Get Adobe Flash player
Reklam

DEMOKRATİK OLGUNLUK, SİYASİ SORUMLULUK VE FİKRİ UYUŞUKLUK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 32
ZayıfMükemmel 

 

DEMOKRATİK OLGUNLUK,

SİYASİ SORUMLULUK VE FİKRİ UYUŞUKLUK

        

Ülkenin ve Milletin bütünlüğü “AB’ye gireceğiz!” aldatmacası uğruna tehlikeye atılmaktadır. Bu isteklerin değil kabul edilmesi, müzakere edilmesi dahi yıkımdır. Mevcut AKP Hükümeti, bu konuda tamamen teslimiyetçi bir tavır takınmaktadır. AKP Hükümeti'nin bu tehlikeli tuzaklar karşısında acziyet ve yetersizliği ortadadır. Artık oynanan oyunu görmek ve tuzağa düşmemek lazımdır. Açıkça Sevr yeniden hortlatılmaktadır ve AB süreci bunun bir parçasıdır! Ekonomik bağımlılık süreci, Kıbrıs’ın verilmesi, toprak devirleri ve ülkenin parsellenmesi, azınlık meselesi, misyonerlik ve ruhban okulu sinsiliği geleceğimizi karartmaktadır. Evet, varlığımızı yok eden bu tavizleri kabul etmek intihardır!

İşte, AB'nin istekleri ve iktidarın onayladıkları:

Dicle-Fırat havzası ve GAP'ın uluslararası bir idareye devredilmesi. (Büyük İsrail'e ilk adım.)

Yabancılara toprak alım hakkının sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde sürdürülmesi.

AB Güvenlik konsepti gereğince, Türk Ordusuna AB'nin Lejyoner’i görevi verilmesi.

Uzlaşma adı altında, Ermenilerin isteklerinin yerine getirilmesi.

Ruhban Okulu ve Ekümenlik dahil, Yunanlıların taleplerine boyun eğilmesi.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin; AB içinde, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınmasına müsaade edilmesi.

Kürtlerin ve Alevilerin, azınlık olarak tanınmasının teklifi.

Mali yardımların en az 10 yıl askıya alınması ve daha önce yapılmış anlaşmalara rağmen serbest dolaşım hakkının esirgenmesi.

Görüşmeler neticesinde Türkiye, AB’nin istediği bütün şartları yerine getirse bile, üyeliğinin yine garanti edilmemesi gibi hakaretleri içinize sindirebilecek misiniz? Efendi olmak varken, köle olmak niyetinde misiniz?

Bunların sonuçları, uykularımızı kaçırmalıdır.

Kendi öz kaynaklarımız; ABD ve İsrail başta olmak üzere, yabancıların kontrolüne devredilecek ve bölgede siyasi bir yapılanmaya kadar gidilebilecektir. Parça parça alınan topraklarla ve bir oldubitti dayatmasıyla, Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail projesine hizmet edilecektir. Çünkü Filistin’in böyle işgal edildiği, İsrail’in böyle kurulduğu bilinmektedir.

Savunma konsepti gereği Milli Ordumuz, AB'nin emrine girecektir ve AB’nin korunması görevini üstlenecektir. Sözde Ermeni soykırımı tanınacak, haksız ve borçlu duruma düşürülen Türkiye, Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayalinin gerçekleşmesine taşeronluk edecektir.

İstanbul içinde dinsel anlamda üstün ve bağımsız bir otorite tesis edilecek, Yunanlıların Bizans’ı kurma (Helenizm) hayallerine geçit verilecektir. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti tanınarak, Kıbrıs’taki Türk Birliği geri çekilecek ve Ada'daki Türk varlığı Girit'teki gibi yok edilecektir. İleride İsrail’in emrinde ve Güneydoğu’yu da içine alan Büyük İsrail Devleti'nin kurulması sağlanacak ve Türkiye parçalanma sürecine itilecektir. AB uğruna gerçekleşecek bütün bu tehlikelerin sonucunda, Türkiye yumuşak lokma haline getirilecek ve II. Sevr'e gidilecektir.

Lütfen hatırlayınız!

Çok uzun bir süre geçmiş sayılmazdı. Ülkemiz 1996 yılında Milli Görüş (Refah-Yol) iktidarı yani 54. Erbakan hükümeti ile tanıştı. 54. Erbakan hükümeti kurulduğu zaman ülkenin durumu yine bugünkü gibi perişandı. Kalkınmayı ve refahı sağlamak için kolları sıvayan Prof. Dr. Necmettin Erbakan; halkımızı vergi, zam ve faizlerle ezen politikalar yerine, ülkenin ekonomik potansiyellerini harekete geçirerek; rant ekonomisini değil, reel ekonomiyi uyguladı. Ülkede üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlattı.

Geçinme sıkıntısı içerisinde olan memurlara; 11 aylık iktidarı döneminde %135 zam vererek, 3 milyon memur ve ailesini huzura çıkarttı. Asgari ücretle çalışan işçilere; enflasyonun üzerinde %100 artış yaparak, asgari ücretlileri açlıktan kurtardı. Sendikalı işçilerle ilk defa grevsiz ve lokavtsız sözleşme yapıldı, sendikacıların taleplerinin üzerine çıkılarak %103 zamla işçilere sahip çıktı.

BAĞ-KUR çalışanlarına %300 zam yaparak nefes aldırdı. İşçi emeklilerine; %121, memur emeklilerine %116 zam yaptı. Önceden 99.000 öğrenciye burs verilirken, bu sayı 200.000 öğrenciye çıkartıldı. Fakir-Fukara Fonu’na ayrılan pay; %170 artırılarak, ülkede yardım almayan fakir fukara kalmadı. Fındığın 50 bin TL olan taban fiyatı; 210 bin TL'ye çıkartılarak, 6 milyon fındık üreticisi sevindirildi ve ülkeye 1 milyar dolar döviz kazandırıldı.

Pancar taban fiyatı; 4500 TL’den, 11.250 TL'ye çıkartıldı. Buğday; 8500 TL’den 24.000.TL’ye çıkartılıp, köylü büyük ölçüde rahatlatıldı. Esnaf Kredileri artırıldı ve kredi almaları kolaylaştırıldı. Kapalı olan Irak-Türkiye petrol boru hattı, tekrar hizmete açıldı. Sınır ticareti canlandırıldı ve kamyoncu esnafı rahat nefes aldı. Amerika tarafından Kuzey Irak'a yerleştirilen, Türkiye ve Bölge ülkelerinin baş belası Çekiç Güç’ü ve ajanlık yapan adamlarını o bölgeden uzaklaştırdı.

Erbakan, nüfusu 800 milyonu aşan sekiz ülke ile tarihi D-8’leri kurmayı başardı.

İlk ziyaretlerini Asya ve Afrika'daki Müslüman ülkelerine yaparak, dış ticaret hacmini 3 milyardan 14 milyar dolara ulaştırdı. Kamu Tek Hesabı (yani Havuz Sistemi) oluşturuldu. Bu çok önemli bir olaydır. Havuz Sistemi ile getirilen şudur: Devletin parası rantiyecinin bankasına ucuz faizle yatırılmayacak; devletin kâr eden, para toplayan kuruluşları; paralarını oluşturulan "Havuz"a yatıracak. Yine; para lazım olan yatırımcı devlet kuruluşları, rantiyecilerin bankalarından yüksek faizle para almayacak; devletin kurduğu "Havuz Sistemi”nden alacak demektir. Bu sistem, rantiyecilerin işine gelmediği için, sonradan gelen hükümetlerin ilk işleri; "Havuz Sistemi”ni kaldırmaktı.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa Erbakan hükümeti döneminde denk bütçe hazırlanmıştı ve ilk üç ayı bunu ispatladı. 54. Hükümet, 30 milyar dolarlık ilave kaynak sağlamıştı. Bunlar: 13 milyar dolar kaynak paketlerinden, 10 milyar dolar faizden kurtarılan ve 7 milyar dolar da KİT’lerin kâra geçirilmesi ile toplam 30 milyar dolardı. Erbakan Hükümeti döneminde; IMF elamanları Türkiye'ye geldikleri gibi geri yollanmışlardı, hiçbir programları uygulanmamıştı.

54. Hükümetin bu başarılı icraatlarından rahatsız olan dış güçler ve içerideki rantiyeci güçler; kasıtlı yaygaralar kopararak, 28 Şubat senaryolarını hazırlamıştı.

Akarı ve çıkarı kesilen medya grupları menfi yayınlar yaparak, kamuoyunda sanal irtica tehlikeleri pompalandı. Rantiyecilerin kışkırtmalarıyla ortaya çıkıp brifingler veren kamu görevlileri, toplumu kışkırtmaya çalıştı. Bütün bu yaygaralarla beraber, 54. Hükümetin ortağı olan DYP ve Tansu Çiller üzerinde baskılar oluşturularak, DYP'den istifalar başlatıldı. Tansu Çiller, partisinin dağılmasını önlemek için Erbakan Hoca’dan ısrarla Başbakanlık görevini istedi. Bu gelişmelere olumlu bakan Süleyman DEMİREL; daha sonra çark etti ve Hükümet kurma görevini Tansu Çiller yerine Mesut Yılmaz'a vererek, milli iradeyi hiçe saydı. Ülkede kaos, o tarihlerde başladı ve 1999 Genel Seçimlerine kadar devam etti. Bu arada bir parti; terörden dolayı şehit edilen vatandaşları, her platformda milliyetçilik ve şehitlik duygularını istismar ederek gösteriler düzenledi. Kendileri; ürkeklik yerine, erkeklik yapacaklarını millete lanse ettiler. Sonunda titreyen birisinin kabinesinde, ne oldukları herkesçe anlaşıldı. Kullanma süresi bittiğinden, paketlenerek Türkiye'ye gönderilen PKK'nın başı Apo'nun yakalanması gerekçesi ile bir parti -kahraman edasıyla- seçimlerde birinci yapıldı. Neticede rantiyecilerin organizesi ile 57. ANASOL-M Hükümeti kuruldu ve AKP’ye zemin hazırlandı.

Bu nedenle IMF'ci partilere oy vermek ve böyle bir vebale girmek, ülke için en büyük zarardır.

Unutmayınız ki; oy kullanan birisi olarak, İmam Hatip Okulu mağdurlarının üzerimizde hakları vardır.

Çöplükten ekmek toplayanların ve aç insanların üzerimizde hakları vardır.

Sokaklarda yaşayan, Bally çeken, kapkaççılık yapan, vücudunu satan insanların üzerimizde hakları vardır.

Bu ülkede borçlu doğan bebelerin, bu ülkeyi bizlere emanet eden şehitlerin üzerimizde hakları vardır.

Unutmayınız ki; devleti hükümetler idare ederler. Hükümetleri de bizler oylarımızla belirleriz. Devleti idare edenlerin olumlu ve olumsuz icraatlarından oy verenler de sorumlu tutulacaktır.

Hâlâ uyanmayacak mıyız?

"AKP ilklerin iktidarı olacak" dediler, doğru çıktı!

İlk kez Cumhuriyet tarihindeki toplam borçtan daha fazla borç yığdı. Devletin kefil olduğu özel sektör borçlarıyla birlikte, dış borcumuz 1 trilyon doları aştı.

İlk kez dış ticaret açığı, rekor seviyeye ulaştı.

AKP iktidara gelmeden 1.5 milyar dolar olan cari açık, ilk kez AKP döneminde 50 katına fırladı.

İlk kez işçiye 'Sıfır Zam’ yapıldı.

İlk kez üyelerinin tamamı üniversite mezunu olan “Diplomalı İşsizler Derneği” kuruldu.

Hâlâ inanacak mıyız?

“Türkiye reformlar ülkesi olacak” dediler ama bu, yıkım yönünden doğru çıktı!

Avrupa Birliği'nin istediği ve Türkiye’yi parçalamayı hedeflediği reformlar, hemen uygulanmaya girişildi.

Misyonerlerin çalışmalarını kolaylaştıran yapısal reformlara gidildi.

Her evin altına kilise açılmasına imkân tanıyan yasal düzenlemeler yapıldı. AB reform istiyor diye, nüfus cüzdanlarından din hanesi silindi.

Ama milletin istediği reformlar unutuluverdi;

YÖK reformu kuşa çevrildi.

Milli Eğitim’deki dengesizlikler giderilmedi.

Üniversitelerde yaşanan kuru ezbercilik bitirilmedi.

Kur'an öğrenimini yasaklayan engeller hâlâ yürürlükteydi.

Hâlâ umutlanacak mıyız?

"Yabancı sermayeyi getireceğiz" dediler doğru çıktı!

Ülkedeki kaynağı belirsiz sıcak para miktarı rekor seviyeye çıktı. Yabancı sermaye tarihin en ucuz ve en şaibeli alımlarını yaptı. Bütün büyük kuruluşlarımız, bütün büyük bankalarımız yabancıların eline geçti. En büyük bankalarımızdan biri, Yunan Milli Kilisesi'nin ortak olduğu bir Yunan bankasına satıldı.

Hâlâ kanacak mıyız?

“Devleti ekonomiden çekeceğiz” dediler doğru çıktı!

POAŞ, TÜPRAŞ, ERDEMİR, TÜRK TELEKOM... Bugün milyarlarca dolar harcanarak kurulması mümkün olmayan milli ve stratejik tesisler yok pahasına satıldı. Özelleştirmeden elde edilen bütün gelir, Türkiye'nin üç aylık faiz ödemesini karşılamaya yetmedi. Halen Türkiye'nin Milli Varlıkları olan, 22 Kamu İktisadi Teşekkülü hiç uğruna elden çıkarıldı.

Hâlâ susacak mıyız?

"Biz değiştik" dediler doğru çıktı!

IMF karşıtıydılar, en hızlı IMF'ci oldular. Cumhuriyet tarihini en ağır stand-by anlaşmasını imzaladılar.

AB karşıtıydılar, Cumhuriyet tarihinin en AB'ci Hükümeti oldular. Şehit kanıyla alınan Kıbrıs'ı, "müzakere tarihi" karşılığı satmaya yanaştılar.

Amerikan karşıtıydılar, Amerika’nın stratejik ortağı oldular. BOP Eşbaşkanlığı'na atandılar. Irak’ta her gün binlerce sivil öldürülürken; onlar Amerikan gazetelerinde, ABD askerlerinin sağlığı için dualar yaptılar. ABD askerlerini, “demokrasi şehidi” ilan edip kutsadılar.

İsrail karşıtıydılar, İsrail dostu oldular. İsrailli yetkililer için kırmızı halılar sererken, Hamas yetkilileri ile görüşmekten kaçtılar. Üstelik Siyonist ve Terörist İsrail’le, NORMALLEŞME Anlaşması imzaladılar.

Hâlâ peşlerinden koşacak mıyız?

Yoksa: Hayır! Buraya kadar! El koyuyoruz! Artık hür irademizle, kendi irademize el koyuyoruz! diye haykıracak mıyız?

Yeter artık! Doğruyu yanlıştan, gerçeği sahteden ayırmanın vakti geldi.

El verin! Biz geliyoruz. Milli Görüş’ün, Milli Çözümlerini uygulamak için hazır bekliyoruz.

40 yıllık tecrübemizle; MNP-MSP-RP-FP ve Saadet! Bütün engellemelere, bütün yasaklamalara rağmen; bu ülkedeki tüm güzel işlerin hamurunda bizim alın terimiz, toprağında bizim izimiz var. Milli Görüş'ün tek ve gerçek temsilcisi olarak yeniden geliyoruz.

Ağır sanayi hamlemizle; Edirne'den Kars'a dumanı tüten tüm fabrikaların temelinde, Milli Görüş'ün harcı var. TEMSAN, TAKSAN, TÜMOSAN Bizim...

Balıkesir'den, İzmit'e SEKA kâğıt fabrikaları...

Sakarya’dan Erzincan’a şeker fabrikaları bizim.

Satmak için değil, yeniden yapmak için geliyoruz.

Bağımsız ve milli ekonomi projelerimizle; IMF ile masaya oturulmayan, stand-by imzalanmayan, tek kuruş borç alınmayan dönem bizim. Çiftçiye, işçiye, emekliye, memura; 100 alırken, 300 verilen dönem bizim. Fakir fukaranın en fazla gözetildiği dönem bizim. Milletin zenginliklerini, yine millete veren Havuz Sistemi'mizle geliyoruz.

“Önce Ahlâk ve Maneviyat” hedefimizle; devletin resmi rakamlarına göre uyuşturucu kullanımı, ilköğretim sıralarına kadar düştü. Artık çocuklarımızın cebinden kalem yerine, sustalı bıçaklar çıkıyor. Hırsızlık, fuhuş, kapkaç bugüne kadar yaşanmamış boyutta arttı. Huzur dolu bir toplum için "Önce Ahlâk ve Maneviyat" diyerek geliyoruz.

“Halka hizmet Hak’ka hizmettir” prensibimizle; açız diye bağıran çiftçiye; “Gözünü toprak doyursun” demeye değil... İşsizim diyen gence; “Git taşı sık” demeye değil... Binlerce başörtülü kızımız okul kapılarında ağlarken, “Türban yüzde 1.5'un sorunudur” demeye değil... Milletin her derdini, kendine dert edinen yüreğimizle geliyoruz. Sonunda istismar ve suiistimal amaçlı başörtüsü sorunu kısmen çözülse de asıl ahlâki ve ailevi tahribatın resmiyet ve aleniyet kazanmasına isyan ediyoruz.

D-8’imizle; AB’ye, ABD’ye uydu olmaya değil... Büyük Ortadoğu Projesi’ne taşeronluk yapmaya, Brüksel'de el pençe divan durmaya, Roma'da Avrupa Anayasası imzalamaya değil... İstanbul'da kurduğumuz D-8’'imizle lider olmaya geliyoruz.

Limanlarımızı, Rum gemi ve uçaklarına açmaya değil… Kıbrıs'ımızı yeniden kurtarmaya geliyoruz.

Haydi bize el verin! Hak’ka güvenin, hayrı destekleyin, umut dolu bir iman ve heyecanla bekleyin!

Yeni bir dünya için, Yeniden Büyük Türkiye’yi kurmaya geliyoruz.

        

“Oy”um Saadet’e, Toplum Selâmete!

"OY" EMANETTİR, OYUNA GELMEYİN!

      

Önümüze çıkan yerel ve genel seçimler tarihi bir fırsattır. Çünkü insanlar seçimlerde; partileri değil, kendi geleceğini seçmektedir. Kişi, sevdiği ve seçtiği ile beraberdir. Herkesin geleceği ve güvencesi, oy verip desteklediği zihniyetlerle belirlenecektir. Özetle; geleceğimiz, kendi elimiz ve amelimizle şekillenecektir. Bu nedenle demokrasi; vicdani tercihlerimiz için önemli bir seçenektir. Oylarımızda sadece kendimizin ve yakın çevremizin değil, 80 milyon milletimizin ve hatta milyarlarca ezilenin hakkı vardır. Çünkü oy verdiğimiz partilerin bütün iyilik ve kötülüklerine ve bunların yan etkilerine ortak olunmaktadır. Unutmayın, bu seçimler; sekiz parti arasında değil, iki zihniyet arasında yapılacaktır. Sonunda; 1)Ya Hak’kı tutan, helâli haramı ayıran Milli Görüşçüler, 2)Ya da bu Bâtıl ve bozuk sistem ve işbirlikçileri kazanacaktır.

Haçlı Avrupa Birliği, faiz ve sömürü demektir... Faiz ise, haksızlık ve ahlâksızlığın temel sebebidir. AB'ciler, yani faizciler ve rantiyeci işbirlikçiler; Kur’an’a göre Hak'la ve halkla savaşan kimselerdir. (Bakara: 279) Gâvurların reçeteleri, girdiği her ülkeye mutlaka zulüm ve zillet getirmiştir. Milli Görüş dışındaki partiler, AB ve ABD reçetelerini uygulayacaklarını açıkça dile getirmekte, faizci ve rantiyeci olduklarını ilan etmektedirler. Hepsi de, aynı yanlış görüşün farklı görüntüleridir.

AKP ise, maalesef uluslararası Siyonist sermaye ile "düzenli ve düzeyli ilişkilerini sürdüreceklerini" söylemekte ve kapitalizm zehirine, yerli çikolata sürerek milletimize yedirmektedir. Bütün fabrikalarımız ve milli kazanımlarımız satılıp, yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekilmiş, tarım ve hayvancılık bitirilmiştir. AKP; faizci partilerin en tehlikelisidir, kuzu postuna bürünmüş kurt yerindedir. Bunların ahlâki, ailevi ve manevi tahribatları ise çok daha vahimdir; Türkiye’miz bölünmek üzeredir.

Oysa mikroptan ilaç yapıldığı, faizden fayda sağlandığı ve Haçlı AB reçeteleriyle ülke kalkındığı hiç görülmemiştir. Bu nedenle Batı'cı partilere oy vermek, Amerikan dehşetini ve İsrail vahşetini desteklemekle aynı şeydir. Ve iyi düşünmeli, böyle bir vebale girenlerin vicdanları nasıl rahat edecektir?! Daha da beteri; ülkemiz AB hayali ve demokratikleşme jelatiniyle kasıtlı ve planlı bir yıkılışa sürüklenmekte, PKK’ya ise Amerika’nın desteği ve AKP’nin gafletiyle bir zamanlar yüz verilmiş, şimdi artık Suriye’de devleti azarlamaya ve ayarlamaya cüret eder hale gelmiştir. Ve hele 17 yıllık yamukluk ve yanlışlıklarından sonra, hâlâ AKP'ye oy vermek, felakete davetiye göndermektir. Dershane rantları ve devlet kadrolaşmaları nedeniyle, Cemaatle Hükümet arasında patlayan seviyesiz sataşmalar ve 15 Temmuz kalkışmaları da; bunların dine ve millete hizmet ortaklığı değil, şahsi menfaat ittifakı yaptıklarının göstergesidir, Çünkü Fetullahçıları, AKP iktidarı bu ülkenin başına bela etmiştir.

Unutma, senin "oy"unda, çöplükten ekmek toplayanların ve çaresizlikten vücudunu satılığa çıkaranların hakkı vardır!.. Senin "oy"unda, bu ülkeyi bize vatan bırakan şehitlerimizin ve gelecek nesillerimizin hakkı vardır. Doğu Türkistanlı sahipsizlerin, Filistinli gelinlerin, Yemenli çaresizlerin, Suriyeli gariplerin, Iraklı yetimlerin senin “oy”unda hakkı vardır! Öyle ise, ne Hak’tan kopuk ve halka soğuk partilere, ne de aslını inkâr eden döneklere ve Milli Görüş’ü bölmekle böbürlenenlere sakın oy atma!.. Bu ülkeyi 40 yılda, 4 kere felaketten ve iflas etmekten kurtaran Erbakan'ı unutma!.. Yapanlarla yıkanları, sadıklarla sahtekârları bir tutma! Refah-Yol hükümetinde; ekonominin düze çıkarıldığını, işçiye, memura, köylüye ve emekliye en iyi imkânların sağlandığını, Milli Görüş Belediyelerinde ne destanlar yazıldığını, fakir fukaraya nasıl sahip çıkıldığını hatırla!.. Kendini bağrı yanıkların ve sistemin pençesinde kıvrananların bedduasına uğratma!.. Dünyanı ve ahiretini karartma!.. Allah rızası ve halkın hatırı için düşün:

1- Saadet'ten başka; ahlâki ve manevi tahribatı dert edinen ve çare gösteren var mı?

2- Saadet'ten başka; faizsiz, rantiyesiz, Milli ve yerli kalkınma projeleri üreten var mı?

3- Saadet'ten başka; ABD ve AB emperyalizmine ve İsrail Siyonizm’ine karşı D-8'ler, İslam Birliği ve ezilenlerin dirliği diyebilen var mı?

Öyle ise; "oy"larınla ya saadetini seçeceksin veya sefaletini... Ya Milli Görüş’ü seçeceksin veya kirli bir zihniyeti... Ya refahını ve menfaatini seçeceksin veya felaketini... Evet; "oy"unla, ya ülkemiz üzerindeki oyunları bozacaksın veya oyuna gelip, bâtılın ve Batılıların vebaline ortak olacaksın!

Ve sakın unutma! "İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır." En sevaplı ve en kapsamlı hizmet ise, haklı ve hayırlı bir zihniyetin iktidar olmasına katkıda bulunmaktır. Çünkü; "bir saat adaletle hükmetmek, yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlı" sayılmıştır. Hz. Peygamber Efendimiz (SAV): “Zalime de mazluma da yardım ediniz!” diye uyarınca, Ashab-ı Kiram, “Ya Resulüllah, zalime neden ve nasıl yardım ederiz?” diye sormuşlardı. Efendimiz ise: “Onların zulmetmelerine ve felakete sürüklenmelerine engel olmakla, zalimlere de iyilik etmiş olursunuz” buyurmuşlardı. Evet AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın gerçekten iyiliğini isteyenler, Saadet Partisinin adaylarına oy versinler ki, AKP adayları daha büyük vebale ve felaketlere sürüklenmemiş olsunlardı.

Ve kesinlikle ümitvar olmalıdır; hele görelim, yarınlar neler doğuracaktır? Çünkü karanlığın en koyu olduğu an, sabaha en yakın olduğu zamandır! Saygılarımızla.

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 


Bu yazarin diger makaleleri

Dünya, 3. Cihan Savaşı Telaşında; İKTİDAR BAŞKANLIK DALAŞINDAYDI!
Çinli üst düzey bir askeri yetkilinin: "ABD'yle savaşa yaklaşıldığı" iddiaları...
Devami
Asıl ve Acil Tehlike PKK MI, AKP Mİ?
Nerde bir bomba patlasa, her kim suikasta uğrasa ve ne...
Devami
FETULLAH HOCA NİYE ERDOĞAN’A HAKARET YAĞDIRMIŞTI?
AKP ile cemaat arasında, özellikle başkanlık sistemi ve çözüm süreci...
Devami
İSLAMDA ŞURA VE İSTİŞARE
İstişare; meşveret etmek, danışmak ve bir konuyu uzmanlarıyla görüşmek manalarına...
Devami
BATILILAŞMAK MI, BATIRILMAK MI?
  Atatürk'ün "önce çağdaşlaşma; sonra çağdaş medeniyeti de aşma"  hedefi,...
Devami
TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASINA İZİN VERİLECEK Mİ?
Radikal Gazetesinden Ezgi Başaran’a konuşan Milli Görüş lideri rahmetli Prof....
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 314

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR