Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7259
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38624
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28747
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803102

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200499

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

GÜVENLİĞİMİZ VE GELECEĞİMİZ DEMOKRASİDEN ÖNEMLİDİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Türkiye'mizin bağımsızlığı ve bekası amaç, demokrasi ve laiklik araçtır. Ferdi özgürlüklerimiz, ancak Milli özgürlük ve özgüven altında sağlanır.

Batının dayattığı ve Türkiye'yi Iraklaştırmayı amaçladığı, sivil ve siyasi özgürlükler hatırına güvenliğimizi ve geleceğimizi riske sokan girişimler sakattır.

Yeni Terörle Mücadele Kanunu batıdaki örneklerinden çok daha daha yumuşatılmış olmasına rağmen, demokrasi ve özgürlük havariliği ile buna bile karşı çıkanların niyeti ve tiyniyeti iyi araştırılmalıdır.

 

 

 

Başbakan: "Güvenlik Adına Özgürlüklerden Taviz Veremeyiz" Diyor:

"Başbakan Tayyip Erdoğan, kritik 3 Ekim tarihi öncesinde 50 sivil toplum örgütüyle AB zirvesi düzenliyor. Yaşanan sokak olayları ve Terörle Mücadele Yasa Tasarısı'na göndermede bulunan Erdoğan, hiçbir zaman halka rağmen bir şeyler yapma özleminde olmadıklarını vurguluyor. Hedeflerinin özgürlükleri arttırmak olduğunu belirten Erdoğan, "Ne güvenlik adına özgürlüklerden taviz verdik, ne de özgürlükler adına şu ana kadar güvenliğimizi ihmal ettik." İfadelerini kullanıyor. Geçmişi özleyenler olabilir. Dayatmaları ve emrivakileri özleyenler olabilir." diyen Erdoğan, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da buna izin vermeyeceklerinin altını çiziyor. 3 Ekim 2005'te AB ile üyelik müzakerelerine başlayarak "tarihi dönüm noktalarına yenilerini ekleyeceklerini"  kaydeden Erdoğan, müzakere sürecinde sivil toplum örgütlerinin desteğinin hayati önem taşıdığını söylüyor...

Meclis Başkanı ve Dış İşleri Bakanı: "Özgürlüklerden Geriye Dönüş Asla Olmayacak" Garantisi Veriyor.

Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Terörle Mücadele Kanunu'na "son şeklinin verilmediğinin" altını çizdi. Gül, "Bireysel hak ve özgürlüklerden ödün verilmesinin söz konusu olamayacağını" dile getirdi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, özgürlüklerden geri dönülmeyeceği garantisini verdi. Gül, son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden Terörle Mücadele Kanunu (TMK) taslağını değerlendirdi. TMK'nın son şeklinin almadığını hatırlatan Gül, yasanın içeriğiyle ilgili net ifadeler kullandı: "Terörle etkin bir mücadele için gerekli tedbirler getirilirken, demokratik hak ve özgürlüklerden, Türkiye'nin geldiği durumdan geriye dönüş asla söz konusu olmayacaktır." Bakan Gül, terörle mücadele ile özgürlükler arasında çok önemli bir denge olduğunu vurguladı.

AK Parti hükümetinin üç yıldır gerçekleştirdiği reformlara atıfta bulunan Gül, "Türkiye, dünyada sessiz devrimi gerçekleştiren bir ülkedir. Bireysel hak ve özgürlükler açısından geriye gidiş söz konusu değil." diye konuştu.

DEHAP'lı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in, Avrupa Parlamentosu'na sunduğu raporda PKK'dan ‘silahlı Kürt muhalefeti' diye söz etmesini de değerlendiren Gül, "Konuşma metinleri elimizde. Hoşlanmadığımız taraflar var. Serbest yargı kararını verecek." şeklinde görüş belirtti.

 

TBMM Başkanı Arınç: Fikir ve İfade Özgürlüğünün Önünde Engel Kalmamalı

TBMM Başkanı Bülent Arınç, bazı grupların 3 Ekimde başlayacak Avrupa Birliği müzakerelerini gölgelemeye çalıştığını söyledi.

Türkiye'nin son 3 yılda yaptığı çalışmalarla ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırdığını anlatan Arınç, herkesin demokrasinin gelişmesi için çalışması gerektiğini söyledi. Başkan Arınç, New York'taki temaslarının sonunda Türkevi'nde basın toplantısı düzenledi. Arınç, ülkenin değişik yerlerinde yapılan eylemler konusunda "Kürt-Türk çatışması mı var?" gibi çok ağır ve endişe verici bir sözün kullanılmasının doğru olmadığını belirtti.  Türkiye'nin geçmişte de bazı unsurların karşı karşıya getirilmek istendiğini ifade eden Arınç, "Bazı olaylara bakarak, böylesine büyük bir endişeyi taşımak doğru değil" diye konuştu. Güvenlik güçlerinin provakötörleri tespit edebilecek, yakalıyabilecek, sorgulayabilecek ve yargılayabilecek güçte olduğunun altını çizen Arınç, "Halk desteğini kaybetmiş çatışma özlemcilerinin elleri boş kalacak" dedi. Arınç, ülkenin aradığı demokrasiyi ve özgürlükleri bulduğunu, bunları kaybetmeye niyetinin olmadığını vurguladı. Türkiye'nin son üç yılda yaptığı reformlarla ifade özgürlüğü önündeki engelleri büyük ölçüde kaldırdığını dile getiren Arınç, "Türkiye, AİHM'nin kararlarını bir yargılama, iade-i mahkeme sebebi olarak da kabul etmiştir. Anayasa'mızdaki bazı hükümler, bu özgürlüğün genişletilmesine müsait hale getirilmiştir." dedi.[1]

  Ayarı ve Amacı Belli Yücel Sayman İtirazlarını Şöyle Sıralıyor:

İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, Adalet Bakanlığı'nca Başbakan'a sunulan Terörle Mücadele Kanunu(TMK)'ndaki değişikliklere ilişkin taslağa tepki gösteriyor. Sayman, bütün dünyada terör karşısında kamu güvenliği ile bireysel özgürlük arasında çelişki varmış gibi gösterildiğine dikkat çekiyor. Genel bir dille bu şekilde özgürlüklerin kısıtlandığını anlatan Sayman, buradaki mantığın "Biz size şu özgürlükleri veriyoruz ama kullanırsanız terörizm tehlikesi olabilir, özgürlükleri bizim istediğimiz şekilde kullanın." olduğunu kaydetti. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sosyalist ülkelere getirilen en büyük eleştirinin bu olduğunu belirten Sayman, böyle bir yaklaşımın demokrasi değil, otoriterizm olduğunu vurguladı. Sayman, "Özgürlüklerin güvencesi yine özgürlüklerdir. Demokrasinin güvencesi yine demokrasidir. Türkiye'de son zamanlarda reformlarla biraz açılım olmuştu. Şimdi geriye gidiş oldu, üzücü. Özgürlüklere karşı olan, özgürlükleri boğarak otoriterizm kurmak isteyenlerin isteği yerine gelmiştir." dedi. Bütün Avrupa'da gidişin hep böyle olduğunu belirtti. "Başbakan, Türkiye'de ilk defa ‘biz terörizmi demokratik sınırlar içinde çözeceğiz' demişti." hatırlatmasında bulunan Sayman, şöyle devam etti: "Bu kandırmacaymış. Türkiye büyük şans kaçırdı. Antidemokrasiyi örnek almamalıyız. Belli ki bu kanun böyle yapıldığı zaman demokrasi sınırları içinde kalınmayacak. Bunun faydası olmuyor. Olmadığının da herkes farkında."

 

Yine Zamanın Başka Bir Başı Dumanlı Yazarı: "Terörle Mücadelede Rota Şaşarsa" Diye Korkuyor...

Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile ilgili dedikodular, senaryolar, teoriler uzun bir süredir medya dünyasını meşgul ediyordu. Ne var ki ortaya atılan iddialar bir türlü ispatlanamıyor, bu iddiaları haklı çıkaracak somut bir bilgiye ulaşılamıyordu. Geçen hafta pek çok gazetede yer alan haberler sayesinde mesele biraz daha aydınlığa kavuşmuş oldu. Durum hiç de iç açıcı gözükmüyor.

Sağduyu sahibi herkesin ittifakla istediği bir şey var: "Terörle etkin mücadeleyi sağlayacak bir yasa çıkarılsın; ancak temel hak ve özgürlükler kısıtlanmasın." Bu kadar sade, bu kadar net, bu kadar makul bir talebin tekrar tekrar söylenmesi boşuna değil. Hazırlanan yasa, endişelere sebebiyet veriyor; çünkü Türkiye keyfi ve antidemokratik uygulamalara fırsat veren kanunlardan çok çekti. Sağcısı, solcusu, muhafazakârı, milliyetçisi... Herkes yoruma açık maddelerin, muğlak tanımların diyetini ağır ödedi.

Geçen haftanın haber ve yorumlarından iz sürelim dilerseniz: Radikal'de Hakkı Devrim yılların tecrübesini arkasına alarak önemli bir uyarı yapıyor ve makalesinin başlığını şöyle atıyor: "Yeni TMK aceleye gelmesin"... Cuma günkü yazısından kısa bir-iki cümle: "Gazetelerde ön plana çıkmadı amma, Ankara'da karamsarlık yaratan bir çalışma var. Terörle Mücadele Kanunu'nu (TMK) yenileme çalışmaları tamamlandı... Tereddütler var. İngilizler benzer düzenleme yaptı, diyen oluyor. Ama onlar dışarıdan gelecek tehlikeye karşı tedbir alma endişesiyle hareket ettiler. Bizim durumumuz farklı... Son birkaç günkü olayların gölgesi kanunu karartmasın, iyiye gidiş hamlemizi aksatmasın, demek istiyorum; madde madde ayrıntılara inmeden. Gerekirse öyle de yaparız." Devrim Usta'nın uyarıları TMK'da rotanın yanlış olduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği yoluna yeni mayınlar döşeniyor da denebilir.

Fehmi Koru'nun Yeni Şafak'taki "Uyanık olma zamanı" başlıklı yazısını (9 Eylül) bu gözle okumak gerekiyor. "Sıkıyönetim dönemini hatırlatan tedbirler öngören yeni TMK hazırlanmış bile..." cümlesiyle yetkililerin dikkatini çeken Fehmi Bey, hadiseye tarihi bir perspektiften bakıyor. Şeyh Said isyanından 28 Şubat sürecine kadar uzanan hadiseler zincirinde kışkırtmalara atıfta bulunuyor Koru işin püf noktasını işaretliyor: "Sokaklar hareketlenince, hazır bekleyen bir taslak ilgili makamlara sunulup yasalaştırılıverir." Bütün bu olumsuzluklara rağmen Koru, Başbakan Erdoğan ve ekibine güvendiğini ortaya koyuyor ve tarihin tekerrür etmesine izin verilmeyeceğini umut ediyor. "Aynı delikten bu kadar çok ısırılmak herhalde siyasilerin de gayretine dokunuyordur, dokunmalı" hükmüyle yazısına son veriyor.

Cumartesi günkü Hürriyet bir gazetecilik başarısına imza atarak, sağda solda konuşulan ancak bir türlü künhüne vakıf olunamayan TMK taslaklarını neşretti; hem de manşetten. Eğer Hürriyet'in yazdıkları doğruysa Türkiye, yeni bir siyasi krizin eşiğindedir. Gerçi Hürriyet'in başlığa çıkardığı ayrıntı durumun vahametini vermekten uzak; ancak haberin tamamında sunulan bilgiler, Türkiye'nin AB sürecini olumsuz etkileyecek bir kanun ile karşı karşıya olduğunu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarıyor.

 

Hürriyet Ürpertici İddialar Ortaya Atıyor!

Hürriyet'in haberine göre "Her suç terör sayılabilir." Gazete, "Son şeklini hükümetin vereceği taslakta terör yeniden tanımlandı, her suçun terör sayılmasının yolu açıldı. Tanımda şiddet-cebir denilmemesini ise hukukçular eleştirdi." diyor. Anlamak mümkün değil! Adalet Bakanlığı'nda tuhaf bir şeyler oluyor adeta; ne zaman önemli bir yasa çıkarılsa Bakanlık ağır eleştiriler alacak işlere imza atıyor. AB uyum paketleri ve CMK çalışmalarında özgürlükçü tutumuyla herkesten alkış alan Cemil Çiçek, nasıl böyle bir hukuk faciasına izin veriyor; anlamak gerçekten mümkün değil!

Hürriyet'ten kısa çıkarımlara devam edelim: "141, 142, 163. maddeler eskisinden de daha kuvvetli olarak geri dönüyor. Genelkurmay ve Emniyet kanadının desteklediği bu taslak yasalaşırsa; teröre karşı OHAL döneminde bile olmayan tedbirler gündeme gelebilecek... Zanlının avukatıyla görüşme hakkı, savcının istemi üzerine hâkim kararıyla 24 saat süreyle kısıtlanabilecek. Avukatın dosya içeriğini incelemesi, her türlü belgeden örnek alınması savcının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilecek..."

Hürriyet "İzlenim yetecek" ara başlığı ile taslaktaki bir maddeye açıklık getiriyor. Güya birinin güvenlik güçlerinde "terör faaliyeti izlenimi uyandırması" bir dizi yaptırımı geçerli kılıyor. "İzlenim" sonucunda şüphelenilen kişinin "bölgesel olarak iletişim ve haberleşme olanaklarının sınırlandırılması", "seyahat özgürlüğünün kısıtlanması", "belli bazı hizmetlerin veya tesislerin kullanımının ya da bazı faaliyetlerin kişi tarafından yapılmasının yasaklanması..." söz konusu olacakmış... Bu nasıl terörle mücadele yasa taslağı! Hürriyet ara başlıkla "örgütsüz terör"den bahsediyor.

Akşam Gazetesi De Aynı Tehlikeye Dikkat Çekiyor

Yazılanları alt alta dizdiğinizde Hürriyet ile aynı sonuca varıyorsunuz: "Her suç terör sayılabilir." Zaten bu yüzden Akşam Gazetesi de Hürriyet ile aynı gün (10 Eylül 2005) benzer bir yaklaşım sergiliyor. "Yeni terör taslağı sıkıyönetim gibi" başlığını kullandı Akşam. Gazete haberi iç sayfaya başlık yaparken "Sanki sıkıyönetim" demeyi ihmal etmemiş ve eklemiş: "Eve zorla girmekten, seyahatin kısıtlanmasına dek uzanan maddeler sıkıyönetim düzenini aratmıyor." Akşam'daki haber, Hürriyet'teki kadar ayrıntı içermese de benzer kaygıları güçlendirecek bilgiyi veriyor.

Artık mesele dedikodulardan kaynaklanan bir kuşku olmaktan çıktı, somut gerçekliğe dönüştü ve anlaşıldı ki TMK'da yapılması düşünülen değişiklikler, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik kimyasını bozacak yanlışlar içeriyor. O yüzden taslağı hazırlayan komisyonda bile tartışma çıktı. Gazetelere yansıdığına göre bazı komisyon üyeleri "N'oluyor, OHAL rejimi mi getiriyoruz!" diye isyan bile etmiş. Gazeteler öyle yazdı. Taslağın "oybirliği" ile değil, "oyçokluğu" ile sunulmasının sebebi de bu.

Hürriyet ve Akşam'ın haberlerinden sonra beklenirdi ki Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bir açıklama yapsın ve haberlerin gerçek dışı olduğunu söylesin. Ancak dünkü gazetelerden birinde cılız bir açıklamaya rastlamak mümkün. Taslaktaki antidemokratik yaklaşımı doğru bulduğu için mi susuyor; yoksa "Nasıl olsa bu bir taslak. Bundan sonrası siyasi iradenin işidir, yanlışları zaten düzeltmek zorundayız" diye mi düşünüyor; bunun aydınlığa çıkması gerekiyor. Mesela ‘141. 142. 163. maddenin eskisinden daha kuvvetli geri dönmesi'nin ne anlama geldiğini açıklaması gerekiyor. Rahmetli Özal'ın kaldırdığı bu maddelerle ANAP tarihe mührünü vurmuştu. Cemil Bey de o dönemde ANAP kurmayları arasındaydı. Parti daha sonra statükonun bekçiliğine soyundu; hatta 28 Şubat'ın suç ortaklığını bile yaptı. Bu tutumuyla siyaset tarihinden silindi. Kaderin cilvesine bakar mısınız?

 

Terörle Mücadele Bir Yana Özgürlükler Bir Yana

Tabii ki Türkiye terörle mücadele edebileceği doğru bir yasa çıkarmak zorunda. Tabii ki Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi devletin birimleri bu yasa için teklifler verebilir. Ancak, herkesi potansiyel terörist görebilecek, keyfi uygulamalara sebep olabilecek, demokrasiden taviz verebilecek bir yasa, Türkiye'yi 50 sene geriye götürür ve buna sebep olan hiçbir kimse bu ağır sorumluluğun hesabını tarih karşısında veremez. Son günlerde yaşanan provokasyonları vesile kılarak "sanki sıkıyönetim" dedirtecek bir kanun çıkarmak, o provokasyonları hazırlayanların amacına hizmet etmek anlamına da gelir.

Türk medyası için yeni bir sınav başlıyor. Belki meseleye hukuki bir değeri olmayan müphem kavramlardan, muğlak ifadelerden, yanlış yorumlanabilecek kavramlardan başlamak gerekiyor. Terör tanımında yer alan "şiddet ve cebir" şartını kaldırmanın ne anlamı olabilir ki! Propaganda suç haline getirildiğinde propagandanın sınırlarını kim belirleyecek? "Terör faaliyeti izlenimi uyandırması" diye uyduruk bir kavramdan hangi şartlarda bahsedilebilir ve bir ‘izlenim'den yola çıkarak ‘seyahat özgürlüğünün, iletişim özgürlüğünün engellenmesi' ne anlama gelir... Sorular uzayıp gidiyor, endişeler büyüyor, cevap vermesi gerekenler susuyor. Sapkın ve azgın grupların teröründen kaçarken "devlet terörü"ne tutulmak, kadar yanlış bir şey olabilir mi! Ne gereği var muğlak kavramların gölgesinde yanlış yorumlardan medet ummaya?.. AB yolundaki Türkiye'ye böyle bir kanun taslağı yakışmıyor. Bu taslaktan hareketle ‘terörle mücadelede rota şaşmış' demek hiç de zor değil. Siyasi sorumluluk tam bu noktada başlıyor; tıpkı medya sorumluluğunun başlaması gibi... [2]

Bakınız Zaman Gazetesinin İslamcı Aydın Yazarı Ali Bulaç, Irak'ın üçe bölünmesini ve demokratikleşme bahanesini ve demokratikleşme bahanesiyle Amerikan sömürgesi ve İsrail'in eyaleti haline getirilmesini nasıl içtenlikle savunuyor ve seviniyor...

İşte AKP eliyle ve demokratikleşme hevesiyle Türkiye'de aynen Irak'a çevrilmek isteniyor...

Bakın Ali Bulaç ne inciler yumurtluyor:

"Irak'ta kimler kaybetti?

Sünni Arapların itirazına rağmen Irak'ta anayasa taslağı kabul edildi. Taslak 15 Ekim'de halkoyuna sunulacak. Irak'ın 18 vilayetinden en az 3'ünde halkın üçte ikisi taslağı reddedecek olursa, anayasa kabul edilmemiş olacak. Yeni siyasi yapı federal bir devlete yol açıyor. Kerkük en ihtilaflı konu ve bu önemli merkez üzerinde hem ihtilaf hem belirsizlik devam ediyor.

Genel kanaate göre bu süreçte Sünniler kaybetti. Bence herkes kaybetti. Önce, kabul edilen anayasa tasarısı çerçevesinde neler olup bittiğine bakalım. Dikkat çekici beş nokta var: 1) Irak, "demokratik, parlamenter ve federal bir ülke" olarak tanımlanıyor. 2) İslamiyet, yasamanın "önde gelen kaynağı" hükmündedir. Eski metinde "yasamanın esas kaynağı" olarak geçiyordu. 3) "Baas Partisi"nin değil, "Saddam Hüseyin'in Baası"nın kapatılacağı hükmü yer alıyor. 4) İslam resmî dindir. Irak İslam dünyasına aittir; "Irak Arapları" ise "Arap ulusu"nun bir parçasıdır. 5) Arapça ve Kürtçe resmi dil kabul ediliyor. Nüfus yoğunluğuna ve talebe göre diğer diller de kendi bölgelerinde üçüncü resmî dil olabilecek. Bu taslağa ve aynı zamanda yakın zamanda Irak'ın alacağı yeni şekle tepki gösteren Sünni liderlerden Salih el Mutlak, "Federatif sistemin Irak'ın parçalanması anlamına geldiğini söylüyoruz. Bu ilk adımdır. Şii koalisyonu, ülkenin güneyinde Şii, orta kesimlerinde Sünni ve kuzeyinde de Kürt bir yapı istiyor. Bu şu demektir: Güneyde İslamcı fanatik bir Şii yönetim, ortada İslamcı fanatik bir Sünni yönetim ve kuzeyde fanatik bir Kürt yönetim. Bu durum Irak'ı büyük bir iç savaşa sürükler. Irak'ta kardeş kanı akar. Etnik unsurlar birbirlerini katletmeye başlar."[3] diyor.

Biz Türkiye'de yaşayan insanlar genel olarak Irak'ın Sünni kesimine sempati duyuyoruz. Ama kendi kendimize şu suali soralım: Salih el Mutlak'ın itirazının neresi Sünniliğin ana çerçevesi olan İslam dinine uygun? Nazari olarak neden herkesin kendi bölgesinde söz sahibi olacağı bir yönetim "fanatizm" olarak tanımlansın? 35 sene boyunca Kürtlere ve Şiilere kan kusturan bir dikta rejimi devam ederken Sünni kardeşlerimiz neredeydi? Baasçılıktan daha katı bir fanatizm olur mu? Neden hâlâ temel felsefi ve politik değerlerini Mişel Eflak ve başka Arap milliyetçilerinin çizdiği Baas Partisi'nde ısrar ediyorlar? Anayasa taslağında yer alan "Irak İslam dünyasına aittir" ibaresi neden Sünnileri rahatsız ediyor? Elbette Irak İslam dünyasının bir parçasıdır. "Arap ulusu" ise tümüyle bir hurafe, hayali bir tasarım, boş bir kurgudan başkası değil. Açıkçası bu taslak iyi. Dezavantajı, bir işgal sonucu ve işgal kuvvetlerinin desteğinde şekil bulmuş olması. Osmanlı yönetiminde Irak ve başka yerlerdeki kavim, din ve mezhep gruplarının sahip olduğu hakların hayli gerisinde. İslam bu taslağın da Osmanlı'daki mevzuatın da çok üstünde haklar tanır. Bazı yazarlarımızın "bu kadar geniş haklar Irak'a fazla gelir, Irak'ın gelişmişlik düzeyi geri" demeleri çok şaşırtıcı. Temel haklar ekonomik ve teknolojik "gelişmişlik"le bu ölçülerde ilişkilendiriliyorsa, Türkiye dâhil bütün İslam dünyasındaki insanların hak sahibi olması hayal olur.

Sünnilerin kaybettiği fikrine ben de katılıyorum. Ama bana göre reel politiği fetişleştiren Şiiler ve Kürtler de kaybetti. Eğer bu bölgede bir kavim, bir mezhep grubu veya hayali olarak inşa edilmiş bir ulus; tek başına ve diğerlerinin aleyhine olmak üzere var olabileceğini düşünüyorsa; bazı tarihsel konjonktürlerin kendisine sunduğu avantajları veya dış/yabancı güçlerin işbirliğini oportünistçe kullanıp bir güç olacağını hesaplıyorsa, kesin olarak kendini aldatmaktadır. Sünnilerin talepleri adil değil, İslamî değil; Baas dönemine ait bir tahassürü ifade ediyor ve sadece bir tahassürden ibaret kalacaktır. Ama Şiiler ve Kürtler de bilmeli ki, kendilerini bölgenin genel kaderinden ve çıkarından yalıtarak büyük yanlış yapıyorlar. İşgali ganimet bilmeleri, onları büyük kayıplara uğratacaktır. Yakın tarih şunu öğretmiştir: Bu bölgenin kaderi de çıkarı da ortaktır.

Herkes diğeriyle birlikte ve onu kendisi gibi eşit-kardeş bilerek hareket etmek zorundadır. Aksi halde herkes kaybedecektir."[4]

Meşhur Abant Platformundan ve AKP'nin fikir babalarından ilahiyat Prof.u Hayrettin Karaman bile, karamsar ve karmaşık bir ruh haletiyle, iktidarı şöyle uyarıyor...

Ve "PKK'lılara ve ılımlı İslamcı din istismarcılarına daha fazla özgürlük için çırpınırken, niye imam Hatiplileri ve başörtülüleri unutup yüz üstü bırakıyorsunuz?" demeye getiriyor.

"İşler gecikiyor, sinirler geriliyor ve sabırlar tükeniyor"

"İktidarın üç mesele ile imtihanı" başlığı altındaki yazılarının 3'üncüsünü yayınlayan Prof. Hayrettin Karaman, "sabırsızlık"a işaret etti ve geçici de olsa yapılmak istenen değişikliğe karşı çıkanların gerekçelerinin geçersizliğini ilan etti..."

İdeolojik kaygılarla/vehimlerle İmam Hatip Liselerinin önünü kesen bu iktidar değil, ama halk yapılan yanlışlığın ve haksızlığın düzeltilmesini bu iktidardan bekliyor. İktidar da bir şeyler yapmak istiyor; bundan şüphemiz yok, ama fazla "ince eliyor, sık dokuyor, yoğurdu üflüyor, her kesimi razı ederek yürümek istiyor" bu ise imkânsızı istemek olduğu için işler (ıslahat) gecikiyor, sinirler geriliyor ve sabırlar tükeniyor.

İmam Hatiplere yapılan haksızlığı kökünden düzeltmek, müktesep haklarını geri vermek YÖK ile ilgili ıslahata bağlı. Bu ıslahatı gerçekleştirmek iktidara daha zor göründüğü için hiç değilse ve geçici bir rahatlama sağlamak için "fark imtihanı vererek liseyi bitirme" yolunun açılması düşünülmüştü. Düşünceyi hemen uygulamaya koymak yerine yine meşhur "sosyal uzlaşma" açmazına başvurulduğu için her kafadan bir ses gelmeye başladı. Bu seslerin sahipleri arasında sendikalar, partiler, rektörler de (ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras) var.

Tepki gösteren rektörlerin ortak gerekçeleri özetle şöyle: "Meslek liseleri ölür, ara eleman ihtiyacı büyür, paralar israf olur."

Bu gerekçeleri okuyanlar, fark imtihanı kapısı açılır açılmaz meslek liselerinin boşalacağını varsayıyor olmalılar; peki böyle bir ihtimal binde kaçtır, biraz düşünmek gerekmez mi? Vaktiyle bu imkân vardı, o zaman meslek liseleri boşaldı mı? Ayrıca bu rektörlerin anlamak istemedikleri bir gerçek daha var: İmam Hatip Liseleri, ilgili kanuna göre "meslek lisesi" değildir; "hem mesleğe hem de yüksek öğrenime öğrenci hazırlayan" liselerdir. "Hem yüksek öğrenime" cümlesini haksız olarak "kendi alanlarında" şeklinde kayıt altına alan tasarruf, ilgili bakanlığın himmetiyle düzeltilmeyi bekliyor. Kanun yıllarca böyle bir kayıt bulunmadan (bütün yüksek öğrenime açık olarak) uygulandı, o zaman meşru olan sonradan niçin meşru olmaktan çıkarılıyor? Bunun ideolojik bağnazlık ve hak tanımamadan başka açıklaması olabilir mi?

Bu genel gerekçe dışında mesela Sayın Yurtkuran, "Çocuk meslek derslerini okuyor, sonra diyoruz ki, 'Gel bunları unut, sen hukuk oku.' Meslek liseliler için kendi alanları çerçevesinde sınavsız geçiş hakkını kolaylaştırmak için çalışmalıyız. İmam-Hatip Lisesi mezununa sınavsız ilahiyata geçişin yolunu açmalıyız" diyor.

Rektöre şunları hatırlatırken bile rahatsızlık duyuyorum: Düz lisede okutulan dersler ve alınan bilgilerin birçoğu üniversitelerde belli branşlarda okuyan öğrenciler tarafından unutulmuyor mu?(..) Yüksek öğrenim hakkını kendi alanlarına hapsetmek ise eğitim ve öğretim ilkelerine değil, başka düşüncelere dayanmaktadır.(..)

- Prof. Karaman, bu noktanın ardından SHP Genel Başkan Yardımcısı Cafer Yüksel ve Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer'in eleştirilerine karşılık verdikten sonra yazısını şu cümleyle noktaladı:

Anavatan sözcüsünün şu uyarısına da kulak vermek gerekiyor: "YÖK'ün katsayıları belirleme de dâhil tüm yetkileri duruyor. Önümüzdeki dönem bu mezunlara düşük katsayı uygulanmasının önünde hiçbir engel yok." [5]

Diğer Fetullahçı bir yazar, Mustafa Ünal ise:

"Demokrasi ile değil, terörle mücadele edilmeli" diye yırtınıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yarın Amerika yolcusu, giderayak parti yönetimine önemli bir görev yükledi, hukukçu milletvekilleri Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı terörle mücadele kanun taslağı üzerinde çalışacak. Burada AK Parti'nin şimdiye kadar sergilediği AB yanlısı, özgürlükçü politikalar ile demokrasiden daha fazla pay isteyen tabanın hassasiyetleri dikkate alınacak.

Adalet Bakanlığı bürokrasisinin güvenlik birimlerinden gelen talepleri göz önüne alarak hazırladığı taslağa, son şeklini siyasi irade verecek. Ancak ondan sonra yasalaşacak. Teknokratların siyasi sorumluluğu bulunmuyor, sandıkta halka hesap verme gibi durumları yok, haliyle halkın hassasiyetlerini hesap dışı bırakmaları ve çalışmalarını tek yönlü yapmaları olağan karşılanabilir.

Siyaset için aynı şey geçerli değil. Siyasetçi attığı her adımda halkın nabzını gözetmek, toplumu hesaba katmak zorunda. Antenlerini sürekli halka açık tutmak, oradan gelen işaretlere göre politikalarını ayarlamak zorunda. Terörle mücadele kanun taslağı olarak medyaya yansıyan metin, bütünüyle teknokratların ürünü. İki bölümden oluşan çalışmada siyasetin hemen hemen hiç etkisi yok gibi...

Taslak, çerçevesini AK Parti iktidarının belirlediği konsepte hiç uymuyor. Avrupa Birliği'nin menziline girmiş Türkiye'ye, demokratikleşme ile bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesini temel politika olarak benimsemiş iktidara yakışmayacak türden... Bölücü terörün azdığı 90'lı yılların başında bile düşünülmeyen, olağanüstü şartları aratacak önlemler yer alıyor.

Olağanüstü hal belli bir bölgeyi kapsıyordu, mevcut taslak bunu bütün ülkeye yayıyor. Bölücülere uygulandığı gibi, 28 Şubat gibi şartların ağırlaştığı dönemlerde veya olağan zamanlarda bazı kesimlerin tehlike ve tehdit olarak gördüğü mütedeyyin insanlara da teşmil edilebilir pekâlâ. Buna göre durup dururken, terörist damgası yemeniz çok basit. Konunun uzmanları öyle söylüyor, taslağın satır aralarında 141,142 ve 163 saklı. Yine de bu bir taslak, üzerinde siyasi iradenin değil güvenlik kuvvetlerinin damgası var. Yani paniğe gerek yok. Bu hamur daha çok su götürür.

AK Parti'nin temel konularda halkı hesaba kattığını, toplumdan gelen seslere kulaklarını kapatmadığını söylemek lazım. Türk Ceza Kanunu tartışmalarında bu yaşandı. AK Parti Hükümeti, muhalefet partisi CHP ile oluşturduğu mutabakata rağmen toplumdan gelen istekleri dikkate alarak tasarı üzerinde gerekli düzeltmeleri yaptı.

Halkın oyuna katılması demokrasi açısından güzel olsa da taslak metinler keşke zamanın ruhunu yansıtacak şekilde yazılsa... Başbakan Erdoğan, ilk günden beri ‘demokratikleşmeden asla geri adım atılmayacağını' söyleyip duruyor. Konu her açıldığında terörle mücadelenin kısıtlamalarla değil, daha çok demokrasi ile sürdürüleceğini özellikle vurguluyor.

Hal böyleyken Adalet Bakanlığı bürokratlarının kaleme aldığı taslak metnin Türkiye'yi baştan başa olağanüstü hale döndürecek kadar demokrasiden nasipsizliğini doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Mevcut haliyle düzeltilmeye değil, sil baştan yeniden yazılmaya muhtaç. Kanaatimce öyle de olacak. Önce hukukçu milletvekilleri üzerinde çalışacak, sonra parti yönetimi devreye girecek, MYK ve MKYK'da ele alınacak, ardından Bakanlar Kurulu'na gelecek.

Başbakan ‘bakanlardan da görüşlerini aktarmasını' istedi. Burada tasarıya dönüşerek Meclis'e gönderilecek. Sonra Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamaları var. Milletvekillerinin his ve düşünceleri de yansıyacak. Bütün bu aşamalardan sonra terörle mücadele yasasının demokratikleşmeye halel getirmeyecek, hiçbir endişeye mahal bırakmayacak biçimde çıkacağını sanıyorum.

Siyasetçiler teknokratlar gibi değildir, bir gün halkın karşısına çıkıp hesap vereceklerini hiçbir zaman göz ardı etmezler, özellikle de siyaset tufanının sık yaşandığı Türkiye gibi ülkelerde... [6]

İbrahim ERKANAT:


[1]  12 09 2005 / Zaman / Emrah Ülker-New York

[2] 12 09 2005 / Zaman / Ekrem Dumanlı

[3]  30 08 2005 / Yeni Şafak

[4]  05 09 2005 / Zaman / Ali Bulaç

[5] 09 09 2005 / Yeni Şafak / Hayrettin Karaman

[6]  11 09 2005 / Zaman / Mustafa Ünal


Bu yazarin diger makaleleri

AB Sorumlusu Sayın Günter Verheugen'e Açık Mektup
  Sayın Günter Verheugen! Türkiye'ye geldiniz ve çok memnun bir şekilde...
Devami
ORDUMUZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR!
  Bir devleti çökertmenin ve dış güçlerin çömezi haline getirmenin en...
Devami
ZARAR MESCİT'LERİ VE MÜNAFIKLIK MERKEZLERİ
  Bismillahirrahmanirrahim 1- "(Haktan kopan ve dünyaya tapan)"Onlara deki: Dilediğinizi...
Devami
ANADOLU BOR GERÇEĞİ VE ERMENİ MESELESİ
  Bor, doğada saf element olarak oluşmayan ama oksitler halinde...
Devami
Hz. Ali Efendimizden DEVLET YÖNETİCİLERİNE VE HİZMET ÖNCÜLERİNE MEKTUP VAR!
  İlk iman edenlerden, Hülefa-i Raşidin'den biri olan, cennetle müjdelenen,...
Devami
HEKİM GÖZÜYLE
Kıymetli dostlar Hak Teala nasip ederse uzun soluklu olmasını temenni...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5005

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR