Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1283
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20686
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10809
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785164

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194160

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

SAHTE OSMANLICILIKA KARŞI: SAHİCİ OSMANLICILIK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Ahmet Özcan'ın şu önemli tespitlerini birlikte takip edelim.

"ABD istihbarat konseyinin 2020 raporu, daha önceki büyük Ortadoğu projesi ekseninde açıklanan raporlarla birlikte düşünüldüğünde ipuçlarını birleştirmemiz kolaylaşıyor. Raporun diğer maddeleri bir yana, en dikkat çeken husus, 2020 yılında Hilafet misyonlu bir Türkiye'den bahsediliyor. Acaba senaryonun bütünü ne olabilir?

 

ABD nedir? Sorusu bu bilmeceyi çözmenin ilk adımı. ABD, ABD'midir, yoksa daha fazla bir şey midir? ABD'yi anlamak için galiba önce baş müttefiği tecrübeli emperyalist İngiltere'ye bakmamız gerekir. Büyük Britanya, ikinci dünya savaşından sonra Churchill'in ifadesiyle, "gücünü ABD'ye ödünç vermişti." (Siyonist Yahudilerin sermaye ve sömürü karargâhı Amerika'ya nakledilmişti.)

Öte yandan, tüm meşhur komplo teorilerinin kaynağı olan, ABD deki Yahudi gücünü de, matruşka'daki (birbirinin aynı zannedilecek şekilde iç içe girmiş yapılanmadaki) ikinci katman olarak görmek mümkün. Bu iki katmanın dış yüzeyinde ise, Amerikan sömürgeciliği, Amerikan iç savaşı, Amerikan kurucu bağımsızlık geleneği içinden süzülerek gelen iki karşı denge katmanı bulunuyor. Birleşik krallık iradesine karşı Pentagon ve kongrede kendini gösteren konvansiyonel bir ABD siyasal iradesi. ve Yahudi küresel sermayesine karşı askeri endüstriyel kompleks olarak tanımlanan ABD sermaye gücü... Şimdilik iç içe geçmiş dört katmanlı bir matruşka resmi çıkartabildik. ABD nedir? Sorusuna en azından dört ayrı cevap verebiliriz:

  • 1- Pentagon,
  • 2- ABD sanayi sermayesi,
  • 3- Britanya ve
  • 4- Yahudi küresel sermayesi...

Bu dört vektörü (aynı hedefe yönelmiş, farklı faktörler) anlamlı bir bütüne dönüştüren "üst bir iradeden" de bahsedilebilir. Bu en tepede dar ve saklı bir kurmay elittir... İşte ABD, özet olarak bu dört katmanlı ekonomi-politik gücün adıdır. Wasp ya da beyaz-Anglo Sakson-Protestan özellikleriyle sayılan Amerikan derin iradesi için bu tarif eksiktir. Çünkü gerçek ABD'nin karakterindeki İngiliz ve Yahudi renklerini gizlemektedir.

Evet, tüm bu katmanlar, toplamda tek bir güç merkezini ifade eder; Atlantik ya da Anglo-Sakson deniz imparatorluğunu... Ama başta ABD için bahsettiğimiz matruşka karakterini unutmamak kaydıyla. Yani bu imparatorluk, aslında dört ayrı gücün vektörel bileşkesini ifade eder. Her vektör, kendi başına bir iradeyi temsil etmekte ve bir biriyle çelişen iç gerilimleri olmakla birlikte, bir üst maksatta birleşmiş, anlamlı bir momentum yakalamış gibidir. İşte bu dört ayrı iradenin bileşkesi olarak Anglo-Sakson imparatorluğun ortak amacı, tek dünyacılık yani onların kontrolünde bir dünya imparatorluğu düzenidir. Küreselcilik, bu amacın kibar ifadesidir.

ABD denilen matruşka'nın konvansiyonel kanadı, soğuk savaş alışkanlıklarını yenileyerek sürdürmekten yana görünmektedir. Bu bağlamda karşı denge üzerine kurulu düşman konseptinin tayini de bu kanada aittir. Rusya, yeni soğuk savaşta karşı denge olmaktan çıkartılmış görünmektedir. AB, Japonya, Hindistan ve Çin, karşı denge adayı olmaktan çok, kontrol altındaki rakip güçlerdir. Esasen, Anglo-Sakson ittifaka, bir önceki yüzyılda olduğu gibi, sahte bir düşman gerekmektedir. Rusya, artık iddialarını koruduğu sürece gerçek bir düşman, iddialarından vazgeçtiği oranda ise kontrollü bir rakip statüsündedir. Rusya'yı gerçek düşman yapacak iddianın tek göstergesi, Berlin- Moskova- Tokyo ekseninin kurulması olacaktır. Bu nedenle, Atlantiğin Rusya siyasetinin esas olarak bu ekseni sabote etmek üzerine kurulacağı söylenebilir.

AB, önemli ölçüde kontrol altında bir rakiptir. Almanya'nın IV. Reich siyasetine yani yeni bir Lebensraum'a yönelmesi, yakın vadede mümkün görünmemektedir. Alman siyasal elitinin esas olarak Atlantiğin yorulacağı günlere hazırlık yapmayı tercih ettiği söylenebilir.

Fransa ise, AB içinde söz sahibi olmak dışında küresel bir iddia sahibi gibi görünmemektedir. Tek istisna, Latin Amerika'daki derin Katolik hareketliliktir. Ancak Fransa'nın Meksika-Küba-Venezüella vb. yerlerdeki elinin, esas olarak ABD ile pazarlıkta kullanmaya dönük kozlar olarak değerlendirilmesi gerekir.

Bu manada, küresel koalisyonun konvansiyonel kanadının gelecek senaryosunda, dünya hükümetine giden yol, çok kutuplu yeni bir bloklaşmanın yaratacağı gerilimin sonucunda doğacaktır. Bu da yeni bir soğuk savaş düzeni senaryosunu gündeme getirmektedir.

Öte yandan koalisyonun finans-kapital kanadının yöntemi ise: tıpkı 19. yüzyılın ilk yarısındaki Doğu Hind Kumpanyası gibi, matruşkanın üst iradesi olmaya çalışmak ve konvansiyonel kısıtlardan kurtularak tamamen seyyal ve daha rafine yeni mekanizmalarla sistem dinamikleri geliştirip süreci kaosa zorlayarak sonunda düzeni kurma stratejisi gibi görünmektedir. Bu bağlamda, teritoryal bağımlılığı olmayan bu kanadın, orta vadede Amerikan kıtasından pasifiğe, şimdiden yerleştiği Çine göç etmesi ihtimali vardır. Bu iki kanadın belirttiğimiz karakteristik yöntem farklılığına dayalı iç çelişkileri, küresel koalisyonun temel zaafıdır. Ve küresel kapitalist-emperyalist sistem, asıl olarak bu zaafı üzerinden yıkılacaktır.

Küresel koalisyonun, ya da ABD denilen matruşkanın iki kanadına ait iki farklı yöntemden yola çıkarak, iki ayrı gelecek senaryosu üzerinde tartışabiliriz:

1-Yeni Soğuk Savaş

Konvansiyonel kanat, klasik devlet mekanizmaları ve yöntemleriyle çalışmaktadır. Bu nedenle, yürütülen hegemonya programı, tüm sömürgecilik geçmişin klasik yöntemleri üzerine oturmaktadır. Bu manada, geçmişte olduğu gibi, bugün de hegemonya kurma yöntemi olarak Atlantikçiliğin yeni bir sahte düşmana ihtiyacı vardır. Bu bağlamda geçen yüzyılın soğuk savaşının-yeniden formatlanarak bir kez daha denenmesi, hiç denenmemiş ve de kontrol dışına çıkabilecek yöntemlerden daha elverişli gibi görünmektedir. Özellikle SSCB'nin dağıtılmasının hemen ardından NATO'nun düşman rengini kırmızıdan yeşile çevirmesi, çok önceden tasarlanan bir programın var olduğunu akla getirmektedir. Sosyalizmin eskimesi, SSCB'nin yorulması ve yeni enerji-finans-üretim teknolojilerinin gereklilikleri, soğuk savaş düzeneğinin yenilenmesini gerektirmekteydi. Bu bağlamda, Rusya ve sosyalizm merkezli soğuk savaş düzeneği lağvedilerek, İslam eksenli yeni bir soğuk savaşın altyapısının döşenmesi hazırlıklarına başlandı. Son on yıl, SSCB'nin tasfiyesi ile birlikte yeni düzenin temel inşaatı ile geçti.

11 Eylül, yeni soğuk savaşın karşı dengesini oluşturmak için işaret fişeği gibiydi. İslam, sosyalizmin yerine hedefe kondu. İslam dünyası, Doğu Bloğunun yerine geçirildi. Tüm soğuk savaş yöntemleri kullanılarak yürütülen operasyonun inşaat aşamasında Afganistan ve Irak işgalleri gündeme geldi. Yürütülen programın nihai amacı düşünülmediğinde, bu işgallerin astarı yüzünden pahalı sonuçları, herkesin kafasını karıştırıyordu. Oysa oldukça ince bir mimari akıl tarafından tasarlanmış yeni dekor, kaba bir müteahhidin eliyle inşa edilmeye başlanmıştı.

Kanaatimizce, yeni soğuk savaş, Rusya yerine sahte bir Osmanlı kurularak ve sosyalizm yerine de İslam konularak tekrar sahnelenecektir.

Terörle mücadele konsepti, İslam'ı kriminalize etme ve İslam dışı dünyayı İslam dünyasına karşı mesafe koymaya hazırlama amaçlıdır.

Osmanlının sahte bir kimlikle sahneye çıkışında ise Türkiye kilit rol oynayacaktır.

  • Sahte Osmanlı Senaryosu:

İşte şimdi, yeni soğuk savaş hazırlığı olarak nitelediğimiz yenidünya düzeni de, böyle bir düzeneğe benzer şekilde kurgulanacak gibidir. Sosyalizm yerine İslam, Rusya yerine Türkiye geçirilmek istenecektir. Büyük Ortadoğu Projesi, Neo Osmanlılık, Türkiye modeli, Hilafetin ihyası.. Tüm bu söylemler, aslında adım adım sahte bir rakip gücün inşası ile alakalıdır.

Bu sahte gücün oluşumuna dair ABD raporlarının satır arasından ve yürütülen pratikten çıkarsadığımız öngörülerimiz, (yada kimileri için komplo teorimiz) şöyledir:

Türkiye(İstanbul) merkezli gücün hormonlu bir şekilde yeniden formatlanması için, önce diz çöktürülerek tüm sinir sistemleri, direnç dinamikleri elinden alınacak ve de olası bir sahicileşmeye karşı, tıpkı Rusya'ya karşı Maoculuk gibi, Şii ekseni kurularak çizilmiş haritanın dışına çıkışı engellenecektir. Şii dinamiği, hem İslam dünyasını bölmeye yarayacak hem de jeopolitik haritada oluşacak olan bu ‘sahte Osmanlı'nın doğuya ve açık denizlere çıkışının önünü kesecek bir tür Neo Safevi misyonu olacaktır. Bu arada Rusya iri bir milli devlete dönüştürülecek ve de Karadeniz kıyısı ‘sahte Osmanlı'ya, Balkanlar ve Doğu Avrupa ise AB'ye tımar olarak verilecektir. ‘Sahte Osmanlı'nın ekonomisi AB'ye, güvenliği ABD'ye, diplomasisi İngiltere'ye ve iç siyasetiyle birlikte vitrini de ılımlı İslam denilen liberal karakterli bir Müslüman görüntüye teslim edilecektir. AKP bu görüntü-vitrin düzenlemesinin bir tür demo'sudur. Asıl vitrin için Fethullah Gülen kadroları-eski solcu liberaller(YDH kadroları) ve AKP'den arta kalacak sembol isimler seçilecektir. Bu sembolik vitrin düzenlemesi için gerekli eski elitin tasfiyesi işi de, AB süreci yoluyla yürütülmektedir. Böylece yeni elitlerin sahneye değişimci görüntüyle çıkarak meşrulaşması da temin edilecektir.

 İşte tüm bu düzenleme ile birlikte düşünüldüğünde Afganistan ve Irak işgalleri anlam kazanmaktadır. Afganistan, Rusya'yı küçültme, Orta Asya'yı kontrol ve de Asya ya verilecek yeni şekil için seçilmiştir. Ancak hâlihazırda askeri yönetiminin Türkiye'ye verilmesinin nedeni Irak'tır. İlerde Irak'ın yeniden inşası işi Türkiye'ye bırakılırken, Afganistan'da "deneyim" kazanan Türk personel Irak'a aktarılacaktır. Irak, esas olarak konvansiyonel ABD kanadının inisiyatifiyle ve İsrail'in güvenliği için değil, ‘sahte Osmanlı'nın tımar bölgesi olarak yapılan hafriyat çalışması için işgal edilmiştir. İsrail'in güvenliği söylemi, Yahudi partisinin desteğini sağlama amaçlıdır. Irak işgali, hem Şii- Sünni ayrımı keskinleştirilecek, hem de Sünni bölgeyle birlikte Kürt bölgesi, Suriye, Lübnan, Arabistan ve Filistin-Ürdün, ‘sahte Osmanlı'nın nüfuzuna hazırlanmış olacaktır. Bu nüfuz alanı içinde Afrika'da vardır.

Türkiye'deki Müslüman görünümlü elit vitrini ile birlikte Irak ve Filistin'de oynanacak rollerle Türkiye (Türkiye görünümlü Küresel irade), Sünni-Arap dünyasının gönlünü kazanacak ve nüfuz altına alması kolaylaşacaktır. Merkezi İstanbul'a taşınmış İKÖ üzerine yüklenecek bir sembolik hilafet misyonu da bunun tescili olacaktır. Şii dinamiği ise, hem Lübnan-Irak hattı boyunca hem de İran- Pakistan hattında, kendi içinde çelişkiler olsa da, bir bütün olarak Sünni dünya ile çatışan bir kordon halinde iç Asya'ya kadar uzanacaktır.

Böylece, hormonlu bir ‘sahte Osmanlı' kurulmuş olacak, Türkiye modeli denen Anglo-Sakson kapitalizmiyle entegre, ekonomik ve jeopolitik olarak sınırlanmış, Arap-Türk-Yahudi sentezi gibi kurgulanmış ama en tepede küresel güç tarafından kontrol edilen bir sahte düşman ya da rakip güç imalatı tamamlanmış olacaktır. Muhtemelen İran bahanesiyle bu sahte güce nükleer teknoloji de kontrollü olarak verilecektir.

Yeni soğuk savaş için bu ‘sahte Osmanlı'nın SSCB'den eksik yanı,  bu Osmanlının sadece iri bir bölge gücü yapılacak olması, gerçek bir küresel güç olmamasıdır.

Öte yandan, Küresel güçler, Rusya'yı küçültmekte, müttefiklerini de ablukada tutmaktadır. AB, tamamen bu güçlerin kontrolündedir. Çin ve Hindistan da öyle... Türk yönetici elitleri, özellikle büyük sermaye ve yüksek bürokrasinin büyük çoğunluğu, böyle bir misyona teşne görünmektedir. Direnen ya da direniyormuş görünen-sözde ulusalcı- kanat ise, esasen yeni dönemde eskisi gibi yer ve konum talep etmek için direnme pozisyonunda santaj yapmaktadır.

2- Yeni Kıta Çin Ve Kaos Senaryosu

Küresel koalisyonun finans-kapital kanadı ise: konvansiyonel güçleri kendine baş düşman olarak görmektedir. Ulus devletler, kurumsal dinler, ‘büyük anlatı'lar, yani olası tüm sermaye düzeni karşıtı direnç dinamikleri, finans-kapitalin nefretini çekmektedir. Küresel finans-kapital, bu geleneksel kurum ve kuramlar yerine, kendine ait yeni araçlar geliştirerek ilerlemektedir. Ulus devletlerin hükümetler arası örgütleri(ENGO) yerine hükümet dışı kuruluşlara(NGO), devletlerarası anlaşmalar yerine şirketler arası hukuka, ulusal kültür yerine küresel kapitalist imaj kültürüne, ulusal ekonomi yerine ulus aşırı seyyal para merkezli ekonomiye, dinlerin aşkın birliği yerine, dinler arası diyaloğa, kamu düzeni yerine bencil bireye dayalı ihtiras dinamizmine yaslanmaktadır. Bankalar, borsalar, medya ve NGO'lar, küresel sermayenin temel araçlarıdır. İşte bu güç, hâlihazırda dikkat çekici bir şekilde Hindistan ve Çin'e yerleşmeye çalışmaktadır. Yani küresel sermaye, Amerika yerine, Çin merkezli yeni bir doğuş için hazırlanıyor görünmektedir.

İşte bu kanadın özellikle İslam dünyasında total bir iradeye hiçbir şekilde razı olmadığı ortadadır. Yine bazı ABD gelecek vizyonu raporlarında geçen, Türkiye, İran, Arabistan, Mısır, Suriye vb. ülkelerin parçalanması senaryolarının sahipleri, küresel sermaye gücüdür. Bu güç, ‘sahte Osmanlı' projesini sabote etme, başaramazsa büyük İsrail projesine dönüştürme gayreti içinde gibi görünmektedir. Yine, İslam'ın bir din olarak tasfiyesi de bu gücün programındadır. Zira küresel köleleştirme ve insan türünü küçük bir azınlığın güdeceği sürülere dönüştürme programının tek engeli ve direnç potansiyeli: dağınık, projesiz ve kabada olsa, İslam dünyasındadır.

Emperyalizme Karşı ‘Gerçek Osmanlı'

ABD diye kodladığımız ve yakından bakınca matruşka bebeğe benzeterek iç çelişkilerini analiz etmeye çalıştığımız küresel gücün ana hatlarıyla iki kanat halinde dünya hükümeti, ya da imparatorluk kurma çabasına karşı ne yapılabilir?

Küresel gücün her iki senaryosunun da en geçerli alternatifi: öncelikle, tüm sahte oluşumları gerçeğe dönüştürme cesaret ve gayretidir. Sahte birey yerine gerçek birey, sahte NGO yerine gerçek sivil toplumlar, sahte piyasa yerine, tekeli olmayan gerçek pazarlar, sahte medya ve eğlence kültürü yerine gerçek insanlık kültürü, etik ve estetik değerleri... Ve sahte bölge güçleri yerine gerçek bölgesel ve küresel güçler... İşte bu manada, çok kutuplu Adil bir dünya oluşturmalıdır ve gerçekten dünya barışını tesis edecek paylaşımcı, ortak ve karşılıklı bağımlılıklara dayalı ‘Ortak bir dünya düzeni' kurulmalıdır... Kapitalizmin icadı olan ulus devletlerin yeniden elden geçirilip, "böl-yönet, bir birine düşür" siyasetinin ürünü tüm sahte devletçiklerin tasfiye edilmesi gerekir. Bu bağlamda, etnik-dini-mezhebi çatışmalara son verecek ortak kimlik ve değerlere dayalı büyük devletler inşa edilmelidir... Ve Dünya ekonomisini sermaye ve daha fazla üretim-tüketim döngüsünden çıkartıp, ihtiyaç-paylaşma ve birlikte çoğalma-zenginleşme yoluna sokacak yeni bir küresel vizyon. Bütün insanları eşit ve özgür bireyler olarak gören ve öyle yapmaya çalışan bir evrensel insanlık ülküsü... İnsanların günahlarının kefareti olan tüm kurumları, devleti, parayı, dini insanların hizmetine koşacak yeni bir çağın değişimci ufku... Özgürlük savaşlarını, anti emperyalist direnişleri, tüm devrimci çabaları yücelten ve "başka ve daha iyi bir dünya" için mücadeleyi tüm sanatların, siyasetlerin dinamosu yapan bir yeni devrimci coşku..İşte alternatif yeni dünya düzeninin köşe taşları..

Tüm sahtelikler gibi, ‘Sahte Osmanlı' senaryosu da, aslında tabii ki, onu yaratanların gördüğü sahici dinamiklere sahiptir. Yani gerçekten Türkiye yıkılmış bir imparatorluğun yıkılmamış iradesidir. Ve bölgemiz gerçekten hala tek bir ülkedir, tek bir millettir ve tek bir devletini aramaktadır. Tüm etnik, dini ve mezhebi çeşitlilik, bu büyük uygarlığın vazgeçilmez hazineleridir. Farklı dillerimiz, daha çok ve daha anlamlı konuşmak için vardır. Farklı dinlerimiz ve din anlayışlarımız, Allah'ı ve hakikati aramanın ne çok yolu olduğunu gösteren mükemmel bir ışık huzmesidir. Mutfağımız, giysilerimiz, türkülerimiz, danslarımız, insan zenginliğinin dile gelişidir. Biz, yani Osmanlı coğrafyasının acı tatlı anılarının çocukları..Biz hepimiz, burada, bu koca ve derin ülkede yeniden ortak bir idea etrafında toplanabiliriz. Yeni ve evrensel bir dünya kurabiliriz. Tüm insanlıkla bu dünya üzerinden gerçekten tanışabilir, konuşabiliriz. ‘Gerçek Osmanlı, arkaik bir tarihin yada monarşinin yeniden diriltilmesini değil, işte bu idea'yı simgelemektedir... ‘Sahte Osmanlı', bu ideanın istismarı demektir. Ve bu istismara karşı, ne ulusalcılık ya da benzeri statükocu söylemler, ne de ayağını bu topraklara basmayan naif enternasyonalizmler direnemez. Bu emperyalist projelerin gerçek alternatifi, Gerçek Osmanlılar inşa etmektir. Hindistan'ın, Çin'in, AB'nin, Rusya'nın ve tabi bu süreçten yıkılarak çıkacağı kesin olan ABD halklarının sahici bir dünya barışı projesine davet çağrısı dile getirilmelidir. En az küreselci güçler kadar, bu alternatif vizyonda, ABD'de, AB'de, Çin'de, Hindistan'da Rusya'da, İran'da dile gelmeli, konuşmalı, çaba göstermelidir.

İşte gerçek bir Pax Ottoman siyaseti, en fazla bu nedenle gereklidir. İnsanlığı esir alan, ülkelerimizi, ruhlarımızı, emeklerimizi ve umutlarımızı abluka altında tutan emperyalizme karşı sahici bir rezistans ekseni (Direnç engeli) kurmak için... Gerçek Osmanlı, empreyalist senaryoları tersyüz edeceği gibi, bu senaryolara taşeronluk yapmaktan daha kolay ve mümkün bir siyasettir.

Gerçek Osmanlı, tarihteki Osmanlıdan dersini almış ve o Osmanlıyı aşacak bir vizyonun ürünü olacaktır. Ve sahtesi ile gerçeğini ayırt etmek için çok basit ve net ölçülerimiz vardır: Yani;

1-Şiiliğe karşıt olmayan, aksine hem mezhepsel hem de jeopolitik manada Şiilikle ittifak kuran, mutlaka İran'ı da içeren,

2-Afrika, Karadeniz kuşağı, Kafkaslar ve Balkanlarda fetihle değil, ekonomi ve kültürel dayanışma-paylaşma konseptiyle etkin olan,

3- Katolik kıta Avrupa'sı jeopolitiği ile ve de Rusya ile çatışmayan, aksine somut projeler üzerinden karşılıklı bağımlılıklar ihdas edecek yakınlaşmalara giren,

4- Anglo-Sakson küresel gücün konvansiyonel kanadı ile gerçek projeler üzerinden çift yönlü etkileşim ve ittifaklar yürüten, küresel finans-kapitalin etkisini daraltacak hamleler yapabilen,

5- Asya ve Latin Amerika vizyonu olan. Bu amaçla büyük bir deniz gücü örgütlemeye çalışan, Çin ve Hindistan'la iş bölümü ve karşılıklı bağımlılığa dayalı anlaşmalara yönelen,

6- İç konsolidasyonunu geniş bir millet tarifi ve entik-dini-mezhebi farklılıkları adaletle içerecek bir devlet aklı ve örgütlenmesi olan, gerçek bir Cumhuriyet ve demokrasiye dayalı bir Osmanlı, gerçek ‘Osmanlı'dır.

Sahte Osmanlı ise, sahte hilafetçi, vitrin shovuna dayalı, münafık Müslümanlık ve de kapitalist kültür sentezini ifade eden şer bir projedir. Çünkü, bu toprakların sahici tüm dinamiklerinin istismarı üzerine kurulacaktır. Osmanlı dinamiği, İslam, barış, Bölge gücü olma, büyüme vb. tüm bu dipten gelen sahici akıntılar kontrol edilerek başka bir misyon için kullanım değeri olan araçlara dönüştürülecek ve nihayetinde tüketilecektir. Eğer sahte bir Osmanlı gerçekten kurulursa, elli yıla kalmaz, bu bölgede ne Türkler, ne İslam, ne doğunun kadim din ve kültürleri, ne de bağımsız bir devlet kalmayacaktır.

Sahte Osmanlıya karşı, gerçek Osmanlıyı öne çıkarmak için henüz fırsat kaçmamıştır. Osmanlının en geniş coğrafyası anlamında Türkiye Avrasya'sı vizyonu, ortak devlet ve vatan şuuru, doğu imanı ve kültürü, kamucu (devletçi değil, milletçi, paylaşımcı, üretken) ekonomi ve evrensel değerlere yaslanan bir hukuk düzeni, gerçek ‘Osmanlıcı'ların öncelikli ve başlıca gündemi olmalıdır. ‘Gerçek Osmanlıcılık', siyasal ve ideolojik temsilcilerini beklemektedir."[1]

Sonuç:

Bütün bu maddeleri, kuru temenniler olmaktan çıkarıp canlı projelere dönüştüren... İran'ı da içine alan tarihi D-8 işbirliğini gerçekleştiren... Dünyanın karanlık gidişini haklı ve hayırlı yönde değiştirecek ilmi, İslami ve insani hazırlıklarını adım adım yürütüp yerleştiren... Ve işte bu yüzden dünyaya hükmeden şeytani güçlerin dikkatini ve düşmanlığını çeken ve her türlü imkânlarıyla üzerine hücuma geçilen... Ama Allah'ın inayetiyle, bir türlü yenilemeyen, saf dışına itilemeyen ve asla baş edilemeyen Erbakan gerçeğini, hala görmemek ve dile getirememek, ne büyük talihsizlik ve ne acı bir nasipsizliktir.

      

 

 

 

 

 

 



[1] Yarın Dergisi / Şubat 2005 / Ahmet Özcan


Bu yazarin diger makaleleri

SABATAYCILIK İSTİSMARI VE BİR GERÇEĞİN ABARTILMASI.
  Bediüzzaman'ın ifadesiyle; "İfrat (herhangi bir konuda aşırılık) ta; tefrit...
Devami
AHMEDİNECAD'LA BÜYÜK ŞEYTANIN DANSI
  İsrail'i Haritadan Silmeyi Öneriyor, ABD Düşmanlığında Humeyni'yi Solluyor, düşünmeden...
Devami
28 ŞUBAT, DIŞ GÜÇLER VE DERİN TÜRKİYE
  28 Şubat tezgâhını, Erbakan’ı ve Adil Düzen programlarını devre dışı...
Devami
İSRAİL’İN SURİYE HESAPLARI VE AKP POLİTİKALARININ İFLASI
  Rahmetli Erbakan Hoca: “Gerçekten Türkiye bir felakete götürülüyor mu, götürülmüyor...
Devami
KENDİ İTİRAFLARIYLA:FETULLAH GÜLEN’İN “KÜÇÜK DÜNYASI” VE REFERANDUMLA İLGİLİ “DÜŞÜK FETVASI”!
Daha dün, “Okullarda din derslerini mecburi anayasa maddesi haline getirdiği...
Devami
SÜPER GÜÇ REALİTESİ VE TÜRKİYE'NİN GÜÇ POTANSİYELİ
  Çok değerli ve Milli Düşünceli aydınlarımızdan Kemal Yavuz Paşanın...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3703

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR