Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4831
mod_vvisit_counterDün6748
mod_vvisit_counterBu Hafta11579
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay134082
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16568998

IP'niz: 3.237.61.235
Bugün: 20 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12092108

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ASKER SESSİZ& TÜRKİYE SAHİPSİZ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Sahnelenen olayların kendisine değil, perde gerisine bakmayan... Kavga eden figürlerin, hangi rejisörlerin güdümünde olduğunu anlamayan... Ve bu suni vur-kaçların hangi sonuçları doğurduğunu görmeye çalışmayan, doğru yorum yapamaz...

   İç ve dış siyasetteki kapışmaların veya yakınlaşmaların:

  • - Taktik mi?
  • - Stratejik mi?
  • - Politik mi?
  • - Ekonomik mi?
  • yoksa,
  • - Psikolojik mi?
 

Olduğunu çözmeden, tarafımızı ve tavrımızı belirlemede uygun davranmamız mümkün olmaz.

YÖK-AKP Paslaşması:

Hatırlarsanız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Londra'ya AB'ye ilişkin Ek Protokol'ü imzalamaya gitmeden önce çıkan "YÖK - Hükümet Polemiği"ni tüm kamuoyu üzülerek izlemiştir! (Ancak yazık ki "çirkin pazarlık"ı pek az kişi deşifre edebilmiştir!)

YÖK, meslek lisesi mezunlarının katsayı artışına karşı çıkmış ve bu tartışma birden tırmandırılmıştır. Ve her nedense hükümet bu konuyu sineye çekmiş ve bir "pazarlık kozu" olarak ileri sürdüğünü de istemeyerek deşifre etmiştir!

Ak Parti Kulisleri'ne göre; meslek liselerinin üniversite engeline karşılık Ek Protokol'ü imzalama avantajı elde edilmiştir. (Bize kızmayınız, zira bu söylem bizim değil, AK Parti Kulisleri'nin söylemidir!)

Yani Kıbrıs için AB'nin istediği tavizler verilecek, Kıbrıs Rumlar'a hediye edilecek ve bunun karşılığında da güya AB'ye girilecekti!

AK Parti Hükümeti'nin Kıbrıs tavizinin Türkiye'nin güvenliği ile bir ilgisi var mıdır? (Yoksa bu konu aksine bir "milli güvenlik sorunu" haline mi getirilmiştir?)

Kuzey Kıbrıs Türkiye'nin jeo-politik ve jeo-stratejik açıdan en önemli kozlarından biri midir, değil midir?

Kuzey Kıbrıs Rumlara verilirse AB üyeliği garanti midir?

Bu ve benzeri soruların muhatapları olanlar ve güvenliğimizin sigortası sayılanlar; maalesef "devre dışı" kalmış gibidir!

Ak Parti Hükümeti'nin başörtülüleri, İmam Hatipliler'i ve Kur'an kursundaki kursiyerleri; nasıl birer "pazarlık malzemesi" olarak gördüğünü, YÖK - Hükümet Polemiği en çarpıcı şekilde ispat etmiştir!.

Ancak; Türkiye'de tırmandırılan her tartışmanın perde arkasının, başka bir pazarlığı içerdiğini, ne yazık ki geniş halk kitleleri ve Tayyip'i imanlı bir Müslüman olarak gören geniş mütedeyyin kesim hala bilmemektedir.

AKP'nin "Tanrı'yı kıyamete zorlamak" senaryosunun; "Tanrı'yı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmaya zorlamak" versiyonu olduğu da bu sebeple kamuoyu tarafından deşifre edilebilmiş değildir!

Neticede bu süreçte; YÖK, TSK ve kısaca "devlet", halkına karşı zalimleştirilirken (zulmün devam edemeyeceği gerçeğinden hareketle) halkın da mazlumlaştırılması şeklinde ilerletilmektedir. Sonra ise mazlumların ahı ile devletin çöküşü yaşanılacak ve birileri de bu görüntüden müthiş haz duyacaklardır!

Ancak bazı gaflet ve hıyanet ehli; bu görüntüyü hiçbir zaman izleyemeyeceklerini ve muratlarına erişemeyeceklerini idrak edebilmek için "tarih"e bakmaları kafi olmakla birlikte; kendileri, tarihi görmezden gelme ve çarptırma yönündeki faaliyetlerine hız vermeyi tercih etmiş durumdadırlar!

AKP senaryosuyla: çağdaş, laik, entellektüel, cumhuriyet bekçisi gibi görünen ama bu vasıfları; sadece işgal eden, gasp eden birileri, bilerek ya da bilmeyerek halka zulmederler ve Osmanlı'da olduğu gibi devletin çöküşü gerçekleşir. Şu anda bu zulme uğrayanların (!) iktidarı (!), yani Türkiye'nin zencisi (!) başbakan da maalesef Emanuel Karasu'nun rolünü oynamaktadır.

Sonuçta YÖK hadisesi, bu arka planla birlikte okununca taşlar yerine oturacaktır..

Yani YÖK Tanrı'yı kıyamete zorlayanların Türkiye şubesinin oyunlarından bir parçadır Ve aslında iktidarın mütedeyyin kitle üzerinden oynadığı kirli oyunların bir yansıması olan YÖK hadisesine, bir "komedi" değil "trajedi" demek daha doğru olacaktır!

Zira insanlarla adeta dalga geçen siyasi figüranın ülke fotoğrafı üzerinde yaptığı tahrifat, "kapanması güç açıklar" meydana getirmekte ve bu tablo için de ancak "tiraji-komik" nitelemesi yapılabilmektedir.

Ve diğer oyunları teşhis etmek ise, bu yöntem üzere gidilirse; aslında o kadar da zor değildir.

Türkiye'de 1950'den itibaren işlemeye başlayan dış güdümlü çok partili sistem, devleti bugün merkez sağ diye nitelenen iktidarlara teslim etmiştir.

CHP'nin, yani kısmen "devleti kuran irade"nin muhalifi gibi algılanan unsurlar "iktidar" olunca; merkez sağı dizginlemek için sağın "din" ve "milliyetçilik" gibi koyu renkleri devreye sokulmuş ve sürekli istismar edilmiştir.

Bu açıdan "AKP Hükümeti - YÖK İlişkileri"ne yakından bakılacak olunursa;

  • - AKP Hükümeti YÖK'ten sadece İmam Hatip Liseleri'ne uyguladığı katsayı adaletsizliğini düzeltmesini ve başörtüsünü serbest bırakmasını istemektedir. Çünkü bunu yaptığı anda siyasi tabanına karşı rüştünü ispat etmiş olacaktır. YÖK ise, bu iki konuda AKP Hükümeti'ne geçit vermemektedir.
  • - Görüldüğü gibi konu "eğitim hedefli" değil "siyasal içerikli"dir. AKP siyasal ve toplumsal tabanını tatmine çalışmak,., YÖK de güya "rejim"i koruma peşindedir!.
  • - AKP'nin rejimi değiştirme ve ılımlı islamı yerleştirme şeklinde ifade olunabilecek gizli talebi, ve İslami bilgi yetersizliği göz önüne alınırsa: Müslüman Halk için ağır sonuçlar doğurmaya mahkum sinsi bir girişimdir.

Aslında oynanan oyun açıkça şudur; Türkiye'deki "üniter devlet ve "millet yapısı"ndan rahatsız olan iç ve dış mihraklarla, işbirliği içinde; devletin anayasal organlarını yıpratacak hamleler sergilenmektedir.

Genelde haklı taleplere dayanan yıpratma atakları ile halk devletin karşısına alınmakta; daha doğrusu "gizli işbirlikçi" haline düşürülmekte, devlet de "zalim" pozisyonuna itilmektedir

Görüldüğü gibi çatışmadan çıkacak tek sonuç; "devlet ve milletin imhası"dır. Dolayısıyla yapılması gereken; YÖK'ün burada bir durum tespiti yaparak devleti "zalim" pozisyondan çıkartacak bir açılım yapmasıdır. Aksi halde "devlet"i hedef alan iç ve dış mihraklar hedeflerine ulaşmış olacaklardır.

YÖK anlaşılmaz bir biçimde AKP'yi ve işbirlikçileri bilmeden desteklemekte ve "devleti tahrib hareketi"nin önünü açmaktadır. Bu tartışmadan AKP galip çıkarsa; devlet "zalim", AKP ve yandaşları ise "mazlum" sıfatı taşıyacaklardır. YÖK'ün tavrı, milleti devlete karşı olumsuz düşünmeye sevk edecek ve sonuçta yine "devletin güvenirliliği" ile "milletin birliği" zarar görecek, genel devlet yapısı zedelenecektir.

Nihayetinde devletin çekirdeği ile AKP'nin çatışması bir "hak ve özgürlükler mücadelesi" olmaktan çıkmış; elbirliği ile "dini, devleti ve milleti imha hareketi"ne dönüştürülmüş vaziyettedir.

KİT'lerin tasfiyesiyle, Türkiye talan edilmektedir:

Üçüncü dünya ülkesi olmayan bir ülkede ilk defa bir Telekom şirketi yabancılara satılmış ve onların inisiyatifine terk edilme yoluna gidilmiştir.

Bununla birlikte AB ülkelerinde Telekom ihaleleri halka arz edilmekte, geriye kalan kısımları ise yerli müteşebbislere devredilmekte ve yabancılara verilmemektedir.

AB üyesi olmak için inatla direten Türkiye ise; ne hikmetse AB ülkelerinin bu prensiplerinden ders almak yerine, tam aksi bir tutumla "kritik noktaları" yabancıların kontrolüne bırakarak onlara bir servis altyapısı sağlama yoluna gitmektedir.

Ve şimdi sırada olan adım ise; son teklif tarihi 26 Eylül 2005 olan, yılda ortalama 7 milyon ton çelik üreterek cirosunu 6.2 milyar YTL'ye taşıyan ERDEMİR'dir...

Talipleri arasında Fransız Arcelor, Hindistan - İngiliz ortaklığındaki Mittal Steel, İngiliz - Hollanda ortaklığındaki Corus, Rus Novolipetsk ve OAO Severstal ile Amerikan US Steel şirketleri bulunan ERDEMİR'in 2004 net karı ise 790.1 milyon YTL'dir.

1987 Yılı'nda özelleştirme programına alınan ve 1990 Yılı'nda hisselerinin % 2.93'ü halka arz yoluyla, 1990-1994 yılları arasında ise hisselerinin toplam % 6.05'i İMKB'de satış yoluyla özelleştirilen ERDEMİR'in halihazırdaki % 46.12 oranındaki hissesi ise özelleştirme idaresi portföyünde yer almaktadır.

ERDEMİR'deki, Türkiye Kalkınma Bankası Hisseleri de dahil olmak üzere toplam % 49.29 oranındaki kamu hisselerinin özelleştirilmesi ise 24 Mayıs 2005'ten itibaren ilanla ihaleye çıkmıştır.

Bununla birlikte Eti Alüminyum A.Ş.'de bulunan % 100 oranındaki kamu hissesinin özelleştirilmesi ise 9 Nisan 2005 Tarihi'nde ilanı yapılmıştır...

Mustafa Kemal ATATÜRK; "Bir memleket kâğıdını kendi yapamadığı zaman ulusal kültürünü yabancı kültürüne bağlar. Kapitülasyonların en tehlikelisi de budur!" sözünü ve Albayraklar Davası'nda ihaleye fesat karıştırmaktan Başbakan Tayyip Erdoğan ile birlikte yargılanarak 2 ay 27 gün hapis, para cezası ve 1 yıl ihaleden men cezası alan Mustafa Albayrak'a 2003 Haziran'ında 1 milyon 100 bin Dolar'a teslim edilen SEKA da hatırlanacak olursa, sürecin hangi noktalara doğru götürülmek istendiğini algılamak da daha kolay olacaktır.

Fabrikanın teslim alınmasının akabinde 287 işçinin işine son veren ve diğer bir SEKA işletmesi olan Afyon şubesinde de 226 çalışanı işten atan yeni şirket sahipleri, Balıkesir ve Afyon'da mağdurlar tarafından organize edilen protesto gösterilerinden de hiçbir şekilde etkilenmemiştir.

Ayrıca bu noktada, ekonomik açığı kapatmak adına özelleştirme yapıldığını savunanlara sorulabilecek çok önemli bir sorunun da yeri gelmiştir.

SEKA Balıkesir'in satışından 3 taksit ile 1 milyon 100 bin Dolar, yani 1.5 trilyon alacak olan devlet, işinden edilen işçilere toplam 9 trilyon tazminat ödeyeceğine göre ortaya çıkan 7.5 trilyonluk zararla hangi "bütçe açığı" kapatılacak, ya da nasıl bir "ekonomik istikrar" sağlanacaktır?

Sakın "Düze çıkacağız!" söylemleri ile, alınan "küresel talimatlar" doğrultusunda "Türkiye Cumhuriyeti'nin öz kaynakları"  birilerine sorumsuzca peşkeş çekiliyor olmasın!

AKP içinde önemli bir isim olan ve üstelik ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener'in piyasalarda geniş yankı uyandıran "Özelleştirme bu hızla giderse Arjantin'e döneriz!" çıkışı da kesinlikle göz ardı edilemez bir gerçektir!

Abdüllatif Şener'in bu açıklaması; AKP'nin izlemekte olduğu yanlış politikaların kendi "derin bilinçaltlarında biriktirdiği korku"nun bir dışavurumudur!

Asker, niye sessiz ve tepkisiz?

1876 sonrası tarihi gelişmelerin neredeyse aynen tekerrür ettiği günümüz Türkiye'sinde "milletin ortak aklının tecelli ettiği yer" olarak TSK'mızın duruşu şüphesiz hayati öneme sahiptir!

Bir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti mi, yoksa II. Abdülhamit'e hallini arza giden heyetin dinamiklerinin hükümeti mi olduğu bir türlü kestirilemeyen Ak Parti Hükümeti rotasını şaşırdığında; TSK'nın, bir deniz feneri işlevi görerek Anayasa'nın, milletin ve tarihin kendisine yüklediği vazifeyi yerine getirmesini beklemek millet olarak en temel hakkımız değil midir?

Ayrıca orduyu bir müdahaleye, bir darbeye, bir anti-demokratik harekete kışkırtmak şeklinde bir düşüncemiz asla söz konusu değildir, olamaz da!

Ancak paşalarımızın, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni tekrar okumasını ve aşağıdaki satırlar üzerinde düşünmesini önermek de yine en temel hakkımız ve görevimizdir!

"İstiklâl ve Cumhuriyet'ine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren (Türk Askeri'nin başına çuval geçirilmesi ve PKK terörü gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür...) ve hile (AB normları, çağdaş ordu ve demokrat paşalar görünümü altındaki pasifizasyon gibi önemli noktalar da yine çoğaltılabilecek örneklerdir...) ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir."

...

Dolayısıyla hemen her makamda bulunan Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi; bir duvar süsü değil, bir "UYARI SİSTEMİ"dir!

Şimdi Ak Parti Hükümeti'ne bu açıdan bir bakınız!

Ecevit, Bahçeli ve Mesut Yılamaz hükümetleri ile buna benzer örnekleri de bu açıdan bir daha hatırlayınız lütfen!

Hatta tüm kuvvet komutanları kendi tutumlarını "Gençliğe Hitabe Mihengi"ne vurabilirler!

"Bakalım bunları yaptıktan sonra da hala:

"Türkiye'nin şu anki durumunun Gençliğe Hitabe ile ne ilgisi var?" cümlesini kurabilecek misiniz?

Lütfen milletin size emanet ettiği koltukları derhal terk ediniz ya da gereğini yerine getiriniz!.

Bunu millet ve devlet için yapmayacaksanız, en azından  kendi onurunuz için deneyiniz!..."[1]

Yaşar Büyükanıt ve Hurşit Tolon Paşaların uyarılarına kulak veriniz!...

ZİRA SÖZ KONUSU VAHİM DURUMUN SÜRDÜRÜLEMEZ OLUŞU, GÜN GİBİ ORTADADIR !

 

AKP Hükümeti  - TSK İlişkileri

28 Şubat Süreci'nden olumsuz etkilenen ve bir anda din - devlet ilişkisi konusunda taraf haline gelen TSK ile, bugünkü AKP Hükümeti'nin verdikleri fotoğraf çok uyumlu gözükmektedir.

Nitekim Genelkurmay Başkanı Özkök; "Hükümetle ilişkileriniz nasıl?" sorusuna karşılık mevcut ilişkileri "şiir gibi" diyerek nitelendirmiştir. "Şiir gibi" nitelemesi, Başabakan Recep Tayyip Erdoğan'ı olumlayan ve destekleyen bir içeriğe sahiptir.

28 Şubat Süreci'nin dayanaklarının ne kadar sanal olduğu ortaya çıkınca ve sürecin akabinde 1999 Seçimleri ile işbaşına gelen 57. Hükümet zamanında meydana gelen depremler ve ekonomik krizler Türk Devlet Yapısı'nı zedeleyince; TSK daha temkinli olmaya ve siyasi erke müdahale etmemeye yönelmiştir.

28 Şubat'ta "şeriat gelecek" endişesi ile alaşağı edilen Refah - Yol Koalisyonu'nun "en belalı ismi" kabul edilen Orgeneral Çevik Bir; bugün AKP Hükümeti'nin danışmanlarındandır.

28 Şubat'ta Necmettin Erbakan'ın asla teşebbüs ve tenezzül etmediği her yanlışa bugün pervasızca girişen Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığında "bir koalisyon ortağıyla sıkıştırılmamış güya dinci bir iktidar"da yolsuzluklar, hırsızlıklar, ihanet ve peşkeşler ayyuka çıkmıştır ama nedense şimdi tehdit ve  tehlike çanları hiç çalmamaktadır.!

Tehdit algılamaları köreltilmiş yeni yetmelerden oluşan bir siyasal erkin peşine takılan TSK'dan da "çıt" çıkmamaktadır!

28 Şubat'ın şaibeli generali Çevik Bir'e dönüp "Hani bunları şeriat geliyor diye indirmiştin? Şimdi niye danışmanlıklarını yapıyorsun?" diye soracak etik değerleri kuvvetli atik bir komuta kademesi de bulunmamaktadır!

"Bütün komutanları bir şekilde bağladık, artık TSK'yı tesirsiz hale getirdik!" diyen başbakana; "Yani TSK, Tayyip Silahlı Kuvvetleri mi oldu?" diye soran danışmana hak vermemek haksızlıktır!

Nihayetinde Kuzey Irak'ta, Kıbrıs'ta, Türkiye'nin doğu ve güneydoğusu'nda, Telekom, Tüpraş, Petkim, Erdemir'de ve daha başka alanlarda kaybettiklerinin farkında olmayan TSK'nın; AKP Hükümeti ile ilişkileri gayet rayında ve tıkırındadır...

Vatanı sadece sınırlardan ibaret sanan bazı kuvvet komutanları ve Genelkurmay Başkanı'na "ABD'nin vatan tanımı"nı öğrenmelerini tavsiye etmek yerinde olacaktır.

Neticede 28 Şubat'ta Refah - Yol'a müdahale etmek ne kadar haksız ve yanlışsa; bugün AKP Hükümeti'ne müdahale etmemek de bir o kadar hayret uyandırıcıdır!

Evet:

  • Dış politikada: Komşularımız, İslam dünyası ve diğer dostlarımızla giderek aleyhimize dönerken,
  • Başbakan'ın ifadesinin aksine Türkiye'de bölgesel, etnik ve dinsel milliyetçilik alıp başına giderken (sadece AKP'lilerin bile şikayet ettikleri 3K'ya - Karadenizliler, Kayserililer ve Kürtler - bakmak yeterli),
  • Devletin en önemli kurumları özelleştirme adına peşkeş çekilirken,
  • Kemal Derviş'e ve mason müritlerine, yaptıklarının hesabı sorulmazken,
  • Türkiye tasfiye edilip tarihin mahzenine gömülmek istenirken...
  • Atatürk'ün deyişiyle "ülkenin bütün kaleleri zaptedilmiş" ve Ordu da "terhis" edilme aşamasına gelmişken, eskiden sık sık yaptıkları "tehdit algılamaları" ile ünlü askeri heyetten, şimdi, niye acaba ses çıkmıyor?!...

Laiklik yaygaraları ve başörtüsü tantanalarıyla meşhur kesimlerin, bugün niye nefesleri tıkanıyor?

Hazine Bulan Türk Düşmanları!

Genelkurmay Başkanı Özkök'ün demokratik kişiliği Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasal yetersizliği ile birleşince: ortaya çıkan resimin alıcıları oldukça memnun görünmektedir.

Şaşkınlığın sebebi ise; bulunan ganimetin büyüklüğünden ve zahmetsizce elde edilişinden ileri gelmektedir.

Türkiye gibi bir ülkeyi, bu kadar ucuza kapatmak, herkese küçük dilini yutturacak kadar akıl almaz bir iştir!.

Bütün bunlar ülkemiz adına ise; hazin ve vahim bir durum arz etmektedir...

Komuta kademesi, "bu ahval ve şeriat altında dahi" Osmanlı'nın son döneminde, basireti ve feraseti bağlanan paşaların rehaveti ve sorumsuzluğu içinde, AKP Hükümeti'nin işini kolaylaştırırken; millet ve devletin sonunun hazırlanışını da sadece seyretmektedir!..

   Dolayısıyla bugünkü hükümet ve istisnalar dışında komuta kademesi; tüm düşman ve rakip odaklar tarafından olağanüstü bulunarak, takdir ve taltif edilmektedir.

   Atatürk'ün bugünkü komuta kademesi hakkında ne söyleyeceğini merak edenlere ise; "NUTUK" adlı eseri yeniden okumaları tavsiyemizdir!..

 



[1] SESAR /  29.Temmuz.2005


Bu yazarin diger makaleleri

CEMAAT’İN CERAHATİ
  Bazıları bu başlıkları ve yakıştırmaları ağır, acıtıcı ve kırıcı bulmaktadır....
Devami
STRATFOR’UN MAHİYETİ VE MARİFETİ
  Güya, “geleceği görmek ve gerekli önlemler geliştirmek” için oluşturulan strateji...
Devami
İSRAİL’İN TSK ENDİŞESİ VE YENİ BİR ZAFERİN AYAK SESLERİ
 Sabataizme Kemalizm kılıfı geçiren Darwinist ulusalcıların ve solcuların İmam Hatip...
Devami
OKURLARIMIZA, YAYINCILARIMIZA, YARDIMCILARIMIZA VE DOSTLARIMIZA ZARURİ BİR AÇIKLAMA:
  Çok değerli alakanız, arka çıkmanız, destekçi olmanız ve özellikle dualarınız...
Devami
KAVRAMA VE YORUMLAMA SANATI VE ÖCALAN’IN DİN İSTİSMARI
Yerel seçimler öncesi dile getirilen bir tahmin-yoruma göre Türkiye’de bütün...
Devami
İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!
İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!        “Öyleyse sen yüzünü...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4453

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR