Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1542
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20945
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay11068
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785423

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194257

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

SELAM; SADIK DOSTLARA! SELAM; HİDAYETE TABİ OLANLARA!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

 

Ey, Dünya ve Ahiret kardeşlerim!..

Asla hatırımızdan çıkarmayalım ki; Şeytanların ve insan suretli şarlatanların en sinsi hedeflerinden birisi de: Allah rızası ve dava hatırı için oluşmuş hizmet ekiplerini ve uhuvvet birliklerini bozmaktır. Bildiğiniz gibi: Umumi ve resmi olan "İslam kardeşliği" çerçevesinde, ayrıca: samimi ve düzenli "dava ve cihat hareketi" bulunmaktadır. Ayeti kerimelerde "İnsanlık (a hizmet) için çıkarılmış hayırlı ümmet", hadisi şeriflerde "fırkai Naciye-selamet ve saadet fırkası" olarak haber verilip övülen bu disiplinli davet organizesi içinde ise; çok daha hususi, hasbi ve halis "muhabbet ve hikmet ekipleri" oluşmaktadır. Bunlar; her asırdaki İslami inkılâpların bir nevi meyveleri ve çekirdekleri konumundadır.

 

İşte hem şeytanın ve şer odaklarının, hem de Hak dava içine sızmış marazlıların asıl düşmanlığı; bu özel ve güzel muhabbet halkasınadır. Bu ekibi etkisiz kılmaya ve birbirinden koparmaya uğraşılır. Bu dostlar arasında suizan oluşturmak üzere "kullanıldıkları ve kendilerini istismar edip yararlandıkları" kanaati fısıldanmaktadır.

Bu şeytani vesvese ve tavsiyelere karşı; imanımızı, iz'anımızı ve vicdanımızı devreye sokmalıyız... 

Şöyle ki:

"Biz bu özel hizmet beraberliğimize Allah için mi katıldık, yoksa dünya için mi? Bu sorunun kendimizce ilgili kısmı bizce malumdur, yani bilinmektedir.

Ama diğer ağabeylerimiz ve kardeşlerimizle ilgili kısmı, bizce meçhuldür, yani kesinlikle gizlidir... Ve İslam'ın gereği görevimiz: hüsnü zan etmektir. Çünkü Ağabeylerimizin ve ahilerimizin, bizimle dostluğu, Allah ve ahiret için mi, yoksa bazı özentiler ve dünyevi beklentiler için mi? Konusu bizce gayiptir.

Şu halde bizimle arkadaşlığınız ve bu hizmet yolunda katlandıklarınız, eğer Allah içinse; bizim niyetimiz bozuk ta olsa, siz yine de ve her halde karlısınız ve Allah katında zerre kadar zarara uğratılmayacaksınız...

Yok, eğer: bir takım dünyalık heves ve hesaplarla dostluk yapıyor ve birbirimizden yararlanmaya çalışıyorsak: zaten peşinen belayı bulmuş sayılırız... Çünkü bu durumda şeytanın kuklası ve nefsin kulu konumundayız!...

Ey yarenlerim, çilekeşlerim!..

Asla unutmayalım ki: İyilik veya kötülük olarak, bize, yine kendimizin yaptığını, başka hiç kimse yapamayacaktır. Huzuru da kusuru da; kendi nefsinde değil; başkalarında arayanlar, henüz gafletten kurtulamamıştır.

Bakınız, birkaç yıl önceydi... Parti ve vakıf adına konferans ve sohbetlerimiz, malum kişilerce yasaklandığı için, ihtiyaç ve iştiyak duyan bazı genç kardeşlerimiz özel girişim ve gayretlerle bizi kendi illerine davet etmişlerdi... Oradaki il başkanı da seminere ve sohbete katılmış ve çok yararlandığını dile getirip, vesile olan gençlerimize de özellikle tebrik ve teşekkürlerini bildirmişti...

Yalnız, ıztırab içindeki hali dikkatimizi çekmişti... Merak edip sorduğumuzda ise: "Hocam böbreklerimden iki sefer ameliyat geçirdim. Ama film ve tetkikler sonucu tekrar ve maalesef düşmeyecek kadar büyük bir taşın daha oluştuğunu öğrendim... Yeni bir ameliyata ise ne ruhen ne bedenen hazır değilim... Dayanılmaz ağrılar ve sancılar içindeyim... Size ve cemaatimize karşı ayıp olmasın diye geldim... Aslında çok bitkin ve çaresiz haldeyim!" cevabını vermişti...

Sohbetten sonra kendisini özel bir odaya alıp: "Biliyorsun, bütün bunlar imtihanımızın cilvesidir ve Cenabı Hakkın takdiridir... Bizim de günahlarımızın kefareti ve manevi derecelere erişmemizin vesilesidir. Şimdi, Bazı şifa ayetlerini okuduğumuz şu suyu, Hocamızın himmeti ve davamızın bereketi niyetiyle iç... Allah bize şafidir ve kafidir!" dedikten sonra; O gece yola çıkıp Elazığ'a gelmiştik... Birkaç gün sonra, merak edip, geçmiş olsun demek üzere telefon ettik... Sevinç ve şaşkınlık içinde bize şunları söylüyordu:

"Hocam, eve dönüp o suyu içince, biiznillah ağrı ve sızılarım hemen dinmiş, kan akması da kesilmişti... bir iki gün sonra yeniden doktora gittim... Muayene edildi, film çekildi... Doktorlar hayret içindeydi... Çünkü taş kaybolmuştu, böbrek tertemizdi... Çok dikkatle takip etmiştim, düşürdüğümü de fark etmemiştim...!"

Aradan birkaç ay geçtikten sonra, bir vesile ile telefon ile görüştüğümüz, Milli Çözüm ekibinden olan genç kardeşimize, il başkanının durumunu sorunca, şu ilginç ve ibret verici şeyleri nakletti:

"Hocam, Genel Merkezdeki malum kişiler, sizin ilimize gelmenize engel çıkarmadığı ve üstelik sohbetinize katıldığı için, bu il başkanımızı hem sıkıştırmışlar hem de size karşı doldurup kışkırtmışlar...

O da bunun üzerine hiç gereği ve sebebi yokken, sizin ve Milli Çözüm dergisinin aleyhinde kırıcı ve karalayıcı sözler etmeye başladı... Hemen ardından, önceki böbrek sancıları daha şiddetli şekilde bunu yeniden yakaladı... Doktora gittiğinde ise şaşırmışlardı; çünkü o kaybolan taş bu sefer badem kadar olmuş ve katılaşmıştı! Ameliyattan başka çaresi de kalmamıştı!...?

Bunları anlatan kardeşime şunları söyledim:

"Daha önce, o taştan ve sancıdan kurtulması da, kendi iyi niyetinin ve teslimiyetinin sonucuydu...

Şimdi yeniden o ıztırablara düçar olması da, yine kendi nankörlük ve kusuruydu!.."

"Her biriniz çobansınız ve maiyetinizdekilerden (raiyetinizden) sorulacaksınız" Hadisi Şerifin hükmü ve hikmeti gereği: Bazen kardeşlerimizin gaflet çıbanlarını deşmek ve Aziz Hocamız'ın tabiriyle: Sınıf geçmelerini ve manen olgunlaşıp yücelmelerini desteklemek üzere; Sert tenkitlerimiz ve nefislerine ağır gelen tekliflerimiz de; onların yararınadır ve bundan gocunmamalıdırlar.

"Debbağ (Ham deriyi terbiye eden usta) sevdiği (ve kalitesinden dolayı ümit beslediği) deriyi döver" atasözümüzü hatırlamalıdır. Çünkü "kedi gönünden kürk olmayacağı" için, ehli olan onunla boşuna uğraşmayacaktır. "Padişah papucu olmak isteyen deri ise: ezilmeye ve üzülmeye katlanacaktır!... Yolunacaktır, yoğrulacaktır!..."

Bediüzzaman ve Gavsi Geylani:

Bediüzzaman gibi büyük bir şahsiyet bile; "birinci üstadım" dediği, Gavsı Azam Şeyh Abdulkadir Geylani Hz.lerinin,  bazen çok acıtıcı ve gururunu kırıcı manevi terbiye ve tedavisi altında zorlandığını itiraf etmektedir.

"Bundan otuz sene evvel, Eski Said... Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi... Bir kurtarıcı aradı... Gavsı Azam olan Şahı Geylani (Radiyallahu Anhın) Fütuhül Gayb isimli kitabıyla tefaül etti... Karşısına şu sözler çıktı:

"Sen Darül-hikmette (Hocalık yapmaktasın) Ama önce, kalbini tedavi edecek bir tabip aramalısın!"

Hayret vericidir ki; o sırada ben, İstanbulda Darul Himetil İslamiye (Üniversitesinde öğretim) üyesi idim. Güya ehli imanın manevi yaralarını tedaviye çalışan bir hekimdim. Hâlbuki Gavsı Azamın da irşat ve işaretiyle, manevi terbiye ve tedaviye en muhtaç durumdaki hasta, bendim.

Bu manevi ikaz üzerine, Şahı Geylani Hz.lerini kendime mürşit ve mürebbi edinip, Fütuhül Gayb kitabındaki nasihatleri, nefsime hitaben okumaya giriştim.

Ancak, Gavsi Geylani'nin kitabı ve hitabı; nefsime çok ağır ve acıtıcı geliyordu. Gururumu kırıyor, nefsimde şiddetli ameliyatlar yapıyordu. Bu yüzden o kitabı okuyup bitirmeye tahammülüm kalmadı, kapatıp dolaba koydum!...

Ama daha sonra, o şifa verici ağır ameliyatların acısı geçti.. Yerini manevi lezzetlere terk etti. Ben de böylece, o birinci üstadım olan Gavsı Azamın kitabını, büyük bir istifade ile, sonuna kadar okudum!"[1]

Evet, ameliyat sıkıntısına katlanmadan sağlığa kavuşmak... Bir üstadın şefkat tenceresinde yanıp pişmeden olgunlaşmak mümkün değildir.

Biz de, Pirimiz olan Seyyid Şeyh Abdulkadir Geylani Hz.lerinin: manevi bir işaret ve beşaret niyetiyle, "Gönül incileri" kitabından tefaul ettiğimizde şu mübarek sözleri karşımıza çıkmıştı.

"Ey Saadet yolunun yolcusu!... Hiçbir ameline aldanıp mağrur olma. Çünkü ameller hatimesiyle (son şekliyle) ölçülür.. Cenabı Haktan sonunun hayırlı olmasını iste. Ve ruhunu en güzel ameller üzerindeyken almasını dile...!"

"Ey bir ömrü, ilmi kitapları okumakla harcayan! Amelsiz okumanın ve kuru bilgileri hafızaya koymanın ne faydası vardır? Hâlbuki İlimden maksat; gerçeği ve görevini öğrenmek, sonra bildiği ile amel etmek ve çevresine ışık saçıp yol göstermek; böylece bir feyiz ırmağı gibi, Mevlasına doğru akıp gitmektir"[2]

Evet, Gavsi Geylai Hz.leri, ruhaniyetiyle ve gönül yaralarımızı temizleyip tedavi eden keskin bıçak darbeleriyle, bizi ikaz ve irşat buyurmaya devam etmekteydi!...

Ve yine, Yıllar önce, öğretmenlik yaptığımız ve yaşlılar tarafından "muallim" olarak anıldığımız bir sırada ve çok sıkıntılı ve sarsıntılı bir ortamda, Gavsı Azamdan himmet isteyip bir teselli amacıyla "Fethül Rabbani" isimli eserinden tefaül ettiğimizde, rastgele açtığım sayfanın ilk cümleleri şunlardı:

"Allahım, beni seninle zengin eyle... Gayrına bırakma... Muallimi, çocukların eline baktırma! Ki, Öğretmenler, öğrencilerin evindekine göz koymaya... Öğretmenin evi; öğretme ve terbiye edip yetiştirme yeri olmakla beraber; Allahım, lütfunla gönder ki her çeşit maddi ve dünyevi nimetlerle de dolu ve süslü buluna!"[3]

Böylece  Pirimiz Hz.leri, Allahın izni ve inayeti, Peygamber efendimizin şefaati ve şeyhimizin himmetiyle, bizleri asırlar ötesinden hala teskin, teselli ve terbiye buyurmaktaydı!...

Kardeşlerim!

"Müslümanlar, tek bir kişi gibidir" Hadisinin sırrına eren ve "Fena Fil İhvan" (Dava kardeşlerinde fani olup) onları kendilerine tercih eden ve bir vücut gibi kaynaşıp Allah için muhabbet ve birlikte harekete muvaffak edilen can yoldaşlarımıza; her birinin kabiliyet ve birikimine, bilgi ve becerisine uygun olarak:

"Şu hizmeti hazırla!"

"Şu görevi tamamla!"

"Şu ihtiyacı karşıla!"

Denilir ve bu gayet tabiidir.Çünkü mesela bir arabanın bütün aksamı, onun yükünü ve zahmetini de, sonunda sahibine verilecek ücretini de birlikte üstlenmektedir!... Kaldı ki;" Milli Çözüm dergisinden beş kuruş kar etmek bir tarafa, bazı kahraman kardeşlerimizin fedakârlığı ile çıktığı da ehlince bilinmektedir.

Bu danışma ve dayanışmayı; bir beynin, sinir sistemiyle; diğer organlara, bedenin farklı ihtiyaç ve isteklerini hatırlatması gibi değerlendirmek gerekir.

Çünkü o vücuttaki bütün organların sağlığı ve ferahlığı da, acısı ve hastalığı da müşterektir.

Ve bu özel hizmet ekibine; katılmak ta, ayrılmakta, zoraki değil, ihtiyaridir. Bu manevi lezzeti ve fazileti ruhunda hissederek ve hür iradesiyle isteyerek girenler ve bazı külfetlerine göğüs gerenler ve böyle bir şerefin ve manevi şirketin elamanı olduğu için şikâyet değil, şükredenler; sonunda sevabına ve saadet burcuna erişecektir.

Ama, herhangi bir parçanın kendisi bu vücuttan (özel dostluk ve dava gurubundan) ayrılır veya koparılırsa; artık ona, hizmet hesabına, ricamız da, nazımız da, haliyle kesilecektir!..

Ve tabi, İslam kardeşliğimiz ve dava birlikteliğimiz, elbette bakidir.

Kendilerini istismar ettiğimizi... Birikim ve becerilerinden yararlanmak istediğimizi... Bunca külfet ve zahmetin " Milli Çözüm hizmet halkası"nda bulunmaya değmediğini düşünen...

Veya hayali kuruntular, nefsanî hesap ve arzular peşine düştüğümüze kanaat getiren...

Ve bu yöndeki vesveseleri, telkin ve tavsiyeleri bir türlü def edemeyen ve nefsini yenemeyen kardeşlerimiz için; samimi ve sürekli olarak dua etmekten başka bir şey elimizden gelmemektedir.

Yoksa, dünyalık beklentiler açısından; milyonların bize katılmasıyla, yanımızda hiç kimsenin kalmaması, eşittir!.. Zaten farklı düşünmek şirktir!...

Bu gibi vesveseler ve şeytani telkinler ise, mikroplar gibidir. Nasıl ki hastalık yapan mikroplar, temiz ve aydınlık yerlerde barınıp duramaz, kirli ve karanlık yerleri seçmektedir. Bunun gibi, bozuk ve batıl düşünceler de, ancak günahla kirlenmiş ve bazı imkan ve imtiyazlarla kibirlenmiş cerahatli gönüllerde yerleşmektedir!...

 Canlarım!..

Gayretsiz muhabbet olmaz... Sevdiğini kıskanıp savunmayana, aşkına ve davasına sahip çıkmayana iyi gözle bakılmaz...Bir hakikate; kişinin aklı yatıyor, hoşuna gidiyor, ama bazı tehdit ve tehlikeleri, külfet ve zahmetleri göze alamayıp, bunu ilan ve ikrar edemiyorsa, bu İMAN SAYILMAZ!...

Hatta; itikat ve ikrar etse ve bir müddet inkiyat (bağlılık) ve itaat gösterse; ama daha sonra, sadakat testinde uğradığı sıkıntı ve saldırılara dayanamayıp, veya ona buna aldanıp, bu hizmet halkasını bırakırsa, böylelerin durumu daha tehlikelidir! Çünkü, yokuş yukarı çıkan ve zirveye-düzlüğe çok yaklaşan yüklü bir kamyon, Allah korusun- eğer geri kaçırmaya ve kaymaya başlarsa, artık kolay kolay fren tutmaz ve dereye düşünceye kadar, hiçbir yerde duramaz!..

Kardeşlerim!..

Allah bizi nankörlerden etmesin... Nankörlük Kur'anda "küfür-inkâr" için kullanılan aynı kelime ile ifade edilmiştir. Şahsımıza ve hizmet ortaklığımıza karşı iyilik ve iyi niyet gösterenlere teşekkür; İsamiyetimizin ve insaniyetimizin gereği ve göstergesidir. Ancak, unutulmasın ki, kardeşlerimizi manen eğitmek, imanen yetiştirmek ve fark ettiğimiz kalbi hastalıklarını tedavi etmek te, görevimizdir... Ve asıl iyilik ve ikramda bu değil midir?

Bu görevimizde ihmal davranıp suni bir saygıyla birbirimizi idare etmeye ve yüzümüze gülmeye başladığımız an, bilesiniz ki; kalbi muhabbet ve samimiyet bitmiştir, gönüllerimizden biribirine akan manevi cereyan kesilmiştir!.. Hemen kendimize gelmek, tevbe etmek ve niyetimizi düzeltmek gerekir!

Nazlanıp kendini ağırdan satmaya başlamak... Haftalar, aylar boyu arayıp sormamak... Hizmet ve mesuliyetlerini savsaklamak... Bu manevi marazın ilk işaretleridir.

Öyle ya;

Ya artık ihtiyaç duymuyor, eriştiğini düşünüyordur!...

Ya artık iştiyak (arzu) duymuyor, ve bu hizmetler onu tatmin edip doyurmuyordur!...

Ya bu dostluğu, bu kadarına değmeyecek derecede pahalı ve gereksiz buluyordur!...

Veya,-inşallah- Kalben ve ruhen hep beraber olduğumuzdan, İftirak (ayrılık-gayrılık) saymıyor diye, zahiri irtibata lüzum görmüyordur!...

Can yoldaşlarım!

Bu sohbetimizi Pirimiz Gavsı Geylani Hz.lerinin, Fütuhül Gayb adlı mübarek eserinin, "Fihi Mafih"ini, yani içinin içini, özünün özetini; anladığım ve hatırladığım şekliyle sizlerle paylaşıp bitirmek istiyorum:

"Mümin şu üç görevi yaparsa olgunlaşır ve maksuduna ulaşır:

  • 1- Allah'ın bütün emirlerini tutmak (Sadece rahatına ve menfaatına uygun düşeni değil)
  • 2- Yasakladığı şeylerden uzak durmak (nefsi ve şeytani bahanrelerle bazı haramlara fetva uydurmak değil)
  • 3- Hiç kimsenin elindekine göz koymamak...Doğru çalışıp, haline ve nasibine razı olmak.."

"Eğer halkın malına (ve makamına) göz dikmez, sadece Allahtan ister ve

Ona yönelirsen, kötü isteklerin ve nefsanî heveslerin sönmeye başlar ve bu cihadın sonunda Peygamberlerin vekili olursun!"

"Halkı bırakmak; Onların elinde, ne iyilik ne de kötülük yapma imkanı bulunmadığına, hayır ve şerrin, kar ve zarar vermenin sadece Allah'ın taktirinde olduğuna inanmak ve buna göre davranmak demektir"

"Ey insan! Sen ne kendine, ne de sahip olduğunu zannettiklerine malik değilsin!... Sana yakışan, Alah'ın evi olan, gönül kapında bekçilik yapmak:

-Allah'ın beğenip kabul ettiklerini içeri almak ve saklamak...

-Allah'ın sevmediklerine ise; o kapıyı açmamaktır!"

"Kendini; makam ve menfaat gibi basit ve bayağı dünyana mahküm etme!... Damlada boğulma ki, deryaya ulaşasın...ve sonsuzluk mülküne kavuşasın!..."

"Halkı, çevrendeki meyveli ve meyvesiz ağaçlar gibi, kimisinin meyvesi acı, kiminin tatlı olan nebatlar gibi gör!... Eğer onları aşılar ve bakımını yaparsan ve ıslahı mümkün olmayanı yani odun için yaratılanı da kendi haline bırakırsan, rahat edersin"

   "Allah'a kulluktan, Onun yolunda yorulmaktan (maddi ve manevi cihattan) daha büyük nimet ve fazilet arama!... Sen Allah'ın hizmetinde olursan, bütün mahlukatın da senin hizmetinde koşacağını unutma!..."

"Allah dostlarına ve hakikat yolcularına saygılı olun!

Çünkü siz leylayı düşünürsünüz, Onlar Mevlayı...

Siz sadece maddeyi düşünürsünüz, Onlar manayı...

Siz dünyayı arzularsınız, Onlar ukbayı...

Siz halka ünsiyet edersiniz, Onlar Hakkı bulup boşamıştır hülyayı...

Sizin kalbiniz yerdekine bağlı, Onlar tavaf eder Arşı Alayı...

Siz rahatınızın ve menfaatinizin peşindesiniz, Onlar daim arar Rabbani Rızayı...

"Halkı, dünya hayatını ve kötü ahlakı bırakıp, eğer Yaratana hürmet, yaratılana şefkat yolunu tutanlarda iseniz: Kendiniz için, insanlardan dilinizle bir şey istemeyin!...

Bunu başarabilirseniz, bu sefer, nefsiniz hesabına, başkalarından kalbinizle de hiçbir şey talep etmeyin... Çünkü kalple istemek, dille istemek gibidir"

"Halkı unutmadan, Halık'a...Nefsi heves ve hevayı bırakmadan ilahi huzura kavuşmak ve huysuzluktan kurtulmak mümkün değildir!.."

"Sana tavsiye:

Sana ihsan ve ikram edilen hiçbir hayrı başkalarına açma... Bunlar dostun bile olsa!.. (Çünkü ya onlar haset eder, ya senin kalbine riya-fesat düşer)

Ve yine seni tecrübe ve terbiye etmek üzere Allah'ın verdiği sıkıntı ve sarsıntılar için Onu kullarına şikâyete ve itham etmeye kalkışma!"

"Cenabı Hakkın izni ve iradesi ve takdiri ilahisi dışında, insanlardan hiçbir şey umma!.. Kalbini onlara bağlama!. Onlardan korkma, ama hor görüp hakarete de kalkışma!.."

"Alah kulunu; imanının derecesine göre imtihana tabi tutar... İmanı yükseldikçe o nispette imtihanı da zorlaşır ve belası artar!"

"Allah'a karşı edepli, kullarına karşı erdemli ol!.. Hak katında her şey ölçülüdür... Hiçbir şeyde gecikme veya öne geçme, eksilme ve ziyadeleşme asla söz konusu değildir. Sabret zamanı gelince, nasibin gelir! Nasibin olmayan şeyin ille de peşine düşmek ve aşırı dert edinmek ise, boş yere zahmet ve gayret çekmektir!"

"Her işinde, tedbiri elden bırakma... Şüpheli şeylere karışma.. Daima dürüst ve açık kalpli ol, doğruluktan ayrılma!..

Daima ve her hususta sabırlı ol ki, şuur bulasın!..

Allah'ın rızasını gözet ki, huzur bulasın!..

Kalbini kötü düşüncelerden muhafaza et ki; nur bulasın!..

Yalandan ve yalakalıktan uzak dur ki; onur bulasın!..

Daima yerinde ve yeterince konuş; çünkü bu, olgunluğa daha yakın..!

Kurtuluş ve emniyet yolarını ara; uçurumlardan sakın..!

Ruhi ve deruni güç sahiplerinin (Hz.Mehdinin ve mürşitlerin) önünde başını eğ ve edebini takın!.

Bu beden cezaevinden ve nefsin esaretinden kurtulup, uslanan ve utanan bir tevbekar tavrıyla: Allah... Allah... Allah! diyerek kulluğunuzu sürdürmeye bakın!..

İşte o zaman; ölmeden evvel ölürsünüz... İlahi Rahmet ve Fazilet deryasına yürürsünüz... Orada tertemiz olunca ve inci mercanla dolunca, ebedi saadet ve selamet yurduna götürülürsünüz...

Herkesin bilemeyeceği hakikat ve hikmetlere ve erişemeyeceği nimetlere ulaştırılır, yerde ve gökte övülürsünüz...Perdeler kalkar, Rü'yetullaha mazhar kılınır, cemalullahı görürsünüz!..."

"Sakın yüzündeki edep, haya ve kanaat perdesini yırtma...Aksi taktirde, halka rezil rüsvay olursun!.

Hayrı ve şerri, izzeti ve rezilliği Allahtan bil.. Böyle yaparsan korunur ve kurtulursun!...

Benlik ve bencillik davasını bırakırsan, herkesin hayrını ve huzurunu arzularsan, boş kuruntuları unutursun!.."

"İşte o zaman halk sana koşar; nur almak için... Halk sana uyar, doğruyu bulmak için... Halk seni arzular, maddi ve manevi bataklıktan kurtulmak için!..."

"Ama halkın bu meyil ve muhabbeti seni aldatmaz, gururlandırmaz... Onların sevgi ve saygı gösterisi, seni yoldan çıkarmaz... Onların seni övmeleri, elini eteğini öpmeleri, kendini olduğundan fazla görmene yol açmaz!.. Çünkü sen; kulluğunu ve kusurunu asla unutmaz, rahmet kapısında boyun büküp durusun!.."

"Hz Peygamber efendimizin:

"Zaman gelir ki; fakirlik, kafirliğe yaklaşır!.."

Hadisi şerifi, hem fertler, hem milletler için geçerlidir...

Hem maddi fakirliğin, hem ilmi fakirliğin, hem imani ve ahlaki fakirliğin, insanları küfre ve kötülüğe mahküm edeceğinin işaretidir"

"Yine Hz. Nebiyi Zişan Efendimiz:

"Bir kimse, hem hayat boyu devamlı öğrenir, öğrendiğini başkalarına da öğretirse... Hem de öğrendikleriyle amel ederse, ona meleküt aleminde AZİM ismi verilir (ve insanları irşatla görevlendirilir)"

"Takdire ve ilahi taksime rıza göstermemek, Ona itiraz ve isyan manasına gelir. Allah'a isyan ve itiraz edenlerin ise; değil Hakka ulaşması, iflah olması bile mümkün değildir!"

"Unutmayın!.. Allah Azze ve Celle Hazretleri, ahiret niyetine göre, dünyayı verir..Ama, dünya niyetine göre ahireti vermez!.. (Yani ahiret ve dine hizmet hesabına kullanmak üzere, dünyalık imkan isteyenlere bunları verir ama, dinini ve davasını, dünya için istismar edenlere ve gösteriş için ibadet ve hizmet edenlere, ahiret vermez!"

"Hiç kimseyi ve hiçbir dünya nimetinden dolayı sakın haset etme!..

Ama ilim, ibadet ve fazilet ehline imrenmek ve bunları Rabbinden istemek güzeldir.

Hasetçi insan şuna benzemektedir:

Büyük bir padişahın, ülkesini, askerini, hazinesini ve hakimiyetini görüp, onu kıskanmıyor... Ama o sultanın, kullarına ve katırlarına bekçilik eden köpeklerine katılan ve onların artıklarıyla karnını doyuran bir sokak itini kıskanıyor!.. Onu kaçırtıp yerine geçmek ve köpek artıklarıyla kendisi geçinmek istiyor!..

İşte bu akılsızlığın en alçak derecesidir!"

"Bir kudsi hadiste şöyle buyrulur:

"Benim zikrimle (ibadet ve hizmetimle) uğraşıp, benden bir talepte bulunmayan kuluma; devamlı dua edip ihtiyaçlarını arz eden kimseden daha çok ihsan ve ikramda bulunurum."

Başka bir Kudsi Hadiste:

"Ey ademoğlu! Ben, Allahım!.. Bir şeye "ol" dersem hemen meydana gelir... Eğer sen de bana iman ve itaat eder ve başka her şeyi kalbinden  silersen, sana da tarafımdan, istediğini yapabilme gücü verilir!..."

"Sevgiliden, muhabbetinden gayrısını istemek, yalancılık sayılır... Ve hele, sevgili için yapılan bir işten dolayı gidip kendisinden ücret istemek, ayıptır ve aşağılıktır!..

Bundan daha adisi ise; Yüce sevgiliye hizmet ettiği için, cüce kişilerden hürmet ve ücret istemeye kalkışmaktır!.."

"Sadık iman ve ihlas sahibi odur ki: Ölüm gelip Allah'ın huzuruna vardığı zaman; kılıcından nefsinin kanı damlaya!.. Ve bu cehdi ve cengaverliği hatırına ebedi cennete ve rüyete ulaştırıla!.."

Bazı Hakk dostları, insanların ıslahı ve iflahı için, Hz.Ali gibi, mert ve sert konuşurlar!..

Allahu Taala Hz.leri, bazı sevdiği ve seçtiği kimseleri; diğer kişilerin bazı kabahat ve kusurlarına ve gizli nifaklarına vakıf kılar... Söyledikleri yalanlarını, İşledikleri haramlarını, riyakârlık ve sahtekârlıklarını; feraset nuruyla sezer ve anlar... Kardeşlerini tedavi ve terbiye etmek; münafıkları ise deşifre edip tahribatını önlemek üzere, onlara bağırıp kızar... Ve bütün bunları, sadece Alah için yapar. Fasıkların kötülüklerini, münafıkların gizli küfürlerini bir bir sayıp ortaya koyar!..

-Böyle Müslümanlık olmaz! Böyle Allah'a varılmaz! Bu samimiyetsiz bir iddiadır!..

-Bu işleri yaptıran ve sizi aldatan şeytandır. Şeytan da en açık düşmandır!..

-Yapılan bu işler, münafıklıktır... Münafıklar ise inkarcılardan daha aşağıdır!...

Şeklinde, kardeşlerini ve münafık kişileri uyarır... Zalimlere ve hainlere karşı şiddetli ve cesaretli bir tavır takınır...

Bu durumları, Onun "veli"liğine ve ilmine aykırı ve yanlış bulanlar, aldanmaktadır. Çünkü, tam aksine, bu tavır, onun (ricalullah-Allahın erkeklerinden) bir evliya olduğuna delil sayılır!..."

"Sana: Kibirli zenginlere ve gafil makam sahiplerine karşı vakarlı, ama fakir ve kimsesizlere karşı ise duyarlı ve dikkatli olmanı tavsiye ederim.

Bunun gibi: İslam ve insanlık düşmanı kimselere karşı mert ve metin, ama mazlum kişilere ve müminlere karşı merhamet ve muavenet içinde olmanı öğütlerim"

"Eğer yapabilirsen, dünyada şu iki şey sana yeter:

1-Fakir ve garibanlara ilgi, destek ve gönüllerini hoş etmek üzere sohbet.

2-Allah dostlarına (insanlara hizmet sevdalılarına ve hak dava adamlarına)  hürmet ve hizmet..!"



[1] Bak. 28. Mektup 3. Mesele 3. Nokta

[2] Bak. Gönül İncileri Tercüme: Celal Yıldırım 2. Baskı Bahar yayınları Sh:54-56

[3] Bak. İlahi Armağan-Tercüme Abdülkadir Akçiçek 4.Baskı Rahmet Yayınları sh:303


Bu yazarin diger makaleleri

ADNAN OKTAR, OLTAYA MI TAKILDI?
  Adnan OKTAR, 13 Eylül 2006 Milli Gazetede yayınlanan tam sayfa...
Devami
BALON KAHRAMAN!
Milli görüşten kaçıp, "kirli bavulu" aldım Hidayetim karardı, hala güneş doğmadı! Boynuma...
Devami
İSRAİL BÜYÜKELÇİLİĞİ: "MİLLİ ÇÖZÜM, BOMBADAN TEHLİKELİ"
KARGO'CUNUN İTİRAFI: İSRAİL BÜYÜKELÇİLİĞİ: "MİLLİ ÇÖZÜM, BOMBADAN TEHLİKELİ" İsrail Büyükelçilik yetkilileri: "Biz...
Devami
"JEOPOLİTİK" DERGİSİNE SİTEMİMİZ!
  Jeopolitik dergisini, önemseyerek ve sevinerek takip ediyoruz. Çünkü ihtiyaç...
Devami
RECEP ERDOĞAN OF THE USA AND THE REINS OF BARACK OBAMA
Those who expect peace from Barak are mistaken! The impudent Zionist...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7399

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR