Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7394
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38759
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28882
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803237

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200553

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

KELİME-İ ŞEHADET'İN SIRLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 17
ZayıfMükemmel 

Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün nurunu bir arada bulunduran bir nurdur.

Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulünün, "varlıklarının birlikte zikredildiği" en yüce bir "tevhid" zuhurudur.

Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü'nün, birbirlerine şehadeti olmuştur.

Kelime-i Şehadet; hem imanın, hem de insanın varlığının esasını teşkil eden, baki bir nurdur. Sonsuz bir huzurdur.

Kelime-i Şehadet; Adem'in ve alemin yaratılmasına sebep olan, ezeli ve ebedi bir nur ırmağıdır.

Kelime-i Şehadet; kökü arzın derinliklerinde, dalları göklerde olan bir tevhid ağacıdır. Yani, şecere-i tuğbadır.

Kelime-i Şehadet; Allah ve Resulü ile insan arasında ezeli ve ebedi bir rabıtadır.

Kelime-i Şehadet; imandır.

Kelime-i Şehadet; Allah'ın rahmeti, hidayeti ve tevfikidir.

Kelime-i Şehadet; bütün mevcudatın anasırı ve terkibidir. Allah'ın muradı, yaratılanların gayesidir. Resulüllah'ın şefaati, evliyanın himmetidir.

O halde "Kelime-i Şehadet nuru": en yüce rahmet, en yüce hidayet, en yüce tevhid, en yüce şefaat, en yüce himmet olarak, Mü'minler için; dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır.

"Kelime-i Şehadet nurunu" çeşitli cihetleriyle kısaca tanımladıktan sonra, artık onun varlığının mahiyetinden, iman ve insanla münasebetinden, zahiri ve manevi şahsiyetinden, ezeli ve ebedi mevcudiyetinden bahsedebiliriz.

Kelime-i Şehadet nurunun mevcudiyeti, evvela Allah ve Resulü'nün mevcudiyeti ile ilgilidir. Çünkü Kelime-i Şehadet nuruna vücut veren, yani onu meydana getiren nur: "Allah'ın zat nuru" ile, zatından yarattığı "Muhammed nurudur." (SAV)

Allah'ü Teala şöyle buyurdu: "Ben gizlibir hazine idim. Bilinmemi istedim.  Alemi yarattım, nimetlerimi sevdirdim. Böylece beni bildiler."[1]

Bu kutsi hadisten anlaşıldığına göre,  Kelime-i Şehadet nuru, Allah'ın zatında gizli bir hazine olarak mevcut iken, bilinmek isteyen Allah, ilk olarak Muhammed nurunu yaratarak, onu Kelime-i Şahadet nurunun sebebi, bir unsuru ve rüknü kılmıştır. Bundan sonra her şey O'nun için ve O'nunla birlikte yaratılmıştır. Fahri alem Hazreti Muhammed (SAV) bu ezeli var oluşu: "Adem, toprakla su arasında iken ben Peygamber idim."[2] hadisiyle haber vermektedir. Allah'ın, kendi zatı için yaratarak, zatına muhatap kıldığı Muhammed (AS) nuru, yaratıldığı anda; Allah'ın zatına karşı vahdaniyet şehadeti getirmiştir. Allah'ın varlığına ve vahdaniyetine karşı getirilen bu şehadetle Kelime-i şehadet nuru meydana gelmiştir. Böylece Muhammed (AS) nuru, Allah'ın zat nurunu özünde bulundurarak, "Kelime-i Şehadet nuru" sıfatını kazanmış bulunmaktadır. Allah, kendi nurundan Muhammed (AS) nurunu, Muhammed (AS) nurundan da; Adem'i ve kainatı yaratmıştır. Bu durumu Resulüllah: "Ben Allah'ın nurundanım, mü'minlerde bendendir."[3] hadisi şerifiyle açıklamışlardır.        

Kelime-i Şehadet nuru, bütün mevcudatın varlığına sebep olan, Allah ve Resulü ile, kulları arasındaki rabıta olan... zahiri ve manevi, (yani hem görünen, hem de gizli) ezeli ve ebedi varlığı ve şahsiyeti olan bir nur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kelime-i Şehadet nuru, Adem'in (AS) ve alemin yaratılmasına sebeptir. Bir kutsi hadiste: "Habibim sen olmasaydın, bu alemleri yaratmazdım."[4]  Buyrulmaktadır. Bu kutsi hadisten anlaşıldığına göre: her şey, Kelime-i Şehadet nuru olan Muhammed nurunun hürmetine ve O'nun için yaratılmıştır. (Muhammed nuru) bütün yaratılanların, (hem) yaratılış sebebi, (hem) maksadı, (hem de) yaratılanların varlıklarına esas olmaktadır.

 Burada şu hususu belirtmekte fayda vardır: "Kelime-i Şehadet nuru" yerine, zaman zaman "Muhammed nuru" diyoruz. Daha evvelde bahsedildiği üzere, Muhammed nuru, Allah'ın zat nurundan yaratıldığı için, özünde zat nurunu bulundurmakta, O nurla beraber bulunarak, O nurun halifesi olmaktadır. Bu cihetiyle,   Kelime-i Şehadet nurunun bir adı da: "Halifetullahtır". Varlıklara esas olan bu nur, Allah'la bütün mevcudatarasında; izzetli bir perde, bir rabıta, bir vesile ve bir rahmet olarak daima mevcuttur. Her varlık, Muhammed nurundan bir cüz'ü kendi özünde bulundurmaktadır. Özündeki bu nur,   onun Allah ve Resulü'nü bilmesine de vesile olmaktadır.

Allah ve Resulü'nün nuru, her varlığın; var oluş mührü, anahtarı, aslı, özü, terkibi, sebebi ve gayesidir. Her varlıkta (var oluş mührü olan) Muhammed nuru bulunmaktadır. Bu mevcudiyetin mahiyeti ve şekli: ilahi bir sır, ilahi bir mucize, ilahi bir harikadır. Sanatı ilahiyedir, bir hakikattir ve bir hikmeti Rabbaniyedir. Bu sırrın idraki, ancak Allah'ın dilemesiyle mümkün olmaktadır. Allah (cc), ancak Muhammed nuruyla bilinmekte ve anlaşılmaktadır. Muhammed nuru ise, Adem'le bilinmekte ve ortaya çıkmaktadır. Adem'i tanımak; Muhammed nurunu tanımak, Muhammed nurunu tanımak ise; Ademi tanımak olacaktır. Resulüllah arza teşrif ettiklerinde, Muhammed nuru, aynı zamanda bir Adem olan Muhammed'den tezahür ederek, Allah'ın bilinmesine ve idrak edilmesine vesile kılınmıştır. Resulüllah'ın, Kelime-i Şehadet nurunun unsurundan olması,[5] O'nun halifesi olması, onu özünde bulundurması, (Allah'ın) zuhuruna vesile olması ve O'na mazhar olmasıyla; yeryüzünde Allah'ın varlığının ve birliğinin en büyük delili makamındadır.

Allah'ın varlığına ve birliğine, en büyük delil, en kati bürhan ve en aziz varlık olan Hz. Muhammed (SAV); varlığı itibarıyle bir Kelime-i Şehadet varlığıdır. Yani, en kamil manada "imani hakikidir ve imani billahtır." İmanın, yani Kelime-i Şehadet nurunun, en mükemmel ve en güzel şekilde ve bariz (Çok açık) biçimde "tezahür eden şahsiyetidir." (Yani Hz Muhammed, imanın insan sekline girmiş halidir.) "O, bu haliyle bir tevhid sarayı, bir tevhid ağacı, bir saadet diyarı, bir emin belde, bir iman ve İslam binasıdır.

Kelime-i Şehadet nuru; insan varlığına sebep olduğu gibi, insan varlığına esas da olmuştur. Öyle bir mevcudiyet ki, bütün mevcudata esas...! İşte bu muazzam esası, Resulüllah: "her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonradan annesi ve babası; mecusi ise mecusi, nasrani ise nasrani, putperest ise putperest olur."[6] Hadisiyle açıklamışlardır. Bu hadisten anlaşılıyor ki, her doğan çocuk, İslam esasını kendinde bulundurarak doğmaktadır. Her çocuk, tam bir Adem olarak doğmakta, üzerinde, varlığı itibarıyla, yaratanına ait bir çok bürhanlar bulundurmaktadır. Böylece İlahi nizamın apaçık bir delili olmaktadır. Tevhid nuru, onda kendini göstererek, içinde sırrı ve maneviyatı gizli olarak bulundurarak, arza teşrif etmekte; iman ve İslam'ı içinde bulunduran, "gizli bir hazine" olmaktadır. İnsan fıtratının İslam olması, insanın (Adem'in) varlığının esasının, Kelime-i Şahadet nuru olduğunun ispatıdır.

Ademin (insanın) ezeli var oluşundan başlayıp, yeryüzüne indirildiği günden beri ve yaşadığı sürece, Allah'la; zatı, sıfatları, esma-ül hüsnası, af'ali ve ahlakı cihetlerinden münasebetleri vardır. Bu münasebetler, Allah'la insan arasında bir rabıtanın ve bir yakınlığın olduğunu göstermektedir. Allah'la insan arasındaki bu yakınlık:

"Biz ona şah damarından daha yakınız."[7] Mealindeki ayeti kerime ile haber verilmektedir. Allah'la kul arasındaki bu yakınlık vesilesi (olan hakikat): aynı zamanda, Allah'la kul arasında bir rabıtadır. Bu ise, insanın varlığına esas olan ve aynı zamanda, Allah Resulünün nurunu özünde bulunduran; Kelime-i Şehadet nuru olmaktadır.

Kelime-i Şehadet nuruyla bu kadar yakınlığı bulunan ve bu kadar iç içe olan insan için; Kelime-i Şehadet nuru, bir rahmet, hidayet ve tevfiki ilahiyedir. Allah'u Teala bir ayeti kerimesinde: "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik."[8] Buyurarak, insandaki rahmetin ve bu rahmetten dolayı, rahmet olan insanın aslının, Kelime-i Şehadet nuru olduğunu göstermektedir. İnsanın rahmet üzere olması, rahmet için rahmetle birlikte bulunması, aynı zamanda Kelime-i Şehadet getirerek hidayete ulaşması, kul için Allah'ın bir rahmetidir. (İnsanın) kendi özündeki rahmete bu şekilde ermesi ise; yine Kelime-i Şehadet sayesindedir.

Böyle bir insan, "Emrolunduğunuz gibi istikamette bulunun"[9]ayeti kerimesiyle bildirilen; "doğruluk" sıfatını taşıyan kimsedir. Gittiği yol tek ve hak olan sıratı müstakimdir. Tevfiki hareket içinde ve İslam'i istikamet üzerinde yürüme, yani Allah'ın istediği şekilde hareket etme, ancak o kişinin nasibidir. Bu ise; biat edilmesi gerekli manevi şahsiyettir. Bu şahsiyet ise: ancak Kelime-i Şehadet nurunun temsilcisidir.

Ademin var oluşu da, bir Kelime-i Şehadet hadisesidir. Çünkü: Allah ve Resulü'nün birbirlerine şahadeti, Ademi meydana getirmiştir. Ademin yaratılmasıyla Kelime-i Şehadet nuru, Onda ruh ve beden olarak tezahür etmiştir. Bu sayede, Kelime-i Şehadet nuru, Adem'le vücut bulup şekillenmiştir. Ademde bir iman ve tevhid emaneti olarak ve aynı zamanda bir kutsi ruh olarak mevcut olan Kelime-i Şehadet nuru, Ademe vücut verirken, Onun en mükemmel ve en güzel surette, yani ahseni takvim üzere olmasına vesile edilmiştir. Bu hakikati: "Biz gerçekten insanı en güzel surette yarattık, sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik"[10] mealindeki ayeti kerime haber vermektedir.

Adem, kendini meydana çıkaran ve, varlığın terkibi ve esası olan Kelime-i Şehadet nuruna; şehadet getirmiştir. Bu şehadeti, onu halife kılmıştır. "Hani Allah'ü Teala meleklere: muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi."[11] Mealindeki ayet-i kerime, Ademin halifelik sıfatıyla yaratıldığını göstermektedir. Getirdiği kelime-i Şehadetle Adem var olurken, bu şehadetle Adem; yeryüzünde Allah'ı mutlak olarak bilen ve Onun vahdaniyetine şehadet eden bir kul mesabesindedir. Ademin getirdiği Kelime-i Şehadet, aynı zamanda kulluğunun Allah tarafından tasdik edilmesidir. Dili ile ikrar Onun zahiri şahsiyetinin, kalbi ile tasdik ise; manevi şahsiyetinin var olmasını sağlamıştır. Ademin özünde, Adem'in varlığının meydana gelmesiyle tamamlanan, Kelime-i Şehadet hadisesi: Allah'ın "kün" emri olarak, Adem'in yaratılmasına vesile olmuştur. Allah'ın Adem'de en büyük ismi, yani ismi azamı olan, "Allah" ismi ile tecelli etmes(inden), (ve) Onun özünde bir sır, bir ruh ve emanet olarak bulunmasından dolayı da, "Hilafeti Muhammediye makamında" olmaktadır.[12] Tabi ki bu emanet: Kelime-i Şehadet yoluyla, (Nübüvvet ve Risalet halkasıyla) Kelime-i Şehadet olarak, Adem'den Resulüllah'a kadar devam etmiştir.

Adem'de Kelime-i Şehadet nurunun, ilk planda ruh ve beden şeklinde tezahür ettiğinden bahsetmiştik. O'nun cisminin ve cisminde bir sır olarak bulunan nefsinin; ruhundaki hakikatlere ve gizliliklere ayna olması; suretinin yani cisminin, daha doğrusu ona insan suretini veren özelliğin, Rahman sıfatı olmasındandır. "Biz Adem'i Rahman suretinde yarattık."[13] Şeklindeki kutsi hadis,  işte bu gerçeği dile getirmektedir.

Kelime-i Şehadet nurunun bütün unsurları "insan" suretiyle tezahür ederek, yaradılış hakikatinin bilinmesine vesile olmaktadır. Adem'e Kelime-i Şehadet nurunun bir ruh olması ve O'na ebedi bir hayat kazandırması, "biz size kendi ruhumuzdan üfledik"[14] Mealindeki ayet-i kerime ile bildirilmektedir. Üflenen bu ruh, Allah'ın rahmet suretinin, Rahman olan Adem'den tecelli edeceğini göstermektedir. Adem'in ruhunda ve cisminde, Rahman suretinin bulunması, O'na ruh ve ceset olan, Kelime-i Şehadet nurundandır. Kelime-i Şehadet nuru, Adem'de bir rahmet ve hidayet olarak bulunmaktadır. Böylece hem kendinin rahmet üzere bulunmasına, hem de kainatın ve diğer insanların rahmet ve hidayete nail olmalarına vesile olmaktadır.

   Kelime-i Şehadet nuru, bir iman varlığıdır. İnsanların yaratanına inanması, ona yönlenip bağlanması; insanın aslının Kelime-i Şehadet nuru olmasındandır. İnsanın Kelime-i Şehadet getirmesi, kendi fıtratında bulunan Allah ve Resulü'nün nurlarını ikrar ve tasdik etmesidir. Fıtratındaki iman, dili ile ikrar, kalbi ile tasdik edildikten sonra, varlığını vücut mülkünde hissettirmektedir. İnsanın kendi fıtratına inanması, kalbindeki Kelime-i Şehadet nurunun bir çekirdek hükmünde iken, tevhid ağacı olarak dallanıp budaklanmasına vesile olmaktadır. Allah o kalpte bir iman yaratarak, o kalbi bir "iman mekanı ve bir nazargah" yapmaktadır. Bu gerçeği: "Yere göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım."[15] manasındaki Hadis-i kutsi ile haber vermektedir. Kalpteki bu iman, tevhid ağacının kökü olarak (yerleşmekte), diğer dalları ise, sair azalardan gözükmektedir. İmanın sıfatları ve şubelerinin, insanın sıfatlarında görülmesi (demek), onlara manevi bir dirilik kazandırması, vücut mülkünü bir iman şebekesi olarak kaplaması ve imanın insanda bir şahsiyet bulması ve tezahür etmesidir. "Tevhid ağacının kökü arzın derinliklerinde, dalları ise göklerdedir."[16] Ayeti kerimesi, imanın bir ağaç misali insanda bulunduğunu, daha doğrusu insanın bir iman ağacı olduğunu göstermektedir.

İman ve insan varlığının esasının, Kelime-i Şehadet nuru olduğunu anladıktan sonra; insan varlığı ile iman varlığının eş değerde olduğunusöylemek mümkün ve münasiptir. Çünkü esası aynı olan varlık, hakikatte aynı şeydir. İman ve İslam varlığının bir nuru var ki, bu nur, insanın da varlığına esas teşkil eden, Kelime-i Şehadet nurudur. Şu halde imanı hakiki insandadır. İmanın muhatabı ve mazharı olan insan, imanla var olmakta, iman ise ancak insanda bulunmaktadır. Birbirinin varlığına hem esas olan, hem de sebep teşkil eden iman ve insan; Kelime-i Şehadet nurunun birbirinden ayrı olmayan tezahürleri olmaktadır. İnsan: iman varlığının zatını özünde bulunduran ve Onun zahir olan sıfatıdır. İman varlığının hakikati, bu sıfatın içinde saklıdır. İnsanın sıfatı, iman varlığının zatının zarfıdır.[17] İnsan: iman varlığını tecelli ettiren, tezahür ettiren ve ona aynalık vazifesi gören bir sırdır; bir sebep, bir vesile ve bir perde-i izzet konumundadır. İmansa; insanda ki emanet, insanda ki maksat, insanda ki murat, insandaki mutlak varlık ve insanı insan eden zati bir nurdur. Tecelli-i hakikattır.

İman varlığının vazgeçilmez zaruri unsuru olan Muhammed nuru, arza,   ism-i Muhammed'le teşrif etmiştir. Bu imanın en büyük hadisesidir. En büyük hadis, kadim olan bir hakikatle zuhur etmiştir.[18] O'nun doğuşu, imanın ve İslam'ın doğuşu olmuştur. İman ve İslam çekirdeği, arzın maneviyatına Hz.Muhammed'in ana rahmine düşmesiyle atılmıştır. İmanı hakiki, bütün hakikatleri: Kelime-i Şehadet nurunun sıfatlarını, şubelerini, makamlarını ve velayetlerini uhdesinde toplayarak, kendinde cem ederek arzı şereflendirmişlerdir. Zamanlara zaman, imanlara iman Beytullah'a imam olan... Canların canı, Allah'ın cananı, kevneynin sultanı, kendinden önceki ve sonraki zamanların ve zamanlarda saklı olan bütün hadisatın hakikatı, evvel ile ahirin, zahir ile batının hükümdarı, iki cihan güneşi ve kâinatın fahrı (bütün mevcudat ve mahlûkatın övünç kaynağı) zuhur etmişlerdir. İşte bu zuhur; imanın zuhurudur. İman da onunla birlikte zahir olmuştur. O imanın esasındandır. Onsuz iman olmaz, iman ise; Ona ruh ve vücut vermiştir. İman olmazsa Oda olmaz. Burada artık şunu söyleyebiliriz: iman varlığı, Resulüllah'la birlikte tam bir beşer şeklinde tezahür etmiştir. Resulüllah'taki bu keyfiyeti, Allah teyit ve tasdik için, Ona Cibril-i Emini de tam bir beşer suretinde göndermiştir, Bu durumu Allah: "Biz O'na ruhumuzu göndermiştik de, işte ruhumuz Ona kusursuz tam bir beşer suretinde görünmüştü."[19] Mealindeki ayet-i kerime ile haber vermektedir. Başka bir ayet-i kerimede ise: "Sana ruhtan soruyorlar. De ki, ruh Rabbimin emrindendir."[20] Buyrulmuştur, Allah'ın emrinden olan bu ruhun Resulüllah'ta olduğu muhakkaktır. Allah'ın emrinden olan ve Resulüllah'a beşer seviyesinde görülen bu ruh, Resulüllah'ta bulunan Kelime-i Şahadet nurudur.

Beşer seviyesinde ve beşer suretinde tezahür eden imanı; ancak insan temsil edebilir. Çünkü insandaki suret ve biçim, suretlerin en güzeli ve en mükemmelidir.

İnsan sureti, insan şekli; suretin bittiği, sona erdiği ve suretsizliğin başladığı yerdir. En kutsi hakikatler, ancak ve ancak en güzel ve en mükemmel suretlerle temsil edilebilir. Mümkün olabilen en kamil suret ise; insanla zahir olan, Rahman suretidir. Suretlere suret olan, bütün suretlerin aslı ve ruhu olan Hz. Muhammed: (SAV) iman varlığının suretlenip, şahsiyetlendiği bir Zattır. O, imanı (Allah'ı) temsil edebilme istidadına ve imkanına sahip olan, en ekmel ve en şerefli varlıktır.

Elbette ki O, Allah'la insanlar arasında bir iman ve bir rabıta olarak daima mevcut bulunmaktadır.

Ebette O, en büyük iman, en büyük insan, imanı hakiki ve imam billahtır.[21]

İÇ GERÇEK:

Sufi Necmeddin er-Razi "Birsadu'l-ibad" adlı eserinde şöyle diyor: "Bir ağacın oluşunda, nasıl ilk önce bitki olarak bir tohum ekilir, bitkiden dallar, sonra yapraklar ve ardından da kendisinde tohum taşıyan meyve meydana gelirse, aynı şekilde nübüvvet dairesi de, Hz. Peygamberin beşeri tezahürüyle sonuçlanmak üzere, Muhammedi hakikatle, (yani) Hz. Muhammed'in iç gerçeği ile (batıni ve manevi özüyle) başlamıştır. O böylece kendi varlığı ile sentezleştirdiği ve birleştirdiği peygamberlik dairesinin, esasta başlangıcı ama dışta sonuncu olmaktadır. O dışta; beşeri bir varlık ama içte ise ; "evrensel insandır." Her manevi mükemmelliğin ölçüsü ve mizanıdır. Bizzat Hz. Peygamber, şu hadiste olduğu gibi, kendi tabiatının bu içsel yönüne imada bulunur. "Ben "mim" siz Ahmed'im (yani birlik'i ifade eden ahed), ayn'sız bir Arab'ım (yani Cenab-ı Hakk'ı ifade eden Rabb), Beni gören Hakk'ı görmüş gibi olur"

Bu sözler, Hz. Peygamber'in (SAV) Allah'la münasebetini ifade buyurur. Bu gerçek, Gülşen-i Raz'dan alınan şu Farsca şiirde olduğu gibi, asırlar boyunca nice defalar tasavvuf ehli tarafından tekrarlanıp durmuştur:

"Ahmed ile Ahed arasında, yalnız bir mim farkı vardır.

 Alem ise; bu bir tek mim'de gark olmuş durumdadır."

 Hz. Muhammed'in Batıni ismi Ahmed'i, Allah'tan ayıran bu mim, asla yani (öze)   dönüşü, ölümü   (mevt)   ve   ebedi   gerçeklere   uyanışı sembolize eder. Onun sayısal eşdeğerliliği, İslam'da peygamberlik yaşını   bildiren   kırktır. Hz. Peygamber(SAV), dışta Allah'ın  insanlara elçisidir. Özde ve hakikatte ise; Cenab-ı Hakk'la sürekli beraberlik içindedir. Tevhid iklimindedir. Çünkü Ahmed, Ahed'in tezahür ve tecellisidir.

İslam'da; peygamberlik müessesesine ayrılmaz şekilde bağlı bulunan "kamil insan" doktrini, İslam üzerine sonradan yapılan tesirlerden kaynaklanmış olmaktan uzaktır. Bu daha çok Hz. Peygamberin arasında bulunduğu sahabeleri içerisinde, zahiren ve samimiyetle kendisine tabi olanların yanında, Batıni mesajının da mirasçıları olanların, Resulüllah'ta şahit oldukları hakikate dayanmaktadır. İslam'ı; manevi ve entelektüel boyutundan mahrum etmek isteyenler bu temel doktrini sonradan yapılan bir taklitmiş gibi göstermeye çalışır. Sanki Hz. Peygamber (SAV), gerçek tabiatı içinde böyle olmasaydı; sadece, kendisine böyle bir makam atfedilmesiyle, bu denli etkili ve sürekli tarzda; "Kamil insan ve Halifei Rahman" olabilecekmiş gibi sanılır. Halbuki bir kütleye, güneş demek; onun ışık saçması için yeterli olmayacaktır. Hz. Peygamber, daha sonra "kamil insan" ismini alan bu realiteye bizzat kendisi sahip bulunmaktadır. Yani bir şeyle "isimlendirilen" kendisine bu ismin verilmesinden önce, bu sıfatlara ve hakikatlere sahip olmalıdır. Vahyin kaynağından uzak olmaları nedeniyle, daha etraflı bir açıklamaya muhtaç bulunan gelecek nesiller ise: mürşit, müceddid ve mehdi vasıtasıyla bu sırrın gerçeğine ulaşacaktır.

   Sonuç olarak denilebilir ki, Hz. Peygamber (SAV) bu gün de; hem sosyal ve siyasal hayatın mehdisi, hem de manevi hayatın ruhani rehberi konumundadır.[22]

Rahmetullah Şemseddin Yeşil Hoca Efendiden Bir Tevhid Dersi:

HZ. MUHAMMED (S.A.V)

"Hakaik-i Muhammediye" bütün hakikatlerin aslı ve esasıdır.

Zahirde Hazreti Muhammed, Adem'in evladı, hakikatte ise; Adem ve Alem, Hazreti Muhammed'in evladıdır. (Yani Onun nurundandır)

Ey hakikat yolcusu! Şunu çok iyi bilmek lazımdır ki: İslam'da en büyük maksat:

"Alemlerin fahr-ı ebedisi, beşeriyetin hakiki mehdisi, nefs-i natıka-i kainatın (Bütün mevcudat ve mahlukatın aslı ve esası olan) kalbi, hilkatın  (mastarı kaynağı) ve gayesi, mevcudatın efendisi, düşmanlarının tasdikiyle dahi, insanlığın en mükemmeli ve en büyük rehberi, en şerefli şahsiyeti, sözce ve özce en yükseği, ilim ve hikmetce en erişilmezi, ondört asırdan beri adil ve asi şeriatiyle ve şefaatiyle  ve elinde en sağlam şahidi ve delili olan Kur'anı Kerimiyle kainatı nurlandıran Hazreti Muhammed'i (aleyhisselatü vesselamı) tanımak ve Ona iman ile tabi olup anlamak için irfan tedarik etmektir...

Bu bir kısmet meselesidir. Ve bu öyle bir irfandır ki, bütün ilimlerin fevkindedir.

Hadisat ve tasavvurattan (yaratılmışlardan ve hayal olanlardan, Zatı itibarıyla) münezzeh olan... Her Şe'nde kayyumiyet'i zatiyesi meşhud bulunan (yani her hal ve hadisede, canlı ve cansız her şeyde, göklerde ve yerde sürekli tezahür ve tecelli halinde olan)... Bir şeyi her şey, her şeyi bir şey yapan... Bu alemlere sonsuz merhametiyle imdad buyuran...Bütün ihtiyaçları giderip doyuran...Vücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile ma'lum, ef'ali ile zahir, asarı ile meşhud olan Canab-ı Hak, bilinmesini diledi...Ve Kelime-i Şehadet nurundan Alemi ve Ademi halk eyledi.

Bütün mevcudat; Besmele'de bulunan ALLAH, Rahman ve Rahim isimleriyle (esma-i ilahi) vücuda gelip var edilmektedir. Ve de bütün mevcudat; Allah'ın Cemal ve Celal denilen iki kudret parmağının arasında şekillenmektedir.

İsm-i Celal olan: "ALLAH" Lafzı; ism-i Zattır.

İsm-i Kemal olan: "ERRAHMAN" Lafzı; ism-i Sıfattır.

İsm-i Cemal olan: "ERRAHİYM" Lafzı; ism-i Ef'aldır.

Ve Cenabı Hak, Hazreti Muhammed (aleyhisselatü vesselam)'a hitaben:

"Küntü kenzen mahfiyyen, fe ahbebtü en u'rafe, fe halektül halke li uğrafe bihi."

Ferman-ı sübhanisinde:

"Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi murad ettim, zatımdan zatıma vaki olan tecellide, zulmetin mukabili olmayan ve muhabbet-i ilahimin sureti olan Nurü'l - Envar zahir oldu, ismini "Hamd olunmuş" ma'nasına   "MUHAMMED"   koydum. Suret-i subhanimin mazharı ve temsili, muhabbet-i ilahimin tecellisi oldu. Ve kendisini kendime ayine yaptım" buyurur ve sıfatlarının aksini ve gölgesini orada tecelli ettirir.

Yine Cenab-ı Hak, Habibi Kibriyası hakkında:

"Hüvelleziy ersele resulehu bilhüda ve dinil hakkı liyuzhirehu aleddini küllihi ve kefâ billâhi şehiden"

“Bütün dinlerden (ve düzenlerden) üstün (ve hâkim) kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve Hak Din ile gönderen O’dur. (Bu hükmünü gerçekleştirmek ve kullarının Hak’tan mı bâtıldan mı taraf olduğunu imtihan edip seçmek üzere) şahit olarak Allah (c.c) yeterlidir.” (Fetih: 28) ayetini indirmiştir.

Meal-i alisi:

"Habibim Muhammedim!

Varidat-i ilahimle seni teçhiz ettim, vikaye-i ilahimden sana zırh giydirdim ve seni böylece alemlere rahmet olarak gönderdim. Kafirler patlasa, müşrikler çatlasa, münafıklar çıldırsa, mürtedler sızım sızım sızlasa... kıvrım kıvrım kıvransa.... Yine de Sen, muhakkak galip geleceksin. Ben senin azamet-i Ahmedini ila maşaallah devam ettireceğim. Bidayetsiz ezelden, nihayetsiz ebede kadar, Senin sözün geçecek ve hükmün yürüyecektir. Şanın ve namın (beş vakit ezanlarla, okunan Kur'anlarla ve getirilen salavatlarla ve uygulanacak şeriatınla) ebede kadar ilan edilecektir. Dinin  ve adalet düzenin; aklen ve ilmen her zaman galip gelecektir. Çünkü hilkatden gaye sensin. Seni kendim için, Alemleri de senin için halk eyledim.

"Hem bütün kainat irtidat (ve seni inkar) etse, yine mahzun olmaman gerekir. Çünkü Sana ilk iman eden benim. Senin risaletine, Allah'ın şahid oluşu elbette yeterlidir!...

"Ve kefa billahi şehiden"

Allah'ın şahadeti kafi değil midir?  

Sana Kelime-i Şahadet getiriyorum! Işte: (Muhammedün Resulüllah) diyorum!..

Esma-i ilahimden bir ismini de: "MÜMİN" koydum,

Peki Ben kime iman ettim?  Ey habibim Muhammedim! Sana... sana         !"

Bu emirler ile bütün mevcudata takdim edilen ve aktar-ı cihanda günün beş vaktinde resmen " Eşhedü Enne Muhammeden Resulullah" nam-ı celili ile şerefi yüceltilen Peygamber-i Hak; Nur yüzünü bile görmeden, dudaklarından dökülen mübarek sözünü işitmeden, sadece bir mutlu habere gönül verdirerek, on dört asırdan beri ruhlarda yer alıp, milyarlarca insanı, maddi hiçbir şey vermeksizin, aşk ile peşinden koşturan Sultan-ı Kâinattır.

  • İsm-i Azamın taht-ı gehi...(ilahi sıfatların ve Esmai Hüsnanın tezahür ve tecelli makamı)
  • "Leumrek" sarayının hususi misafiri ("Hayatın hakkı için.. Senin ömrüne yemin olsun ki" [23]ayetinin şerefli muhatabı)
  • Alem-i Arş mimberinin hatib-i azamı (Kainattaki bütün mevcudat ve mahlukata, nübüvvet kürsüsünden hitap eden sultanı)
  • Ve her ihtiyaç sahibinin sığınağı ve şefaat kapısı olan Hz. Muhammed Mustafa'ya (Aleyhisselatü vesselama)

Sema-ı Lahut'un nücumu olan (Maneviyat göklerinin yıldızları olan) Aline ve ashabına salatü selam olsun...

 


[1] Kutsi hadis

[2] Hadis-i şerif

[3] Hadis-i şerif

[4] Kutsi Hadis

[5] (Resulüllah'ın Kelime-i Şahadetin unsuru olması demek: "Lailahe İllallah Muhammedün Resulüllah" şeklindeki tevhid kelimesinde; imanın,  Allah'la beraber Muhammede de inanmak gereğinin ifadessidir.

("Resulüllah ikinin ikincisinden ibaretti." (Tevbe:5) ayetinde anlatılan da Hz. Ebu Bekir değil, Kelime-i Şehadetin ikinci unsuru olan Resulüllah olduğu bu gerçeklere daaha uygun görülmektedir.)

[6] Hadis-i şerif

[7] Kaf:167

[8] Enbiya:107

[9] Hud:112

[10] Tin:4-5

[11] Bakara:30

[12] (Yani Hz. Adem bir nevi Muhammed'in vekili ve halifesi makamında olduğundan, Cenabı Allah Onda tecelli etmektedir)

[13] Kutsi hadis

[14] Sad:72

[15] Kutsi Hadis

[16] İbrahim:24-25

[17] (Yani insan, iman edilen Zatın, tezahür ve tecelli ettiği bir kılıf ve kalıptır)

[18] (Yani, "Kainatın en büyük olayı ve oluşumu: Evveli olmayan ve devamlı bulunan bir gerçekle ortaya çıkmıştır)

[19] Meryem:17

[20] İsra:85

[21] Bu yazı 20 yıl kadar önce Milli Gazete'den alınıp saklanmış ve sadeleştirilerek aktarılmıştır.

[22] Milli Gazete ( Bilal Davut - 18 temmuz 1989)

[23] (Hicr:72)

Necati AKGÜL -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

“BİLGİ”NİN ÜRETİLME AŞAMALARI VE MANİPÜLASYONLARI
Doğru ve doyurucu bilgi üretmek, maddi ve manevi ihtiyaçları giderici,...
Devami
MASON TARİKATÇILARI VE ATATÜRKÇÜLÜK SAHTEKÂRLARI
  MASON TARİKATÇILARI VE ATATÜRKÇÜLÜK SAHTEKÂRLARI          10 Ekim 1935 tarihli gazeteler, Türk Mason Cemiyeti’nin;...
Devami
Nüzhet Dede'nin ALLAH-MUHAMMED AŞKI VE ATATÜRK HAYRANLIĞI
  1862 yılında, o dönemde Elazığ'a bağlı Çemişgezek'te doğan, yakın dostu...
Devami
İRAN MACERASI VE DİYALOGCULARIN MARAZI
  ABD ile İran karşıtı anlaşma: Hakkari Yüksekova'da uçak pisti...
Devami
MÜNAFIKLARIN PLANINI Allah’ın boşa çıkarması ve HÜCURAT SURESİNİN UYARILARI
Müslüman, her şeyi İslam’ın terazisinde tartan; her olayı ve her...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7020

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR