Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1571
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta1571
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay128074
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16766049

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189844

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

SİYONİST İSRAİL’İN TÜRKİYE KUŞKULARI VE ERBAKAN’IN YÜRÜYEN KURGULARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 51
ZayıfMükemmel 

 

SİYONİST İSRAİL’İN TÜRKİYE KUŞKULARI

VE

ERBAKAN’IN YÜRÜYEN KURGULARI

        

ABD, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gizli Yahudi gücü tarafından her bakımdan işgal edildi ve bütün kurumlarıyla Siyonist Yahudilerin eline geçti. Bugün Amerikan derin devleti, “müesses nizam”ı Siyonist Yahudi Lobilerinin kontrolündedir. ABD’nin bütün finansı, ekonomisi, bankacılık sistemi, üniversitesi, Hollywood’u, Silikon Vadisi, Pentagon’u, CIA’sı, silah endüstrisi, soft-silah endüstrisi, medyası Siyonist Yahudilerin tekelindedir. “Trump ve şürekâsının, işte bu Yahudi gücünden ABD’yi kurtarmak için işbaşına getirildiğini” söyleyenler, bilerek veya bilmeyerek şeytani hedeflere hizmet etmektedir. “ABD’ye her bakımdan Yahudilerin hâkim olduğunu Trump çok iyi bildiği için hem bir daha azil sopası yememek hem de Başkanlık seçimlerini garantilemek için ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak adlandırılan, barbarlık belgesine rıza gösterdi, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını ilan etti.” diyenler gaflet ve cehaletten öte hıyanete figüranlık içindedir. Peki bu ne demektir? Yahudilere taviz vermek, boyun eğmek demektir! Çünkü koskoca ABD Başkanının ipi, bir avuç Siyonist Yahudilerin elindedir.

“İyi de, Trump, ABD’deki Yahudi gücüne darbe vurabilecek mi? Dünyanın gidişatı dikkatle izlenir ve yaşananlar derinlikli bir perspektifle okunursa, bu sorunun cevabının ‘evet’ olduğu görülebilir. Yahudi gücü, özellikle Yahudi sermayesi, ABD’yi çoktan terk etmeye ve Çin’e yerleşmeye başladı bile... Yahudi gücünün, tanrısı Güç’tür; güç tanrısı temelde sermaye biçimini alır ama strateji, politika, ekonomi, teknoloji görünümlerine de bürünebilir. Bir avuç şirketle ABD’ye hâkim ve dünyaya hükmediyor Yahudi gücü!” diyenler, Hak ile Bâtıl’ı karıştırıp işbirlikçi Erdoğan’ı kahramanlaştırma peşindeki zavallı ve zırvacı tiplerdir.

“Rahmetli Erbakan Hoca, bu Yahudi tehlikesine dikkat çektiğinde taşlandı, alaya alındı, makaraya sarıldı ama gelinen noktada haklı çıktı, yel değirmenlerine karşı Hakkı haykırmaktan asla vazgeçmeyen ne kadar büyük bir Müslüman lider olduğu da artık çok iyi anlaşıldı. Dünyanın bir Siyonist Yahudi sorunu vardır. Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan ederek, dünyayı cehenneme çevirecek fitili ateşlemekte çekinmeyen bir Siyonist tehdit; ABD, AB, Rusya ve İsrail’i güdümüne almıştır. Yahudi gücü, Siyonist zihniyetle dünyayı hem aptallaştırıp köleleştirmeye hem de sömürmeye çalışmaktadır. Bir buçuk asır önce Marx’ın bambaşka bir bağlamda bir Yahudi olarak dikkat çektiği Yahudi Sorunu, bugün son derece tehlikeli boyutlar kazanarak insanlığın geleceğini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Bu anormal Yahudi gücü ve Siyonist planları durdurulamazsa, dünya kıyamete zorlanacaktır” diyenler, aynı Erbakan Hocamızın; “28 Şubat tezgâhıyla AKP’nin önünü açan ve Erdoğan’ı iktidara taşıyanların da yine aynı Siyonist odaklar olduğu” uyarılarına niye inanmamak ve dikkate almamak konusunda hâlâ direnmektedirler?

İsrail Medyasından “The Jerusalem Post”ta Yayınlandığı İddia Edilen Türkiye Analizi ve Amacı!

Bu makale (bazı iddialara göre) İsrail’de yayın yapan The Jerusalem Post gazetesi tarafından yayınlanmıştır. Ben de hiçbir değişiklik yapmadan aynen yayınlıyorum. İsrail medyasında yapılan Türkiye analizi ayrıntılarını görmek için okunması lazımdır.[1]

“Erdoğan’ın gerçek hedefi: Yunanistan’da yaygara çıkartıp dikkati gereksiz onların üstüne çekiyor. Ancak Erdoğan’ın gözü doğuda. Milli silahlarını tüm İslam ümmetinin silahları yapmak, böylece İslam NATO'sunu kurmak, Pakistan’la nükleer silahlara kavuşmak, Suriye üzerinden hızlıca Kudüs'e ulaşmak, YPG'yi bitirip Araplarla bağlantı sağlamak, Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz çıkartıp, ekonomik ve siyasi büyük güç olmak. Kıbrıs üzerinden Gazze’ye çıkmak, Amerika’yı Ortadoğu’dan kovmak ve kendisini halife olarak ilan edip tanınmak istiyor. Bu nedenle Suriye savaşı, İsrail’in hayatta kalma savaşıdır. Eğer Amerika Suriye’yi kaybederse Ortadoğu’da cihat başlayacak, Türkler ve hatta Ruslar mücahitlere silah dağıtacaktır. Sonunda Amerika Irak’ı da, Mısır’ı da kaybetmiş olacak, her yer Türklerin kontrolüne alınacaktır. Türkleri ancak hava savaşında durdurabilirdik ama geç kalınmıştır. Hava milli savunmalarını kurmak yolunda ciddi ve önemli mesafeler alınmıştır. İlk temasları ve saldırıları YPG’ye karşıdır, oysa YPG’yi İsrail silahlandırmıştı. Maalesef TSK karşısında varlık gösteremedikleri ortaya çıkmıştır. YPG, Türk SİHA’larıyla her gün 50 asker kaybediyorlar.

Geriye Türkiye’yi durduracak, bir tek Akdeniz sahillerindeki birleşik Avrupa donanması kalmıştır. Onlar da tehlike eşiğine gelmiş durumdadır. Bu birleşik donanma da yakında Türklere yenilebilecek kritik eşiğe gelmiş olacaktır. İstendiği gibi varlık gösteremeyecekleri anlaşılmıştır. Türkler o donanmaya karşı da hazırlıklarını yapmaktadır. Kıbrıs’a deniz üssü ve anti gemi füzeleri yerleştirmeyi başarmışlardır. Akdeniz sahilleri ve Kıbrıs’ta S-400 bataryaları kurmuşlardır. Yakında Akdeniz’deki birleşik (Haçlı) donanmasının da karşısına eşit güçte donanmayla çıkacaklardır. Türkiye bunları tek başına yapabiliyorsa İslam NATO'su ile neler yapacağı artık anlaşılmış olmalıdır. Zaman Türklere çalışmaktadır ve artık bizim (İsrail’in) düşmanımız konumundadır. Türkleri yenersek İslam’ı da yeneriz. Biz bu Türkleri yenemezsek İslam’ı kimse durduramaz ve İsrail (mecburen İslam’a teslim olup) namaz kılmaya başlayacaktır. Filistinlilere itaat etmek zorunda kalacaklardır. Filistin’de ve İsrail’de şeriat ile size hükmetmeleri kaçınılmaz olacaktır. Tel Aviv ve Kudüs’te her yerde ezan duyacaksınız... Tek bir Musevi’yi bile bu topraklarda bırakmayacaklardır. Unutmayınız, kadınlarınız pazarlarda cariye olarak satılacaktır. Çocuklarınız elinizden alınıp, mücahit olarak yetiştirilmeye çalışılacaktır. Tüm dünyada Musevilik yok edilip ortadan kaldırılacaktır. Şunu da belirteyim ki Türklerin yükselişi Erdoğan ile başlamış değildir ve Erdoğan sonrasında da aynen böyle bir süreç öyle ya da böyle devam edecektir.

Bütün bunlar Erbakan’ın doktriniydi ve süreci O başlatmıştır. Bunların bugün ya da yarın olmasının hiçbir anlamı yoktur. Türklerin hedeflerinden hiçbir şey değiştirmeyeceğini İsrail’in artık görmesi lazımdır. ‘Erdoğan gider, Türkler biter!’ diye basite alırsanız, asıl büyük hatayı burada yaparsınız. Türklerin geçmişine bakın, olaylar hiç de öyle olmuyor, onlar doktrinlerini sahipleniyorlar. Artık Türkiye’deki Muhalefete de güvenmeyin, zamanla o da kalmayacaktır… Dediğim gibi, zaman bizim düşmanımızdır ve her an aleyhimize çalışmaktadır. Size hatırlatırım ki, İsrail’de işler hiç de planlandığı gibi gitmiyor, sanki bizim planlarımız üzerinde Allah’ın bir başka planı var.”[2] (Demek ki Siyonist İsrail, Şeytanın avanesi ve Deccal’in askerleri olduklarının farkındadırlar!..)

İsrail, Türkiye kuşkularında ve Erbakan Hocamızın tarihi programlarının bir şekilde yürütüldüğü konularında haklıydı. Ve korkunun ecele faydası olmayacaktı!.. Ne var ki; “Erdoğan’ın Milli Görüş’ün devamı ve AKP’yi Erbakan’ın kurguladığı” iddiaları tümden ve temelinden yanlıştı ve bu isnatlar Aziz Hocamızı korkunç bir töhmet altına sokmaktı. Evet ve elbette Erbakan’ın planladığı ve temellerini attığı tarihi ve talihli projelerin devamını sağlayacak bir DEVLET AKLI ve KADROLARI da mutlaka hazırlanmıştı. Bu yapı, 28 Şubat müdahalesi gibi yüzeysel değişimler ve getirilen işbirlikçi kabuk yönetimler yüzünden sarsılmayacak ve hedefinden saptırılmayacak kadar da sağlamdı. İşte her şeye rağmen, Savunma Sanayimizdeki Kutlu ve Mutlu gelişmeler… Ve yine Erdoğan’ın önce taşeron kahramanlıklarına, sonra tavizci ve teslimiyetçi yaklaşımlarına rağmen; dış politikamızdaki bazı dengeli ve dirayetli stratejiler, bu sağlam yapının ve devlet aklının devamıydı. Ancak:

• BOP’a eşbaşkan atanmak,

• Suriye’nin dağıtılmasına yardımcı olmak, milyonlarca mültecinin ülkemize doluşmasına kapı açmak,

• Kaddafi Libya’sının tahribat ve talanına destek çıkmak, yüz binlerce masum Müslümanın katline ortak olmak,

• PKK’nın PYD’ye dönüşmesine zemin hazırlamak,

• Tüm fabrikalarımızı ve sanayi yatırımlarımızı satıp savmak,

• Faizli dış borç batağıyla ülkeyi rehin konumuna taşımak, işsizliği korkunç boyutlara ulaştırmak,

• Zinayı suç olmaktan çıkarmak, eşcinsellik ve lezbiyenlik gibi ahlâksızlıkları serbest bırakan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamak, 18 yaş altı (12-17 arası) çocukların kendi aralarında ve güya rızalarıyla her türlü cinsel sapkınlığa izin veren Lanzarote Anlaşması’na taraf olmak suretiyle ahlâki ve ailevi yapımıza dinamit koymak…

• Milli Eğitim Sistemini daha da yozlaştırıp yaz-boz tahtasına çevirmiş olmak…

• Tarihi D-8 girişimine sahip çıkıp İslam Birliği’ni kurmak yerine Haçlı AB’nin kuyruğuna takılmak ve her türlü ahlâksız dayatmalarını talimatla uygulamak gibi talihsiz ve tehlikeli politikaları, “Erbakan’ın programları” saymak, şayet iz’an ve vicdan kararmasından kaynaklanmıyorsa, mutlaka bir şeytanlık ve şarlatanlık damarıydı…

“İsrail'den 21. Yüzyıl Raporu: En Büyük Engel Türkiye” Telaşı!

Bazı yandaş yazarlar ve yamuk yorumcular tarafından: “Devletlerin sürekli dostlukları ve düşmanlıkları yoktur, çıkarları vardır” bahanesiyle Tel Aviv yönetimiyle normalleşmenin savunulduğu bugünlerde, Jerusalem Institue for Strategy&Security (JISS) düşünce kuruluşu tarafından 2019 Temmuz’unda yayınlanan “21. yüzyılda İsrail (ve komşuları) için en büyük engel Türkiye” başlıklı raporu ele almakta yarar vardır. Raporun detaylarına geçmeden evvel yayıncı kuruluş JISS’in, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından “İsrail Devleti’nin kuvvetlendirilmesinde önemli bir bileşen” olarak tanımlandığını hatırlatmak lazımdır.

Raporu kaleme alan üç kişilik Siyonist ekip ise önemli isimlerden oluşmaktadır:

• Prof. Efraim Inbar: Bar Ilan Üniversitesi’ndeki görevinin yanı sıra İsrail ordusuna danışmanlık yapmaktadır. İngiltere’deki Chatham House üyeleri arasındadır.

• (E) Albay Erman Lerman: İsrail Milli Güvenlik Konseyi (E) Başkan Yardımcısıdır.

• Dr. Eitan Cohen: Moshe Dayan Center for Middle Eastern and African Studies adlı düşünce kuruluşunda Kürt uzmanıdır.

Bu raporun amacı Türkiye’nin iç ve dış siyasetindeki yönelimlerini inceleyip araştırmaktır. Bu yazıda; raporda yer alan Türkiye’nin iç ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere dış siyasetine yönelik çıkarımları ve İsrail’in Türkiye’ye karşı atması gereken adımların önerildiği, “İsrail politikası için tavsiyeler” ve “İsrail politikası için genel anlamda tavsiyeler” başlıklı bölümleri üzerinde durulacaktır.

'Türkiye’deki Değişim Erdoğan’dan Sonra da Devam Edecek' saptaması!

Öncelikle raporun başlığının “21. yüzyılda İsrail (ve komşuları) için en büyük tehdit Türkiye” olduğunun altını kalın çizgilerle çizmemiz lazımdır. Rapor, “Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye, bölgenin ve İsrail’in istikrarını tehdit ediyor ifadeleriyle başlamaktadır. “Soğuk Savaş’ın sona ermesi sonrası Türkiye’nin dış politikada daha geniş bir hareket alanı bulduğunu” ifade eden İsrailli uzmanlar, ABD’nin son dönemde izlediği izolasyonist siyasetlerin de bu noktada Ankara’ya fırsatlar sunduğu tespitinde bulunmaktadırlar. Bu raporda Türkiye’nin, Irak, Suriye, Katar ve Somali’de kurduğu askeri üsler ve Balkanlardaki faaliyetleri bölgesel istikrara bir tehdit olarak değerlendirilirken, Türkiye ve Libya arasında imzalanan MEB anlaşması ise Yunanistan’a meydan okumanın yanı sıra İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs’ın Akdeniz gazını Avrupa’ya taşıma planlarına da bir engel olarak yorumlanmaktadır. Türkiye’deki siyasi değişim ve dış politikasındaki yeni yönelimin “Erdoğan dönemi sona erdiğinde bile ortadan kalkmayacak uzun vadeli eğilimleri” yansıttığı ifadeleri ise raporun ana fikrini oluşturmaktadır.

Siyonist İsrail’in FETÖ’ye Sahip Çıkılmaları!

Raporun giriş bölümünde en dikkat çekici tespit, Türkiye’nin NATO içinde yer almasına rağmen Batı’dan uzaklaştığı yaklaşımıdır. Raporda 2003 Irak tezkere krizi, Türk-Rus yakınlaşması başta olmak üzere çeşitli örnekler verilerek Türkiye’nin Atlantik ittifakından uzaklaşması detaylı bir biçimde ele alınmaktadır. İç siyasetle ilgili bölümlerde, AKP ve Kemalist çevreler arasındaki çelişkilere yoğunlaşan rapor, AKP’yi Müslüman Kardeşler’in Türkiye versiyonu olarak tanımlamaktadır. AKP’nin Hamas’la olan ilişkisi de bu bağlamda değerlendirilmiş olmaktadır. İsrailli uzmanların, Türkiye’nin iç siyasetini kapsamlı bir biçimde ele alırken kullandıkları şu ifadelerin altını çizmekte özellikle yarar vardır:

“Hükümet, rakip olarak gördüğü Fetullah Gülen ılımlı hareketine zulmetmiştir.”

“Erdoğan ve AKP’nin Aşil Topuğu ve zayıf damarı ekonomidir.”

“Rejim giderek daha otoriter hale gelmektedir.”

Yerel seçim yenilgisi ve AKP’den kopuşlar hakkında; “Bu gelişmeler AKP hegemonyasının değiştirilebileceğini göstermektedir.”

“Türk seçmeninin önceliği ekonomik endişelerdir.”

Raporun devam bölümlerinde de FETÖ’den ılımlı bir hareket ve İsrail için potansiyel müttefik olarak bahsedildiğini tekrar hatırlatalım.

'İncirlik Üssü’ndeki Nükleer Silahlar Taşınacak' mıydı?

Raporun Türk dış politikasını ele alan bölümünde, 2003 yılında Irak tezkeresinin reddiyle beraber Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmaya başladığı vurgulanmaktadır. Bu kopuşun hızlanarak devam ettiği belirtilirken, İncirlik Üssü varlığını sürdürse de üste bulunan termonükleer silahların, yakın zamanda “bakım için” taşınacağı iddiası yer almaktadır. İncirlik Üssü’nde yer alan termonükleer silahların taşınacağı iddiasının ABD-Türkiye ilişkilerinde derin bir kırılmayı işaret ettiğini de unutmayalım.

“ABD’nin hem Irak’ta hem de Suriye’de müttefikinin Türkiye değil PYD olduğu” değerlendirmesine yer verilen raporda, ABD’nin Türkiye’ye güvenmediği net bir biçimde hatırlatılmaktadır. Raporda, Türkiye’nin dış politikadaki odak noktasının Doğu Akdeniz olduğu tespitine yer verilirken, Türkiye’nin Libya’yla vardığı MEB anlaşmasının İsrail’in çıkarlarına karşı olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır. Bu anlaşma nedeniyle İsrail gazının Avrupa’ya transferinin zorlaşacağından kuşku duyulmaktadır. Rapordaki bir diğer ilginç tespit ise ABD’de Türkiye’ye yönelik iki farklı çizgi olduğu yönündeki şu saptamalardır: “Bürokraside yer alan Türkiye yanlıları ve Kongre’nin yanı sıra (Türkiye karşıtlığı yükseliyor.) Trump’ın çevresinde yer alan İsrail, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yakın isimler arasında çelişkiler bulunmaktadır!..” İsrailli uzmanlar, Doğu Akdeniz konusunda ABD’nin Türkiye karşıtı daha sert bir çizgiye çekilmesi gerektiğini vurgularken, bölgede savaş riskinin gittikçe yükseldiği değerlendirmesi yapılmaktadır.

Siyonist stratejistlere göre: İsrail Ne Yapmalıdır?

İsrail’e tavsiyeler bölümünde, bugüne değin Türkiye’nin İsrail’e karşı pragmatik bir yaklaşım sergilediği ifade edilirken, İsrail hükümetine de aynı oranda pragmatik davranması ve “Türkiye’yi aktif bir düşman haline getirmeyecek” siyasetler izlemesi öneriliyor. Bunu yaparken de “Türkiye’nin mevcut lideri ve Türk toplumu arasında ayrımı” keskinleştiren söylemler kullanılması işleniyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron da, söz konusu raporda yer alan ifadelere benzer bir biçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kötülerken, Türk milletine olumlu mesajlar vermeye çabaladığı hatırlanıyor… Rapordaki bir diğer ilginç değerlendirme ise Türkiye’deki laik çevreler ve FETÖ’cülerin İsrail’le iyi ilişkileri savunduğu konusundaki tespitleri oluyor. FETÖ konusu anlaşılabilir fakat burada “laik çevrelerden” hangi grup veya şahısların kastedildiği bir muamma olarak kalıyor. Rapor, Doğu Akdeniz’de ise Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve İsrail arasındaki anlaşmaların “Eğer lideri işbirliği yaparsa, (yani Erdoğan geri adım atarsa) Türkiye’yi dışlamadığı” yönündeki İsrail propagandasının sürdürülmesini öneriyor. Söz konusu bu söylemle Türk kamuoyunda, İsrail’in Türkiye’ye karşı bir düşmanlığı yok algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

'Erdoğan’ın Aşil Topuğu (zayıf damarı) Ekonomidir' saptaması!

İlgili raporda İsrail’in hangi araçları kullanarak Türkiye’yi “sınırlandırabileceği” konusu da işleniyordu. Bu araçların başında ise ekonomi geliyordu. İsrailli uzmanlar ekonomiyi, “Erdoğan’ın Aşil Topuğu” olarak nitelendiriyordu. Ve özellikle Kovid sonrası Türk ekonomisindeki verilerin negatife döndüğü detaylı bir biçimde belirtiliyordu. Raporun yazarları, ABD’de lobi faaliyetleri suretiyle Trump hükümetinin Türkiye’ye karşı daha sert adımlar atmaya yönlendirilebileceğini ifade ediyor ve bu yönde çağrı yapılıyordu. EastMed başta olmak üzere Doğu Akdeniz’de İsrail’in takındığı tavır, rapordaki tavsiyelerin uzun zaman önce uygulamaya geçtiğini işaret ediyordu. İsrail’in; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan ve Fransa’yla beraber Türkiye’ye karşı hareket edebileceği; diğer yandan Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve Kosova’nın da Balkanlardaki Türk etkisini kırma yönünde kullanılabileceği fikri raporda işleniyordu. Raporda; Rusya’nın, Türkiye’nin Rus topraklarında yaşayan Müslüman azınlıkla ilgili faaliyetlerinden rahatsız olduğu iddia ediliyordu. Bu rahatsızlık üzerinden Moskova’nın Türkiye karşıtı bir kampa çekilebileceği belirtiliyordu. İsrail hükümetine, ülkenin istihbarat ve askeri yapısının Türkiye’ye karşı şekillendirme çağrısı yapılan raporda, Türk donanmasına karşı önlemler alınması gerektiğinin de altı çiziliyordu!?

'Türkiye’deki Değişim Kalıcı ve Devamlıdır' kuşkuları!?

İsrail’de devlet çevrelerine yakın Siyonist isimlerce kaleme alınmış raporu bir bütün halinde değerlendirdiğimizde, raporun başlığının da ele verdiği üzere İsrail’in Türkiye’yi bölgedeki çıkarları açısından bir engel olarak gördüğü net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda raporda belirtilen siyasi, askeri ve ekonomik araçların, gerekli olduğu zaman sadece hükümeti değil, Türkiye’yi bir bütün olarak hedef almak için kullanılacağı da aşikârdır. Rapordaki ana fikir ise: Türkiye’de hükümet değişse bile, Batı’dan uzaklaşma ivmesinin devam edeceği vurgularıdır!

Bu raporla ilgili maalesef; “sadece bir düşünce kuruluşu raporu, İsrail hükümetinin siyasetlerini yansıtmaz” diyenler olacaktır. Bu yandaş ve yamuk kafaların Suriye’nin kuzeyinden Libya’ya kadar İsrail’in attığı adımları dikkatle araştırmaları ve diğer yandan MOSSAD Başkanı Yossi Cohen’in; “İsrail için Türkiye, İran’dan daha büyük tehdit” ifadelerini hatırlamaları lazımdır. Söz konusu rapor, öz itibariyle İsrail’in bugüne değin Türkiye’ye karşı uyguladığı siyasetlerin derli toplu bir özeti konumundadır. Önemli bir diğer yanı ise Türkiye’nin Batı karşıtı yöneliminin Erdoğan’ın ve AKP’nin tercihlerinden değil Türkiye’nin dinamiklerinden kaynaklandığının, Türkiye dışında da tespit edilir hale gelmiş olmasıdır. Umarız, Türkiye’de gerek hükümet gerekse de muhalefet çevrelerinden Türkiye’yi hedef alan bu tip rapor ve faaliyetlere karşı gereken tedbirlerin alınması ve ciddi tepkilerin koyulmasıdır. Ama maalesef ne Erdoğan iktidarından ne de muhalefet bloğundan hiçbir ses çıkmamıştır… Bir kez daha hatırlatalım ki; İsrail’le yakınlaşma, NATO’nun kafesine yeniden girmek anlamını taşıyacaktır.”[3]

İşte Siyonist Yahudi Liderlerinden David Rockefeller’in Türkiye İtirafları!..

"Türkiye’ye Adnan Menderes Zamanında ‘Marshall Yardımı’ İle El Attık"

Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu bizim güdümümüzde komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bizim projemiz ve desteğimizle Adnan Menderes taşınmıştır. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki; ödeme günleri geldiğinde bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik. Menderes ise bunu kabul edemeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşmaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikalar arka arkaya dikiliyordu. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için, ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidardaki yerini uzunca bir süre için sağlamlaştırdığını zannediyordu. Derken bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

"1980 Darbesi Bizim İsteklerimiz Doğrultusunda Yapıldı"

Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onlara da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.

12 Eylül 1980 Öncesi Binlerce Türk Genci Uydurma İdeojiler Uğruna Can Veriyorlardı!

En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak ikiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, her gün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsa yapsın hemen kabulleneceklerdir.

Özal, İsteklerimiz Doğrultusunda Kapıları Sonuna Kadar Açtı!..

Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken, finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı.

Özal’la Türkiye’de Para Hırsı Azdırıldı; Arkadaş, Dost, Aile Gibi Kavramlar Yozlaştırıldı!

Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık; rüşvet, hayali ihracat, devlet bankalarının çeşitli entrikalarla soyulmaları, banker skandalları gibi birkaç örnek yöntemlerle en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliyordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor ya da özelleştirme hikayesiyle, ucuz fiyatlarla şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.

“Kürt Devleti Projesini” Hayata Geçirmek İçin PKK’yı Biz Hazırladık!

Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için PKK denilen bir örgüt hazırladık. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisine çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim isteklerimizi geri çevirecek durumdan uzaktı. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hâlâ geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakârlık etmek zorunda kalacaklardı.

Erbakan’dan Mutlaka Kurtulmamız Lazımdı!

28 Şubat tezgâhıyla Refah-Yol iktidarının düşürülüp Erbakan’ın yasaklanması da, aynı Siyonist planların bir parçasıydı. Erbakan; sadece Müslümanları değil, tüm insanlığı bu Siyonist virüsüne karşı uyardığı ve kurtuluş projeleri hazırladığı için en tehlikeli düşman ilan edilip savaş açılmıştı.

Osmanlı’yı Yıkmak Zor Olmadı!

“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” sorusunu ise Rockefeller şöyle yanıtlamıştı:

Rothschild de bu konuyu açıklamıştı; sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletinin kurucusu sayılan Theodor Herzl, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikle Türk kadınları yerine, fethettikleri ülkelerden köle olarak getirdikleri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyorlardı. Tabi Hürrem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküşünü hazırladı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarla topraklar kaybedilmeye başlandı. Hazine plansız harcamalarla tüketildi. Savaş sonunda hedefimize ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelememize yol açtı ancak saf dışı bırakıldı. Tabi ki sonuçta bu arada bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetlerini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturacaktı.

Hitler, Bizim Tarafımızdan Getirildi, Çünkü Almanya’daki Yahudiler İsrail Devletini Kurmaya Yardımcı Olmamışlardı!

İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudilerin, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeye yanaşmamalarıydı. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde başarılmıştı. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce ulaşmıştı. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudilerden nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannesi o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannesi bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca, koyu Katolik ama aslen Yahudi olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudilere kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudileri korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamlar kullanılarak, sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryoları yazıldı.

Bütün bunlar niye yapıldı? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köle ve hizmetçi takımıdır! Eğer yaşamak istiyorlarsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insan bizim toplumlarımızdaki 5 milyon insan için çalışmaktadır. Bütün zenginlikleri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize akıtılmaktadır. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomileri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir durumdadır, refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakaları ise bizim emirberlerimiz konumundadır.

Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında Yeni Dünya Devletinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetmeye başlayacaklardır. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları ise eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklardır. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklardır. Seçkin kullar olan bizim insanlarımız ise günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle yaşayacaklardır.”[4]

Özetle: Erdoğan’ın ve AKP iktidarının, Erbakan’ın devamı olduğunu söyleyenler, hem rahmetli Hocamızı bunların tahribatlarına ve günahlarına ortak yapmaktadırlar, hem de okyanusları bile kirletecek bunca kötülük ve hıyanetlerini aklamaya çalışmaktadırlar!..

 


[1] 06 Ağustos 2019 / www.hatayinternettv.com

[2] https://www.hatayinternettv.com/makale/israil-medyasindan-turkiye-analizi-1792

[3] O. Sinan Güzaltan. 22 Eylül 2020 - Aydıncık

[4] https://www.yeniakit.com.tr/haber/iste-yahudi-rockefellerin-soke-eden-turkiye-itiraflari-291406.html

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 228

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR