Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8354
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39719
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29842
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16804197

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200918

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

MİLLİ GÖRÜŞLE SİYONİZM'İN FİNALİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Amerika, PKK'lıları Suikast Timi Yapıyor!

Newsweek, ABD'nin Irak'ta direnişçileri avlamak için peşmerge ve Şiilerden oluşan suikast, ölüm ve adam kaçırma timleri kurmaya hazırlandığını yazdı. Irak‘ta giderek güçlenen direniş ile baş edemeyen ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon), bu ülkeye gönderilecek özel kuvvetler önderliğinde Kürt ve Şii milislerden oluşan "Ölüm Komandoları" ile Sünni isyancılara suikast düzenleme ve kaçırma planları yaptığı ortaya çıktı. Newsweek, Reagan yönetiminin El Salvador'daki iç savaş sırasında uyguladığı gizli stratejiye benzerliği nedeniyle "Salvador Seçeneği" olarak adlandırılan planın, Pentagon‘da yoğun biçimde tartışıldığını yazdı.

 

Bu arada, PKK'nın Kuzey Iraktaki siyasi kanadının seçimlere katılacağı ve PKK'lıların da "Suikast timi" yapılacağı yolunda haberler basına sızdırıldı...


ABD İncirlik'in tapusunu istiyor!..

ABD neredeyse Irak'ın tümünü işgal etti, Irak topraklarına el koydu ama gözü hala İncirlik'te bulunuyor!..

ABD'nin Irak'tan sorumlu Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Abizaid'in ülkemize yaptığı ziyarette lafı fazla uzatmadan İncirlik Üssünü kullanmak istediklerini açıklıyor! "Tabi bir müttefik olarak oradaki tesisleri kullanmak istiyoruz" diyor.

İncirlik Üssü'ndeki tesisleri kullanmalarının hem Amerika için hem de Türkiye için olumlu olacağını düşünüyorlarmış.

İncirlik Üssünü kullanmalarının Amerika için olumlu olacağı aşikâr ama Türkiye açısından nasıl olumluluk söz konusu olabilir?

ABD'nin bu talebi büyük dostumuz ve müttefikimiz(!) ABD'nin ne denli açgözlü olduğunu ortaya koymuyor mu?

Adamlar Irak'ın tamamını işgal ettiler.

Hala gözleri doymadı.

İkide bir İran ve Suriye'ye göndermelerde bulunuyorlar.

"Sizi de böyle işgal ederim" demeye getiriyorlar lafı.

Türkiye'ye yönelik şimdilik böyle bir tehditleri yok ama ülkemizdeki üsleri de gözden çıkarabilmiş değiller.

Ne yapacaklarmış İncirlik üssü'nde?

Küresel teröre(!) karşı daha operasyonel olabilmek için istiyorlarmış İncirlik Üssü'nü kullanmayı.

Hem Irak'a daha fazla personel ve uçak göndermelerine yardımcı olacakmış hem de istihbarat uçuşları için faydalanacaklarmış!

 Evet, ABD'li Orgeneral Abizaid böyle diyor.

ABD isteklerini böyle sıralarken bizim tarafta boş durmamış ve PKK ile mücadele için ne yapabileceklerini sormuşlar.

Abizaid tam bir Amerikan pişkinliği içinde Sözümüzün ardındayız" deyivermiş.

Peki, ardında oldukları söz ne?

ABD yönetimi için söz vermekten kolay ne var?

Bir yandan Türkiye'ye söz veriyorlar, bir yandan da PKK'ya!

PKK'yı bölgede var eden, ayakta tutan bizzat ABD desteği değil mi? Bu gerçek defalarca ispatlanmadı mı?

 Aç gözlü dost ve müttefikimiz(!) ABD bugün İncirlik Üssü'nü istiyor.

Yarın nereleri ister bilemiyoruz.

Limanlarımıza mı, havaalanlarımıza mı göz diker bizce meçhul.

ABD'nin ihtiraslarına gem vurmak mümkün değil.

Siyaset yaparken, ülke yönetirken ABD ile birlikte olmayı akıllılık zannedenler kendilerini nasıl bir riskin beklediğini artık anlamalılar.

ABD ile aynı kulvarda olmak, ayı ile aynı çuvala girmekten daha beter bir şey.

Ver ver kurtulamazsınız.

Orgeneral Abizaid'in talepleri bunu gösteriyor.

Ve bütün bunların arkasında İsrail sırıtıyor.[1]

"İsrail" Deyince Hatırımıza Neler Geliyor?..

ABD'nin Afganistan ve Irak'ın ardından yeni bir kuzuyu daha yemeyi kafaya koyduğu artık açıkça görülüyor. Galiba bu yeni kuzu da İran.  ABD'nin kuzu olarak gördüğü İran, Afganistan ve Irak gibi kolay lokma olur mu, yoksa boğazına takılır kalır da ABD'nin sonunu mu hazırlar bilemiyoruz? Ancak, öyle anlaşılıyor ki, ABD Irak'tan sonra İran ve Suriye konusunda pek de iyi olmayan şeyler düşünüyor. Büyük Ortadoğu Projesi'nin alanı içine İran ve Suriye'nin, hatta Türkiye'nin de girdiğini biliyoruz. Ancak, ABD Afganistan ve Irak'ın işgalleri sırasında olduğu gibi bundan sonra atacağı adımlarda da Türkiye'nin desteğini istiyor. ABD istiyor ki, önce Türkiye'nin çevresindeki ülkeleri bir bir yutsun ve bu işi yaparken Türkiye'nin de desteğini sağlasın, ardından da tek başına kalacak olan Türkiye'yi yutmanın adımını atsın.

Hiç kimse felaket senaryosu ürettiğimizi düşünmesin. Bir takım ABD kaynakları dikkatlice takip edilir ve okunacak olursa ABD'nin Büyük Ortadoğu Planı'nın Türkiye'yi de içine aldığı görülür. Bu plan içinde Irak'ın, İran'ın ve Türkiye'nin parçalara ayrılması vardır. Bu gerçeği görmezden gelmek işin esasını değiştirmeyecektir.

Bölgedeki her olayda Türkiye'nin desteğini isteyen, çoğu zaman istediği desteği alan ABD, ne var ki, Türkiye'ye verdiği sözleri hep unutmaktadır. Buna iki örnek verecek olursak, yıllardan beri ABD yetkilileri yaptıkları açıklamalarda Türkiye'nin isteği doğrultusunda Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını belirtirler. Ancak bugün gelinen noktada Irak'ın bütünlüğünü koruduğunu söylemek mümkün değildir. Yine Kuzey Irak'ta PKK varlığına izin verilmeyeceği açıklamalarına karşılık Türkiye işin üzerine gittiğinde ABD yetkilileri topu Irak'taki yönetime atmaktadırlar. Sanki Irak'ta kendi gücüyle oluşmuş bir yerli yönetim varmış gibi.

Tüm bunlar ABD'nin hem samimiyetsizliğini ortaya koymakta, hem de ülkemize yönelik planlarını deşifre etmektedir. Ne var ki, bu ülkeyi yönetenler bunu anlamak istemiyorlar.

Sözü uzatmadan bir noktaya gelmek istiyorum. 0 da ABD'nin Irak'ı işgalinden önce piyasaya sürdüğü senaryonun bir benzerini bu defa İran için sahnelemeye başlamış olmasıdır. Aylarca Irak'ın elinde nükleer ve biyolojik silahlar bulunduğu, bunun da çevre ülkeler için ciddi tehdit oluşturduğu iddiaları dünyaya pompalandı. Bu kampanyanın yalan olduğunu o günlerde ısrarla söylemiş olmamıza rağmen, Türk kamuoyunun önemli bir kesiminin bu yalan ile şartlandırıldığını gördük. Netice de Irak işgal edildi ama ortaya, iddia edildiği hiçbir nükleer ve kimyasal silah çıkartılamadı. Çünkü yürütülen kampanya yalan üzerine kurulmuştu. Sonunda ABD'li yetkililer de Irak'ın elinde bulunduğu söylenen silahlar konusunda istihbarat kaynaklarının kendilerini yanılttığını söylemek zorunda kaldılar.

Ancak, geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye gelen ABD Merkezi Kuvvetler Komutanı Orgeneral John Abizaid Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpagon'la görüşmesi sırasında, "İran'ın nükleer silah tehdidiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?" diye sormuş. Niyet belli. İran'a komşu ülkeleri nükleer silah tehdidi ile korkutarak bu ülkeye muhtemel bir saldırıda kendi yanlarına çekmek istiyorlar.

Burada aklımıza gelen bir soruyu bu Org. Abizaid'e yöneltmek istiyorum: "Bölge ülkelerinin herhangi birinin elinde olduğu düşünülen nükleer silah diğer bölge ülkeleri için tehlike oluşturuyorsa, İsrail'in elinde bulunan nükleer silahlar tehlike teşkil etmiyor mu? ABD İsrail'in elindeki bu silahlar konusunda ne düşünüyor?"

Bu soruya ABD'den kesinlikle cevap gelmez. Çünkü ABD, İsrail söz konusu olunca küçük dilini yuttuğu için konuşamaz hale gelir.

Bunun için diyoruz ki, ABD gerçekten bölge barışı için nükleer silahları tehlike olarak görüyorsa, öncelikli olarak İsrail'in elindeki nükleer ve biyolojik silahların imha edilmesini sağladıktan sonra, diğer ülkelerin elinde gerçekten nükleer silah varsa onların üzerine gidebilir.

Kaldı ki, yeryüzünde hangi ülkenin ne cins silaha sahip olabileceğine karar verme yetkisini ABD kimden ve nereden almaktadır?

Dünyaya hâkim olma sevdasındaki Siyonist inancından ve kovboy mantığından...

Ama bunların da sonu yaklaşmaktadır...[2]

Milli Görüş ile Siyonizm Finale Kaldı!..

Bilindiği gibi, dünkü yazımızın başlığı, "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak"
şeklindeydi. Bu konuya kaldığımız yerden devam ediyoruz.

1940'Iı yıllarda çıkmaz sokakların sayısı fazlaydı. Nazizm vardı, faşizm vardı, komünizm ve kapitalizm vardı. Bizler Milli Görüşçüler olarak ecdadımızın tarih boyunca, uyguladığı "önce ahlak ve maneviyat" gerçeğini esas alan sistemimizi hayata geçirmek amacıyla harekete geçtik ve çıkmaz sokak olan bütün izm'lerin karşısına çıktık.

Görüldüğü gibi zamanla bütün izm'ler iflas etti. Şimdi karşımızda sadece kapitalizm var. Başka bir deyimle dünya genelinde Milli Görüş ile Kapitalizm finale kaldı.

Kapitalizmin en önemli organize şeklini ise bugün Siyonizm temsil ediyor. Zira "her işin başı paradır" felsefesini odak yapmakta, yaşam biçimini bu odak etrafına bina etmekte Yahudiler ve Siyonistlerin genlerine kadar işlemiş olan bir saplantıları var. Siyonistler paraya odaklı sistemlerine son senelerde bir de mutaassıp Evangelist Kilisesi mensupları katıldı. Böylece neticede beş bin sene öncesi tahrif edilmiş Tevrat ve Kabbala'nın hurafeleştirdiği, kapitalizmle, yumak haline getirilmiş bir Evangelist halita ortaya çıktı.

Ne gariptir ki, dünya çapında globalleşme olgusu da işte bu karadelik etrafında şekillenmektedir.

Evet, biraz önce de açıkladığım gibi, dünya arenasında bu iki görüş yani Milli Görüş ile kapitalizm karşı karşıyadır.

Göz hasmını tanır diye bir söz vardır. Mili Görüşün ilk aksiyonu olan, Milli Nizam Partisi kurularak yıldırım hızıyla gelişmeye başlayınca daha o zamandan Volstrit'teki Siyonist liderler bize karşı açıkça hasmane tavır almışlar, kendilerine paralel politikalar izlemediğimiz takdirde parti kapatma taktiğine başvuracaklarını bildirmişler idi.

Hain havfli olur derler. Siyonizm kendilerinin batılı görüşlerin temsilcisi olduğunu bildikleri için, bize karşı Hak gelince batılın günün birinde mutlaka zail olacağını düşünerek, eşit şartlar içerisinde ve meşru zeminde mücadele etmek yerine, hileli taktiklere başvurmayı tercih etmişlerdir.

Şimdi size yakın tarihimizde yaşadığımız ilk HİLE örneğini vermek istiyorum:

Birinci örnek: Eski Başbakan Turgut Özal‘ın iktidara getirilişidir.

Hatırlanacağı üzere, 12 Eylül askeri darbesinden sonra bütün partiler kapatılmıştı. Bu meyanda bizlere de siyaset yasağı konmuştu. Bir süre sonra yeniden siyasi faaliyetlere izin verildi. Ortaya emekli General Turgut Sunalp'ın, Necdet Calp'ın kurduğu parti dâhil çeşitli partiler çıktı. Siyonistler, bu partilerden birisini de destekleyebilirlerdi. Ama öyle yapmadılar, sonradan sonraya parti kuran Turgut Özal'ı desteklediler. Çünkü Özal bir zamanlar Mili Selamet Partisi'nin İzmir adayı idi, Özal'ı destekledikleri takdirde bir taşla iki kuş vurmuş olacaklardı. Çünkü böylece hem Milli Selamet'in sahipsiz kalmış dinamik tabanını Özal vasıtasıyla kontrol altına alıp, Milli Görüş hareketini etkisiz hale getirecekler, hem de Özal aracılığı ile Baba Bush'un Ortadoğu politikalarını hayata geçireceklerdi.

Ne yazık ki sahipsiz kalan kitlemiz geçici de olsa, bir süre yanıltıldı. Şayet, Necip Torumtay Paşa'nın istifası ile Özal frenlenmemiş olsaydı, Türkiye ABD'nin yanında Irak'a karşı kanlı bir savaşa girecek, on binlerce gencimiz Siyonistlerin aşkına bugün Irak çöllerindeki mezarlarında yatıyor olacaktı.

İkinci misal: Siyonistler, İkinci Körfez Savaşı'nda da bize karşı bir taşla iki kuş vurma hilesine başvurdular.

Görüldüğü gibi bu ikinci olayda yine tarih tekerrür etti. Zira bu sefer de Erdoğan aracılığıyla Milli Görüş camiası yanıltıldı. Çünkü Milli Görüş'ün partilerinden kısa aralıklarla, arka arkaya hem Refah ve hem de Fazilet Partisi kapatılmıştır. Bu ortamda camia şaşkınlık ve tedirginlik içerisindeydi. Bu sebepten Siyonistler Özal'ın rolünü Erdoğan'a ihale ettiler. AKP tek başına iktidara gelince Erdoğan da Özal'ın yolundan giderek, oğul Bush‘un politikalarını Milli Görüşçü oylara dayanarak hayata geçirmeye başladı.

Eğer Meclis'teki Tezkere direkten dönmeseydi, 62 bin ABD askeri Karadeniz'den başlayarak Güneydoğu'ya kadar uzanan deniz ve hava üslerimize yerleşecek, Türkiye ABD ile birlikte kuzeyden Irak'a girecek, Özal'ın yapamadığı müdahale Erdoğan'a yaptırılmış olacaktı.

Bütün bunları niçin hatırlatıyoruz? Zira beyan ettiğimiz gibi 21'inci yüzyılın eşiğinde Milli Görüş ile finale kalan Siyonist sistemin mücadelesi kıran kırana devam ediyor.

Bilinmesi gerekir ki, Milli Görüş hareketi, Siyonist-Evangelist ittifakı karşısında bu maçı Allah'ın izniyle kazanırsa bu zafer yalnız Türkiye'nin değil, bütün İslam dünyasının ve hatta hatta gerçek manada barış ve insan hakları isteyen bütün insanlığın zaferi olacaktır. Milli haysiyet ve hassasiyet sahipleri de artık bu kervana katılmalıdır...[3]

Tövbe Kapısı Kapanmadan!

"Hidayete" erdiğini söyleyen gazeteci, "haksızlık yaptık" diyen rantiyeci, "kişisel ihtiraslarıma kapıldım" diyen adliyeci, "adam bu tehlikeyi bize kırk yıldır gösteriyordu ama görmek istemedik" diyen güvenlikçi, "din el den gidiyor, ülke elden gidiyor" diyen siyasetçi...

Biz sizi anlıyoruz; ama siz, bizi anlamamakta direniyorsunuz. Bütün bu "hakkı teslim etme" babından sayılacak itirafları ortaya koyarken AKP'yi eleştiriyorsunuz. Yalan söylüyorsunuz. Samimi olmadığınızın ipuçlarını gizleyemiyorsunuz. Ve hatta "teslimiyetçi ve taklitçi zihniyetin sürmesi için yeni bir yol mu deniyorsunuz?" diyecek kadar kafalarımızı karıştırıyorsunuz. Zihniyet itibariyle AKP'nin sizden en ufak bir farkı yok. Üstelik sizin yıllardır Milli Görüş'e engel olup Türkiye'yi çekmek istediğiniz fakat başaramadığınız uçurumun başına, onlar hepimizi getirip diktiler. Şimdi arkadan beklenen ufak bir tekmedir. Gerçekten itiraflarınızda samimi misiniz; yoksa bu tekmeyi vuracak gücün işini kolaylaştırmaya mı soyundunuz?

Önümüzdeki tehlikeyi görme noktasında samimi iseniz bu millete bir iyilikte bulunun; itiraflarınızı samimi bir zeminde inandırıcı gerekçelerle ortaya koyun. Bunun tek yolu vardır; Milli Görüş'ün hakkını teslim etmek.

Yıllardır denk bütçeye yanaşmayıp rantiye bütçesi, faiz bütçesi hazırlayıp milletin önüne eğik sofra koymakta direndiniz. Siz gelinen noktadan şikâyetçisiniz ama sofrayı böyle siz kurdunuz; AKP de sofrayı eğik tutmakta sizden daha mahir çıktı.

Başörtüsü zulmü gibi akıl almaz bir zulme siz imza attınız. AKP bunu uygulamakta da sizden mahir çıktı. Milli Görüş'ün "kökünü kurutmak" için iktidara geldiğinizde öğrenci affı çıkartırken niyetinizin başörtüsüne çözüm getirmek olmadığını gizlediniz.

AKP bu konuda da sizden bir adım önde. Onlar açıkça affın başörtüsünü kapsamayacağını, bir af çıkartmayı becerseler bile başını örten kızlar ancak açtıkları takdirde okullarına dönebileceklerini hiç saklamadan söylüyorlar. Görüyorsunuz ki sizden devraldıkları mirasa sizden daha fazla sahip çıkıyorlar.

Hangi konuda şikâyet ediyorsanız bugün, haklısınız. Ama AKP'den şikâyet etmeye asla hakkınız yok.

Kur'an Kurslarını yasaklayan sizsiniz. O yasağı devam ettiren ise sızlandığınız AKP. Ve bugün sizler de bizimle beraber TV ekranlarından "Apartman Kiliseler"den yapılan naklen yayınları izliyorsunuz.

Böyle bir görüntüyü Kur'an Kursu adıyla ekrana getirmeye kalkışsalar sizler "bin yıl savaşmaya" and içip, gerekirse "beş milyon kurban" vermeye hazır olduğunuzu haykırıyordunuz. Şimdi sizin zulümlerinizi sizden daha iyi sürdürenlere karşı sızlanmanızın hiçbir anlamı yok. Anlamlı iş yapmak istiyorsanız tevbe edin. Cürümünüz öyle büyük ki bin yıl tevbe etseniz... Ama edin. Hem de hiç vakit kaybetmeden...[4] 

AKP Tehlikeli Bir Oyun Oynuyor...

Türkiye'nin stratejik kuruluşlarını özelleştirme adı altında yabancılara satmakta kararlı olan hükümet, tehlikeli bir oyun oynuyor. Ecevit hükümeti döneminde çıkartılan Tahkim Yasası'ndan dolayı bu kuruluşlar satıldıktan sonra Türkiye'nin hiç bir denetim hakkı kalmayacak. Tüpraş, Tekel, Milli Piyango, Telekom ve Şeker Fabrikaları gibi piyasalar üzerinde önemli bir etkinliği bulunan bu kuruluşlar özelleştirilmesiyle birlikte her türlü usulsüzlüğün de önü açılmış olacak.

Siyonist sermayenin ağırlıkta olduğu yabancı sermaye Türkiye'de yatırım yapmakta nazlanırken, AKP Hükümeti de bunları Türkiye'ye çekebilmek için her türlü yola başvuruyor. Ecevit Hükümeti döneminde çıkartılan Tahkim Yasası bu özelleştirmeler için hayati bir önem arz ediyor. Söz konusu yasa ile birlikte özelleştirme sonrasında yaşanacak bir anlaşmazlıkta Türkiye hiç bir şekilde müdahil olamayacak. Konu uluslar arası mahkemeye taşınacağı için bu mahkemenin vereceği karara göre süreç işleyecek.

Bugüne kadar yapılan özelleştirmelerde ve sonrasında yaşanan usulsüzlükler de dikkate alındığında, Türkiye'nin devasa kuruluşlarını ve ülkenin geleceğini nasıl bir tehlikenin beklediği ortaya çıkıyor. Örneğin Milli Piyangonun satılmasıyla Türkiye'nin bir kumar cenneti haline geleceğine dikkat çeken uzmanlar, halen oynanan şans oyunlarının sınır tanımaz bir şekilde yaygınlaşacağına işaret ediyor. Toplumun her kesimini cezbedecek reklâmlarla kumar oynamaya teşvik edileceğini vurgulayan uzmanlar, "Bunun önüne geçemezsiniz. Çünkü Tahkim Yasasından dolayı eliniz kolunuz bağlanmış durumda" uyarısında bulunuyor.

Benzer tehlikelerin Tüpraş, Tekel, Telekom ve Şeker fabrikalarında da söz konusu olduğuna vurgu yapan uzmanlar, Tüpraş'ın özelleştirilmesiyle birlikte akaryakıt piyasasının bu kuruluşu olan firmanın eline geçeceğini kaydediyor. Bunun da ağır bir siyasi bedeli bulunduğu ifade edilirken, Şeker fabrikalarının da özelleştirilmesiyle tarım sektörüne büyük bir darbe vurulacağı dile getiriliyor. Hiç bir AB ülkesinde haberleşme sisteminin yüzde 51'nin yabancılara satılmadığını hatırlatan uzmanlar, ancak Türk Telekom'da bunun önünün açıldığına dikkat çekiyor.

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından olan Merrili Lynch tarafından yapılan ve dün New York'ta başlayan konferansta söz konusu kuruluşların cazibesi yabancı sermayeye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından anlatılacak. Unakıtan'ın bu konferanstan elinin nasıl döneceği merakla bekleniyor.[5]



[1] Milli Gazete / Zeki Ceyhan / 13.Ocak.2005

[2] Milli Gazete / Abdülkadir Özkan / 13.Ocak.2005

[3] Milli Gazete / Süleyman Arif Emre - 13.Ocak.2005

[4] Milli Gazete / 09.Ocak.2005

[5] Milli Gazete / 13.Ocak.2005


Bu yazarin diger makaleleri

GÖRELİM MEVLA NEYLER!
  Her asırda kafirler ve şer güçler Müslümanlara ve masum insanlara...
Devami
MEDYA TEKELLEŞMESİ VE BEYİNLERİN KİLİTLENMESİ
  Doğan, Sabah`ı alırsa karşı koyan çıkar mı? FATİH Altaylı Doğan...
Devami
MÜBAHALE - LANETLEŞME
  Mübahale; Karşılıklı beddua etmek; taraflardan hangisi haksız ve yalancı...
Devami
PETROL-BOR VE BOP
  Bu araştırmada öncelikli olarak Türkiye ve BOP çerçevesinde yürütülen...
Devami
KEŞKE, KENAN EVREN KADAR KARARLI VE HUGO CHAVEZ KADAR İNANÇLI OLSANIZ!..
  Katillerin durmaya hiç niyeti yok, gittikçe kuduruyor! İsrail Başbakanı...
Devami
CIA TÜRKİYE'YE TAŞINIYOR! ACABA HANGİ YARALAR KAŞINIYOR?
    CIA Türkiye'ye mi taşınıyor! Avrupa diplomasi kulislerinde dolaşan iddialara...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4352

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR