Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7392
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38757
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28880
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803235

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200552

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AYIN AYNASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

DİYALOGCULARIN TERÖR YAFTASI


11 Eylül sonrası ABD ve Avrupa kentlerinin yanı sıra bölgemiz ülkelerindeki birçok şehirde yaşanan "terör saldırıları ve patlamalar"ın ardından, özellikle yerli dinlerarası diyalog çevreleri ve bunların uzaktaki akıl hocaları ortalığı velveleye boğuyorlar. Küresel çapta kendini gösteren terörizmin önlenmesi için artık "dinlerarası diyalog"un bir vecibe halini aldığı vaveylası kopartıyorlar. Batıdan pompalanan "Terörist Müslüman imajı"nın silinmesi için, kesinlikle "Ehl-i kitap ile amentüde ittifak" edilmesi, dolayısıyla "papazların dinlerarası diyalog seferberliğine iştirak" edilmesi gerektiğini yazıp, konuşuyorlar.

Yerli ve yabancı diyalogcu çevrelerin, her patlama sonrasında refleks olarak ortaya koydukları şu üç kronik yaklaşım; işin içindeki hinlikleri bütün çarpıklığı ve çıplaklığıyla ortaya koymaktadır:

  • 1. Her gürültünün ardından "İslamcı terörist işi" yaftalarıyla fail-i meçhul terör eylemlerine anında "İslam" patenti vermeleri.
  • 2. Hindukuş dağlarından Afganistan'ın yalçın kayalıklarına uzanan dağlarda-tepelerde yıllarca toz-toprak içinde çıplak ayak yahut takunya ile dolaşan güya El-Kaide namlı birkaç kişinin; modern dünya kentlerinin göbeğinde küresel güçlerin istihbaratlarını dahi apıştıran profesyonellikteki saldırıları yaptıklarına "yargısız hükm" etmeleri.
  • 3. Bu tanımlama ve "yargısız infazlar"ın hemen ardından muhakkak "dinlerarası diyalog tezgahtarlığı"na soyunarak "Müslüman terörist imajını yok etmemiz için diyalog şart" teraneleriyle ortaya dökülmeleri.

Tezgahtarlar isbaşında...

Nitekim yerli tezgahtarlardan kimisi "terör tehdidi ve dinlerarası diyalog" üstüne döktürürken, kimi Karaman'ın koyunu da Müslüman milletimizin "ABD-Vatikan ortak projesi olan diyalog"a koyduğu iman rezervini ve itikad tepkisi kırmak için "Medine Vesikası'ndan kendince deliller üretme"ye kalkışıyor. Bu bağlamda "Papalık misyonunun bir parçası olanlar"ın mevkutelerinde fazlasıyla doküman bulunduğu için sözkonusu "terörün panzehiri diyalog" söylemine dair ayrıca referans vermiyorum, ek veriler sunmuyorum.

Dün Bolşevik İhtilali'yle birlikte ABD-NATO ağzıyla "vatanımızı işgal eden Ehl-i Sâlib ile, yani Hıristiyanlarla ateizme karşı ittifak"ı savunanlar ve Üstat Bediüzzamanı istismara kalkışanlar, bugün "güya Müslümanların ma'mulü küresel teröre karşı dinlerarası diyalog ve medeniyetler ittifakı"nı misyon ediniyor... 

Diyalog işi öyle küresel bir noktaya varıyor ki, diyalogun ötesine taşarak "medeniyetler ittifakı / alliance of civilizations"ndan dem vuruluyor.

Evangelist-Armagedon Başkan W. Bush güdümlü BM Genel Sekreteri Kofi Annan, dinler arasında uzlaşmayı güçlendirmek amacıyla 'Medeniyetler İttifakı' projesinin startını veriyor. "Irak'ın işgali"nde madara olmuş Kofi, işgallerin yürek yaktığı düzlemde, işgalcilere karşı sukûtu tercih ederken, kendi medeniyetinden kopmuş aymazlara "medeniyetler ittifakı"nı salık veriyor. İş, diyalogu-miyalogu aştı, zalimlerle ittifaka hatta kafirlere ittibaya vardı.

Dolayısıyla "küresel terörizme karşı dinlerarası diyalog ve medeniyetler ittifakı" konusu en azından bazı temel parametrelerle tahlil edilmeye değer bir gündemdir.

Önce şunu netleştirelim: Dinlerarası diyalog projesi kimin eseri? "Diyalog konsorsiyumu"nda kimler var?

Vatikan'ın Papalığı, Amerika'nın ADL'si, Gizli Amerika'nın Güneykoreli Moon'u ve 1990 sonrası Türkiye'sinin kendi ifadeleri ile "Papalık misyonun parçaları"[1]

Bunda bir ihtilaf var mı, bir ilave var mı? Yok. Eksiği var, fazlası yok...

O halde diyalogcuların kendi beyan ve kaynaklarına göre Vatikan'ın teröre karşı duruşu ve terör hususundaki tavrı nedir ki, ADL'nin terörizm sicili ve günah galerisi nasıldır ki, bunların önderliği, projelendirmesi ve yönlendirmesiyle oluşturulmuş "dinlerarası diyalog" güya "teröre panzehir" olsun...

9 Şubat 1998'de Papa II. Paul'un Vatikan'ında "Papalık Konseyi misyonunun (PCID) bir parçası olmak üzere orada bulunduğunu" ilan eden[2] Fetullah Gülen, bakınız bir zamanlar Vatikan'ı nasıl tanımlıyor, Vatikan'ın günah ve terör galerisini nasıl tasvir ediyor:

"Dünyanın dört bir yanında bütün vahşet tablolarının ardında maalesef iştihak vardır. Misyoner teşkilatı vardır. Vatikan vardır... Çiyan yuvası, kobraların yuvası. Saraybosna'da akan kanın ardında Vatikan vardır. Keşmir'de akan kanın ardında Vatikan vardır. Amerika'da onların lobileri vardır. Almanya'da lobileri vardır. Başka bir yerde bir Hıristiyan teşkilatı hafif gadre uğrasa, yer yerinden oynar, kızıl kıyamet kopar... Yani bunlar için kızıl kıyamet koparıyorlar. Mektuplar yazıyorlar. Dünyanın değişik yerlerinde, Keşmir'den Filistin'e kadar oradan Somali'ye kadar, hatta fırsatını arıyorlar, bir yerde Sudan'ı işgal etmek için, Filipinler'e kadar, dünyanın değişik yerlerinde kan seylatları gövde götürüyor fakat seslerini çıkarmıyorlar"[3]

Diyaloga karşı çıkma hakkı bile yok...

Dün Vatikan için bunu diyen Gülen, "bugün diyalogun karşısında duran üç zümrenin, ancak geçmişteki Hâricîlerin ve Karmatîlerin uzantıları ve günümüzün anarşistleri olduklarını" söyleyecek kadar Vatikan'ın projesi namına ileri gidiyor; Kur'an-ı Kerim'in, Hz. Peygamberin ortaya koyduğu ve Ehl-i Sünnet'in zirve ulemasının derlediği Ehl-i Kitab'a dair "temel itikad esasları"na sarılmayı imanının gereği görerek ""dinlerarası diyalog"a karşı çıkan Müslüman kesimi adeta "Papalık misyonunun bir parçası olma"nın[4] (seviyesinde bir "hoşgörü"yle(!) "Haricilik, Karmatîlik ve Anarşistlik"le itham etmekten geri durmuyor[5]

Bu Vatikan, nasıl oluyor da 1962-1965'te Papa VI. Paul riyasetindeki papazlarla şekillendirdiği "dinlerarası diyalog projesi" ile bugün terörün panzehiri olabiliyor?

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Hafızasını yitirmeyenler için, bugün dinlerarası diyalog tezgahtarlarını sürmanşete çıkartan o dönemin kartel medyasının diliyle güncel bir Vatikan karakteri daha takdim edelim:

"Vatikan'dan teröre destek: Katolik dünyasının ruhani merkezi olan Vatikan, Apo'ya sığınma hakkı verilmesine taraftar olduğunu bildirdi. Doğu Kiliseleri Topluluğu sorumlusu Kardinal Achille Silvestrini, Kilise'nin Kürt toplumunun ulusal kimlik kazanmasına sempatiyle baktığını hatırlattı"[6]

PKK'nin teröristbaşını bağrına basan Vatikan, kucak açıp koruma altına alan Papalık, yerli diyalogcu aymazların ifadesine göre, şimdi dünyaya barış getirecek, öyle mi?

Bu olsa olsa diyalogcuların, belki terörizmi istismar etmeleri olabilir?

Diyalogcuların bizzat kendi beyanlarıyla ADL'nin günah galerisini hatırladığımızda, bu ADL'nin ortaklığındaki "hoşgörü projesi" nasıl teröre panzehir olabilir, diyerek hayretler içinde kalacaksınız? [7]

TÜRKİYE PARSEL PARSEL SATILIYOR! (*)


Tarih insanlara bazen gurur vesilesi olabileceği gibi, bazen de çok acı ibret öyküleri ve büyük gafletlerin korkunç neticelerini anlatabilmektedir. Tarih şunu da anlatır ki: insanlar dil, din, ırk, cins farketmeden dost olabilir; ama milletlerin dost olması mümkün değildir. Dost gözüken milletlerin ancak aynı soy, kültür ailesine mensubiyetle biraraya geldiğini görmekteyiz. Buna örnek olarak Anglosakson ulusları arası dayanışmayı ve Türkiye-Türk cumhuriyetleri arası bağları verebiliriz.

Bizim sunmak istediğimiz konu ise: topraklarımızın yabancılara satılması konusudur. Anayasa Mahkemesinin 1985 tarihinde iptal ettiği "Tapu ve Köy Kanunlarının ilgili maddelerini değiştiren kanunun" karar gerekçesinde (ki bu karar konumuzu doğrudan ilgilendirmektedir.)şu belirtilmektedir: Toprak devletin asli unsurlarındandır.

Tarihimize dönüp baktığımızda gördüğümüz odur ki, Osmanlı Devleti'nin sonunu getiren de toprakların yabancılara satışı ve kapütülasyonlar olmuştur. İlk Gümrük Birlği anlaşması, İngilizler ile Osmanlılar arasında 1838 yılında imzalanmıştır. Neticesi Ege çiftçisinin iflası olmuştur.1867 yılından önce yabancılara taşınmaz edinme hakkı verilmemişti, Avrupa devletleri 1856'dan itibaren Osmanlı idaresinden taşınmaz edinme hakkının tanınmasını istemişlerdi. İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya, Osmanlı hükumetine bir nota vererek, Osmanlı ülkesinde çeşitli yollardan taşınmaz mal sahibi olan yabancıların durumlarını düzeltmek için müzakere teklif etmişlerdi. Bu tarihe kadar Osmanlı ülkesinde muvazaa veya başka yollarla bu hakkın yabancılarca kullanıldığı bir gerçekti. İhtiyaçlara cevap vermek amacıyla 1867 tarihinde " Tab'ayı Ecnebiyenin Emlake Mutasarrıf Olmaları " Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Bu kanunla yabancılara ilk olarak taşınmaz mal edinme hakkı tanındı.1. maddesi, yabancılara Osmanlı vatandaşları gibi ve şartsız olarak taşınmaz mal edinme hakkını sağlamıştı. Yani eşitlik esası getirilmiştir. İki istisna vardı. Birincisi Hicaz arazisidir. Burada yabancılar mülk edinemezlerdi. İkincisi, Osmanlı vatandaşı iken izin almadan vatandaşlık değiştirenlerdir. [8]

Bu kanunlarla İzmir'den yapılan kuru incir, üzüm, tütün, hububat ihracatı sona erdi. Tüm tarım ve tarıma dayalı endüstriler, Ankara tiftiğinden Bursa, İzmir, İstanbul dokuma tezgâhlarına kadar tüm dokuma tezgahları kapanıp, iflas etti. Ve şimdi 2000'li yılların tekstil devi Türkiye'sinde tekstil kalesi Denizli'de neden hızla fabrikalar kapanmaktadır? Kotalar ve haksız batı rekabeti, ayrıca yabancıların Ege'ye sızmasıyla açıklanamaz mı?

1867'den 1882'e kadar yedi milyon dönüm toprak, Ege'de Yahudilerin, İngilizlerin, Ermenilerin, Rumların eline geçti. Bu bilgileri edindiğimiz sayın Hakkı Dedeler'in makalesinde şu bilgiler de bulunuyor:

"1882 yılında, İzmir ‘in  %85 tapu kaydı İngilizlerin ve Rumların elinde idi. Alsancak, Karşıyaka,  Buca üzüm bağları, dükkanları, villaları ve bahçeleri yabancıların elindeydi. İngiltere kraliçesi Victoria'nın doğum günlerinde ve İngiliz milli bayram günlerinde İngiliz bayrakları salkım saçak dalgalanıyordu. Bu yüzden halk arasında İzmir'den bir şekilde;

‘ Gavur İzmir ‘ diye söz ediliyordu."

"Aynı tarihlerde Çukurova'da 7 Ermeniler Mevkii tabir edilen yer satılmış.30 bin dönüm Bezdikyan, 25 bin dönüm Nalbantyan,5 bin dönüm Gülbekyan,5 bin dönüm Gökdereliyan, 5 bin dönüm Kuyumcuyan ve 5 bin dönüm Cintoros çiftliklerine satılmıştı. Sultan II.Abdülhamit Kozan'da 400 bin dönümü,Mut'ta 280 bin dönümü,Yüreğir'de 400 bin dönümü,toplam 1.080.000 dönüm araziyi askeri ihtiyaçları gerekçe gösterip kamulaştırmıştır."

Osmanlı Devleti'ndeki zaferlerle gurur duymak ulusal bilincin pekişmesinde çok önemli ve gereklidir. Ancak bu devletin yani atamızın, dedemizin hatalarını görmez salt övüncün tutsağı olursak; çocuklarımız bizim olası esaretimizden utanç duyacaklardır. Bugün nasıl bağnazca Avrupa üstünlüğü kabul edilmiş, buyruklarına mutlaklık atfolunmuşsa, aynı düşünce yapısı Osmanlı son döneminde Tanzimatçılıkla kendini göstermiş, Avrupa, bugünkü gibi gene kendisini doğudan üstün göstermeyi başarmış, bunu yaparken, aydınlanma felsefesini aşılayarak değil de emperyalizmle,"madem üstünüm, buyurganın benim" demeye başlamıştır.

Batılılaşmanın batıcılık olarak anlaşıldığı Tanzimat ve Mütareke dönemleri, 1919'dan itibaren kendi değerini bilen, Milli Kültürünü önde tutan, bağımsızlığını, medeniyeti, taklit etmeden özümsemeyi, ama özünü kaybetmemeyi öngören bir anlayışla, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İDEALİYLE, ATATÜRK sayesinde sona erdi. Günümüzde ulusal üniter devleti savunan düşünceler Kuvayı Milliye çatısı altında, Avrupa Birliği yolunda fedaretif yapıyı savunanlar ise liberalist -mandacı, tanzimatçı-çatı altında toplanmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu'nun emperyalist batı tarafından yıkılmasından sonra Atatürk, 3 Ocak 1921'de, şehit çocuklarına öğretim sağlamak niyetiyle, Amerikalıların, Anadolu toprağında sağlık ve öğretim kurumları kurmak isteğine RED cevabı verirken, şu gerekçelere dayanıyordu:

"Yabancıların şu gayeler peşinde koştukları tespit edilmiştir: Memleketin dahilindeki mesailerinden insafsız kar temin etmek. Bizim için en az zararlı olan yine bunlardır.

  • 1- Bir bölgede elde ettikleri iktisadi imtiyazlara dayanarak ileride oraya sahip olma hakkı çıkarmak. Bu gibilerin, memleketimiz dahilinde çalışmalarına katiyyen müsaade edilmemesi kararlaştırılmıştır. Bu suretle hareket etmekle, yalnız kendimize değil, bütün insanlığa fevkalade büyük bir hizmet yaptığımıza kaniyiz; zira hiç şüphem yoktur ki, Harb-Umumi'nin başlıca müsebbibleri, bu gibi gayeler peşinde koşan sermayedar grupları ve onlara alet olan politikacılardır.
  • 2- İktisadi, ilmi, ve insani maksatlar altında, memleketimize gelip- gelecekte istilalar hazırlamak için muhtelif unsurları, gerek hükümete gerekse birbirine karşı tahrik etmek! Bu gibiler hem Harb-ı Umumi'nin hem de memleketimiz dahilindeki feci boğazlaşmaların başlıca müsebbiblerindendir.
  • 3- Ruhlarına yerleşmiş bulunan Hristiyanlık hiss-i saikasıyla,hem hristiyan azınlıklarla ilgilenmek; ve onlara,ister kasıtlı ister kasıtsız,aralarında yaşadıkları müslümanlardan ayrılmak arzusunu aşılamak!..."

Bir millet toprağını fütursuzca yabancılara satıyorsa, ya milletlerin dost olamayacağı gerçeğini hala anlayamamıştır, yada artık askere yollarken eline, saçlarına kınalar yakıp, davul zurna ile, vatanı için, evladını seve seve feda ettiği günleri unutup, oğlu sınırda bölücü teröristlerle çarpışırken içerde silahsız ve kansız teslimde bulunmaktan utanmamaktadır.

Ülkemiz, mertçe teslim alınmıyor. Namertçe, parsel parsel, adım adım, tek kurşun atılmadan ele geçiriliyor. Hem de Mehmetçik hala can, kan verirken... Çanakkale'de,İstiklal harbinde ve PKK mücadelesinde şehit olanların feryadını duyar gibiyiz: " Biz gözümüzü kırpmadan canımızı seve seve verdiğimiz bu vatan topraklarını, bizim  savaştıklarımıza parayla satanlara hakkımızı helal etmiyoruz !...

Mevcut tehlikeyi biraz daha somut arz etmeden önce yabancılara toprak satışına hukuki bir bakış açısıyla yaklaşacağız. Maddeler halinde arz edersek şu hukuki tespitlerde bulunmaktayız:

  • 1- Yabancıların taşınmaz edinmesinde Tapu Kanunu 35.maddeye göre karşılıklılık şartı mevzuatımızda genel hüküm olarak tespit edilmiştir. Hüküm ayrıca kanuni kısıtlamaları saklı tutmuştur. Buna göre yabancı gerçek ya da tüzel kişinin ülkesinde Türklere toprak satışı da mümkün olmalıdır.-Bizce bu bir güvence değildir, zira ülkemizin vatandaşlarının mülk edinme durumu ekonomik nedenlerle sınırlı kalmakta, batılıların ise bu sınırı daha geniş olmaktadır.
  • 2- Tapu Kanunu 36. maddesi ile bir yabancı 30 hektara yani 300.000 dönüme kadar taşınmaz edinebilecektir. Bu 60 tane futbol stadına denk büyüklükte bir arazidir. Bu büyüklüğü aşan kısım ise Bakanlar Kurulu'nun iznine tabidir.
  • 3- Turizmi Teşvik Kanunu 8/a maddesi ile getirilen 1 ve 2 aylık süreler içinde turizm işletmesi kurulması şartı. İşletmeyi kuran Türk veya yabancı yatırımcılara arsa mülkiyeti tesis edilmekte, bu uygulama çerçevesinde arsanın köy sınırları içinde kalıp kalmaması, arazinin ormana göre durumu fark yaratmamaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı gerekli kamulaştırmaları yapacak, ve gene kanuna göre işbu kamulaştırmalara karşı sadece bedel itirazı mümkün olabilecektir.
  • 4- Petrol Kanunu ile de yabancı gerçek veya tüzel kişiler petrol arama-işletme amacıyla taşınmaz edinebileceklerdir. Son zamanda Van'da petrol bulunduğu yolundaki haberleri takiben İngiliz petrol şirketleri bölgeye geçmişlerdir. Fiilen, işgal altındaki Irak'tan Türkiye'nin maden işletmeciliği farksızlık arz etmemekte değil midir?
  • 5- Doğrudan Yabancılar Yatırımlar Kanunu 1.,2.,ve 3. maddeleri Türk ve yabancı yatırımcılar arasında taşınmaz edinme ve tesis kurma konusunda HİÇ BİR FARK OLMAYACAĞINI düzenlemekte,böylece olası ve de halihazır tehlikelere uygun durum yaratmaktadır.
  • 6- Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu'na göre, Buna göre,1.derece askeri yasak bölgede, askeri tesis ve bölgelerin çevresinden en az 100 en fazla 400 metre uzağından alınan noktaların birleştirilmesiyle ve kara sınır hattı boyunca tesis edilir. Buralardaki tüm taşınmazlar yerli-yabancılar fark etmeden kamulaştırılacaktır. Görevlilerden başkaları da giremeyecektir.(5.madde)
  • 7- 2.derece askeri yasak bölgelerde ise,1.derece askeri yasak bölge sınırından 5-10 km. kadar uzaktan seçilen noktaların birleştirilmesi suretiyle tespit olunur. Bu bölgelerde Türk vatandaşları oturma, mesleki ve zırai faaliyette bulunma hakkına sahiptirler. Yabancı gerçek veya tüzel kişiler ise taşınmaz edinemezler; hatta geçici de olsa Giremez ve oturamazlar. (8.madde)
  • 8- Mevzuata göre bu durumda sık aralıklı ancak 1-2 Dönüm büyüklükte 1.derece askeri yasak bölgeler tesis edilirse 2.derecelerin tesisinin Yolu açılacak, bu surette yabancı mülk ediniminin önlenmesi de teknik olarak Sağlanabilecektir.
  • 9- Güvenlik bölgeleri ve diğer bazı bölgelerde ise, askeri yasak bölgelere yakınlığı veya Stratejik nedenlerle tespit edilecek bölgelerde yabancıların taşınmaz mal edinemeyecekleri ve kiralayamayacakları Genelkurmay Başkanlığı'nın teklifi ile Bakanlar Kurulunca kararlaştırılabilecektir.(28.madde)
  • 10- Avrupa Birliği uyum sürecinde mevcut serbestilerden geri dönüş yapılamazsa, idari bir Tasarrufla verilecek karar ile askeri bölgeler ve güvenlik bölgeleri oluşturularak Tehlike önlenebileceği gibi hükümetin bu yönde karar vermekten çekinmesi hallinde Genelkurmay Başkanlığı'nın 1.ve2.derece askeri yasak bölgeler tesisi çekincenin Doğuracağı eylemsizliği de rahatlıkla bertaraf edebilecektir.

Anayasa Mahkemesi'nin 13.6.1985 tarih,1984/14 esas,1985/7 karar sayılı kararıyla, mütekabiliyet şartı aranmadan Bakanlar Kurulu izni ile yabancı cemiyet, vakıf, şirketlerin Tapu Kanunu 35. Köy Kanunu 87. maddelere göre taşınmaz edinmesi serbestisinin kaldırılmasına rağmen Temmuz 2003 değişiklikleri ve yukarıda belirtilen serbestilerin varlığı Anayasaya açık bir aykırılık arzetmektedir. Bu suretle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve DİE verilerine göre (internet derlemeleridir) bir yılı aşkın zamanda elde edilen taşınmaz oranları şöyledir:

Ülkelere göre elde ediş yüzdesi:

Yunanistan                               : %  31,7

Almanya                                  : %  28,0

İngiltere                                   : %  12,2

Suriye                                      : %  11,6

Hollanda                                  : %  4,1

İtalya                                       : %  2,5

KKTC                                     : % 2,5

ABD                                       :  % 2,4

Avusturya                               : % 2,2

Fransa                                     :  % 1,7

Belçika                                    : % 1,0

İllerimize göre yüzdesel durum:( genel taşınmaz edinimine göre yabancı alımı)

İstanbul                                  :  % 24,9

Antalya                                  :  % 19,8

İzmir                                      :  % 10,5

Muğla                                    :  % 10,5

Bursa                                     :  % 11,8

Hatay                                     : % 9,3

Aydın                                     : % 5,6

Balıkesir                                 : % 2,2

Gaziantep                               : % 2,6

Mersin                                    : % 2,7

Bu rakamlara ilave olarak, Temmuz 2003 tarihinde Köy ve Tapu Kanunları'nda yapılan değişiklikle, yabancıların Türkiye'de taşınmaz edinmelerinde büyük artış oldu.19 Temmuz 2003 tarihine kadar 38.228 yabancının 37.335 taşınmazı varken, Temmuz 2003'ten bu yana, bir yıl içinde 7145 yabancı 6085 taşınmaz elde etti. Son bir yılda en çok İngiliz ve Almanlar taşınmaz elde ettiler.3210 İngiliz 2402 taşınmaz,1441 Alman 1424 taşınmaz elde ettiler. Böylece toplam edinilmiş taşınmaz miktarı da 273.408.382 metrekareye ulaşmış oldu. Taşınmazlar dahiline arsa, arazi, ve binalı arsa gruplarının tamamı girmektedir.

İller genelinde yabancıların edindiği taşınmaz miktarları ise aşağıdaki gibidir:

(Kaynak:Cihan Dura,www.turksolu.com,Türkiye Yazıları)

( 27.5.2004 tarihine kadar elde edilen, toplam,323.737.215 m2)

Ardahan.........1        Batman.......4        Denizli.........   16         Tunceli..........52

Bilecik...........1         Burdur........ 5        Iğdır.............  .6           Eskişehir........55

Karabük.........1        Kastamonu...5       Düzce...........  17         Elazığ............60

Osmaniye.......1       Rize..............5       Amasya......... 18         Yozgat............61

Adıyaman.......2       Şırnak..........5        Zonguldak...... 21         Konya............62

Artvin.............2        Afyon...........6        Sinop............. 23         K.Maraş.........64

Kars............... 2       Kırşahir........6        Aksaray.........27          Çankırı...........75

Kırıkkale.........2       Ordu............9         Isparta...........  27        Çanakkkale....95

Niğde..............2       Sivas............9        Giresun......... 30         Samsun..........125

Ş.Urfa.............2       Tokat...........10       Çorum........... 31         Edirne............136

Bolu................3       Uşak............10       Kayseri..........34          Nevşehir........169

Kütahya..........3       Bartın...........15      Kırklareli....... 37          Sakarya..........185

Malatya..........3        Diyarbakır....14      Trabzon..........52        Tekirdağ.........247

Adana...........264     Gaziantep.....972    Mardin...........359       Mersin...........1065

Yalova..........538     Aydın..........1767    Kocaeli...........539       Muğla............3479

Kilis..............610      İzmir............3930   Manisa............616      Bursa..............4355

Ankara..........705     Antalya.......6849    Balıkesir.........828       İstanbul..........9522

Uyruk                                     Kişi Sayısı                               Dekar                 

İngiliz.(Yahudi Asıllı) .......... ......5577........................................2805 

Yunan(Rum)..............................14.449......................................4615

Alman(çoğu Yahudi)..................11.985......................................6700

Hollandalı.(Yahudi).....................7090.......................................6870

Avusturyalı.(çoğu Yahudi).........9761........................................9600

ABD(Ermeni, Rum,Yahudi)......31.267.....................................74.523

İsrailli........................................38.405....................................114.780

Suriyeli.(çoğu Ermeni).............12.481....................................253.440

Fransız.(Yahudi, Ermeni)........16.451....................................473.000

Toplam...................................147.466....................................946.333

( Tapu Kadastro eski gen. müd. Orhan Askaya verileri, ileten: Cihan Dura)

Bu rakamların böyle yüksek olması, Köy Kanunu, Maden Kanunu, Vakıflar Kanunu, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu neticesidir. Kanuni avantajları fark eden yabancılar ülke topraklarının yaklaşık % 15'i yani 100.000 kilometrekarelik bölümü 20 adet Amerikan, Kanadalı ve Anglo-Amerikan kökenli çok uluslu şirketlere maden arama imtiyazı sınırsız ayrıcalıklarla verilmiştir.

Yalnız sömürü amaçlanmamakta, gelecekte bir hak iddiasına ve olası işgale neden olacak bir soğuk saldırı başlamıştır. Buna en iyi örnek, Hatay(120.676.669 m2),Kilis, Mardin, Gaziantep, Adana'da en çok toprak alan Suriyelilerdir. Hatay'ın % 2,24'ü,Gaziantep'in % 3,34'ü Suriyeliler tarafından satın alınmıştır. Ancak bu Suriyelilerin tamamına yakını Ermenilerdir.

İsrailliler, vaadedilen toprakları dahilinde GAP bölgesinde 450.000 dekar araziyi, Türkler üzerinde göstererek fiilen almışlardır. Şanlıurfa'da ve Ceylanpınar'da arazi kiralamışlardır. Şahsen bir komisyocudan edindiğimiz bir bilgiye göre ise, Ankara ili mücavir alan dahilinde arazileri ucuza almak için yoğun faaliyette bulunmakta ve toprak maliklerine bu hususta komisyonculara uyuşturucu madde dahi teklif edebilmektedirler. İsrailliller, Ulukışla'da 6000 dönüm kiraz bahçesi oluşturmuşlardır. İsrail'in bir diğer mülk edinme yöntemi de hukukta zilyedlik terimi ile ifade olunan, 20 yıllık olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile maliki tapu sicilinden anlaşılamayan arazilerin maliki olma yöntemidir. İnternethaber'de, Süleyman Özışık'ın tesbitleri insanı ürkütmektedir:

Kars'ın başta Digor olmak üzere bazı ilçelerinin sınır köylerine gelen ABD'li ve İsrailli yabancılar, tek imza karşılığı tarla sahibi köylülere 3 ila 7 milyar civarı para vermişler. İstekleri şu olmuş: " Tarlanızı her yıl mutlaka ekip biçin,ekip biçmeyene para vermeyiz."

"Bunu yapın, parayı bizden isteyin." Özışık,3000 köylünün bu yolla çalıştığını ve sayının arttığını bildiriyor. Rakamın yoksullukla doğru orantılı arttığını söylemek mümkündür. Bu konuda çekinen ve yabancıların teklifini reddeden köylülerin beyanları şöyle olmuş: " Avukatlara danıştık, altına imza atılan sözleşmede yazılan şeyler, ileride toprağımızın elimizden alınmasına neden olacakmış. Köylerde bazı evlerin ne tapuları ne de ruhsatları var. Tarlaların tapuları da yok. Sözleşmede, toprakların yabancılara ait, para alan köylülerin ise işçi olarak çalıştırıldığı yazıyor." demişler. 20 yıl içinde, bu mülk maliksizdi, bizim işçimiz aralıksız ve davasız, yani nizasız ve fasılasız ekip biçti diyecekler ve tapu tescil davası açarak mülkiyeti iktisap edeceklerdir.

İnternetten elde edilen bir bilgi de şudur ki, İsrail, dört şirketiyle Kuzey Irak kürtlerini, Türkmenlerin evlerini ve arazilerini satın almaları için, Kürdistan Kredi Bankası aracılığı ile finanse etmektedir. Bir yahudi diasporası vakfı olan Rockefeller Vakfı da Osmanlı dönemi azınlık tapuları araştırması yaptırmış ve verilere el koymuş.

Aynı şekilde Ermenilerin, Iğdır ve Akyaka'da toprakların % 30'nu aldığı belirtilmektedir. Ermenistan- Türkiye arasında ise buna dair ne anlaşma ne de fiili karşılık söz konusu değildir.

Bir vahim tablo da Türkiye'nin beyaz adam işgali demeyi uygun gördüğümüz gerçeği:

İngilizler Didim'de 4000 ev satın almışlar, Almanlar Alanya'da 7000 yaz-kış oturur sakin ve ev maliki nüfusa sahipler, kendi mezarlıkları bile mevcuttur. Antalya'da ise Ruslar, Mersin'de kurdukları gibi köy kurmuşlar, hatta çocukları için özel okul bile açmışlar. Aylar boyu basında bu hususta çok sayıda haber çıktı. Rusların vatandaşlık kazanmak için için Türk ailesine sızdıklarını da biliyoruz. Bu hususta tarihe bir hızlı bakış atarsak, bir ibret dersi karşımıza çıkar. Bu da Kırım savaşı öncesi, Ruslar Ortodoksları korumak için, Osmanlı toprağı Filistin'deki dindaşlarını bahane edip donanmalarını Akdeniz'e gönderiyorlar, dengelerin bozulması kokusu İngiltere ve Fransa'yı harekete geçirir ve 1856'da Kırım savaşı sonucu Osmanlı Devleti Avrupa toprağı sayılır. Bir başka müdahale örneği de Mondros Mütarekesi yıllarında azınlıklara yapılan her müdahalenin İtilaf Devletlerine işgal hakkı tanımasıdır.

Türklerin yurt dışında mülk edinmesi hiçbir ideolojik ve emperyalist amaca dayanmamaktadır. Ancak aynı şeyi Ermeni, Rum ve İsrailli-yahudi diasporası için söylemek zordur. Ayrıca Türk diasporası ekonomik açıdan bu imkanlara da sahip değildir.

Sayın Atilla İlhan'ın 27.8.2004 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazısında ifade ettiği ve açık istihbaratla elde ettiği bilgiye göre; 2000 yılından beri Şanlıurfa'da Dinler ve Kültürler Parkı Projesi uygulanmak isteniyor. Projenin ana hedefini ifade eden başlıklarda görülüyor ki, şehrin tam ortasına bir sinagog ve kilise yapılacaktır. Belediye eski başkanı Milli Görüşçü Ahmet Bahçıvan şehirde Yahudi bulunmaması nedeniyle sinagog yapılmamasını, yeni kilise de yapılmayıp eskisinin onarılmasını önerir. Ancak Kültür Bakanı Mumcu reddeder, projenin İsrail tarafından hazırlanıp finanse edildiğini, 20 milyon dolar kaynak ayrıldığını belirtir. Uygulama alanının 186.000 m2 yani 186 dönüm yer ayrılacağını, uygulama yerinin de Şanlıurfa'nın tam ortası olacağını, sinagog yapılmazsa paranın verilmeyeceğini bildirir. Bu süre zarfında İsrail de, birçok yöre insanını birlik temsilcilerini, muhtarları ülkesine davet edip ağırlamaktadır. İsrail gelse iyi olur anlayışı yerleştiriliyor. Anayasa Mahkemesinin 1985 tarihli kararı da İsrail devletinin kuruluşuna atıf yapmaktadır. Urfa vaat edilmiş topraklar dahilinde Tevrat'da adı geçen Şehirlerden biridir diye hatırlatırız.

Hükümetimiz her ne kadar toprak satışına müsaadeyi AB'ye uyum sürecine bağlasa da birçok Avrupa ülkesinde tarım ve orman arazi satışı yasaktır. CHP Muğla milletvekili Fahrettin Üstün'ün araştırmasına göre, AB ülkelerinde arazi alım satım sınırlaması bulunmamaktadır. 1.5.2004'de üye olanlardan, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Litvanya'da ve Estonya'da tam üyelik öncesi yasak iken, üyelik sonrası, 7-12 yıl arası satış yasağı devam edecektir. Bunu müzakere sürecinde pazarlıkla elde ettikleri belirtilmiş. Polonya'da tüm yabancıların değil, AB, İzlanda, Norveç, Liechtenstein vatandaşları mülk sahibi olabiliyorlarken, tarım ve orman arazisi alımı 12 yıl için yabancılara kapalı. Bulgaristan'da ise yabancılar, tarım arazisi hatta bahçeli konut dahi alamamaktadırlar. Rusya'da ise yabancılara tarım arazisi satışı yasakken yabancılar sadece 49 yıllığına kiraya verebiliyorlar. ABD'de ise Güney Carolina, Oklahama, Florida, Wyoming ve Mississipi eyaletlerinde yabancılara toprak satışı yasaktır.

Tüm bu vahim tabloyu bizler için daha kara hale getiren ise Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın şu sözleridir: " Türkiye'nin ufku geniş. Kimsenin toprağı sırtına alıp götürecek hali yok. Zaten Tapu Kadastro dairesi açıkladı. Çok büyük miktar değil. Son 6 ayda 1 milyar dolara ulaşan toprak ve mülk satışı gerçekleştirildi."

Tarımın giderek çökertilmesi köyleri ve Anadolu toprağını boşaltacak, köyden kente göç yabancılara ülkemizde yerleşme köy kurma imkanı sağlayacak, bunun tesadüf olduğu bize anlatılacak, Türk-yabancı çatışması ve olası dış müdahaleler ve işgallerle(1919 Türkiye'si ve Yugoslavya hatırlatılır) yaşatılacak ve azınlıklar ve etnik çatışmaları takiben tam bağımsızlıktan tam esarete giden yolun sonu getirilmek istenecektir."GAFLET, DALALET VE HIYANET İÇİNDE OLUP DA MÜSTEVLİLERLE İŞBİRLİĞİ YAPANLARLA ÇIKILAN YOLUN HAZİN SONUNA KARŞI HALA HUKUKİ ÖNLEMLER ALMAK MÜMKÜNKEN, YUTSEVER OLAN HERKESİN SAĞCI-SOLCU SUÇLAMA ALIŞKANLIKLARINI TERKEDİP BİRLEŞME VE YÜRÜME VAKTİ GELMEDİ Mİ ?[9]     





(*) 2.11.2004 - Av. Şafak Güleç - Türk Hukuk Dergisi (Aralık 2004)

[1] Zaman, 10 Şubat 1998; Aksiyon, 14-20 Şubat 1998.

[2] Zaman, 10 Şubat 1998; Aksiyon, 14-20 Şubat 1998

[3] Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'in (19201) Fetullah Gülen davasındaki İddianamesi, Bölüm VII / 3)

[4] Zaman, 10 Şubat 1998; Aksiyon, 14-20 Şubat 1998.

[5] Zaman, 14 Kasım 2004

[6] Hürriyet, 22 Kasım 1998

[7] M.Emin Koç - Yeni Mesaj

[8] (A:Çelikel,Yabancılar Hukuku)

[9] 2.11.2004 - Avukat Şafak Güleç

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Bunca Mağduriyet, YENİ BİR DARBEYE MAZERET OLUŞTURMAZ MIYDI?
Yürütülen FETÖ operasyonlarında, fırsatçıların iftira silahı, mağdurların ahını artırmakta, giderek...
Devami
IRAK'TAN ÇEKİLME TUZAĞI VE İSRAİL'İN TÜRKİYE SALDIRISI
  Irak'ta yeni oyun; çekilme tuzağı kuruluyor! Bush'un ardından ABD...
Devami
BOP EŞBAŞKANLIĞININ ASLI VE KANUNİ KARŞILIĞI NEDİR?
Tam 32 yerde “Bize BOP eşbaşkanlığı görevi verildi” diyen Recep...
Devami
SİYONİZM; “ŞEYTANIN ŞER DÜZENİ VE TARİHİ DERİNLİĞİ”
  SİYONİZM; “ŞEYTANIN ŞER DÜZENİ VE TARİHİ DERİNLİĞİ”          Siyonizm; Şeytanın dini ve...
Devami
PAŞAM, AĞLAMAK BİZİM GİBİ ACİZLERE YARAŞIRDI!
Tam da “PKK ile uzlaştık, Barzani ile anlaştık ve barışa...
Devami
CIA'NIN HİLAFET HAZIRLIĞI ve "VAİZ" PAZARLIĞI
Halifeliğin TBMM tarafından kaldırılışının 82. yıldönümü olan 3 Mart 2006'da,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4632

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR