Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8200
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39565
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29688
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16804043

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200862

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

"ADİL DÜZEN" NASIL GERÇEKLEŞİR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

"İşte bunlar, Allah'ın ayetlerinden (Delil ve belgelerinden, ibret ve hikmet öğütlerinden, hizmet ve hareket ölçülerinden)dir. Biz onları sana Hakk olarak (Doğruyu bulmanda misal ve mizan olsun diye) okuyoruz."[1]  Ayetiyle son bulan, tam iki sahife ve yedi uzun ayette anlatılan Talut ve Calut Kıssası:

  • Tek merkezden yönetilmeyen
  • Biat ve itaat disiplinine girmeyen
  • Sıkıntı ve saldırılara sabır ve sebat göstermeyen
  • Allah'ın vadine ve kudretine tam iman ve itimat etmeyen, İslami hizmet ve hareketlerin başarıya ulaşmayacağını, buna karşılık; biat, itaat, itimat, cihat ve sebat ehli çok küçük bir azınlığın bile sonunda zafer kazanacağını anlatmaktadır.


[1] Bakara:252

 

Bu ayetler dikkatli ve biri biriyle irtibatlı şekilde ve günümüzdeki toplum psikolojisiyle ilişkili biçimde okunup üzerinde durulduğunda şu gerçekler ortaya çıkmaktadır:

  • 1- Halk, yani şuursuz kalabalıklar değil "Mele: İleri gelenler ve aklı yetenler" her dönemde düşülen zillet ve esarete karşı bir çare aramaktadır.
  • 2- Bu ekipler, çarenin de, ancak çalışıp çırpınmak yani cihat olduğunun farkındadır. Ki Kur'an bunu emsal olarak anlatmaktadır.
  • 3- Bu çalışma ve çarpışma Allah yolunda ve onun Adalet düzeni hakim olsun amacıyla olursa, makbuliyet ve muzafferiyet umulacaktır.
  • 4- İşte bu "Allah yolunda çabalama ve çarpışma" nın vazgeçilmez şartının "bir melik, komutan, genel başkan etrafında toparlanıp teşkilatlanmak ve emir-komuta zinciri ve cihat disiplini içinde, görev ve sorumluluk bilinciyle çalışmak olduğunu bildikleri için; görevli nebilerden" kendilerine bir "yetkili yönetici: Melik" tayin etmesi talep olunmaktadır. Yoksa her taifenin kendi kafasına ve kıstasına göre, birbirinden habersiz ve istişaresiz hizmet ve gayretlerle bir yere varılamayacaktır.
  • 5- Bunun gibi: Zulmün ve küfrün topyekûn hâkimiyeti döneminde lider ve önder şahsiyetlerin, şuurları kirlenmiş ve ruhları körlenmiş halk tabakaları tarafından tayin ve tespit edilmesini beklemek hayaldir, muhaldir.

"Allah size Talut'u gönderdi" (247) ayetinden de anlaşılacağı üzere, böylesi şahsiyetlerin yetişmesi de, yetkilendirilmesi de Allah'ın özel bir lütfu inayetidir.

  • 6- Tefsirlerde ve batılı belgesellerde 100 bin kadar olduğu söylenen ve Hz. Musa'dan sonra tekrar sapıklığa yönelince, yeniden Firavunların tasallutuna girip; hanımları, çocukları ve malları ellerinden alınarak ıssız sahralara sürgüne gönderilen İsrailoğullarına "düşmanla çarpışma (ve cihat hükmü) yazılıp kesinleşince, pek azı hariç (Çoğunluğu) yüz çevirip"[1] savaşmaktan vazgeçmiş ve sözlerinden dönmüşlerdir. Rivayetler, 80 bin kişinin cihattan caydığını, sadece 20 bin kadar kaldığını bildirmektedir.
  • 7- Bu geri kalanların önemli bir kısmı da çeşitli bahaneler üreterek "Melik, emir ve lider" tayin edilen Talut'u kabul etmeyerek, kaytarıp gitmişlerdir. 20 binden 15 bin ayrılıp 5 bin kişi kaldığı rivayet edilmektedir.
  • 8- "Talut (yanında kalan) orduyla birlikte (savaşmak üzere) ayrılıp yola çıktığında: Doğrusu, Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. (Susamanıza rağmen, karşıya geçinceye ve ben size izin verinceye kadar) kim bu (su)dan içerse, o benden değildir. Kim de -eliyle bir avuç hariç- doyasıya içmezse o bendendir. (Anlarım ki sadık ve sağlam birisidir)"[2] dedi. Ama az bir kısmı hariç, çoğunluğu bu sözü dinlemeyip (hatta lüzumsuz ve olumsuz bir emir telakki edip) o sudan içmişler ve Komutana muhalefet etmişlerdir. Böylece 4 bin kişi daha ayrılıp sadece 1000 askerin kaldığı görülmektedir.
  • 9- "Talut, kendisiyle beraber, devam edenlerle (ırmağı) geçince, onlar(ın önemli bir kısmı) bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yoktur.(Bu savaş değil, intihardır. Çünkü onbinlerce zırhlı, silahlı ve hazırlıklı bir düşmana karşı böyle zayıf ve azıcık bir birlikle karşı çıkmak bile bile ölüme gitmektir.) diyerek itiraz ve isyana yönelmişlerdir.
  • 10- Ama, yegane kuvvet ve kudret sahibinin Cenabı Hak olduğuna ve "Allah(ın vadine, nusretine ve rahmetine) kavuşacaklarına iman ve itimatları (ve Rablerine hüsnü zanları) tam ve sağlam olanlar dediler ki: Allahın izniyle, nice az (ama itaatkar ve sebatkar) topluluk, çok daha kalabalık (ve güçlü sanılan) topluluklara galip gelmiştir. (Çünkü) Allah sabreden (müminlerle) beraberdir."[3]
  • 11- "Böylece (sonunda) onları, Allahın izniyle yenilgiye uğratıp (perişan ettiler) (Talutun askerleri içinde bulunan ve düşman tarafının bilmediği "sapanla taş fırlatmak" tekniğini çok iyi kullanan) Davut, (düşman komutanı) Calut'u (sapan taşıyla gözlerini kör edip) öldürdü... Allah ta O'na mülk ve hikmet verdi."[4]

İlk bakışta, giderek eriyen ve gücünü kaybeden, nihayet tükenme ve tıkanma noktasına gelen... Ama bir liderin etrafında, sebat ve sadakat gösterip kenetlenen ve "yüzde bir"lere düşen bir hareketin, sonunda Allahın izniyle zafere eriştiği görülmektedir. Demek ki her şeyden önce bir Talut, bir Davut gereklidir.

  • Evet Siyonist düşmanların bütün siyaset ve stratejilerini önceden sezen ve karşı tedbirler geliştirip onları boşa çıkarabilen...
  • Davut misali, düşmanın kıtalararası atom başlıklı füzelerinden, uçak gemilerine, hepsini etkisiz bırakacak yeni ve yeterli teknolojik beyne ve beceriye sahip bilinen...
  • " Evlerinizi satıp kooperatifimize yatırın... Tarlanızı satıp vakfımıza bağışlayın ki ayakta duralım..." diyen değil, Davut gibi, cihat ve teşkilatın ve hatta dünya çapındaki devrim ve ıslahatın bütün masraflarını kendi üstün gayreti ve "el emeği" ile hazırlayıp kimseye minnet etmeyen...
  • D-8'lerle resmen, Avrasya hareketiyle fiilen, Siyonist sömürü hegemonyasına karşı, ekonomik, siyasi, askeri, teknolojik ve psikolojik, gerekli bütün şartları ve imkânları hazırlayıp yönetebilen bir Lidere ihtiyaç vardır... Ve çok şükür işbaşındadır.
  • a- İslam Alemindeki ve diğer mazlum ve mağdur ülkelerdeki hazırlık ve hizmetlerini yürütebilmesi için "Türkiye'nin Başbakan yardımcısı, Başbakanı" gibi itibar ve itimat edilir bir TEMSİLİYET imkanından
  • b- Ülke içinde ise; devlet ve hükümet imkânlarından Milli ve insani amaçlar doğrultusunda yararlanmak, iyi niyetli ve kabiliyetli insanları teşkilatlandırmak, bunları eğitip olgunlaştırmak, sahtekârları sadıklardan ayıklamak için de RESMİYET fırsatından faydalanmak üzere Siyasi Parti faaliyetlerini başlatan ve bütün şer cepheleriyle boğuşup amacına yaklaşan bir hidayet ve hizmet önderi lazımdır...

Yoksa: "Her tarikat, her fırka kendi başına İslami gayretlerini sürdürsün... Hizmet ağını büyültsün... Sonunda kendiliğinden Müslümanlar hakim olur ve huzur bulur"

Veya:

"Adil Düzen için kıyam, Kur'an okumadır. Türkiye'nin her tarafında guruplar halinde Kur'an okunacaktır. Bugünlerde bu başlamıştır. Bunların her biri, kendilerine göre şeriat yasaları hazırlayacaktır. Mümkün mertebe bunları kendi cemaatlerine uygulayacaktır. Derken bunların birer başkanları ortaya çıkacaktır. Böylece siteler kurulacaktır. Bir değil, pek çok resul (elçi-davetçi) bulunacaktır. Allah bunları bir araya toplayacaktır. Bunlar da kendi arasından büyük başkanı atayacaktır." gibi, ne Kur'ana, ne Sünnetullaha, ne akla ve mantığa ve nede tarihi hakikatlere asla uygun düşmeyen saf beklentiler ve ham hayallerle bir yere varılamayacaktır.

Hatta daha da ileri gidip: "Ondan sonra biz kendi şeriatımızı ve şartlarımızı uygularız. Karşı çıkan olursa, bütün dünya ile savaşır, mallarını da ganimet olarak alırız" kanaat ve içtihadında olanlar bile çıkmaktadır. İyi de, acaba hangi güçle, hangi teknolojiyle, hangi düzenli ve disiplinli askerle, az da olsa hangi denenmiş ve eğitilmiş ekiple bunları yapacaksın sorularına verecek cevapları da varmıdır?

"Herkes kendi kafasına ve kapasitesine göre bir köşesinden çalışmaya, taşları ve tuğlaları yığmaya başlasın. Sonunda inşallah Selimiye gibi bir şaheser kurmuş oluruz" iddiası ne kadar akıldan uzaksa... Her şeyden önce, bir Mimar Sinan ortaya çıkıp, en ince detayına kadar plan ve projesini hazırlayıp, yine sonuna kadar bizzat başında bulunmazsa, böyle bir caminin yapılması imkânsızsa...

Bunun gibi, bir liderden, ortak bir projeden, işbölümünden, otorite ve organizeden mahrum, birbirinden kopuk ve kendi başına buyruk hareketlerle, dünya çapında bir devrim ve değişimi ve Hakkın hâkimiyetini hayal etmek te o derece saflıktır, hatta safsatadır. Bu yaklaşım, değil Yeni ve Adil bir Dünya Nizamı kurmak ve uygulamak, farklı mühendis ve ustaları çağırıp: Ortak bir proje ve işbölümü olmaksızın, "haydi herkes kendi kafasına göre motor ve şase'nin istediği parçalarını yapsın, sonra biz bunları birleştirip mükemmel ve son model bir araba çıkaracağız" iddiasından bile gülünç karşılanacaktır. Ve işte bu yanlış anlayış ve yaklaşım yüzünden nice yıllardır Müslümanların emekleri ve ödenekleri maalesef hep boşa harcanmıştır.

Sadece iyi niyet ve samimiyet; çok büyük imkân, eleman ve zaman israfına yol açan bu yanlış kanaat ve gayretlerin kefareti olamayacaktır.

Bunların "ölü doğmuş içtihatlar" olduğunu, 40 yıl geçtikten sonra bile olsa, artık anlamalıdır. Ölü içtihat; hiçbir şekilde ve hiçbir yerde uygulanma ve verimli semereler alma şansı olmamış, bazı girişim ve deneyimler de hep başarısızlıkla sonuçlanmış içtihattır. Böyle olması, sosyal fıtrata ve Sünnetullaha aykırı olduğunun da bir alameti sayılmalıdır.

"Doğrusu Allah, kendi yolunda ( tuğlaları ve bütün parçaları) sanki birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (irtibatlı, intizamlı ve itaatli bir teşkilat ve cemaat şuuruna ve sorumluluğuna kavuşarak) çarpışanları sever"[5] ayeti; cihat eden mümin topluluğu sağlam ve sarsılmaz bir binaya benzeterek, o yapının rast gele ve Allah veresiye gayret ve girişimlerle değil, ancak bir mimarın proje ve gözetiminde kurulacağını da hatırlatmaktadır.

Böyle bir hareketin, derinlere kök salan bir çınar misali, toprak üstündeki gelişmesinin çok ağır olması ve uzun zaman alması, hatta bazı dallarının sık sık budanmasının bile asıl gövdeye kuvvet katması, bir kısım kesimleri umutsuzluğun tuzağına atmaktadır. Oysa bu durum; insanların Allahu Taalaya mı yoksa zahiri şartlara mı güvenip dayandığının bir imtihan sırrıdır.

Kur'an bütün İslami hareketlerin ve bütün Resullerin zaferlerinin, böyle bir ümitsizlik ortamında gerçekleştiğini şöyle buyurmaktadır. "Vakta ki, resuller (halktan) umutlarını kesip de, artık kesinlikle yalanlayacakları (Kavimlerinin asla imana gelmeyeceği ve Hak davaya yardım etmeyecekleri) kanaatinin (iyice yerleştirdiği) bir sırada, yardımımız onlara gelmiş (zafer kapıları açılıvermiştir)"[6]

Allah, sadıklarla sapıkları, Salihlerle fasıkları, müminlerle münafıkları birbirinden ayırmak ve yeryüzünde iktidar mirasını bu ezilen ve seçilen azınlığa bırakmak muradındadır:

"Firavun, içinde bulunduğu yerde büyüklenmiş ve güçten düşürmek (rahat yönetmek ve karşı bir cephe oluşturmalarını önlemek için) oranın halkını fırkalara ayırıp parçalamıştı..."[7]

"Biz ise yeryüzünün (her yerinde ve her devirde) zayıf düşürülen kimselere (aciz ve çaresiz hale getirilip ezilen inanç, itaat ve cihat ehline) lütufta bulunup nimet ve faziletimizi tattırmak, onları (devlet, hükümet ve siyaset) önderleri kılmak ve (ülkelerindeki ve yeryüzündeki imkân ve iktidarlara) mirasçı yapmak istiyoruz"[8]

"Ve (yine istiyoruz ki) onları (sebat ve sadakat ehli olanları) kuvvet ve hâkimiyet sahibi olarak yeryüzünde (ve iktidar mevkiinde) yerleştirip (onurlandıralım böylece) Firavuna, Hamana ve bunların ordularına (zalim hükümet ve hükümdarlara, hain bürokratlara ve bunların keyfi ve şahsi menfaati için halka baskı ve barbarlık yapan asker ve polis takımına) korktuklarını başlarına getirelim (ve ezdikleri ve hıyanet ettikleri mümin mücahitlerin zafere erdiklerini ve kendi devlet ve düzenlerini ele geçirdiklerini) onlara gösterelim de (intikamımızı alalım)"[9]  ayetleri, bu mesaj ve müjdeleri bize hatırlatmaktadır.

Hâlbuki münafıklar ve kalbinde maraz olanlar Allahın değil, Yahudi siyonistlerin ve Hrıstiyan emperyalistlerin dostluğuna ve desteğine güvenip sığınmakta ve o kâfir ve zalimlere yaranmak için yarışmaktadırlar.

"İşte kalplerinde maraz olan (ama çevresinde alim, fazıl, muhterem ve mücahit sanılan münafık)ları: (Müslümanlar zayıftır. Süper güçlerle başa çıkmaları imkânsızdır. Öyle ise, onların himayesine sığınmamız lazımdır) Devranın ve dünyanın aleyhimize dönüp bize (musibetler) çarpmasından korkuyoruz" diyerek (Yahudi ve Hristiyanların) aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün... (oysa) umulur ki Allah, (yakında) bir fetih veya kendi katından bir emir getirecek de, münafıklar ve marazlılar nefislerinde gizli tuttukları (iman zaafiyetinden ve hıyanet düşüncesinden) dolayı pişman (ve perişan) olacaklardır."[10]  ayetleri bu gerçeği anlatmaktadır.

"Ancak, bu şeytan(lar), sadece kendi dostlarını (ve dalkavuklarını) korkutur."[11]

Yani şeytanın avukatlığını yapan, ama safdiller arasında mübarek ve muttaki tanınan, ağzı kalabalık münafıklar, gerçek müminleri değil, Siyonist ve emperyalist güçlerle, yalnız ve ancak kendi avanelerini korkutup, zalimlerin safına kaydırmaktadır.

İşte bu:

"Küfürde büyük çaba harcayanlar, (kâfir ve zalimlere yaranmak için yarışanlar) seni üzmesin... Çünkü O (münafık)lar hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) Allaha (ve İslam davasına) zarar veremezler. Allah, onları ahirette hazz (lezzet ve izzetten pay) sahibi kılmamayı ister. (Bu yüzden dünyada bazı geçici ve cüzi başarı ve ganimetler verir.)"[12]

"Onlar İmana karşılık küfrü satın alanlardır. (yani önce iman etmişken sonra onu vererek, İslam'a hıyanet edip kâfirlerle işbirliğine girişen, dünyalık makam ve menfaat karşılığında zulüm düzenine taşeronluk yapan münafıklardır)"[13]  ayetleri mucizevî şekilde, sanki yeni nazil olmaktadır. Ve aynen diyalogcuları, ılımlı İslamcıları, Siyonist merkezlerin himayesinde Mehdilik satanları ve onların safsatalarını anlatmaktadır.

Kur'an bizi "hikmet"le değil, "hüküm"le amel etmek üzere yükümlü ve sorumlu tutmaktadır.

"Bu Müslümanlar gaflet ve kötülüklerinin cezasını çekiyor... Bu saldırı ve sıkıntılarla ölenler şehit hükmüne geçiyor, kalanlar bilinçlenip bileniyor!" gibi hikmetleri bahane ederek, Amerika'nın Irak'taki vahşetini ve işgalini, haklı ve hayırlı görmek şeytanlıktır!

"Böylece, toplum ve sistem; hanımı tesettürlü olan, kendileri namaz kılan, ağzına içki koymayan kimselerin iktidarına alışıyor... Başbakanın, bir kısım bakanların ve bazı bürokratların Cuma namazına gitmesi insanın göğsünü kabartıyor!" gibi hikmetlere sığınarak, ipi Siyonistlerin elindeki iktidarların ülkemize ve milletimize yönelik hıyanetlerine... Dinimizi ve Devletimizi tahribe yönelik hareketlerine hoşgörüyle bakmak ve keramet uydurmak, şaşkınlıktır...

Yahudi ve Hristiyanların, Avrupa ve Amerika'nın; İslam'ın ve insanlığın aleyhine olan haksız ve ahlaksız girişimlerine taşeronluk yapanların... Bunca cinayet ve rezaletlerine rağmen, hala onlara destek çıkıp dostluk kuranların "ılımlı İslam" diye, dinimizi yamultmak ve yozlaştırmak isteyenlerin bu sinsi emellerine bile bile alet olanların... Ve onlarla birlikte "Küfürde müsaraat halinde bulunanların", yani zalimler ve kâfirlerle dayanışma ve yardımlaşma içinde çalışanların, bütün bu melanetlerine... "O'nun okullarında ve yurtlarında yetişenler, namaz kılmakta ve haramlardan sakınmaktadır. Bu gençler, gelecekte kurulacak barış ve bereket düzenine uyumlu ve olumlu bir nesil oluşturacaktır..." gibi hikmet ve mazeretlerle kılıf hazırlamak ve katkıda bulunmak elbette şarlatanlıktır!...

Büyük Din Alimi ve Osmanlı Şeyhülislamı Zembilli Ali Efendinin, İstanbul'a Kırkçeşme sularının akıtılması merasiminde, sultana dönüp:

"Kur'ani kurallara ve temel haklara aykırı bazı Avrupai kanunları, şeriata monte etmekle, öyle bir halt işledin ki, bu Kırkçeşme suları, kırk sene aksa o pisliği temizleyemez!" sözlerini hatırlatmanın zamanıdır...

Hadisi Şerifte işaret ve ifade buyrulduğu gibi: Allah dilerse, zındıklar, fasıklar ve münafıklar eliyle de dinine ve müminlere kuvvet katıp destek sağlayabilir... Onların şahsi hesapları ve şeytani amaçları için yaptıkları bazı işler, hayrül makirin olan Allahın dilemesiyle, sonunda İslam'a ve Müslümanlara yararlı ve hayırlı sonuçlar doğurabilir...

Ama böyle faydalı sonuçlara sebep olabilir diye, fasık ve facirlere arka çıkmak elbette haramdır ve kalbi bir hastalıktır...

"Bedeviler, "biz inandık" dediler. Deki: Siz iman etmediniz. Ama "İslam olduk deyiniz"...(Çünkü) henüz iman kalplerinize girip yerleşmiş değildir..."[14]  gibi ayetlerden de anlaşılacağı gibi:

Mümin: İnandığı ve hayatının amacı saydığı Hak Nizam kurulsun ve insanlık küfür ve kötülükten kurtulsun diye çalışanlardır.

Müslim ise: Kurulan ve hakim olan Hak Nizama tabi ve teslim olanlardır.

Şu anda bizim, her şeyden önce Mümin ve mücahitlere ihtiyacımız vardır. Adil Düzen hakim olunca insanlar fevc fevc, bölük bölük, dalga dalga (Nasr suresi) zaten Müslümanlaşacaklardır.

Velhasıl, Adil Düzen, "tedrisat" ve "içtihat" la değil, ancak "cihat"la hakim olacak ve uygulanacaktır.

Elbette, tedrisat ve içtihat ta mutlaka lazımdır ve farzdır. Ancak, Zulüm düzenlerini dağıtıp devre dışı bırakmak, Kur'ani ve ilmi içtihatları yürütme fırsatına kavuşmak için, tek çare, cihattır. Namaz, oruç, hac, zekat gibi, "cihat" ta hepsinden farklı ve faziletli bir ibadet olup, kendine mahsus edasının şartları: Farzları, sünnetleri, mekruhları ve müfsitleri bulunmaktadır. Ve ancak bu şartlara uygun yapılan hareket ve hizmetler cihat sayılır ve ancak bu şekilde Kur'anın vaat ettiği zafere ulaşılır.

Ahmet Akgül Hoca'nın "İslam Davası" kitabındaki "Cihat ilmihali" bölümü bu konuda önemli bir hazırlıktır.



[1] Bakara:246

[2] Bakara:249

[3] Bakara:249

[4] Bakara:251

[5] Saf:4

[6] Yusuf:110

[7] Kasas:3

[8] Kasas:5

[9] Kasas:6

[10] Ali İmran:51-52

[11] Ali İmran:175

[12] Ali İmran:176

[13] Ali İmran:177

[14] Hücurat:14

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Dr. MEHMET SÜRMELİ’NİN ASILSIZ İTHAM VE İFTİRALARI
  Dr. MEHMET SÜRMELİ’NİN ASILSIZ İTHAM VE İFTİRALARI          Dr. Mehmet Sürmeli “Belagat...
Devami
PEDOFİLİ = ÇOCUK İSTİSMARI SAPKINLIĞI VE BAZI AYETLERİN ALÂKASIZ YORUMLARI
  PEDOFİLİ = ÇOCUK İSTİSMARI SAPKINLIĞI VE BAZI AYETLERİN ALÂKASIZ YORUMLARI          Pedofili; genellikle...
Devami
TÜRKİYE CUMHURİYETİ BAĞIRSAKLARINI MI TEMİZLİYOR, YOKSA CAN MI ÇEKİŞİYOR?!
PKK’nın sivil kanadı olan BDP Başkanı: “Gerekirse PKK’ya saldıran tankların...
Devami
“LİKAULLAH” ALLAH’LA KARŞILAŞMAK VE RIZASINI KAZANMAK
  Lika;bir kimse, bir nesne veya bir hadise ile karşı karşıya...
Devami
İslamcıların Sahtekârlığı: ATATÜRK İSTİSMARI VE AKİT TV. KÜSTAHLIĞI
Ey Mustafa Kemal’e “Deccal, Süfyan, İnsi ve sinsi şeytan!” sıfatlarını...
Devami
HADİS VE SÜNNET KAVRAMI VE KURALLARI.
  A - HADİS NEDİR? Hadis; sözlük anlamı "yeni, ilk" demektir. "eski,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4416

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR