Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün111
mod_vvisit_counterDün3480
mod_vvisit_counterBu Hafta30153
mod_vvisit_counterGeçen hafta29375
mod_vvisit_counterBu Ay16589
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16790944

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 04 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12195730

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İNSANLARA KARŞI SAYGI VE SORUMLULUKLARIMIZ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfMükemmel 

 

 

İnsan yeryüzünde Allah'ın temsilcisi ve halifesi olacak bir yetenek ve sorumlulukla yaratılmıştır.[1]

Bu gayeyi gerçekleştirebilmesi için de, insan, zahiri görünüş ve vücut biçimi olarak en güzel ve en mükemmel şekilde yaratılmış ve ona iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti ilham edilmiştir.[2]  Ve kendisine akıl, düşünme ve değerlendirme yeteneği verilmiştir.

İnsanoğlu, Allah (cc) tarafından çok özel bir ikrama ve iltifata mazhar yaratılmış, karada, (havada) ve denizde en rahat vasıtalarla gezip dolaşacak imkânlar bahşedilmiş, en temiz ve leziz rızıklarla beslenmiş ve yaratıkların pek çoğundan üstün ve faziletli kılınmıştır.[3]



[1]  Bakara: 30

[2] Şems:7-8

[3]  İsra:70

 

Elbette, insan asla başıboş ve gayesiz bırakılmamış[1] ve ancak Hz. Allah'a kulluk etmek için yaratılmıştır.[2]

İnsanlar, birbirleriyle tanışmada ve yardımlaşmada kolaylık olsun diye kavim ve kabilelere ayrılmış, ancak Allah katında takva ölçüsünden başka hiç kimseye hiçbir ayrıcalık tanınmamış,[3] Evrensel hukuk karşısında herkes eşit sayılmıştır.

Hz. Allah, sonsuz yaşamak üzere cenneti yaratmış ve bir nevi onu satılığa çıkarmıştır. Cennetin fiyatı, mal ve can ile cihattır, ibadet ve istikamet üzerinde sebattır. Cennete sadece iman edenler müşteri çıkmış, müşteri olmak ta yetmemiş fiyatını verenler satın almıştır.[4]

İslâm'a göre ahiret saadetine ulaşmak için Müslüman olmak gerektiği halde, dünyada huzur ve güven içinde yaşamak için sadece "insan olmak" yeterli sayılmıştır.

Dini, dili, rengi, kökeni ne olursa olsun, insan olan herkes can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahiptir. İslâm'da cihat; zülüm düzenlerini ve tahakküm rejimlerini ortadan kaldırmaya, adalet ve hürriyet ortamını sağlamaya yöneliktir. İslâm tarihinde hiç kimsenin ve hiçbir kavmin korku ve baskıyla Müslümanlığa zorlandığı görülmemiştir. Çünkü "Dinde zorlama yoktur."[5]

Meselâ İstanbul fethedilerek o günkü zulüm ve sömürü sistemini yürüten Bizans Devleti yıkılmış, ama İstanbul'da yaşayanlar kendi din ve düşüncelerinde serbest bırakılmıştır.

İslâm, zulüm, tahakküm ve sömürü üzerine kurulan siyasî sultaları ve sistemleri yıkmak için gayret ederken, öyle sadece yalvarmak ve nasihat etmekle değil, teşkilât ve siyasetle karşılarına çıkar.

Ancak fertleri davet ederken onların aklına ve vicdanına hükmetmek için, asla kabalık ve zorbalık kullanmayıp, tatlı dil ve hikmetli tebliğ esasını uygular.

İnsana saygı İslâm'ın gereğidir. İnsanlığını kaybetmiş, toplum için tehlikeli bir unsur haline gelmiş kimseler hariç, herkese adalet ve merhametle davranmak, temel insan Hak ve Hürriyetlerine saygıda bulunmak Allah'ın emridir. Ve insanlığın gereğidir.

İnsanların İslâm'la tanışması için en münasip şekilde tebliğ ve tavsiye edilir. Ama hidayete eriştirmek ise yanız Allah'ın elindedir.

İslâm, çeşitli din ve görüşlerden herkesin birlikte yaşama şartlarını hazırlayan barış düzenidir.

Batıl ve bozuk sistemler ise, insana insanlığını unutturmuş, insanı tek olan Allah'a kulluktan ayırıp, muhtaç olduğu ve korktuğu her şeye tapınmaya ve kendisi gibi insanları ilâhlaştırmaya mecbur hale gelmiştir.

Halbuki Allah'ın dinin tebliğ eden bütün Peygamberler bile "biz ancak sizin gibi bir insanız"[6] demişlerdir.

Şimdi bizim vazifemiz her şeyden önce, insanlara insanlığını hatırlatmak ve onların insanlık onuruna saygı duymaktır... İnsanın gerçek hürriyet ve huzurunun yalnız Allah'a Ubudiyet ve İslâm'a teslimiyetle mümkün olacağını anlatmaktır.

Bugün insanlığın en büyük çıkmazı, insanlık onurunu ve kulluk şuurunu kaybetmiş olmalarıdır. İnsanlar, maalesef taşıdığı değerlerin farkında değildir. Yeryüzünde yüce Allah'ı temsil etme makam ve mesuliyetini gerçekleştirmek için insana araç olarak verilen şeyler, amaç haline getirilmiştir. İnsanın hizmetinde bulunması gereken şeylere, insanların hizmetçi hale gelmesi ne kadar acıdır.

Makama, maaşa, menfaate, şöhrete ve servete kul olmak... Apartmana, arabaya, koltuğa, vitrine hatta elbiseye ve ayakkabıya tapınmak ne kadar alçaltıcıdır.

Bugün insanların durumu, kendisine binilmek üzere verilen bir merkebi sırtlayan kimsenin durumundan farksızdır.

Hayır ve hizmet yarışı unutulmuş, haksızlık ve ahlaksızlıkta yarış başlamıştır.

Bir tek Halık'a kulluğa tenezzül etmeyenler, binlerce basit mahluka ve eşyaya köle olmuşlardır.

"Biz insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle donattık) ve en güzel biçimde yarattık.

Sonra onu (kendi kıymetini bilmediği ve kabiliyetlerini körlettiği ve kirlettiği için) aşağıların aşağısına çevirdik."[7] Ayeti de bu gerçeği anlatmaktadır.

İnsan hem kendisine saygılı olmalı, vicdanıyla barışık yaşamalıdır... Hem de başkalarına saygılı ve yararlı olmalıdır.           

Devamlı iyiliklere ve başarıya öncü, kötülüklere ve düşmanlıklara engel olmaya bakmalıdır.

Çünkü, İyiliklere vesile olan iyilik, kötülüklere vesile olan kötülük kazanır. Mü'minler hayra, münafıklar şerre çalışır. Güzel ve yararlı şeylere sebep olacak hareketler, helal, çirkef ve zararlı şeyler netice verecek işler de haram sayılmıştır.

"Kim güzel bir şefaatle yardımda bulunsa, ondan kendisine de bir nasibi (ve sevabı ) vardır. Kimde kötü bir şefaatle (haksızlık ve ahlaksızlığa aracılık etse) bundan kendisinin de bir payı ve günahı vardır."[8] ayeti de bu gerçeği açıklamaktadır.

Ayette geçen "Şefaat" herhangi bir konuda insanlara katılmak ve yardımcı olmak, aracılık yapmak, suçlunun bağışlanmasına çalışmak gibi manaları içerir.

"Şefaati hasene" hayırlı işlere ve haklı kişilere yardımda bulunmak, arka çıkmak ve İslâmi hizmetlere ön ayak olmaktır.

"Şefaati seyyie" ise kötülüklerin yayılmasına, fitne fesat çıkmasına ve zulümlerin artmasına sebep olmaktır. Öyle ise;

Salihlerin işbaşına geçmesine ve topluma hayırlı hizmetler vermesine çalışmak "Şefaati hasene"dir,  sevaptır, hatta manevî bir cihattır.

Zalimlerin yönetici olmasına ve ülkede haksızlığı ve ahlâksızlığı yaygınlaştırmasına sebep olmak ise "Şefaati seyyie"dir, günahtır ve haramdır.

İnancımıza ve insan haklarımıza uygun programlı bir partiyi desteklemek, oy vermek, başkalarını da bu safa çekmek, bu maksatla yardımcı ve aracılık etmek güzeldir, gereklidir ve bereketlidir...

Faizi, fuhşu, içkiyi, kumarı mübah ve medeniyet sayan, zulmü ve sömürüyü yaygınlaştıran kötü partilere oy atmak, oy toplamak, bunların reklâmını yapmak ise elbette haramdır ve haksızlıktır.

Masum ve mazlum bir insanı uğradığı iftira ve isnattan aklanmasına çalışmak, karakoldan, mahkemeden ve hapishaneden kurtulmasına aracı olmak ve şefaatte bulunmak büyük bir hayırdır ve fazilettir...

Ama katil, zalim ve hain bir kimsenin hak ettiği cezayı çekmesine mani olmak, böylesi insanlara yardımcı olmak ise elbette hıyanettir ve rezalettir.

Cami, okul, kurs, hastane ve çeşme gibi hayır kurumlarına yardımda bulunmak, yapılmasına ön ayak olmak sevaptır, şereftir. Bu türlü hayırlar devam ettiği müddetçe kişinin amel defterlerine sevap işlenecektir.

   Meyhane, kerhane, kumarhane açanlara basın ve televizyonla şehveti azdıranlara yardım etmek, fırsat vermek ve bunların peşinden gitmek ise bayağılıktır, aşağılıktır.

Değerli, dürüst ve becerikli kimselerin bir iş sahibi olmasına aracı ve yardımcı olmak hayırdır ve yararlıdır.

Gayretsiz, beceriksiz ve samimiyetsiz insanların bir işe girmesine vesile ve vasıta olmak ise yanlıştır ve zararlıdır.

Haset, enaniyet ve hıyanet yüzünden, hayırlı hizmet ve faaliyetlere mani olmak, gayret ve samimiyet ehlini körletmek ve kösteklemek zulümdür... Kul haklarına tecavüzdür...

Velhasıl, insanın şerefi bir bakıma vesile ve vasıta olduğu şeylerin kıymetiyle ölçülür.

Mü'min hayırlara tren, şerlere fren olmalıdır.

İyiliğe veya kötülüğe "sebep olan bunları işleyen gibidir."[9]

Kötülüklere razı, iyiliklere mani olmak münafıklık alametidir... Yukarıda mealini arz ettiğimiz ayeti kerimeyi şöyle tercüme etmek de mümkün ve münasiptir.

"Her kim güzel bir (işe ve hayırlı bir kişiye) aracılık ederse kendisinin de o hizmetten bir hissesi olur. Kim de kötü bir (işe) aracılık ederse, onun da o işten payı olur..."[10]

Bu ayet aynı zamanda İslâm'da komisyonculuk ve simsarlık yapmanın ve bu yolla para kazanmanın caiz olduğuna da bir delildir.

Alıcı ile satıcı, veya üretici ile tüketici arasında aracılık yapmak ve belli bir yüzde alarak malın pazarlanmasına yardımcı olmak caizdir. Ve bu yolla kazanılan para da helaldir.

Ancak bu aracılık ve simsarlık mübah ve meşru şeylerin alınıp satılmasında yapılırsa helâl olur...

Yoksa içki, kumar, faiz ve fuhuş gibi muzır şeyler için aracılık yapmak ve komisyon (simsarlık) almak elbette haramdır.

Komisyonculuğu bir soygun ve vurgun mekanizması haline sokmak ve piyasalarda çeşitli tekeller oluşturarak istedikleri gibi fiyat dengeleriyle oynamak, malı üreticiden ucuz fiyata kapatıp tüketiciye çok pahalıya satmak şeklinde ki uygulamalar da elbette haksızlıktır ve günahtır.

Bu ayetin;

"Şüphesiz ki Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zamanda adaletle karar vermenizi emreder."[11] Ayeti ile de irtibatı vardır.

Ayette geçen "emanet"ler en başta devletin idaresine ve milletin işlerine ait makam ve memuriyetlerdir. Bu manaya işaret ederek Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Emanetler zayi edildiği (emin ve ehil olmayanlar yönetime seçildiği) zaman kıyameti (felaket ve sefaleti) bekleyiniz."

"Emanet" kelime ve kavramının insanın Allah'a ve dinine karşı, nefsine ve ailesine karşı, topluma ve düzene karşı olmak üzere üç türlü sorumluluğu ifade ettiği de bildirilmektedir. Her hangi bir göreve daha bilgili daha becerikli ve daha verimli birisi dururken, ya rüşvet alarak, ya adam kayırarak, ya da şahsi kızgınlık ve kırgınlığa dayanarak ondan daha ehliyetsiz ve yeteneksiz birini tayin ve tercih etmek, hem Hakka hem de halka zulümdür.

Her hangi bir kişi hakkında veya davalılar arasında hüküm ve karar verirken de asla Haktan ve adaletten ayrılmamalıdır. Haklıyı haksız çıkarmak, haksız tarafı kayırmak adaletsizliktir...

İnsanları da günahıyla sevabıyla değerlendirmeli, iyiliklerini de kötülüklerini de birlikte ölçmeli, hayır tarafı ve terazisi ağır geliyorsa affetmelidir.

Özellikle, davamız içindeki çeşitli hizmet birimlerinde nefsi davranmaktan ve davamızın hatırını şahsi çıkarımızın veya inadımızın altında tutmaktan mutlaka vazgeçmelidir.

Birbirimize iyi niyet ve samimiyetle yaklaşmalı icabında affetmesini bilmelidir.

Unutmayalım ki hakkımızda en gerçek ve geçerli kararı Allah verecektir ve O'nun hükmü asla değişmeyecektir.

Mü'min emin (güvenilir) insan demektir. Hain ve hileci insanlar iman olgunluğuna ulaşmamış kimselerdir.

Hıyanet, emanetlere riayet etmemek, insanlar hakkında kötülük düşünmek, güven ve itimadı suistimal etmek, sevgi ve samimiyeti istismara yeltenmek, kendi nefsine, dinine, devletine ve cemiyetine maddi ve manevi zarar verecek işlere girişmek manalarına gelir.

Cenab-ı Hak'kın helâl kıldığı yemek, içmek, giymek, evlenmek gibi mübah ve meşru nimet ve lezzetleri kendine haram etmek, aile efradını ve emrinde çalışanları gözetmemek insanın nefsine karşı bir hıyanet olur.

"Oruç geceleri kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin elbiseleriniz, sizde onların elbisesisiniz. Allah (cc) ramazan geceleri hanımlarınıza yaklaşmamakla nefislerinize hainlik ettiğinizi bildiği için tövbelerinizi kabul edip sizleri affetti..."[12] Ayeti bu duruma işaret etmektedir.

Kur'an'i kurallara uymamak, onları fert ve toplum hayatına hakim kılmaya çalışmamak ve her hangi bir konuda karar verirken adaletsizlik yapmak dinimize karşı hainlik olur.

"Biz sana Kitabı hak olarak indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma..."[13] Ayeti de bu gerçeği ifade etmektedir.

İşverenimizin ve patronumuzun olsun... Veya akrabalık ve arkadaşlık dolayısıyla evlerine rahatlıkla girmemize müsaade eden kimselerin olsun, canına malına ve namusuna hakaret etmeye kalkışmak ta çok çirkin bir hıyanettir. "(Hz. Yusuf dedi ki) Benim, arkasından (vezire) hıyanet etmediğimi ve hainlerin hilesini Allah'ın kendi başlarına geçireceğini (herkes) bilsin"[14] ayeti bu durumu haber vermektedir.

Çünkü Allah "Gözlerin hainliğini (şehvetli ve kötü niyetli bakışlarını) ve kalplerin gizlediği düşünceleri bilir."[15]

İster devletler iste cemiyet ve cemaatler, ve isterse fertler arasında yapılmış olsun, her türlü anlaşma ve sözleşmelere sadık kalmamak, sebepsiz yere anlaşmaları bozmak ta zulümdür ve hıyanettir.

"Bir kavmin hıyanet etmesinden (kesinlikle) endişe edersen, (ancak o zaman) sen de aynı şekilde (anlaşmayı bozar ve suçu) onlara atabilirsin. Çünkü Allah hainleri asla sevmez."[16]

Devletin yönetimine ve milletin işlerine ait vazife ve makamlara güvenilir ve iş bilir olmayanları seçip getirmek, çeşitli hizmet ve memuriyetlere bilgisiz ve beceriksiz insanları tayin etmek te büyük bir hıyanettir.

"Allah size emanetleri (mutlaka) ehline vermenizi emreder."[17] Ayeti bu gerçeği haber vermektedir. Adaleti hakim kılmak ve davamızı başarıya ulaştırmak üzere kurulan ve manevi hizmet kurumu sayılan teşkilat içerisinde:

a- Tembellik ve korkaklık nedeniyle şartlarımıza ve imkanlarımıza uygun bir görev almamak, hizmet ve sorumluluktan kaçmak, hıyanettir.

b- Aldığımız görevi yapmamak, hizmetleri yüzüstü bırakmak, yani nöbet yerinden kaçmak, hıyanettir.

c- Yapamadığımız ve yapmayacağımız görevlerden ayrılmayıp hizmet ve gayret ehline fırsat vermemek, hıyanettir.

d- Bir göreve daha yararlı ve başarılı olacak kimseler varken, nefsi inat ve hesaplar yüzünden beceriksiz ve bereketsiz kimseleri getirmek hıyanettir.

e- Cemaat ve teşkilatla ilgili yetkileri kötüye kullanmak, uzun vadede davanın başarısını geciktirecek ve engelleyecek, ama kısa vadede bize şahsi çıkarlar temin edecek kararları kasten almak ve uygulamak hıyanettir.

f- Teşkilatlarımızla ilgili istişarelerde vicdani kanaatimize göre hayırlı olanı değil, işimize yarayanı konuşmak, davaya layık olanı değil, bize lazım olanı tercih ve tavsiye etmek te hıyanettir.

g- Teşkilat ve cemaat içerisinde ırkçılık, bölgecilik, tarikatçılık ayrımını kışkırtıp fitne çıkarmak, özel menfaat gurupları oluşturup kulisçilik yapmak, hıyanettir.

h-Teşkilat sırlarını dışarı sızdırmak, umduğu makam ve menfaat bulamayınca saftan ayrılmak ve karşı cephe açmak ta elbette hıyanettir.

"Ey iman edenler, bile bile size emaneten (verilen görev ve yetki)lerinize hıyanet edip Allah ve Resulünün (davasına) hainlik etmeyin"[18] ayeti buna işarettir.

Evet hıyanet nankörlüktür... Hainler mutlaka hüsrana uğrayacaklardır.

"İmanında ve davasında sadık kalanları koruyacak olan Allah'tır. Ama hiçbir hain ve nankör insanı Allah sevmeyecek ve sahip çıkmayacaktır."[19]

Hainlik yapanlar haşa Allah'ı aldattıklarını ve davayı kullandıklarını zannederler. Hâlbuki onlar kendi kuyularını kendi elleriyle eşmektedirler.

"(Ey Resulüm) Eğer sana hainlik yapmak isterlerse (üzülme ve bekle) onlar daha önce Allah'a da hainlik yapmışlardı. (İşte bak sonunda) bu yüzden Allah o hainlere karşı sana fırsat ve ruhsat verdi. (O hainleri senin elinle yaptıklarına pişman ve perişan etti) Elbette Allah her şeyi hakkıyla bilendir ve her işi hikmetli ve güzeldir."[20]

Hile ve hıyanette en ileri giden ve şeytanın askerleri bilinen ve Kur'an'ın "İçlerinde pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün..."[21] Buyurduğu Siyonist Yahudiler olduğu için tarih boyunca asla abat ve aziz olmamışlar, rezillik ve rüsvaylıktan kurtulmamışlardır.

Bu gün bir asra yakındır, yeryüzünde hakim görünen ama pek yakında yıkılmaya doğru giden, zulüm ve sömürü üzerine kurulu Siyonizm saltanatı ise, yine bir hıyanet düzenidir. Ve bu insi şeytan Siyonistleri ve onların terör karargâhı olan İsrail'i çok acı bir gelecek beklemektedir. Zira Allah (cc) Adili Mutlaktır ve Azizün-Züntikamdır.

Hıyanet, kötü niyet, kin ve hasret insanın kalbini karartır, kafasını karıştırır. Daha dünyada iken bir cehennem hayatı yaşatır. Hain tipler samimiyetsizdir, merhametsizdir... Bunlar çiğ, çirkin, sinsi ve seviyesizdir. Halbuki müminin şiarı muhabbet ve merhamettir. Hiç kimseye kasten hakaret ve hıyanet düşünemez. Kimsenin hakkına tecavüz edemez. Mü'min her zaman ve herkes hakkında iyi niyetlidir ve her işinde adaletli ve istikametlidir. Kızsa ve kırılsa bile kin tutmaz. Saf ve temiz kalbi düşmanca ve şeytanca duyguları özünde barındıramaz.

Mü'min, dünyalık heves ve hesaplar uğruna dostlarını ve davasını asla satamaz...

Makam ve yetkilerini kötüye kullanamaz...

Zira mü'min emin insan demektir. Emanet hıyanetin zıddıdır. Efendimiz (sav) "Emin olmayan mü'min olamaz" buyurmaktadır.

Hıyanet gibi kötü huylar sigara alışkanlığı gibi insanın yanlış yönlendirilmesi ve kötü eğitilmesi sonucu oluşurlar. Ve ülserin kansere dönüşmesi gibi tedavi edilmezse giderek koyulaşır ve katılaşırlar...

Ancak zahiri hastalıklarımızla mücadele ettiğimiz ve kurtulmak istediğimiz gibi, hainlik, bencillik, beleşçilik, menfaatperestlik gibi manevi hastalıklarımız ve çirkin huylarımızla da savaşmak ve bunlardan kurtulmaya çalışmak gerekir.

Öleceğimizi ve her şeyimizi bırakıp gideceğimizi bilerek Ahireti ve Mutlak Adaleti düşünerek, Zikir ve fikir ehliyle sohbet ederek, Mürşidi Kâmil denen manevi doktorlara giderek, bize hatalarımızı hatırlatacak sadık dostlar edinerek, zorumuza giden uyarılardan hatta aleyhimizdeki dedikodulardan bile ders çıkarmasını bilerek, özümüze musallat olan hıyanet ve haset gibi manevi marazlarımızdan şifa bulmaya çalışalım. Taki bu çiğliklerden ve çirkinliklerden kurtulup, olgunlaşalım.

Bu arada insan ilişkilerinde ticari ahlak ta oldukça önemlidir.

Cenab-ı Hak insanları toplu halde yaşayacak vaziyet ve mecburiyetlerle yaratmıştır. Bu toplu yaşama düzeninin dengeli ve disiplinli yürümesi içini de gerekli kanun ve kuralları koymuştur. Ticaret ve alış-verişte hayatın vazgeçilmez bir gereği olduğu için bu konuda da İslâm, hukuki ve ahlaki esaslar getirmiştir.

"Namaz kıldıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın fazlı kereminden (nasibimizi) arayın"[22]

"(Hac mevsiminde bile) Rabbinizin fazlını aramanızda (ticaret yapmanızda) sizin için bir sakınca yoktur."[23] Gibi ayetler ve "rızkın onda dokuzu ticarettedir." "dürüst tüccarla ahirette beraberiz" mealindeki hadisler ticareti, emir ve teşvik etmektedir.

Ancak bu ticaret helal ve yararlı şeylerin alış-verişi şeklinde yapılmalı, haram ve zararlı şeylerin üretiminden ve ticaretinden sakınılmalı ve alış-verişte hile yalan ve aldatma olmamalıdır.

"Ey iman edenler mallarınızı aranızda (hile, hırsızlık, faiz, kara borsa, yalan ve aldatma gibi) batıl yollarla alıp yemeyin."[24] İkazına kulak asılmalı, tatlı aşımıza zehir katılmamalıdır. Haram ve haksız yollarla ele geçen lokma Müslümanın manevi hayatı için zehirden daha tehlikelidir. "Haramla beslenen vücut cehenneme layıktır." "Haram yiyenlerin duası ve ibadeti kabul olunmayacaktır." Gibi hadisler üzerinde iyice düşünmelidir.

Haram; herhangi bir üretim, emek, risk, ticaret, miras ve hediye gibi meşru yollar dışında hakkımız olmadan kazandığımız her şeydir. Dinen zengin sayılan yani kendisinin ve ailesinin asli ihtiyaçlarını karşılayacak ve normal olarak geçimini sağlayacak bir malı ve geliri olan kimselerin zekat ve sadaka alması ve dilencilik yapması da haramdır, haksızlıktır. Devlet malını veya herhangi bir vakıf ve teşkilat parasını şahsi çıkarları doğrultusunda kullanmak ta zulümdür, haramdır.

Ölçü ve tartıda hile yapmak, kötü malı iyi diye satmak, taklidini orijinali gibi yutturmak, ihaleye çıkarılan ve standartlara uygun yapılmayan bina, yol, köprü vb. yerlere sağlam raporu imzalamak ta haksızlıktır, harama ortak olmaktır.

"Her türlü ölçüde taşkınlık ederek dengeyi ve düzeni bozmayın. Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik koymayın."[25]

"Ölçüde ve tartıda hile ve haksızlık yapanların vay haline! Onlar öldükten sonra diriltileceklerini (ve her şeyden sorguya çekileceklerini) hesaba katmıyorlar mı?"[26] gibi ayetlerin tehdidinden korkmak ve korunmak lazımdır.

Bizim bu konuyla ilgili olarak asıl üzerinde durmak istediğimiz şey borcuna sahip çıkmaktır. Bugün maalesef hem yersiz ve gereksiz şekilde borca girmek, hem de borcunu ihmal hatta inkar etmek manevi bir hastalık gibi yaygınlaşmaktadır.

Ödeyemeyeceğini bile bile veya zaten ödememek niyetiyle borç altına girmek aynı hırsızlık gibidir ve zaten haramdır.

Lüks ve fantezi heves ve harcamalar için borçlanmak ise israf olduğu için yine yanlıştır ve günahtır.

Ancak ticari ilişkilerde olsun, ev geçiminde olsun gerekli ve geçerli mazeret ve mecburiyetler karşısında elbette borçlanmak caizdir. Ancak her türlü borç mutlaka resmi dayanağı ve bağlayıcılığı bir senetle ile tespit ve tescil edilmelidir. "Ey iman edenler, belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Aranızda adaletli bir kâtip (noter) de bunu yazsın"[27] emri yerine getirilmelidir. Sadece samimiyete bağlanan ve resmiyete dayanmayan borçlanmaların ne kötü sonuçlar doğurduğuna şahit olmaktayız.

Gereksiz yere ve gücünü aşacak şekilde borçlanan, senetlerini, çeklerini, taksitlerini vaktinde karşılayamayan kimseler bu mahcubiyetten kurtulmak için yalan mazeretler uydurmaya çalışırlar... Zamanla bu alışkanlık haline gelir ve rahatlıkla yalan söylemeye başlarlar... Şahsiyet ve hassasiyetleri erozyona uğrar ve diş sıyıran vidalar gibi yalama olurlar!..

Elbette iyi niyetlerle ve gerekli bir takım mazeret ve mecburiyetlerle borç altına giren ve istediği halde borcunu ödeyemeyen sağlam ve samimi kimselere zaman tanımak, hatta mümkünse borcunu bağışlamak büyük bir fazilettir.

"Şayet (borçlu) darlık içinde ise bir genişliğe çıkıncaya kadar beklemek (lazımdır). Eğer bilseniz (eli darda olan borçluya verdiğiniz şeyi) sadaka olarak bağışlamanız sizin için çok daha hayırlıdır..."[28] Ayeti bu durumu teşvik etmektedir.

Evet borç insanı esir eder. Borç insanı rezil eder... Borç insanı zelil eder... Özellikle borçlu yaşamayı bedava yaşamak zanneden, onun bunun sırtından geçinmek isteyenlerin toplum içinde de, Allah indinde de hiçbir kıymetleri yoktur. Bunlara asla itimat ve itibar edilmez. Efendimiz (sav):

"Ödemek niyetiyle insanların malını borç alanlara Allah kolaylık verir. Geri vermemek niyetiyle borç alanlara ise elindekini boşa çıkarır" (Buhari) buyurmuş ve borçlu ölenlerin cenaze namazını bile kılmayarak biran evvel borçlarımızı ödememiz gerektiğini bizlere ikaz etmiştir. "Borçları çıkarılıp dağıtıldıktan sonra ölenin mirasını paylaşılacağı"[29] emri de borcun önemini göstermektedir.

O halde mümkün mertebe borca heves etmemeli, borçlandığımız zaman da onu vaktinde ödemeye çalışmalıdır. Kasten borcunu geciktirmek çirkin bir davranış ve günahtır. Borcunu inkar ise yalancılık ve haramdır.

Tanışıklık ve dostluklarımızı istismar ederek borçlarımızı geciktirmek de zulüm ve haksızlıktır.

Sosyal ve ekonomik yönden olduğu gibi ticari ahlak olarak ta insanımızın yozlaşmasının ve laçkalaşmasının asıl sebebi elbette bu materyalist düşünceye dayanan batıl düzendir.

Lüks ve israfı devamlı teşvik eden, faiz ve kumar gibi haram ve kolay kazanç yollarını körükleyen, aşırı dengesiz bir gelir dağılımıyla sosyal ve ekonomik düzeni dejenere eden bu sistem, insanımızı maddeci, menfaatçi, beleşçi ve kolaycı hale getirmiştir. Şöhrete ulaşmak, servete kavuşmak, lüks ve konfor içinde yaşamak için faizci düzen insanı gayri meşru yollara mecbur etmiştir...

İşte biz Müslümanlar bütün bu olumsuz şartlara rağmen İslâmi kimliğimizi ve insanlık haysiyetimizi korumaya ve bu dejenerasyona karşı direnmeye mecburuz.

Basit bahaneler ve nefsi fetvalarla hileli yollara ve haram kazançlara asla tenezzül etmemeli, manevi hayatımızı kirletmemeliyiz.

Özellikle borçlarımızı vaktinde ödemeli ve emanet aldıklarımıza asla hıyanet etmemeliyiz.

Aleyhisselatü Vesselâm Efendimizin Medine'ye hicret ederken yanında emanet bulunan para ve kıymetli eşyayı sahipleri olan can düşmanları Mekke müşriklerine teslim etmek üzere Hz. Ali'yi görevlendirmesi ve onları alıp gitmemesi, kime karşı olursa olsun borçlarımızı ödemek ve emanetleri sahibine vermek hususunda bize örnek olmalı ve bu olaydan çok önemli ahlaki ve siyasi dersler çıkarılmalıdır.

Ticari münasebetlerinde ve her türlü alış verişinde sağlam ve sadık olmayanlar, işlerine ve ilişkilerine hile ve yalan katanlar, İslâm davasına çok büyük kötülük yapmaktadırlar. Herkese kötü örnek olmaktadırlar.

Çocukluk yıllarımda haftalar ve aylar boyu evimizde pişen yemeklere çok az yağ ve kavurma koyulduğunu hatırlıyorum. Bunun sebebini sorduğum zaman da Babamın "Dinimize göre borcu olan kimsenin bolca harcaması ve savurgan davranması caiz değildir. Yiyeceğinden ve giyeceğinden mümkün olduğu kadar kısarak bir an evvel borcunu ödemesi gerekir" dediğini hatırlıyorum.

Bizim dinimizde ve adalet düzeninde; "Önce üretim sonra tüketim" esasına dayanan "Dengeli yaşama" prensibi geçerlidir.

Bugünkü faizci kapitalist sistemde ise "Önce tüketim, sonra üretim" felsefesini benimseyen "Borçlu yaşama" düzeni getirilmiştir.

İşçi, memur, esnaf herkes bir yıl, hatta iki-üç yıl sonra ödemek üzere ev, araba ve eşya almaktadır. Yani bu "Taksitli hayat" yüzünden aylar ve yıllar sonra kazanacağımız maaşlar daha şimdiden harcanmaktadır.

Bu "Borçlu yaşama" düzeni sosyal ve ekonomik dengeyi bozmakta, enflasyon ve pahalılığı azdırmak ta, "Vade farkı", tabiatıyla faizleri devamlı arttırmakta yatırım ve üretim lükse ve tüketime kaydırılmakta ve hayat giderek ağırlaşmaktadır.

Velhasıl borç yiyen kesesinden yer. Borcunu vaktinde ödeyemeyen ise şeref ve haysiyetini rüşvet verir.

Bolluk ve rahat içinde ama zilletle yaşamaktansa, kanaat içinde ama izzet ve bereketle yaşamak elbette daha şereflidir.

Öyleyse hem kendimize, hem ailemize hem de yakın çevremize ve herkese karşı, hem saygılı olalım hem sorumluluklarımızı hatırımızdan çıkarmayalım ki, saygı gören, değer verilen ve gönül huzuruna erişen birisi olalım.



[1]  Kıyame: 36

[2]  Zaryat: 56

[3]  Hucurat: 13

[4]  Tevbe: 111

[5]  Bakara: 256

[6]  İbrahim: 1, Kehf:110, Fussilet: 6

[7]  Tin: 4-5

[8]  Nisa: 85

[9]  Hadis şerif

[10]  Nisa: 85

[11]  Nisa: 58

[12]  Bakara: 187

[13]  Nisa: 105

[14]  Yusuf: 52

[15]  Mü'min: 19

[16]  Enfal: 58

[17]  Nisa: 58

[18]  Enfal: 27

[19]  Hac: 38

[20]  Enfal: 71

[21]  Maide: 13

[22] Cuma: 10

[23] Bakara: 198

[24] Nisa: 29

[25] Rahman: 8-9

[26] Muttaffifin: 1-4

[27] Bakara: 282

[28] Bakara: 28

[29] Nisa: 12


Bu yazarin diger makaleleri

HZ. İBRAHİM'İN (AS) SİYASETİ DİN ve MEZHEP MESELESİ
  Hz. İbrahim Aleyhisselam... Kur'anda defalarca övülen ve örnek gösterilen...
Devami
MÜ'MİN KARAKTERİ
  Kötü modeller, toplum ahlakını kirletmektedir: Günümüzde insanlar, özellikle de...
Devami
İSLAMCA DÜŞÜNMEK VE DEĞERLENDİRMEK
  Ayet ve hadislerden hüküm ve prensipler çıkarmak ve bunları önem,...
Devami
KALİTESİZLİK
  Kalitesizlik, kaliteye düşmandır Seviyesizlik, seviyeye karşıdır. Çirkinlik güzelliğe, aşağılık yüceliğe zıttır. Çünkü...
Devami
DİNSİZLİĞİN ZEHİRLİ MEYVELERİ:
  Hiddet, Şiddet, Nefret ve Cinnet!... İslamsızlık, toplumu insanlıktan çıkarıyor. İmansızlık...
Devami
İLİM, İMAN VE AKIL'LA YAPILAN; ZİKİR VE FİKİR
  Yeryüzündeki bütün hâdiseler canlılık etrafında dönmekte, her şey hayat...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5451

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR