Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün975
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta975
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay127478
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16765453

IP'niz: 3.238.184.78
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189703

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ELAZIĞ'LI HACI HAYDAR EFENDİ HAZRETLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 52
ZayıfMükemmel 

 

ELAZIĞ'LI HACI HAYDAR EFENDİ HAZRETLERİ

(1906 - 9 Ocak 1979)

1906 yılında Elazığ'ın Palu kazasında dünyaya geldi. Babası Maden kazasından Palu'ya gelmiş Adliye Mübaşiri Derviş Cemil Efendi, anası Askerlik Şube Başkanı Harputlu Muharrem Zabun Efendinin kızı Hayriye hanımdır.6 yaşında annesini 10 yaşında babasını kaybedip öksüz ve yetim kalan Haydar Efendi, ablası Leyla hanımın himayesinde kalır. Bu arada berberlik yapan eniştesinin yanında çıraklığa başlamıştır.

H.Haydar Efendi.JPG 

Küçük yaştan itibaren Cemşit Bey medresesinde Molla Selim Hoca'dan Kur'anı Kerim ve temel İslami bilgiler dersleri alan ve devamlı ilim ve zikir toplantılarına katılıp gönüllü hizmet sunan Haydar Efendi, 17 yaşına gelince Palu'nun Savuna köyündeki Kadri şeyhi Hacı Muhammed Babaya bağlanır.18 yaşında kızı Hayriye hanımın annesi Hatun hanımla ilk evliliğini yapmıştır. Evinin bir odasını çilehane yapıp sürekli ibadet ve riyazet hayatına yönelen Haydar Efendi, şeyhinin ikazı üzerine, din-dünya dengesini yeniden kurmaya uğraşmış ve bir arkadaşıyla birlikte açtığı berber dükkânında çalışmaya başlamıştır. Bu dükkân aynı zamanda bir sohbet ve manevi hizmet durağıdır.

Burada şartların ve kışkırtmaların baskısı sonucu, 1925 yılında Şeyh Said Efendinin başlattığı harekete karşı olmasına ve asla karışmamasına rağmen, sürekli takibe ve tacize uğramıştır.

Çünkü silahlı çatışmanın ancak dış düşmanlara karşı yapılacağına, ülke içindeki yanlışlık ve haksızlıkların silahla değil, islah ve irşadla ortada kaldırılacağına inanmaktadır. Ve böyle bir girişime "manen de müsaade edilmediğini bizlere aktarmıştır.

Askere gitmeden hanımı vefat eden Haydar Efendi Abdul Cemil ve Abdulkadir Efendilerin anası olan Edeviye hanımla ikinci evliliğini yapmıştır.

Şeyhi Hacı Muhammed Baba hazretleri vefatından önce kendisine icazet ve hilafet verip, tekke hizmetlerini Haydar Efendiye bırakmıştır. Tarhanalı Sofu Cuma, Tepecikli Mehmet Baba ve şeyhinin oğlu Hacı Ömer Efendilerle defalarca itikâfa oturan Haydar Baba, maneviyat okyanusunda yol almaktadır. Ama o, şeyhlikten ziyade şagirtliğe talip olmuş ve maksuduna ulaşma ve olgunlaşma yolculuğunda yeni bir rehbere ihtiyaç duyarak, Nakşi-Halidi şeyhi Ali Sebti hazretlerinin müridi ve oğlu Hasan Efendinin halifesi olan ve yüz yaşını aşmış bulunan, Karaçor Mir Mehmet köyünde yaşayan Hacı Cuma Hocaefendiden teberrüken Nakşi derside alıp, evinin samanlığında gizli bir yer ayarlayıp 40 gün çileye oturmuştur. Ama 30 gün sonra bir jandarma baskını ihbarı üzerine, oradan ayrılıp evine gelmiş ve yeniden 40 gün oturmak suretiyle, çilesini 70 günde tamamlamıştır. Yüzden ziyade itikâfa (10 gün), 4 sefer çileye (40 gün) oturan ve kelimenin tam anlamıyla abid ve zahit bir hayat yaşayan Haydar Baba'ya, Hacı Cuma Hoca Efendi tarafından, ruhani meclis kararı ve ihbarı üzerine, "irşat icazeti" teslim edilmiş, ardından Seyyid Ahmedi Rufai, Mevlana Celaleddini Rumi, şeyh Mahmud Samini gibi pirler tarafından da manen izin verilmiştir.

İrşat hizmetlerinin bereketlenip, himmet ve hizmet halkasının giderek genişlemesi, Gözerekli Molla Muhammed, Saraçorlu Molla Ahmet ve Yığlı Molla Bahri başta olmak üzere onlarca âlimin ve binlerce mü'minin bu vesile ile ibadet ve istikamet yoluna girmesi; hem düzenin hem de bazı hasetçilerin dikkatini çekmiş ve 1945 yılında Eskişehir Kırka nahiyesine sürgüne gönderilmiştir. Gurbetlik, hasretlik ve fakirlik felaketlerinin sonucu eşi Edeviye Hanım felç olup bir müddet sonra vefat etmiş, Haydar Baba, Kırka eşrafından Feyzi Efendinin dul kızı Satı Hanımla evlenmiştir.1947 de Palu'ya dönmesine izin verilir.1952 yılında Suriye, Lübnan üzerinden hacca gider. Lübnan da bilet alıp Cidde'ye gidecek geminin kalkmasını beklerken, hiç tanımadığı bir genç gelip, kendisini ikna ederek, gemiden vazgeçip, uçakla gönderir. O sene gemiyle gelenler, çok gecikmiş ve Arafat'a yetişememiştir.

Bir gece yarısı Beytullaha karşı o zaman henüz mermer döşenmemiş kumlar üzerinde diz çökmüş otururken içinden "Ya Rabbi, bu aciz kulunun ziyaretinin makbuliyetine bir alamet olarak Beytullahın içinde iki rekât namaz kılmayı lütfet" diye geçirir. Başını kaldırınca Kâbe'nin kapısının açık olduğunu görür. Oraya yaklaşınca tanımadığı kişilerin yardımıyla sarkıtılan bir tel merdivenle yukarı çıkıp içeri girmiş ve Beytullahın 4. duvarına doğru namaz kılıp dua etmek mutluluğuna erişmiştir.

Ve yine hacda iken çok ağır bir hastalığa yakalanır ve yerinden kalkamaz hale gelir. İçinden "Ya Rabbi, benden her türlü uyku ve yorgunluğu kaldır ki, bu mukaddes mekânlarda ve bu mübarek zamanlarımı hep sana ibadet ve hizmetle değerlendireyim diye niyazda bulundum. Oysa bu durumda nafileleri değil, farz ibadetlerimi dahi yapamaz oldum" diye sızlanınca, mana âleminde kendisinde "Kulum senin asıl amacın ibadet midir, yoksa benim rızamı elde etmek midir? Ben seni bu halinle severim, rızama ve huzuruma bu şekilde eriştiririm" ikazıyla ferahlanıp, şükretmiştir. Bunu bizlere "Allah'ın rızasını unutup, ibadete ibadet etmek" hatasına düşmemek için anlatıp dikkatimizi çekmiştir.

Daha önce her türlü siyasi çekişmenin dışında kalan ve sevenlerini de siyasetten sakındıran Hacı Haydar Efendi, Milli Görüş'ün ortaya çıkmasıyla tavrını değiştirir. Erbakan Hoca'nın sıradan bir parti propagandası ve diğerleri gibi makam-menfaat kavgası peşinde olmadığını; siyaset vesilesiyle, manevi, ahlaki ve insani bir hizmet yaptığını ve bu hareketin çok mutlu ve muhteşem sona ulaşacağını özellikle belirtir ve her fırsatta dua ve destek verir. Ve bazı talebelerine, bu kutlu harekette pek çok fitne ve hıyanetlerin yaşanacağını, bu hak davaya ve Erbakan Hoca'ya sadık kalanların kurtulup zafere ulaşacağını bildirmiştir.

1978 yılında verdikleri ani bir kararla Palu'da gelip Elazığ'a yerleşmiş, 9-Ocak-1979 tarihinde ise yıllardır müzdarib olduğu şeker hastalığın şiddetlenmesi sebebiyle 74 yaşında darı bekaya göç etmişlerdir.

Vefatının 26.cı yıldönümü münasebetiyle; Milli Görüş hareketine ve Mutlu Mehdiyet Medeniyetine alt yapı hazırlayan çok önemli manevi mimarlardan birisi olan Elazığ-Palulu Hacı Haydar Baba Hazretlerini dualar ve şükranlarla anıyor, O'nun izinde ve çizgisinde yürüyen bütün sevenlerine selam ve saygılar sunuyoruz.

Mübarek ruhuna bağışlanmak üzere El fatiha !..

Bir ağabeyimizin anlayıp hatırladığı ve bize aktardığı şekliyle Haydar Baba'dan hikmet ve ibret öğütleri:

"Dervişlerimizden öyleleri var ki, yıllarca ve ihlâsla sabredip sürdürdükleri ibadet ve istikametleriyle, manen paşa rütbeleri takılmış kimselerdir. Bunların çoğundan kendileri de habersizdir. Ama bazıları da var ki, şöhreti dillerde gezer, ama hala onbaşı bile değildir."

"Manevi rütbeler, hâşâ benim değil Allah'ın elindedir. O da herkesin niyetine ve gayretine göredir. Ben de sizin gibi Cenab-ı Hakkın rahmet ve inayetine ve O'nun hizmetine muhtaç birisiyimdir."

"Hanımlarınız sizin kulunuz ve köleniz değil, hayat arkadaşınız ve Allah'ın emanetidir. Onlara hakaret ve haksızlığa devam edenler, zalimler sınıfına kaydedilecektir."

"İnsanlarla ve hele yakınlarınız ve komşularınızla münakaşa ve kavgadan uzak durunuz.Size sataşılsa bile, bir kulağınız ağır, öteki kökten sağır olsun.. Oradan selametle savuşun... Az bir haksızlığa sabretmezseniz başınıza büyük belaların açılmasından korkun!"

"Kuru lafla, ve boş tavayla bir yere varılmaz. Canını yormayan canana kavuşmaz... Allah'ı seven ve saygı gösteren kimse, O'nun zikrinden usanmaz ve Kur'anın çizgisinden sapmaz!"

"Efendi oyumuzu, hangi partiye verelim? diye, aslında danışmak değil ortalığı karıştırmak niyetiyle soran birisine: "Siz somun (ekmek) mi yersiniz, yoksa saman mı yersiniz? Saman yiyenlere (yani insan görünümlü hayvanat ekibine) laf anlatmak gereksiz... Ama samanla somunun farkını bilecek kadar akılınız ve vicdanınız varsa, Kur'ana davet edenle, şeytana davet edenleri bilir ve oyunuzu halı ve hayırlı olana verirsiniz!."

"Bizim dergâhımız, ahiret kapısıdır.. Burada ibadet, zikir ve dini sohbet vardır.Ve bize Allah'ı arayan ve ahireti arzulayan katılır..

Makam ve menfaat peşinde olanlar ise, bizim değil, dünyalık vaad eden beylerin, zenginlerin ve siyasilerin peşine takılmalıdır."

Özel olarak "rabıta" izni verdiği bir talebesine:

"Filan gece, rabıtayı çok uzattın.. Zikre, Kur'anla meşguliyete ve ibadete daha fazla zaman ayırmalısın..." buyurunca, onun kalbine doğmuş ki:

"Öyle ya, rabıta manevi irtibat kanalıdır. Eğer senin gönül havuzunun kapısı kapalıysa, irtibat kanalının açık olması ne fayda sağlayacaktır."

"Bölgemizin şiddetli takip ve tazyik altında bulunduğu, İslami hizmet ve faaliyetlerin, devlete isyanla bir tutulduğu zorlu bir dönemde: hem Hacı Cuma Efendi tarafından irşat icazeti veridi, hem de manen halkı islah için tarikat terbiyesiyle tebliğ görevi ve izni aldım.

Ancak fitneden ve tehlikeden sakınıp; gevşek ve ürkek davrandım. Böyle birkaç sefer yapılan manevi ikaza rağmen üzerimdeki korku ve kuşkuyu atamayınca, bizzat Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, âlemi manada teşrif buyurup:

"Haydarım... Allah yolunda ve insanların kurtuluşu ve hidayet buluşu hatırına nice nebiler ve veliler canlarını feda etmiştir.

Senin başın, peygamberlerin, sahabelerin ve sevgili torunum Hüseynimin başından daha mı kıymetlidir? Artık durma, çık ümmetime nasihat ve tebligatta bulun.. Allah'ın nusret ve inayeti seninle beraberdir" deyince, ilk olarak Hoşmat köyünde irşada başladım...

Diyarbakır'a irşat için, oğlu Cemil Efendiyle birlikte gönderdiği bir talebesi, kapı penceresi takılmamış, çimentoyla yeni sıvanmış bir odada yattığından çok ağır şekilde hastalanıp eve dönünce, babası şefkatinden ve birazda gafletinden dolayı: " Başka adam yok mu, her tarafa seni gönderip böyle perişan ediyorlar?" diye sitem eder.

Birkaç gün sonra ziyaretine giden bu bağlısına, o hiçbir şey anlatmadığı halde Hacı Haydar Baba Hz.leri şunları söyler:

"Git babana deki:          

Bu tavır ve tepkisinden dolayı; evini barkını, çoluk çocuklarını bırakıp, Allah'ın dinini yaymak üzere cihada giden ve çoğu geri dönmeyen sahabelerden utansın !..

Ve yine, o seçkin ve sevgili sahabelerini, kendi menfaati için değil,  onların ahireti ve İslam'ın hâkimiyeti için, sefere gönderen Hz. Peygamberden utansın!.."

Gelip bunları babasına anlatınca, o da hatasını anlayıp pişmanlık duyarak tövbe eder ve yanlışından vazgeçer.

Yine ziyaretine giden birisine, sohbet arasında:

"Şahsi ibadet ve faziletler dışında, insanların yararına ve toplumun hayrına çalışmak ta çok büyük bir mesuliyet ve sevaptır.

Bana, filan gelinimin, misafirlerimize samimi ve sabırlı hizmetlerinden dolayı... Filan kişinin irşat faaliyetlerinden dolayı... Sizin de talebelerinize ve çevrenize iman ve İslam şuuru aşılama gayretinizden dolayı manevi dereceler verildiği söylendi..." 

Değerli dervişi Heyhanlı Hacı Yusuf anlatmıştı: "Bir gün, faytonla Bit Meydanından geçerken uzaktan sarıklı, cübbeli ve şalvarlı bir kişi göründü... Tam yanlarına geldiğimizde, Babam ağzından şu anlamda sözler döküldü:

"Dışı derviş, içi teşviş... Uzaktan alim, yakından zalim..!"

Bu hatırayı dinleyen talebesi şu mısraları söylemiş:

"Uzaktan insan görünür, hakikatte behaim, Dışını süslemektense, için düzelt be hain!"

Not: Behaim: Hayvan sıfatıdır.

"İlim lazımdır ve güzeldir, ama aslolan Salih ameldir. Amelin makbulü ve en erdiricisi ise devamlı zikirdir. Zikrin efdali ise, kelime-i tevhittir.

Artık meydan sizindir. Keşke ile keşkek pilavı pişmeyecektir. Kepçe ile yağ, kejgere ile buğday gereklidir."

Not: Kejgere; iki kişinin tutarak kaldırdığı 3 taraflı bir karış kapalı, yan tarafı açık tahtadan yapılmış bir taşıma aracıdır.

"Günümüzde cihat ve sefer siyasetle, üstünlük ve zafer ise bir reyle olmaktadır. Oyunu vermeyenin boynunu istemek manasızdır."

Efendim, Hz. Mehdi'yi nasıl tanıyacak ve ne şekilde tabi olacağız? diye soran birisine; gözlerini kapayıp uzunca bir tefekkür ve sükunetten sonra şunları söyledi:

"Seçim sandığında iki türlü oy vermek vardır. Birisi, bilerek ve aklı yeterek... Diğeri, gafletle ve cehaletle...

Bir insan, partilerin aslını amacını ve farkını bilmeyerek, ağasının, amcasının, hocasının tavsiyesine göre hareket ederek yanlış bir yere veriyorsa, onun bağışlanması belki umulur.

Ama "Selamet"le diğerlerinin neye çağırdığını ve ne yaptığını bildiği halde, yine de batılın peşinden giderse (onun vebali ağırdır ve işi zordur) anlamında başını birkaç kere sağa sola çevirdi..."

Yine bir talebesi şöyle anlatıyor:

"Palu'da iken Cuma namazlarını köprübaşındaki Şeyh Samini Mescidinde kılardı. İlk sünneti kıldıktan sonra cami imamının acil bir durumdan dolayı yerine kimseyi görevlendirmeden Diyarbakır'a gittiği anlaşıldı.

Efendi Hz.leri bana dönerek minbere çıkmam için işaret buyurdu. O ana kadar hutbe okumamıştım, böyle bir durumun başıma geleceğini düşünmediğimden de ezberleyip hazırlanmamıştım. Cübbeyi giyip minbere çıktım. Etrafta bir hutbe kitabı vardır sanmıştım. Ona da rastlayamadım.

Kısa bir şaşkınlıktan sonra "Ya Rabbi buraya çıkmamı emreden zatın hürmeti ve himmetiyle, beni bu cemaate karşı mahcup etme" diyerek Arapça ve Türkçe kısımlarını okumaya başladım. Sadece ağzımın açılıp kapandığını hissediyordum. Sanki kalbim durmuş, beynim donmuştu. Ne okuduğumu ve ne konuştuğumu bilmiyordum...

Hutbeyi bitirip, namazı da kıldırdıktan sonra, herkesin hayret ve hayranlık bakışları arasında, Baba ile camiden ayrıldık.

Yolda bana:

"Gördün ya, hocalık yapmak ve hutbe okumak o kadar da zor değilmiş" anlamındaki sözleri ve nazarlarıyla, hala geçmeyen heyecanımı yatıştırdılar...

Yine kendileri anlatmıştı:

"Çocuklar, evin bahçesine, bize yetecek kadar sebze fidesi dikmişlerdi... Bayağı büyüyüp geliştikleri ve meyve dökmeye başladıkları halde, ihmal edip su vermediklerinden sarardıklarını ve kurumaya başladıklarını görünce üzülmüş ve sebze sıkıntısı çekeriz düşüncesi kalbimi meşgul etmişti... Bunun üzerine birkaç gün üst üste rabıta ve murakabemde manevi tecelliler kaybolup, karşıma hep sebze bahçesi getirildi... Bu benim için bir ikaz ve uyarı işaretiydi. Çünkü kalıbımız dünyalık işler ve ihtiyaçlarla meşgul olabilir, ama kalbimiz sadece Allah'ın tecelli hanesidir. Gönül evimizden başka bütün heves ve sevgilerin çıkarılması ve sokulmaması gerekir. Zira Cenab-ı Hak, yüzümüze sözümüze değil, kalbimize ve niyetimize nazar etmektedir."

Yani, bu sözleriyle "Ulvi hedefler peşinde olanlar, süfli hevesleri terk etmelidir" mesajını vermiştir.

Güzel rüyalar görmeye, manevi keşif ve kerametlere ermeye meraklı kimselere şunları söylerdi:

"Rüyaların bazısı, Rahmanidir, insanı terbiye ve teselli edicidir. Ama birçoğu da şeytanidir ve iblisin sinema filmleridir. İnsanı gurura ve kuruntulara sevk etmek içindir.

Hâlbuki bir gram istikamet ve ibadet, bin batman kerametten kıymetlidir.

Allah bizden keramet değil, ibadet ve hizmet istemektedir."

Bunları dinleyen kardeşimizin kalbine şunlar gelmiştir:

"Öyle ya, rüyasında Hacca giden Hacı, mahkeme koltuğuna oturan savcı sayılmayacağı gibi, yine rüyasında adam öldüren Habil, ölen de Kâbil değildir."


Bu yazarin diger makaleleri

SİYON'DAN PİYON'A MEKTUP
Dinine davana, hıyanet ettin Benim hizmetime, girdin recebim!Hac gibi Lobimiz,...
Devami
ÇAĞDAŞ PUTPERESTLER!
Şu çağdaş insanlık; iflas, zararmış Rahatı, çıkarı; ırk-fırkası put!.. Riya ve farklılık;...
Devami
İHTİLAL GEREKİYOR (KAPAK ŞİİRİ)
  Çözüm yerine sorun,üreten bu YÖK'üne İslamı öğretecek, ilmihal gerekiyor ! Laçkalaşıp...
Devami
KUR'ANDAN ÇOK YAKIN ZAFER MÜJDELERİ
  Meryem:   37- İçlerinden (bazı) gruplar (vaad edilen galibiyet...
Devami
AB HIYANETİ
AİHM yasak, koymuş türbana Hilale düşmandır, Haçlı gâvurdur! Kâfirler hep şaşı, bakar...
Devami
PEOPLE MUST SELECT PUR PRESIDENT OF REPUBLIC
  Public: is an Arabic word and means people, community,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 19001

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR