Get Adobe Flash player
Reklam

Hamasetli Erdoğan Hayranı ve Hararetli Erbakan Karşıtı MÜSLÜM GÜNDÜZ İSRAİL KUKLASI MIYDI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 173
ZayıfMükemmel 

Yeryüzündeki mevcut zulüm ve sömürü düzeninin, bu haksızlık ve ahlaksızlık sisteminin sahipleri ve Şeytan’ın şakirtleri olan bütün Siyonist merkezler, Haçlı emperyalist zihniyetler… Ve bunların ülkemizdeki dinsiz Masonik temsilcileri ve dinci münafık işbirlikçileri… Hepsi birden Rahmetli Erbakan’a şiddetle karşıydı ve düşmanlardı… O’nu etkisiz bırakmak ve iktidarına engel olmak için, her yola başvurmuşlardı. Hatta, Erbakan’dan kurtulmak ve İsrail’in işini kolaylaştırmak amacıyla, AKP’nin de aynı dış odakların bir projesi olarak hazırlandığını, Akit yazarı ve Erdoğan yandaşı Abdurrahman Dilipak gibileri açıklamışlardı. Bu da gösteriyor ki; Erbakan Rahmani cephenin takipçisi ve temsilcisi konumundaydı. O’na her fırsatta sataşan ve kin kusan soysuzların ise Şeytan’ın uşakları ve Siyonizm’in kuklaları oldukları açıktı. Artık herkes, fıtratının gereğini ve fırsatçılığının kahpeliğini yapacaktı. Ama biraz daha sabır, bakalım Allah’ın intikamı nasıl olacaktı!?

Akit TV’ye çıkan Aczmendi Müslüm Gündüz, canlı yayında: “Kemalistler bizi iyi tanır, biz de onları iyi tanırız. Ya biz gideceğiz bu memleketten, ya da onlar gidecek. Biz varken, Kemalistler burada rahat edemez.” diye şarlatanlığa başlamıştı.

28 Şubat döneminde Refah-Yol hükümetini yıkmak ve Erbakan aleyhinde kullanılmak üzere kurgulanan senaryonun oyuncularından olan Müslüm Gündüz, yeniden, hem de Akit TV marifetiyle sahneye çıkarılmıştı. Akit TV’nin "Derin Kutu" isimli programından, CHP hakkında da açıklamalarda bulunan ve CHP için: “İslam dinini ortadan kaldırmak için kurulmuş bir dini harekettir, Halk Partisi ve cehennem partisidir!” diyen Müslüm Gündüz; “Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren insanlara ne diyorsunuz?” sorusuna ise: “Eğer ahmak değillerse, Anadolu’da güzel bir söz var. Beni mazur görsünler, ahmak sınıfına bir şey demiyorum. O partiye kısaca cehennem partisi diyor Anadolu.” ifadelerini kullanmıştı. Faizci, Haçlı AB’ci ve zina serbestçisi AKP iktidarını övüp, göklere çıkaran ve Sn. Erdoğan'a “Mehdiyet inkılâbında manevi görevli” misyonu yakıştıran Müslüm Gündüz her nedense çok derin Erbakan kinini de her fırsatta kusmaktaydı.

1990'lı yıllarda Aczmendiler sivri fikirleri ve garip kıyafetleri ile kamuoyunda tartışılmaya başlanmış, Müslüm Gündüz’ün, televizyon kanallarında ve gazete sütunlarında açıklamaları yayınlanmıştı. Cami çıkışlarında tef çalarak yaptıkları protesto eylemleri, devleti açıkça tehdit etmeleri, mevcut küfür rejimini değiştireceklerini iddia etmeleri ve bu uğurda mecbur kalmaları halinde şiddete girişecekleri yolundaki açıklamaları ile diğer gruplardan farklı bir tavır takınmışlardı.

Müslüm Gündüz, 12 Haziran 1996 akşamı HBB televizyonunda, laik demokratik rejime karşıtlığını vurgulamıştı. Gündüz bu programda; "Kemalizm bir dindir. Allah'ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü'dür. Demokrasi dinsizliktir. Laiklik de öyledir. Geleceğiz Türkiye'yi geri alacağız. Hiç merak etmeyin.” diye çıkışmıştı. Ekim 1996 tarihinde Milliyet'e verdiği mülakatta da; “Laik ve demokratik rejimin sonunda devrileceğini, yerine şeriatın getirileceğini, ordunun günü geldiğinde bunu durdurmaya gücünün yetmeyeceğini, çok kan aksa da bir aşamadan sonra İran'da olduğu gibi istenilen sonucun elde edileceğini” açıklamıştı.

Müslüm Gündüz'e göre şeriatın gelmesi için üç aşama vardı: Kalple isteme, dille söyleme ve elle düzeltme… Milliyet'e 1996'da yaptığı açıklamada; şeriata geçişte artık “elle düzeltme” aşamasına gelindiğini vurgulamış, ama 23 sene geçmesine rağmen, hâlâ sistemin neden ayakta kaldığını bir türlü yanıtlayamamışlar, sadece “Sn. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Kemalizm'in yıkıldığı” safsatasına sığınmışlardı.

3 Temmuz 2018 tarihinde Akit TV’de; “Derin Kutu” programına çağırılan Müslüm Gündüz’e, sunucu Sabri Balaban şu kasıtlı sorularla onu kızıştırmaktaydı.

Soru: Saadet Partisi'nin Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı safta yer alması çok eleştirildi. Saadet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi nasıl oldu da fiilen aynı çizgiye geldi? Buna karşılık cevap olarak da şu çıkıyor karşımıza: Efendim Ecevit ile Erbakan Kıbrıs’ı birlikte almışlardı! Gerçekten böyle midir? Yoksa Erbakan'ın hayatını daraltan, hatta O’na en büyük zulmü yapan, O’nu aşağılayan, O’nunla aynı safta bulunmayan, ötekileştiren bir Cumhuriyet Halk Partisi nasıl olur da Saadet Partisi ile aynı çizgiye geldi, siz nasıl görüyorsunuz?

Müslüm Gündüz: İşte bu soruyu sormayın bana, konuşursam sizin de başınız belaya girer. Kesin tarih aklımda değil, ama 74’de Ecevit Erbakan koalisyonu oldu. Biliyorsunuz değil mi? O zaman hapisteki Müslümanlar bahane edildi, bilmem ne denildi komünistler affedildi. Türkiye'de Müslümanların tamamı ayaklandılar, biz o sosyalistlerin hükümet olmasını istemiyoruz, buna destek vermeyin biz idam olmaya razıyız dediler. Ama bütün Türkiye'nin arzusunun hilafına olarak Erbakan o gün Ecevit’i Başbakan yaptı. Onu bilmeyenler bugünkü Refah Partisi’nin, Saadet Partisi'nin Halk Partisiyle münasebetine kızıyorlar. İşin aslında tohumun üzerine ağaç bitiyor, aynı ağaç bitiyor. Çok net konuşuyorum, Saadet Partisi AKP ile beraber olup Hacca gitmektense, Halk Partisi ile beraber olup Moskova'ya gitmeyi tercih eder, gelmişi öyledir, geçmişi öyledir. Erbakan da öyleydi. Evet, Erbakan da öyleydi. Bu Erbakan, Başbakan yardımcılığı hatırına onu (Ecevit’i) başbakan yaptı ve 1974'te aynen bugünün manzarası vardı.

Soru: Müslümanlar o günkü şartlarda, Erbakan Hoca bürokrat yetiştirmeseydi veya 97 yılında da Refah-Yol döneminde de bürokrat yetiştirilmeseydi biz bu zulümlere maruz kalmasaydık 2002 yılında AKP iktidara gelir miydi?

Müslüm Gündüz: Evet, 2002 yılında AKP'nin iktidara gelmesinin sebebi Erbakan’dır. Yalnız bu iş anlattığınız manada olmadı. Erbakan bunları kovdu, Gül’ü, Arınç’ı ve Erdoğan'ı partiden uzaklaştırdı. Bunlar ağlaya ağlaya Erbakan'ın yanlışlarına kafa tutmaya başladılar. Erbakan'a yanlış gidiyorsun dediler. Erbakan bunları haylaz talebeler diye niteledi, bunlar mezun oldular, ama okulun arka kapısından dedi. Bunlar ağlaya ağlaya o zamanki Erbakan'ın partisinden ayrıldılar. Yani; evet AKP Erbakan sayesinde doğdu, ama tersinden doğdu. Erbakan bunları kovduğu için doğdu. Yoksa Erbakan kardeşim ben bir yönlerden kayıtlı vaziyetteyim, siz çıkın dışarıya yeni bir hareket başlatın ve siz Allah'ın izniyle işi güzel götürün diye bir anlaşmayla onları çıkarmış değil, bunları tamamen pasifize etmek, siyasetten men etmek, siyasetten kovmak, dışlamak ve imha etmek için partiden kovmuştur.

...28 Şubat hadisesinin tahakkukunda büyük bir hissesi olan (Aczmendilik gibi) bir hareketin içinde bulunan bir adamım ve bununla iftihar ediyorum. Eğer 28 Şubat olmasaydı ne Erdoğan olurdu ne AKP olurdu, sözün özü budur... Bunda (28 Şubat’ın yapılmasında) çok büyük bir hayır vardır. Yani Arap Baharı diyorlar ya, Türk'ün baharı, Türkiye'nin baharı ise 28 Şubat’tır. 28 Şubat Kemalistlerin son bir hamlesidir, (ama Erdoğan iktidarına zemin hazırlamıştır!)”

Oysa 28 Şubat'ı Siyonist odaklarının ve işbirlikçi figüranlarının hazırladığı bugün resmi kayıtlar ve mahkeme kararlarıyla ispatlanmıştır. Bu şeytani planın önemli bir amacı da AKP’ye zemin hazırlamaktır. Müslüm Gündüz’ün bu küstahça iddia ve saldırıları da, onun kimlerin kuklası olduğunu yansıtmaktadır.

Bütün bu kötü niyetleri ve hıyanetleri yüzünden Cenabı Hakk'ın peşin bir uyarı cezası olarak, ne idüğü belirsiz genç kadınlarla don gömlek yakalanıp bütün ülkeye rezil kepaze olmasına rağmen, hâlâ sıkılmayan, kendini sorgulamayan ve ders almayan bu tipler, “Utanmazsan istediğini konuş ve yap!” hikmetinin muhataplarıdır. “Efendim bana tuzak kurdular!” mazeretine sığınanlara hiç sorulmaz mıydı: “İyi de, nasıl gevşek bir karaktere sahip uçkur beyinli insanlardınız ki, böyle kurulan her tuzakta, hemen soyunacak mıydınız?” Bu arada SP’li kurmaylara ve yazarlara ve Erbakan Vakfı'na da sormak lazımdı: Yahu Hocanıza ve babanıza bu hakaretleri yapan tıynetsizlere ve bunları konuşturan Akit TV yetkililerine karşı bu suskun tavrınızı, hangi bahane kılıfı ile kapatacaksınız? Haberiniz mi olmadı, ha işte duymuş bulunmaktasınız!?..

Müslüm Gündüz’ün ayarı ve taraftarlığıyla, Akitçilerin ayarı ve amacı aynıdır. Bunların hararetle savunup sahip çıktıkları parti ve kişilerin ayarı ve tarafı da böylece ortaya çıkmaktadır. Siyonist merkezlerin kurguladığı ve Müslüm Gündüz gibilerin sekizinci sınıf figüranlar olarak kullanıldığı artık kesinlik kazanan 28 Şubat tezgâhının da, aslında Erbakan'dan kurtulmak ve Erdoğan'ın yolunu açmak üzere planlandığı da ispatlanmış olmaktadır.

Ve artık hatırlatmak lazımdı: Müslüm Gündüz, Sn. Erdoğan'ı zora sokmak ve bazı kesimleri ona karşı kışkırtmak için mi böyle davranmaktaydı? Yoksa samimi duygularla ve dalkavukluk damarıyla mı bu övgüleri yağdırmaktaydı?

Şimdi bu şarlatana soruyoruz ve yanıtını bekliyoruz:

İsrail Büyükelçiliği ve konsolosluk temsilcileri tarafından hiç ziyaret edildiniz mi? İsrail'e hiç gittiniz mi? Gittinizse hangi Siyonist merkezlerle bir araya getirildiniz ve hangi vaatler ve destekler karşılığı, Türkiye'de neler yapmanız ve kimleri karalamanız için görevlendirildiniz?

Bu sorulara vereceğiniz yanıtlara göre bizdeki bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşacağız.

Müslüm Gündüz ve Aczmendiler, ilk defa bir 10 Kasım törenlerindeki protestolarıyla, ilk özel kanallardan İnter Star TV'de gündeme taşınmışlardı.

Elazığ'daki Öğretmenevi önünde bulunan Atatürk heykeli meydanında yapılan 10 Kasım Atatürk'ü anma programları için, oraya giden bütün yollar polislerce kesildiği ve kimsenin geçmesine izin verilmediği halde, 100 kadar eli sırıklı başı sarıklı Aczmendi taraftarının, başlarında Müslüm Gündüz olmak üzere, bu acayip tarz ve tavırlarıyla nasıl tören alanına alındıkları… Tam saygı duruşu sırasında, uzun sopalarını yere vurarak ve garip sesler çıkararak protesto eylemlerine niye karşı çıkılmadığı... Ve hele Türkiye'nin o dönemdeki tek özel kanalı olan İnter Star TV'nin temsilcisinin, neden Elâzığ’da bulunup bu görüntüleri kaydedip yayınladıkları? gibi sorular hâlâ yanıtsızdı.

Ardından, aynı İnter Star TV'de özel bir program hazırlanmış, günlerce reklamı yapılmış ve Müslüm Gündüz o programa çıkarılıp, tam üç buçuk saat konuşma yaptırılmıştı. İşin daha enteresan tarafı, o programda onlarca defa: “Bu kâfir Kemalist düzeni ve Süfyan rejimini devireceğiz ve yerine şeriat sistemini getireceğiz!” haykırışlarına rağmen, hayret hiçbir ciddi takibata uğramamıştı.

Bu gerçekleri ve gelişmeleri iyi bilen ve Elazığ’da iken de bunlarla komşuluk eden Prof. Dr. Mehmet Çelik o süreçte: “Müslüm Gündüz’ün 28 Şubat müdahalesine mazeret uydurmak ve Erbakan iktidarını yıkmak üzere malum merkezlerce kurgulanıp kullanıldığını” açıkladığı halde, şimdi aynı adamın “Tayyip Erdoğan'ın Başkanlığı kazanması, Kemalizm’in fiilen ve resmen yıkılmasıdır!..” haykırışlarına ve koyu Erdoğan yandaşlığına dair suskunluğu ise kafa karıştırıcıdır.

Daha sonraları NTV “Yazı İşleri” programına çıkarılan, Ruşen Çakır'ın ve Mirgün Cabas’ın pas sorularını yanıtlayan Müslüm Gündüz'ün, hangi karanlık odakların kuklası ve hangi manipülasyonların maşası olduğunu artık anlamak lazımdı… Ama, bu Müslüm maşasının hararetle sahiplenip savunduğu AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan'ın röntgen fotoğrafı da böylece ortaya çıkmaktaydı. Ve hele yandaş Akit TV'nin 2018 seçimlerinin hemen ardından, onu programa çıkarıp konuşturması ise, Akitçilerin de gerçek ayarını ve yularını kimlere kaptırdığını açığa vurmaktaydı.

Müslüm Gündüz’ün yalan ve palavralarla yaptığı reklama inananların saflığı!

Müslüm Gündüz, kendisi özel çektirdiği video kaydında anlatmaktaydı: “Ulucanlar Cezaevi’nde, Hasan Mezarcı’nın da bulunduğu bir hücreye atılmışlarmış… Öldürdüğü insanların sayısını dahi bilmeyen seri katil Şenol da yanlarındaymış… Bu seri katil, Fatih'te çarşaflı bayanlara sataşan 2 kâfiri enselerinden tek kurşunla vuran adammış… Derken tövbekâr olup öylesine maneviyat iklimine dalmış ki, gördüğü rüyaları aynen çıkmaktaymış… Bu rüyalarda Hz. Peygamberimiz ve Hulefa-i Raşidin Efendilerimiz ve Gavsi Geylani gibi tarikat pirlerimiz, Müslüm Gündüz'ün ziyaretine geliyorlarmış… Hatta bu mübarek ve mücahit(!) insan Şenol'a rüyasında bilmediği ve çözemediği yazılarla, müjdeler ve gelecekle ilgili manevi işaretler sunulmaktaymış… Hasan Mezarcı ona “Bu mektup ve mesajların şeklini hatırlayıp hücre duvarına resmini çiz, ben okuyup size açıklarım…” buyurmuşlarmış. Eski seri katil, yeni keramet ehli Şenol ise, artık bunları hapishane duvarına çizmeye başlamış, Hasan Mezarcı da okuyup bunları açıklarmış... Bunların çoğu da Müslüm Gündüz'ün manevi derecesine ve İslami devrimine ait mesajlarmış!”

Yahu bir insan rüyada gördüğü Arapça ve Osmanlıca bir metnin, birkaç harfi dışında, bunları aynen hatırlaması ve duvara çizip yazması, ne aklen, ne örfen, ne de tarihen asla mümkün olmayan kof bir iddiadır, yalandır, uydurmadır. Ama maalesef merkeplerin dahi güleceği bu safsatalara bile müşteri bulunmaktadır.

Evet, maalesef AKP'nin talan ve palavra politikaları geleceğimizi karartmaktaydı. Ülke her gün biraz daha çok sinsi ve tehlikeli şekilde dış odaklarca ipotek altına alınmaktaydı. Bunun tek kurtuluş çaresinin de faizli sistemi hemen terk etmek ve üretim ekonomisine geçmek olduğunu, ilim ve fikir adamları, imani ve İslami duyarlılık erbabı ve tabi Sn. Cumhurbaşkanı adayları neden ısrarla gündeme taşımazlardı?

Şu ayeti kerimeler, yetkili makamda oturanların da, onların yandaşlarının ve taraftarlarının da ayar aynasıydı:

Bakara: 275- “(Farklı isim ve sistemler altında çeşitli şekillerde) Faiz (riba) yiyenler, (ve faiz ekonomisini yürütenler; dünyada ayakta duramayacak, onurlu ve huzurlu yaşayamayacak, kıyamet günü ise) ancak şeytan çarpmış (sara nöbetine yakalanmış) olanın kalkışı gibi, (Allah’ın kahrına uğramış) olmaktan başka (bir tarzda) kalkmayacaktır. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden (faizi helal görmelerinden ve faize fetva üretmelerinden) dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmiş (dönemdeki kazancı) kendisine kalır, (bundan sonraki) işi(nin başarısı ve bereketi) de Allah'a aittir. Kim de (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. [Not: Bu ayette “Elleziyye’külü-r riba” (Faiz yiyen kimse) denmeyip; çoğul olarak “Elleziyneye’külune-r riba” (Faiz yiyen kimseler) buyrulması, yani ismi mevsulün, cemi müzekker salim kalıbı ile getirilmiş bulunması; asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in ferdi riba muamelesinden ziyade bugünkü gibi bir sistem halinde ve resmi müesseseler (banka şubeleri) eliyle yürütülen cinsinin olduğuna dikkat çekmek amaçlıdır.]”

276- “Allah, faizi (faizci sistemleri ve zulüm hükümetlerini) yok edip (iflasa ve inkıraza sürükler) de, sadakaları (servet ve üretim vergisi olan zekât müessesesini ve Kur’an’a dayalı Adil bir düzeni uygulayan cemiyet ve devletlerin gücünü ve refahını ise) arttırır. Allah, (faizi mubah sayan) günahkâr kâfirlerin ve fırsatçı nankörlerin hiçbirini sevmez. (Onları hidayet ve inayetinden mahrum bırakır.)”

277- “İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve (helal kazanılan servet ve üretimlerinin) zekâtını verip (borçtan kurtulanlar var ya); şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”

278- “Ey iman edenler! Allah'tan korkup sakının ve eğer (gerçekten) inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın (faizci düzenden uzaklaşıp kurtulmaya bakın).”

279- “Şayet böyle yapmazsanız, (yani faizi, faizci düzenleri ve yöneticileri bırakmazsanız) Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı (Adil devlet ve hükümet düzeninin temellerini yıktığınızı) bilip anlayın (ve ona göre davranın). Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Öyle ise mü’minler faizsiz düzene geçmek için çalışmalıdır.)”

280- “Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (tanıyın. Borcu) sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz (ahiret yatırımı dünya kazancından daha yararlı ve kalıcıdır).”

281- “Allah'a döneceğiniz günden sakının. (Faiz günahıyla huzura çıkmayın.) Sonra herkese kazandığı eksiksizce ödenecek ve onlara haksızlık yapılmayacaktır.”

Şimdi, iman, vicdan ve Kur’an ehli söylesin; elinde imkân ve iktidar olduğu halde faiz düzenini devam ettiren, yani Allah ve Peygamberle harbe girişen kimseleri övüp yüceltmek nasıl bir mantık marazıydı?

Kur’ani kurallar yerine Haçlı yasalarına uyum çabası harcayanlar, nasıl insanlardı?

Nisa: 60- “(Ey Resulûm) Sana indirilen (Kur'an'a) ve Senden önce gönderilen (Kitaplara), sözde inandıklarını öne süren (sahtekâr münafıkları) görmez misin? Ki bunlar, (hak ve adalet ölçüleriyle değil) tağutun önünde (zalim ve batıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla) muhakeme olunmak (şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak) istemektedirler?! Oysa (Mü’min ve Müslüman sayılmak için) onu (tağutu ve süper güç putunu) red ve inkâr etmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapıklığa sürüklemek istemektedir. [Not: Bir Müslümanın şu soruları kendisine yöneltmesi ve samimi yanıtlarına göre iman durumunu değerlendirmesi gerekir. Benim istisnasız her konudaki tercihim ve hedefim: 1- İman ve itaat mi, İtiraz ve inkâr mı? 2- İslam (Hakka teslim olmak) mı, Fırsatçılık ve isyan mı? 3- Kur’an’ın Rahmani esasları mı, Batı’nın şeytani yasaları mı? 4- Faizsiz bir nizam mı, Faizli sömürü çarkı mı? 5- İslam ülkeleri ittifakı mı, Haçlı ortaklığı mı? 6- Farz-helal kuralları mı, Haramların mübahlığı mı? 7- Hidayet aydınlığı mı, Dalalet karanlığı mı? 8- Hakk ve hayır mı, Şer ve Batıl mı? 9- Nübüvvet ve Sünnet bağlayıcılığı mı, Nefsaniyet ve şehvet bataklığı mı? 10- Ahiret ve adalet amaçlı mı, Dünya ve menfaat ağırlıklı mı? Evet, bu 10 şıktan sadece 1 tanesinde bile ikinci maddeyi tercih ve tensip edenlerin, iman ve İslam şuuru yara almaya ve hidayeti kararmaya başlamış demektir. Baskıcı ve zorlayıcı durumlarda aciz ve çaresiz fertlere ve müstaz’af kesimlere ikrah-ı mülci=Ölüm ve sakatlama cinsinden ağır tehditler gibi bazı mecburiyetler bir mazeret sayılsa bile, imkân ve iktidar sahipleri için bu tür mazeretlere sığınmak geçersizdir.]”

61- “Onlara: (Nefsi ve geçersiz yorumları bırakıp) “Allah’ın indirdiği (Kur’an’ın açık ve kesin hükümlerine) ve Resulûn (bildirdiklerine ve sünnetine) gelin” denildiğinde, o münafıkların Senden süratle uzaklaşıp kaçtıklarını (ve Kur’an’ın hükümlerinden kaytardıklarını) görürsün. (Bunlar asıl itikadi münafıkların ta kendileridir.)”

62- “Öyleyse nasıl oluyor da, kendi ellerinin sundukları (kötü amellerinin ve bozuk emellerinin sebep oldukları) sonucu, onlara bir musibet isabet edince, hemen ardından Sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilik yapmaktan ve arayı bulup uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye Allah'a yemin etmektedirler!”

63- “(Ey Elçim) Hâlbuki Allah, bunların kalplerinde olanı bilmektedir. O halde Sen aldırma, onlardan yüz çevir, yine de kendilerine öğüt ver ve onlara nefislerini ikna edici “beliğ”(anlaşılır ve vicdanlarda iz bırakır şekilde) açık ve etkileyici söz söyle (ki bu Senin görevindir).”

64- “Biz elçilerden hiç kimseyi, ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. (Münafıklar) Onlar (isyan ve itiraz sebebiyle) kendi nefislerine zulmettiklerinde, şayet Sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulabilirlerdi.”

65- “(Ey Nebim) Hayır (onların zannettiği gibi) değil; Senin Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde Seni hakem kılıp, sonra Senin verdiğin hükme, (hem de) içlerinde hiçbir sıkıntı (ve gizli itiraz) duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, hakkıyla iman etmemişlerdir.”

Müslüm Gündüz’ün istismar ve suiistimal ettiği Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’la ilgili de bazı tespitlerimizi okurlarımızla paylaşalım:

Risale-i Nur talebeleri genellikle tahkiki iman sahibi; mü’min, müstakim ve muttaki kardeşlerimizdir. Ülkemizdeki imani ve ahlaki tahribat sürecinin en az zararla atlatılmasında ve toplumun manevi ıslahında çok önemli ve tarihi hizmetler yürütegelmişlerdir. Ancak ülke ve dünya siyasetindeki tercih ve tensiplerinde, Kur'an’ın temel hükümlerine ve İslam’ın genel prensiplerine uygun düşmeyen tarafgirliklerinin ise Hz. Üstad Bediüzzaman’ın bazı sözlerini yanlış te’vil ve tatbik etmekten kaynaklandığı kanaatindeyiz.

Öncelikle şu imani gerçekleri bilmek; İslam ulemasının, mezhep imamlarının, Üstadlarımızın ve irşad erbabının sözlerini de buna göre değerlendirmek mecburiyetindeyiz.

1- Bediüzzaman gibi muhterem ve müstesna zevatın kanaatleri hâşâ, sarih ayet değildir. Bunları eleştirilmez, tenkit edilmez “mutlak ve değişmez doğrular” yerine koymak cehalettir, hatta dalalettir.

2- Bu zevatın sözleri, hâşâ, sahih Hadis de değildir ve kesin delil yerine koymak saflıktan da öte sapkınlık alametidir.

3- Bu zevatın sözlerini, kanaatlerini ve hareketlerini ayet ve hadis gibi değişmez ve tenkit edilmez İlahi gerçekler yerine koymak, bunları hâşâ, Rab’lik ve Peygamberlik makamına yükseltmektir.

4- Bediüzzaman gibi zatların özellikle siyasi kanaatleri “icma-ı ümmet” konumunda da değildir.

5- Bizzat Cenabı Hak’kın seçtiği ve görevlendirdiği Peygamberlerin bile “zelle” cinsinden hataları mümkün iken ve Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmişken, şimdi kalkıp böylesi zatların hatasız ve vartasız olduklarını düşünmek ve iddia etmek itikadı bir maraz işaretidir ve mantık zafiyetidir.

6- Risale-i Nur, özellikle iman hakikatleri ve ahlaki disiplin prensipleri konularında, İlahi ilham ve in’amla yazılmış, kesbi olmaktan ziyade vehbi olduğu ortaya çıkmış çok güzel ve özel eserler olmakla beraber, içeriğinde ülke ve dünya siyaseti noktasında birçok hatalar, hayali ve hamasi yorumlar da görülmektedir. Ki bunların bir kısmını Üstad Bediüzzaman kendisi de zamanla fark etmiş, pişmanlık göstermiş, hüsnüniyetle beraber yanıldığını kabul etmiştir.

7- a) Mason ve Dönmelerin güdümündeki, katı ve kasıtlı İslam düşmanı ve koyu Abdülhamid Han karşıtı İttihat ve Terakki cemiyetinin (daha sonra Halk Partisi’ne dönüşen zihniyet ve hareketin) safında yer alması, miting ve toplantılarına katılıp yıllar boyunca nutuklar atması ve taraftar toplaması…

b) Cennet mekân Abdülhamid Han gibi bir İslam kahramanı siyasi dehaya karşı tavır alması, Siyonist Yahudiler, sinsi Ermeni ve Rum çeteleriyle aynı ağızla “Despotluk ve istibdatla” suçladığı Sultana saldırıp durması,

c) Sonra İttihatçıların devamı CHP zihniyetine ve zulmüne karşı Demokrat Parti’ye tarafgirlik göstermesi makul ve münasip bir siyaset tarzı kabul edilse de, hayatı boyunca Rahman’a secde etmemiş ve İsrail’e gizli hizmetler üstlenmiş Adnan Menderes’i “İslam Kahramanı” ilan edip hararetle sahip çıkması… (Ki sonunda bunların da aslını ve ayarını anlayacak ve “yakında belalarını bulacaklarını” açıklayacaktır).

d) Ve hele, bugün Fetullahçıların ve diğer bazı Nurcu grupların ABD’yi ve AB’yi “Müslümanların ve mazlumların hamisi ve mecburi sığınak adresi” gibi görmelerine; Kur’an’ın sarih hükümlerine, Hz. Resulûllah’ın sahih hadislerine, Siyonist ve Haçlı fitnesine karşı oluşan İcma-i Ümmete rağmen, üstelik Amerika’nın ve Avrupa’nın her türlü haksızlık ve ahlaksızlığına rağmen, onları bir nevi kutsayıp himaye ve hizmetlerine girmeyi “akılcı ve yapıcı siyaset” zannetmelerine yol açan yorum ve yaklaşımları, elbette ve her halde hatadır, yanlıştır, yanıltıcıdır. Bunlar fikr-i Kur’an’a da, bugünkü fiili duruma da aykırıdır.

8- Elbette Hz. Üstad bu hataları, hâşâ, kasıtlı ve dünyalık beklenti hesaplı yapmamıştır. Hüsnü niyet ve hulusiyetine göre, bu gibi “içtihat yanılmalarından” dolayı bir sevap alacağı da elbette umulmaktadır. Bizim asıl amacımız, vurgulamaya çalıştığımız nokta; bu gibi zevatın asla hata yapmayacağı ve Risale-i Nur’da hata bulunmayacağı saplantı ve safsatasından kurtulmaya yardımcı olmaktır. Bediüzzaman Hazretlerinin özellikle Haçlı Hristiyan âlemiyle ilgili temenni ve teselli makamındaki bir takım kanaat ve tahminlerini, İlahi buyruklar ve mutlak doğrular yerine koymak, günümüzde Siyonist ve Haçlı emperyalistlerin en çok kullandıkları ve Nurcu kardeşlerimizi istismara kalkıştıkları, maalesef acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Sözün özü: Âlimlerimizin, Hoca efendilerimizin, Şeyhlerimizin, ağabeylerimizin sözlerini ve hareketlerini Kur’an’a, Sünnet’e ve İcma-ı Ümmete göre anlamak zorundayız, bu bize hidayet ve istikamet yolunu açacaktır. Ama bu zevatın sözlerini esas alıp ayet ve hadisleri bunlara uydurmaya, keyfi şekilde yorumlayıp yozlaştırmaya çalışmak ise bizi dalalet ve sefalet yoluna kaydıracaktır. Asla unutmayalım ki, her şeyi ve bütün ayrıntılarıyla bilen, her konuda en doğru ve olumlu hükümleri belirten, bize en uygun ve olgun temel kaideleri öğreten, mü’minlerin dostlarını ve düşmanlarını, onların lehine ve aleyhine olan durumları (ki bu FIKH’ın esasıdır) öğütleyen Cenabı Allah’tır, Kur’an’dır ve Resulûllah’tır. İnsanlar ve özellikle Müslümanlar kabirde ve mahşerde, mezhep ve meşreplerine, tarikat ve mesleklerine göre değil, Kur’an’a göre sorgulanıp yargılanacak, baş müşahit ve mümeyyiz ise Hz. Resulûllah (SAV) olacaktır. Öyle ise ehil ve emin şahsiyetlerce hazırlanan, Diyanet İşlerinin, Abdullah Akgül ve Nedim Yılmaz Beylerin hazırladığı bir Kur’an-ı Kerim mealini hayatı boyunca bir sefer olsun ciddiye alıp, kalplerinde manevi mesuliyet ve merak uyanıp okumayan, hiç değilse Yahudi ve Hristiyanlarla ilgili ayetler üzerinde kafa yormayan, başta Nurcular, bütün farklı meşrep ve tarikat ehli kardeşlerimize Allah için hatırlatıyoruz: Bu, Kur’an’ı umursamaz tavrınız hangi iz'an ve vicdanla bağdaşmaktadır? Cenabı Hak’kın; bir konuda neler buyurdukları bizi hiç ilgilendirmiyorsa, bu nasıl bir iman ve itikattır? Kendilerini Kur’an’a ve ehil-emin âlimlerin hazırladığı Meal okumaya çağrımızı bile hakaret kabul eden yaklaşım, Rahmani bir davranış mıdır, yoksa Şeytani bir mantık mıdır?

Yeryüzündeki mevcut zulüm ve sömürü düzeninin, bu haksızlık ve ahlaksızlık sisteminin sahipleri ve Şeytan’ın şakirtleri olan bütün Siyonist merkezler, Haçlı emperyalist zihniyetler… Ve bunların ülkemizdeki dinsiz Masonik temsilcileri ve dinci münafık işbirlikçileri… Hepsi birden Rahmetli Erbakan’a şiddetle karşıydı ve düşmanlardı… O’nu etkisiz bırakmak ve iktidarına engel olmak için her yola başvurmuşlardı. Hatta, Erbakan’dan kurtulmak ve İsrail’in işini kolaylaştırmak amacıyla, AKP’nin de aynı dış odakların bir projesi olarak hazırlandığını Akit yazarı ve Erdoğan yandaşı Abdurrahman Dilipak gibileri açıklamışlardı. Bu da gösteriyor ki; Erbakan Rahmani cephenin takipçisi ve temsilcisi konumundaydı. O’na her fırsatta sataşan ve kin kusan soysuzların ise Şeytan’ın uşakları ve Siyonizm’in kuklaları oldukları açıktı. Artık herkes fıtratının gereğini ve fırsatçılığının kahpeliğini yapacaktı. Ama biraz daha sabır, bakalım Allah’ın intikamı nasıl olacaktı!?

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

Makale Okunma Sayısı: 325

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR