Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün461
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10989
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108904
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746879

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182600

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

TÜRKİYE'Yİ ÇÖKERTME PLANI'NDA TSK AYAĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Konuyla ilgili şu rapor oldukça hayati ve tarihi tesbitler içermektedir:

 "TSK'ya Virüs Bulaştırma"

Siyonist Yahudi spekülatörü ve sivil darbelere organizatörü George Soros'un başlattığı: "Ekonomi Eksenli Türkiye Operasyonu", aslında birçok alanda sessizce yürütülen "küresel hamleler"in bağlı bulunduğu bir "merkezi vuruş" amaçlıdır. Ancak ekonomi eksenli bu "matematik vuruş"la hedefi tamamen indirebilmek için zeminin sorun yaratan tüm "direnç unsurları"ndan temizlenmesi de şarttır.!

 

İşte bu nedenle "hayati hedef" seçilen Türkiye'nin ekonomi piyasalarında yapılacak "Soros Operasyonu" öncesi sorun çıkarabilecek bir çok "direnç noktası" uzun bir süreden beri törpülenmeye çalışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin "temel esaslarını" ve "devletin bekası"nı sembolize eden Türk Silahlı Kuvvetleri ise bu "müdehale noktaları"nın en başında yer almaktadır.

Bu nedenle TSK'ya "bilinçli olarak enjekte edilen pasifizasyon tesirli virüs" bulaştırma girişimlerini açığa vuran bu raporla; "Türkiye üzerinde yürütülen geniş ölçekli tarihi operasyonlar"ın tüm ayaklarına bir bütün olarak yaklaşılması amaçlanmıştır:   

Türk Silahlı Kuvvetleri Üzerinden Yürütülen "Özgüven Saldırıları''

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ; TÜRKİYE CUMHURİYETİ'BAĞIMSIZ DEVLET YAPAN TÜM "MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER''İN ODAKLANDIĞI BİR YÜCE KURUM VE BAĞIMSIZ TÜRKİYE DEVLETİ'NİN "GÜÇ VE BEKA''SINI TEMSİL EDEN "EN ÖNEMLİ KUVVET MERKEZİ'' KONUMUNDADIR.

DOLAYISIYLA BÖYLESİ BİR HASSAS KURUMUN KAMUOYUNA TELKİN EDECEĞİ EN UFAK BİR "ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ''; TÜM TOPLUMSAL YAPIYI EN SERİ VE EN KUVVETLİ ŞEKİLDE ETKİLEYECEK VE ÜLKE ÜZERİNDE YÜRÜTÜLEN "GENİŞ ÇAPLI PASİFİZASYON HAREKETİ''NE DE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE DESTEK SAĞLAYACAKTIR.

 En başta Türk Toplumu'nun "kültürel geçmiş''i ile TSK'nın "yüce misyon ve kimlik''ine ters düşecek böylesi bir planın; malesef uzun süreden beri yürütüldüğü ortaya çıkmıştır. Zira kamuoyunda sakız haline getirilen "şeffaf yönetim" aldatmacısı, bu alandaki "derin çalışmalar''a da süratle yansımış durumdadır. Böylece "Küresel talimatlar şeffaf yöntemlerle kitlelere iletilmekte ve tüm global mesajlar açıklıkla kamuoyu ile paylaşılmaktadır!'' Yani her türlü siyonist talimat "küresel mesaj"açıktan ve hatta Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir kurum aracılığıyla halka ulaştırmaktadır. "Bir gerçeği gizlemenin en iyi yolu; o gerçeği söylemektir.'' İfadesi de artık gerçekleşmiş durumdadır.

  Bu "acı ve öfke veren tespit''in somut açılımları ise; son dönemde kamuoyunda sıkça tartışılan; ama malesef alkışlayarak karşılanan "üst düzey TSK yetkilileri''nin son derece "samimi açıklamalar''ında ve "AB Kozu'' üzerinden yürütülen "şantaj senaryoları''nın TSK ayağında saklıdır!..

GENELKURMAY BAŞKANI ÖZKÖK'ten kafa karıştıran açıklamalar

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 20 Nisan 2005'te Harp Akademileri Komutanlığı'nda yaptığı ve kamuoyunda "İlk defa bir genelkurmay başkanı bu kadar detaylı açıklamalarda bulundu!'' diyerek popülarize edilen "Yıllık Değerlendirme Konuşması''"son derece açık olan küresel işaretler''e ışık tutmak adına bir "tersten okuma'' yapmaya gerek duyulmaktadır.   

ABD ile "Ortak Beklentiler''

Orgeneral Hilmi Özkök; Ege Krizi'nden Kıbrıs'a, Ermenistan Sorunu'ndan PKK'ya kadar bir çok önemli noktaya değindiği bu konuşmada: "küresel dengeler'' ve "Türkiye - ABD İlişkileri'' konusunu da ele almıştı.

 ABD ile Türkiye arasında yansıtıldığı gibi bir "kriz ortamı''nın olmadığını dile getiren Özkök, "Türkiye'nin ABD'ye, ABD'nin de Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Türkiye ABD ilişkileri pek çok bölgesel sorun karşısında ortak beklentiler ve kaygıları paylaşmaktadır.'' açıklamasını yapmıştı. Sayın genelkurmay başkanımız böylesi "ferahlık veren bir açıklama''da bulununca bazıları oldukça rahatlamıştı. Demek ki Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Kapsamında bize de oldukça "iyi bir hisse'' ayrılacaktı!... Zira bu "ortak beklentiler ve ortak kaygılar'' söyleminden bu çıkmaktaydı!..

  Oysa içinde bulunduğumuz dönemde ABD'yle en net ifade ile bir "körler sağırlar diyaloğu'' yaşanmaktadır. Zira ABD ile ilişkiler konusunda ne hükümet, ne de devletin diğer birimleri gerçekleri ifade etmemekte ve dış ilişkilerde sürekli bir "bahar havası görüntüsü'' yaratılmaya çalışılmaktadır. Oysa ilk elden temin edilen tüm bilgiler, aradaki sorunun şiddeti konusunda daha da kuşku duyulmasına sebep olmaktadır. Devlete ve hükümete bağlı birimlerin ABD'yi, ABD'nin benzer birimlerinin de Türkiye'yi doğru okuyamadığını ve her iki tarafın da yarım bilgilerle "total değerlendirmeler'' yaptıklarını aynel yakin biliyoruz.

  Bu ABD ve Türkiye'ye yönelik "endirekt okumalar''; yani zoraki yorumlar ve yumuşatmalar iki ülke arasındaki sorunlu ilişkileri tamiri zor bir hale getiriyor. Ortaya çıkan en sakıncalı sonuçlardan bir diğeri ise; tıpkı Erdoğan gibi konuşan Özkök'ün bu durumunun, ABD ile ilgili bilgi kaynaklarının hükümetle aynı olduğunu göstermesi ve sonuçta Türkiye'nin "çok ince bir dezenformasyon''a tabi tutulduğunun görülmesidir.

 "Batılı Değerler'' İle "Uyumlu Türkiye''

 Türkiye'nin, Batı'nın değerlerini kendi değerleriyle uyumlu bulan bir ülke olduğunu dile getiren Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, "AB'ye üyelik süreci'' ile ilgili olarak da şöyle konuştu; ''Batı'nın yıllar süren bir süreç içerisinde oluşturduğu ekonomik ve siyasi birliğine, biz yıllar önce talip olduk. Şimdi AB'nin askeri birliğinin de oluşmakta olduğunu izliyor ve ona da katılmayı arzu ediyoruz. Türkiye'nin menfaati AB'nin asli üyesi olmakta yatmaktadır." Bu noktada "AB Üyeliği" adına bizden istenilenleri tekrar tekrar hatırlatmaya bilmiyoruz gerek var mı...

Sonuçta ya karşımızda "kafası hayli karışık bir komutan fotoğrafı'' var; ya da bir çok "dengeyi tutturmaya çalışan nafile gayret sahibi bir yönetici profili''...  Eğer bu açıklama politik değilse; o zaman bu değerlendirme "tehdit algılaması; en hafif ifade ile flulaşmış ve hedefini şaşırmış bir komutan''ın, daha net bir ifadeyle ise "pasifizasyon operasyonlarından fazlasıyla nasibini almış olan bir yönetici''nin değerlendirmesidir... Hem Türkiye olarak "yöneten değil; yönetilen yöneticiler"e alıştırılmış bir millet olmaya zorlanışımız da yeni bir gelişme değildir.

"Küresel Ekonomi''den "Küresel Güvenlik''e

"Küresel karar mekanizmasında rol alan küresel aktörleri, aynı zamanda dünyadaki güvenlik ve istikrarın da baş aktörleri olarak niteleyebiliriz. Dünyadaki istikrar ve dengeleri sarsan büyük olaylar aslında bu aktörlerin çeşitli alanlarda karşı karşıya gelmelerinin bir sonucudur. Bu büyük olayları ölçeğine göre; bölgesel ve küresel kırılmalar olmak üzere ikiye ayırabiliriz.'' diyen Hilmi Özkök, konuşmasında "ekonomideki küreselleşme"ye parallel "güvenlik stratejileri"nin de küreselleşmek durumunda olduğuna vurgu yaptı. Bu "derin ve reel saptama"nın tersten okuması ise olsa olsa şöyle olur; "Küresel ekonominin önlenemez gidişi karşısında, izleyeceğimiz "uslu güvenlik stratejileri" ile global yöntemleri uygulamaya talip olmak durumundayız." Yani taşeronluğa razıyız!..

Genişleyen İşbirliği İmkanları

"ABD ve Türkiye; Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya'yı kapsayan geniş bir coğrafyada barış, istikrar ve güvenliğin sağlanması için birlikte çalışmaktadır. Türkiye'nin Avrasya ve Orta Doğu Coğrafyası'nın kesişme noktasında bulunması ABD'nin bölgesel faaliyetlerinde Türkiye'nin güçlü bir ortak olarak kabul edilmesine yol açmaktadır. Türkiye'nin doğu ve güneydoğu komşuları arasında tek demokratik ve laik ülke olması da bu alanda ABD ile işbirliği imkanlarını arttırmaktadır.'' şeklinde devam eden konuşmanın bu "işbirliği'' kısmı da oldukça karmaşıktır. Zira bir çok konuda olduğu gibi, bu "işbirliği''nin de tam olarak nereye çıktığı pek net değil... Hele ki son zamanlarda sıklıkla yinelenen "stratejik ortaklık'' ifadesi de dikkate alınırsa, bu "işbirliği'' ve "ortaklık"ın Türkiye'yi hangi "açmazlar''la başbaşa bırakacağını düşünüp "kaygı'' duymamak olanaksızdır.

"Genişleyen işbirliği imkanları''nın Türk Yönetimi tarafından "daralan bir işbirliği sistemi''ne dönüştürülmesi de bir diğer önemli noktadır. Zira Türkiye, "avantajlı bir coğrafi konum''a ve "askeri düzlem''de olduğu gibi bir çok alanda "üst düzey bir donanım"a haiz olmasına rağmen; bu "pozitif unsurlar'' maalesef kuvveden fiile çıkarılmamaktadır. Hal böyle olunca da, Türkiye elinde bir çok "avantajlı kart" bulunan bir ülke edasıyla "uluslararası ilişkilere yönelik analizler" yaparken; ABD de Türkiye'ye alternatif ülkeler ve üsler bulma arayışlarını hızlandırmıştır. Dolayısıyla şu an sadece bir temenni ifadesi olan "genişleyen işbirliği imkanları" açıklaması bu zorlu patikada hedefe varmaya yardımcı olacak mı bilinmez ama; Türkiye'nin kendi "avantaj ve dezavantajlar"ı ile "attığı ya da atmadığı adımlar"ı tekrar gözden geçirmesi gerektiği de hayli önemli bir gerçek! Örneğin elde tutulan o "avantajlı kartlar"ın "gerçek birer koz" oldukları ne denli kesin acaba? Elimizde tuttuğumuz Almanya, Fransa, İsrail ve Rusya gibi o "önemli kartlar" sakın "sanal" olmasın..? Bu ihtimal düşünülürse, ABD ile Afganistan ve Kafkasya noktalarında en azından şimdilik sorunsuz görünen ilişkiler yumağı; Irak ve Kıbrıs'ta yaşanan ve ilerleyen dönemlerde daha da karmaşık bir hal alması kuvvetle muhtemel olan "açmazlar" ile çok daha "sorunlu bir yapı"ya bürünebilir.    

""Tam Bağımsızlık"ı  Tartışmaya Açan General; BAŞBUĞ

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un son dönem açıklamaları ise; Genelkurmay Başkanı Özkök'ün açıklamalarını aratmayacak tarzdadır. Zira "tam bağımsızlık'' gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin "olmazsa olmaz''ı olan bir "milli değer''in sayın komutanca tartışmaya açılır hale getirilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 3. maddede ihlal yapıldığı için Teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın adil yargılanmadığı yönünde verdiği kararla ilgili olarak "Biz bu konuda tarafız!'' açıklamasını yapma gereği duyması anlamlıdır.

"21. Yüzyıl ilişkiler ağında tam bağımsızlık kavramı üzerinde de düşünmek zorundayız. "Ulusların egemenlik haklarının belirli bir alanını, kendi arzusu ve kendi iradesi ile o kuruluşun karar mekanizmalarında yer alması kaydıyla ve o kuruluştan kendi arzusuyla çekilebilmesi mümkün olduğu sürece, uluslararası bir kuruluşa devretmesi acaba tam bağımsızlığı zedeler mi?" Sanırım bu soruyu tartışmalı ve bir uzlaşıya varmalıyız." diyerek kamuoyunu "ilginç bir uzlaşı"ya davet eden Başbuğ'a sözünü ettiği "karar mekanizması"nın hangi mekanizma olduğunu sormak lazımdır. Zira bu mekanizma içinde alınan kararların kimlerin çıkarlarına hizmet ettiği ve bu süreçte Türkiye'nin "ulusal çıkarlar" noktasında alacağı yara bizleri son derece yakından ilgilendiren konulardır. Ayrıca bu önemli noktanın "birileri"ni çok fazla ilgilendirmiyor olması da kafalarımızı karıştırmaktadır.

Ve Nutuk'tan küçük bir alıntı; "Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir." Şimdi Mustafa Kemal'in bu asil tesbit ve temennileri karşısında Hilmi ÖZKÖK gibilerin nasıl ve ne kadar Atatürkçü oldukları sorulacaktır.

"Biz Tarafız!'' 

 "Tam bağımsızlık kavramını esnetme girişimleri'' ile birlikte İlker Başbuğ'dan gelen ikinci bir adım da Teröristbaşı Öcalan'ın yeniden yargılanması konusuyla ilgili oldu. Sanki iki ülke arasında gerçekleşen krize göre konum belirleyen bir üçüncü ülke edasıyla "Biz tarafız!'' dedi kendileri! Tabi buna da şükür! Konunun karamizahı dahi kaldırmayacak denli ciddi olduğunun elbet bilincindeyiz ancak sanırız ki; aramızda bulunduğu konumun ne anlama geldiğinin yeterince bilincinde olmayanlar da vardır. Tabi umarız bu durum sadece bir "bilinç eksikliği''dir.

 Oysa: Yüce milletimizin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığına, toprak bütünlüğüne, bayrağına velhasıl her şeyine saldıran teröristbaşına karşı kesinlikle "taraf" olunamaz! Taraflık, "eşit şartlar"ı çağrıştırır ve bir "ilişkiler demeti"ni içerir.

Sayın İlker Başbuğ!

Ne siz, ne Türkiye, ne de TSK; teröristbaşı konusunda "taraf" olamazsınız! Bu olayın "karşı taraf"ı yoktur! Bu olayda tek "suçlu" vardır; o da ismi üzere tamamıyla intikam duygusundan haraket eden Öcalan'dır! Bu olayda "suçlunun karşısındaki taraf"; tam anlamıyla "devlet", tüm bireyleri ile "millet"tir! "Biz tarafız!" ifadesi en hafif anlamı ile "Bizi bu işe karıştırmayın ve sorumluluk altında bırakmayın!" anlamına gelir ki; böyle bir pozisyon da talep bile edilemez ve talihsizliktir!..

 Kısacası "Biz tarafız!" ifadesinin en net açıklaması "tarafsızlık"dır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin "bağımsızlık timsali" olan Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir kurum; "bitaraf olanın bertaraf olacağı gerçeği"ni en iyi özümsemesi gereken kurumların başındadır ve böylesi bir açıklama yapma lüksü de kesinlikle yoktur!

Bu ilginç açıklamalarla bir anda gündeme oturan Org. İlker Başbuğ, yakında ABD Genelkurmay Bşk. Yard. Org. Peter Pace ile biraraya gelerek "Türkiye ve ABD'nin Stratejik Bakış Açısı'' konulu bir konferansa katılacak olması da ilginçtir.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Tümgeneral Abidin Ünal, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Tümgeneral Hilmi Akın Zorlu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Tuğamiral Cem Gürdeniz, "1 Mart Tezkeresi'ni reddederek hata yaptık!'' açıklamasına imza atan  Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan ile Savunma Sanayi Müsteşarı Murat Bayar'ın da (acaba niye bir "havuç sepeti"yle gidiyoruz, o da merak konusu!) katılacağı konferans; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 6 Haziran'daki olası ABD ziyaretinden 2 gün önceye denk getirilmiştir!?.

Umarız Türkiye, savunma ve dış ilişkiler konularının masaya yatırılacağı bu üst düzey görüşmelerde de; "düzeltmede hayli zorlanılan alışıldık gaflar''la başbaşa bırakılmaz! Ayrıca orada da alıştırıldığımız üzere "teslimiyetçi ve suya sabuna dokunmayan açıklamalar" yapılmaya devam edilecek ise; doğrusu böylesi dış temasların olmaması, olmasından daha yeğdir...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin "Yıpratma Amaçlı Tüm Girişimler''e Yönelik Tavrı Nettir!

Bu Tavır da TARTIŞMAYA AÇILAMAZ!

 Netice olarak Türk Silahlı Kuvvetleri, yürütülen "geniş ölçekli çökertme planı'' dahilinde tıpkı "28 Şubat Süreci''nde olduğu gibi bir "yakın markaj'' içindedir. Bu durum, gösterimde olan işaretlere bakılarak kolaylıkla varılabilecek bir neticedir. Kuru bir itham değildir. Ancak şu da çok iyi bilinmelidir ki; Türk Ordusu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihi süreç içinde maruz kaldıkları tüm hain girişimlere aynı üslupla yanıt vermişlerdir. Yani şurası kesindir ki; Türkiye'nin bu konudaki kararlılığı hiçbir şekilde "TARTIŞMAYA AÇILAMAZ!'' Belki zaman biraz geç olabilir ama sonuç hep aynı olmuştur, öyle olmaya da devam edecektir..!

 

Yolsuzluk Dosyalarında,  İlginç Zamanlama!

AB dayatmalarının TSK ayağı üzerinden atılan adımlarıyla iyiden iyiye kıskaca alınan "askeri düzlem'', şimdi de ilginç bir zamanlama ile "yolsuzluk dosyaları'' ile gündemdedir. Göreve geldiği günden bu yana "yolsuzlukla mücadele'' konusunda hiçbir adım atmayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ne ilginçtir ki görev süresinin dolmasına çok yakın bir zamanda "yolsuzlukla mücadele'' girişimine start vermiştir. Tabi kendisini yürekten destekleyen Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün "motivasyon dolu açıklamalar''ını da unutmamak gerektir. Sayın Gönül, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün soruşturmalara izin vermesini taktirle karşılayıp ve "Sayın Özkök böyle bir başlangıç yapmasaydı süreci kesinlikle işletemezdik!" demektedir. Ve Hükümet ile TSK arasında birçok konuda "paralellik arzeden açıklamalar''ın akabinde çizilen bu "uyum tablosu'' da, bir çok "soru işareti" ve "kaygı"yı beraberinde getirmektedir!?

Ayrıca bu "ilginç zamanlama" konusuyla birlikte "açılan dosyaların dışında kalanlar'' takılıyor kafamıza! Acaba;

  • Eski Jandarma Genel Kom. Orgeneral Şener Eruygur,
  • Eski Deniz Kuvvetleri Genel Kom. Oramiral İlhami Erdil,

İle Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na (TSKGV) ait olan HAVELSAN (Hava Elektronik Sanayii) ve G.A.T.A. (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) dışında silahlı kuvvetler bünyesinde gerçekleştirilmiş başka yolsuzluk olayı yok mu? Eğer "Bizden kendi içimizdeki pislikleri temizlemeden sağlıklı işlev görmemiz beklenmesin!'' deniyorsa; sanırız bu "temizlik harekatı'' da "sağlıklı yöntemler'' ve "bütüncül bir bakış açısı''yla gerçekleştirilip "zülf-i yar''e de dokunulmalıdır!

TSK'dan Övgü Alan Kitabın Arka Yüzü

Ve http://www.gata.edu.tr/ adresinden giriş yapılabilecek olan G.A.T.A.'ya ait web sitesinin kütüphane-kitap özetleri kısmından övgü dolu özetine rastlayabileceğiniz bir kitap; Umut Bir Yöntem Olmaz (Hope is Not a Method Random House).

1996'da yayınlanan ve 1997 Haziranı'nda da Boyner Yayınları'ndan Türkiye Piyasaları'na sürülen kitap "Soğuk Savaş Dönemi Sonrasında Taşeronlaştırılan ABD Ordusu''na uygulanan "değişim stratejisi''ni konu alıyor ve ABD'nin son 15 yıllık operasyonları deşifre ediyor. Tıpkı Sayın Soros'un "sömürü''nün adını "demokrasi'' koyması gibi burada da "ordu gücünün taşeron firma haline getirilişi'' "değişim'' adı altında pazarlanıyor.!?

Peki, Hangi "Değişim''?

Çağlar önce "Değişmeyen tek şey değişimdir!'' diyen Ünlü Filozof Herakleitos gayet isabetli bir tespitte bulunmuş bulunmasına ama; mümkünse bu "değişim''lerin altından başka şeyler çıkmasın! Zira üzerinde yaşadığımız dünya coğrafyasında tüm ilişkiler, ilginç bir "aldatma zinciri''üzerine kurgulanmış durumda. Belki siz yanılmak istemeyebilirsiniz, ama "yanıltmak isteyenler'' son derece profesyonel!

 "Demokrasi'' diye elinizi uzatmışsınız, bir de bakmışsınız altından "emperyalizm'' çıkmış! "Bu galiba özgürlük!'' diyerek yaklaşacak olmuşsunuz, kendinizi bir anda "kafes''te buluvermişsiniz! Ne kadar da ilginç değil mi? "Demokrasi yemiyle sömürü'', "özgürlük vaadi ile kafesleme''... Hal böyle olunca, insan bu "değişim senaryolarının perde arkası''na daha dikkatli bakma gereği duyuyor ister istemez. Ve yazık ki gözlemlenen yine aynı kurgu!

İşte Eski ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Gordon R. Sullivan ile Michael V. Harper tarafından yazılan "Umut Bir Yöntem Olamaz" kitabı da bu "klasik kurgu"nun "tipik bir uzantı"sı. G.A.T.A.'nın kütüphanesinde; amacı "ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın 1989-1995 yıllarındaki dönüşümünü ve bu dönüşümün liderlere ışık tutan yönlerini arz etmektedir." şeklinde tanımlanan yapıt, aslında bambaşka noktalara ışık tutan bir kitap!

 Sitede anafikri "Her örgütü; öngörülmesi olanaksız bir gelecekte başarılı olmak üzere, yaratıcı ve uyumlu davranışları kendi kültüründe benimseyecek şekilde dönüştürmek mümkündür." Ifadesi ile özetlenen yapıt; açıklamadan da anlaşıldığı üzere bir "dönüşüm süreci"ni anlatıyor. Ne var ki bu "dönüşüm süreci" Soğuk Savaş Sonrası Dönem'de ABD Ordusu üzerinde yürütülen "araçlaştırma girişimi"nin oldukça "estetik bir ifade''si. Aslında bu "dönüştürme"nin en net ifadesi "taşeronlaştırmadır"! Yani Kurulmak istenen "Sion Krallığı"na giden yolda önemli bir adım daha atılmaktadır!.

 Ayrıca bu adım, aynı şekliyle başka zeminlere de uygulanacak bir adımdır. Mesela Türkiye! Neden mi? Böylesine "kilit bir coğrafya"da bu denli "donanımlı bir askeri güç" daha bulamazsınız da ondan! Yani "Kızım şimdi sana uyguluyorum ama gelinim sıra sana da gelecek!" anlamındadır.

Kitapla ilgili:

"Liderlik ve vizyon konuları sürekli gündemde olmasına rağmen eserin, her ikisini bilimsel bir tarzda meczederek sunması, bugün ile geleceği ilintilendirmedeki ve liderlik konusundaki iddialı yaklaşımı kitabı çekici hale getirmektedir."... Şeklindeki değerlendirmelerde, oltanın yutulduğunun kanıtıdır.

"BOP ve AB Köprüleri''nden Geçerken, TSK Üzerinden Yürüyenler!

İlk Adım; "Sivilleştirilen MGK''

Asıl adı "Vaadedilmiş Topraklara Erişim Projesi'' olan ancak "uluslararası arena''da "Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi'' olarak sunulan bir "büyük kıskaç''; ve bile bile talip olduğumuz bir "zorlu yol'' Avrupa Birliği...

Bu "riskli iki kanal'' üzerinde hareket etmeye çalışan Türkiye; diğer yandan da "politikasızlık politikası'' üzerinden giden bir "iktidarsız iktidar''la yol almaya çabalıyor. Daha doğrusu toplum oyalanıyor.

İşte bu "iç ve dış kuşatmalar'' dahilinde "Türkiye'ye zorla attırılan bir adım'' da "Milli Güvenlik Kurulu'nun sivilleştirilmesi'' oldu. "Kalifiye bir askeri güç'' olan Türk Silahlı Kuvvetleri; sözkonusu bu iki kanal tarafından da kullanılmak isteniyor aslında. Ne var ki; bu "donanımlı güvenlik birimi''nin fazla dolambaçlı yollara sapmadan "istenilen adımlar'' dahilinde sorunsuzca yönlendirilebilmesi için arıza çıkarabilecek birkaç noktanın da traşlanması gerekiyordu. İşte "Milli Güvenlik Kurulu'nun sivilleştirilerek etki ve yetkilerinin sınırlandırılması'' da bu "traşlama girişimleri''nden yalnızca biriydi. Zira reçetenin de, verilecek tavizlerin de sonu yoktu..!

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınabilmesi için gereken şartlar dahilinde Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nin sivil olması kuralını, kurul içindeki askeri üye sayısının azaltılması adımlarının izlemesi de bu uzayan zincirin "tipik bir halka''sı konumunda. Ayrıca 1999 Yılı'nda Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nden asker üyenin çıkartılması adımının AB tarafından istenilen değişiklikler için yeterli gelmemesi ve ilerleyen süreçte DGM'lerin komple kaldırılması durumu ile aynı şeyin askeri mahkemeler için de düşünülmesi konularının gündeme getirilmesi de diğer örnekler olarak sıralanabilir.

Sonuçta hedef; "askeri yeşil''den tamamıyla arındırılarak "sorunsuz'' hale getirilmiş "pembe'', yani uslu bir Türkiye... ''Uydu"luğu ve ''piyon"luğu kabullenmiş bir ülke!...

İkinci Adım; "MSB'ye Bağlı Bir TSK''

AB Üyeliği için istenilen değişiklikler kapsamında Teröristbaşı Öcalan ile ilgili gündeme getirilen "istismarlar'' da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve "terörle mücadele'' konusunda nice şehitler vermiş Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratan konuların başında geliyor. Ancak duruma göre şekil alan bu "dönemlik şantajlar''ın ötesinde bir hamle daha var ki; eğer gerçekleşirse ortada "askeri irade'' namına hiçbir şey kalmayacak. Bu "verimli hamle'' ise; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanarak; tamamen "satılmış siyasi irade''nin eline teslim edilmesidir.

İşte o zaman gelsin; "eline bir küresel icazet tutuşturulup iktidar koltuğuna oturtulan oyuncular'' eşliğinde kolayca yürütülüveren "siyonist planlar'', gelsin; "yeni dünya düzenleri'' ve "Avrupa Standartları'na taşınmış ancak sesi soluğu kesilivermiş bir Türkiye''...

Havanda Su Döven Bir Garip Ülke; Türkiye

AB Üyeliği Süreci'ndeki en kaygı verici taraf ise; şüphesiz verilen "tavizler''e mukabil alınacak "pozitif netice''nin hiçbir şekilde garanti olmaması. Daha önce de kerelerce altını çizdiğimiz bu husus, "uluslararası kamuoyu''nda yapılan yeni açıklamalarla süreklilik arzetmeye devam ediyor. "AB Yolu Atina ile Lefkoşa'dan geçer!'' diyen ve aynı zamanda da sayın başbakanın kadim dostu (!) olan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis (ki aslında AB Yolu'nun geçtiğine inandırıldığımız ve ne menem bir yanılsama olduğunu tarihin yazacağı bu ilginç merkezlerin en başında küreselleşmenin başkenti Tel Aviv gelir!), Almanya'daki seçim süreci sonrası başbakanlığına kesin gözüyle bakılan ve Türkiye'nin AB Üyeliği konusundaki menfi görüşleri kamuoyunca yakinen bilinen Alman Hıristiyan Demokratları'nın Lideri Angela Merkel, yakın dönem Türkiye teşriflerinde "veciz açıklamalar'' yapan ABD'li Prof. Dr. Samuel Paul Huntington ve referandumda AB Anayasası ile birlikte Türkiye'ye de "hayır'' diyen Fransa....

 Görüşler ve gelişmeler çok açık; ancak Türkiye'yi yönetenler her nedense keyifle devam ediyor bu talihsiz gidişe... Belki de ettiriliyor demek daha doğru! Zira ABD Dışişleri Bakanı Condolleezza Rıce'ın "Türkiye'ye hayırın bedeli ağır olur!'' şeklindeki "gaz verici açıklamalar''ı bize pek de dostane gelmiyor açıkçası! (Çünkü karşımızda "Türkiye'ye evet demeyin!'' diye ısrar eden bir Rice var aslında!) Tıpkı kendisinin ABD'nin Guantanamo Hapishanesi'nde Kur'an-ı Kerim'in tuvalete atılması olayına ilişkin yaptığı "üzgünüz açıklaması''nın biz Müslümanları tatmin etmeye yetmediği gibi! 

Ayrıca yakın zamanda gerçekleştirilen Türkiye ziyaretinde AB Üyeliği konusuna ilişkin alışıldık yorumlar yaparak "Türkiye AB'ye giremez!'' diyen ABD'li Profesör S. Huntington'un Atatürk İlkeleri'nin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki açıklamalarına İngiliz bir tarihçiden tepki gelmesi de hayli ilginç bir gelişme! "Atatürk İlkeleri'ni yeniden değerlendirin!'' diyen "uluslararası kamuoyu oluşturma misyonu'' ile görevli ideolog Huntigton'a bu konuyla ilgili yanıt veren İngiliz Tarihçi Adrew Mango, "Huntington da Lincoln'den vazgeçsin o zaman! Atatürk Türkiye'nin temelini atan kişidir!'' demiş.

 Sonuçta ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın, İngiliz Tarihçi Adrew Mango ve Türkiye'nin AB üyeliğine muhalif olan Müstakbel Alman Başbakanı Merkel'e "Bu konuda yorum yapmayınız! Türkiye'nin görüşme süreci başlatılmıştır!" diyerek uyarıda bulunan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'in bu açıklamları; klasik "iyi polis - kötü polis oyunu''nun "tipik birer parça''sı aslında. Ne var ki bu "alışıldık şaşırtmacalar''ın orta yerinde AB ve "İsrail ile ABD merkezli küresel güçler'' tarafından mütemadiyen çekiştirilen Türkiye, "içeride ve dışarıdaki kuvvetli dezenformasyon çalışmaları'' ve "küresel çemberin dışına çıkamayan siyasi irade''nin etkisiyle "kördövüşü''ne tabi tutulmaya devam ediliyor.

Tüm bu "aleyhteki gelişmeler''e mukabil, "Yapacağımız reformlar IMF değil, AB eksenli olacak!'' diyen bir ekonomi bakanı ve çiçeği burnunda bir başmüzakereci; Ali Babacan..!?

 "Küresel iradeye endeksli bir yapı olan IMF'' ile Avrupa Birliği arasındaki bağlantılardan bu denli bihaber olan ve "uluslararası arenadaki ince kurgular''ı bu kadar "kör bir bakış''la değerlendiren bir ekonomi bakanına ne söylenebilir ki... Anlaşılan Sayın Babacan'ın, "El yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz sanır!'' diyen atalarımızdan pek haberi yok...

SONUÇ

TÜM BU VERİLER EŞLİĞİNDE, TÜRKİYE ÜZERİNDE YÜRÜTÜLEN GENİŞ ÖLÇEKLİ ÇÖKERTME PLANI'NIN TSK AYAĞINI VE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ ÜZERİNDEN İŞLERLİK KAZANDIRILAN ÇÜRÜTME PLANINI DAHA NET OLARAK GÖREBİLMEK MÜMKÜN OLACAKTIR..

BU ÇÜRÜME ZİNCİRİNİN DİĞER HALKALARI ARASINDA İSE; HUKUK, İDARE, EKONOMİ GİBİ BİR ÇOK YAPIYI İÇİNE ALAN ZEMİNLER İLE BİRLİKTE MİT, YARGITAY, DANIŞTAY, RTÜK VE CUMHURBAŞKANLIĞI GİBİ ÖZEL KURUMLAR DA YERALACAKTIR. 

NETİCE OLARAK ŞU SÖYLENEBİLİR Kİ; İKTİDARSIZ İKTİDARLAR, MEDYATİK İLÜZYONLAR VE AB İLE BOP KISKACINDA EĞİLİP BÜKÜLEREK ŞEKİLLENDİRİLMEYE ÇALIŞILAN BU TÜRKİYE FOTOĞRAFI; BİRAZ DAHA SÜRDÜRÜLMEYE ÇALIŞILIRSA, KORKARIZ SAYIN BAŞBAKANIN RESMİNİ ÇİZDİĞİ ANCAK BİZİM GÖREBİLMEKTE EPEY ZORLANDIĞIMIZ O "HUZUR ATMOSFERİ'' PEK DE FAZLA SÜRMEYECEK...[1]

VE KUVAYI MİLLİYE, BU GAFLET, DALALET, HATTA HIYANET GİRİŞİMLERİNE KARŞI HERHALDE DURUMA EL KOYACAKTIR!"



[1] Sesar / 30 05 2005 / www.sesar.com.tr


Bu yazarin diger makaleleri

AMERİKA - RUSYA ÇEKİŞMESİ VE İSRAİL'İN ENDİŞESİ
Putin Ortadoks Kiliseyle işbirliği içinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i...
Devami
KUR'AN'A GÖRE; PEYGAMBERLER TARİHİ VE DEVRİM SÜRECİ *
*[1]     1. Adem(as): Sahife verildi, ahid alındı, Havva (eşi), iki...
Devami
AMERİKA AZIYOR, KENDİ KUYUSUNU KAZIYOR!
  Rafinerinin Robin Hood'u: Hugo Chavez!.. Güney Amerika ülkelerine öğretmen ve...
Devami
ARKADAŞLIK HUKUKUNU GÖZETMEK
İslam tasavvufunun en önemli yararlarından birisi de samimi ve seviyeli...
Devami
BİR DOSTA
  Şeytanlık düşünme, bumerang döner Kendi düşer, dosta; kuyu kazarın! Yalancının mumu,...
Devami
HERKES KENDİ AYARINDA!
Nice insan, dünyasına tapınır Putu yitse, günler ahu zar gelir! İnsan var...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4942

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR