Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün594
mod_vvisit_counterDün7992
mod_vvisit_counterBu Hafta8586
mod_vvisit_counterGeçen hafta49005
mod_vvisit_counterBu Ay83378
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15724009

IP'niz: 3.228.21.204
Bugün: 13 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11779522

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ERGENEKON VE İRAN'A OPERASYON BAĞLANTISIVE KAPATMA PAZARLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

Hadley: İran'a durumun ciddiyetini anlatıyoruz!

Ankaraya'ya günübirlik ziyarette bulunan ABD Başkanı Bush'un sağ kolu ve güvenlik danışmanı Stephen Hadley, hem Cenevre toplantısı öncesi hem İran'a mesajlar göndermiş, hem de NATO üyesi 11 ülkenin güvenlik danışmanlarıyla gizli bir zirve gerçekleştirmişti. Ankara Palas'taki toplantıya Başbakan Erdoğan'ın dış politika başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ev sahipliği etmişti. Hadley Ankara'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergun Saygun ile görüşüp "ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns Cenevre'ye önerimizin ciddiyetini ve diplomatik çabalarımızı göstermek için gidecek, müzakere için değil. İran, uranyum zenginleştirme programından vazgeçmediği müddetçe onlarla müzakere etmeyeceğiz" mesajı göndermişti.

Mutteki: İyi bir sonuç çıkacağını umuyoruz

İran Dış Bakanı Mutteki ise, Babacan ile görüştükleri konulardan birinin İran'ın nükleer çalışmalarıyla ilgili son durum olduğunu belirtip "Biz bu konuda sürekli istişare içindeyiz. Türkiye her zaman İran'ın nükleer faaliyetlerini takip ediyor ve biz burada Türkiye'nin İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili yapıcı tutumuna teşekkür ediyoruz" demişti. "İran uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçmeye hazır mı?" şeklindeki soruya kaçamak bir yanıt      vermişti. 

      "ABD'lilerden ilginç itiraf: İran'la iş yapmak istiyoruz!?"

İran'ın ABD ile olan ilişkilerine yönelik soru üzerine de Mutteki, son yıllarda, Amerika'dan çeşitli alanlarda İran'a gelmek isteyen birçok kişinin olduğunu belirterek, "Biz halklar arasındaki bu gelişmeyi destekliyoruz" diyerek: "Amerikalı iş adamlarının İran'la iş yapmak istediklerini, bunların bir kısmının İran'da faaliyet gösterdiğini kaydetmiş ve hassas koşullardan dolayı isim vermek istemediğini belirtmişti. Yoğun talep üzerine doğrudan uçuş önerisinde bulunduklarını ifade eden Mutteki, "Bir süre sonra Amerika'nın Amerikan usulüyle medya aracılığıyla İran'da çıkar koruma bürosu açması yönünde bir girişimleri oldu. ABD'nin İran'da böyle bir büro açmasıyla ilgili ve uçuş konusuyla ilgili bir görüşme olabilir diye düşünüyorum" demişti.

Ankara'daki İran zirvesini nasıl okuyoruz?

George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley Ankara'ya geliyordu. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile görüşüyordu. Bir gün sonra, İran Dışişleri Bakanı Manucehr Muttaki Ankara'ya koşuyordu. Adeta Ankara'da İran zirvesi yapılıyordu. Peki bu ziyaretlerin içeriği ve anlamı neydi?..

İran ile ABD arasındaki kriz hiçbir zaman bu kadar savaşa yaklaşmamıştı. Gariptir, yine aynı dönemde, iki güç arasında hiçbir zaman olmadığı kadar diyalog şansı ortaya çıkmıştı. Ve yine aynı dönemde, Türkiye, hiç olmadığı kadar belirleyici güç halini almıştı. Şimdi, Türkiye'nin İran ile ABD arasındaki krizi yumuşatmak için tarihi rol üslenme aşamasındaydı.

İran; "ABD'nin otuz iki üssünü vururuz" derken, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, "İran'a saldırı olursa üçüncü dünya savaşı çıkar" derken, ABD'nin füze sistemlerinden sorumlu ismi "İran yakın gelecekte ABD'yi bile vurabilir" derken, İsrail Washington'u tahrik etmeye devam ederken birdenbire Cenevre'de İran'ın nükleer çalışmaları için çok önemli bir toplantı yapılıyor ve Tahran'a; "Uranyum zenginleştirme, bunun dışında  istediğini yap. Hatta sana destek verelim" deniyordu. Zaten krizin sebebi de burada, Tahran'ın nükleer teknolojide yakıt bağımsızlığını elde etmek istemesinde yatıyordu. Ama yapılan toplantının önemi bu değildi. Toplantıya ABD de katılıyor, gerçi taraflar görüşmüyor ama aynı masada oturuyordu!.

Aynı dönemde başka neler oluyordu?

ABD, Tahran'da ofis açmayı düşünüyor ve 1990'dan beri diplomatik ilişki kurmayan, bunun için Tahran'daki İsviçre Büyükelçiliği'ni kullanan iki ülke ilk kez bu denli yakınlaşıyordu. Bir yandan İran, füze şovlarına ve Basra Körfezi'ndeki dev tatbikatlara devam ediyor, öte taraftan Ahmedinejad, iki ülke arasında doğrudan görüşme olabileceğini belirterek, "yeter ki ABD  ön şart koşmasın" diyordu. Savaş ve barış açıklamaları aynı anda yapılabiliyordu.

Bu kadar mı?Hayır asıl gelişme bundan sonraydı. George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley Ankara'ya geliyor, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile görüşüyor, bir gün sonra, İran Dışişleri Bakanı Manucehr Muttaki Ankara'ya çağrılıyordu. Adeta Ankara'da İran zirvesi yapılıyordu. Biz bunu açıkça şöyle diyelim: Türkiye, İran ile ABD arasında arabuluculuk güya tarihi bir rol oynuyordu..

"Buradan itibaren Türkiye'ye, bugünkü kavga gürültü içinde göremediğimiz gerçeklere odaklanmak gerekiyordu.

"Türkiye, içerideki köklü değişimden daha kararlı ve başarılı biçimde bölgesel düzeyde güç devşiriyor. Bu açılımı da, "merkez ülke olma" olarak belirlemiş. Lübnan'daki sorunla yakından ilgileniyor. Suriye ile "çok yakın" ortaklıklara giriyor. Suriye'nin en büyük endişesi olan İsrail'le arasında diyalog kuruyor ve tarafları İstanbul'da pazarlığa oturtuyor. Ankara'ya çağrılan büyükelçilere, bu yeni süreçle ilgili bilgiler aktarılıyor. Konuşmalara bakılırsa, yakında Rusya, Çin ve Orta Asya'ya yönelik ciddi girişimler başlatılacak. Aynı Türkiye, Irak'la her alanda "entegrasyon" anlaşmaları imzalıyor, bir çok kurumun adeta bir ülke gibi çalışmasının temellerini atıyor. Türkiye, Irak'la yaptığı anlaşmaları bölgedeki bütün komşularıyla yapmayı planlıyor.

Krizlere müdahale eden, barış/diyalog önerebilen, sözünü dinletebilen bir ülkenin amacına ulaşması, hele dünyanın bu geçiş dönemindeki fırsatlarla birlikte düşünüldüğünde, hiç de zor değil. Ve bu amaç, bölge ülkesi, cephe ülkesi değil de "merkez ülke" olarak belirlenmiş durumda"

Diyen sevgili İbrahim karagül, acaba "ABD'nin İran'a saldırı tuzağında, AKP'yi taşeron olarak kullanma niyetini" hiç hesaba katmıyor muydu?

Bu taşeronluk hizmetiyle tabanında, teşkilatında ve Türk toplumunda aşırı yıpranmaktan korkan AKP'ye, İran'a karşı "Biz sizi çağırıp uyardık.. Başınıza gelenleri dostça hatırlattık. Ama siz inadınızı bırakmadınız.!" bahanesi üretmek üzere planlanmış bir senaryoda figüranlık yaptırıldığını fark etmiyor muydu, yoksa bun AKP'ye yakıştırmıyor muydu?

Amerika'nın Irak işgalinde, aynı hikmet ve mazeretlerle Recep T. Erdoğan ve şürekasını kullandığını hiç hatırlamıyor muydu? Oysa, İran'a yönelik bir saldırı sırasında, Türkiye'nin ABD'ye destek vermesi karşılığı, AKP'nin kapatılmaması için özel girişim ve garantiler sağlandığı konuşulup yazılıyordu. Zavallı AKP, avcının kekliğe verdiği tuzak yemleri, ikram sanıyordu! Çünkü AKP kapatılmıyor, ama kökten rehin alınıyor ve "kapatma" yapılıyordu!

Fıkra: AKP'nin akibeti

Erdoğan, kapatma davasının kapanmasından sonra eğer gevşer de Ergenekon'u ciddiye almazsa sonunun nereye çıkacağına dair internette bir Temel fıkrası dolaşıyor, bu günlerde:Avcılar, Temel'in önderliğinde ormanda ilerliyormuş. Karşılarına küçük bir delik çıkmış. Temel: "- Yatın, tavşan deliği" demiş. Yatmışlar. Delikten tavşan çıkmış. Avlayıp yola devam etmişler. Yolda bakmışlar, daha büyük bir delik... Temel: "- Yatın tilki deliği" demiş. Yatmışlar. Tilki çıkmış, vurmuşlar.. Sonra delik büyümüş: "- Yatın ayı ini" diye bağırmış Temel... Ayıyı da avlamışlar. Temel'in her şeyi bilmesinin rahatlığıyla keyiflenmiş avcılar... Bir süre sonra kocaman bir delik çıkmış karşılarına... Temel'e bakmışlar. Temel: "- Uşaklar" demiş, "...ne çikacağunu bilmeyrum. Siz yatın, ne çikarsa bahtumuza!" Ertesi gün gazetelerde şu haber varmış: "Dört avcı, tren altında kaldı."

ABD, AKP'ye: İran desteğine karşı, partinizi kapattırmama sözü veriyoruz!?"

Adı Marc Parris. ABD'nin eski Türkiye büyükelçisi. Tescilli CIA hizmetkârı ve MOSSAD'ın adamı. İşte bu Yahudi işi gücü bırakmış  habire mesaj pompalıyordu.

Son beyanı ilginçti: "AKP'nin kapatılması bir ay öncesine oranla daha az ihtimal..." diyordu.. Tam bir komedi yaşanıyordu. Adam ta Washington'dan, henüz görülmemiş bir dava hakkında adeta kesin hüküm koyuyordu... Behey adam, kararı verecek olan Washington Yahudi Lobileri değil, Türk mahkemesi, sen nasıl hüküm yürütürsün? diye sorulmuyordu.

Daha ilginçi bu hale rağmen, Masonik matbuatımız böyle bir adamın sözlerini manşete taşıyor ve "AKP kapatılmayacak" belgesi gibi sunuyordu. Adam genel vali midir ki onun sözlerini manşet yapıyorsunuz? Bu görüntü bile Türkiye'nin dolaylı olarak sömürgeleşmesinin adeta acı kanıtı değil miydi? Dezenformasyon dediğiniz işte böyle bir şeydi..

Gelelim verilen mesajın açılımına: Bizim analizimiz Marc Parris'in verdiği o mesajın İran'a müdahale bağlamında anlam içerdiğidir. Paris; İran'a müdahalede yanımda ol, AKP'yi kapattırmayayım mesajını gönderiyordu."3 Ve şimdilik, İran'a saldıracak olan kuduz sırtlanlar kazanmış gibi görünüyordu. "Kapatılmaktan kurtulduk!" diye bayram eden AKP'liler ise, İran saldırısına ortak olmanın başlarına hangi belalar açacağını ise maalesef düşünmüyordu.

"İran'ı vuralım" lobisi yenildi zannediyoruz!..

Washington, politikasında önemli bir değişiklik yapıyor ve ilk etapta, Tahran'la üst düzeyde görüşme, bu görüşmenin amacına ulaşması halinde de İran'a uzun süreli diplomat gönderme fikrini benimsiyordu.

Bütün bu nükleer pazarlık süresince, İran'ın gözünün hep ABD'de olduğu ve ikili ilişkilerde normalleşme yönünde bir işaretin Tahran nezdinde diğer bütün teşviklerden daha büyük değer taşıdığı düşünüldüğünde, yakalanan fırsatın önemi daha iyi anlaşılıyordu.

Hemen söyleyelim; bu fırsat Bush yönetiminin içindeki "İran'ı vuralım" lobisine rağmen ve büyük ölçüde Avrupa Birliği'nin bastırması sayesinde yakalanıyordu.

Şu da denebilir: AB'nin Dış Politika Şefi Javier Solana ile ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın fendi, Washington'da Başkan Yardımcısı Dick Cheney'le yakınlığı süren neo-con tayfayı ve İsrail'deki şahinleri şimdilik yenmiş görünüyor" diyen Yasemin Çongar, bizce boşuna ümitleniyordu. Çünkü şeytan kan istiyordu.

Amerikanın mesajlarına mı bel bağlıyoruz?

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Paris, Washington'da, Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi-CSIS tarafından düzenlenen bir toplantıda, yeni döndüğü Türkiye'deki yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmeler yapıyordu...

Parris, yolsuzluğun AKP'ye bulaştığının ortaya çıktığını ve bu anlamda da, AKP hükümetinin selefleri ile 'aynı kültürü paylaştığının görüldüğünü' kaydediyordu.  Ardından da, AKP'nin liberal demokrasiye bağlı olup olmadığının da soru işaretlerine yol açtığını söylüyordu.  Liberal ve Batı yanlısı kesimin, son bir ayda aksi yönde eğilimleri göstermesine rağmen, 'Parti kapatılmasına karşıyız ama bu kez olabilir' yönünde fikirleri olduğunu vurguluyor.  Reformlarla, bazıları şiddete eğilimli olan Kemalistler'in marjinalize edileceğini kaydediyor...  Askerlerin içinde farklı renkler olduğunun görüldüğünü ve Hilmi Özkök örneği ile emekli askerlerin daha fazla siyasi rol oynamaya başlayabileceğini belirtiyordu.

Parris, '3. güçler' dediği kesimin polis içinde güçlü olduğunu ve savcıları etkileyebildiklerine dikkat çekiyordu. Ve şöyle devam ediyordu: 'Erdoğan adına mı hareket ediyorlar bilmiyorum. Ama Erdoğan'ı devirmek isteyenlerin kazanmasını istemiyorlar" şeklinde sevinen Mehmet Atlan zavallısı, hala  ABD'nin ve Yahudi Lobilerinin tanrılığına inanıyor ve kendisini avutuyordu. Oysa AKP bu tavrıyla, sadece kendisinin değil, figüranlık yaptığı Amerika'nın da acı sonunu hazırlıyordu.

MİT'çi Mahir Kaynak'ın ise, süper güçlere tapındığını zaten biliyoruz!

Şöyle diyordu: 

"Bir savaşta halka yansıtılanlar çatışmalarla ilgili bilgilerle sınırlı kalır. Taraflar kendi birliklerinin zaferlerini, askerlerinin kahramanlıklarını ve giderek nihai amaca ulaşıldığını anlatır. Bunlara bakarak mücadelenin seyrini anlayamayız. Ancak taraflardan birinin somut başarıları, yani ele geçirdiği alanlar bir anlam ifade edebilir.

Çoğunlukla savaşın nedeni, söylenenden farklıdır. İlan edilen sebep sıradan insanın duygularını aksettiren, derinliği olmayan cinstendir ve mutlaka karşı taraf haksız gösterilir. Yani her çatışma ikisi de haksız ya da haklı olan taraflar arasında geçmektedir.

Ergenekon davasında cepheden birçok bilgi ve belge geliyor ama, karargahlardan hiç haberimiz olmuyor. Olay bize hukuk dışı davranışları olanların tespiti ve yargılanması olarak sunuluyor. Medyanın bir bölümü hangi karanlık senaryoların gerçekleştirilmeye çalışıldığını anlatırken diğeri finansör ilan edilen kişinin beş parasız öldüğünü söyleyerek iddiaların temelsiz olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Cevaplandıracağımız ilk soru "olayın, hukuk dışı bir yapılanmanın ortaya çıkarılmasından ibaret olup olmadığıdır". Eğer böyleyse bizim konumumuz tartışmalı bir cinayet davasına duyduğumuz ilgiye benzetilebilir. Sonucu merak edebiliriz, ama bu sonuç hayatımızı etkilemeyeceği için önemsenmeyecektir.

Eğer bunların sonucu, herkesi etkileyecek siyasi bir mücadele söz konusu ise ve hukuk dışı eylemler bu büyük çatışmanın kapışma alanlarından ibaretse, o takdirde karargahlarda nelerin olduğunu bilmemiz gerekir. Taraflardan biri hukuk dışı yapılanmaları gündeme taşırken diğeri, eğer inisiyatifi ele geçirirse, yolsuzluk dosyalarını ileri sürmeye hazırlanıyor demektir. Ya olayı hukuk boyutunda göreceğiz, ya da karargahlara girip savaşın nasıl yürütüldüğünü çözeceğiz.

Olay siyasidir, ama bu, "hukuku ilgilendiren bir yanı olmadığı, ortaya atılan iddiaların düzmece senaryolara dayandığı" anlamını taşımaz. Sadece yıllardan beri bilinen bir takım ilişkiler, şimdi gün yüzüne çıkarılmış ve yargıya taşınmıştır. Yargı, önüne konulan bu konuyu sonuçlandırmak zorundadır ama, süreci o başlatmamıştır.

Bulunduğumuz aşama; "taraflardan birinin diğerine savaş açması" olarak algılanabilir. Gördüğümüz fotoğraflar cephede çekilmiştir ve bu fotoğrafta yer alanlar ülkenin yönünü değiştirebilecek güçte değildir. Onlar cephedeki asker ve subaylar gibidir. Cephe komutanını esir almak önemli bir başarıdır, ancak sonucu ilan etmeye yetmemektedir" diyor ve bu felsefi görüşten sonra iman ettiği "çok uluslu küresel güçlere" yani siyonizme rağmen hiçbir şeyin yapılamayacağını ve başarılı olamayacağını hatırlatarak bitiriyor. O'nun görevinin bu olduğu zaten biliniyor..

"Karargahlar her zaman çok ulusludur; yani çatışmalar ülkeler arasında değil, bloklar arasındadır. Bu karargahlara ulaşmak için çok iyi korunan karanlık dehlizlerden geçmek lazımdır. Başka bir yol da; yapılanlara bakarak, buralarda ne gibi kararlar alındığını değerlendirmektir ve bizim başka bir seçeneğimiz bulunmamaktadır.

Şu andaki değerlendirmemi şöyle özetleyebilirim: Ulusalcı denilen kanadın tasfiyesi diğerinin zaferi sayılmamalıdır. Asıl amaç ulusalcıları tasfiye etmek ve bunun sonucu olarak küreselciliği gereksiz hale getirmektir. (Her halde Ilımlı İslamcılar da, masonik ulusalcılar da dış merkezlerin güdümündedir.. Yazık bunların boğuşması ve birbirini yıpratması, küreselcilere karşı milli cepheyi güçlendirecektir" demek istiyor ve hayıflanıyordu. M.Ç.)

Bir oyunun iki boyutu vardır: Birisi, sonuçlarının yaratacağı etkiler; diğeri bu oyunu seyretmenin yarattığı heyecandır. Ulusalcı karşıtlarının aslında nasıl kendilerini tasfiye ettiklerini seyretmek heyecan verici olmaktadır."4 Sözleriyle, AKP'nin ABD'nin himayesine teslimiyet gösterip, İran müdahalesinde taşeronluk rolü üstlenip, kendisini garantiye almasını salık veriyordu.

Her şeye rağmen kutlu hedefe doğru yaklaşıyoruz

İnancım ve imanım gereği ben geleceği karanlık görenlerden olmadım, olamam, olmayacağım... Aksi taktirde, bana göre 'imandan çıkma' çizgisine kayarım.Allah korusun... Allah şaşırtmasın...

Neden mi umutvarım? Neden mi bu kadar ısrarlıyım?

"Allah'ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez." (Tevbe: 32)

Demek ki 'Allah nurunu' tamamlayacaktır...

Bir başka ısrarımı ve sebebini de sizlerle paylaşmak istiyorum;

"Hiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." (Hicr: 9)

Biz bu Ayet-i Kerime'yi kendi imanımız ve anlayışımızla şöyle değerlendiriyoruz: Kur'an-ı Kerim'in en samimi ve en metin muhafızlar içinde Türkler ön sıradadır. Türkler kurdukları devletlerde Kur'an-ı Kerim'e karşı oldukça saygılı olmuş ve sahip çıkmışlar, Kur'an-ı Kerime yönelik her türlü hakaret ve hıyaneti kendilerine yönelmiş olarak kabul edip gereğini yapmışlardır. Bu demektir ki: Türkler Kur'an-ı Kerim'e karşı bu saygı ve bağlılıklarını yitirmedikçe, Kıyamet'e dek ayakta kalacaklardır. Ki bundan da en ufak bir şüphemiz bulunmamaktadır.

"Ergenekon" soruşturmasını bir dış operasyon sayıyoruz..

"Ergenekon" soruşturması bir dış operasyon şeklinde okunmalıdır. Türkiye'deki tarafların neredeyse tamamı da bu operasyonun bilerek ya da bilmeyerek birer maşasıdır. Bu gerçeği aklı başında olan herkesin görmesi lazımdır. Ama sonuçta bu hesaplaşmadan, mecburen "Milli Derin Devlet" diye nitelendirdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti kârlı çıkacak ve bağırsaklar temizlenmiş olacaktır.

Ancak işin en komik tarafı, bu dış operasyonun AKP mantığı ile yapılıyor olmasıdır. Nasıl mı?

Malumlarınız olduğu üzere AKP, bütün siyasi melanetlerini "Torba Yasa" çalışmaları içinde TBMM'den geçirmektedir. "Ergenekon" operasyonunu tezgahlayanlar da bunu "Torba Operasyonu" şeklinde yürütmektedir.

Bu torba operasyonun bir ayağı şöyledir:

Taraf'lı travma medyası, yani işbirlikçilik yapan bu Siyonistlerin maşası karşı devrim medyası Emekli General Levent Ersöz'ün bir Rus Silah şirketi ile olan ilişkilerini son günlerde "pehlivan tefrikası" haline getirilmiştir. Peki ama neden?

Tarihini özellikle yazmıyoruz, çünkü değerli bir emekli Türk generaline zarar gelmesini istemiyoruz. Son 10 yıl içinde bir Hava Pilot Tümgeneral Yüksek Askeri Şura kararı ile emekli edildi. Aslınsa emeklilik yerine terfi ettirilmesi gereken bir Tümgeneraldi. Nedeni gayet basitti. Bu Tümgeneral görevi esnasında birliğinde yapılacak modernizasyon çalışmaları konusunda komutanlığa mealen şu teklifi getirmişti:

'Uzay Teknolojisi hem Türkiye'nin, hem de masum ve mazlum milletlerin geleceği için oldukça önemli ve değerlidir. Bu güne kadar yapılan tüm modernizasyon faaliyetlerimiz ABD-İSRAİL başta olmak üzere, batılı ülkelerin ve (NATO) üyelerinin teknolojileri esas alınarak yürütülmektedir. Ancak, bizler her türlü ihtimali göz önüne almak durumundayız ve bu kez sorumluluk alanımda yapılacak modernizasyon çalışmalarında Rus Teknolojisi'nin kullanılmasının önünü açmalıyız. İstikbalde, batılıların arkalarında ve yanlarında olan bazı toplulukların Türkiye'ye karşı uygulayabileceği ekonomik ve teknolojik bir ambargoda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin savunmasının geçici süre ile de olsa zafiyete uğratılmamasının yegane yolu budur.'

İşte büyük bir olasılıkla Emekli General Levent Ersöz'ün de, bu olası tehdidi önlemek amacıyla Rus şirketleri ile birlikte çalıştığı anlaşılmaktadır.

Bunu bambaşka yönlere kaydırmak ve bu yolla hem Türk Silahlı Kuvvetleri'ni, hem şerefli askerlerimizi karalamak; "Ergenekon" operasyonuna hizmet etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

Öyle ümit ediyoruz ki, bu sürecin en etkili kısmı, 2008 içinde tamamlanacak ve iddialara gerçeklik ve geçerlilik kazandırmak üzere kasıtlı olarak bu operasyona dahil edilen ve sayıları sekiz-on kişiyi geçmeyen  seçme ve kesin suçlular dışında tutuklanmış şahıslar beraat edecektir. Ancak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Türk Milleti'ne, Türk Ülkesine, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne dolayısıyla bölgemizdeki masum ve mazlum milletlere olacaktır. Nihai amaç ta zaten bu değil midir?5













3 Sebahattin Önkibar / Yeniçağ

4  Star

5 Cem Yaren



Bu yazarin diger makaleleri

DAVAM VE DUAM (ŞİİR)
  DAVAM VE DUAM      Günahkâr bir kulum, aciz insanım Nolur afveyleyip, ğufran...
Devami
NE SANDINIZ, NE ÇIKTI?
  Kur’an yerine kafanı, ölçü yapınca şaşırdın Kanmıştın ak-pak ismine, bülbül sandın...
Devami
ACEP SÖYLESEM Mİ, SÖYLEMESEM Mİ? (ŞİİR)
  ACEP SÖYLESEM Mİ, SÖYLEMESEM Mİ?   Çelikleşme hamlesiymiş, cılk yumurta civciv vermez Hem...
Devami
DOMUZ GRİBİ, Milyarlarca Dolarlık Aşı Satmak Üzere KASITLI MI ÇIKARILDI?
İlaç ve hastalık sektörü vurgun peşindeydi Dünyayı saran son hastalık domuz...
Devami
ZAFER, MAKSUDA ERMEKMİŞ... (ŞİİR)
  ZAFER, MAKSUDA ERMEKMİŞ...      Emaneti gökler ve yer, değil insan yüklenmiştir İman...
Devami
EY DOST BENDEN OLMUŞUM
 Sen gülersen, güller açar gönlümde Ben beni unutup, “benden” olmuşum! Nur melekler,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2564

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR