Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1458
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20861
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10984
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785339

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194226

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

DENGESİZLİKLER VE DENSİZLİKLER!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Fotoğrafın parçaları:

"Hayır, son değil bu. Hatta sonun başlangıcı bile değil. Olsa olsa belki başlangıcın sonu diyebiliriz..." (Churchill)

Türkiye dâhil tüm Ortadoğu'nun bir girdaba çekilmek üzere olduğunu gösteren gelişmeler bize İngiltere eski Başbakanı Sir Winston Churchill'in bu sözünü hatırlattı.

Gelin, günlük olayların sığlığında çırpınmak yerine, "stratejik yap-boz" oyununun birkaç parçasını birleştirmeye çalışalım. Önce birkaç haberi alt alta sıralayalım:

 

* 9'uncu Cumhurbaşkanı Demirel, yeniden tırmanan PKK terörü için "Dışarıdan kaşınıyor ve bu biliniyor" dedi, sonra sözü çeşitli yerlerde parlayan kıvılcımlara getirerek, "Korktuğum oldu, Seferihisar ve Maçka olaylarına durduk yerde gelinmedi" diye ekledi.

* Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani şimdiye kadar "Hakkımız ama günümüz gerçeklerinde mümkün değil" dediği, "Bağımsız Kürt devleti" hayalini ilk kez vadeye bağladı:

"Umut ediyorum ki, yaşadığım süre içinde bağımsız Kürdistan'ı görürüm."

* Alman Sosyal-Demokrat Parti (SPD) sözcülerinden Gerhard Weisskircher, Kürt sorununun AB/Türkiye müzakere sürecinde çözüme kavuşturulacağını ifade etti, "Görüşmeler başlayınca iki tarafa çatışmalara son verme çağrısı yapılacak. Türkiye'nin azınlık politikası müzakerelerin merkezine konulacak" dedi.

* Rus "Nezavissimaya" gazetesi Kremlin'in üst düzey bir yetkilisine dayandırdığı yorumhaberde, Rusya'nın köklü bir politika değişikliğine giderek eski Sovyet nüfuz alanını Batı'ya terketmeye hazırlandığını duyurdu. Onu ikinci haber izledi: Rusya, Avrupa'ya göndereceği doğalgaz için Ukrayna ve Polonya'yı bypass edecek boru hattı inşasına başlıyor. Sonra üçüncü haber: Tarihin ilk Rus-Çin ortak tatbikatının ardından Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov, "Moskova-Pekin askeri işbirliğinin Asya'da barışın güvencesi olacağını" açıkladı. Kremlin kaynakları da Asya'yı ABD askeri himayesine sokmamaya kararlı olduklarını kaydettiler.

Yalta öldü, sırada ne var?

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Ortak paydaları ne olabilir? Sondan başlayalım:

Rusya askeri ve stratejik açıdan Avrupa'dan çekiliyor. Böylece ABD ile Sovyetler Birliği'nin dünyayı paylaştıkları 60 yıllık Yalta Anlaşması'nın son sayfaları da yırtılıyor.

Rusya tekrar süper güç olmanın kaynaklarını ve imkânlarını artık Asya'da arayacak.

Ancak Yalta'nın yırtılan her sayfası, depreme yol açtı, parçalanma getirdi. Çekoslovakya, Moldova, Gürcistan, en önemlisi de Yugoslavya.

Yalta Anlaşması, Ortadoğu'da 1916 Mayıs'ında dönemin büyük güçleri İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı mirasını paylaştıkları Sykes-Picot Anlaşması'nın ve onunla çizilen sınırların geçerliliğini korunmasını da öngörüyordu. Yalta yırtılınca, Sykes-Picot kalabilir mi? İşte Demirel bunu anlatmaya çalışıyor. Sykes-Picot'un arşive gönderilmesi demek, Lozan Anlaşması'nın ve onun tamamlayıcısı olan 1926 tarihli Ankara Anlaşması'nın masaya getirilmesinin zeminini hazırlamak demek. Kim bilir, belki ardından Türkiye Suriye sınırını çizen 1921 tarihli Ankara İtilafnamesi'nin de...

Barzani boşuna umutlanmıyor. Sünniler, boşuna "Federalizm Irak'ı iç savaşa götürecek ve parçalayacak" diye feryat etmiyor. Kahire ve Amman'daki stratejik araştırmalar merkezleri boşuna Irak'taki federalizmin hızla tüm bölgeyi etkileyeceği raporları hazırlamıyor.

Yugoslavya'nın parçalanmasının mimarı olan Almanya'nın iktidar partisi sözcüsünün açıklamalarını, özellikle de ikinci cümlesini bir de bu perspektiften okuyun. Ne demek istiyor dersiniz?[1]

Kuzey Irak ve pembe çizgi

Birinci Körfez Savaşı'ndan bu yana Türkiye'deki sorumluların söylemleri ile eylemleri arasındaki dengesizliğe baktığınız zaman şöyle hükmedesiniz gelir:

- Bizimkiler aslında oyun oynadılar. Sürekli 'Kürt Devleti istemeyiz' deyip durmalarına rağmen gerçekte el altında bu oluşumun tamamlanması için gerekeni yaptılar!?

Efendim, öyle şey olur mu?

Bal gibi oldu!

Rahatça tek kanıtla yetinebilirim:

Türkiye yıllardır Irak'a Habur dışında ikinci bir kapı daha açmak istemekte, ama bir türlü başaramamaktadır.

Türkiye neden istemektedir? Çünkü orada 'Kürdistan' diye bir devletin kurulmakta olduğunu görmektedir. 'Uluslararası Toplum' denen küresel çete tarafından yok sayılmak istenen, hatta Barzani şahinliğine eline rehine olarak bıraktırılmaya çalışılan Türkmenler üzerinden denge arayışına girdiği için ikinci bir kapı açmaya çalışmaktadır. Oysa atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmişti... Türkiye, Atatürk'ün öldüğü gün adeta resmi siyaset edinerek unuttuğu ve uyuttuğu Kerkük ve Musul meselesini fiilen Siyonizm stratejilerine terk etmiş bulunuyordu. Esasen daha 1930'larda Ben Gurion tarafından geleceğin büyük İsrail'i adına bölgeye ajan gönderilerek başlatılan çalışmalar Molla Mustafa Barzani ile doruk noktasına ulaşmıştı. Birinci Körfez Savaşı'ndan bu yana da doğrudan ABD himayesine giren, Türkiye'den yükselen gaflet, dalalet ve ihanet dalgası ile temelleri sağlamlaştırılan Kürdistan şimdi Ankara'ya kesin tavır koyabilmektedir:

- İkinci bir kapı açamazsınız!

 Bu ne demek?

Sizin 'asla kurdurtmam' dediğiniz devlet kurulmakla kalmıyor, bir de size 'asla ikinci kapı açtırtmam' diye dayılanabilmektedir.

Ankara da, ABD güdümünü kıramadığı için 'istediğim yerden ikinci kapı açılmazsa, birincisini de kapatırım' diyememektedir.

Israr ediyorum:

Yıllardır tutturduğumuz 'Kürt devleti istemeyiz' söyleminin yalancı bir tavır olduğu, en azında 'uğruna hiçbir girişimde bulunulamayacak bir kuru sıkı tehditten başka bir anlam taşımadığı' yolundaki tezimin yeterli kanıtı bu 'ikinci kapı' kavgasıdır.

Dolayısıyla iki ihtimalden birini kabul etmek akıl ehli için farzdır: 1) Türkiye ya devlet olmaktan çıkmıştır, 2) veya 'Kürdistan' konusunda oyun oynayarak 'istemem' derken oluşması için gerekeni yapmıştır. (Bundaki kerametin ne olabileceğini keşfetmiş değilim.)

Kısacası 'Kürt Devleti savaş sebebidir' deyip durduktan sonra şimdi gecikmiş olarak mevcut yapıyla işbirliği yolları geliştirmeye çalışanların bilerek veya bilmeyerek süreci desteklediklerini düşünmek hiç de mantıksız değildir.

Aynı şekilde şimdi de, PKK taleplerine karşı 'asla kabul edilemez' nutukları atmaya devam edenlerin aynen 'Kürt Devleti kurulamaz' diyenler gibi derinden derine -bilerek veya bilmeyerek- örgütün emellerine katkı sağladıklarını düşünmek de mümkün.

Bu yorumları gerektiren, güneyimizden gelen sıcak kokulardır.

Yarın da işin fotoğrafları gelirse kimse şaşırmasın.[2]

Washington'dan gelen mesaj

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ile olan ilişkilerini tezkere öncesindeki düzeyine getirmek ve kırılganlığı giderebilmek için yoğun bir arayışın içinde. Son üç dört aydır Türkiye'nin hem hükümet hem askerler kanalıyla gösterdiği çaba ve girişimlerle bu arayış birleşince 'eski dostlar' yeni işbirliği kapıları açmaya hazırlanıyorlar.

ABD Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Nancy Mc Eldowney'in Paris Caddesi 72 numaradaki konutundayız. Göreve yeni gelen ve kısa zamanda sempatik tavırları ve sıcakkanlılığıyla kendinden söz ettirmeyi başaran Mc Eldowney, bir yemek daveti veriyor. Yemek ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üç numaralı ismi olan Bakan Yardımcısı Matt Bryza onuruna veriliyor ve Türk basınının sekiz temsilcisi katılıyor.

 Bryza, Washington'dan sıcak mesajlar getiriyor. Ama ne yaparsa yapsın, 'PKK'ya karşı askeri operasyon yok' dediği için istediği yankıyı ve coşkuyu bizlerden göremiyor. Türk kamuoyunun beklentisinin de farkında. 'Askeri operasyonlar dışındaki seçenekleri iyi kullanırsak kamuoyu tatmin olur' diyor.

Aslında bu konudaki açmazı Fehmi Koru çok güzel özetledi: 'ABD'nin daha fazla yapabileceği bir şey olmadığını biliyorum, ama yine de bir şeyler yapması gerekir.'

Kahkahalarla karşılık bulan bu önemli cümle ABD'nin Irak'taki çaresizliğini ortaya koyuyor. Irak'ın daha fazla karışmasını istemiyorlar. Kürtleri de küstürmekten kaçınıyorlar. Çünkü o coğrafyada şu anda Kürtlerle işbirliği yapıyorlar. Koru'nun bu cümlesi paradoksal olarak bizlere de tezkereyi reddederek kaçırdığımız fırsatı hatırlatıyor. Biliyorsunuzdur, Koru'nun tezkerenin reddinde çok büyük etkisi olmuştu.

 Bryza Diyanet'le yaptığı görüşmenin, kamuoyunda ne kadar yankı yarattığını görünce açıklama ihtiyacı hissediyor. Ama sözlerini yeterince açıklayamıyor. Onun da zorluğu şurada: 'Bu girişimleri radikal İslamcılara karşı yapıyorlar. Dünya Müslümanlarını küstürmeden teröre karşı önlem almaya çalışıyorlar. Diyanet'ten diğer Müslüman ülkeler için bir model arayışı içindeler. Radikal imamlar dediği ve hutbelerde aşırı mesajlar verdiklerini söylediği cami görevlileriyle ilgili çareler arıyorlar'.

 Bryza'nın sözleri hep Türkiye'nin model ülke olmasına dayanıyor. Ama model ülke tanımlamasının ülkede yarattığı alerjiyi gördüğü için 'Türkiye, Müslüman bir toplumda laik ve demokratik ülke olarak biricik örnektir. Başka örneği yoktur. Çünkü tarihte tek bir Atatürk var' sözleri kulağa hoş geliyor.

 ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bu etkili ismi cümle aralarında, Türkiye'nin önemini fark edemeyen Avrupa'yı eleştiriyor. 'Avrupa'nın nelerle uğraştığını biliyorsunuz' deyince kahkahalar kopuyor sonra düzeltmeye çalışıyor ama laf ağızdan bir kez çıkmış oluyor. Bryza, 3 Ekim öncesi bir kaza yaşanmaması için önümüzdeki hafta Atina'ya gidiyor. Yunanlıları da Türkiye'yi desteklemeleri konusunda bir kez daha uyaracak. Diyecek ki 'Eğer Türkiye AB yolundan koparsa en büyük zararı Yunanlılar ve Rumlar görür.'

 ABD devrede. Bakalım 3 Ekim'de ne çıkacak, bakalım Irak'ta neler olacak? Eski dostlar tekrar kol kola yürüyebilecekler mi?[3]



[1]  26.08.2005 / Erdal Şafak / Sabah

[2]  26.08.2005 / Sabah / Ö.Lütfi Mete

[3]  27.08.2005 / Akşam / İsmail Küçükkaya


Bu yazarin diger makaleleri

"İBRAHİM YOLU" MU, "ABRAHAM OYUNU" MU?
  Kur'ani ve tarihi gerçekler kesinlikle ortaya koymuştur ki: Hz....
Devami
ÖNEMLİ RÖPORTAJ: PATRİKHANE, TRUVA ATIDIR!
  Ahmet Akgül Hocamızla "Ekümenik patrikliği ve Hıristiyan Mahkemesi" üzerine;...
Devami
ÖLÜMÜ ÖLDÜREN KAHRAMANLAR
Bir vesile ile uğradığımız Antakya'da, Habibi Neccar camisinde kıldığımız namazlardan...
Devami
FETTULLAHCILARIN "FETTANL"LIĞI **
  19 Tem. 2006 tarihli sayısının 18. sayfasında, hem Filistinli...
Devami
SİYONİST SPEKÜLATÖR SOROS'TAN NASIL PARA ALINIR? (MIŞ..)
  Türkiye'de şirketler ve AB dışında, STK'lara fon sağlayacak başka...
Devami
İRAN ETRAFINDA AVRASYA'YA DOĞRU.
  Helmut Schmidt: "İran tehdit etmiyor, sadece tedbir alıyor!.." Bu...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5067

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR