrail Hedefi ve Dünya hâkimiyeti hayalleri

Kuşatılmak; etkisiz-çaresiz bırakılmak istenen Rusya ve Çin'in hatta AB'nin bu kıskacı kırma gayret ve girişimleri

Radikal islam-ılımlı islam yozlaştırmalarıyla potansiyel güçleri eritip bitirilmek istenen: Siyonist ve emperyalist heveslerin merkezini teşkil eden İslam dünyasındaki diriliş ve direniş hareketleri...

Venezüella ve Brezilya başta Güney Amerika ülkelerinin ve Vatikana bağlı kiliselerin ve Katolik kesimlerin Siyonist ve emperyalist güçlerin güdümüne giren, Avengelik ve Protestanlara karşılık İslam dünyasına yakın görünmeleri...

Bütün yeryüzünde, Amerikan pervasızlığına ve İsrail azgınlığına karşı oluşan haklı tepki ve nefret dalgalarının giderek genişlemeleri ve dünya kamuoyunun Siyonist sömürüye karşı bilinçlenmeleri...

Darwinist, marksist ve ateist düşüncenin, Harun Yahya eserlerinin de büyük etkisiyle çürüyüp çöpe atılmasına karşılık, Yüce Yaratıcıya iman ve ahlak prensiplerinin yeniden filizlenip yeşermeleri

Asırlardır dünyaya hâkim bulunan "küresel çete"ye, yani Siyonist sömürü çemberine rağmen, gerçekleşen ilk ve tek soylu girişim olan D-8'lerin ve onun bir devamı mahiyetindeki "Güney Amerika-Arab İslam ülkeleri işbirliği zirvesi"nin hayata geçirilmeleri ve hatta Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'in ev sahipliği yaptığı bu talihli zirvenin ambleminin Saadet Partisi amblemiyle hemen hemen aynı olmasının dikkat çekmeleri...

Evet işte bütün bu hayati ve tarihi sorunlar, yakında, bütün dünyayı etkileyecek bir dönüşün; ve tabi sonunda köklü bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

Bu çatışmada Türkiye'ye düşen:

Uydu değil, denge politikası izlemektir. Çünkü böyle bir kapışmanın tarafı olmak ve içine katılmak; hem potansiyelini hem de geleceğini boşuna harcamak demektir.

Ancak: şimdilik Amerika'yla bozuşmadan Avrasya'ya yakın durduğunu; D-8'ler hareketine, Güney Amerika-Arap İslam ülkeleri işbirliğine daha yatkın olduğunu hissettirmelidir.

Tabii coğrafyasının, tarihi mirasının, stratejik yapısının ve potansiyel imkânlarının farkında... Ve her halde milli çıkarlarının, bölge halklarının ve temel insan haklarının tarafında bulunduğunu ima ve ifade edecek ve beklenen bulanma süreci sonrasındaki durulma döneminde, etkin ve yetkin bir rol üstlenecek, diplomatik ve stratejik bir tavır sergilemelidir.

Ama bütün bunların, mevcut AKP iktidarıyla, bu masonik kadrolarla ve NATO kafalılarla yapılamayacağı için de; öncelikle, milli bir hükümetin, cesaret feraset ve dirayet sahibi ekiplerin, bir şekilde, işbaşına gelmesi gerekir.

Nejat Eslen Paşa'nın şu tespitleri oldukça önemlidir:

Kaotik Süreç İçin Denge Stratejisi

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Ortadoğu'da, Kafkasya'da ve Orta Asya'da oluşan güç boşluklarını doldurma, bu bölgelerdeki enerji kaynaklarına ve bu kaynakları küresel pazarlara ulaştıran hatlara egemen olma gayretleri 21. yüzyılın başlarında küresel jeopolitiğin ve 11 Eylül sonrasında ABD'nin jeostratejik girişimlerinin esasını oluşturmaktadır. ABD bu girişimlerinde Avrasya'nın diğer jeostratejik oyuncuları Rusya Federasyonu'na, Çin'e, Hindistan'a ve potansiyel oyuncu AB'ye karşı ön almış ve avantajlar kazanmış durumdadır.

ABD jeostratejisi: Ortadoğu, Hazar Havzası ve Orta Asya enerji kaynakları ile birlikte Ortadoğu enerjisini Uzakdoğu'ya ve Avrupa'ya ulaştıran deniz ulaştırma hatlarının kontrol edilmesini, Ortadoğu enerji kaynaklarını tamamlama ve yedekleme imkânları sağlayan Hazar enerji kaynaklarının kontrolünü ve bu bölge enerjisini doğrudan Akdeniz'e aktarma yeteneği ile küresel enerji güvenliği içinde önemi giderek artan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının güvenliğini esas almaktadır. "Küresel enerji güvenliği" kapsamı içinde ABD, Akdeniz enerji hattının güvenliği için Genişletilmiş Ota Doğu ve Kuzey Afrika Projesi'ni gündeme getirirken; Hazar Havzası enerjisini küresel pazarlara ulaştıran ulaştırma hatlarını denetim altına almak amacı ile Karadeniz'e egemen olma gayretlerini de başlatmıştır. ABD bu girişimleri ile birlikte Avrasya'daki rakipleri Rusya Federasyonu'nu, Çin ve hatta AB'yi çevrelemek için tedbirler de oluşturmaktadır. (Bu sinsi ve emperyalist amaçları için, Türkiye'yi taşeron olarak kullanmak istediği de unutulmamalıdır.)

ABD'nin jeostratejisi içinde aynı süreçte, farklı bölgeler veya ülkeler için farklı stratejik konseptler uygulanmaktadır.

1- Birincisi; Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan gibi özgürlüğe ve demokrasiye susamış eski Sovyet ülkelerinde başarı ile uygulanan ve askeri güç yerine sivil toplum örgütlerini, yani yumuşak gücü esas alan konsepttir. Bu konseptin her hedef ülkede, örneğin İran gibi radikal İslami rejimlerle yönetilen ülkelerde başarı ile uygulanması zordur. Yumuşak gücü esas alan konseptin Sun Tzu'nun 'ağır bir çarpışmaya girmeden hasmın direncini kırma' düşüncüsüne dayandırıldığı söylenebilir.

2- İkinci konsept ise askeri güç göstererek yıldırmayı esas almaktadır ve bu konsept Libya'ya karşı başarı ile uygulanmıştır.

3- Yumuşak gücün, yıldırmanın veya caydırmanın başarılı olmadığı durumlarda ise Afganistan'da ve Irak'ta olduğu gibi askeri güç doğrudan kullanılmaktadır. Genel hatları ile Carl von Clausewitz'in düşüncelerine dayandırılan bu konseptin esası önleyici darbelerle milli direnci kırmak ve kirli çıkarlarını sağlamaktır.

ABD, Avrasya coğrafyasındaki askeri gücü doğrudan kullanarak uyguladığı jeostratejik hamlelerinde dört stratejik sorunu da birlikte yaşamaktadır.

a-Sorunlardan birincisi: ABD'nin Avrasya'da kendisini engelleyebilecek yeni güçlerin veya dengelerin oluşması olasılığıdır. b-ABD'nin askeri güç yetersizliği ise ABD'nin ikinci stratejik sorununu oluşturmaktadır.       c-Üçüncü sorun, mevcut askeri gücünü Soğuk Savaş sonrası döneminin ihtiyaçlarına göre; yeniden yapılandırmaya gitmeden ve uygun bir savaş doktrini geliştirmeden, Avrasya inisiyatiflerini başlatmasından kaynaklanmaktadır. d-Dördüncü sorun ise ABD'nin askeri gücünü, yeni ihtiyaçlara göre, müdahale bölgelerine önceden konuşlandırmadan, aceleyle jeostratejik girişimlerini başlatmış olmasıdır. ABD'nin bu stratejik hataları başarısızlıklara ve inisiyatiflerinin bölgesel kaoslara dönüşmesine neden olmaktadır.

ABD yukarıda sıralanan sorunlar nedeni ile Afganistan'da ve Irak'taki girişimlerinde başarılı olamamış ve kuvvet yetersizliği nedeni ile kara gücünü kullanarak başka bölgelerde yeni müdahalelerde bulunma ve potansiyel riskleri karşılama yeteneğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bu durum, İran ve K. Kore gibi ABD için potansiyel hedef ülkeleri cesaretlendirmekte, İran nükleer programına devam ederken K. Kore yeni bir nükleer silah deneyeceğini açıklayabilmektedir. Ukrayna'yı, Gürcistan'ı ve Kırgızistan'ı ABD'ye kaptırmış olan; ABD'nin Karadeniz ile ilgili hamlelerini dikkatle izleyen, Doğu Avrupa'da, Orta Asya'da ve Kafkaslarda ABD tarafından çevrelenen Rusya'nın ise daha fazla kaybetmeye tahammülü yoktur, bu nedenle de ABD'ye karşı ciddi inisiyatifler uygulaması beklenmelidir. Kore ve Tayvan, ABD'nin sürekli tedbirler geliştirmesini gerektiren kürsel potansiyel kriz bölgelerdir. Giderek büyüyen Çin ise Avrasya'nın aktif jeostratejik gücü olarak etkinliğini uygulayacağı günleri sabırla beklemektedir. Bu şartlarda ABD'nin Avrasya egemenliği zor bir olasılık gibi görünmektedir. ABD'nin Avrasya'daki başarısızlıkları küresel kaosu da beraberinde getirebilecektir. Ayrıca NATO ve AB ile ilgili belirsizlikler de küresel kaosu körüklemektedir.

Soğuk Savaş döneminin kanat ülkesi Türkiye'nin jeostratejik önemi bazılarının iddia ettiği gibi azalmak bir tarafa giderek artış göstermektedir. Türkiye'nin Ortadoğu, Kafkasya, Karadeniz ve Doğu Akdeniz ile bütünleşen coğrafyası, ABD'nin Avrasya girişimlerinin tümü ile ilişkilidir. Türkiye, coğrafi konumu nedeni ile küresel enerji güvenliğinin kilit ülkesidir. ABD, coğrafyası ve askeri gücü nedeni ile Türkiye'yi vazgeçilmez bir ülke olarak görmekte, bu nedenle de Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nin kilit ülkesi yapmak, coğrafyasını askeri girişimleri için ileri harekât üssüne dönüştürmek istemekte, İncirlik ile ilgili taleplerini de bu nedenle gündeme getirmektedir. Samuel Huntington'un son ziyaretinde, Türkiye'nin AB'ne üye olamayacağını, ancak İslam dünyasına liderlik yapabileceğini ifade etmesi ABD'nin Türkiye ile ilgili emellerini yansıtmakta, Türkiye'ye Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nde biçilen rolü açıklamaktadır. Bu süreçte ABD'nin beklentileri, Türkiye için ciddi sorunlara dönüşebilecektir. Türkiye, ABD'den gelecek talepleri kendi çıkarları süzgecinden geçirerek değerlendirmeli, ABD ise yanına alamadığı durumlarda karşısında olmayan bir Türkiye'yi tercih etmelidir. Ama maalesef:

Dış borçları yüzünden IMF üzerinden kontrol edilmiş, AB'nin talepleri ile politik enerjisi tüketilmiş Türkiye'nin ABD taleplerine karşı direnme gücü törpülenmiştir. Ancak Türkiye, Avrasya girişimleri ile ilgili taleplerini karşılasa ve stratejik ortaklık yapsa bile, ABD'nin başarısızlıklarının önlenmesi mümkün olamayabilecektir.

11 Eylül sonrası başlatılan 'Medeniyetler Çatışması' veya yenidünya savaşı şiddetlenerek devam edecektir.

Yenidünya savaşı kazananı belli olmayan bir kaosa da dönüşebilecektir. Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları, zor da olsa bu kaostan uzaklaşmayı ve bu savaşta taraf olmamayı gerektirmektedir. Türkiye'nin stratejisi: bu savaşta taraf olmamanın çarelerini geliştirmeli; Türkiye'yi yönetenler, Avrasya'da zamanın ve ufkun ötesini görebilmeli, ABD'nin girişimlerini ve taleplerini bu vizyona göre dengelemelidir.

Bu vizyon, Türkiye'nin Avrasya'daki dengeleri değiştirebilme yeteneğini sürekli göstermesini, savaşan bloklardan hiç birine kendisini angaje etmemesini ve gittikçe daha kaygan ve karmaşık bir görünüm almakta olan güvenlik ortamında; ortaya çıkabilecek yeni tehditleri bertaraf edebilme yeteneklerini geliştirmesini de gerektirmektedir.

Siyonist-Avengelik ittifakına karşı, İslam-Katolik işbirliği:

İspanya-Madrid'de dünyanın en önemli Katolik Örgütü OPUS DEİ Teşkilatının AZİZLİK İşleri direktörü ve İslam uzmanı Jose Carlos Martin de Lattoz, Akşam'dan Güler Kömürcü'ye şunları açıklamıştı: "Öncelikle, KUR'AN kutsal bir kitaptır ve hiç kimse KUR'AN'a kötü davranamaz, bu yapıldığı iddia edilenler kabul edilemez. Biz Katolikler ve siz Müslümanlar, bizler aynı Tanrı'ya inanıyor, aynı Tanrı'yı seviyoruz. Biz Katolikler, Müslüman ve Katolik dünyasını karşı karşıya getirmeye çalışanları şiddetle kınıyoruz. Bu arada Hıristiyan dünyasının bölündüğünü ve birlikte hareket etmediğini de hesaba katın.

Mesela Evangelistler, Protestanlar Katoliklerin ruhani lideri PAPA'nın dediklerini kabul etmiyor, karşı çıkıyorlar. Bu bölünmüşlüğün etkilerini İslam dünyası unutmamalı. Bugün dünyada 2 farklı akım var: birisi Tanrı'nın varlığını kabul eden, Tanrı'nın evreni, insanları yarattığına inanan grup, bir diğer grup ise ‘insanların Tanrı'yı kendi akıllarında yarattığına inanan grup. İşte ‘Müslümanları ve Hıristiyanları karşı karşıya getirmek isteyenler' de bu ikinci grupta yer alanlardır. İçinde bulunduğumuz bu GLOBALİZM adı verilen dönemde, kendilerini ‘NEW AGE'ci yani YENİ ÇAĞ'ın DÜZENLEYİCİLERİ olarak kabul eden kimi MASONİK ÖRGÜTLER, TEK DİN-TEK ULUS hedefleri için düğmeye basmış durumdadır. Bu NEW AGE'çi gruplar Hıristiyanlığı da Müslümanlığı da çökertmek, zayıf düşürmek için her türlü komployu servise koyuyorlar.

Katoliklerle-Müslümanları kavga ettirip, yok edip dünyayı ele geçirme planları yapanların hepsi, TEK DİN-TEK ULUS peşinde koşan MASONİK GRUPLARDIR. Bu NEW AGE'ci gruplar yenidünya düzeni adını verdikleri mevcut süreçte, planları gereği ‘inançsız - Müslümanın - Hıristiyanın olmadığı' bir evren oluşturup, içlerini, inançlarını boşalttıkları bu insanlara daha sonra da ‘kendi felsefelerini' işlemeyi hedefliyorlar. Avrupa'da ‘İslam' hızla yükseliyor ama buna karşın İNANÇLI Hıristiyan nüfus ise giderek azalıyor. Avrupa hızla artan bu Müslüman nüfustan, Müslümanlığın yükselişinden çekiniyor."

Adil Düzene doğru!

 Kâinat ve dünya evrim içinde yaratılmıştır. Her şey doğar, gelişir, olgunlaşır, yaşar, yaşlanır ve ölür. Bu durum Kâinat için mukadder bir kanun olduğu gibi; aynı şekilde insanlık ve dünya için de mukadder bir kanundur. İnsanlık için her bin yıl bir yaştır. Bin yılda bir insanlık ileri hamleler yapar ve evrimleşir. 2005 yılında, 21. yüzyılın başında, III. milenyumun başlangıcında bulunuyoruz.

İnsanlık tarihini kısaca başlıklar hâlinde hatırlayalım. MÖ 3000 yıllarında Nuh Medeniyeti, MÖ 2000 yıllarında İbrahim Medeniyeti, MÖ 1000 yıllarında İbrani Medeniyeti başlamıştır. Miladî yılların başında Hıristiyanlık Medeniyeti doğmuştur. MS 1000 yıllarında Kur'an Medeniyeti oluşmuştur. Şimdi, çağımızda, 21. yüzyılın başında, III. milenyumun başlangıcında Yeni Kur'an Medeniyeti doğmaktadır...

Bunların hepsine ‘Hak Medeniyetleri' diyoruz. Hakka dayalı medeniyetler zamanla bozulmuş ve ‘kuvvet uygarlıkları' oluşmuş; Mısır, Yunan ve Bizans uygarlıkları olarak biner yıl sürmüştür. Kuvvet uygarlıkları 500 yıllık gecikmelerle ‘Hak medeniyetleri'ni takip etmişlerdir. Çağımızdaki Batı kuvvet uygarlığı, yaşlandığı için artık çökmeye başlamıştır...

Hak medeniyetleri özellikle "hukuk" ve "yönetim"de inkılâp yaparlar, kuvvet uygarlıkları ise genellikle "teknik" ve "ekonomi"de evrim yaparlar. 500 yıl içinde Avrupa uygarlığı sanayi devrimini yapmıştır. Müsbet ilimdeki katkıları ile bundan sonra oluşacak olan Hakka dayalı medeniyete malzeme hazırlamıştır. Şimdi insanlık Kur'an'ı bugünkü müsbet ilimle anlayarak "III. Bin Yılın Hak ve Adalet Medeniyeti"ni kuracaktır; kurmaya başlamıştır...

 Yeni bir medeniyet hareketini ateşleyip harekete geçiren etkenler ise, sünnetullah gereği "sosyal tufan"lar olmaktadır. Nedir bu sosyal tufan veya tufanlar? Bu vesileyle yeniden hatırlayalım.

1- Çevre kirliliği birinci tufan veya afettir. İnsanlığın henüz Adil Düzene girmemiş olmasından dolayı;        a-hava kirlenmekte, b-su kirlenmekte, c-toprak kirlenmekte ve d-canlı kirlenmektedir. 2- İkincisi ise; insanlık silahlanmakta ve dünya barut fıçısına dönmektedir. a-Kimyasal silahlar, b-biyolojik silahlar, c-tahribat silahları ve d-atom bombası ile radyolojik silahlar insanlığı imhaya hazır hâle gelmiştir. 3- Üçüncü afet olarak; a-doğum kontrolü, b-tedavi tababeti, c-sosyal güvenlik kurumu ve d-imha savaşları nesli dejenere etmekte ve insanlık âlemi sakatlarla dolmaktadır. 4- Son olarak anarşi sosyal tufan veya afetlerin etkin halkasını oluşturmaktadır.    a-Rüşvet mafyası, b-senet mafyası, c-iş mafyası ve d-silahlı mafya insanlığı saran kanser hâlindedir.

İnsanlık Adil Düzen kurarak bu afetleri temizleyecek ve dünyayı yeniden sağlığına kavuşturacaktır. Allah bu afetlerden insanları kurtaracaktır. SSCB/Sovyetler Birliği denilen oluşumun şahsında komünizm yani sosyalizm çöktü... Şimdi de ABD ve AB'nin şahsında kapitalizm çöküyor... Dünya, I. ve II. Cihan Savaşları'ndan sonra, çağımızda ‘küreselleşme' adı altında adeta çok yönlü III. Cihan Savaşını yaşıyor...

O halde, bugünkü savaşlar, sosyal afet veya tufanlar, aslında insanlığın ‘Adil Bir Düzen' ile ‘Yeni Bir Dünya'ya kavuşması savaşıdır. İki zalim taife birbirini öldürmekte, bu arada bizi yani İslâm âlemini de savaşlarına ortak etmek istemektedirler. İşte bu savaş onların sonlarının başlangıcıdır...

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 4266

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR