Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün6819
mod_vvisit_counterDün10656
mod_vvisit_counterBu Hafta38750
mod_vvisit_counterGeçen hafta62467
mod_vvisit_counterBu Ay206023
mod_vvisit_counterGeçen Ay288180
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16389192

IP'niz: 34.200.236.68
Bugün: 25 Eyl 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12022287

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

Türkiye’nin Maddi ve Manevi Kaynakları Kurutulmaktaydı Ve ACİL SORUN ERDOĞAN İKTİDARINDAN KURTULMAKTI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 31
ZayıfMükemmel 

 

Türkiye’nin Maddi ve Manevi Kaynakları Kurutulmaktaydı

Ve

ACİL SORUN ERDOĞAN İKTİDARINDAN KURTULMAKTI![1]

      

Siyonist Trump’la, Siyonist Netanyahu, Yüzyılın Anlaşması diye, Kudüs’ün tamamını İsrail’in başkenti kabul eden, İsrail işgalini resmileştiren bir sözde anlaşmayı imzaladılar. Bu, Filistin’i tarihe gömme çabasıdır. AKP iktidarı kof palavralarla güya bu kararı kınıyor, yandaş yazar ve yorumcular güya karşı çıkıyor… Muhalefet de bunlara destek veriyordu. Oysa yapılacak ilk ve asgari tepki; İsrail’le imzalanan NORMALleşme anlaşmasını iptal ettiklerini derhal açıklamaktır. Gerisi laf-u güzaf ve boş palavradır. Suriye savaşı da, bu ülkeyi boşaltıp Büyük İsrail’e zemin hazırlama planıdır. Bu arada Sn. Erdoğan’ın güya diplomatik girişimleri, sadece göz boyamadır. Çünkü İdlib’te Rusya, Libya’da Hafter hâlâ masum Müslüman kanı akıtmaktadır.

Hem siz ne ile bu Siyonist dayatmaya karşı çıkacaksınız? NATO ile mi, BM ile mi, AB ile mi? “PKK terör örgütü sayılamaz ve eylemlerinden dolayı yargılanamaz” diyen Belçika ile mi? 19 yıldır, İslam Birliği Teşkilatını, İslam Savunma Paktını, İslam Ortak Pazarını niye kurmadınız? Hâlâ bir motor, bir araba bile yapamadınız? Çünkü siz BOP’un eşbaşkanı ve suç ortağı olmak üzere iktidara taşındınız?

Bu arada Suudi Arabistan, Umman, Abu Dabi ve Erdoğan’ın özel dostu Katar yönetimleri de Siyonistlerin bu Kudüs’ü ve Filistin’i işgal kararına destek çıkmışlardı. Çünkü kendileri de Yahudi asıllı kiralık münafıklardı. Dikkat buyurunuz; İngiltere Başbakanı Boris Johnson da Yahudi asıllıdır. Hatta Dedesi, Türkçü Mason İttihat Terakki iktidarının bir Bakanıydı ve koyu Türkçülük yapmaktaydı. Evet yanlış duymadınız, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İngiliz falan sanılmasındı; dedesi Mason İttihatçıların Milli Eğitim Bakanı Ali Kemal Bey isimli gizli Yahudi dönmezi olmaktaydı. Bu Siyonist İttihatçı hain, “Türk yazar, gazeteci ve siyaset adamı” olarak tanıtılmaktaydı. Oysa şanlı Kurtuluş Savaşı’mıza şiddetle karşı çıktığından, ayrıca Ermeni yanlısı ve koyu Abdülhamit düşmanlığı yaptığından “Artin Kemal” ismi takılmış ve bu hain, Milli Mücadele sonrası İzmit’te linç edilmekten kurtulamamıştı. Hayret her nedense; bizdeki ırkçı Türkçülerin de Kürtçülerin de, fikir babaları hep bu Siyonist hainler ve gizli Yahudiler olmaktaydı! Moiz Kohen Tekinalp de bunlardandı. Elbette müsbet Türk Milliyetçiliği farklıydı…

Libya Mutabakatı mı, İsrail Hizmetkârlığı mıydı?

Türkiye’nin Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumak üzere Libya ile Mutabakat Muhtırası imzalaması doğru ve olumlu bir adımdı. Ancak, sonuçta bu girişimin İsrail’e yarayacağı ve Türkiye’nin başına yeni gaileler açacağı konusunda çok ciddi kuşkularımız vardı. Zaten daha önce Haçlı Batı ve NATO’yla bir olup Libya’yı harabeye çeviren ve on binlerce masum Müslümanın katledilmesine suç ortaklığı eden Erdoğan iktidarının her girişiminde bir bit yeniği aramak, aklın ve vicdanın icabıydı. Türkiye’nin şimdi Libya’da birlik ve bütünlüğü sağlayıcı… Libya’yı yeniden huzur ve refah ortamına hazırlayıcı girişimlerde bulunması gerekirken, oradaki iç savaşa dahil olması elbette yanlıştı ve çok vahim sonuçlara yol açardı. Haksız ve dayanaksız bahanelerle Libya’yı vuran, ardından emperyalist sömürü çarklarını kurarak petrol ve doğalgaz yataklarını paylaşan güçler, bu zulümlerinin devamı için, Libya’daki iç savaşın devamından yanaydı.

Libya Mutabakat Muhtırası İsrail’e gizli hizmet planı olmasındı?

İsrail resmi radyosu; “Türkiye’nin kendi toprakları üzerinden Avrupa’ya doğalgaz transferi için müzakerelere hazır olduğu yönünde Tel Aviv yönetimine mesaj ilettiğini” yayınlamıştı. Radyonun İbranice ve Arapça internet sitelerinde yer alan haberde, söz konusu mesajın, Türkiye’nin Enerji Bakanlığından üst düzey bir yetkili tarafından İsrail’e iletildiği ve “Türkiye’nin İsrail’de istikrarlı bir hükümet kurularak yeni Enerji Bakanının atanmasını beklediğinin ifade edildiği” vurgulanmıştı. Haberde söz konusu mesajın, İsrail’in Ankara Büyükelçiliğinde görevli Maslahatgüzar Roey Gilad üzerinden Tel Aviv’e iletildiği aktarılmıştı. İsrail’in en büyük doğalgaz sahası Leviathan ve Tamar’da toplamda yaklaşık 800 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu konuşulmaktaydı. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, bu kaynaklara ek olarak bölgede yaklaşık 2.2 trilyon metreküp doğalgaz rezervinin daha keşfedilmeyi beklediğini açıklamıştı.

Tayyip Erdoğan İsrail ile gizlice anlaşmış mıydı?

“Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz anlaşmasının mimarı sayılmaktaydı. Sn. Yaycı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kameralar önünde adını vererek taltif ettiği bir insandı. Amiral Cihat Yaycı da Libya ile varılan mutabakatı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekçiliği ve cesareti olarak açıklamıştı. İşte bu Cihat Yaycı, artık gayrı resmi iktidar yayın organı olan Hürriyet gazetesinin önemli yazarlarından Ertuğrul Özkök’e şunları açıklamıştı: “Libya ile yapılan deniz anlaşmasının aynısı, İsrail ile yapılmalıdır!”

Dikkat edin, bu açıklamayı sıradan bir siyasetçi değil, iktidarın sevdiği kurmay bir Amiral, yani geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı yapmıştı. Bu beyanda gaza gelip konuşmak ve yanlış anlaşılmak söz konusu olamazdı. Bu sözler bilerek ve isteyerek kullanılmıştı ve içeriğinde çok önemli bir mesaj taşımaktaydı. Açıkça “İsrail’le tarihi bir anlaşma yapılması ve Akdeniz kaynaklarının birlikte paylaşılması” gerektiği vurgulanmıştı.

Cihat Yaycı’nın bu mesajı; İsrail nezdinde zemin yoklama ve hazırlama falan sayılamazdı, zira öyle bir şey olsa bunu sorumlu mevkide olan askerler yapmazdı. Lafı uzatmayalım, Amiral Yaycı’nın yaptığı bu sürpriz çıkışın okuması, Türkiye ile İsrail’in gizli anlaşmaya varmasıdır. Öyle olmasa sorumlu bir asker spekülasyonlara kendini niye malzeme yapsındı? Belli ki Amiral Cihat Yaycı, sorumlu mevkide olan bir asker olarak kendine verilen görevi aktarmıştı ve kamuoyuna İsrail ile yapılacak anlaşmayı haber vermiş olmaktaydı.

NATO fiilen İslam coğrafyasını işgale hazırlanmaktaydı!

ABD Başkanı Trump, İran’a karşı dünyanın bir araya gelmesi gerektiğini vurgulamış ve NATO’nun, Müslüman coğrafyasında daha etkili olması çağrısı yapmıştı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise işgalci ittifakın Ortadoğu’da “daha fazla rol” üstlenebileceği konusunda mutabık kalındığını açıklamıştı. NATO’nun DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Komisyonu’nun bir üyesi olduğu hatırlatılan açıklamada, Irak’ta ve Afganistan’daki misyonları ile uluslararası terörizmle mücadeleye kilit katkı sunduğu vurgulanmıştı. Trump, düzenlediği basın toplantısında İran’a karşı dünyanın bir araya gelmesi gerektiğini vurgulamış ve “NATO’nun bundan sonraki süreçte Ortadoğu’ya daha fazla müdahil olmasını isteyeceği” ifadesini kullanmıştı.

Siyonist ve emperyalist odaklar Müslümanlara neden sponsorluk yapmaktaydı?

Katar’da düzenlenen 19. Doha Forum’a, Yahudi-emperyalist sponsorlar damga vurmuşlardı. Müslüman bir ülkenin düzenlediği forumun stratejik ortakları olarak açıklanan Chatham House; içerik ortakları olan Brookings Enstitüsü, McCain Enstitüsü, RAND Corporation ve Roscongress Vakfı dikkatlerden kaçmamıştı. Kirli ve karanlık geçmişlere sahip olan bu kuruluşların, İslam coğrafyasındaki operasyonlarda aktif rol üstlenmesi, asla hayra yorulamazdı. Kendisini, diyalog için bir araya getiren küresel bir platform olarak tanıtan Doha Forum, bu yıl 19. oturumlarını yapmışlardı. 2000 yılında kurulan Doha Forum, bu yıl “trendler ve teknoloji”, “ticaret ve yatırım”, “insan sermayesi ve eşitsizlik”, “güvenlik, siber yönetim ve savunma”, “uluslararası örgütler”, “sivil toplum ve devlet dışı aktörler” ve “kültür ve kimlik” konularını ele almak üzere toplanmıştı. Ama bütün bunlar kılıftı; asıl amaç katılan İslam ülkelerini Siyonist sermayenin ve emperyalist çevrelerin güdümüne sokmaktı.

Katar’daki bu toplantıya, Türkiye’den ve dünyadan üst düzey isimler katılmıştı!

Türkiye’ye yönelik skandal açıklamalarıyla gündeme gelen ABD’li Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham da forumda yer aldı. Türkiye’den ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın katılmıştı. İngiltere merkezli Chatham House, bir diğer adı “Karanlık Masa” olan kuruluş, özellikle Afganistan ve Ortadoğu’da yaşananların tasarlandığı yer olarak tanınmıştı. İngiltere’nin Yahudi Lobisi ve Derin Devleti olarak da bilinen Chatham House, temelinde Siyonizm’in “Tek Dünya Devleti” tasarımının olduğu “Küresel Kraliyet” projesinin yürütücülerinin başındaydı.

Niye bunları hatırlatıyoruz; çünkü aynı Katar, şimdi Siyonist Netanyahu’nun ve Soytarı Trump’ın, Kudüs’ü ve Filistin’i resmen işgal planına hemen destek çıkmıştı. Yoksa, Chatham House ve RAND Corporation gibi Siyonist Yahudi kuruluşların ayarladığı 19. Doha Forum’unda, Katılımcı İslam Ülkeleri Başkanlarına: “Yakında ABD ve İsrail, Kudüs’ü ve Filistin’i ilhak kararını açıklayacaktır. Katar ve Mısır gibi İslam ülkeleri hemen bu kararı tanımayacaktır. Türkiye’deki Erdoğan yönetimi ise sözde karşı çıkacak, kurusıkı palavralar savuracak, böylece boş kuruntu ve umutlar sonrasında, Siyonist işgal planı resmiyet kazanacaktır!..” talimatını mı aktarmıştı? Çünkü bakınız, ABD’nin Siyonist güdümlü gazetesi The New York Times de, Trump’ın ve Netanyahu’nun bu kararına karşı çıkmakta ve “gündem değiştirmek ve oy devşirmek” için yapıldığını savunmaktaydı. Yani Siyonist Şeytanlar işte böyle davranmakta, sonunda, “oldu olan, Gitti Golan” ortaya çıkmaktaydı... Bütün bunlardan dolayı diyoruz ki; Türkiye’nin maddi ve manevi kaynakları kurutulmaktaydı ve acil sorun; Erdoğan iktidarından kurtulmaktı!..

İktidar-Muhalefet hepsi Chatham House konuklarıydı!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İngiltere ziyareti kapsamında Siyonist düşünce kuruluşu Chatham House’un konuğu olmasını, yandaş yazar ve yorumcular topa tutmuşlardı.

Oysa Ekrem İmamoğlu’nun Chatham House’u ziyareti, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e verilen ödülü hatırlatmıştı. Chatham House, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “kristal cam” ödülünü, “Türkiye, Gül’ün liderliği altında sivil demokrasiyi yerleştirmiş, siyasi ve hukuk reformlarını gerçekleştirmiştir” gerekçesi ile sunmuşlardı. Keza, İmamoğlu’nun Chatham House’da verdiği görüntünün arkasında, Abdullah Gül’ün fotoğrafı da yer almaktaydı. Öyle ki, Aydınlık gazetesi de İmamoğlu’nun Chatham House ziyaretini manşetten sadece Abdullah Gül fotoğrafı üzerinden aktarmıştı. AKP'ye verdiği destekle bilinen Aydınlık gazetesinin, 2018 yılının Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti yetkililerinin Chatham House’daki ziyaretlerini hatırlatmamaları ve bunu saklamaya çalışmaları ayarlarını ve amaçlarını ortaya koymaktaydı.

Hükümete yakın isimler, AKP içinde henüz kavga başlamamışken Abdullah Gül’ün Chatham House’dan ödül almasına ses çıkarmamışlar, hatta bir sürü keramet uydurmuşlardı. Fakat aynı isimler, 2017 yılının Aralık ayında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Chatham House’da konuşma yapmasına karşı çıkmışlardı. Oysa Kılıçdaroğlu’nun bu ziyaretinden 5 ay sonra bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı Chatham House’da konuşma yapmıştı.

Chatham House İngiltere’nin CFR’si sayılmaktaydı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile devletin üst kademesinin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ziyaret edip konuşma yaptığı, Abdullah Gül’ün “Kristal Cam” ödülü aldığı Siyonist güdümlü Chatham House İngiltere’nin CFR’si sayılmaktaydı. Resmen 1920’de kurulsa da kökleri 1900’lere dayanmaktaydı. O zamanki adı “Yuvarlak Masacılar”dı. İsrail devletinin kuruluşuna öncülük eden, Osmanlı’yla, Orta Doğu’yu ilk parçalayan Sykes–Picot haritalarını çizen ve Sevr’i yapan bu masaydı. Sonradan resmi bir kuruma dönüştürülüp, “Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü” adını almıştı. O günden beri de dünyanın sorunları ve doğabilecek krizlerin tartışılıp, yönlendirildiği ilk adres konumundaydı. Yani Sağcı-Solcu, İktidar-Muhalefet aynı Siyonist odakların güdümünde bulunmaktaydı.

Hem Hükümetin Hem Muhalefetin Yolsuzluk Lağımları Deşilmeye Başlamıştı!

AKP’li eski Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Bakanın Erdoğan aleyhine mal varlığı iddiaları Yüce Divan’a mı taşınırdı?

Yeni parti kuran Ahmet Davutoğlu'nun Erdoğan ve yakınları ile alâkalı "mal varlıkları açıklansın" şeklindeki çağrısına, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile parti kurma hazırlıklarını sürdüren Ali Babacan nedense şimdilik sessiz kalmışlardı. Yoksa “yakıcı ve yıkıcı bir koz” olarak mı saklanmaktaydı? Çünkü AKP’li eski Cumhurbaşkanı A. Gül’ün, eski Başbakan A. Davutoğlu’nun ve eski Bakan A. Babacan’ın Erdoğan aleyhine “Haksız mal varlığı edinme” iddiaları Yüce Divan yolunu açardı!..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Erdoğan’a sahip çıkması ise enteresandı. Çünkü Bahçeli daha önce AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan ve ailesinin mal varlıkları konusunda çok acı ithamlarda bulunmuşlardı.

Şimdi artık sormak lazımdı:

Sn. Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek ittifakının asıl dayanağı; gerçekten ülkenin BEKA kaygısı ve ABD’ye-Emperyalizme karşı milli çıkarlarımızı koruma amacı mıydı?.. Yoksa, birtakım ortak siyasi rant hesapları ve karanlık dosyalarının saklanması maksatlı mıydı?

Şu tespitlerimizin iktidarı ve yargıyı derhal harekete geçirmesi gerekiyordu:

1994: İ. Melih Gökçek Ankara BBB seçiliyordu. Çok geçmeden kendi kadrosunu oluşturuyor ve rantiye şebekesiyle irtibata geçiliyordu. RP Genel Merkezi’nden bazı duyumlar üzerine yapılan uyarıları dikkate alır gibi davranıyor, ama Milli Görüş teşkilatını ve tabanını avutup oyalıyordu.

1996: Sinan Aygün Ankara Çayyolu Hekimköy bölgesinde 2 kat imarlı parselleri toplamaya başlıyor ve M. Gökçek’in desteği ile tevhit (arsa birleştirme) işlemleri yapılıyordu. Emsal 3 ve hmax serbest imar tadilatı Büyükşehir Belediyesince onaylanıyordu.

1997: Ankara Ticaret Odası Başkanı yenileniyordu. 1998: Ankara Rüzgârlı sokakta bir inşaat malzemesi mağazası olan ESKİ-HİSAR A.Ş. Rifat Hisarcıklıoğlu bir anda kentte öne çıkmaya başlıyordu. (Kendisi aynı zamanda NUH HOLDİNG ailesinden oluyordu.)

1999: Rifat Hisarcıklıoğlu TOBB Başkan Yardımcılığına, Zafer Çağlayan ise ASO (Ankara Sanayi Odası) Başkanlığına seçiliyordu.

2000: Ankara’da ÇAYYOLU YAŞAMKENT adıyla yeni bir bölge imara açılıyordu. En küçük emsal 2,5 hmax serbest imar tadilatı olarak ilan ediliyordu. Bölgenin en büyük gayrimenkul sahibi SALİH BEZCİ adında ağırlıklı olarak tefecilik yapan bir adam çıkıyordu.

2000: Ankara Söğütözü’nde ARMADA adıyla 200 bin m2’lik bir AVM inşaatı başlıyordu. Ortakları ise bu meşhur Oda Başkanları oluyordu.

2001: EXİMBANK’ın TOBB vasıtasıyla kullandıracağı 200 milyon dolarlık kredi yüzünden TOBB Yönetim Kurulunda tartışma çıkıyordu. FUAT MİRAS zorla istifa ettiriliyor ve RİFAT HİSARCIKLIOĞLU TOBB Başkanı yapılıyordu. Ardından 2002: ARMADA AVM açılıyordu.

2003: ATO Başkanı Sinan Aygün dev kongre merkezi inşaatına başlıyor ve inanılmaz paralar dönüyordu. Yediği önünde yemediği herkese yetiyordu.

2004: İ. MELİH GÖKÇEK yeniden AKP’den Belediye Başkanı seçiliyordu.

2005: NATO Yolu-MAMAK çöplüğü arasında DOĞUKENT adıyla yeni bir bölge imara açılıyor ve binlerce konut ve 3 adet AVM NATA-VEGA ortaklığıyla yükseliyordu. Ortaklar hep hısım, akraba, eş-dost oluyordu.

2006: Oran şehri TBMM lojmanları yıkılıyor, arazisi TOKİ’ye devrediliyordu. İ. MELİH araziyi almak için çok asılıyor, basın yoluyla hükümeti baskı altına alıyor, ama RTE vermiyordu. Erdoğan MESA şirketi ile kat karşılığı anlaşıyor ve 3000 konut inşaatı başlıyordu. Ama İ. MELİH yine de boş durmuyor, bu araziden 60 dönümlük bir parçayı koparıyordu. Bu arsa 2 milyon dolara, yanlış okumadınız 20 veya 200 değil sadece 2 milyon dolara bu Oda Başkanları ve ilaveten BESA A.Ş. SALİH BEZCİ’ye satılıyordu.

2007 yılında: 2 milyon dolara peşkeş çekilen bu arsa üzerinde Halkbank’tan alınan 200 milyon dolarla 150 bin m2’lik PANORA AVM yapılıyor. Tahmin edileceği gibi ortaklar hep aynı kişiler ve kesimler oluyordu. Bülent Arınç’ın; “M. Gökçek Ankara’yı FETÖ şebekesine parsel parsel dağıttı!” dediği süreç yaşanıyordu.

2007: Seçimleri öncesi Atatürk Bulvarı üzerindeki ASO binası yıkılıyor, yeni bina inşaatı adrese teslim şartname ile hükümet yanlısı ENDER inşaata veriliyor ve ZAFER ÇAĞLAYAN hem Milletvekili hem de Bakan oluyor, sonrasını ise herkes biliyordu.

2008: Eryaman SUSUZ projeleri devreye giriyordu. 2009: Eryaman ekibi ile bu meşhur ekip ÇAYYOLU girişindeki belediyeye ait arazi üzerinde GORDİON AVM’yi yapıyordu. 2009: TOBB, Söğütözü’ndeki arsası üzerinde Sanayi ve Ticaret Bakanı ZAFER ÇAĞLAYAN’ın kullanımı için bir çalışma ofisi ve maiyet binası ihalesi yapıyordu. İş yine ENDER inşaata peşkeş çekilecekken, İşgüzar bir MİMAR ihaleye girip işi bozuyor; mevzu büyüyor, bu işgüzar ve asabi mimara çekilmesi için baskı yapılıyor ama yemiyor ve mecburen iş iptal ediliyordu. Böylece 2007’de ASO BİNASI ihalesinde yediği kazığın karşılığını veriyordu.

2010: YAŞAMKENT altyapısı ve yolları belediyece tamamlanıyor, konutlar ve ticaret merkezleri yükseliyordu. Ama artık FETÖ baskısı canlarını yakmaya başlıyordu.

2011: İNCEK-AHLATLIBEL-ÇAYYOLU arasındaki araziler aynı ortaklar tarafından bedava sayılacak fiyatlara alınıyordu. İmarlar hmax. çıkarılıyor, bir kısmı SİNPAŞ gibi İSTANBULLU küresel firmalara çakılıyor, bir kısmı da elde tutuluyordu. Yeni açılan İNCEK Bulvarı üzerindeki iş merkezi ve konut projeleri de süratle tamamlanıyordu.

2012: RTE bu ekibe artık “Yeter, az geri durun bakiim!” diyor, ardından Ankara’nın rantını paylaşan yeni oyuncuları ortaya çıkıyordu: YDA A.Ş, KUZU A.Ş, RÖNESANS A.Ş.

Bu tarihten sonra ÇUKURAMBAR-SÖĞÜTÖZÜ bölgesi YDA’ya; ORAN ŞEHRİ bölgesi KUZU’ya peşkeş çekiliyordu. Bildiğiniz üzere hızla dev binalar yükseliyordu.

KÜLLİYE VE DEV MİT binaları da RÖNESANS’a kalıyordu. Toplam ihale bedeli 10 milyar TL’yi geçiyordu. Müteahhit her hakedişinde komisyon ödemekten bıkıyor, en sonunda “paramı verin arkadaş!” diye Ankara sokaklarında avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bu iki işin de tek bir sorumlusu biliniyordu: Yetki onda, para onda bulunuyordu!.. Hesap soran ise çıkmıyordu. Bol keseden harcama gırla gidiyordu. Gerçek adıyla Milletvekili seçiliyor ama yakın çevresi ona MÜCAHİT diyordu.

2013: ARMADA AVM’nin yanına önceki büyüklükte YENİ ARMADA ekleniyordu.

2014: İ. MELİH GÖKÇEK FETÖ’nün desteğiyle MANSUR YAVAŞ’ın ayağına takoz koymaya uğraşıyor ve işte zurnanın zırt dediği nokta bundan sonra başlıyordu. Ve zaten onun da Beypazarı Belediye Başkanlığında çok ciddi kanunsuzluklar ve yolsuzluklarla ilgili iddialardan dolayı mahkemelik oldukları biliniyordu.

Ama Erdoğan iktidarları İ. Melih Gökçek’ten hesap soramıyor, yolsuzlukların üzerine gidemiyordu. Çünkü her iki taraf da birbirinin foyasını biliyordu. Anlaşılan ellerindeki bilgi ve belgelerin deşifre edilmesinden korkuluyordu… Ama her şeye rağmen CHP’li Sinan Aygün ile yeni Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın kapışmaları üzerine yolsuzluk lağımları deşilmeye başlıyordu!

Evet bütün bunlar birer iddia oluyordu. İşin gerçeğini araştırıp ortaya koymak ve sorumluları adalet önüne çıkarmak ise iktidara ve yargıya düşüyordu.

Erdoğan iktidarında bu tür vurgun ve soygun iddiaları o denli yoğunlaşıyordu ki; Başkent Gaz adlı şirketin ENSAR Vakfına bağışlayacağı 8 milyon dolar, Kızılay üzerinden transfer ediliyor, böylece milyonlarca dolar vergi kaçırılıyor ve kara para aklanıyordu. Hatta bu bağış paralarının, dolaylı şekilde Siyonist Manhattan’a aktarıldığı iddia ediliyordu. Manhattan, Küresel Yahudi Sermayesinin New-York’taki merkez bölgesi sayılıyordu ve meşhur Birleşmiş Milletler binası da bu bölgede bulunuyordu!

01.10.1991 tarihli Milli Gazete’de “Atalarının İzinden Gidenler” Başlığı ile “Peygamberimiz Medine’ye Hicret ettikten sonra nazil olan ayette, genelevlerinde çalışan kadınlar değil, onları fuhşa zorlayanlar ve zinayı meşrulaştıranlar kınanıp uyarılıyordu. Bugün ülkemizde zina serbestliğini ve eşcinselliği meşrulaştırmaya çalışan yöneticiler bu ahlâksızlığın suç ortağı oluyordu” diyen tefsir sahibi Sn. Yazar, şimdi mel’un İstanbul Sözleşmesi’yle ve zinayı ceza almaktan çıkarmasıyla aynı ahlâki ve ailevi tahribatları bin beter işleyen AKP ve Erdoğan iktidarına hiç ses çıkarmıyordu. Acaba, aynı kötülük ve tahribatı CHP yapsa günah, AKP ve Erdoğan yapsa mübah mı sayılıyordu?! Allah herkesin ayarını böylece ortaya çıkarıyordu.

Şu ayet böylelerinin durumunu haber veriyordu!

Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça belirttikten sonra hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar); işte onlara, hem Allah lanet edecektir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir). (Bakara: 159)

Bu nedenle Milli Çözüm’ün, hem işgalci kâfirler ve zalimlerle, hem de içimizdeki işbirlikçi hainlerle mücadele etmesi ve bunları topluma göstermesi gerekiyordu.

“Ey Nebi(m), kâfirlerle ve münafıklarla cihad et, onlara karşı şiddetli ‘sert ve caydırıcı’ davran. (Tıynetleri ve niyetleri bozuk olduğundan, saldırgan kâfir ve münafıklar, sizin yumuşak yaklaşımınızı, yağcılık ve zayıflık zannedebilir). Onların (sonunda) varacakları son durakları cehennemdir ve orası, ne kötü ve kahredici bir dönüş yeridir. (Tevbe: 73)

“Ey iman edenler! (Dininizi ve davanızı) İnkâr edenlerden (ha dışarıdan, ha içeriden) size (zarar ve saldırı ihtimali) en yakın olan (düşman kâfirlerle) çarpışın ve onlar sizde ‘Ğılzet=Sert bir tavır, (güçlü bir kararlılık ve caydırıcılık)’ görsünler... Ve kesinlikle biliniz ki Allah (münkirler ve münafık kesimlerle değil) takva sahipleriyle beraberdir.” (Tevbe: 123)

Zalimlerle ve hainlerle mücadele sadık kulların sevabını artırmak ve onlara şeref kazandırmak için emrediliyordu:

“(Cenab-ı Hakk şunun için zahmet ve hizmet günlerini uzatıyor ve zaferi geciktiriyor;) Onlarla (inkârcılarla ve muzır münafıklarla) mücadele edin ve çarpışın ki, Allah sizin ellerinizle onların cezasını versin, onları rezil ve perişan etsin ve sizi onlara karşı üstün ve galip getirsin de (böylece iman ve cihad ehli olan mü’min bir kesimin) göğüslerine-gönüllerine (huzur ve) şifa eriştirsin.”

Ve (bu mücahit mü’minlerin) kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul edendir. Allah Alîm’dir (her şeyi hakkıyla Bilendir), Hüküm ve Hikmet sahibidir.” “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri; Allah’tan, Resulünden ve mü’minlerden başkasını asla dost (rehber ve yönetici) edinmeyenleri (sadakat ehlini) bilmeden, (kahramanlarla korkakları, sadıklarla sahtekârları birbirinden ayırıp seçmeden) bırakılacağınızı mı sandınız? Allah (bütün niyet ve kasıtlarınızdan ve) yaptıklarınızdan Haberdardır.” (Tevbe: 14, 15, 16)

Bazılarının Hak davadan ayrılmasına ve Siyonistlerin safında yer almasına takılmamak gerekiyordu:

“(Sizden ayrıldıklarına üzüldükleriniz, eğer) Sizinle (kalıp) birlikte (yola) çıksalardı, size kötülük ve zarardan başka (faydaları dokunmaz, zannettiğiniz gibi gücünüzü de) artırmazlardı ve kesinlikle aranıza fitne-fesat sokmaya uğraşırlardı. (Hâlâ) İçinizde onlara haber taşıyanlar (bile) vardır. Allah zalimleri (ve hainleri) Bilendir (ve oyunlarını bozuverecektir).” “Andolsun, daha önce de onlar fitne (çıkarmak için fırsat) aramışlardı. Ve Sana karşı birtakım işler çevirip tezgâhlamışlardı. Sonunda onlar, istemedikleri halde Hakk geldi ve Allah'ın emri (Kur’an’ın müjdesi) ortaya çıkıp, üstünlük sağladı.” (Tevbe: 47, 48)

Kur’ani gerçekleri haykıran Milli Çözüm’ü suçlayıp saldıranlara karşı şu ayetler bizleri ferahlandırıyordu:

“Biz böylece; (bir sürü şöhret, servet ve etiket sahibi dururken, kala kala) ‘Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu.’ (Bu özel hikmet ve hizmetleri böylesi önemsiz kişilere mi layık buyurdu?) demeleri (ve hasetle içlerini dışa dökmeleri) için, onlardan bazısını bazısıyla fitneye uğratıp denemiş olacağız. Halbuki Allah şükredenleri (nimet ve fazileti kimlere vereceğini) daha iyi bilen değil midir? (Ki O’nun tayin ve taksimine itiraz ediyorsunuz.)(En’am: 53)

“(Hakkı hâkim kılmak, yurdunuzu ve onurunuzu korumak için yapılması emrolunan CİHAD yolunda uğranılan sıkıntılar) Allah'ın, iman edenleri (günahlardan) arındırıp temizlemesi ve inkâr edenleri yok etmesi için (bir imtihan)dır.” “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden (ve herkesin gerçek ayarını kendisine ve âleme göstermeden) cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran: 141, 142)

Canlarım, müjdelenen Mesihiyet devrimi giderek yaklaşıyordu:

“Şüphesiz Bu (Kur’an), gerçek bir olayın (İsa’nın gelişinin, İslami dirilişin, kıyamet ve ahiretin) haberidir. Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şüphesiz Allah, Üstün, Galip ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.” “(Ey Resulüm!) Eğer yüz çevirirlerse (Sen sabret ve bekle); elbette Allah fesat çıkaranları bilir (ve onların hakkından gelir).” (Al-i İmran: 62, 63)

“Gerçek şu ki, velev Biz onlara (inkârcılara, Yahudi, Hristiyan ve münafıklara) melekler indirip (uyarsaydık), onlara ölüler (dirilip) konuşsaydı ve (dile gelip varlığımıza ve buyruklarımıza şahitlik yapmak üzere) her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah’ın dilediği dışında (yine de) inanmayacaklardı. Çünkü onların çoğu ancak cahillik edip durmaktadır.” (Al-i İmran: 111)


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 

 


[1] Ahmet Akgül Üstadımızın Gebze Konferansı notlarıdır.


Bu yazarin diger makaleleri

CUMHURBAŞKANLIĞI TARTIŞMASI VE SİSTEMİN TIKANIŞI!
  Çok Önemli Gelişmelere Hazırlıklı Olmak Gerekiyor!? "Amerika, İsrail'in güvenliği...
Devami
ESARET KABUĞU ÇATLIYOR
  Erbakan Hoca 10.Eylül.2004 Cuma sohbetinde: ''Önde gelen bir Yahudi stratejisti, ...
Devami
MISIROĞLU BUNAKLIĞI, DİLİPAK’IN KAYPAKLIĞI!
Haddini aşarak ve küstahlaşarak, Kudüs fatihi ve İslam kahramanı Selahaddin-i...
Devami
Erbakan Devrimi Devam Ediyor:TARİHİ DEVRAN YAKINDIR!
  Erbakan herkesi, kendi ayarında ve diyarında idare ediyor, kabiliyet ve...
Devami
İTTİHATÇILARIN TİYNİYETİ VE TALAT PAŞA MUHABBETİ
  Büyük Meydan Larousse Onu şöyle anlatıyor: (1874-Edirne-1921 Berlin) Edirne...
Devami
"BEYİN" LER DEVRE DIŞI
    Kültür emperyalizmiyle, bireyler uzaktan kumandalı robotlara çevriliyor, beyinler devre...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 303

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR