Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün440
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10968
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108883
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746858

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182589

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BİR RÜZGÂRLIK AMERİKA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

                                  ŞİİR

Havayla şişmiş balonmuş; süper güç, süper yalanmış

Hala sana alkış tutmak; işgüzarlık, Amerika!

Sömürmekle semiriyor; sermayesi hep talanmış

İşin gücün fitne fesat, zulümkârlık Amerika!

 

Zulm ile abat olanın; ahiri berbat olmaz mı

Ezilen bunca mazlumlar, gün gelir hesap sormaz mı?

İz'an sahibi her insan; düşünüp kafa yormaz mı.

Niye çırpınır çaresiz, bir rüzgârlık Amerika?

 

Seni Tanrı sanırlardı, bir üfrüklük canın varmış

Dünyaya meydan okurdun, şimdi gördük yerin darmış

Ey Deccalin karargâhı, mazlum ahları çıkarmış

Artık yapma Yahudi'ye, bezirgânlık Amerika!

 

Kasırga, ABD Balonunu Patlatıyor!

Katrina kasırgasına geniş yer veren Avrupa basınından en dikkat çekici yorum Guardian'dan geldi:

Boş, yıkılmış ve çaresiz görünüyor.

Gazetenin yazarlarından Gary Younge'ın başlığı "Yüzmeye ya da yavaş yavaş ölmeye zorlananlar." Younge'a göre, New Orleans'taki trajik olaylar, Amerika'nın bağnazlığını ve fırsat eşitliği yalanını açığa çıkardı.

Amerikalılar değişim istiyor

"New Orleans'taki felaket, siyahların ülke çapındaki sosyal koşulları hakkında daha fazla kaygıya yol açtı. Geçtiğimiz haftanın dehşet verici sahneleri sonrası, Amerika'da daha önce görülmedik ölçüde fazla ses, değişim istemeye başladı" 

Cesetleri ortalıkta çürüyor!

New Orleans'ı "Tecavüz, söylenti ve karşılıklı suçlama şehri" olarak niteleyen gazetenin  muhabirine konuşan bir polis, "Bize, cesetleri toplamamız yolunda bir emir verilmedi. Suda yüzüyorlarsa, aşağı itilmeleri söylendi. Zaten onları koyacak bir yer de yok" diye yakındı...

New Orleans'ta acı çekenler ve ölenlerin büyük çoğunluğunun, fakirler ve siyahlar olduğuna dikkat çe­ken gazete, "New Orleans'taki siyahların üçte biri­nin, yoksulluk sınırının altında yaşadığını biliyoruz. Bazı önde gelen Amerikalı siyah politikacılar da, bu­nun, yardım operasyonunun çok yavaş ilerlemesinin nedeni olduğunu söylüyor. New Orleans'taki felaket, siyahların ülke çapındaki sosyal koşullar hakkında daha fazla kaygıya yol açtı. Geçtiğimiz haftanın deh­şet verici sahneleri sonrası, Amerika'da daha önce görülmedik ölçüde fazla ses, değişim istemeye başla­dı" şeklinde yazdı.

İngiltere'de yayınlanan Guardian da New Orleans için "Boş, yıkılmış ve çaresiz" manşetini kullandı. Gazetenin yazarlarından Gary Younge'ın başlığı ise "Yüzmeye ya da yavaş yavaş ölmeye zorlananlar." Younge'a göre, New Orleans'taki trajik olaylar, Amerika'nın bağnazlığını ve fırsat eşitliği yalanını açığa çıkardı.

ABD'de ırklar arasında ayrım yapıldığını vurgulayan Younge, "New Orleans'ta yaşayanların üçte iki­si, Afrika asıllı Amerikalılar. Onların da dörtte biri yoksulluk sınırının altındadır. Katrina kasırgası sonrası, Meksika Körfezi kıyısındaki olaylar, ABD'de, ırk konusunda gösterge niteliğindedir. Zira New Orleans'ın büyük çoğunlukla siyah nüfusu, ge­niş bir kesim fakir beyazla, yüzmeye ya da yavaş ya­vaş ölmeye terk edildi" saptamasını yaptı.

Geçmişte Afganistan'da savaşan eski bir Amerikan askerinin, New Orleans'ta gördükleri sonrası İngiliz Daily Telegraph gazetesine yansıyan "Afganistan'da asla böyle bir şey görmedim. Bunun Amerika oldu­ğuna inanamıyorum" sözleri şaşkınlığa yol açtı.

Katrina'da ABD Fiyaskosu Gizleniyor

Amerika'nın son kasırgası Katrina dehşet sahnelerine neden oldu. Söylenen o ki, kasırganın yarattığı sonuçların çok az bir kısmı ABD ve dünya kamuoyuna ulaştırılabilmiş. Bunu nereden biliyoruz? Orada korkunç koşullarda mahsur kalmış bir Türk ailesinin nefes nefese anlattıklarından. Bursalı sanayici ve iş adamı İlhami Doğancı ve ailesi oradalar. Eşi Neslihan Hanım ve 12 yaşındaki kızları Naz ile birlikte 17 yaşındaki oğulları Can'ı üniversiteye kaydettirmek için New Orleans'a gitmişler.

Kimsenin cep telefonu çalışmıyor. Türkiye'den kimseyle haberleşemiyorlar. Kaldıkları Monteleone oteli yağmacıların baskınına uğradığı ve neredeyse yerle bir olduğu için yolun karşısındaki çok daha küçük bir otele sığınıyorlar. Orada Allah'tan bir 'acil telefon hattı' var. Onunla sadece bir kere telefon konuşması yapmalarına izin veriliyor. Medyaya yansıyanlar anlattıklarının belki yüzde biri. Her türlü ulaşım aracına askeriye el koymuş. Spor salonuna girmeye zorlanmışlar. Salgın hastalıktan endişe ediyorlar. İçme suyu, yiyecek yok. Türk Dışişleri devreye girmeye çalışıyor. Nafile. Yakınları özel helikopter kiralamak istiyor. Yasak. Bursa'dan sanayici arkadaşları Cuma günü atlayıp New Orleans'a ulaşmak için yola çıkmışlar. Henüz onlardan da bir haber yok... ABD Irak'taki harekâtın işine gelen kısımlarını "36 Bölüm tekmili birden" en ince ayrıntısına kadar yayınlarken, New Orleans haberlerine sanki sıkı sansür koyuyor. Dışarı sızan bilgi çok az.

Katrina Kasırgası Şeytanın Kalesini yıkıyor!

İkiz Kulelere yapılan saldırıları ve Irak'ın işgali gibi tüm dünyayı etkileyen iki önemli olayı yıkılmadan atlatmayı başaran ABD Başkanı George Bush, hiç ummadığı bir düşman tarafından yıkılacağa benziyor. İkinci dönemini yaşadığı için tekrar seçilme şansı bulunmamasına rağmen Beyaz Saray'daki hayatını prestijli bir biçimde bitirmek isteyen Bush'un imajı Katrina'dan çok zarar gördü. Tamamen dibe vurmamak için çetin bir sınav veren Bush, ulusal bir felaketi idare edebileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Yardımların felaket bölgesine ancak 5'inci gün sonunda ulaşması Bush'un bölgeye yaptığı ziyaretin de kötü geçmesine neden oldu. Bush, ilk kez hükümet olarak hatalı olduklarını kabul ederek, politik bir manevra yaptı. Annenberg Kamu Politikaları Merkezi Direktörü Kathleen Hall Jamieson 11 Eylül saldırıları meydana geldiğinde Bush'un görevine yeni başlamış olduğu ve beklentilerin yüksek olmadığını kaydetti. Jamieson, 'Saldırıların ardından 'başarılı' olduğunda 'çok başarılı' görünüyordu. Şimdi ise başarılı olsa bile 'yetersiz' bulunuyor' dedi.

AB ve NATO'ya Yardım Çağrısı Yapılıyor!

Katrina kasırgasıyla beklenmedik biçimde yıkıma uğrayan ABD, AB ve NATO'dan acil yardım talebinde bulundu. ABD'nin 500 bin afetzede için gıda yardımı talebinde bulunduğu bildirildi. NATO da acil yardım talebi aldığını bildirdi. ABD'ye yardım önerisinde bulunan onlarca ülke ve kuruluşun arasında Venezüella ve Küba gibi düşman kardeşler de yer aldı. ABD'nin şer ekseni içinde tanımladığı İran ve Suriye de yardım önerisinde bulundu. Kuveyt ise ABD'ye 500 milyon dolar değerinde petrol ürünü yardımında bulunacağını açıkladı. Irak'taki El Kaide oluşumunun lideri Ebu Musab Zerkavi, Katrina Kasırgasının yol açtığı zarardan memnuniyet duyduğunu bildirdi.

Polisler intihar ediyor

Kasırganın ardından yaşadıkları strese dayanamayan 200 New Orleans polisi istifa ederken, 2 polis intihar etti. Son bir haftadır 1500 polis kasırganın yarattığı kaosla boğuşuyordu.

Irak savaşının keskin muhalifi Michael Moore, Bush'a açık mektup göndererek,''Sayın Bay Bush, tüm helikopterlerimizin nerede olduğuna dair bir fikriniz var mı?'' diyen Moore, ulusal muhafızların, askeri araçların ve helikopterlerin Irak'ta olmasından dolayı Katrina afetzedelerine yardım ulaştırılamadığını savundu. New Orleans'ta binlerce asker ve kurtarma ekibi kentin sular altındaki sokaklarında görev yaparken, kentte tahliye edilecek insanların toplam sayısının 60 bin ila 80 bin olduğu tahmin ediliyor.

Köpekler Cesetleri Yerken Onlar Telafer'i Bombalıyor!

Müslüman dünyayı hizaya sokmaya çalışan, yeni din inşa etmeye bile yeltenen, bu coğrafyanın bütün değerlerini aşağılayan ülke bu mu? Kendi ülkenize dönün. Hem dünyayı rahat bırakın hem de köpeklerin insafına bıraktığınız cesetleri, insan onuruna yakışır biçimde toprağa verin!

Geçen yıl eylül ayında İvan kasırgası Küba'yı vurduğunda bir buçuk milyon insan tahliye edildi, 20 bin ev boşaltıldı. Bir kişi bile ölmedi. Günlerce beklenen Katrina kasırgası New Orleans çevresini vurduğunda ABD Başkanı George Bush golf oynuyordu ve tam üç gün sonra televizyona çıkıp açıklama yapabildi. "Dünyanın en güçlü ülkesi" günler sonra bile bölgeye yiyecek ve içecek gönderemedi. Büyüklük kibriyle trajedinin boyutlarını gizledi, bölgeden yükselen çığlıkları dünya Washington'daki Beyaz Amerikalılardan daha erken duydu. İnsanların açlıktan yağmaya giriştiği, cesetleri bile yemeye başladığı, günlerce suda sürüklenen cesetlerin toplanamadığı bir ülke düşünün. Yüz binlerce kişinin öldüğü Ruanda soykırımında binlerce ceset nehirlerde yüzüyordu. Ne farkı var?

Dünyaya "adalet" dağıtan, işgal ve katliamlarını "sonsuz özgürlük" koyan, demokrasi ve özgürlük sloganlarıyla Afganistan'da binlerce kişiyi toplu mezarlara gömen, Irak'ta kadın/çocuk demeden öldürdükleri insanları sayma gereği bile duymayan, gizli esir kamplarında işkence ve tecavüzü devlet politikası olarak uygulayabilen, devlet terörünü en aşağılık biçimde kullanan Amerika, bırakın dünyayı, kendi insanlarını bile kurtaramadı. George Bush, Fidel Castro kadar bile olamadı. Castro, ilk gün televizyondaydı ve tahliye operasyonunu bizzat yönetiyordu.

Bunun güçle, büyüklükle, zenginlikle ilgisi yok. Bunun insana bakışla, değerle, erdemle ilgisi var. 11 Eylül saldırılarında kendi hatalarının bedelini dünyaya ödeten, Anglo-Sakson ırkçılar, New Orleans'ta yüzen cesetleri toplayamadılar ama dün Telafer'de geleneksel katliamlarına devam ettiler. Dünya New Orleans'taki trajedi için acı duyarken onlar günlerdir Telafer'e bomba yağdırıyor! Financial Times, "Tecavüz"lerden söz ederken, bir polis, "Bize, cesetleri toplamamız yolunda bir emir verilmedi. Yüzüyorlarsa, aşağı itilmeleri söylendi. Zaten onları koyacak bir yer de yok" diyor.

Kunduz-Mezar-ı Şerif hattında binlerce esiri kurşuna dizip, asitle yakıp, kemiklerini kırıp, boğup toplu mezara gömen zihniyetle, kendi insanlarının cesetlerini toplama gereği bile duymayan zihniyet aynı. Vahşet kültürünü sadece dünya genelinde değil, kendi ülkelerinde de gösteriyorlar. Ardından da yüz milyonlarca dolarlık imaj operasyonları yapıyorlar. Ne de olsa Amerikan film endüstrisi ve dünya basını buna gönüllü...

Bütün dünyada, özellikle bizim coğrafyamızda etnik ve mezhep farklılıklarını tahrik edip çatışmaya dönüştüren, toplumları birbirine bağlayan bütün değerleri aşındıran politikaları uygulayan ABD, kendi içinde siyahlara ve Hispaniklere yönelik ayırımcı, dışlayıcı tutumunu, adaletsizliği, fakirliği gizlemeyi artık başaramıyor.

Kendi utancını görmeyenler, dünyanın her köşesinde kusurlar arıyor ve bu kusurları bütün çirkinlikleriyle istismar ediyor. Türkiye'ye bakın; Diyarbakır'dan Trabzon'a, Sakarya'dan Seferihisar'a ve Bozöyük'e kadar kendini gösteren çözülme stratejisinin arkasındaki Amerika değil mi? Dünyaya yaydığı bütün kötülükleri kendi içinde yaşayan Amerika değil mi? Siz hangi rüyadan söz ediyorsunuz? Nasıl bir gelecekten, dünya düzeninden söz ediyorsunuz? Müslüman dünyayı hizaya sokmaya çalışan, yeni din inşa etmeye bile yeltenen, bu coğrafyanın bütün değerlerini aşağılayan ülke bu mu?

Kendi ülkenize dönün. Hem dünyayı rahat bırakın hem de köpeklerin insafına bıraktığınız cesetleri, insan onuruna yakışır biçimde toprağa verin! Önce o utanç verici manzaralardan kurtulun ondan sonra dünyaya adalet, düzen getirmeye teşebbüs edin.

İnsan ırkını tehdit eden felaketlerle mücadeleyi önceleyin. Okyanusların öfkesini durdurmayı deneyin... Hint Okyanus'u Güney Asya'yı vurdu, yüz binlerce can aldı. Atlas Okyanusu New Orleans'ı vurdu, onbinlerce can aldı. Büyük Okyanus'un öfkesi ne zaman gelecek ve nereyi vuracak? Allah korusun![1]

Bir Musibet, Bin Nasihatten Evladır!..

Felaket Sri Lanka'da, Endonezya'da, Bangladeş'te, Hindistan'da, Etiyopya'da filan oldu mu... Dünya, yoksulluğuyla şöyle bir selamlaşıp gözünü yumuyor. Dünyanın yoksulluğuyla hakikaten yüzleşebilmesi için zenginliğiyle de yüzleşmesi gerekli belki.

İkisi arasındaki ilişkiyi, neyi yaparsa neyi yapamayacağını, parasını nereye boca ederse hangi eli tutamayacağını kavraması gerekli. Yoksulun yoksulluğu anlaması hiç değil... Hatta zenginliğin yoksulluğu anlaması da değil... Zenginliğin zenginliği anlaması gerekli.

Her felakete, her saadete, her krize, her merkeze yetişen Büyük ABD'nin, kendi "Katrina felaketi"nde nasıl bu kadar aciz kalabildiği tartışılıyor şimdi.

On binlerce askeri Irak'ta, Afganistan'da ve dört bucakta bulunan Süper ABD'nin, kurtarma çalışmalarına yeterince helikopter, yeterince asker bulamaması garipseniyor şimdi.

Dünyanın en gelişmiş, en milimetrik, en ateşli silahlarına para ayıran Heyula ABD'nin, New Orleans'ta suyun kenti işgalini önlemek üzere tasarlanmış duvarları, setleri neden bitirmediğine hayret ediliyor şimdi.

İnsanların önemli bölümünün neden kaçamadığına, kaçmanın kolay olup olmadığına, evsiz kalanların kimliğine, evsiz kalanların kaçının sigortadan filan para alamayacağına...

Yüzlerce cesedin sınıfsal, sosyal, etnik kökenine bakılıyor yandan yandan. "ABD'nin en güzel kentlerinden biri"nde, halkın yüzde 80'inin nasıl "yoksulluk sınırı" altında olabildiğine, yoksulluk sınırı altındakilerin çoğunun elbette siyah oluşunun anormalliğine, siyah ve yoksul bir kentin ancak siyah ama zengin bir belediye başkanı seçebilmesinin tuhaf demokrasisine takılıyor insan... Esas tuhafı olan ise...

"Dünyanın en büyük terörist saldırısı"nda 3 bine yakın kayıpla, dünyayı allak bullak etmeye karar veren...

Binlerce askeri, yüz milyarlarca doları, başka ülkelerin enerjisini, aklını, ihtiyacını, kendi halkının eksiğini, gediğini kapatmak için işgal eden... İşgal edilen ülkelerin tarihini, on binlerce sivilini acımasızca katleden... Ve bunu doğal kabul eden ve ettiren bir gücün kendi "doğal" felaketinin yaralarını sarmaktan aciz kalmasıdır!

Yılda 900 milyar doları askeri işlere seferber eden ABD'nin, bütçe açığı ve zorunlu tasarruflar yüzünden aslında orta gelirli ve yoksul insanının hayatından kestiği hep söyleniyordu.

Bu felaket, su baskınlarını önleyecek setlerin bitirilmesinin böyle bir tercihe kurban gittiğini ortaya koydu.

Doğa yine patlayacak, ama insan daha tedbirli olabilecekti. İşgal için anormal silahı, mermiyi, füzeyi, uçağı üreten ve silah ile petrol şirketlerinin karlarını azdıran ABD'nin yeterli askeri olmadığı biliniyordu. Bu felaket onu da kanıtladı. Kafi kara askeri olmadığı için yerel milisler olan milli muhafızlar da Irak'a yollanınca, bir felaket anında seferber edilecek güçler yüzde 40 kadar azaldı.

Irak'a demokrasi götüren askerler ve helikopterlerinin, Missisipi, Louisiana ahalisini suyun içinden çıkaramayacak kadar azaldığı anlaşıldı. Belki şu da anlaşılacak:

Savaş, kasırga derken kârları yüzde 40 artan dev petrol şirketlerinin ülkesinde, bir kentin halkının yüzde 80'inin neden bu kadar yoksul olabildiği...

Her yoksul ülkede bile, ama az ama çok, varlıklı, güçlü, eğlenceli bir "Amerikan dünyası ve rüyası" varken... Zengin ABD'nin içinde de yoksul, güçsüz, "kâbus" gibi birer Endonezya, Somali, Etiyopya, Guatemala filan bulunduğu. Dünyanın halinin ve asıl değiştirilmesi gerekenin de bu olduğu belki düşünülecek.[2]

Katrina: Küresel İmparatorluğuna Son Nokta

11 Eylül'ün hemen ardından Amerika, "Terö­rizmle savaş ve önleyici darbe" maskesi altında yeni politikasını işgal olarak belirlemişti. Küresel imparatorluk kurma hayalleri peşinde koşan Amerika, Afganistan ve ardından Irak'ı işgal ede­rek, bu politikasını uygulamaya koymuştu. Bir anlamda 21. yüzyılın firavunluğuna soyunan Amerika, Afganistan ve Irak işgalleri ve sonrasın­da yaptıklarıyla yol arkadaşlarını [geçmiş emsal­lerini] aratmıyor. Terörü önlemek bahanesiyle geldiği topraklara kan, gözyaşı ve ıstıraptan baş­ka bir şey getirmiyor.

Ancak Amerika'nın da geçmiş emsalleri, gibi unut­tuğu bir şey var ki o da; "Yeryüzünde böbürle­nerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azame­tinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girişebilirsin"[3] ayetinde de buyrulduğu üzere, yeryüzünde kibirle yürümenin yasaklanmış olması, bu şekilde yürüyenlere Allah'ın gazabının yakın olduğudur.

Amerika Birleşik Devletleri'ni vuran en sert kasırgalar­dan biri oları Katrina Kasırgası, ülkenin güney kıyılarında büyük yıkıma neden oluyor. Hızı saatte üç yüz kilometreye kadar çıkan kasırganın vurdu­ğu Louisiana, Mississippi, Alabama eyaletleri su­lar altında kaldı. Kasırganın sular altında bıraktı­ğı bir başka şehir olan New Orleans'ta tam bir ka­os var. Bir milyon kişinin evsiz kaldığı, binlerce kişinin öldüğü şehrin yüzde sekseni hâlâ sular al­tında. Açlık ve susuzluğun başladığı kentin zengin yerleri talan ediliyor, yağmacılar polisle çatışı­yor. Polis olaylarla baş edemeyince 82. Hava İn­dirme Tümeni'nin de gelişiyle kentteki asker sayı­sı elli bini aşmış durumda.

Katrina kasırgasının ardından, resmi olarak hiç­bir zaman kabul edilmemiş olan Amerika'daki ırk ayrımcılığı tartışmaları zirveye ulaştı. Felaketten en çok etkilenen New Orleans'ta kurbanların ezici çoğunluğunun siyah olduğunu hatırlatan önde ge­len siyah politikacı ve sanatçılar, Başkan George Bush'u, "siyahlara karşı duyarsız kalmakla" eleştiriyor. Ünlü siyah rahip, politikacı ve insan hakları savunucusu Jesse Jackson da, Bush'u "duyarsızlık, şefkatsizlik ve ehliyetsizlikle" suçluyor ve New Orleans'ta yardım ve tahliye ça­balarının yetersiz kalmasında, kurbanların "siyah ve fakir" olmasının rol oynadığını savunuyor. Si­yah hakları savunucusu Randall Robinson'un, New Orleans'taki kasırga kurbanı siyahların, ya­şamlarını sürdürebilmek için cesetleri yemeye başladığı şeklinde haberler aldıkları yönündeki sözleri, sanırız felaketin boyutlarını ve Amerikan hükümetinin duyarsızlığını en acı şekilde gösteri­yor. New Orleans'ta yaşananlar sanki "Ame­rikalılar zencileri olimpiyattan olimpiyata severler" sözünü ispatlıyor gibi.

Küresel imparatorluk peşinde koşan, milyar do­larlık silahlar üreten, uzaya turistik geziler dü­zenleyen Amerika, yaşananlar karşısında çaresiz durumda. Ne ilginçtir ki bölgeye ilk olarak yardım yapma sözü verenlerin başını Amerika'nın işgal altında tuttuğu Afganistan, devlet başkanlarını devirmek için büyük çaba sarf ettiği, Venezüela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Küba Devlet Baş­kanı Fidel Castro ve İran geliyor. Afganistan hü­kümeti, Katrina kasırgasından etkilenenlere yar­dım amacıyla ABD'ye 100 bin dolar yardım teklifinde bulundu. Venezüela Devlet Başkanı Hugo Chavez Amerikan halkına 1 milyon dolarlık yardım yapa­cağını açıklarken, Küba Devlet Başkanı Fidel Castro 1100 doktor ve 26 ton ilaç yardımı yapıla­cağını açıklamış. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hamid Rıza Asefi ise kasırga kurbanlarına uluslararası Kızılay teşkilatı aracılığıyla yardım ulaştıracağını duyurmuş.

Aslında bu yaşananlar bizim için uzak olaylar de­ğil. Kitab'ın ayetleri arasında biraz dolaştığınızda, tarihin bunun sayısız örnekleri ile dolu olduğunu görebilirsiniz. İşte bunlardan bir tanesi de Hud (as) kıssasıdır. Hud (as)'ın kıssasında azgın ve taşkın milletleri bekleyen feci sonun açıklaması vardır. Kur'an, Ad kabilesini şöyle anlatıyor: "Sonra Ad kavmi, yeryüzünde haksız yere büyük­lük tasladılar ve şöyle dediler: "Bizden daha kuv­vetli kim var?" Onlar, kendilerini yaratmış olan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğuna inanmadılar mı? Onlar; ayetlerimizi, bile bile inkâr ediyorlardı. Bizde perişanlık azabını dünya hayatında kendilerine tattıralım diye uğursuz günlerde üzerlerine çok gürültülü bir rüzgâr gön­derdik. Elbette ahiret azabı, daha zelil kılıcıdır. Onlara yardım da olunmaz."[4]

Ad kavmi yeryüzünde büyüklük tasladı. Kuvveti onu aldattı, yüzünü Allah'tan çevir­di. Allah da onları helak etti. Bu ders alın­ması için önümüze konulmuş bir ibret tablo­sudur.

Dün Ad kavmi ne istemişse, bugün Amerika da aynı şeyi istiyor. Kuvvet ve gururunun kölesi hali­ne gelerek Hak'tan yüz çeviren Amerika; yeryü­zünde fitneyi körükleyerek, sömürgeci çıkarları uğruna toplumları parçalamak için her şeyi yap­maktadır.[5] Bir başka ifadeyle "Bizden daha kuvvetli kim var" diyerek Ad kavminin günü­müz temsilciliğini yapmaktadır.

Tüm bu söylediklerimizden, yaşanan olaylar so­nucu ölen masum insanlar için üzülmediğimiz anlaşılmamalıdır. Tam tersine, yeryüzünde ölen tüm masum insanlar bizim ölümüz, yaşanan tüm acılar da bizim acımızdır. Ancak bu yaşa­nanlardan da herkes üzerine düşen payı çıkar­malı ve Kitab'ın sorduğu şekilde "Fe eyne tezhebun" (Nereye gidiyorsunuz) sorusuyla kendisini muhatap kılmalıdır.[6]

Amerika, Millet Olamamanın En Derin Istırabını Yaşıyor

Amerika'nın başına gelen felaketi duymayanı­mız kalmadı. İnsanlığın başına gelecek herhangi bir felaket haberi bizlerde derin duygular oluştu­rup dostluk, dayanışma ve yardımlaşma damarla­rımızı kabartırken, yardım elimizin bir an evvel o bölgeye ulaşmasını ümit ederiz. Ülkemizin başına gelen 17 Ağustos depremi, Dinar depremi, acı ha­tıralarını hafızamızdan yavaş yavaş çekip alsa da, o anın duyarlılığı, milletçe birbirimize daha sıkı sarılmamız, kederimize ortak olup en hafifiyle onu geçirmeye çalışmamız, toplumsal ve tarihî geçmişimizin sağlamlığı bakımından taze bir gü­vence teşkil etmişti. Yine dünya gündeminde de­rin izler bırakan Güney Asya tsunami felaketi, başta ülkemiz olmak üzere dünyanın yardım eli­nin bu bölgeye uzanmasını sağlamış, insanlık, bu felaket karşısında yaraların sarılmasına, acılı in­sanların hayata dönmesine büyük oranlarda destekte bulunmuştu. Hepimizin de net olarak hatırlayacağı gibi, o zaman, Amerika bölgeye, Endonezya'ya askeri yardım teklifinde bu­lunmuş, bu acıyı istismar ederek dünyanın bir yerini daha askerlerince işgal etmenin heyecanını duymaya başlamıştı.

Dünyaya nizam veren, en korkulu ajanları, en sa­dık adamları, son teknolojisi, dünyayı avucunun içinde tutması, istediği ülkede devrim yapıp iste­diği kişiyi yönetime getirmesi, kendisine sadık ka­lan siyasilerle çalışması, askerlerinin dünyanın demokrasiye ihtiyacı olan her bölgesine girmesi şeklinde devam eden masallar dizisinin artık so­nuna geldik sanırım. Gözümüzde büyüttüğü­müz bu süper güç, kendisine yardım edecek bir dost elini bekliyor. Amerikan sistemi, Ame­rikan büyüsü, Amerikan masalı, burada, kasırga­nın önünde gözlerden kaybolup giderken; geride binlerce felaketzede bıraktı. Amerikan ahlâk yapısının ve bilinçaltının iyice gün yüzüne çıktığı felaket sırasında, bir anda ortalıkta türeyen haydutlar her türlü soygunculuğa girişmiş, haydutluğun ve yağmacılığın eşsiz bir örneğini sergilemiştir. Irak'ta Müslüman avına çıkan Amerikan yönetimi bu sebep ile bölge­ye zamanında yardım ulaştıramamış, insanlık dramı karşısında bir kez daha dünyaya rezil olmuştur. Saldırgan, acımasız Amerikan yönetimi çaresizliğin, eli kolu bağlanmanın, bir felaketi ses­sizce karşılamanın hüznünü bu kasırga ile duy­muş, zayıflığını bir kez daha herkese göstermiştir. Hepsinden beter insanlık ayıbı ise yine bu felaket esnasında icra edilmiş, beyazlar var­ken siyahları kurtarmaya sıra gelmemiş, si­yah ve beyaz Amerika arasındaki derin hu­sumet ve çatışma bu kasırga ile yeniden gün yüzüne çıkmıştır. İnsanların acılarını istismar edemeyiz, biz onlar gibi olamayız; insanlık, üzeri­ne düşeni yapacak, yaraların sarılması, sağlık, ba­rınak ve gıda yardımının bölgeye ulaştırılması ko­nusunda elinden geleni esirgemeyecektir.

NATO ve Birleşmiş Milletler'den resmi olarak yardım isteyen Amerikan yönetiminin, dünya insanlarından, dünyanın her bölgesinden, siviller­den yardım istemesi, özellikle Irak halkının mad­di ve manevi desteğini beklemesi daha anlamlı olurdu. Belki dünyada akıttığı masum kanların, Sudan'da vurduğu ilaç fabrikasının bedeli olarak insanlığa verdiği acının kendi başına gelmesinden bir ders çıkartır; kendi halkına yardım etmenin, onları açlığa, ölüme, çaresizliğe terk etmemenin derdine düşer. Amerika acz içindedir, çaresiz­dir, halkına uzatacağı yardım eli yoktur, merhamet ve şefkat kavramlarını bilmemek­tedir, dünya halklarına verdiği acının bir başka türü kendi başına gelmiş ve bunun al­tında ezilmektedir. Amerika millet olamama­nın en derin ıstırabını şimdi duymaktadır.

Amerika'ya uzatacağımız yardım eli umarız Amerika'nın insanlığa dönmesini, kendi hal­kının dertlerine çare olmasını sağlar.[7]

Fırtına Eken, Kasırga Biçiyor!

Katrina Kasırgası Amerika'nın Louisiana ve Mississipi eyaletlerini yerle bir etti. Louisiana da ilk belirlemelere göre on bin kişi öldü. New Orleans şehrinin yüzde sekseni sular altında ve ora­da da kaç kişinin öldüğü daha tespit edilmiş de­ğil. Ülkede tam bir kaos durumu hakim. Gelen haberlere göre, kasırga kurbanı siyahlar açlıktan cesetleri yemeye başlamışlar. Yağmaların ve sal­gın hastalıkların önü alınamıyor. Sanki felaket bölgesi olan yer, Amerika'nın bir eyaleti değil de, fakir bir Afrika ülkesi.

Washington Irak'ta ne kadar çaresiz ise, Lousiana'da da o denli ilgisiz.

ABD gibi her fırsatta güç gösterisi yapmaktan geri durmayan bir ülkenin Lousiana'ya karşı il­gisiz kalması, sadece bir süper gücün fiyaskosu değildir. Louisiana nüfusunun büyük çoğunluğunun zenci olduğunu düşündüğümüzde, Amerika'nın fela­ketten ilk kurtarılacak listesinde zencilerin han­gi sıralarda olduğu da görülecektir.

Bir kere burası Amerika'nın para gücüyle sahip olduğu bir coğrafyadır. Louisiana, adından da anlaşılacağı gibi, Fransız kralı 14. Lui'den gel­mektedir. Tıpkı Amerika'nın 1800'lü yıllarda Ruslardan satın aldığı Alaska eyaleti gibi, burası da, Thomas Jefferson zamanında Napoleon'dan satın alınmıştır.

Her tarafı sularla çevrili ve birçok kısmı deniz seviyesinin birkaç metre altında kalan böyle bir coğrafyayı insanların yaşam alanı olarak seçmesi, özellikle siyah derili insanların çaresizlik ve seçeneksizlikleriyle açıklanabilse de, buna aldırış etmeden göz yuman Amerika için, muhtemel felaketlere davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildir.

Katrina kasırgası kitle imha silahı gibi insanların üzerine çökerken, Amerika'yı tek hâkim güç olarak tanıyanlar, bu felaket karşısında aslında gerçek süper gücün kim olduğunu daha net olarak fark etmiş midir?

Siyahî liderlerden Jesse Jackson, yardım ve tah­liye çabalarının gecikmesiyle kurbanların yoksul ve siyah olmaları arasında ilgi kurmakta gecik­medi, Bush'u iş bilmezlik ve acımasızlıkla suçla­dı. ABD'nin kara listesinde bulunan Fidel Castro'nun ABD'ye ciddi anlamda doktor ve ilaç yar­dımı önermesi ise oldukça anlamlıydı.

Şimdi burada Amerikalı insan hakları savunucularına: dişlerimizin arasında saklı tuttuğumuz soruyu sormanın tam sırası: Bay Bush Irak'ı ce­henneme, Körfezi ateş gölüne çevirdiği zaman neredeydiniz? Oysa Amerika halkının Louisiana'da, Mississipi'de, New Orleans'ta yaşadığı kasırga Irak ve şehirlerinde her gün yaşanıyor.

Katrina kasırgasının yaşandığı sıralarda, Irak'ta panik ve izdiham sonucu ölen çoluk çocuk yakla­şık bin kişiyi hatırlayın.

Evet, Amerika rüzgâr ekmiş ve kasırga biç­miştir! ABD ve Bush, Irak ve Afganistan işgali­nin bedelini ödemektedir. Amerikan helikopter­leri felaket sırasında New Orleans'taki evleri kurtaracaklarına, Iraklıların evlerini bombalı­yorlardı. Yani helikopterlerin çok daha önemli(!) işleri vardı.

Nehri tutan bentleri onaracak insan, mahsur ka­lanları kurtaracak helikopter, yağmayı önleye­cek ulusal muhafız yoktu. Çünkü onlar, Siyonist amaçlar ve emperyalist maceralar için Irak'a yollanmışlardı. Ne ya­zık ki artık insanların, başkalarının felaketini merak edip ölme hikâyesiyle ilgilenemeyecek kadar meşgul olduğu bir gezegende yaşıyoruz.

Ne Irak'ta her gün ateş altında ölen masumlar, ne New Orleans'da çamura saplanan insanlar kalabalıkların kalbini harekete geçirmiyor. Varsa yoksa felaketin borsaya etkisi, tavan yapan hisseler ve petrolün varil fiyatları..!?[8]

Katrina: Made in Bush's USA

Olmayacak bir vahşet gözleniyor. Hastaları taşıyan helikopterlere, yağmacılar yerden ateş ediyor. Soygun, yağma, tecavüz, cinayetler işleniyor... Ve bütün bu vahşet, Bush yönetiminin "demokrasi götürmek gerekçesiyle işgal ettiği" Irak'ta değil, dünya lideri, tek süper güç Amerika'da oluyor!

Federal hükümetin, felaket bölgesindeki performansı rezalet. Hastanelerde su yok, elektrik yok, ilaç yok, nakliye yok. Günlerce ne yardım ulaştı, ne de güvenlik kuvveti. Fırtınadan kurtulabilenler, anarşik ortamdan dolayı ya canını, ya malını kaybediyor. Sanki orası Amerika değil Zangibar!

Bush yönetiminin devletin yetersizliğine getirdiği açıklama, tam özrü kabahatinden büyük misali: "Irak'taki savaşa çok para harcıyoruz. Federal hükümetin parası yok, asker gücümüz yok, kaynağımız az. Kusura bakmayın."

Bu kafanın elindeyse dünya, bu kafa dünyayı yönetmeye kalkıyorsa iş bitmiştir, Küresel çapta daha da katmerli felaketler hepimizi bekliyor demektir.

ABD'de vitrinin arka yüzünde görünenler çok daha vahim ve nedeni de bizimkinden farklı olarak parasızlık, bilinçsizlik falan değil, düpedüz Bush çetesinin (Kusura bakmayın yönetimi diyemeyeceğim) sorumsuzluğu! ABD yönetiminin son 3 yılda aldıkları akıl almaz kararlarla, New Orleans'da facianın boyutlarının katlanarak büyümesine, sanki özellikle davetiye çıkartılmıştır. Birkaçını sıralayayım, hiç abartmadığımı göreceksin...

1995'de bölgede 6 kişinin ölümüne neden olan sel felaketinin ardından, federal bütçeden bu yöreye her yıl gönderilmekte olan 100 milyon dolarlık su taşkınlarıyla mücadele fonu, Irak işgali bahane edilerek 2004 de 40 milyon dolara indirilmiş. Ama aynı Bush çetesinin kendi avenesi için harcayabileceği 270 milyar dolarlık özel bütçeden, Alaska'da kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya köprü yapılması için 230 milyon dolar gönderilmiş! Maddi zararın şimdi ulaştığı boyut 100 milyar dolar. Bush çetesi, kesenin ağzını çok daha fazla açmak zorunda.

Bush yönetimi iktidara geldiğinden beri, çevreyi hiçe sayan tasarruflar birbirini izledi. Kyoto Protokolü'ne imza atılmadı. Üniversitelerde çevre duyarlığı olan bilim adamları, McCarthy dönemindekine benzer yöntemlerle ürkütüldü, araştırmaları tahrif edildi. Çevreyi korumaya yönelik her girişime çomak sokuldu.

Bush İyice Köşeye Sıkıştı!

Facia, Amerika'nın mazlumlarını vurdu ve Amerika'nın üçüncü dünyalı yüzünü ortaya çıkardı. Bush yönetimi Irak'ta uğradığı prestij kaybından daha ciddi bir problemle karşı karşıya.

Kasırganın yol açtığı insan kaybının boyutları ise henüz tam olarak bilinmiyor. Halen sular altında bulunan New Orleans kentinin belediye başkanı ölü sayısının 10 binleri aşacağından söz ediyor. Amerikan siyahi kültürüyle bütünleşmiş caz müziğinin doğduğu New Orleans kenti hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Mali hasar ise Meksika Körfezi'ndeki rafinerilerden dolayı bir hayli fazla ve Amerika'nın ekonomisinin bütününe etki yapacak boyutta.

Katrina bir anlamda dünyanın askerî ve ekonomik süpergücü Amerika'nın afetler karşısındaki acziyetini sergiledi. Diğer yandan felaketin bölgeleri, Amerika'nın kendi standartlarındaki fakir bölgelerini dünyanın gündemine taşıdı. Katrina'dan sonra televizyon ekranlarına yansıyan manzaralar Amerika'nın unutulmaya yüz tutmuş bir coğrafyasını, güneydoğusunu ya da Amerika'daki yaygın tabirle ‘Derin Güney'i yeniden dünya gündemine taşıdı. Burası, Mississippi, Alabama ve Louisiana eyaletlerinden oluşan, nüfuslarının yarıya yakınını siyahilerin oluşturduğu, eğitim ve fakirlik düzeyi açısından Amerikan ortalamasının altında bir bölge. Adeta, Amerika içinde bir Afrika...

Mississippi, Alabama ve Louisiana eyaletlerinde halkın yüzde yirmiye yakını fakirlik sınırının altında yaşıyor. Irak'ta binlerce asker bulunduran Bush yönetimi, kendi ülkesindeki bir eyalette yüzlerce askeri harekete geçiremedi.[9]

Kırılma Noktası

Bu gibi felaketlerde yardıma koşmak için var olan Ulusal Muhafızlar'ın ise üçte biri Irak'ta. Asıl çarpıcı olgu, dünyanın en zengin ülkesinden dünyaya dağılan fakir Afrika ülkesi görüntüleriydi.

Felaketten sonra üç gün bir şey yapmayan, sonra da sıkılmadan şehrin üzerinden uçarak rezilliği havadan izleyen Başkan Bush'un yönetimi küresel ısınma diye bir sorunun varlığına inanmıyor. Çevreyle ilgili hizmetleri kıstığı biliniyor. New Orleans'ın maruz kalacağı tehdit hakkında uyarılmasına rağmen bent yapımına ayrılan paranın önemli bir kısmını Irak Savaşı'na aktarıp, sel tehlikesiyle ilgili uyarıları da kulak arkası ettiği anlaşılıyor.

Asıl çarpıcı olgu, dünyanın en zengin ülkesinden dünyaya dağılan fakir Afrika ülkesi görüntüleriydi. Fakir Afrika ülkesi benzetmesi yalnızca bu felaket karşısında sistemin gösterdiği çaresizlik ve vatandaşını tecavüz, soygun, açlık, salgın hastalıkla karşı karşıya bırakmasıyla sınırlı değil. Bu felaketin ağırlığı altında ezilenlerin, kamu otoritesince kendi hallerine terk edilenlerin çoğunluğunun siyah olmasından da kaynaklanıyordu. Nüfusunun yüzde 62'si siyah olan, onların da üçte birinin yoksulluk sınırı altında yaşadığı New Orleans Belediye Başkanı, Bush'a "kıçını kaldır da buraya gel" diye bağırdığında, sürekli zenginleri kollayan bir Başkan'a karşı bu felaketin ötesine giden bir isyanı da dile getiriyordu.

Amerikan kurumlarının sergilediği acz, bütçeden kamu hizmetlerine ayrılan paranın azlığı, gelir dağılımındaki uçurum ve sıradan insanların piyasa karşısındaki vahim çaresizlikleri ve kaygıları ABD'yi kendi içine dönmeye de zorlayacaktır. Bunun sonuçlarından birisi de Irak'tan orduyu çekme taraftarlarının seslerinin daha güçlü çıkması ve büyük emperyal hedeflerden usulca vazgeçilmesi olacaktır.[10]

Dünya, ABD İçin Ayakta

Küba ve Venezüela bile, ABD'ye yardım teklif etti. ABD'nin Meksika Körfezi kıyılarını vuran, özellikle New Orleans'ta büyük bir yıkıma yol açan Katrina kasırgasının ardından zengin veya yoksul birçok ülke, felaketzedelere yardım için harekete geçti. On binlerce kişinin ölümüne yol açan kasırganın ardından felaketzedelere yardım kampanyasına, ABD'nin müttefiklerinin yanı sıra kara listesinde yer alan ülkelerin de katılması dikkat çekti.

Dünya genelindeki yardım kampanyalarında en büyük bağışçı ülke olan ABD, felaketzedelere yapılacak her yardımın kabul edileceğini açıklarken, destek teklifinde bulunan ülkeler listesinde, uluslararası yardımlarla ayakta duran Afganistan ile Washington'un kara listesinin ön sıralarında yer alan Fidel Castro liderliğindeki Küba ile Venezüella'nın yer alması anlamlı ve önemliydi...

Tam Zamana Göre, Yavşak Bir Yorum:

Kasırga Sonrası Siyasi Tufan!

"Demokratlara gün doğdu. 2006 Kongre seçimleri öncesinde Amerikan iç siyasetinin ve hassaten Irak serencamının Katrina rüzgârıyla yeniden şekilleneceği muhakkak.

Bush yönetiminin itibarı, Irak'taki kayıplardan dolayı zaten hızla eriyordu. Katrina'dan önce bile Bush'a destek en düşük seviyesine, yüzde 40'lara inmişti. Gallup, Amerikalılara ‘Bush'la Irak konusunda 15 dakika konuşma imkânınız olursa ne söylerdiniz?' diye açık uçlu bir soru sormuş ve en yaygın cevap yüzde 41 ile ‘Askerleri geri çek ve eve getir, bitir bu işi' çıkmıştı. Afet bölgesine zamanında müdahale edilmemesi, genelde Irak'ta çok sayıda asker bulunmasına bağlanıyor. Bu da, Beyaz Saray'a kamuoyundan gelen ‘asker çek' baskısını daha da artıracak. Çünkü yurtiçindeki tabii afetlerde, büyük terör saldırılarında kullanılmak üzere yetiştirilen Ulusal Muhafızların yüzde 30'u Irak'ta.

‘Teröre karşı sizi en iyi biz koruruz' sloganıyla ikinci kez seçim kazanmayı başaran Bush'un kurduğu İç Güvenlik Bakanlığı, bir doğal afet karşısında bile aciz kaldı. Kim bilir terör saldırısı olsa durum ne olacaktı? Sorulanlar bunlar.

Yiğidi öldür, hakkını yeme. Katrina afetindeki başarısızlık şüphesiz tümüyle federal yönetimin değil. Amerikan sistemi, böylesi vakalarda öncelikli yetkiyi yerel idareye veriyor ve federal hükümetin imkanlarını onlara seferber ediyor. Fakat federal hükümetin, felaketin yerel idare yönetimine bırakılamayacak boyutta olduğunu daha çabuk görmesi gerekirdi.

Tabii bir de siyasetçilerin uzun süreli ihmalinden kaynaklanan birikmiş sosyal ve teknik altyapı sorunları var. New Orleans'ta kasırga öncesindeki mecburi tahliye emrine rağmen, değil özel oto, otobüs paraları bile olmadığından, on binlerce kişinin şehirde mahsur kalması ve binlercesinin helak olması, ülkede hiçbir iktidarın yeterince üzerine eğilmediği gelir dağılımındaki derin eşitsizliğin acı bir faturası. Bu noktada oklar, zenginlere yönelik vergi indirimleri ile federal ve mahalli idarelerin sosyal ödeneklerini kırpan Cumhuriyetçilere, Demokratlardan biraz daha fazla yöneliyor. Ülke 2004'te büyümeye devam etmesine rağmen, 1,1 milyon vatandaş daha fakir saflarına katıldı ve ‘resmî fakir'lerin sayısı 37 milyona çıktı. Toplam gelirin yüzde 50,1'i, toplumun zirvedeki yüzde 20'sine akıyor.

Siyasetçiler uzun vadeli altyapı projelerinden ziyade hemen göze batabilecek icraatlara ağırlık veriyor. Deniz seviyesinin altındaki New Orleans'ı su baskınından koruyan setlerin aşırı şiddetli bir kasırga sonrasında yıkılabileceğini ve felaket yaşanabileceğini yetkililer biliyordu. Ama hiçbir yönetim, masraflı güçlendirme işlemleri için gerekli ödeneği ayırmamıştı. Kısacası ‘kim öle, kim kala' zihniyeti, Amerika'da da yaygınlaşıyor.

Bush yönetiminin Katrina fecaatindeki acziyeti, sadece New York Times, Washington Post, Los Angeles Times gibi muhalif eğilimli basını kızdırmakla kalmadı, Washington Times gibi sempatizanları dahi hayal kırıklığına uğrattı. Millet Bush'tan 11 Eylül sonrasındaki türde moral verici, kuşatıcı bir liderlik bekliyor. Hoş 11 Eylül'ün hemen ardından Bush pasif bir tutum sergilemiş, ama kısa zamanda toparlanarak İkizler'in mekânına gitmiş ve ‘reyting'lerini patlatan meşhur konuşmasını yapmıştı. Katrina'da da ilk günlerdeki tutukluğu bir nebze üzerinden atan Bush, en nihayet cuma günü felaket bölgesine ayakbastı ve halkın hoşuna gidebilecek jestler yaptı. Bugün tekrar felaket bölgesinde. Ancak bu felaketin Bush'un siyasi getiri hanesine yazılıp yazılmayacağını sadece imaj sihirbazlarının değil, hükümetin somut icraatları belirleyecek.

Türkiye ve hükümet olarak neler yapılabileceğini ise 2 Eylül tarihli haber-analizimde arz etmiştim. Amerikalılara azami ihtiyaç duydukları şu dönemde yardım etmenin, en azından sempati göstermenin Türk/Müslüman-Amerikan/Batı ilişkileri adına hayırlı olacağına inanıyorum."[11]    

"İlahî Ceza Demek Cehaletmiş, Acziyetmiş!"

Başbakan, Katrina yorumlarına çok kızmış...

R.T.Erdoğan 6. Avrasya İslâm Şûrası açılış konuşmasına, Bağdat'ta yaşanan trajik izdihamda ölenlere rahmet dileyerek başlamış ve Amerika'nın güney sahillerini vuran Katrina kasırgasında ölen onbinlerce insanın ölümü ve bazı çevrelerin yaptığı "ilahî ceza, ilahî adalet" tanımlamasına itiraz edip sert çıkmış!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 6. Avrasya İslam Şurası açılış konuşmasında, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin güney kıyılarında etkili olan Katrina kasırgasıyla ilgili "ilahi ceza" şeklindeki değerlendirmelerin, cahillik ve aczin ürünü olduğunu açıklamış!

Sn. Başbakan herhalde, ya Allah'ın Amerika'ya gücü yetmeyeceğini veya Amerika'nın böyle bir belayı hak etmediğini anlatmaya çalışmış!...

Dışı "Büyük Şeytan"ın, İçi "Çürük Şeytan" Çıktı!

Dünyayı avucunun içine almış, Aya yolculuk başlatmış, uzayı zapta kalkışmış, süper ABD'nin kasırga görmüş kentindeki insan manzaraları, en vahşi kabilelere bile "rahmet okutacak" kadar bayağı ve aşağıydı. Ceset yiyenler! Irza geçenler!.. Talan edenler!.. Dışını çürük, bozuk, berbat sanıyorduk, ama içi daha çok koflaşmıştı... Güçlü askerine, büyük bankacılık sistemine, eşsiz diplomatik becerisine, yansılamaz teknolojisine, devleşmiş medyasına, beyinleri esir alan sinema-propaganda gücüne dayanarak bina ettiği "Amerikan rüyası" da cılk çıktı... Dünya süperiydi! Bir tayfunla bitti!

Irak'ta dediğini yapamamış, Büyük Ortadoğu Projesi'yle "vura vura demokrasi, öldüre öldüre özgürlük, bombalaya bombalaya liberal pazar ekonomisi" getireceğine söz vermiş, başaramamıştı. Irak'ta şimdi ne kaldı? Ne demokrasi var. Ne özgürlük! Ne laiklik! Ne pazar ekonomisi! Ne refah, ne gelecek!

Sadece kan, ölüm, yüz binlerce sivilin katledilmesi, seyreltilmiş uranyum bombalarıyla Irak gibi büyük bir ülkenin perişan edilmesi ve bütün bunların sonunda "Biz Irak'a aslında petrol için girdik" diyen Başkan Bush'un itirafı ile dünyaya yayılan; gelip İstanbul'da, gidip Londra'da insanları öldüren terör... Ve Irak'tan çekilmek isteyen ABD ordusu... Bu nedenle biz sadece "Irak'ta çuvalladı" diye düşünüyorduk. İçinden de "perişanlık, eşitsizlik, yoksulluk, saldırganlık, katillik, tecavüzcülük" üretip beslediği ortaya çıktı.

Üstelik biliniyordu. ABD haberliydi. Tayfun patlayacaktı. Kasırga patladığı zaman zaten büyük bölümü deniz seviyesinin 6 metre altında olan New Orleans'ı sel alacaktı. Zengin beyazlar, pompa sistemlerinin yeterli olmayacağını düşünerek tayfunun patlamasından bir-iki gün önce kaçmışlardı. Ve beklenen oldu. Ne insanlık kaldı! Ne vicdan! Ne yardım! Köpek yerine konulan insanlar, ateş etmeyi ve öldürmeyi bilen askerlerce ancak durdurulabiliyorlardı. Yedi yaşındaki bir kızla sekiz yaşındaki bir erkek çocuğun da ırzına geçilmişti.

Burası Afrika değildi. Uzak Asya değildi. Üçüncü Dünya da değildi. Burası süper uygar ABD'nin, "kasırganın patlayacağı çok önceden bilinen" 1 milyon 400 bin nüfuslu bir kentiydi. Tayfun patladı, uygarlığın içi göründü: Ne uygarlık vardı, ne insanlık, ne dayanışma![12]

Amerika Perişan!

New Orleans kasırgası giderek bir faciaya, trajediye dönüşüyor. Kasırga sonrası yükselen suların etkisi halka halka bütün Amerika'yı vuruyor. "Yardım edin" diye bağıran gözü yaşlı insanların çaresiz görüntüleri içleri yakıyor. Yardım konusundaki aksamalar yetmiyor gibi yağmacılar karanlığa bürünmüş felaket bölgelerinde cirit atıyor. New Orleans'tan gelen görüntülerin, dünyanın en büyük süper gücü Amerika'da yaşandığına kimse inanmak istemiyor.

Kasırganın etkisi diğerleri gibi eyalet sınırları içinde kalmayacak gibi görünüyor. Facianın ilk sonucu ekonomik alanda kendisini gösterdi. Benzin fiyatları tarihte görülmemiş biçimde fırladı. Bu gelişme felaketi dışarıdan izleyen Amerikalıları kara kara düşündürüyor. Bir gazetede yayınlanan karikatür bu gerçeği dile getiriyordu. Televizyon karşısında karı-koca haberleri izliyorlar. Suların yükseldiğini söylüyor yaşlı kadın. Kocasının hiçbir tepkisi yok. İkinci karede kadın benzin fiyatlarının yükseldiğini haber veriyor. Adamın tepkisi gecikmiyor: "Hepimiz öleceğiz."

New Orleans olayının ikinci etkisi ayrımcılığı yeniden gündeme getirmesi oldu. Zencilerin yoğun olarak yaşadığı şehirde kurtarma çalışmalarının yetersizliği buna bağlanıyor. Halen 50 bin insanın çatılarda kurtarılmayı beklediği New Orleans Amerika'nın iç ve dış politikalarının da sorgulanmasına sebep oluyor. Özellikle dışarıdaki operasyonlara bütçeden büyük ödenekler ayrılması gündeme taşınıyor. Senatör Mary Landrieu, "Askerler Irak'ta. Oysa onlar evlerinde lazım." diyor. The Times- Picavune of New Orleans isimli yerel bir gazetede 2 yıl önce yayınlanan haberler de gündemde. Gazete şehrin su kanallarına bütçeden ayrılan ödeneğin Bush yönetimi tarafından kesilmesini eleştiriyor ve bunun bir felakete yol açabileceği uyarısını yapıyor. Felaketin en büyük etkisi ise geride kalanların yüzlerinden okunuyor. İntihar olayları artıyor. Kocası ölen yaşlı bir kadın; "Önceki fırtınada hasar gören evimizi kocamla birlikte tamir etmiştik, ancak bu sefer tamamen yıkılan evim için hiç bir şey yapmayacağım." diyor.

Amerika için tam bir şok olan 4 yıl önceki 11 Eylül terör eylemi iç ve dış politikaları değiştirmişti. Amerika için ikinci bir şok olan Katrina yeni dönüşümler getirir mi? Şimdi ülkede büyük bir seferberlik var. Kampanyalar birbirini izliyor. Amerika tarihinin en büyük yardım operasyonuna başladı. Ülkede yaşayan Türkler ve Müslümanlar da bu yardımlara katılıyor. Bush, afet bölgesinden umut veren açıklamalar yapıyor. Felaketin Amerikan politikalarına etkisi olup olmayacağını kuşkusuz zaman gösterecek.[13]

 K. Irak'ta Sünni Müslüman ve Türkmen Kalmayacak!..

Telafer'i kuşatan Amerikan askerleri ‘direnişçi avı' başlattı.

Irak'taki Amerikan askerleri yüzde 90'ını Türkmenlerin oluşturduğu Telafer'i kuşatarak kentte ‘direnişçi avı' başlattı. Önceki gün hava desteğiyle gerçekleştirilen operasyonda bir camiye sığınan 7 direnişçinin de aralarında bulunduğu 13 kişinin helikopterlerden açılan ateş sonucu öldürülmesinin ardından kentte küçük çaplı bir ayaklanma çıktığı bildirildi. Gerginliğin ardından Amerikan askerlerinin de bölgeye 5 bin kişilik ek birlik gönderdiği ve giriş-çıkışları kontrol altına aldığı ifade edildi. Bölgeden çatışma sesleri geldiği kaydedilirken sivil halkın kenti terk ettiği belirtiliyor. Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Saadettin Ergeç ise Telafer kentindeki ABD operasyonunun direnişle ilgisi bulunmadığını, asıl amacın Türkmenleri sindirmek olduğunu söyledi.

Son durumu Cihan Haber Ajansı'na değerlendiren Ergeç, şehirdeki karışıklığın siyasi ve stratejik bir oyunun parçası olduğunu belirterek asıl amacın Suriye ve Türkiye sınırlarında açılacak Sınçar ve Ovaköy kapılarının kontrolünü sağlamak olduğunu kaydetti. Şehrin stratejik önemine dikkat çeken ITC Başkanı, şehirde karışıklık çıkararak boşluk oluşturmak isteyenlerin politik oyunları nedeniyle ABD güçlerinin operasyon düzenlemesine zemin oluşturulduğunu ifade etti. ITC Başkanı Saadettin Ergeç, "Şehirde artarak devam eden baskıların tek nedeni sınır kapılarının kontrol altına alınmak istenmesidir" diyerek ABD operasyonunu stratejik ve siyasi hesaplara bağladı. Direnişçilerin merkezi olarak görülen Felluce'de bile çatışmaların 1 yıl sürdüğünü ifade eden Ergeç, Telafer'de bir yılı aşkın süredir düzenlenen kontrollü ve bilinçli operasyonların manidar olduğunu belirtti. Ergeç, önceki geceden bu yana devam eden olaylarda en az 70 kişinin öldüğünü iddia etti.

Amerikan birlikleri kentin Irak dışından gelen direnişçilerin faaliyet merkezi olduğunu öne sürüyor. Suriye yakınında bulunan Şii Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Telafer'de bundan önce de direnişçilere yönelik geniş çaplı operasyonlar düzenlenmişti.

Talabani ile Barzani "anayasa tavizinde" anlaştı

Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Arap ülkelerinin kaygılarını gidermek için, anayasa taslağında değişiklik yapılması konusunda diğer Kürt liderlerle mutabakata vardıklarını açıkladı. Irak anayasa taslağında "Irak'ın bir İslam devleti" olduğu belirtiliyor, ancak bir Arap devleti olduğuna değinilmiyor. Taslaktaki bu ifadenin, Irak'ın Kürt nüfusuna tavizi olduğu belirtilmişti. Makamından yapılan açıklamada Talabani, Mesud Barzani ile birlikte, İslam ve Arap dünyası açısından hayati olan bazı değişiklikleri kabul etmeye karar verdiklerini, çünkü Irak'ın Arap Birliği'nin kurucu üyesi olduğunu bildirdi. Ancak Talabani, taslağın lafzında yapılacak değişiklik konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.[14]

 

 

 



[1] 06.09.2005 / Yeni Şafak / İbrahim Karagül

[2]  Sabah / Umur Talu

[3]  İsra: 37

[4]  Fussilet: 15-16

[5]  Bkz. Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi

[6]  Milli Gazete / Ayhan Demir

[7]  Milli Gazete / Osman Toprak

[8]  Milli Gazete / Hüseyin Akın

[9]  Zaman / Hasan Kösebalan

[10] Sabah / Soli Özel

[11]  05.09.2005 / Zaman / Ali H. Aslan-Washington

[12] Vatan / Necati Doğru

[13] 06.09.2005 / Zaman / İdris Gürsoy

[14] 06.09.2005 / Zaman


Bu yazarin diger makaleleri

FUR OF THE ONE WHOSE ALLY IS AMERICA GOES UP FOR AUCTION!
  In a new in Zaman which is a partisan...
Devami
HOCA HATIRLATMIŞTI
Erbakan Hoca Başörtüsü yasağını kaldıracak anayasa değişikliği ile ilgili olarak...
Devami
SON UYARI
Haramdan uzak tut, kazanç lokmanı Cana huzur katan, o pis kan...
Devami
PIRLANTA TESBİTLER!
  "Bütün insanlığın kurtarılması, Hak ve adalet medeniyetinin kurulması için,...
Devami
AHMET AKGÜL KİMDİR?
  Daha yakından tanımak ve meraklarının yanıtlarını bulmak isteyen değerli...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4398

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR