Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7141
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38506
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28629
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16802984

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200465

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

DİN VE DEVLETİN JEOPOLİTİĞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

İnsanlık bir vücuda benzetilirse: Devlet onun bedeni, din ise ruhu konumundadır. Ruhla bedenin, karışması da, ayrışması da; hem zararlıdır, hem imkansızdır.

   İşte bu nedenle "Din"le "Devlet"in karıştırılması yanlıştır. Bu durum her iki kurumu da yıpratacak ve yozlaştıracaktır. "Din"le "Devlet"in çatıştırılması ise daha da yanlıştır ve yıkıcıdır.

   Doğru olan: "Din"le "Devlet"in barışması ve topluma huzur, hizmet ve hürriyet vermek için her birinin kendi şahsında çalışmasıdır.

 

 

   Çünkü Din de, devlet de, insana hizmet için birer araçtır. Evet, amaç insandır. Bunun aksine, Devleti veya dini amaç, insanı ise araç yerine koymak; aklen köleleşmenin, vicdanen körlenmenin ve ahlaken kirlenmenin asıl sebebini oluşturmaktadır.

   Atatürk'ün: "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesiyle özetlediği ve hedeflediği: hem ülkemizde ve yeryüzünde bereket, bolluk ve barışı sağlamak, hem de insanlığı daha hayırlı ve yararlı bir uygarlık uğrunda yarıştırmak için; din ile devletin bir biriyle uğraşmak yerine uzlaşması, düşman olması ve dışlanması yerine dayanışması şarttır.

   Modernleşme ile Medenileşmenin Farkı:

   Söz buraya gelmişken, modernleşme ile medenileşmenin farkını da ortaya koymamız lazımdır.

    Bir Avustralya yerlisine, bir Eskimo ailesine veya bir Afrika kabilesine, takım elbise ve kıravat giydirmek, çatal bıçakla masada yemesini, cep telefonu, bilgisayar ve araba kullanmasını öğretmek kolaydır ve uzun zaman almayacaktır. Böylece kısa bir sürede ve az bir emekle modernleşmiş olacaktır.

   Ama Newyork'ta, Londra'da veya İstanbul'da yaşayan ve teknolojinin bütün imkanlarından yararlanan sosyete tabakasına; Adil ve asil davranmak, insan haklarına ve hukuka saygılı olmak, hak ederek ve helal kazanmak, herkese ve her şeye şefkat ve merhamet duymak, barışçı ve bağışlayıcı bulunmak, farklılıklara hoş görü ve faziletle yaklaşmak, yalandan ve riyadan uzak samimi ve seviyeli yaşamak, akılcı, yapıcı ve yararlı bir tavır takınmak gibi; Medeni ahlak ve anlayışı öğretmenin ve özümsetmenin zorluğu ise ortadadır.

   Üstelik çeşitli ihtiyaçların kolay ve doğal yoldan karşılanabildiği, yıl boyu sıcak tropikal iklim kuşağındaki kavim ve kabilelerde fazla gerek duyulmadığından, maddi uygarlık ve modernitenin haliyle gelişmediği; ama buralarda yaşayan kimselerin ormanlar ve hayvanlarla münasebetlerinde, birbirlerine ve başkalarına karşı safiyet ve samimiyetlerinde, daha insancıl ve insaflı davrandıkları bir hakikattir. Yani; imani, insani ve ahlaki değerlerden yoksun bir uygarlık, modern bir barbarlıktır.

   Ulus ve Millet:  

   Medenileşememiş modern Batı felsefenin "ulus" kavramı, bizim "Millet" anlayışımızın aynısı değil, karşıtıdır. Ulusçuluk: Irk üstünlüğüne ve köken asabiyetine dayanan şoven bir yaklaşımdır. Başkalarına karşı muhabbet yerine nefret esaslıdır. Millet ise, Milli ve Manevi dinamikler ve insani değerler üzerinde kucaklaşıp kaynaşan; şefkat ve şefaatı (herkese acımayı ve yardımına koşmayı) esas alan sağlam bir yapıdır. Ulusçuluk diye Irkçılık güdenler, sanayi ve teknolojide ilerlemiş ve modernleşmiş de olsalar, henüz "kavmiyet" ten kurtulup "Millet mertebesine ulaşmamıştır. Daha da acısı, kafatasçı "ulusçuluk", Siyonist ve emperyalist güçlerin, diğer milletleri ve devletleri parçalamak için kullandıkları ve kışkırttıkları şeytani bir hegemonya aracıdır.Hatta bu maksatla farklı kavimler için ayrı ayrı tarih kitapları ve kahramanlık destanları bile uydurmuşlardır.

Savaş ve Barış:

Millet kavramında, "Yurtta ve dünyada barış" amaçtır. Savaş ise gerektiğinde kendini savunmak, hak ve adaleti sağlamak için bir araçtır.

   Hitler gibi ırkçı ve kafatasçı ulusçuluk anlayışında ve Darwinci yaklaşımda ise savaş amaç, barış araçtır.

   İşte Osmanlı, özellikle kuruluş ve yükseliş dönemlerinde:  Millet Medeniyetinin, barış ve bereketin modeli ve merkezi iken, ırkçılık düşünceleriyle yıpratılmış ve yıkılmıştır.

   İslam, "silm" kökünden barış anlamındadır. Selam vermek bir barış mesajıdır. Cihad ise "silm" i yani barış ve adalet düzenini kurmak ve korumak için var gücüyle çalışmaktır. Batılı anlamdaki savaş ve saldırı ile "cihad" biri birinden oldukça farklıdır.

   Irkçılık (kavmiyet) ve savaş; mutlaka bir düşmanı gerekli kılmaktadır. Eğer yoksa, peydahlanacaktır. Çünkü bunların düşmansız yaşaması imkansızdır.

   İşte geçen ay İstanbul Çırağan sarayında kuruluş yıldönümü kutlanan D-8 toplantısında: ülkemize, bölgemize ve bütün yer yüzüne, özlenen barış ve bereketin nasıl getirileceği konuşulurken, İskoçyada toplanan G-8 liderleri "ürettikleri son sistem silahların hangi ülkelere, kimler tarafından satılacağı ve bu sömürme ve sindirme düzenlerine boyun eğmeyen hangi ülkelere nasıl saldırılacağı" tartışılmıştır. Bu silahlanmaya harcadıklarının yüzde biri ile bütün acil sorunları aşılabilecek olan Afrikadaki fakir ülkelerin borçlarını ertelemek veya silmek gibi göstermelik merhamet mesajları ise, asıl gizli ve kirli hesaplarına bir kadife kılıf yapılmıştır.

   Ve daha on yıl önce, Bosna-Srebreniça'da, Hollanda askerlerince, sizi biz koruyacağız diye bütün silahları toplanan suçsuz ve savunmasız Müslümanların üzerine, hem de BM'nin sözde Barış Gücünün göz yummasıyla saldıran Sırpların, çocuk, kadın, yaşlı demeden on bin kişiyi katletmeleri, Batının bu çifte standardının ve İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif'in ifadesiyle "tek dişi kalmış canavar"lığının, hala kanı kurumamış bir kanıtıdır.

    Aklın ve Ahlakın Yozlaşması:

   Hz. Ademden beri bütün Hak dinlerin ortak adı olan İslam, vahdet ve muhabbeti (Birlik ve sevgiyi) esas alırken ve insanlara; Hikmet, hürriyet, hakkaniyet ve haysiyet kazandırıp, yeryüzünde Allah'a hilafet makamına çıkarmayı amaçlarken; maalesef, ya devletin veya "dini elit"lerin elinde, "sert"leştirilmek ve "layt" laştırılmak şeklinde yozlaştırılıp, bir istismar ve suistimal aracı olarak kullanıldığında, fazilet yerine rezalet doğurmaktadır.

   Bu ifrat ve tefrit sonucu; Ya pinti, pısırık ve pejmürde sürüler veya katı, kavgacı ve karanlık kafalı tipler ortaya çıkmaktadır.

   Bunun gibi baskıcı ve basmakalıpçı devlet düzenlerinde, düşünce özgürlüğü kısıtlandığından, akıl ve idrak de kısırlaşmakta, ahlak ise;

  • a- Ya yozlaşıp, insanlar hayasızlaşmakta
  • b- Veya yobazlaşıp riyakarlaşmaktadır.

Hatta böyle ortamlarda ahlak aynen "lastikli kanunlar" gibi "güçlülerin delip geçtiği, zayıf kimselerin takılıp ezildiği bir örümcek ağı" konumundadır.

Güçlü olanların trilyonları soyması iş bilirlik, zayıfların üç beş bin çalması hırsızlıktır.

Üst tabakanın her gece bir başkasının koynunda gecelemesi flört, ama aşağıdan bir gafilin gayrı meşru ilişkisi zinadır.

Velhasıl pek çok şey, zenginlere mübah, fakirlere günahtır.

Güçlüler yapınca göz açıklıktır, ayak kaymasıdır zayıflar yapınca ayıptır, arsızlıktır.

Kısaca: Edep, hürmet, hizmet, ibadet, istikamet gibi şeyler sanki sadece zayıfların ahlakıdır ve onlara lazımdır... Ve bu durum güçlülerinde işini kolaylaştırmaktadır.

Ve tabi böylece: "Her toplum layık olduğu idareyi bulmaktadır." (Hadis) ve

"Kesinlikle Allah; kendi nefislerinde olanı (akli ve ahlaki tavırlarını) değiştirmedikçe bir toplulukta (yürürlükte) olanı değiştirip (kaldırmayacaktır)"[1]

Tanrı Devlet:

Bu yozlaşma sonucu; Halkın ortak iradesi ve rızasına dayanan ittifakıyla kurulan "örgütlü hizmetkarı" olması gereken devlet, imtiyazlı ve istismarcı sınıfların elinde "hükümdar"laşır. Hatta: halkı kulları kabul ederek tanrılaşır ve kutsallaşır.

Daha da beteri:

Devlet; Dünyaya hakim ve zalim güçlerin, o ülkeyi sömürme mekanizmasına...

Hükümet: Uzaktan kumandalı sömürge tahsildarlarına.

Ordu ve polis: Demokrat köleler yapılan halkı hizaya getirme ve sindirme jandarmasına.

Din ise; toplumu uyutma ve avutma vasıtasına döndürülmektedir.

Böylece, aslında Allah'ın halifesi yani, yeryüzündeki temsilcisi ve cüz-i iradesi makamına müsait; özgür ve özgün yaratılan insan, şeytani düzenlerin ve tanrı Devletlerin kölesi ve esiri durumuna düşürülmektedir.

Kurtuluş Çaresi:

Her toplumun sosyal yapısı ile, siyasal yapısı birbirlerini birinci derecede etkilemektedir... Sosyal yapının en önemli faktörü ise "inanç sistemi"dir. Çünkü insanların fikir dünyası ve bunun neticesi olan fiili davranışları onların dini inançlarına ve dünyevi ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir.

Bu nedenle; Bozuk bir sistemi, barbar bir düzeni, kısaca olumsuz siyaseti düzeltmenin ilk şartı; halkın inancını ve ahlakını güçlendirmektir. Yani gerçek İslamı öğretmektir. İslamı dışlayarak, hatta düşmanlık yaparak, girişilecek bütün kurtuluş hareketleri:

  • a- Ya halkın usandığı ve isyana hazırlandığı mevcut düzeni, başka bir kılıf altında devam ettirme hilesidir. Sonunda sadece, zulüm ve sömürü arabasının atları değiştirilecektir
  • b- Veya sonu hüsranla bitecek bir macera ve hayalperestliktir.

Çünkü: Allah'a iman duygusuna, ahiret ve hesap kaygısına ve insani şuur ve sorumluluğuna sahip olmayan kimseler:

1-İnkar: Maneviyatı, mizanı ve başkalarının haklarını reddetme

2-İmtiyaz: Kendisini, ailesini ve kabilesini seçkin ve ayrıcalıklı görme

3-İnhisar: Her türlü zenginliği, fazileti ve hükmetmeyi kendi tekellerinde zannetme

4-İstismar: Dini, devleti ve düzeni şahsi heves ve hedefleri için sömürme

5-İstikbar: Ellerine geçirdikleri bu imtiyaz, inhisar ve istismar nedeniyle böbürlenip kibirlenme...

6-Veya, İstihkar: Hakaret görmeye, sömürülmeye ve ezilmeye rıza gösterme gibi olumsuz ve onursuz düşüncelere kolayca kapılıvermektedir.

Türkiye'mizi kuşatan ve geleceğimizi karartan ve büyük batı emperyalizminin (ABD ve AB) kıskacından; ve "aşırı" yada "ılımlı" diye adlandırılan din istismarcısı ve dış güçlerin kuklası kesimlerin irticasından kurtarmaya çalışan bazı kimselerin;

Hala; İslamı bir tehlike, Müslümanları ise tehdit unsuru görmeleri ve yine, imani ve Kur'ani gelişmelerden huzursuzluk hissetmeleri:

-Ya stratejik bir cehaletin veya trajik bir gafletin alametidir.

Mustafa Kemal de, asla İslam Diniyle değil köhneleşmiş bazı müesseselerle, beraber, istismarcı ve irticacı bir zihniyete karşı mücadele vermiş ve bunları tasfiye etmiştir.

Bu amaçla, tekke ve zaviyelere yasak getirilmiş ama İslamın asıl kurumları olan camilere ilişmemiştir. İslamın iki temel kaynağı olan Kur'anı kerimi ve Buhari Hadislerini, hem de en emin ve ehil alimlere Türkçeye tercüme ettirmiştir.

Hz. Muhammed'in En büyük Devrimi:

Hz. Muhammed, dini, siyasi, ekonomik ve sosyal; her türlü kölelik ve kötülüğün kökünü kurutmak ve her konuda saygınlığın ve özgürlüğün yolunu açmak için mücadele etmiş ve iki büyük devrim gerçekleştirmiştir.

  • 1- Tebliğ ve tatbik ettiği İslam, Hukukta "akıl ve ictihad" sistemini
  • 2- Hükümette ise "cumhuriyet" sürecini getirmiştir.

Konunun başına dönersek: Din ile devlet birbirlerinin tezadı (karşıtı) değil, tamamlayıcısı yerindedir. Vücutla ruh gibidir.

Ancak, dinin siyasete alet edilmesi de, devletin dine müdahalesi de tehlikelidir ve tahrip edicidir.

Yani: "Teolojinin politikası" da, "politikanın teolojisi" de zarar vericidir.

Teolojinin Jeopolitiki: Din istismarcısı ve ilahiyat inhisarcısı kesimlerin devleti ve siyaseti ele geçirip yönlendirmesidir... Ki bu durum Teokrasi demektir.

Jeopolitikin Teolojisi: Despotik veya sözde demokratik devletlerin ve "imtiyazlı devletli" lerin; dini kendi keyiflerine göre tahrif ve tağyir etmeleri (bozup değiştirmeleri); ziyadeleştirip eksiltmeleri ve bu dejenere edilmiş dini demon-krasi (şeytan idaresi) denebilecek düzenlerini meşrulaştırma aracı haline getirmeleridir... Ki bu uygulamalar da "laçka laiklik" şeklinde yürütülmektedir.

Bu durumlarda artık "devlet", kolektif aklın örgütlenmiş aygıtı ve halkın huzur ve hürriyet hizmetkarı olmadığı gibi, "Din" de Allah'ın adalet proğramı ve ahlak kuralları değildir.

Zalim Devlet ve Hükümet başkanları; firavun

Sömürücü sermaye baronları; Karun

Hain bakan ve bürokratlar; Haman

Sahte ve samimiyetsiz din adamları: Bel'am

Kiralık bilim erbabı, üniversite hocaları ve medya yorumcuları ise; Sihirbazlar hükmündedir.

AB süreci, din ve devletin birlikte tahribidir:

AB, bağımsız bir proje değil, küreselleşmenin, yani Siyonist sermaye hakimiyetinin bir temelidir.

Son zamanlarda gözlenen eylemleri değerlendirenler iki kategoriye ayrılıyor. Bir kısmı olayların bölücülük ya da gericilik gibi iç nedenlerden kaynaklandığını düşünürken önemli bir bölümü de AB üyeliğini engellemek isteyenlerin olayları tahrik ettiğini söylüyor. Onlara göre 1-Siyasi istikrarın sağlanamadığı görüntüsü, 2-Bir iç çatışma ihtimalinin söz konusu olması 3-Ya da dine dayanan rejim taraftarlarının etkinliği AB üyelerini olumsuz bir tavır almaya zorlayacaktır. Bu nedenle gerçekte amaçları AB üyeliğini engellemek olanlar, bu sanal tehlikeleri varmış gibi göstermek için tahriklerde bulunmaktadır. Eğer bu gerekçe geçerli olsaydı söz konusu tahriklerin müzakere tarihinin tespitinden önce yapılması daha anlamlı olurdu. Zamanlamanın önemli olmadığını düşünürsek bu tahriklerin AB üyeliğini önlemeye yönelik olduğunu kabul edebilir miyiz?

Önce bu tartışmaların: Türkiye'nin AB üyeliği ile mi sınırlı, yoksa daha geniş bir çerçevede AB'nin geleceği konusunda mı olduğuna karar vermek gerekir.

Türkiye'nin AB üyeliğini savunanların profili, konuyu daha anlaşılır hale getirmekte faydalı olabilir. Bu amaç için uğraşan etkin çevreler, AB üyeliğini, daha geniş bir projenin parçası olarak algılamaktadır. Bunların genel özelliği küresel bir dünya perspektifine sahip olması ve AB üyeliğini bu projenin bir alt başlığı olarak düşünmeleridir. Onlar, diğer büyük güçler yanında, ekonomik, askeri ve siyasi açıdan farklılaşmış, bağımsız bir Avrupa düşlememektedir. Asıl amaçları küreselleşmedir ve AB'nin bunun güçlü bir parçası olmasıdır. Türkiye'deki AB yandaşlarının ilişkileri, değer yargıları, kısaca dünyaya bakışları bağımsız ve güçlü bir Avrupa yaratma amacına uzak durmaktadır. Zaten ekonomik ve siyasi alanlarda sınırsız liberalleşme, kendi içinde kapalı bir AB fikriyle bağdaşmaz.

Başlangıçta ABD ve SSCB etrafındaki kümelenmeye alternatif olarak düşünülen birleşik Avrupa fikri, zamanla aşınmış ve Avrupa küreselleşme yandaşlarının etkin olduğu bir alana dönüşmüştür. Geçmişte Türkiye'nin üyeliği bir zaman ya da uyum sağlama sorunu olarak görülürken şimdilerde birliğin vasfını belirleyen bir etken haline gelmiştir. Türkiye AB üyesi olursa küresel gücün kontrolüne girebilir endişesi asıl itiraz nedeni haline gelmiştir.

Şu soru cevaplandırılmadan meselenin anlaşılması mümkün değildir: Eğer Türkiye'nin sorunu yeteri kadar demokratik olmaması, ekonomik durumu, kültürel farklılık ise neden İngiltere bu konuda hoşgörülü davranmakta, Fransa sert bir muhalefet sergilemektedir? İngiltere bu konularda bize daha çok mu benzemektedir? Durumu bu sebeplerle açıklayamayız ama İngiltere'nin küreselcilerin en önemli üssü olduğunu, Türkiye'nin katılmasıyla AB'deki egemenliğin bunların eline geçeceğini ve bu nedenle merkez bloğunu oluşturan Almanya ve Fransa'nın direndiğini söyleyebiliriz.

Türkiye'nin üye olup olmaması AB'nin vasfını belirleyecek bir etkendir ve bu durum Türkiye'nin özünden değil yönetime egemen olan güçlerin niteliğinden kaynaklanmaktadır. Üstelik bu nitelik ideolojik değildir. İslamcı kanatla liberaller arasındaki dayanışma, tüm politikalardaki özdeşliğe yakın benzeşme ancak hedeflerdeki aynılıkla izah edilebilir.

Bu nedenle okuduğumuz kitabın adı AB değildir. AB, bu kitabın içindeki bir alt başlıktır. Asıl sorun dünyanın yeniden nasıl şekilleneceği, dengenin nasıl kurulacağıdır. Çatışmanın bir yerinde AB üyeliğinin olması, bu çatışmanın AB için yapıldığı anlamını taşımaz ve bununla sınırlı kalmaz. Irk çatışması, ülkenin bölünmesi daha geniş bir projenin araçları ve bütünün parçalarıdır.

Eğer olayları bu alt başlıklarla açıklarsak yanlış yapmış olmayız ama bütünü göremediğimiz için doğru politikalar üretemeyiz. Tarif edilen şey filin kulağından ibarettir. Kulak filin bir parçasıdır ama kendisi değildir.[2]

 



[1] Rad Suresi Ayet:11

[2] Star / 11.09.2005 / Mahir Kaynak

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 4307

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR