Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2046
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta12574
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay110489
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16748464

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12183041

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ERDOĞAN İKTİDARININ VERDİĞİ GİZLİ TAVİZLER VE TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN TEHLİKELER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 39
ZayıfMükemmel 

 

ERDOĞAN İKTİDARININ VERDİĞİ GİZLİ TAVİZLER

VE

TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN TEHLİKELER

        

Yazımıza iki soruyla başlayalım:

1- Kuzey Kıbrıs’ta Maraş bölgesinin açılması, ve Azerbaycan’ın Ermeni işgalindeki Karabağ’ın bazı yörelerini haklı olarak geri almasına malum ve mel’un odakların mecburen göz yummaları; acaba KKTC’nin haklarının AB üzerinden Rumlara peşkeş çekilmesine… Ege Adalarındaki ve Doğu Akdeniz’deki haklarımızın ve çıkarlarımızın, dolaylı biçimde Yunanistan’a ve İsrail’e devredilmesiyle ilgili verilen tavizlere yönelik tepkileri törpüleme rüşvetleri mi olmaktaydı?

2- Anayasamızın 153. Maddesine göre: “Anayasa Mahkemesi kararları; hem Meclisi, hem idareyi, hem de mahkemeleri bağlayıcıdır” hükmüne rağmen, Enis Berberoğlu’yla ilgili mahkûmiyet kararını Anayasa Mahkemesi’nin bozması üzerine, ilgili alt mahkemenin “Biz bunu tanımıyoruz ve takmıyoruz!..” şeklinde yorumlanan tavrı, “Acaba yargı talimatla mı çalışıyor?” sorularına yol açmıştı!.. Öyle ya, Anayasaya ve Yüksek yargı kararlarına, mahkemeler bile uymuyorlarsa, Türkiye nereye kaydırılmaktaydı?

KKTC Cumhurbaşkanı adaylarından biri olan ve yıllardır Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Mustafa Akıncı'nın tekrar gündeme taşınan "Kıbrıs'ta çözüm için topraklarımızın bir kısmını Rumlara geri vermeliyiz" sözleri, bize 2014 yılında yayınlanan "bölünmüş" Kıbrıs haritasını ve KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay'ın günler önce attığı manidar harita tweetini hatırlatmıştı.

On yıllardır Kıbrıs sorunu çözüm beklerken, büyük umutların bağlandığı Annan Planı başarısızlığa uğramıştı. O dönem, Cenevre'de tarafların "büyük bir gizlilik içinde" BM yetkililerine verdikleri haritalar çelik kasalara saklanmıştı. Rumlar, "Hayır" dedikleri Annan Planı'ndaki haritanın bir benzerini, kendi haritaları olarak BM yetkililerine sunmuşlardı. Milli Gazete yazarı ve Kıbrıs konusunda uzman isim Prof. Dr. Ata Atun, 11 Kasım 2014'te Rumların aklındaki planı haritalaştırarak kamuoyuyla paylaşmıştı. Bu harita incelendiğinde, Rum tarafının Türkleri azınlık durumuna düşürmeyi, Rum toplumu içinde eritmeyi ve KKTC'yi tamamen yok etmeyi amaçladığı anlaşılacaktı!

Mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Maraş'ın açılması kararını, seçim için atılmış bir adım olarak gördüğünü belirterek, "Demokrasi için yüz karası bir karardır" diyecek kadar şaşırmıştı. Bu sözler büyük tepkiyle karşılanmış, Akıncı'nın daha önce söylediği bir söz gündeme taşınmıştı. 2017 yılında verdiği röportajda Akıncı, "Kıbrıs'ta çözüm için topraklarımızın bir kısmını Rumlara geri vermeliyiz" ifadelerini kullanmıştı.

Şimdi sormak lazımdı:

1- Sn. Mustafa Akıncı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı mıydı, yoksa Rumların adamı ve ajanı mıydı?

2- Sn. Erdoğan’ın bu talihsiz ve tavizci sözlere tepkisiz kalması, yoksa Rum kesimine ve arkasındaki (AB, ABD ve İsrail gibi) güçlere verilen gizli sözlerin icabı mıydı?

3- Bu haritaya göre, elimizdeki toprakların Rumlara verilmesi durumunda KKTC’nin Kıbrıs’ta sığıntı konumuna taşınacağını… Üstelik Akdeniz’deki bütün haklarımızın Rumlara ve Yunanistan’a devri sayılacağını Mustafa Akıncı ve Sn. Erdoğan fark etmiyorlar mıydı?

4- KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın tepki çeken "Rumlara toprak vermeliyiz" sözlerini daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da kullandığı hatırlanacaktı! Erdoğan, 2004 yılında Başbakanlığı döneminde ABD'de Harvard Üniversitesi'nde katıldığı bir etkinlikte sorulan bir soruyu, “%36’sı elimizde bulunan Kıbrıs'tan belli bir oranda toprağı verebiliriz” şeklinde yanıtlamıştı. Tercümanlığını ise eski Bakan Egemen Bağış’ın yaptığı etkinlikte Erdoğan Kıbrıs sorununda çözümü "toprak vermede" gördüğünü böylece açığa vurmuşlardı! Yoksa Sn. Erdoğan, Rahmetli Denktaş’a karşı Mustafa Akıncı’ya bu yüzden mi destek çıkmıştı?

5- Şimdi asıl ve can alıcı olan şu sorunun yanıtını almanın tam zamanıydı: Bir Başkan ve iktidarı; Kuzey Kıbrıs arazileri gibi, şehit kanlarıyla alınmış olan ve Türkiye için hayati önem taşıyan vatan topraklarını, şahsi ikbal ve ihtirasları uğruna düşmanlara rüşvet verme gafletine kalkışırsa, Anayasamıza göre bu hıyanetin yaptırımı ne olacaktı ve hangi kurumlar bu görev ve yetkiyi kullanacaklardı?

“Oruç Reis’i, ABD ambargosu mu geri çektirdi?” sorusu hâlâ yanıtlanmamıştı…

Pentagon, hem İHA'lar (Damat Selçuk Bayraktar'ın ürettiği) hem de ATAK helikopterleri için (Pakistan ve Filipinler'in toplam 54 adet siparişi 2.7 milyar dolarlık) ambargo kararı almıştı. Ambargo sürerse bu iki ülke de alımdan vazgeçeceği için sıkıntı yaşanacaktı. Bakmayın öyle “bakım için” falan sözlerine; Oruç Reis’in geri çekilmesinin arkasında Fransa ile Yunanistan’ın “yaptırım” tehditlerinden çok ABD’nin uyguladığı üstü örtülü ambargonun etkisinin payı konuşulmaktaydı. Trump ile Erdoğan arasındaki “tamamen şahsi hesap ilişkili ve göstermelik” flörte rağmen ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, Türkiye’ye üstü örtülü bir ambargo uygulamaktaydı. Akdeniz’de Türkiye geri adım atmazsa, bu örtülü ambargonun daha da genişletileceğinin sinyalleri vardı. Edinilen bilgilere göre, Türkiye için hayati öneme sahip İHA’ların opto elektronik, avionik ve kamera ekipmanlarının tedarikinde büyük sıkıntı yaşanmaktaydı. Bu, Erdoğan’ın küçük damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketinin ürettiği TB-2 ve Akıncı İHA’ları zora sokmaktaydı. Üstelik Türkiye’nin hem terörle mücadelede kullandığı hem de ihracatından para kazandığı ATAK helikopterlerine ilişkin sorunlar; ABD’nin uyguladığı ambargonun sonuçlarıydı.

TAI, bir süredir ATAK helikopterlerinde kullanılan ve de kullanılacak motorları (ki ABD’de Honeywell ve Rolce Royce tarafından üretiliyor) alamamıştı. Hal böyle olunca da, Pakistan’ın 30 adet (1,5 milyar dolarlık), Filipinler’in 24 adet (1,2 milyar dolarlık) ATAK helikopteri siparişleri vaktinde hazırlanamayacaktı. Her iki ülkenin de, Türkiye’nin helikopterlerin teslimine ilişkin bir taahhütte bulunamaması nedeniyle sözleşme iptaline gitmeyi düşündükleri konuşulmaktaydı.

Türkiye’nin Akdeniz’de geri adım atması karşılığı (ki ilk adım Oruç Reis’in sözde bakıma alınması ile atıldı) ABD ambargosunun kademeli olarak kalkmasına umut bağlanmıştı.

Kanada Dışişleri Bakanı François-Philippe Champagne, ülkesinde üretilen Silahlı İnsansız Hava Araçları teknolojilerinin Dağlık Karabağ'da kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine, Türkiye'ye ihracat izinlerini askıya aldığını açıklamıştı. BBC haberinde ise; "Baykar'ın TB2'ler için Kanada merkezli L3Harris Wescam'ın kameralı sistemlerini kullandığı biliniyor. Baykar, Wescam'ın Türkiye'deki tek ve dünyadaki 12 Wescam lisanslı yetkili tesisinden birisi... Baykar, hem yurt içi hem yurt dışı ortaklarına MX-15D ve CMX-15D modellerine yönelik her türlü bakım-onarım desteği sağlamakta" olduğu vurgulanmıştı. Yine Kanada merkezli silahlanmayı denetleyen sivil toplum kuruluşu Project Ploughshares, Bakü yönetiminin paylaştığı hava saldırıları görüntülerine bakıldığında Kanada merkezli L3Harris Wescam tarafından üretilen teknolojilerin kullanıldığının anlaşıldığını aktarmıştı. The Globe and Mail gazetesi de, L3Harris Wescam şirketinin bu yıl Bayraktar ailesine ait Türkiye merkezli insansız hava aracı üreticisi Baykar şirketine yeni sistem satmak için izin aldığını yazmıştı.

Almanya’nın isteği doğrultusunda; eğer Erdoğan iktidarı, Ege Ordusu’nu lağvetmeye kalkışırsa bunun altından kalkamazdı!

Doğu Akdeniz'de Türkiye-Yunanistan arasındaki diplomatik satrançta hamleler kafa karıştırıcıydı! İki ülke arasındaki gerilimi düşürmek amacıyla araya giren Almanya’nın, Atina'ya "Türkiye'ye yakın adalardaki askeri birlikleri geri çekin" önerisinde bulundukları, buna karşılık da Ankara'dan da Ege Ordusu'nun lağvedilmesini dayattığı konuşulmaktaydı.

AKP hükümetinin üyeleri, her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu tapusu sayılan Lozan Antlaşması'nı eleştirirken, Türkiye'nin son bir hafta içinde antlaşmaya dayanarak Ege’de NAVTEX ilan etmesinin nedeni ortaya çıkmıştı. Edinilen bilgilere göre; Türkiye-Yunanistan arasındaki gerilimi düşürmek amacıyla araya giren Almanya'nın, görüşmelerin başlaması için Yunanistan’dan Ege’de Türkiye’ye yakın adalardaki askeri birliklerini geri çekmesini önerdiği anlaşılmıştı. Almanya, buna karşılık Türkiye’ye de bir öneri sunmuş, Ege Ordusu’nun lağvedilmesini dayatmıştı!.. Ege Ordusu, 1960'lı yıllarda Yunanistan'da cunta rejimi hâkimken, Ankara ve Atina arasında da Kıbrıs gerilimi üst seviyeye çıkmışken, Yunan hükümetinin Ege'deki adaları Lozan'a aykırı şekilde silahlandırmaya başlaması üzerine, 20 Temmuz 1975 tarihinde NATO'dan bağımsız olarak kurulmuş bulunmaktaydı. Türkiye de son bir hafta içinde sınırlarımıza çok yakın iki ada için Lozan Antlaşması'na dayanarak NAVTEX yayınlamıştı. NAVTEX’lerden ilki Sakız için birkaç gün sonra, ikincisi ise Limni’nin Lozan Antlaşmasına aykırı olarak Yunanistan tarafından silahlandırıldıkları gerekçesiyle yayınlanmıştı.

Kıbrıs yakınlarındaki Finike-1 ve Karpaz-1 kuyularında servis, ekipman ve kimyasal aldığımız Schlumberger, Baker Hughes, Weatherford (ABD) ve Geo-log (İtalyan) antlaşmaları iptal ederek bu kuyular ve ada civarındaki kuyular için servis, mühendis, ekipman, malzeme sağlamayacaklarını söyleyip irtibatı koparmışlardı. Oysa aynı firmalar hâlâ Marmara Denizi çalışmalarına katılmaktalardı. Ve yine ABD’nin Suriye’deki tutumu ortadaydı. Türkiye’nin milli çıkarlarını hesaba katmayan ABD, Washington’da yaptığı planları bir bir uygulamaktaydı. Suriye’nin kuzeyinde iç savaş sonrası başlayan PYD-PKK Terör Devletini fiilen hatta resmen kurmuşlardı.

Benzer durum Doğu Akdeniz’de de aleyhimize çalışmaktaydı. 1982’de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi yayımlanmıştı. O tarihten itibaren deniz kıyısı olan ülkeler münhasır ekonomik bölge (MEB) ilan edebiliyorlardı. ABD, çevre denizlerdeki paylaşımını yapmıştı. Türkiye de Karadeniz’deki bölüşümü sorunsuz tamamlamıştı. Ama Akdeniz’de petrol ve doğalgaz kaynakları tartışması 2003’te başlayınca, ABD, 2010’da Doğu Akdeniz’de 2 milyar varile yakın petrol, 4 trilyon metreküpe yakın doğalgaz rezervi olduğunu resmen açıklamıştı. O tarihten bu yana Türkiye en hafif anlatımla resmen uyuyakalmıştı. Sondaj gemisini alan, uluslararası konsorsiyumunu kuran, Akdeniz’de çoktan hâkimiyet alanları oluşturmuşlardı.

Bu arada ABD’nin Exxon, Noble, İngiltere’nin BG, Fransa’nın Total, İtalya’nın Eni, Güney Kore’nin Kogas, İsrail’in Delek Drillinig Group şirketleri; Mısır, İsrail, Ürdün, Filistin, Lübnan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la anlaşmıştı.

Bunların hepsi bir olup, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kurmuşlardı. Ama maalesef Akdeniz’de en uzun sınırı olan Türkiye’yi aralarına almamışlardı. Bir de Suriye’yi dışlamışlardı. Ama Rusya, Suriye’nin MEB’inde yakın gelecekte var olacaktı. Karadan sonra denizde de yalnız olan, çok çok geç kalmış olan AKP Türkiyesi, şimdi tek başına varım demeye çalışmaktaydı, ona da izin vermek istemiyorlardı.

İsrail, gözünü şimdi de Doğu Akdeniz’e dikmiş durumdaydı!

Sözde normalleşme anlaşmaları ile Ortadoğu’da kendisine alan açmaya çalışan Siyonist oluşum İsrail, şimdi de gözünü Doğu Akdeniz’e dikmiş durumdaydı. Türkiye’nin de ulusal egemenliğini ve çıkarlarını korumak için etkinliğini artırmaya çalıştığı Doğu Akdeniz’de kendine alan açmak isteyen İsrail, Lübnan ile diplomatik kanal oluşturmaya başlamıştı.

Büyük bir gaz rezervinin kullanımı İsrail’e açılacaktı!

Lübnan ile İsrail arasındaki Doğu Akdeniz’de yer alan 9’uncu blokta 860 kilometrelik üçgen alanda pek çok ihtilaf bulunmaktaydı. İsrail, 9’uncu blokun bir bölümünün kendi karasuları içinde yer aldığını iddia ediyordu. Ancak bu anlaşmazlık, 2009 yılında büyük doğalgaz yataklarının bulunması ile daha da büyüyüp önemli bir sorun halini almıştı. Çünkü o tartışmalı üçgende 25 trilyon fit gaz bulunduğu konuşulmaktaydı. İşte iki ülke arasında amaçlanan müzakere de bu sorunun çözülmesini amaçlamıştı. Eğer iki ülke karşılıklı bir anlaşmaya varırsa gazın çıkartımı ve büyük oranının kullanımı Tel Aviv’in eline geçmiş olacaktı.

Bu arada İsrail’in Azerbaycan’a destek çıkması da kafa karıştırıcıydı ve elbette altında bir sürü şeytanlık yatmaktaydı.

AKP’nin açılımları, milli davalarımızı aksatmaktaydı!

Libya'yla deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını imzalayanlar, şimdiki Başbakan Sarraç’ın gidişinden sonra yerine gelecekler AKP hükümetinin imzaladığı anlaşmayı tanıyacak mıydı, yoksa bozacak mıydı? Hatta Libya’da “darbeci” Hafter'in yıldızının, Tobruk'taki parlamentonun başkanı Agila Salih'inkiyle birlikte yeniden yükselişe geçtiği konuşulmaktaydı. Libya'da siyasi çözüm sonrası kurulacak yeni hükümet; Amerika, Avrupa, Rusya ve İngiltere’nin desteklediği Yunanistan'la da deniz yetki anlaşması yapmaya kalkarsa ne olacaktı? Ayrıca Yunanistan'ın Libya-Türkiye anlaşmasını Lahey Adalet Divanı'na götürmesi vardı. Hem Libya, hem Yunanistan Lahey'in yetkisini tanıyorlardı. Ya Lahey bu anlaşma aleyhine bir karar verirse neler yaşanacaktı? Bunların hepsi birer muammaydı...

Katar'la AKP hükümeti arasındaki “kardeşlik” ilişkisi, Türkiye'nin tüm Arap-İslam coğrafyasıyla ilişkisini de rayından çıkarmıştı. Suudiler Katar'a ambargo uygulamaya başlayınca, bir dönem Kralı'na AKP eliyle “Devlet Nişanı” takılan, ölünce de bir günlük yas ilan edilen Suudi Arabistan'la Türkiye'nin ilişkileri de onarılamaz noktaya taşınmıştı. Yetmez, Mısır’la ilişkiler de koparılmıştı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Necirvan Barzani'nin Eylül 2020 başındaki Türkiye ziyareti sonunda bir karar alınmıştı; Buna göre Irak Kürt Bölgesel yönetimi Türkiye'de bir diplomatik “temsilcilik” açacaktı. Tıpkı bağımsız bir ülke gibi resmi imtiyazlar sağlanacaktı. Yani Ankara'da hem Irak Büyükelçiliği olacak, hem de -nasıl olacaksa- Kuzey Irak Kürt Bölgesi temsilciliği bulunacaktı. Şimdiye kadar Türkiye, Kuzey Iraklı Kürtlerin Türkiye'deki temsilciliklerinin “siyasi parti temsilciliği” olmasına göz yummuşlardı. Bu çerçevede hem Barzani'nin KDP'si, hem Talabani'nin KYB'si Ankara'da “siyasi parti” kimlikleri ile temsilcilik açmış, ancak Kürt Bölgesel yönetiminin böyle bir temsilcilik kurmasına izin çıkmamıştı. Ama şimdi Barzani'nin sağ kolu, Kürt bölgesel yönetimi Dış İlişkiler yetkilisi Safin Dizayi -ki Necirvan Barzani'nin Türkiye seyahatine de katıldı- Kuzey Irak'taki etkin medya organı Rudaw'a yaptığı açıklamada, “Bölgesel yönetimin Türkiye'de resmi temsilcilik açması için anlaştık” açıklamasını yapmıştı.

Acaba bu konuda AKP hükümetinin ortağı MHP, nasıl bir tavır takınacaktı?

Balkanlarda da Etkinliğimiz Sıfırlanmıştı!

AKP hükümeti, bir dönem Türkiye'nin en çok sözünün dinlendiği Balkanlar'da da bu etkinliğini bozuk para gibi harcamıştı. Bakınız bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birinin Türkiye olduğu, yıllardır Türk askerinin görev yaptığı Kosova bile, Filistin sorunu konusunda AKP hükümeti ile tam ters pozisyon almıştı. Herkesle kavga etmekle meşgul olan AKP'nin “barıştırıcı” rol imkânını kaybettiği Sırbistan-Kosova anlaşmazlığında arabuluculuk görevini Trump üstüne almıştı. Karşılığında ise hem Sırbistan'dan, hem de Kosova'dan “İsrail tavizi” koparmayı maalesef başarmıştı. Sn. Erdoğan'ın alay-ı vâlâ ile gittiği, et ithal etme anlaşması imzalayıp, “Bir Sırp öldürürseniz, 100 Müslümanı öldürürüz” sözüyle tanınan Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic'ten “değerli dostum” diye bahsetmesi bile işe yaramamıştı.

İçeriye karşı “ne gerekirse yaparız, bedelini de öderiz”, “hadlerini bildiririz” hamasetiyle atılan Mavi Vatan palavraları, Rum-Yunan ikilisinin kurduğu Türkiye karşıtı cephe genişledikçe, dışarıya “Rumlar hariç herkesle ön şartsız masaya otururuz”, “NATO'nun teknik görüşmelerine varız”, “ön koşulsuz diyaloğa hazırız” şeklinde yansımıştı. Yine içeriye karşı “en küçük bir geri adım atmayız” hamasi çıkışına karşılık, Akdeniz'de Yunan-Mısır deniz egemenlik anlaşmasının “sınır” olarak çizdiği 28. boylamın batısına geçmeme kararına uymuşlardı. Navtex ilanlarında bile Yunanlıların çizdiği bu sınıra riayet edip, “Mavi Vatan” meselesine ilişkin uluslararası anlaşmazlığın sadece Meis Adası'yla ilgiliymiş gibi göstermeye bile çalışmışlardı. Durum böyle olunca da, ilgili ilgisiz herkes AKP'nin yönet-eme-diği Türk Dış politikasında bir delik açma çabasına başlamış ve Fransa, Türkiye'nin gerçek mavi vatanı olan sulara uçak gemisi göndermekten sakınmamıştı.

Üstelik Erdoğan'ın hemen her görüşmelerinde “dostum” dediği Putin'in Rusya'sı bile konuya müdahil olup, Türkiye'nin Navtex ilan ettiği bölgede, üstelik tam da Navtex’in içerdiği tarih aralığında “atış tatbikatı yapacağını” açıklamıştı. Bizimkiler sadece yutkunup susmuşlardı. Bazı aklıevveller ve yandaş AKP’liler bu durumu “Rusya ile Türkiye arasında yakınlaşma” olarak yorumlamaya kalkıp, yandaş kanallarda, gazetelerde “aman ne kadar iyi” yorumları yapıyorlardı ki, çok şükür Milli Savunma Bakanlığı'ndan; “Rusya ile ortak tatbikat değil bu” açıklaması yapılmıştı!

Krizi Krizle Yönetmekle Nereye Varılacaktı?

Türkiye'de işsizlik, açlık arttıkça, AKP hükümeti ülkeyi yönetmekten aciz kaldıkça sarıldığı dış politikada da hamlelerini hep “krizi krizle yönetmek” üzerine kurma çabasındaydı. İşte “Beka” adıyla çıkılan Suriye seferlerinin sonunda Fırat'ın doğusunda artık PKK terör örgütü bağlantılı bir “devletçik” vardı. Hatta bu oluşumun bir dönem PKK adına terör eylemlerine kalkışmış elebaşısı, ABD Başkanı Trump tarafından “kahraman” ilan edilip çıkmıştı. Trump, bizzat AKP Lideri'nin de olduğu basın toplantısında bu teröristten övgülerle bahsetmekten sakınmamıştı.

AKP iktidarı o kadar yanlış yapmış ve yalnız kalmıştı ki, gerçek milli davası Ege'deki haklarını kimseye anlatamadığı gibi, üstelik yeni tavizler vermeye başlamıştı. AKP hükümetinin üzerinden algı yönetimine soyunduğu “navtex” uygulamaları da tıkanıp kalmıştı; Önce Oruç Reis gemisini “90 günlük sefere çıkarıyoruz” diyen AKP hükümeti; ABD, Rusya, Fransa, Mısır ve AB Yunanistan'ın yanında saf tutunca, sessiz sedasız limana çekmek zorunda kalmıştı. Beceriksizlik o denli büyük ki, Oruç Reis'i limana çekme süreci bile kafa karıştırıcıydı; önce “planlı gidiş-geliş” dendi, olmadı “aylık ikmal ve bakım” denilmeye kalkışıldı. Son olarak da Erdoğan “Yunanistan'la diplomasiye fırsat tanımak” için limana çekildiğini açıkladı.

Şimdilerde AKP hükümeti sıkça Yunanistan'la “masaya oturmaktan” filan bahsetmeye başladı. Oturdukları her masanın Türkiye'nin milli davalarına neye mal olduğunu unutmamak lazımdı.

Hatırlayınız, Kıbrıs'ta masaya oturuldu; Rumlar AB üyesi yapıldı...

Ruslarla masaya oturuldu; sonunda Suriye’den Türkiye'ye göç etmeye zorlanan milyonlarca insan ülkemize yığıldı...

Amerikalılarla masaya oturuldu; Fırat'ın doğusunda PKK bağlantılı “devletçik” yapılandırıldı.

Korkarım AKP hükümeti Yunanistan'la masaya oturursa, olan Türkiye'nin Ege'deki haklarına olacaktı!?” diyen Zeynep Gürcanlı haksız mıydı?

Karabağ Sorunu Nasıl Aşılacaktı?

Haçlı Dünyasının kışkırtmasıyla iyice şımaran Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarında sivil yerleşim yerlerine saldırması ile beraber Güney Kafkasya’da tansiyon bir kere daha fırlamıştı. Temmuz (2020) ayında Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Tovuz şehrini hedef almasının ardından, bu son gelişme ile birlikte, ortam daha da karışmıştı. Çünkü Tovuz şehri Türkiye ile Azerbaycan’ın karadan bağlantısı ve iki ülke arasındaki enerji hatlarının geçtiği bölgeyi kapsamaktaydı. Bu saldırıların üzerinden daha birkaç ay bile geçmeden, Ermenistan’ın tekrar harekete geçmesi ile birlikte olayları tekrar derinlemesine analiz etme zorunluluğu ortaya çıktı. Bu son saldırı da gösterdi ki, Dağlık Karabağ’ın işgal altında tutulmasına ve Birleşmiş Milletler’in bile (BM) bu durumu çeşitli defalar tescil etmesine rağmen Ermenistan hiçbir uyarıyı dikkate almadığı gibi pervasızlığını çeşitli şekillerde daha da artırmıştı.

Dünyanın neresinde bir çatışma ve işgal varsa bu kapışmada eğer Haçlıların yandaşları dayak yiyorsa akıllarına hemen ateşkes yapılması ve meselenin masada çözüme kavuşturulması geliyor olması tam bir münafıklıktı. Oysa, Azerbaycan’ın yüzde 20’si Ermenistan tarafından yaklaşık 30 yıldır işgal altındaydı. Aradan geçen bunca zamana rağmen, BM’nin Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi kararının uygulatılması için hiçbir adım atılmamıştı. Bu arada Azerbaycan 2016’da Ermenilerin sivillere yönelik saldırıları üzerine harekete geçmiş, Ermenilere haddini bildirme noktasına gelmişken yine ABD, Rusya ve Fransa birdenbire meselenin diplomatik yollardan çözülmesi gerektiğini hatırlamışlardı. Hâlbuki özellikle ABD, Rusya ve Fransa tarafından Ermenistan-Azerbaycan sorununa çözüm bulmak için oluşturulan Minsk Grubu bugüne kadar hiçbir etkinlik ortaya koymamıştı. Bunlar Ermenistan’a karşı bir yaptırım uygulamamış, ama Azerbaycan bu defa Ermenilere haddini bildirmeye başlayınca akıllarına meselenin barış yoluyla çözülmesi takılmıştı.

ABD Temsilcisi Siyonist Jeffrey, YPG/PKK’ya; ‘Türkiye size karşı operasyon yapmayacak’ garantisini nasıl sağlamıştı?

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey, Suriye'de terör örgütü YPG/PKK elebaşları ile Kürt Ulusal Konseyi temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde “Türkiye'nin bölgeye yeni bir operasyon düzenlemeyeceğini” iddia etmişti.

Yerel kaynaklardan edilen bilgiye göre, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, 21 Eylül 2020’de Suriye'nin Haseke ve Deyrizor illerinde YPG/PKK elebaşları ve Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) temsilcileriyle bir araya gelmişlerdi. Haseke'deki görüşmede YPG/PKK ile diğer terör şebekesi ENKS'nin bir an önce uzlaşmaya varmasını isteyen Jeffrey, Türkiye'nin bölgede terör örgütüne karşı yeni harekât düzenlemeyeceğini öne sürerek, güvence vermişti. TGRT Haber internet sitesinde yer alan habere göre Jeffrey, Deyrizor'da ise YPG/PKK'nın sözde askeri konseyi ve yerel meclis üyeleriyle yaptığı görüşmede bölgede sükûnetin önemini vurgulayarak bölge halkına hizmetlerin temin edilmesinin gerektiğini söylemişti.

ABD, Terör Şebekelerini Türkiye’ye Karşı Uzlaştırmaktaydı!

Jeffrey'nin bölgeye ziyareti kapsamında, YPG/PKK'lı teröristler ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi'nin (KDP) himaye ettiği ENKS, Karar Merci Heyeti meydana getirmişlerdi. 40 kişiden oluşan heyetin yarısını YPG/PKK, diğer yarısını da ENKS belirlemişti. Ekim 2014'te eski IKBY Başkanı Mesut Barzani liderliğinde Duhok kentinde düzenlenen toplantıda, Suriye'nin kuzeyindeki Kürt siyasi oluşumlarının ortak hareket etmelerini öngören 'Duhok Anlaşması' imza edilmişti. Ancak YPG/PKK, Suriye'nin kuzeyini işgal ettikten sonra muhalif ENKS üyelerinin faaliyetlerini engellemiş, silahlı unsurlarını tasfiye ettirmiş ve siyasi mensuplarının birçoğunu hapsetmişti. Terör örgütü, ENKS ofislerini de kilitlemişti. Örgüt ile ENKS, ABD'nin baskıları neticesinde Haseke'de 'Duhok Anlaşması'nı temel alarak müzakerelere devam kararı verilmişti.

Yaklaşık 9 aydır görüşmeleri sürdüren ENKS, örgütten, PKK'nın Kandil kadrolarının bölgeden gönderilmesi ve sivillerin zorla silah altına alınmasına son verilmesi gibi konularda isteklerini kabul ettirememişti. Müzakere şartlarını yerine getirmeyen YPG/PKK, ENKS'ye bağlı peşmergenin bölgeye girmesi hususunda halen direnmekteydi.

Siyonist James Jeffrey Suriye’de PKK-PYD Terör Devletini Kurmaktaydı!

Stratejist Abdullah Ağar, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmelerle ilgili çok sert mesajlar yayımlarken, ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford dikkat çeken bir yazı kaleme almıştı. Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar sosyal medya hesabından önemli bir açıklama yaparak; Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin, Suriye’nin kuzeyinde, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’nin omurgasını oluşturduğu Kürt Ulusal Birlik Partileri ile görüşmesine dikkat çekmiş ve “Gözlerimizin içine baka baka YPG/PKK’nın Suriye’de devlet kurmasına izin mi vereceğiz?” diye uyarmıştı.

Öte yandan ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, daha da küstahlaşıp: “Washington, Suriye’deki Kürt liderlere Suriye rejimi yıkılana kadar bölgede kalacağını anlatmaya çabalıyor” ifadelerini kullanmıştı. Ford’un yazısı, Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimi Başkanı Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw'da da yayımlanmıştı. “ABD’nin tamamıyla Irak ve Suriye’den çekilmesi söz konusu olmayacaktır ve Erbil’deki askeri üs özel bir önem taşımaktadır!” diye yazan Robert Ford, ABD’nin Irak’ta askeri üslerde Iraklı güçleri eğittiğini ve ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye lojistik destek sağladığını vurgulamıştı. Siyonist güdümlü RAND Araştırma Merkezi’nin bir raporunu referans gösteren eski büyükelçi Ford, “ABD’nin Irak’tan tamamıyla çekilmesi Suriye’deki operasyonlarının yürütülmesini zora sokar” ifadelerini kullanmıştı. ABD ile Peşmerge Güçleri’nin işbirliğine değinerek, ABD’nin Erbil’deki askeri üslerine dikkat çeken Ford, “ABD’nin Erbil’deki askeri üslerinin özel bir önemi vardır. ABD’nin Irak Büyükelçisi Matthew Tueller geçen hafta ekonomik sorunlar yaşadığı bir dönemde Erbil’i ziyaret ederek Peşmerge Güçlerine 250 milyon dolar değerinde askeri yardımda bulunmuşlardır” itirafından sakınmamıştı…

Bu arada Gizli Dünya Devletinin ve Büyük Ülkelerin nasıl ve kimler tarafından yönetildiğini anlamak için çarpıcı ve canlı bir örneği hatırlatmamız lazımdı:

Meşhur dönmelerden Ali Kemal, Osmanlı’nın son döneminde, mason İttihatçıların Bakanıydı. Milli mücadeleye muhalefeti ve hıyaneti nedeniyle İzmit’te linç edilmekten kurtulamamıştı. Diğer Aile üyeleri de İngiltere’ye kaçmışlardı. Atatürk’ün şüpheli ve şaibeli vefatının ardından, Kemalizm’in mucidi İsmet İnönü, diğer Atatürk muhalifleri gibi bunlara ve ittihatçı mason artıklarına da af çıkartıp Türkiye’ye taşımış, yetmez en önemli devlet kademelerine atamıştı. İşte Yahudi dönmezi hain Ali Kemal’in oğlu Zeki Kuneralp de Türkiye’ye getirilip Dışişleri Bakanlığında en etkin ve yetkin makama çıkarılmıştı. Ardından Menderes döneminde ise aynı şahıs Paris, Bern ve Londra Büyükelçiliklerine atanmıştı. Derken Süleyman Demirel Hükümetinde de aynı Zeki Kuneralp Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliğine oturtulmuşlardı…

İşte Milli Mücadele karşıtı mason Ali Kemal’in, İngiliz asıllı hanımından olan diğer çocuğu, yani Zeki Kuneralp’in üvey kardeşinin oğlu ise, şu andaki İngiltere Başbakanı Boris Johnson olmaktaydı… İşte bu İngiliz Siyonistlerince kurulan ve Britanya’nın CFR’si sayılan Chatham House’nin müdavimleri ve misafirleri arasında; hem Abdullah Gül’e, hem Sn. Recep Erdoğan Hz.lerine, hem Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibilere, hem de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na rastlanması, görünüşte sağcı, solcu ve İslamcı tanınanların gerçekte aynı Siyonist merkezlere bağlı olduklarının kanıtıydı!...

Rahmetli Erbakan Hocamızın tam 50 yıl boyunca sürekli hatırlatıp haykırdığı bu gerçeği anlamadan; siyasi, sosyal ve ekonomik hiçbir soruna ciddi bir çözüm bulunamazdı. Samimi ve iyi niyetli Ben-i İsrail hariç, Siyonist ve zalim Yahudilerin “Gizli Dünya Devleti” fark edilip çökertilmeden huzura ve refaha kavuşacaklarını sananlar ise; ya akıl fukarasıydı, veya bu şeytan şebekesinin kiralık bir elemanıydı!..

Bütün bu sıkıntıların ve sorunların kaynağı bâtıl sistemler olmaktaydı. Bu nedenle gerçek demokratik ve Adil Bir Düzen kaçınılmazdı:

1- Despotizm: “Kuralları krallar koyar. Halk tabakası ise mecburen bunlara uyar” zihniyeti geçerlidir. Bu kralın firavun, şah veya diktatör olması fark etmemektedir.

2- Demokraturizm: “Kuralları ‘seçkin kurullar’ koyar. Halkın ise bunları kendisinin yaptığını sanarak avutulduğu sistemlerdir.” Bu seçkin kurullar ise çoğu kez gizli masonik mahfillerin ve Siyonist merkezlerin güdümündedir. Bunların, Sultan veya Başkan olması sonucu değiştirmeyecektir.

3- Gerçek Demokrasi ve Adil Düzen: “Kuralları Hak koyar, krallar da bu kurallara uyar; Halk ise saygı duyarak bunları uygular. Ve bu yöneticileri sürekli denetleyip seçimle değiştirir.” HAK ise, DOĞRU VE YANLIŞ kriterlerine göre belirlenir. Şu beş ölçüye, yani:

1- Aklı selime, 2- Müsbet bilime, 3- Vicdani kanaate ve evrensel değerlere, 4- Tarihi tecrübe ve birikimlere, 5- İlahi dine ve Kur’an-ı Kerim’e göre ittifakla; “Bunlar hayırlıdır, yararlıdır, güzel ve iyi oldukları için lazımdır” denilenler doğru; ama bu beş kritere göre ittifakla: “Bunlar kötü, çirkin, zararlı ve yıkıcıdır” bilinenler ise yanlış kabul edilir.

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 315

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR