Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1038
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11566
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109481
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747456

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182740

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

MHP KÜRESELLEŞME KISKACINDA MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Kahramanmaraş Milletvekili Edip Özbaş:

MHP 3 yıldır işgal altında

Yukarıdaki başlık bizim değil, İhlas Haber Ajansı'nın bir haberinin başlığı. Habere göre, tam 33 yıllık ülkücü geçmişi olan Kahramanmaraş Mılletvekili Edip Özbaş, partisinden istifa ettiği gün bu sözleri söylemiş. Özbaş'ın söyledikleri bunla da sınırlı kalmıyor. Yıllarca Apo'yu asma edebiyatı yapan Bahçeli ve avadanlıklarının gerçek yüzünü de ortaya çıkarıyor. Apo ile ilgili hazırladığı önergeye iki kişi haric hiç bir MHP li imza atmamış. İşte Bahçeli ve adamlarının örnek samimiyeti.

 

Özbaş, MHP'deki çözülmeleri, tabandaki kaymaları da konuşmasına eklemiş. O, 3 yıl sonra da olsa uyanan ilk ülkücü değil son da olmayacak. MHP, sağlam ülkücü geleneğe değil fırsatcı çıkışlara kapılarak her nasılsa göreve gelmiş bir iki kuklanın değil, ömrünü bu harekete adamış gerçek ülkücülerin malıdır. Gerçek sahibine teslim edilene kadar gözümüzde DSP'den daha farklı bir parti değildir. İktidarları dönemlerinde ancak bu kadar benzeşebilirledi.

Aşağıda İHA'nın haberini ibret için yayınlıyoruz.

MHP 3 yıldan beridir işgal altında!

MHP'den istifa eden Kahramanmaraş Milletvekili Edip Özbaş, partinin işgal altında olduğunu ileri sürdü. Edip Özbaş, yaptığı açıklamada, "3 yıldan beri yapılandan ve yapılmayanlardan mesul olan bir partiydi.

Vatandaşlarımız tepkisini her zeminde dile getirmeye çalışırken susturuldu. MHP taban olarak bu rahatsızlıktan en fazla etkilenen kesim. MHP seçim meydanlarında gerek tabanına gerekse halka verdiği sözü üst yönetim olarak tutmadı. Gerek hükümette gerek parti yönetiminde basiretsiz idareciler gibi göründüler. Bu güç durumdan seçime giderek kurtulmak istiyor" dedi.

ANAP ve DSP yöneticilerinin vatandaştan kaybedilen 3 yıl için özür dilemeleri gerektiğini ifade eden Özbaş, "Seçim kararı almadan önce seçim ve siyasi partiler kanununda bir değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Gerçekten bu ülkenin geleceğini düşünüp yeni bir tablo ile yollarına devam etmek istiyorlarsa öncelikle bu kanunların değiştirilmesi gerekiyor" diye konuştu.

İstifa için çok uzun süre beklediğini ifade eden Özbaş, "15 ay önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye bir mektup yazmıştım. Ancak yazılı ve sözlü cevap alamadım. Mayıs 2002'nin sonunda Başbakan Bülent Ecevit'le ilgili bir Meclis soruşturması hazırladım ve bunu imzaya açtım. Bu soruşturmada, Abdullah Öcalan'la ilgili mahkûmiyet dosyasının Başbakanlık'ta kanunsuz olarak bekletildiği dile getiriliyordu. Önergenin altına 55 imza atılmayınca, önerge TBMM Başkanlığı'na verilemiyordu. Ben de o dönemde istifa etmedim" dedi.

"Önergeye en büyük desteğin bu konuda duyarlı olduğunu düşündüğüm MHP'li arkadaşlarından geleceğini ümit ediyordum" diyen Özbaş, "Maalesef önergeye MHP'den sadece Sadi Somuncuoğlu, Mesut Türker imza koydu. Biraz daha bekledim ve suçlu olarak gördüğüm MHP'nin üst yönetimi ile birlikte seçimden önce ve sonra aynı karede fotoğraf vermemek için istifa ettim" ifadelerini kullandı.

2 yıldan beri MHP'nin tabanında bir erime olduğunu belirten Özbaş, "MHP içinde bizleri muhalifler olarak çıkardılar. Hâlbuki gerçekleri söylüyorduk. Yüzde 18'den yüzde 5'lere indirdiler. Erime sürecini şimdi Türkiye'yi dolaşanlara aylar önce söyledik. Bugüne kadar sıkıntılarını farklı platformlarda dile getiren, hatta bakanlığından olan, istifaya zorlanan vekiller var. Bunlara muhalif denilse de, bu isimler MHP'nin doğumunda vardı. Benim MHP'deki geçmişim 33 senelik.

Partimi bırakıp gitmek kolay bir hadise değil. Kimse MHP'yi çizgisinden ayırmaya yeltenmemeli. MHP'nin üst yönetimi zihniyet itibariyle milliyetçi hareketin gerçek düşüncesini temsil etmiyor. MHP işgal altındadır" dedi.

Seçime olumlu oy vereceğini ancak seçim kararı ve AB yasalarından da önce siyasi parti ve seçim kanununda değişikliğe gidilmesinin zaruri olduğunu kaydeden Edip Özbaş, açıklamasının sonunda, bir süre bağımsız kalacağını ve 2 yıldır Meclis'te gösterdiği milliyetçi tavra uygun bir seçim yapacağını dile getirdi.[1]

MHP'li Özbaş, Ecevit için Yüce Divan istedi

 MHP Kahramanmaraş Milletvekili Edip Özbaş, "bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın idam dosyasını Meclis'e indirmediği" gerekçesiyle Başbakan Bülent Ecevit'in Yüce Divan'da yargılanmasını istedi.

Özbaş, bu amaçla hazırladığı Meclis soruşturması önergesini imzaya açtı. İşleme girebilmesi için 55 milletvekilinin imzalaması gereken önergede, "Ecevit'in tahakkümüne girmekle" itham edilen MHP lideri Devlet Bahçeli ve ANAP lideri Mesut Yılmaz'a "fer'i fail" (suça yardım eden) denildi.

Bahçeli'nin AB için öne sürdüğü 5 şartın yankıları sürerken, parti içi muhaliflerden Edip Özbaş, Başbakan aleyhinde soruşturma önergesi hazırladı. Özbaş, Ecevit'i, "şehitlik ve adaletin tecellisine zarar vermek, milli heyecan ve ümidi zaafa uğratmak, terörle mücadeleyi geriletmek ve teröristleri cesaretlendirip bölücülüğün siyasallaşma isteklerinin önünü açmakla" suçladı. Özbaş, önergesinin gerekçesinde, Ecevit ve yardımcıları Devlet Bahçeli ile Mesut Yılmaz'ın yetkilerini aşarak hukuki süreci yarıda kestiklerini savundu. Bazı MHP'lilerin yanı sıra Meclis'teki diğer partilerden de imza topladığını belirten Özbaş, önergeyi 3 Haziran'da Meclis'e vermeyi hedeflediğini açıkladı.

Sadece 2 MHP'li imzaladı

Bu arada, MHP yönetimi önergeden rahatsız oldu. Çin'de bulunan Bahçeli, parti yöneticilerini arayarak konu hakkında bilgi aldı. Bahçeli'nin, "Bizden kimse imza vermesin." talimatı verdiği öğrenildi. MHP'den imza verenler hakkında disiplin işlemi başlatılacağı konuşuluyor. Buna karşın, Abdülhaluk Çay ile Sadi Somuncuoğlu önergeyi imzaladı. BBP'ye geçen Mehmet Ceylan (Sivas) ile af konusundaki çıkışı yüzünden ihraç edilen Milletvekili Ali Güngör'ün (İçel) de önergeye imza verdikleri öğrenildi. [2]

Devlet bahçeli, MHP'yi "Küreselleşme'nin Türkiye Kilidi" görüyor! Oysa küreselleşmenin, Siyonist sermaye hakimiyetine köleleşmek anlamına geldiğini artık herkes biliyor. İşte Bahçeli'nin 14 Kasım 2000 tarihli TBMM grup konuşması:

" "Yüzyılla sözleşme" iddiamız, ülkemizin ve dünyanın geldiği bugünkü aşamanın çok yönlü bir muhasebesini yaparak, milletimizin ilgisini çağ değişimine ve insanlığın ortak geleceğine yöneltme düşüncemizi ve çabamızı yansıtmaktadır. Bu düşüncemizin birbiriyle iç içe olan iki temel sebebi bulunmaktadır. 

İlk olarak, dünyanın her tarafında olduğu gibi, ülkemizde de siyaset kurumunun küreselleşme sürecinin boyutları, açmazları ve muhtemel sonuçlarını ciddiye ve dikkate alma zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. 

İkinci sebebi ise, milletlerin kaderini yakından etkileyen gelişme ve değişmeler zinciriyle ilgili olarak, "söz hakkımız"ı kullanmak ve katkı sağlamak düşüncesi oluşturmaktadır."

Toprak satış kanunlarını yabancılar hazırladı!

Ecevit ve bahçeli imzaladı!

"Yabancılara toprak satışı için, 57''nci hükümet döneminde önce Endüstri Bölgeleri Kanunu çıkarılmıştı! Kanunu, bir Amerikan firmasının hazırladığını ve Yabancı Sermaye Derneği''nin Türkçeleştirerek, Başbakan Bülent Ecevit''e sunduğunu haber almıştım. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli''ye gazetemizi ziyareti sırasında bu bilgiyi arz etmiş, ancak hiçbir sonuç alamamıştım...

Kanun geldiği gibi TBMM''den de geçmişti. *** Biz o zaman, yabancılara toprak satışı için zemin hazırlandığını görerek, Kurultay gazetesinde, "Türkiye''nin tapusu elden gidiyor" başlıklı haberler yayınlamış ve, "Yabancı sermaye olarak, şimdiden, ABD merkezli Yahudi Ermeni ve Rum sermayesi harekete geçmiştir. Zaten birçok yasa tasarısını IMF ve Dünya Bankası vasıtasıyla, bu sermaye şirketleri hazırlayıp gönderiyor! Türkiye''nin ekonomik krize aynı sermaye şirketleri tarafından piyasadan ve borsadan döviz çekilmesi suretiyle düşürüldüğü de hatırlanırsa, krizin ardındaki planın Türkiye topraklarının tapusunu teslim almak olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor! Bu durumda, Türk gençleri, tapusu yabancı sermayenin elinde olan ve bütün ekonomik varlıkları özellikle Yahudi, Ermeni ve Rum sermayesi tarafından teslim alınmış bir ülkenin sınırlarını korumuş olacak! Böylece silahla teslim alınamayan Türkiye''nin tapusu, parayla alınmış olacak" diye uyarılarda bulunmuştuk! O zaman, kimse bu uyarılarımızın üzerinde durmadı. Bazı milliyetçiler bile meseleyi bilmedikleri, araştırmadıkları, hatta bu konulardan hiç anlamadıkları için uyarılarımıza "komplo teorisi" diyor ve bize inanmıyordu! Ne zaman, 59''uncu hükümet döneminde, hazine arazilerinin yabancılara satışını öngören ve bir dizi kanunda değişiklik yapan kanun, ayrıca Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çıktı ve yabancılar toprak alımını hızlandırdı; herkes gerçeği kabul etti! Etti de yine geç oldu! *** O zamanki uyarılarımdan anlaşıldığı gibi, bu tür kanunların tamamının yabancılar tarafından hazırlandığını ve TBMM''nin önüne getirildiğini biliyordum, ancak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı''nın bunu itiraf ettiğini atlamışım! Dışişleri Bakanlığı''nın İnternet sitesinde, Tayyip Erdoğan''ın, 27 Ocak 2004 günü, "Doğrudan Yabancı Yatırımlar ve Türkiye''nin Ekonomik Kalkınması" konulu CSIS Konferansı''nda yaptığı konuşma metnine tesadüfen rastladım! Erdoğan, orada her şeyi itiraf ediyor! Erdoğan, bakın neler demiş: "Çalışmalarımız Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu''nun uzmanları ile kendi uzmanlarımızın yürüttüğü alan çalışması ve ilgili çevrelerin katılımıyla yapılan toplantılar sonunda ortaya çıkan ve ''Türkiye''de Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Reform Programı'' olarak kabul edilen eylem planı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir." Görüldüğü gibi, Erdoğan bu kanunların Dünya Bankası ve IMF ile birlikte hazırlandığını itiraf etmiş! *** Ziraat Mühendisleri Odası, "Bu durum, ulusal devletin egemenlik haklarından vazgeçmesi ve yabancı sermayeye hizmet eden bir kurum durumuna getirilmesi demektir ve asla kabul edilemez" diyor! Erdoğan, CFR''nin, daha AKP kurulmadan, 2 Temmuz 2001 günü kendisine gönderdiği muhtıranın gereğini yerine getiriyordu. Muhtırada, "Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır" deniliyordu. Nitekim, kamu yönetimi reformu, il özel idareleri reformu, mahalli idareler reformu gibi kanunlar Türkiye''yi "81 ilde 81 devlet" olmaya doğru sürüklerken, Cumhurbaşkanı Sezer''in yetersiz vetoları ile bu süreç biraz duraklar gibi oluyor, fakat, yabancılara toprak satışı bütün hızıyla devam ediyordu." [3]

KIBRIS, 1999 Helsinki Zirvesinde Devlet Bahçeli ve B.Ecevit'in imzasıyla satıldı!

"Kıbrıs, Türk'ün olalı beri en kritik dönemece girmiş durumda.

Var olmakla yok olmak arasında verilen mücadelenin son dakikaları oynanıyor, Kıbrıs'ta.

Rum kesiminin, adanın tamamını temsil ederek Avrupa Birliği'ne girmesi durumunda Kıbrıs Türkleri ve Kuzey Kıbrıs, coğrafi ve milli kimliğin asimilasyonu sürecinde altın yumruğu yemekle karşı karşıya kalacak.

Bu altın yumruğu vurmak için Yunanistan, Rum Kesimi ve AB bütün gücüyle çalışıyor. Bu "Rum lobisine" destek veren güçler sadece "daşarda" değil içerde de yoğun bir şekilde faaliyet gösteriyor.

1999 Helsinki Zirvesi kararları çerçevesinde, Kıbrıs ve Ege konularının Türkiye ile Yunanistan arasında bir sorun olmaktan çıkıp Avrupa Birliği ile Türkiye arasında bir sorun haline "yükseltilmesi" Başbakan Bülent Ecevit'in imzası ile oldu.

Yani Kıbrıs'ın AB'ye girişini hazırlayan sürecin altında Türkiye'nin imzası bulunuyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun şu sözleri Türkiye'nin nasıl bir "acı sona" evet dediğini çok güzel ifade ediyor:

"Kıbrıs konusunda Helsinki'de alınmış kararlar var. Biz bu kararların uygulanmasını istiyoruz. Kıbrıs'ın AB'ye girmesi engellendiği taktirde biz de AB'nin genişlemesini engelleyeceğiz."

"Önümüzdeki aylarda" Kıbrıs'ın AB'ye alınarak Türkiye'nin AB topraklarında askerî bir işgali sürdüren taraf konumuna itilmesi şeklinde gelişen tehlikeli olaylar zincirine doğru gidiyoruz.

Kıbrıs'ı Türkiye için baş ağrısı gören ve Kıbrıs konusunda taviz vermemizi isteyen lobi sadece dışarda değil demiştik.

Bu lobi "içerde de" yoğun bir faaliyette bulunuyor.

İşte size "bu lobiden" bir demet inci:

"Vatan sadece haritadan ibaret değildir. Kıbrıs sorunu Türkiye ile ileri dünya arasında çözülemeyen bir sorun olarak bekliyor. AB'ye girme sürecinde Türkiye'nin üzerine aldığı yükümlülükleri yerine getirme konusunda iyimser olmak istiyorum."

Bu sözler Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner'e ait.

Boyner Türkiye'yi adeta Helsinki'de attığı imzaya davet ediyor ve "ver kurtul" demeye getiriyor.

Bir başka inci de TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'dan:

"Kıbrıs, stratejik önemi olan bir ada olabilir. Ama diğer taraftan 65 milyonun AB'ye üye olup, yaşam standartlarını yükseltmek, zengin bir ülke haline gelmek hedefi de vardır. Kıbrıs nedeniyle bu hedefi kaybetmemek gerekir" [4]

Bir başka ver-kurtulcu mantık da Cumhuriyet yazarı Aydın Engin'den:

"Kıbrıs'ı kurtarmanın da, Türkiye'yi Kıbrıs'tan kurtarmanın da yolu, Kıbrıs'ın AB'ye tam üyeliğinden geçiyor" [5]

"Cumhuriyet yazarı" Kıbrıs'ı AB'nin kucağına atarak Rum tahakkümünü ve AB'nin asimilasyon politikasını büyük bir iştahla tavsiye ediyor.

Serdar Turgut ise "Kıbrıs'ı satalım" diye başlık atmaktan çekinmiyor ve şöyle diyor:

"Türkiye'nin genelini bilemem ama ‘Kıbrıs'ı satalım diyen var mı?" sorusuna, ‘Evet, Kıbrıs'ı satalım diyen' en azından bir kişi var; o da benim" [6]

Türkiye'deki AB lobisinin "Kıbrıs'ı satalım" şeklinde bir facia cümle kullanabilir hale gelmesi, Kıbrıs'ın elimizden çıkma sürecinde nasıl bir lobi ve ittifakla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyan önemli bir gösterge.

"Türkiye daha rahat etsin, AB'ye giden yolda ev ödevimizi yerine getirelim, gerekirse Kıbrıs'ı feda edelim" şeklindeki bir ruh teslimiyeti, üç kuruşluk menfaat için "her şeyden vazgeçmeye hazır" bir aydın ve işadamı güruhunun ülkeye nasıl bir sona sürüklediğini de apaçık gösteriyor.

Şuur altındaki "satalım, kurtulalım" itirafı su yüzü çıktıktan sonra başka söze ne hacet.

Ve son söz: Devlet Bahçeli, açıklamasında, "Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözümden yana olan Türkiye'nin, Kıbrıs Türk toplumunun varlığını ve haklarını peşkeş çektirmeyeceğini herkes iyi bilmelidir" diyor.

Oysa Helsinki Zirvesinde "Kıbrıs'ın AB'ye ve Rum Kesimine" peşkeş çekilmesi planının altında, kendi mensubu olduğu koalisyon hükümetinin imzası var.

Kıbrıs elimizden gidecekse, Helsinki kararlarına uygun olarak yapılacak.

Günaydın Sayın Bahçeli! [7]

 

Bahçeli Türkeş çizgisinden ayrıldı!..

Kıbrıs bugün, "verilme noktasına gelmişse bunda en büyük sorumluluğu ve vebali olan" Üç isimden biri, Devlet Bahçeli'dir.

Çünkü Türkiye, Kıbrıs'taki tarihî haklarından ve çıkarlarından vazgeçtiğini Helsinki Zirvesi ile dünyaya duyurmuştur.

Helsinki Belgesi'nin imzalandığı tarihte başbakan, Bülent Ecevit'tir. Yardımcıları ise Bahçeli ve Yılmaz'dır.

1999 Helsinki Belgesi'nde yer alan Kıbrıs'la ilgili 9'uncu madde şöyle idi:

"Avrupa Birliği Konseyi, Politik bir çözümün Avrupa Birliği'ne katılımını kolaylaştıracağının altını çizer. Üyelik müzakerelerinin tamamlanmasına kadar kapsamlı bir çözüme ulaştırılamamış olursa, Konsey, Kıbrıs'ın üyeliği konusundaki kararını yukarıdaki hususa bağlı kalmaksızın verecektir."

AB, Kıbrıs derken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yok sayıyor.

Bu açıdan bakılırsa Türkiye, Helsinki Belgesi'ne attığı imza ile Kıbrıs'ın AB'ye girişi konusunda pasif kalmayı, haklarından vazgeçmeyi kabul ediyor.

Oysa 1959 tarihli Londra ve Zurih Anlaşmalarına göre Kıbrıs'ta Türkiye, garantör devlettir. Bu anlaşmaya göre Kıbrıs, Türkiye'nin onayı olmadan "hiçbir uluslararası birliğe" katılamaz.

Garanti Anlaşması'nın 1'inci maddesi şöyledir:

"Kıbrıs Cumhuriyeti, tümünün ya da bir parçasının herhangi bir devletle, herhangi bir siyasal ya da ekonomik birliğe katılmayacağı yükümlülüğünü üstlenmiştir. Bu çerçevede başka herhangi bir devletle, dolaylı ya da dolaysız bir birliğe katılmanın yolunu açabilecek her etkinliği de yasakladığını açıklar."

Yani bu maddeye göre;

1. Kıbrıs, hiçbir uluslararası birliğe giremez

2. Bu konuda Türkiye garantördür. Oysa Sayın Bahçeli'nin de içinde bulunduğu 57. Hükümet, Kıbrıs üzerindeki bu haklarımızdan vazgeçmemizin bir belgesi olan "Helsinki Deklarasyonu"na imza atmıştır.

Bugün AB, Kıbrıs'ı içine alacaksa ve almaya doğru gidiyorsa bunun vebali Ecevit kadar Bahçeli'nin de boynundadır.

Helsinki Belgesi'ni kabul eden Türkiye'nin, Kıbrıs'ın AB'ye alınmasına söz söylemeye hakkı kalmamıştır.

AB'ye göre "Kıbrıs" denilen ada, "Rum kesimince" temsil edilmektedir. Rum Kesimi AB'ye alınınca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Avrupa'nın bir toprağı haline gelecektir. Böylece KKTC üzerindeki Türk hükümranlığı sona erecek, Türk Askeri, adada Avrupa toprağını işgal etmiş durumuna gelecektir.

Türkiye ise, "Kıbrıs'ın hiç bir uluslararası birliğe giremeyeceği" yönündeki Londra ve Zurih Anlaşmalarındaki haklarından, Helsinki Zirvesi'nde "Ecevit, Bahçeli, Yılmaz" üçlüsünün "tarihî gafı ile" vazgeçtiğinden, bu gelişmelere karşı sus-pus kalacaktır.

Açık "ağır soru" Bahçeli'ye sorulmalıdır.

  • Kıbrıs'ın elden gitmesine yol açan bunca olay gerçekleşirken sizin milliyetçiliğiniz neredeydi?
  • Kıbrıs elden gidiyorsa, Helsinki Belgesi'ne onay verilirken siz Başbakan Yardımcısı değil miydiniz?
  • Tarih ve millet önünde bu büyük hatanın vebalini nasıl ödeyeceksiniz? [8]

Apo MHP sayesinde paçayı sıyırdı: PKK'lı Sırrı Sakık, bir açık oturumda MHP'li iktidarın Avrupa Birliği'ne uyum sürecine katkılarından bahsedince ve hafiften de, Abdullah Öcalan'ın ipe gitmekten "MHP'li iktidarın tasarrufuyla" kurtulduğunu 'ima' edince MHP Genel Başkan yardımcısı Mehmet Ekici açısından sıkıntılı bir durum oluştu...

APO'nun bugünlere gelişinde, "Öcalan'a idam" söylemiyle iktidar olan MHP'nin de payı varsa...

Ve bu durum canlı yayında "Öcalan'a yakınlığıyla bilinen" bir "politikacı" tarafından dile getiriliyorsa, bu elbette çok zor bir durumdu.

Sn. Mehmet Ekici sadece:

"MHP, bu devlet projesini tâkip etmek mecburiyetindeydi!.." mazeretini uydurdu!...

"Ortada kuyu var, yandan geç" taktiğini izledi!..

MHP'nin sıkıntısı başından aşkın...

Sıkıştırıp duruyorlar...

Son olarak...

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alişan Satılmış'ın "ABD istediği için" görevinden alındığına ilişkin iddialar sarstı camiayı...

ABD Büyükelçiliği'nde Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olan James Snop, MHP Genel Merkezi'ni ziyaret ediyor...

Arkasından bu operasyon geliyor...

Görevden almanın bu ziyaretin hemen sonrasında gerçekleşmiş olması ne yaman bir rastlantı...

Alişan Satılmış'ın, son zamanlarda ABD ve İsrail karşıtı eylemlere hız verdiği ve bu tavrından dolayı uyarı aldığı biliniyor...

Uyarılar, ABD Elçiliği'nden Snop'un ziyareti...

Ve Genel Başkan'ın görevden alınışı...

Aksi ispat edilinceye kadar bütün bunların bir araya gelişini tesadüfe bağlayacağız...

"Camianın iç meselesidir" diyerek kulak üstüne yatacağız!..

Koskoca MHP'nin ABD'nin emriyle hareket ettiğine inanmaya gönlümüz razı olmuyor. Ama hala açıklama yapılmadı!...

Hatırlayınız; 10 Şubat 2005 tarihli yazımızda

MHP'nin, bizimle ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır'ın siteminden bahsetmiştik:

"Medyanın haline bakın. Köşe yazarlarına bakın. İçlerinde, Türk varlığının yok edilmesine dönük çalışmalara destek verenler var!.."

Bunları söyleyince Sayın Şandır...

"Size bir teklif" dedik...

"1 Eylül 2004 tarihli Dışişleri tebliğinden haberdarsınızdır?.."

Şandır düşünüyordu...

Devam ettik:

"Türkiye'nin havaalanlarını ve limanlarını ABD savaş uçaklarına ve savaş gemilerine açan tebliğden bahsediyorum. Hukukçular böyle bir düzenlemenin ancak Meclis tarafından çıkartılabileceği konusunda hem fikirler. Ortada açık bir Anayasa'ya aykırılık olduğunu belirtiyorlar..."

Şandır, dinliyordu...

Teklifimize geldik:

 "Danıştay'a iptal ve yürütmeyi durdurma başvurusunda bulunun. Biz de bunu yazalım. Bunu yaparsanız, ABD'den çekinmediğinizi ilân etmiş olursunuz."

Ne teklif değil mi?..

İşte açık çek; "Başvurun, bu hayrınızı kamuoyuna duyuralım."

Sayın Şandır o gün "Bu konuyu değerlendirelim" demişti...

Aradan bunca zaman geçti...

Hala ses çıkmadı... [9]

 

MHP'nin APO Edebiyatı ve Çifte Standartı:

Yeniden yargılanması gündeme gelen teröristbaşı Ecevit ve Bahçeli'nin " 57. Hükümet" döneminde kurtulmuştu. Bu olayın sorumluları kimlerdi...? Bu soruya cevabı geçtiğimiz günlerde MHP Eski Trabzon Milletvekili Orhan BICAKCIOĞLU Yeniçağ gazetesinde vermiş...

Meseleyi detaylı bir şekilde anlatan Orhan Bicakcıoğlu'ya göre bu olayın tek sorumlusu MHP yönetimi!..

"Genel başkanın talimatı ile hareket eden bazı arkadaşlarının tutumu yüzünden hem diğer partilerin puan alması sağlanmiş hem de oylama sekteye uğratılmıştır..." mealinde acıklamada bulunan Bıcakcıoğlu "komisyonda 23 üye vardı, tasarıya 7 üye ile DSP kabul dedi. ANAP'ın 3 üyesinden 2 kabul 1 red, DYP 3 red, SP 4 red kullandı, MHP'nin 6 kışilik gurubu red deseydi APO'nun işi o gün bitmişti..." diyor... Oylamada kendisinin red oyu kullandığı esnada diğer MHP'li arkadaşlarının elini aşağıya çekmek istediğini anlatan Orhan Bıcakcıoğlu "Benimle birlike Mehmet Gül de red diyecekti.. Partiden aranıyordunuz denilerek salondan çıkarılarak, oylamaya katılmaması sağlandı!.." şeklinde açıklamalarda bulunuyor...

"APO'nun idam dosyasının Meclise gelmemesi hususunda Sayın Devlet Bahçeli malesef eğilmiştir, bize göre eğilmeyip kırılmalıydı, direnç göstermeliydi." diyen Bıcakcıoğlu "Anayasaya terör, savaş, yakın savaş suçları dışındaki suçlara idam cezası verilemez şeklinde bir madde konuldu. Aslında savaş, yakın savaş ve terör suçlarına idam cezası verilir diye bir madde konulması gerekirken, MHP'ye burada gol atılmış ve savaş, yakın savaş ve terör suçları dışındaki suçlara idam cezası verılemez ibaresi kullanılarak kelime oyunu yapılmıştır... Buna MHP'den Sadık Yakut, Edip Özbaş, Mehmet Gül ve ben itiraz ettik!.." şeklinde ki açıklamaları ile Sayın Devlet Bahçelinin teslimiyetci tutumunun APO'yu kurtardığını anlatıyor... Sayın Bahçelininin bu tavrını da "AİHM'nin vereceği karar ne olursa olsun, Türk hukukunun vereceği karar uygulanacaktır" diyerek telafiye çalıştığını ve kendilerini uyuttuğunu itiraf ediyor... Aynı akşam 25 milletvekili ile Genel merkeze gittiklerinde Sayın Bahçelinin 4-5 kişiyle toplantıda olduğunu ve kendilerinin 1 saat bekletildikten sonra içeriye alındiğını ve azarlandıklarını da anlatan Bıcakcıoğlu Sayın Bahçeli'nin "Şimdi siz buraya bana hesap sormaya mı geldiniz? dediğini ve sadece kendisinin milletin verdiği İDAM kararının askıya alındığını, seçim öncesi verilen sözlere aykırı davranıldığı hususunda fikir beyan ettiğini vurguluyor...

Aponun İDAM CEZASININ uygulanıp uygulanmaması hususunda siyaseten MHP'nin vebalinin var olduğunu vurgulayan MHP Eski Trabzon milletvekili Orhan Bıcakcıoğlu binlerce şehit veren TSK'nın da birkere olsun APO asılsın demedıği için vebalde olduğunu dile getirerek bir soru işaretine açıklık getirirken birkaç tane soru işaretinin açılmasına vesile oluyordu!...[10]

 



[1]  (İHA) ( http://www.ulkucuhareket.org/)

[2]   (Zaman, 29 MAYIS 2005)

[3] (Arslan Bulut, http://www.bozok.org/, 26 Eylül 2004)

[4] (27.11.2001 Hürriyet).

[5] (11.11.2001 Cumhuriyet).

[6] (14 Kasım 2001 Hürriyet).

[7]  (M.Bayraktar - 6 Haziran 2002 - Yeni Mesaj)

[8] (M.Byraktar - 31 Ağustos 2002- Yeni Mesaj)

[9] (29 Mart 2005 - Serdar Arseven - Tercüman)

[10] (http://www.alperenler.com/ - MHP Eski Milletvekili Orhan Bıçakcıoğlu - 30 Mart 2005)


Bu yazarin diger makaleleri

TSK VE AKP, KOL KOLA! (MI?)
  Baykal'ın bir sözü; bizim aylar öncesinden somut örnekleri ile...
Devami
AB'nin TALİMATI: "PKK'yı SİYASALLAŞTIRIN!.."
  İngiliz milletvekilinden skandal açıklamalar: Atatürk Yaşasaydı, AB'ye Karşı çıkardı!...
Devami
HAYRETTİN KARAMAN, KARAVANA SIKIYOR!..
  Prof. Hayrettin Karaman 23.04.2006 tarihli Yeni Şafak Gazetesindeki "İman...
Devami
MİLLİ DUYARSIZLIK VE TUTARSIZLIK
  Ufuk Efe Kardeşim şöyle bir fıkra göndermişti. Yolcuların çığlıklarına...
Devami
ARMAGEDON YAKLAŞIYOR
  Armegedon; Ahir zamanda müminlerle, Yahudiler ve işbirlikçisi emperyalistler arasında...
Devami
SONER YALÇIN'IN, SIRITAN SAHTEKÂRLIĞI VE SİVAS KATLİAMI
Soner Yalçın, "Siz kimi kandırıyorsunuz!" kitabında, yakın tarihimizdeki bazı olayları,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4759

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR