Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün852
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11380
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109295
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747270

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182683

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

La Rouche'nin Tarihi Tespitleri: DOLAR ÇÖKÜYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

La Rauche 11 Eylül eyleminden bir buçuk ay önce böyle bir olayın olacağını görmüş, görmekle de kalmamış, 24 Temmuz 2001 günü Birleşmiş Milletlerde 250 kişilik bir dinleyici topluluğu önünde bağıra bağıra söylemişti. Bakınız ne demişti:

"Sistem kaynaklı derin bir finanssal krizin içindeyiz. 2001 yılsonuna kadar savaş patlak vermemiş ya da bu sure zarfında uluslar arası liderler için de anahtar konumunda olan bazılarına karşı suikastlar düzenlenmemişse eğer ki bunlar ihtimal dahilinde açık ve basit bir şekilde şu anki finanssal ve parasal sistem çökmüş olacak. Bu önlenemez. (...) 1971'de Richard Nixon sabit kur sisteminden dalgalı kur sistemine geçerek sistemi mahvetti. (...) O zamandan bu yana Amerikan ekonomisi kötüye gidiyor. (...) Wall Street ve Federal Rezerv Bank sisteminin hükümranlığı devam ettikçe Amerika'da kimse için yukarı çıkma şansı yok."[1]



[1] Bak: Euro-Dolar Savaşı / Cengiz Özakıncı / Özel Basım: Sh:8-9

 

"Hepsi Yahudi olan- Brzezinski, Bernand Lewis ve Samuel Hunhington gibi bir avuç asker kaçağıyla eski Troçkist, 1996 Temmuz'unda Başkan Clinton'a Baba Bush'un yarım bıraktığı Ortadoğu savaşını yeniden başlatmasını önerdiler. Clinton bunların önerisini reddedince, koynuna Beyaz Saray'da çalışan Monica Lewinsky adlı bir Yahudi kız sokup bir seks skandalı çıkartarak saf dışı ettiler onu. Bunlar, 3. Dünya Savaşını hazırlamaya uğraşıyorlar. İşte Küçük Bush'un bugün uyguladığı savaş politikası, Clinton'un 1996'da reddettiği o politikadır. Netanyahu, bunların raporunu aldıktan birkaç gün sonra, Amerikan Senatosu'nda bir konuşma yapmıştı, Senatörlerin çoğu bunu bilir ama söylemez. Bilirler, çünkü oradaydılar. Ama size söylemezler. Amerikan ordusunun Irak'ı işgale gönderilmesi, Akdeniz'den Fırat'a dek uzanan "Büyük İsrail" planının bir parçası. Buna "Jabotinsky'nin İsrail'i", "Büyük İsrail"  ya da "Eretz İsrael" de derler. Bu topyekün savaş, beklenmedik yollarla gezegeni saracak bir savaş...

11 Eylül olayı da Amerika'nın bu savaşı başlatmasına gerekçe sağlamak üzere gerçekleştirilmiş bir perdeleme eylemiydi. Bu eylemi yapanlar, kesinlikle Amerika dışındaki güçler değil. Bir takım yabancılar eylemde kullanılmış olabilir, ama bunu yaptıranlar kesinlikle Amerika içindeki bir takım güçler. Bu eylemin amacı, Amerikan ordusunun savaşa sürülmesini Amerikan kamuoyu ve dünyanın gözünde haklı göstermek. İkiz kulelerin vurulmasıyla korkuya kapılan Amerikan halkı, "Ülkemizde can güvenliğimiz kalmadı, güvenliğimizi sağlamak için kime savaş açılması gerekiyorsa ona savaş açın, biz buna hazırız!" deme noktasına gelecek, böylelikle Amerika'yı yönetenlerin savaş kararı almasının önünde hiçbir kamuoyu engeli kalmayacak. CNN ve FOX TV onların bu amacına uygun yayınlar yapıyor. Bu yayınlara kapılmak, ülkeyi savaşa sürüklemek ve böylelikle 11 Eylül uygulamasını yapan savaş yanlısı güçlerin amaçlarına alet olmaktadır. Amerika ve daha pek çok ülke için tehdit oluşturan İsrail'i durdurmalıyız..."

La Rauche'un İsrail'i: "Amerika için bile tehlike" olarak nitelendirmesi, ilginçtir. Amerikan dış politikasının Yahudi Lobisi aracılığı ile, İsrail çıkarlarına uygun olarak biçimlendiği, Orta Doğu'lu, Arap, İranlı, Suriyeli, Mısırlı ve Türk aydınların, kanla, gözyaşıyla öğrendikleri bir gerçektir. La Rauche'un da bunu Amerika'da söyleyen tek politikacı olmadığını biliyoruz; Senatör Paul Findley 1980'lerde yazdığı, dilimize Amerika'da İsrail Lobisi adıyla çevrilen "They dare to speak out"  kitabıyla, Yahudi lobisinin Amerikan yönetimleri üzerinde nasıl büyük bir etkisi olduğunu, Amerikan dış politikasının nasıl İsrail çıkarları doğrultusunda biçimlendiğini gözler önüne sermiş; bu yüzden "Yahudi Düşmanı" damgası vurularak lanetlenmiştir. Yine de, Demokrat Parti'den 2004 Amerika Başkan aday adayı La Rauche'un Yahudi lobisini çileden çıkartacak, onları açıktan açığa karşısına alacak sözler etmesi tarihi bir gelişmedir. Evet; Amerikan tarihinde ilk kez bir başkan adayı; Amerikan halkından, Yahudi lobisini açıkça karşısına alarak oy istemiştir. Geçmişte, Başkanlık seçimlerinde Amerikan İşçi Patisi'nden aday olduğu dönemde, Federal Polis onu "Sovyetlerin eski ajanı, komünist" olarak nitelendirmiştir. Amerikan Yahudileriyse ona;  "Yahudi düşmanı; faşist" demektedir.[1]

La Rauche, biraz deli dolu konuşuyor belki, ama, dilinin altında başka şeyler de var. Şu önemli tespitler Ona aittir:

"Küçük Bush'un Irak'a savaş açmasının altında özenle gizli tutulan ekonomik nedenler de vardır. ABD'de önemli görevlerde bulunan kişiler savaşa neden olan ekonomik gerçeklerin bir bölümünü bilmekte ama bunu saklamaktadır. Bu kişiler arasında Kongre üyeleri -özellikle senato- Amerikan hükümet görevlileri, yönetimin üyeleri ve diğer liderler bulunmaktadır. Onlar gerçeği söylemekten korkuyor. Birçok insan gerçeğin bir kısmını biliyor. Nispeten güçlü ve etkili makamlarda olanlar, yani gerçeği halka açıklayabilecek olanlar, bunu yapamıyor. Şimdi, Irak'a savaş açılmasıyla uluslar arası para piyasası arasında bir ilişki var; ama bu ilişki bilinen türden değil. Çok başka!..."

İlginç değil mi? Şu sıra La Rauche'un değindiği şu ‘gizli nedenler'in ne olduğunu araştırıyoruz. Bir de ‘bildiğimizden çok başka'(!) dediği şu ekonomi-savaş ilişkisinin ne olduğunu çözmeye çalışıyoruz. "dana" olmamak için!...

"Kurbanı bağlar keserler, kurban bilmez nedenini

Oysa kırlangıç öyle mi; kurban olma, kuş ol Dona!"

Baez'in Amerika'da İngilizce söylenerek ünlendirdiği bu şarkı, gerçekte Nazi'lerin işgal ettikleri Kiev ve çevresinde kıyıma uğrattıkları Rusya Yahudilerinin Yiddiş dilinde söyledikleri bir soykırım ağıtıdır... Yahudi yazar Arthur Koestler, 1976'da yayımlanan  "Onüçüncü Kabile" kitabında, bu Yahudilerin gerçekte 740 yılında Yahudiliğe geçen Hazar Türklerinin kalıntıları olduğunu kanıtlarıyla ortaya çıkarmıştır. Yahudi araştırmacı Kevin Brook da yazdığı "Hazar Yahudileri" (Jews of Khazaria) kitabında, Nazi'lerin Almanya'da, Doğu Avrupa'da ve Rusya'da soykırıma uğrattığı Yahudilerin büyük ölçüde Hazar'ların kalıntısı olan Türk kökenli Yahudiler olduğunu açıklamıştır. Anlayacağınız, bütün dünyaya "Yahudi soykırımı" ve "Yahudi düşmanlığı"... dedikleri, aslında Hitler'in gerçekleştirdiği bir "Türk soykırımı"dır. İsrail ve dünyadaki çoğu Yahudiler, Hazar Türklerinin Yahudi olduklarını yalanlıyorlar; doğruladıkları an "Yahudi soykırımı" denmeyecek "Türk soykırımı" denecek diye... Gumilew gibi Rus kökenli bilim adamları da: "Hazar Türklerinin hepsi Yahudi olmadı, yalnızca yöneticileri Yahudiliğe geçmişti" diye dayanıksız savlar uydurarak bu gerçeği çarpıtmaktadır. Oysa o yıllarda toplumlarda kandaşlık yasaları egemendir; aşiret ve kabile yasaları uyarınca: baştaki kağan din değiştirince, toplumun hepsinin din değiştirdiği bilinen bir olaydır.[2]

Demokrat Parti'den 2004 seçimleri için başkan aday adayı olan La Rauche evet belki de biraz deli dolu konuşuyordu ama söyledikleri büyük ölçüde doğruydu. Bush'u Irak'a saldırmaya yönelten nedenlere ilişkin La Rauche'un yaptığı açıklamalar, bilgisayar ağları üzerinden Türkiye'ye dek ulaştığına göre, dünyada epey yankı uyandırıyordu, ama Amerika'da durum böyle olmuyordu. Çünkü Demokrat Partiden aday olan tek kişi La Rauche değil; Al Gore da aynı partiden adaylığını koyuyor ve Yahudi Lobilerinin açık desteği ile kazanıyordu. Ama Yahudi Lobilerinden artık daha etkili güçler olmalı ki, Bush'un karşısında seçimi kaybediyordu.

La Rauche'un Irak'ın vurulması konusunda yaptığı değerlendirme: bunu İsrail'in ve Amerika'daki Yahudi Lobisi'nin istediği sonucunu doğuruyordu. Gerçekten de, şöyle bir düşünürsek; Orta Doğu'da gerçekleşecek bir Amerikan işgali, yalnızca Araplarla başı dertte olan İsrail'in işine geliyordu. Amerikan ordusu Orta Doğu'ya gelsin, İsrail'in Arap komşularını vursun, sindirsin; bu ülkelerde İsrail'e boyun eğecek yönetimler kursun; yeterli sayıda Amerikan askeri de sürekli olarak bölgede kalsın; işte İsrail'i mutlu edecek olan buydu. Ama Amerikan ordusunun ırak'a saldırması için tek neden elbette bu değil! La Rauche'un da belirttiği gibi, kamuoyundan gizli tutulan ekonomik nedenler de bulunuyordu. La Rauche'un "gizli tutuluyor" dediği o ekonomik nedenlerin ne olduğuna ilişkin William Clark imzalı bir yazı dikkat çekiyordu. Okuyunca soluğumu kesen bu yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum:

Bush'un Amerikan ordusunu Irak'a gönderip Saddam'ı devirmeye kalkmasının gerçek nedeni neymiş biliyor musunuz? Amerikan dolarına karşı eurodan kaynaklanan ve gitgide artan, dünya çapındaki bir ekonomik tehditmiş!..

Evet, yanlış duymadınız, Bush'un "Birkaç hafta içinde başlatacağız." Dediği Irak savaşının gerçek nedeni, petrol ihraç eden OPEC ülkelerinin doları bırakıp euroya geçmelerini önlemekmiş!

William Clark'a göre: Amerika OPEC'i, euroya yönelişten caydırmak için; ilk elde dünyanın ikinci en büyük petrol birikimine sahip olan Irak'ı ele geçirip, öncelikle onu eurodan dolara geri döndürmek zorundaydı, çünkü Irak ve Saddam; petrolün dünyada yalnızca dolarla alınıp satılan bir ürün olmasına karşı bayrak açmıştı. Kasım 2000'de petrolü dolarla satmayı terk edip euroyla satmaya başlamış ve böylelikle tüm dünyada "dolar eğemenliğine başkaldırı"nın öncülüğünü yapmıştı!.."[3]

Amerikan egemenliğini sarsacak bütün bu olumsuz gelişmeler, akılcı ve barışçıl yollardan engellenebilecekken, Küçük Bush yönetiminin savaş yolunu seçmesinin sebebi neymiş biliyor musunuz? Bir taşla bir çok kuş vurmak: Amerikan orduları Irak'ı işgal edecek olursa, hem Irak'ı eurodan dolara geri kaydıracak, hem Irak'ta Amerika-İsrail işbirlikçisi bir yönetim kurup İsrail'in güvenliğini sağlayacak; hem de petrol  üreten diğer OPEC ülkelerine, petrollerini Irak'ın yaptığı gibi- dolarla değil euroyla satmaya başlayacak olurlarsa, kendilerinin de Irak gibi işgale uğrayarak süngü zoruyla "düzen değişikliği" ne uğratılacakları, en somut biçimde gösterilmiş olacak!?...

İşte: La Rauche'un şöyle bir değinip geçtiği "Amerika'yı savaşa sürükleyen gizli nedenler" sanırım bunlar.[4]

İngiltere'de yayımlanan ilginç yazısında ise Hazel Handerson, durumu şöyle değerlendirmiş:

"Amerikan egemenliğinin sonu: en akılcı tahminle; petrolün euroya bağlanmasının dolarında yol açacağı düşüş yoluyla gerçekleşebilir. Gelişmekte olan daha pek çok ülke, döviz dağarcıklarında bulunan doları ellerinden çıkarıp euro ile dengelemek konusunda Venezüella ve Çin'in ardından gitmektedir. OPEC de her an petrolünü euroyla satmaya karar verebilir. Euro daha da yükseldiği ve dolara rakip bir para haline geldiği için; Avrupa Birliği, kendi politik ve ekonomik gücünü somut olarak görmeye yönelmiştir. Öyle ki, İngiltere'nin Amerikan işbirlikçisi Başbakanı Tony Blair bile, bu gidişle İngiltere'yi dolardan uzaklaştırıp euroya çevirmenin yollarını kavrayacak ve buna yönelecektir. Gelişmekte olan ülkeler, salt dolar egemenliğinden kurtulmak için Venezüella örneğini izleyerek, mallarını doğrudan birbirleriyle değiş tokuş edebilir. Bush'un Chavez'i devirmek istemesinin altında yatan neden, Chavez'in Venezüela petrolünü dolar yerine euroyla satmaya ve takasa yönelmesidir.

Görüyorsunuz deği mi? Küçük Bush'un Irak'ta Saddam'ı devirmek istemesinin gerçek nedeni ne ise, Venezuela'da Hugo Chavez'i devirme girişimlerinin gerçek nedeni de o: petrol satımında doları devre dışı bırakmaları ve euro ile alışveriş etmeleridir...[5]

Suudi Arabistan Prensi Muhammed Bin Türki Bin Abdullah'ın geçen yıl verdiği bir demeçte: "İsrail'in baş destekçisi olan Amerika'yı cezalandırmanın en etkin yolu, Irak'ın yaptığı gibi petrol kurunu dolardan euroya çevirmektir," dediği bilinmektedir. Siyonist sömürü sermayesini can evinden vurup öldürecek ok, şimdi petrol üreticisi Arap ülkeleri ve Amerikan boyunduruğunu kırmak isteyen diğer ülkelerin elindedir.[6]

"Bir ulus hem cahil hem de özgür olmak istiyorsa, asla olmamış ve olamayacak bir şeyi istiyordur... Çünkü İnsanlar bilgi olmadan güvende olamazlar. Basın özgür olduğunda ve herkes okuyabildiğinde, herkes güvendedir." Thomas Jefferson'ın bu sözleri, maalesef, milletimizi kuşatan olayların talihsizliğini somutlaştırmaktadır. Yönetimimiz Irak'la savaşmaya hazırlanırken, ülkemizin yaklaşan bu çatışmayla ilgili en kolay soruları dahi yanıtlayamıyor olduğunu görmek ne kadar acıdır.

Amerika'nın ve Bush Cuntasının Irak İşgaliyle ilgili bütün iddiaları uydurmaydı ve dayanaksızdı. La Rauche bunun nedenlerini şöyle sıralamaktaydı:

Birincisi; neden Saddam'ı devirmek için hemen hemen hiçbir uluslar arası destek bulunamamıştı? Eğer Irak'ın kitle imha silahları programı gerçekten Başkan Bush'un tekrar tekrar söylediği kadar büyük bir tehdit unsuru ise, neden eski müttefiklerimiz Saddam'ı askeri olarak silahsızlandırmak üzere bir koalisyona katılmıyorlardı?

İkincisi; 350'den çok bağımsız B.M. soruşturmasına rağmen: neden Irak'ın kitle imha silahları programına sahip olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunamadı? Aslında Bush yönetiminin Irak'ın kitle imha silahlarına ilişkin savlarının yanlış olduğu apaçık ortadaydı.

Üçüncüsü; Başkan Bush'un söylemlerine karşın, CIA Saddam Hüseyin ve El Kaide arasında hiçbir bağlantı bulamadı. Tersine, bazı istihbarat analistleri El Kaide'nin kitle imha silahlarını, güvenliği olmayan eski Sovyetler Birliğinden ya da Pakistan'daki kendi yandaşlarından almış olma olasılığının daha yüksek olduğuna inanıyorlardı!. (Bu da yalandı. Çünkü el Kaide CIA kontrolündeydi)

Üstelik Kongre'nin Irak çözümü konusundaki oylamasının hemen ardından, birden bire "Kuzey Kore'nin nükleer silah programı ihlalinden dem vurulmaya başlandı.. Kim Jong II, bu yıl nükleer silah üretmek amacıyla uranyum işlediği iddiaları ortaya atılmıştır. Başkan Bush, Saddam'ın (aslında bulunmayan) kitle imha silahları programının, neden Kuzey Kore'nin aktif nükleer silah programından daha büyük bir tehdit olduğu" sorusuna mantıklı bir yanıt bulamamıştır. Tuhafdır ki, Donalt Rumsfeld, "Saddam ‘sürgün edilmiş' olsaydı bir Irak savaşını önleyebilirdik" itirafından da sakınmamıştır.[7]  İtirafından da sakınmamıştır.

Aşağıdaki alıntı, Clinton Dönemi'nin zeki ve adının açıklanmasını istemeyen bir makro ekonomistinin; Irak savaşına ilişkin konuşulmayan gerçeklere yaklaşımını göstermektedir:

"Federal Rezerv'in en büyük kâbusu: OPEC'in uluslar arası işlemleri; dolar standardından euro standardına kaydırmasıdır. Irak, aslında bu değişikliği Kasım 2000'de (1 euro:82 cent iken) başlatmış ve bunu doların euro karşısındaki düzenli düşüşünü göz önüne alarak, adeta bir haydut gibi yapmıştır."[8] Demek ki Saddam, şimdi bu euro sevdasının cezasına çarptırılmıştır.

"Rusya, malum, bizim gibi çok dolarize olan, Euro ile ticareti son derece düşük bir ülke. Moskova interbank döviz piyasasında geçen yıllar yapılan işlemlerin sadece % 1'i Euro üzerindendi; buna karşılık 2000 yılı işlem hacmi 124 milyar dolar olan bu piyasada doların işlem hacmi %90 civarındaydı. Diğer yandan, Rus ekonomisinde bugün dolaşımda olan 60 milyar dolar da ayrıca bulunmaktadır.

Dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz ihracatçılarından olan Rusya bu mallardaki ihracatının çok büyük bölümü dolar üzerinden yapıyordu. Kimi hesaplara göre Rusya, petrol, doğalgaz ve başka önemli madenlerin ihracatının %80'ini dolarla gerçekleştiriyordu. Bugün AB'nin petrol ithalatının %21'ini, doğalgaz ithalatının %41'ini Rusya'dan karşılıyor ve üstelik bu yüzdeler giderek artma eğiliminde gözüküyor. Kısacası, Rusya orta vadede belki de AB'nin birinci petrol kaynağı olacağa benziyor. AB bu ithalatın büyük bölümünü de dolar üzerinden yapıyordu. Ne var ki, bu konuda yavaş da olsa bir değişiklik gözleniyor. Rusya'nın doğalgaz devi Gazprom'un 1998 yılında bir takım Avrupa ülkeleriyle bu ülkelerin kendi paraları üzerinden doğalgaz ithalat, anlaşmaları yaptığı biliniyor. "İleride bu ülkeler kendi paraları yerine euro'yı tercih edebilir, böylece euro'ya beklediği çıkışı da sağlayabilirler gerçeği Siyonist sermayeyi ürkütüyor. Çünkü bu durum, karşılıksız basılan kâğıt tomarları olan Doların saltanatının yıkılması anlamına geliyor.

Diğer yandan, bazı Rus şirketlerinin şimdiden Avrupa'dan yaptıkları ithalatları dolar yerine euro ile yapmaya başladıkları da biliniyor. Çok büyük olmasalar bile bu şirketler euro ile ithalat dolar ile ihracatı tercih ediyor." Bazı Rus çelik şirketlerinin bu şekilde hareket ederek büyük karlar ettikleri de orada-burada yazılıyor.[9]

Gerçekten "uluslar arası dolar sistemi'nin çöküşü mü ufukta beliriyor?  Evet, başta Rusya'da olmak üzere dünyada bu yönde ciddi bir görüş söz konusudur. İtalya'da bir grup parlamenter, Çin'de, Japonya'da, Endonezya'da pek çok yetkili bu sorunun cevabı ve alternatifi üzerinde kafa yoruyor. Her tedbire rağmen dünya piyasalarında Amerikan Doları sürekli bir şekilde değer kaybediyor. Rusya'da ‘uluslar arası Dolar sisteminin çöküşü' adlı piyasaya son zamanlarda çıkan kitap, ekonomi ve iş çevrelerinde şu sıralarda en gözde eserlerin başında yer alıyor.

Rusya'da, Parlamentonun alt kanadı Duma'nın desteği ile Politik Uzmanlar ve Müşavirler Birliği tarafından çıkartılan kitapta l. Ve ll. Dünya savaşlarından sonra ABD'nin kendi para birimi olan dolarla uluslar arası para sistemini oluşturduğu; ancak şimdi Amerikan ekonomisindeki sorunlardan ve dünyada cereyan eden farklı durumlardan dolayı: doların istikrardan uzak durduğu ve ihtiyaçlara cevap veremediğinin görüldüğü savunuluyor. Kitapta, buna rağmen dünyanın gereksiz sorunlarıyla fazla ilgilenmeyen ve ekonomiyi ön planda tutan AB'nin (Avrupa Birliği) para birimi Euro'nun yeni bir sistemin öncüsü olduğu vurgulanıyor. Rusya'daki bazı tezlere göre: ABD tarafından oluşturulan ‘uluslar arası dolar sistemi', İncil ve ahlaki değerlerle çatışmasına rağmen yıllarca suni olarak yaşatılıyor. Toplu iletişim araçları propagandasıyla da son dönemlerde bu iskelete kan veriliyor.

Doların seyrettiği çizgi, Rusya Merkez Bankası'nı bir sürü tedbire yöneltiyor. Banka, çoğunlukla dolar şeklinde tuttuğu rezervlerini Euro, altın ve İngiliz Sterlini'ne çevirmeye başlamış bulunuyor!

Temel gerekçe olarak da zayıf dolar konjonktüründe rezervlerin korunması gösteriliyor.

Rusya merkez Bankası'nın döviz rezervleri 1 Ocak 2003 tarihi itibarıyla 47 milyar 79 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bunun %7,8'i altın olarak bulunurken, yetkililer, bu oranı en az %50'lere çıkartmayı hedefliyor. Dolar, Rusya'da Euro'ya karşı değer kaybetmeye devam ediyor. Gelirlerinin önemli bir bölümünü ihraç ettiği petrolden elde eden Rusya, doların tüm mal ve hizmetler karşısında göreceli olarak gerilemesi açısından da kazançlı. Rusya her gün 5.03 milyon varil petrol ihraç ediyor. Dünya piyasalarında şu anki petrol fiyatları ise varil başına 30 dolar civarında bulunuyor. Rusya'da şu sıralarda Euro-Dolar çapraz kuru 1.0775 şeklinde seyrediyor."[10]

Özetle:

Kalpazan Amerika'nın dünya ticaretinde dolar üzerinden sağladığı egemenlik, Avrupa Birliği'nin 1999 da tek Avrupa parası olarak "euro"yu kabul etmesiyle sarsılmaya başladı. Avrupa Birliği çıkaracağı paranın başlangıçta dolara denk gelmesini amaçlamıştı. 1euro:1 dolar olacak, diyordu. Gelgelelim, Avrupa Birliği'nin parası "euro" dolaşıma çıkar çıkmaz dolar karşısında değer yitirmeye başladı. 1 euro 83 sente dek düştü... Bunun baş nedeni Avrupa topraklarında çıkmayan petrolü Orta Doğu ülkelerinden satın alırken ödemelerini kendi paraları olan euro ile yapamıyor olmalarıydı. İşte bunun üzerine petrolü dolarla değil, kendi parası olan "euro" ile alabilmek için harekete geçti. İlk iş olarak Amerika'nın ambargo uyguladığı petrol ülkesi İran'a ve Suriye'ye petrolü dolarla değil euro ile satmasını teklif ettiler. İran ve Suriye, bu teklife olumlu yaklaşıp petrollerini euro ile satabileceklerini, bunun için gerekli düzenlemeleri yapacaklarını söylediler. Euro'nun değerinin o an için dolardan düşük olması bu ülkeleri hemen euro'ya geçmekten alıkoyarken, tam bu sırada Saddam 1Kasım 2000'de petrolünü dolar karşılığı değil "euro" ile satacağını duyurdu. 6 Kasım 2000'den başlayarak Irak, ilk elde bundan zarar edeceğini bile bile "euro"ya geçti. İşte kalpazan Amerika'nın yediği ilk tokat buydu...

Irak'ın ardından, petrol üreticisi Venezüela da petrolünün bir bölümünü dolarla değil euro ile satmaya başladı. Petrol İhraç Eden diğer (OPEC) ülkeleri de, ürettikleri petrolü dolar yerine euro ile satmak üzere hazırlıklara başladılar. Tam bu sırada, Kuzey Kore para işlemlerini euro ile yapma kararı aldı. 18 Kasım 2002'den başlayarak yurtiçi işlemlerinde tamamen euro ve diğer paralar ile işlem yapacağını açıklayan Kuzey Kore, 1 Aralık 2002'den başlayarak tüm dış alım-satım işlerinde euro'ya geçti ve yurttaşlarının dolar bulundurmasını yasakladı. Irak'tan petrol alan Rusya ve Çin gibi ülkeler de Irak'a ödemelerini euro ile yapmak zorunda kaldıklarından, merkez bankalarındaki dolar dağarcıklarının yarısını euroya dönüştürdüler. Irak'ın petrolü dolarla değil euroyla satmaya başlamasının tetiklediği bir dizi girişimle, dünya ölçeğinde dolara talep azaldı, euroya talep yükseldi. Bu gidişat; doların değer kaybına, euronun ise değer kazanmasına yol açtı. Bugün euro dolardan daha pahalı ise bunun ilk ve baş nedeni Irak'ın petrolü üç yıl boyunca dolarla değil euroyla satmasıdır.[11]

Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu, Irak'taki savaşın, "Saddam Hüseyin'in dolar yerine euroyu tercih etmesinden" çıktığını duyurdu.

Prof. Dr. Tatlıoğlu, Bursa Genç İşadamları Derneği'nce (BUGİAD) düzenlenen toplantıda, Saddam Hüseyin'in 1 yıldır petrol ticaretinde Amerikan doları yerine AB para birimi euro'yu kullanmasının, gelinen süreci en fazla tetikleyen etkenlerden biri olduğunu savundu.

AB'nin, tek para sistemine geçmesiyle birlikte euronun, doların en büyük rakibi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tatlıoğlu, "Irak'ın, Rusya'nın da desteğiyle euro ile alışveriş yapması, Amerikan ekonomisine çok büyük darbe vuracaktı. Savaşı; Saddam'ın euro tercihi çıkardı." İddiasında bulundu.                        



[1] Sh:11-12-13-14

[2] Sh: 15-16

[3] Sh:20-21-22

[4] Sh:29

[5] Sh:30-31

[6] Sh: 72-73

[7] Sh: 93-94

[8] Sh:95

[9] Zaman / 19 Mayıs 2001 / Fikret Ertan

[10] Zaman / 02 Şubat 2003 / Mirza Çetinkaya

[11] Aydınlık / 23 Mart 2003 / Cengiz Özakıncı


Bu yazarin diger makaleleri

AKP MİLLİ GÖRÜŞÇÜ DEĞİL: "KİRLİ KURUŞ"ÇU VE "ZİLLİ DÖNÜŞÇÜ"DÜR!
  Petkim'i apar topar Yahudi'ye verdiler! Acelelerinin nedeni bir Yahudi'ymiş!...
Devami
HAYIRLI ÜMMET VE YALANCI MÜSEYLEME.
  İslamca ve insanca bir hayat geçirmek ve sonunda imanla...
Devami
TÜRK VE AMERİKAN EKONOMİLERİNİN ÇÖKÜŞÜ
  Döviz ve altındaki hızlı tırmanış ve faizlerdeki artış neyi...
Devami
SİYONİZME KARŞI: İSLAM DÜNYASI-RUSYA İŞBİRLİĞİ VE AKP'NİN BECERİKSİZLİĞİ
  Rusya'yı Türkiye'yle yakınlaştıran jeopolitik durum tartışılıyor! Rusya'nın önemli strateji...
Devami
TÜRKİYE KUŞATMA KISKACINDA
  Türkiyede'ki Kuvay-ı Milliye dirilişini, Erbakan'ın D-8 ler girişimini, Rusya...
Devami
YA, D-8 LER, YA BU DERT EZER!
  İçinde bulunduğumuz dünyadaki çarpıklıklar, mevcut global sömürü sisteminin iflas...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4491

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR