ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün129
mod_vvisit_counterDün4675
mod_vvisit_counterBu Hafta15310
mod_vvisit_counterGeçen hafta38327
mod_vvisit_counterBu Ay118866
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17043006

IP'niz: 3.232.96.22
Bugün: 19 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12278344

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

TESEV'İN ANKETİ, TERESLERİN ETİKETİ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

TÜSİAD'ın Sesi ve Siyonizmin Türkiye Temsilcisi TESEV'e göre:

Türkiye'de irtica tehlikesi yok(muş)!? 

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) yaptığı araştırmayla 'laiklik tehdit altında' görüşünün halk arasında kabul görmediği ortaya koyulmuş!?..

TESEV'in yaptırdığı ankete katılan bin 500 kişinin yüzde 73'ü 'Laiklik tehdit altında mıdır?' sorusuna 'hayır' cevabını veriyormuş!. Ankete göre vatandaşların yüzde 54'ü laikliğin devamı için ordunun desteğine gerek olmadığını düşünüyormuş.. Katılımcıların sadece yüzde 24,8'i laikliğin korunmasında orduya görev düştüğüne inanıyormuş.. Anketi değerlendiren TESEV Başkanı Can Paker, "Bu rapor gösterdi ki Türk halkı irtica tehlikesi vermiyor." diye konuşmuş!.

 

TESEV, Türkiye'de yaşanan değişimi belirlemek amacıyla 1999 yılında yaptığı araştırmanın bir benzerini hazırladı. 23 ilde 18 yaş üstü bin 492 kişi arasında yapılan ve laiklik, köktendincilik, türban gibi konularla ilgili sorular yöneltilen araştırma ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. TESEV'in 'Değişen Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset' isimli araştırmasının sonuçları düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı. Conrad Otel'de yapılan toplantıya raporun hazırlayıcılarından Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Çarkoğlu ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Binnaz Toprak ile TESEV Başkanı Can Paker, Gazeteci-Yazar Etyen Mahçupyan katıldı. Mayıs ve haziran ayları arasında hazırlanan araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Can Paker, Türkiye'de irtica tehlikesinin olmadığını söyledi. Paker, araştırmaya göre 'Türkiye'nin yaklaşık üçte ikisinin İslamcı, üçte birinin de laikçi' olduğunu belirterek, "Fakat önemli olan bu kesimlerin pek çok konuda beraber yaşayabildiğidir." Buyurmuş!.

Rapor, son dönemde sık sık gündeme getirilen laikliğin tehdit altında olduğu görüşünün aksine bir durum ortaya koyuyormuş.. Araştırma sorularına cevap verenlerin yüzde 73,1'i laikliğin tehdit altında olmadığını belirtirken yüzde 22,1'i de 'Laiklik tehdit altındadır' görüşünü savunuyormuş.. 'Türkiye'de şeriata dayalı bir din devleti kurulmasını ister misiniz?' sorusuna ankete katılanların yüzde 76'sı 'hayır' cevabını veriyormuş.. 1999 yılında bu soruya aynı cevabı verenlerin oranı ise yüzde 68'lerde bulunuyormuş!.?

Ankete katılanların yüzde 61,3'ü de 'Son 10-15 yılda Türkiye'de İslami temelde bir toplum ve devlet düzeni yaratmak isteyen köktendincilik yükseliyor' görüşüne katılmadıklarını belirtirken, yüzde 32,6'lık bir oran ise bu görüşü destekliyormuş.. Ayrıca rapora göre Türk halkının yüzde 48,5'i kendisini İslamcı, yüzde 20,5'i laik olarak tanımlıyormuş.. TESEV'in çalışması, son 7 yılda Türk halkının geçirdiği değişimlerden birinin de kimlik tanımında görüldüğünü kanıtlıyormuş.. Vatandaşların yüzde 44,5'i kendisini öncelikle Müslüman olarak tanımlıyormuş.. Bu oran 1999 yılında yapılan araştırmada yüzde 35,7 civarında bulunuyormuş!

Raporun ilginç sonuçlarından biri de başörtüsü takan kadınların sayısındaki değişimle ilgili olmuş.. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 65'i son 10 yılda başını örten kadınların sayısında artış olduğunu düşünüyormuş.. Fakat 1999 yılında yapılan araştırmada başörtülü sayısının arttığını söyleyenlerin oranı yaklaşık yüzde 74'müş.. Bu sonuçlar sanılanın aksine başörtülü sayısının azaldığını ortaya koyuyormuş.. Ankete katılan vatandaşların yüzde 38,2'si en önemli sorunu işsizlik olarak gösterirken, yüzde 12,1'i enflasyonu, 11,1'i de terörü en büyük tehlike olarak gösteriyormuş...


Rapor, AK Parti iktidarı döneminde değişim olup olmadığını da sorgulamış.. Ankete katılanların yüzde 60'ı dindar kişilerin, yüzde 55'i de laik kesimin devlet kurumlarında karşı karşıya kaldıkları tavırda olumlu değişim olduğu yönünde görüş belirtiyormuş.. AK Parti iktidarında ekonominin olumlu yönde değiştiğini belirtenlerin oranı da yüzde 67 olarak ortaya çıkıyormuş!.?

TESEV Raporundan Çıkan Türkiye Tablosu

  • Sorunlar olsa bile demokrasi en iyi yönetimmiş..
  • Laikliğin korunması için ordu gerekli değilmiş..
  • En önemli sorun işsizlik ve enflasyon imiş..
  • Türban yasağının kalkması rahatsız etmezmiş..
  • Laiklik tehdit altında değilmiş..
  • İntihar eylemleri tasvip edilemezmiş..
  • Türkiye'nin sorunları sivil yönetimle çözülebilirmiş..
  • Dindar çevrelerin laik çevrelere baskı yapmıyor imiş..
  • Ekonomik, sosyal, kültürel farklılıkları olanlar birbirine yaklaşıyor imiş..
  • AK Parti iktidarında iyiye doğru değişim yaşanıyor imiş...

Şimdi; sicili belli, geçmişi kirli bu TESEV araştırma sonuçlarını nasıl okumalıyız?

•1-       Ordu Türkiye'nin baş belasıdır. Her şeye burnunu sokmamalıdır.

•2-       AKP eliyle Milli ve İslami uyanış yozlaştırılmış ve sömürü saltanatı için bir tehlike olmaktan çıkarılmıştır.

•3-       Başörtüsü sorunu AKP eliyle çözülmeli, Tayip ve ekibi kahramanlaştırılmalıdır.

•4-       AKP döneminde sömürü sermayesi ve rantiye ekonomisi en karlı çağını yaşamaktadır.

•5-       Türkiye'de Milli ve Manevi değerlerle savaşarak değil, onları laytlaştırarak  bertaraf etmek daha kolay ve daha akılcıdır!.

•6-       Erbakan'sız, yani Milli şuur ve yerli onur taşımayan her oluşum, dış güçlere yaramaktadır.



Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)'in demokratikleşme sorumlusu Derya Demirler'e göre:

Türkiye'de dindarlık var; ama irtica yok muş! 

İşte 22. Kasım. 2006. Zaman Gazetesindeki yazısı kendilerini ve kirli niyetlerini ele veriyordu:

"Türkiye'de modernleşme süreciyle birlikte yeniden düzenlenmesi tasarlanmaya başlanan ve Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte yasalar ve kurumlar aracılığıyla yapılandırılan din-devlet-toplum ilişkileri; günümüzde de sorun alanlarından biri olmayı sürdürüyor.

Zaman zaman toplumsal ve siyasi yapılar nezdinde kutuplaşmaya sahne olan bu mecranın eğitim hakkı, inanç ve ibadet özgürlüğü vb. kişi hakları çerçevesinde "bir soruna" işaret ettiği söylenebilir. Türkiye'deki demokratikleşme çabalarına siyasa oluşturmaya yönelik araştırmalar yürüterek katkıda bulunmayı amaçlayan TESEV, 1999 yılından bu yana demokratikleşmenin sorun alanlarından biri olarak din-devlet-toplum ilişkileri alanında çalışmalar yürütüyor. TESEV Demokratikleşme Programı'nın söz konusu proje bünyesinde tamamlamış olduğu son çalışma ise Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak tarafından gerçekleştirilen "Değişen Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset" başlıklı rapor oldu. Bu rapor, Mayıs 2006'da Türkiye nüfusunu temsil niteliğine sahip 1492 kişiden oluşan bir örneklem ile gerçekleştirilen anket çalışmasının bulgularına dayanıyor.

Rapor; TESEV'in 1999 yılında kamuoyuna sunduğu "Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset" çalışmasını Türkiye'nin geçirdiği toplumsal ve siyasal dönüşümlere paralel olarak yeniden ele alma amacıyla hazırlandı. Aradan geçen yedi yıl içinde, AB sürecinin de etkisiyle, demokratikleşme yönünde önemli yasal ve idari düzenlemeler gerçekleştirilirken; toplum nezdinde vatandaşlığın katılımcı bir demokrasi anlayışı içinden tartışılmaya, kimliksel aidiyetlerin (etnik, dinsel ve cinsel) ve ilişkili olarak hak taleplerinin daha yüksek sesle ifade edilmeye başlandığı bir sürece girildi. Çalışmanın "Değişen Türkiye"ye vurgu yapması bundan kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle, sürekli değişim halinde olan bir ülkede, her sosyal bilim çalışmasında olduğu gibi sadece bir anı fotoğraflayan bu çalışma, etki etme potansiyelinin, dolayısıyla bizlerin sorumluluğunun arttığı bir "Değişim"e işaret ediyor.

TESEV'e göre: Halk, irtica tehlikesine inanmıyor(muş..)

"Çalışma, "laikliğin muhafaza edilmesi kaygısı" ve "irtica tehdidi" olarak ifade bulan ve değişik çevrelerin kamuoyuna gerçekmiş gibi sunduğu izlenimler yerine verilere dayalı bir tartışmanın zemininin oluşumuna katkı sunmayı amaçlıyor. Ankete dayalı tüm çalışmalarda olduğu gibi bu çalışma da ülke çapında genel eğilimleri tespit etmeye yönelik olarak dört temel soruya tatmin edici yanıtlar bulma hedefiyle hazırlandı: 1) Dini hassasiyetler ve siyasi tercihler arasındaki ilişki; 2) Kürt ve Ermeni meseleleri gibi Türkiye'nin diğer toplumsal sorunlarına yönelik algı ve görüşler; 3) Aile ilişkileri, gündelik davranış biçimleri ve 4) Kamusal alan ve vatandaşlık ilişkisi, başörtülü kadınların kamusal alanda "görünür"lüklerine ilişkin fikirler ve başörtüsü yasağı.

Bu sorulardan hareketle yola çıkan araştırmanın en önemli bulgularından birini, "laik" ve "dindar" kesimler arasındaki toplumsal kutuplaşmanın odak noktalarından biri olan "başörtüsü sorununa" ilişkin yaklaşımlar oluşturuyor. Çalışmaya göre, başörtülü kadınların sayısının arttığı yönündeki % 64 düzeyindeki algıya rağmen, 1999'dan bu yana başını örten kadınların sayısının artmadığını, aksine % 9 oranında bir azalma olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye'de irtica tehdidi olduğunu düşünenlerin bir kısmının, bu düşüncelerine gerekçe olarak başörtülü kadınların sayısındaki artışı göstermeleri ise algı ile gerçek arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor. Bu noktada başını örten anne ve büyükannelerden farklı olarak kamusal alanda var olma talebiyle ortaya çıkan başörtülü kadınların; modernleşmenin şekilsel göstergelerine büyük önem atfedildiği Türkiye'de hâlâ tehdit unsuru olarak algılandığını söylemek mümkün.

Bununla ilişkili olarak araştırmanın en çarpıcı bulgularından bir diğerini ise başörtüsü kullanan kadınlar arasındaki düşüşün en fazla 18-24 yaş grubunda yer alması oluşturuyor. Bu ise genç kadınların üniversiteye gidebilmek için başlarını açmak zorunda kaldıkları ihtimalini düşündürtüyor. Nitekim araştırmaya katılan herkese yöneltilen "üniversite çağında başını örten bir kızı olsaydı üniversiteye devam edebilmesi için kızlarının başını açmasını onaylayıp onaylamayacakları" sorusuna % 64,9 onaylayacaklarını söylüyor. Ancak üniversite eğitimi almak için başörtüsünden vazgeçilebileceğini söyleyenlerin yüksek bir oranda çıkması, özellikle 28 Şubat ertesindeki uygulamalarla, "ya başörtüsü ya da eğitim" ikiliğinin dayatılmasının demokrasi, hak ve özgürlükler bağlamında bir soruna işaret ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Aksine belki de bu gerçeği bir kez daha ifşa ediyor."

Derya Hanım iman gelmiş: "Dindarlık laikliğe halel getirmiyor..."muş!

"Dindarlık ve laiklik eksenindeki kutuplaşmaya dair temel bulguları ise şu şekilde özetlemek mümkün görünüyor: 1999 yılından bu yana kendisini dindar ve öncelikle Müslüman olarak tanımlayanların oranında yaklaşık olarak %10'luk bir artış görünüyor. Bununla paralel olarak "din temelli politika yapan siyasi partilerin olabileceğini savunanların oranının 1999'da % 21 iken 2006'da % 41'e yükseldiği saptanıyor. Ancak, dindarlığın artmasıyla laikliğin tehdit altında olması arasında bir korelasyon olmadığını görüyoruz. 1999 yılında gerçekleştirilen çalışmada da olduğu gibi, 2006 yılında da şeriat devletinin çoğunluk tarafından desteklendiği bulgusuna ulaşılmıyor. Aksine 1999'da % 21 oranında seyreden desteğin 2006'da % 9'a düştüğü görülüyor. Araştırmadan hareketle, laiklik konusunda toplumsal düzeyde bir gerginliğin olduğunu tespit etmek mümkün. Zira, laiklik konusundaki sorulara verilen yanıtlar, yukarıdaki veriyle derin bir tezat oluşturuyor. % 25-30 arasında bir kesim Türkiye'de köktendinciliğin yükselmesi, laikliğin tehdit altında olması, şeriat devleti kurulması konularında tedirgin.

Laikliğin korunması konusundaki endişelerin nereye kanalize olduğuna baktığımızda ise ilginç bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bununla ilişkili olarak araştırmada Türkiye'de demokratik süreçlere duyulan güven ve bu bağlamda ordunun siyasetteki rolü de sorgulanan konulardan biri. Araştırmaya göre halkın büyük bir kesimi tarafından demokrasinin en iyi yönetim biçimi olduğuna dair % 77'yi bulan yaygın bir inançtan bahsedilebiliyor. Ancak demokrasiden ne anlaşıldığı konusuna biraz daha yakından bakıldığında ordunun sivil siyaset içinde bir aktör olarak yer almasının kanıksandığını görüyoruz. Laikliğin korunması konusunda ordunun desteğine başvurmaya ihtiyaç olmadığı % 54 oranında kabul edilen bir önerme olurken, ordu mensuplarının gerektiğinde sivil yönetimi eleştirebilecekleri görüşünün % 59 oranında destek bulması, toplum nezdinde sivil siyasete duyulan güvenin kırılgan bir niteliğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Başka bir yorumla ise sürekli ordunun vesayetinde olan bir siyaset anlayışının yerleşiklik kazandığı ve başka türlüsünün düşünülemediğini de söylemek mümkün.

Araştırmanın demokrasi algısıyla ilgili bir diğer bulgusu ise temel hak ve özgürlükler konusunda çoğunluktan farklı din, mezhep ve etnik kökenlerden gelen vatandaşların hak taleplerine yeterince duyarlı bir biçimde yaklaşılmaması. Halkın büyük çoğunluğunun Sünni Müslüman olduğu Türkiye'de örtünme, imam hatip liseleri vb. konularında gösterilen demokrasi reflekslerini Kürt, Alevi ve gayrimüslimlerin sorunlarına yaklaşımlarda göremiyoruz. Kendinden farklı olanın hak taleplerine duyarlılık örgütleme yönünde bir zafiyetin yanı sıra, özellikle Sünni ve Aleviler arasındaki ayrışmanın arttığı araştırmada tespit edilen bulgulardan bir diğerini oluşturuyor." Hayret Müslüman kesilen TESEV'ci bayan şöyle sürdürüyor:

Aradan geçen yedi yıl içinde gerçekleşen gelişmeleri de göz önünde bulundurarak din, toplum ve siyaset ilişkilerine ayna tutmayı hedefleyen bu araştırmanın ortaya koyduğu ve yukarıda bir kısmı özetlenen bulgulardan ise şu saptamayı yapmak mümkün görünüyor: Dindarlık ile laiklik arasındaki gerilimin temelinde "var olanı her şeye rağmen korumak" adına statükocu bir anlayışın zihniyet düzeyinde terk edilememesi yatıyor. Siyasi muhafazakârlık olarak da niteleyebileceğimiz bu durum, toplumsal barışın tesisini güçleştirmenin yanı sıra, birlikte yaşama iradesini kırılganlaştıran, kamusal alanı bir iktidar nesnesine dönüştüren ideolojik bir kamplaşmayı ve çatışmayı kışkırtıyor. Modernleşmenin şablonlar üzerinden algılanmasının toplumsal düzeydeki karşılığı birbirini anlamamak, tanımamak ve birbirine karşı sürekli olarak önyargı üretmek oluyor. Bugün, verili olanı sorgulamak ve önyargılarımızla yüzleşmek siyasi muhafazakârlığı kırmak için, belki de atılması gereken en önemli adımı oluşturuyor. Bu nedenle artık elimizdekilerle yetinmeyip, 'Başörtülü kadınların sayısının arttığına dair yanlış algının irtica tehdidinden duyulan tedirginliğe tahvil olabilmesi karşısında, başörtülü kadınların sayısı artsa ne olur? Başörtülü bir öğretmen veya hâkim neyi değiştirir? Tehdit altında olduğu düşünülen laiklik herkese neyi ifade ediyor? Anayasamıza göre sadece Sünni ve Müslüman olanlar için değil, herkes için eşitlikçi olduğu varsayılan vatandaşlıktan ne anlıyoruz? Sivil siyaset ordunun vesayetinden kurtularak ne zaman rüştünü ispat etmiş olacak?' diye sormak gerek." diyor. Ve tabi münafıklık ediyor!


Şimdi bu TESEV'ci sahte demokrasi kahramanlarına ve onların kiralık yazar-yorumlar piyonlarına soralım:

Siz, sinsi ve Siyonist hesaplarınız için, dindar halkımıza hoşgörü selamları gönderirken, aynı günlerde patronunuz TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı'nın, İmam Hatip okullarını ve mezunlarını hedef alan talihsiz ve terbiyesiz açıklamaları neyin nesiydi?.

Biz söyleyelim: Yere düşünce kelinizi ve kötü niyetinizi gösteren, Şeytanın fesiydi!..

Ve Çorum'da toplanan 12 STK'nın ortak tepkisini hak etmişti:

Çorum'da 12 sivil toplum kuruluşunun temsilcileri, Çorum'da yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ömer Sabancı ile Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Celal Beysel'i kınadı. Turgut Özal İş Merkezi Konferans salonunda bir araya gelen Anadolu Gençlik Derneği, Alperen Ocakları, Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu,  Aydınlar Ocağı, Çağrı Vakfı, Ensar Vakfı, Hak-İş Sendikası, Hukuki Araştırmalar Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Memur-Sen, Öğ-Der ve Ziraat Mühendisleri Odası temsilcileri ortak bir açıklama yaptı.

Sivil toplum kuruluşları adına açıklamayı yapan Ayhan Poyraz, 20 Kasımda Çorum'da düzenlenen "AB ve Türkiye Ekonomi Programı" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan TÜSİAD Başkanı Sabancı ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Celal Beysel'in açıklamalarını kınamak için bir araya geldiklerini belirtti.

TÜSİAD Başkanı Sabancı'nın eleştirildiği açıklamada, şu görüşlere yer verildi: "İmam-Hatip okulları Anayasa'ya Milli Eğitim Temel Kanunu'na özellikle de değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen Tevhidi Tedrisat Kanunu'na göre kurulmuş eğitim kurumlarıdır. Bu kurumdan mezun olan binlerce genç, bugüne kadar memleketin hizmetinde büyük işler başarmışlardır. Sayın Ömer Sabancı, İmam-Hatip okullarına ve bu okul mensuplarına karşı haksız tavır almıştır. Anayasa'nın temel ilkelerinden olan laiklik kavramının arkasına sığınarak sanki laiklik insanların dinlerini öğrenmelerine engelmiş gibi tavırlar sergileyerek inanan insanları rencide etmiştir."

İmam Hatipler yüz akımız

Ömer Sabancı'nın eğitimci ve hukuk uzmanı olmadığına dikkat çekilen açıklamada, "Eğitimle ilgili fikir serdedecek bilgi donanımına da sahip değildir. Bildiğimiz kadarıyla Amerikan koleji mezunudur. Normal olan, şık ve münasip olan herkesin uzmanlık ve iştigal ettiği konularda konuşmasıdır. Bir işadamı olan Sayın Sabancı da kendi iş alanıyla ilgili eksiklikleri konuşmalıdır. Eğitim formasyonu olmayan birinin eğitimle ilgili konuşması, daha da ötesi ahkam kesmesi en azından ayıptır, gülünçtür" denildi.

"İmam-Hatip düşmanlığının arkasında din düşmanlığı olduğu açıktır" denilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: "Bu sözleri kamuoyu kesinlikle onaylamamaktadır. Bu okullardan mezun olan binlerce insanın suskunluğu asla tepkisizlik olarak algılanmamalıdır. Demokrasi içerisinde hepsinin hesabı bir gün mutlaka sorulacaktır. İmam-Hatipler üzerindeki yalan, iftira ve polemiklere rağmen bu okullar yine memleketimizin yüz akı eğitim kurumlarıdır. İmam-Hatipliler, kendilerinden korkulacak değil iftihar edilecek kimselerdir."[1] 

Asıl amaçlarını bizden iyi bildikleri halde, vicdanlarını servet ve etiket hatırına bu çevrelere kiralamış olan Yeni Şafak Yazarlarından Fehmi Koru ve Mustafa Karaalioğlu gibileri, sanki TESEV'in, TÜSİAD'ın ve onların arkasındaki Siyonist sermaye sultasının sinsi hesaplarını fark etmiyormuş gibi tutarsız bir tavırla, bu anket sonuçlarına can simidi gibi sarılmaları ve sahip çıkmaları, suni fetvalar ve yorumlar yumurtlamaları da, tek kelime ile mide bulandırıcıydı.

Özellikle Fehmi Koru'nun, Türkiye'nin TÜSİAD'ın çiftliği ve AB'nin arka bahçesi yapılmasının en önemli engeli olarak "Ulusalcı ve Millici çevreleri ve dolaylı biçimde Milli Görüş gerçeğini" gösteren yazısı, bunların ayarını ortaya koymaktaydı:

  Bir raporu okurken...

"Bunlar var diye üzülelim mi? Hayır. Çünkü yedi yıl arayla yapılmış iki araştırma karşılaştırıldığında, Türk toplumunun gidişinin demokrasiye ve normalleşmeye doğru olduğu hemen fark ediliyor. Daha hoşgörülü bir toplumun bütün sinyalleri alınıyor araştırmadan. Halkın sorunlara rağmen halinden memnun olduğu, çözümü siyasetten beklediği, bugünün dünden iyi olduğuna inandığı ve geleceğe umutla baktığı da anlaşılıyor.

Lâiklik etrafındaki bölünmüşlük görüntüsü 1999'a göre 2006'da hayli azalmış durumda. Kürt ve Alevi kimlikleri, azınlık hakları, Ermeni soykırım iddiaları, Kıbrıs ve Ortadoğu'daki gelişmeler hâlâ tedirginlik kaynağı toplum için... 'Ulusalcı' söylemin sürekli işlediği, bağımsızlık, Sevr'in hortlatılması, misyonerlik, yabancıların emperyalist niyetleri gibi konular belli bir 'hassasiyet' oluşturmuş... İnsanlarımız kendisini öncelikle Müslüman, sonra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, daha sonra Türk/Kürt/Alevi olarak tanımlıyor; bu anlamda din bir aidiyet unsuru olarak olağanüstü önemli.

1999 araştırması 28 Şubat etkisinin sürdüğü bir dönemin izlerini taşıyordu; 2006'da dindarlar da lâikler de kendilerinden daha emin görüntüsünü veriyor. 'Dindarlara baskı yapıldığı' iddiası zayıflamış; öte yandan irtica ve türban korkusu da... Tehditler daha çok vehme dayanıyor gibi; araştırma başını örten kadın sayısında yüzde 10 gibi hatırı sayılır bir azalma kaydederken, "İrtica tehdit teşkil ediyor" diyen az bir kitle, bunu, 'başörtülü sayısındaki artışa' bağlıyor...

TESEV Raporu sorunları olsa da doğru yolda ilerleyen sağlıklı bir toplum profili çiziyor."[2]





[1] Milli Gazete / 26.11.2006 

[2] Yeni Şafak22.11.2006


Bu yazarin diger makaleleri

TARİKAT; İSLAM'I TİTİZLİKLE YAŞAMAKTIR
  TARİKAT; İSLAM'I TİTİZLİKLE YAŞAMAKTIR        Tahminen 1972 senesiydi. Biz henüz 22...
Devami
Afganistan’da OBAMA’NIN ATAĞI, ERDOĞAN’IN BATAĞI
 Hadisi Şerif olarak nakledilen: “Talikan’a (Afganistan’a) yazık olacaktır. Şüphesiz orada, Allahü...
Devami
Genelkurmay Bahanesiyle; OSMANLI ÜZERİNDEN İSLAM DÜŞMANLIĞI
Behiç Gürcihan, Habertürk adına Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’nın İlker...
Devami
LÜBNAN MACERASI VE SONRASI
  Lübnan'a asker göndermek, şöyle olmalıdır: "Türkiye, İslâm ülkelerinin beklentileri...
Devami
IRKÇILIK ÇAĞ DIŞIDIR!..
  Cenabı Hak, insanları kolayca tanışıp kaynaşsın ve birbirinin fazilet...
Devami
Suriye Tuzağı ve Hükümet-Cemaat Kapışması: “TENCERE DİBİN KARA, SENİNKİ ZİFT KATRAN!”
  Rahmetli Erbakan Hoca, “AKP’nin güya bölge barışını sağlamak ve Filistinlileri...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4898

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR