Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5028
mod_vvisit_counterDün6442
mod_vvisit_counterBu Hafta43550
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay166053
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16600969

IP'niz: 18.210.11.249
Bugün: 25 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12104650

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

MİLLİ GÜVENLİK SİYASET BELGESİ VE BİR EMEKLİ GENERALİN TARİHİ ÖNERİSİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

Önce;

"Gizli Anayasa Metni" veya "Derin Devletin Meşrutiyet Projesi" diyebileceğimiz "Milli Güvenlik Siyaset Belgesi" ile ilgili bazı tespit ve tekliflerimizi arz edelim:

1 - "İrtica"nın tarihin her döneminde olduğu gibi bu günde ciddi ve öncelikli tehdit olduğu doğrudur. Ama irtica bahanesiyle İslam'a ve Dindarlara sataşılası ve Müslüman halkımızın sindirilmeye çalışılması en büyük yanlıştır, haksızlıktır... Bu talihsiz tavır bilerek veya bilmeyerek dış ve iç düşmanlara hizmetkârlıktır.

Öyle ise; İrtica olarak:

 
  • a- Yüzyıllar öncesi şartlar ve ihtiyaçlar için hazırlanmış İslami modelleri bugüne aynen taşıma yanılgısının ve taklitçi gelenek dinini hakim kılma yanlışlığının.
  • b- "Ilımlı İslam" veya "Radikal İslam" gibi şeytani merkezlerce hazırlanan halkımızı ve bütün Müslümanları emperyalizmin emellerine hizmetçi yapmayı amaçlayan sinsi ve Siyonist yakıştırmaların.
  • c- Farklı din ve düşünceden herkesin birlikte barış içerisinde yaşama şartlarını ortadan kaldırıp, İslam adına baskı ve barbarlığı, istismar ve suistimali hortlatacak bir yobazlığın kastedildiği açıkça ortaya konulmalıdır.
  • d- Laiklik adına ise:
  • A- Bir zamanların Sovyet Rusya'sında uygulanan ve her türlü dini inanış ve yaşayışı şiddetle yasaklayan Ateist laikliğe değil
  • B- Maalesef Türkiye'mizde uygulanan ve yerleştirilmeye çalışılan, "dini, devletin kontrolüne alma, İslam'ı resmi ideolojiye uydurma ve kendi amaçlarımız için dini basit bir araç olarak kullanma " şeklindeki Bizantist laikliğe değil,
  • Dinle devletin birbirine karıştırılmadığı
  • Dinle devletin birbirine çatıştırılmadığı
  • Dinle devletin barışıp, topluma hizmet ve hayırla yarıştığı

Realist Laikliğe sahip çıkılmalıdır.

  • e- Bu yüzden, her seviyedeki dini eğitim ve öğretimin; devlet eliyle devlet gözetiminde, tüm önyargılardan ve yasaklamalardan uzak bir özgürlük ve özgüven içerisinde yaptırılması mutlaka lazımdır. Aksi halde, gençliğimiz ve geleceğimiz:
  • İstismarcı din bezirgânlarına
  • Sahte Tarikat baronlarına
  • Beyinleri kısırlaştırıcı kaçak kuran kurslarına kaptırılacak, bunun asıl sorumlusu da irtica diye İslam'la savaşanlar olacaktır.

Şimdi gelelim Adnan Tanrıverdi Paşanın tespit ve tahlillerine:

Bitsin bu saltanat kavgası

24 Ekim 2005 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ağırlıklı gündem maddesinin yeniden hazırlanan "Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi" (MGSB) olduğu; irtica, bölücü terör ve aşırı solun iç tehdit olarak MSB'de yer aldığı, aşırı sağın ise iç tehdit olmaktan çıkarıldığı, toplantı sonrasında yapılan açıklamadan ve basına sızan haberlerden anlaşılmaktadır.

Toplum ve devlet hayatına çok önemli etkileri olmasına rağmen, bu belge, bir kaç köşe yazarı dışında ilgi uyandırmadı. Şaşırtıcı bir sessizlik içinde kabullenildi. Tabii ki içeriği çok gizli, nüfuz edebilen kişilerin dışında, bilgi sahibi olmamız mümkün değil. Ancak, on senelik dönemleri kapsayan ve geçtiğimiz on sene içinde irticanın "öncelikli tehdit" olarak belirlenmiş olması nedeniyle; kamuda ve özellikle Silahlı Kuvvetler' deki inançlı insanlara uygulanan tasfiye harekâtı, örtünmeleri nedeniyle eğitimleri engellenen kız öğrenciler, İmam Hatip Liselerinin orta kısımlarının kapatılması, üniversite imtihanlarında meslek liselilerin maruz bırakıldığı katsayı adaletsizliği, Kur'an kurslarına alınma yaşının yükseltilmesi, "irticai sermaye" ve kamusal alan tartışmaları düşünüldüğünde, müteakip on senenin neler getireceğini tahmin etmek zor olmasa gerektir.

Şimdi sessiz kalanların ve bu belgenin altına imza atanların, önümüzdeki dönemde, İslâmî inançlarını hayatına uygulamak isteyenlerin karşısına konulacak engellere şaşırmamaları gerekir. Bu engellere, belgeyi imzalayanların da toslatılacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü MGSB'de "irtica öncelikli iç tehdit" unsuru olarak kabul edilmiş olduğu için, geçtiğimiz dönemde, iki cihan saadetini ve mutluluğunu, kendilerininki gibi bir hayat tarzında gören, kamu çalışanları ve bir siyasi iktidar tasfiye edilmiştir.

Devletin teşkilatlandırılmasında ve yasal mevzuatın oluşturulmasında Anayasa'nın yeri ne ise; etkinlik oluşturma güç geliştirme ve güç kullanma planlarının hazırlanmasında ve uygulanmasında da "Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi"nin fonksiyonu odur.

Güvenlik planlamasının safhaları

MGSB'nin somut olarak neler içerdiğini sadece hazırlayanlar bilebilir, ancak format olarak altı bölümlü ve "çok gizli" derecesine sahip bir doküman olduğu bilinmektedir.

Belgenin ikinci bölümünde: Milli güvenliğe yönelik iç ve dış tehditler ile yıkıcı bölücü faaliyetlere sağlanan dış politik destekler;

Üçüncü bölümünde: Uluslararası kuruluş ve örgütler ve dahil olduğumuz çok taraflı anlaşmalar;

Dördüncü bölümünde: Milli hedef ile iç ve dış siyaset hareket tarzlarını da içeren Milli Güvenlik Siyaseti'nin esasları; komşu ülkelerin milli siyasetlerini de içeren özel milli güvenlik siyasetinin dayanakları; ekonomik, sosyal, kültürel, milli eğitim ve psiko-sosyal siyaset ile ilgili kuralları, tespit edilip değerlendirilir.

Belgenin bu bölümlerindeki tespit ve değerlendirmelerin hazırlanma yetki ve sorumluluğu Bakanlar Kurulu'na aittir. Bu bölümlerin hükümetin, TBMM'den güvenoyu almış olan programı esas alınarak hazırlanması gerekir.

Belgenin beşinci bölümünde de: "Savunma Siyaseti" tespit edilip belirlenir. Savunma siyasetinin hazırlanmasından Silahlı Kuvvetler, onayından ise belgenin bütünü ile birlikte Bakanlar Kurulu sorumludur. Yani savunma siyasetinin, hükümetin belirlediği milli hedefler ve tehditler ile iç ve dış siyaset esaslarına uygun olması gerekir. Değil ise muktedir bir İktidar, savunma siyasetini, TBMM'den onay almış programına uygun değerlendirmelerine göre düzenleyecektir.

Milli Güvenlik Kurulu'nca tasvip edilip, Bakanlar Kurulu'na tavsiye edilen MGSB, Bakanlar Kurulu tarafından da onaylandıktan sonra, uygulama alanına aşağıdaki planlama aşamalarından sonra ulaşır:

A- Hükümet tarafından [MGK Genel Sekreterliği vasıtası ile] "Hükümet Topyekûn Savunma Direktifi" hazırlanır ve icra elemanlarına gönderilir.

B- Bakanlıklar tarafından; uzun vadeli plan ve programlar, kalkınma planları ile seferberlik ve savaş hazırlıkları planlama direktifi hazırlanarak ast birimlerine iletilir.

C- Hükümetin Topyekûn Savunma Direktifini alan Silahlı Kuvvetler tarafından ise:

1- Askeri Stratejik Hedef Planları (SHP) ve Milli Askeri Stratejik Konsept (MASK) hazırlanır.

2- Genelkurmay Başkanlığınca "Harekât Planlama Direktifleri" hazırlanır ve kuvvet komutanlıklarına yayınlanır.

3- Kuvvet komutanlıklarınca, Genelkurmay Direktifine uygun olarak, dış tehditlerin bertaraf edilmesi için "Genel Savunma Planlama (GESAP) Direktifi"; iç tehditlerin bertaraf edilmesi için de "Emniyet ve Asayiş Planlama (EMASYA) direktifi" hazırlanır; GESAP, kademe kademe en küçük birliğe kadar, EMASYA planı ise Garnizon Komutanlıkları seviyesine kadar yayınlanır ve her seviyedeki birlik ve garnizon komutanlığı da, aldıkları görevi başaracak şekilde kendi planlarını hazırlayacaktır.

Planlarını hazırlayan her kademedeki komutanlık; üst komutanlığından aldığı planda kendisine verilen görevi başarmak için, kendisine yetki veren yasal mevzuatı da (Anayasa, MGK, YAŞ, İç Hizmet, Askerlik, Seferberlik, Olağanüstü Hal, Terörle Mücadele v.b. kanunlar ile bu kanunlara dayanılarak çıkarılan tüzük ve yönetmelikleri) dikkate alarak, vazifesini tahlil eder, seviyesine göre yazılı veya zihni durumu muhakeme eder ve tayin ettiği hedefe ulaşmak için engel olacak tehditleri de bertaraf edecek şekilde görevlerini belirler. Silahlı Kuvvetlerin kuvvet yapısının oluşturulması; araç, silah ve teçhizat alımları; eğitim, tatbikat ve faaliyetlerin planlanması ve icrası hep MGSB' dan alınan, GESAP ve EMASYA planları ile ast kademelere gönderilen görevlerin başarılmasını hedef alır.

Bu nedenle, "Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi"nde saptanan esaslar; devletin çarklarının işleyişinde, güvenliğin sağlanmasında, milli ve manevî değerlerin muhafazasında-veya yozlaştırılmasında-, milli birlik ve beraberliğin temininde -veya bölücülüğün teşvikinde- belirleyici ve emredici özelliklere sahiptir. Fevkalade önemli bir dokümandır. Devlet mekanizmasının, yani bürokrasinin icraatlarına, yasal mevzuattan sonra meşruiyet kazandİran bir belgedir. Devletteki planlamanın "Gizli Anayasası"dır dense yeridir. İçeriği, iktidar partilerinin seçim bildirgelerine, TBMM'den güvenoyu almış hükümet programlarına uygun olmak şartıyla, devletin emniyet ve bekası ile milletin refahı için hazırlanmasında vazgeçilemeyecek bir belgedir.

Bir devlet iki otorite taşır mı ve bu bize yaraşır mı?

Cumhuriyet tarihimizde, özellikle de 1950'den sonra, Devlet Bürokrasisi (en üst kademeden en alt kademeye kadar olan devlet memurları) ile siyasî otorite (TBMM, Bakanlar Kurulu ve Yerel Yönetimler) arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesi yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Bürokratlar, halka ve halkın içinden gelen siyasîlere yukarıdan bakarlar; ister sağ olsun, ister sol olsun, ister milliyetçi olsun, asla siyasilere güvenmezler. Nazarlarında halk da böyledir. Yedirilip-güdülmesi gereken kalabalıklar olarak görüldüğünden, devlet yönetiminin kendilerine teslim edilmesinin tehlikeli sonuçlar doğuracağına inanır ve inandırılırlar. En demokrat görünenlerin dahi, yöntem farkından başkaca bir farkları yoktur.

Bürokratik otoritenin zirvesi cumhurbaşkanlığıdır. Bürokrasiden gelmesini isterler. Bu makamın siyasilere kaptırılmaması için mücadele verirler. Koçbaşı ise Silahlı Kuvvetlerdir. Bu nedenle Genelkurmay Başkanları bürokrasinin de gizli liderleridirler. Silahlı Kuvvetlerin içinden ve dışından, siyasi otoriteye karşı sürekli tahrik edilirler.

Devletin güçleri bürokratların kontrolündedir. En zindesi Silahlı Kuvvetlerdir. Siyasî Otoriteye ve Millete karşı zaman zaman baskı unsuru olarak kullanılır. Gayri meşru duruma düşmemek için, yasalarla, yasalarda boşluk varsa tüzük ve yönetmeliklerle, bunlardaki boşluklar da "Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi" ve benzeri dokümanlarla, güç ve yetkilerinin tahkim edilmesi için büyük mücadele verirler. Bürokratlardan, militan gibi hareket edenleri de bulunmakla beraber, kurumlarının zirvesine ulaşanlar, zekidir, beceriklidir, donanımlıdır, mücadelecidir, ataktır. Geniş ve yetişmiş kadrolara ve imkânlara sahiptirler, çok çalışırlar ve çalıştırırlar. İşin özü, siyasî otoriteye karşı, devletin gücüyle ve geniş yetkilerle donatılmışlardır.

Siyasi otoritenin tek dayanağı millettir. Ve milletten aldığı onayla Meclis'te yasa yapma ve Bakanlar Kurulu'nda karar alma yetkisidir. Bürokrasiyi kontrol edebildiği ölçüde, sorunların üstesinden kolaylıkla gelebilir, Milleti huzur ve refaha ulaştırabilir, devletin güvenlik ve bekasını temin edebilir.

Siyaset önderleri, devlet çarkının işleyişini çok iyi bilmelidir. Lider niteliklerine sahip bulunmalıdır. Kadrolarını dikkatli oluşturmalıdır. Bürokratik otoriteyi, hazır gücüne rağmen kontrol altına alacak bilgi ve donanıma sahip olmalıdır. Bürokratik otorite ile mücadele etmesinin kaçınılmaz olduğunun bilinci içinde olmalı ve bunu geciktirmeden yapmalıdır.

Siyasî İktidarlar; milletin büyük bölümünü suçlu gören ve gösteren düzenlemelerden kaçınmalıdır. Devletin gücünün millete karşı kullanılmasına yol açacak; azınlığın çoğunluğu veya çoğunluğun azınlığı ezmesine sebep olacak düzenlemeler, iktidarla birlikte milleti ve devleti büyük sıkıntılara sokacaktır. Milli İradeyi tecelli ettirebildiği ölçüde başarılı olacağının bilinci içinde davranmalıdır. Devletin geleceğini ve milletin kaderini bürokratların eline bırakmamalıdırlar. Aksi halde bürokratik otoriteye tabi olurlar. Bu da milletin ezilmesiyle sonuçlanır.

"Devletin gücünü millete karşı kullanarak heba etmek" hıyanet mi, hata mı?

24 Ekim 2005 tarihinde MGK'da görüşülüp, Bakanlar Kurulu'na gönderilen MGSB'nin içeriği hakkında bir bilgimiz yok. Basına sızan haberlerden, aşırı sağın bir tehdit olarak görülmediği, irtica, bölücülük ve aşırı solun ise belgede "iç tehdit" olarak yer aldığı anlaşılmaktadır.

Basına sızan bilginin doğru olduğunu kabul ederek, yukarıdaki kanaatlerin ışığında, belgedeki iç tehdit değerlendirmesini tahlile tabi tutmak bizim ödevimiz ve hakkımız olsa gerek.

"İç tehdit" saptaması uygulamaya nasıl yansır, önce bunu anlamaya çalışalım.

Öncelikle: Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'ne uygun olarak hazırlanmış olan direktif, planlama emirleri ve planlar, üstten aşağıya doğru indikçe; bürokratik kadrolar içinde fişleme, bölünme ve ayrışma başlayacaktır. Ardından, aşırı sağcı ve milliyetçi olarak görünenler ile İslâmî dini duyarlığı az olan ve İslam'dan başka bir inanca sahip olanlar kendilerini göstermeye başlayacaklar ve kritik görevlere bunlar getirileceklerdir. "Solcu, mürteci ve bölücü" damgasını yiyenler de kritik görev ve kadrolardan uzaklaştırılacaklar ve bir uydurma kulp takılarak devletten tasfiye sürecine girecekler. Devlet çarkına bu uygulamanın getireceği zararı tahmin güç olmasa gerektir. Liyakate kimse bakmayacak ve kimliğe önem verilecektir.

Bu belge Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girerse; geçmiştekiyle birlikte bir on sene daha devam edecek uygulama ile, yirmi senelik bir dönemde devlet kadrolarındaki kamu görevlilerinin fotoğrafını bu günden çekersek karşımıza, İslâm dışı inançlara sahip, milliyetçi soldan aşırı sağa kadar uzanan bir yelpaze içerisine girebilen kişilerin hakim olduğu bir bürokrat kadrosu çıkacak demektir. Devlet kadrolarını hangi inanç grubuna teslim etme hazırlığı içinde olduğunuzu, başınızı iki elinizin arasına alarak bir kez daha düşünün lütfen. Anlaşılan, bu dönemin sonunda devlet kadrolarına, Alevîliği İslâm dışı bir inanç olarak tanıtmak isteyen Alevîler ile Sabataist ve benzeri inanç sahibi kişiler hakim olacaktır.

Devlet kadrolarındaki tasfiye devam ederken, en uç garnizonlara kadar ulaşan EMASYA planları vasıtasıyla; devletin istihbarat birimleri ve güvenlik güçleri, sorumluluk bölgelerinde, insanları fişlemeye devam etmek mecburiyetinde kalacak. Zaten bu görevi seve seve yapacak kadrolar da oluşmuş olacak. Artık isteseniz de, bu bölme çarkının önüne geçmeniz imkansızlaşacak.

Yeni dönemde, İslâm'ı yaşam tarzı olarak hayatlarına uygulayanlar ile, etnik kimliklerini öne çıkaranlar sıkıntı çekecekler. Devletten ve devletin faaliyet alanlarından tecrit edileceklerdir. Devletin gücü, tehdit olarak değerlendirilen milletin geniş bir kitlesi üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılacaktır. Dış tehdide yönelmesi gereken güç ve imkânlar heba edilecektir. Özellikle Alevi-Sünni ve Türk-Kürt bölünmeleri, bu dönemde devletin uygulamaları nedeniyle artacaktır. Vatanın bütünlüğü ve üniter yapı tartışılır hale gelecektir.

Yeni dönemde milliyetçi sol ile milliyetçi sağ, devlet tarafından himaye görecek ve bu yelpaze içinde yer alan siyasi partiler, iktidar yapılmaya çalışılacak, özellikle manevi değerlere sahip olan partiler tavsiye sürecini yaşayacaklardır. Muhtemelen milliyetçi sağ bir parti iktidara, milliyetçi sol bir parti de ana muhalefete getirilmeye çalışılacaktır.

AB ile Müzakere sürecinin de bu oluşumu teşvik edeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Bu değerlendirmeye katılmayanların gaflet uykusundan uyanmasını dilerim.

Milletinizi ve devletinizi seviyorsanız, ne yapmalı?

Milli ve manevi değerlerin ayakaltında ezildiği, en temel hak özgürlüklerin küçük bir azınlık dışındaki geniş bir kitleden esirgendiği; azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği; geniş kitlelerin birbirine düşman hale getirildiği; milleti bir arada tutacak temel değerlerin, horlandığı ve yitirildiği; vatanın bütünlüğünün ciddi şekilde tehlikeye itildiği; devletin ve milletin, kapımızdaki gerçek dış tehdide karşı savunmasız bırakıldığı bir duruma girmesini istemiyorsanız, MGSB'ndeki "Milli hedef"e ve "Ülkemize yönelik tehdide dikkat etmelisiniz.

1. Sahip olduğumuz medeniyeti ve bunun gerektirdiği hayat tarzını yaşamayı gaye edinmiş, milletimizin tamamına yakın bir bölümünü, devlete tehdit olarak göstermeye sebep olacak bir yaklaşımı, millete hedef olarak göstermekten vazgeçin. Çünkü bugüne kadar, devlet çarkına böyle yanlış bir hedef gösterildiği için, mensup olduğu medeniyeti yaşamak isteyen insanlarımıza mürteci gözü ile bakılmıştır.

2. Tarih boyunca düşmanlıktan başka bir şey görmediğimiz Batı ile entegre olabileceğimizi düşünüp de, onların kriterlerine uyum sağlamak için onca çaba harcarken; yüzyıllardır beraber yaşadığımız ve pek çok değere ortak sahip olduğumuz bir etnik grubun bazı haklı ve hayırlı taleplerini bölücülük olarak görüp, baskı ile sindirme politikaları sürdürmekten ve bu etnik grubu yabancı güçlerden medet umar hale sokup, bizleri silahlı çatışmanın eşiğine getiren yanlış politik tercih ve değerlendirmelerden vazgeçin.

3. Milletin, şucu-bucu diyerek, tamamına yakınına kuşku ile yaklaşılmasına; milletin ve sahip olduğu değerlerin devlete düşmanmış gibi algılanmasına sebep olan "iç tehdit" damgalamasından vazgeçin. Bir toplumda tabii ki, adi veya örgütsel suçlar ve suçlular olacaktır. Bunları bertaraf edecek güvenlik organizasyonunu yapmak bir Devletin en başta gelen görevidir. Kolaycılıkla geniş kitleleri suçlu görerek, işin içinden çıkılacağı düşünülüyorsa, sonunda ortada devleti savunacak Millet kalmayacaktır. PKK, THKP, DHKP-C gibi, ülkemizi yıllarca uğraştırmış örgütler tabii ki iç tehdittir. Hem de bunlar gerçekten kökü dışarıda olan tehditlerdir. Bunlara, ABD'nin içimizdeki gizli orduları gözü ile bakabiliriz. Tabii ki İçişleri Bakanlığımıza bağlı güvenlik güçlerimiz, bu örgütler ile uğraşırken, Silahlı Kuvvetlerimiz de bu örgütlerin dışarıdaki destekçisi durumundaki gerçek düşmanlara yönlendirilmelidir.

Milletin büyük bir bölümünü işaret eden kavramları tehdit olarak göstermek doğru olamaz. Böyle tehdit değerlendirmesi yapmakta ısrar edenlerin niyetine ve zihniyetlerine dikkat etmek gerekir.

4. Gerçek tehdit olarak ABD ve İsrail dururken, sadece Ege Denizi'nde ihtilaf göstermek, kendimizi aldatmaktır. Bu iki devletin Ortadoğu'daki gerçek niyetleri belli olduğu halde, bütün gücümüzü bu tehdidi bertaraf etmek için seferber etme zamanımız geçmek üzere iken, milletle uğraşmak gafletten de öte değil mi?

5. Eğer Silahlı Kuvvetlerimizi iç siyasete karışmasından, millete karşı devleti koruyup kollamakla görevli olduğu yanlış şartlanmasından kurtarmak; milleti de bir gaye etrafında tekrar birleştirmek istiyorsanız, "gerçek dış düşmanı" açık olarak ifade etmekten çekinmeyin ve Silahlı Kuvvetlerimize, ülkemizi ve devletimizi bu yakın ve güçlü düşmana karşı savunma görevi veriniz.

6. Yok, bu hali ile MGSB'ni, Bakanlar Kurulu olarak onaylarsanız, bürokratik otorite ile siyasi otorite arasında devam eden iktidar mücadelesinin, sizin iktidarınız tarafından da kaybedildiğini ve tasfiyeniz için bu belge ile, bürokratik otoriteye meşru zemin hazırladığınızı, bundan da milletin de, devletin de çok zarar göreceğini unutmayınız!..[1]



[1] 03.12.2005 / Milli Gazete / Adnan Tanrıverdi / Bitsin Bu Saltanat


Bu yazarin diger makaleleri

“Rahmani”lerle “Şeytani”lerin Çekişmesi MEHDİ’YLE DECCAL’İN FİNALİ VE İŞBİRLİKÇİLERİN AKIBETİ
 Hz. Mehdi’nin en önemli özelliği ve alametinin; sarığı, takkesi, sakalı...
Devami
Abdülhamid, Atatürk ve Erbakan’ın Ortak Tarafları ve ILIMLI İSLAMCILARIN ÇİFTE STANDARDI
  Abdülhamid, Atatürk ve Erbakan’ın Ortak Tarafları ve ILIMLI İSLAMCILARIN ÇİFTE STANDARDI          Engin...
Devami
AHMET ÖZCAN'IN KEHANETİ VE SOYSUZLARIN MARİFETİ
  30 Temmuz 2001 tarihinde Ahmet Özcan adlı kişi "Selametçiliğin...
Devami
SİYONİZM'LE YAHUDİLİK AYRIDIR VE İSRAİL İNSANLIĞIN BAŞBELASIDIR
  Lübnan'daki bir toplantıya katılan Yahudi din adamları, "İsrail işgal...
Devami
MÜNAFIK KALEMLERİN MARAZI VE TÜRKİYE’NİN MANZARASI
Sn. Başbakan “Bütün devlet kurumlarından ve adliye koridorlarından paralel çeteyi...
Devami
İSRAİL, HİTLER'İ HAKLI ÇIKARIYOR!
  Akıl, araştırma ve bizzat deneyimleriyle yaşama yoluyla; toplumların bünyesine...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5076

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR