Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün899
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11427
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109342
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747317

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182699

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

IRAK BÖLÜNÜYOR VE İÇ SAVAŞA GİDİYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

a- Kapıştırma senaryoları!

Rusya'nın ve ABD'nin Afganistan'da ne işi vardı? ABD ve İngiltere'nin Irak'ta ne işi var? Ortadoğu coğrafyasının sınırlarını kim çizdi? Bu topraklardaki bütün zaafları tahrik edenler, Şii İttifakı da oluşturur, Türk-Kürt ittifakı da. Sonra da bunları birbiriyle kapıştırır. İnanmıyor musunuz? O zaman birkaç yıl daha bekleyin...

Hâlâ Irak diye bir devletin var olduğunu iddia edebiliyorlar. Artık böyle bir devlet yok, olmayacak, uyanın! Yakında Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan'a ve Türkiye'ye kadar etkisini sürdürecek bir proje adım adım uygulanıyor. İşgalden önce böyle olacağı biliniyordu. Hatta işgal gündeme gelmeden önce bile. Ama birileri hepimizi kandırmayı başardı.

 

Irak bölündü. Fiilen... Çok yakında resmileşecek. Hem de Birleşmiş Milletler onayıyla. Daha sonra Irak'ın çevresinde referandum tartışmaları başlayacak. Federasyon tartışmaları. Türkiye'de, İran'da, Suudi Arabistan'da... Bunu öngörmek istemeyenler birkaç yıl beklemeye tahammül etsin.

Şimdi yeni senaryolar konuşuluyor. Irak'ta bir Şii devleti kuruluyor. Kuzeyinde de Kürt devleti. İran, Irak Şiileri, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan'ın Şiilerden oluşan petrol bölgeleri ile birlikte bir Şii Kuşağı oluşturuluyor. Buna karşı bölgenin Sünni refleksleri nasıl harekete geçirilecek? Türkiye'nin ve Suudi Arabistan'ın tavrı ne olacak? Kürt meselesinden çok daha büyük, çok daha yakıcı yeni bir sorun, yeni bir kamplaşma sebebi, yeni bir bölgesel savaş senaryosu işleniyor. Kürt kartı İran, Suriye ve Türkiye'ye karşı kullanılırken, Şii-Sünni kamplaşmasıyla İran'dan Mısır'a kadar bütün bölgenin dizginlerini ellerine geçiriyorlar. Sonra da Şii Bloğu'na karşı Türk-Kürt ittifakı seçeneği... Bunu yakında açıkça dile getirebilirler. Bugün Kürt sorununa karşı tavizsiz duran çevreler o zaman bakalım ne diyecek? Peki, Sünni Araplar ne olacak? Türkiye böyle bir proje ile hem Sünni Arapları hem de İran'ı karşısına almayacak mı? Birinci dünya savaşından bu yana Türkiye'nin bölgesel çıkarlarıyla Arap dünyasının çıkarları ilk kez bu kadar yakınlaşıyor.

Belki istenen de budur, Türkiye'yi Şii İttifakı'na, yani İran'a ve Arap dünyasına karşı konuşlandırmak. Arap olmayan, İslam tehdidine karşı olan, Batı'nın çıkarlarını önceleyecek olan bir ittifak. Bu çıkarları tehdit edenlere karşı yeni bir taşeron güç. Ne de olsa İran'daki Azeri nüfus ABD'nin sürekli gündeminde ve Tahran nükleer silah istiyor. Ne de olsa Arap dünyasından Batı'ya yönelen radikal İslam Türkiye için de tehdit.

Dini, mezhebi, tarihi, kültürü, etnik birlikteliği boşa çıkaran, bu topraklardaki bütün zaafları tahrik eden ve düşmanlığa çevirenler, Şii İttifakı da oluşturur, Türk-Kürt ittifakı da. Sonra da bunları birbiriyle kapıştırır. İnanmıyor musunuz? O zaman birkaç yıl daha bekleyin...[1]

b- Bu anayasayla olmaz

Maalesef Irak'ta Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin çıkarları birbiriyle uyuşmuyor. Bu durum, Baas rejiminin düşüşü sonrası taraflarca ortaya konulan köktencilik ve mezhepçi yaklaşımlar nedeniyle kesin bir hal aldı. Çünkü Kürtler federasyon yoluyla ayrılmak için çalışıyorlar. Şiiler ise federal bir yapı ile dini ağırlık temelinde birleşik bir Irak'ı denetimleri altına alma planı arasında tereddütte. Hal böyleyken Sünniler kayıtsız bir savunmayı tercih etmekte, kararlarını direniş hareketleri lehine vermekte, yeni Irak devletine entegre olma yönünde çalışmaksızın Şiilere ve Kürtlere karşı propaganda yapmakta.

Irak anayasa taslağı işte bu ayrılıkçı ve mezhepçi yaklaşımların gölgesinde hazırlandı. Bu yüzden ülkeyi yeni bir çatışma ortamına ve devletin yapısının giderek çözüleceği bir kargaşaya sürükleyebilir.[2]

c- Irak'ta iç savaşa doğru mu?

Irak'ta, Anayasa sürecine ilişkin politik çevrelerde son günlerde tartışılan en kritik soru Anayasa taslağının referandumda reddi ya da kabulü durumunda ülkedeki gelişmelerin bir iç savaşa varıp varmayacağıdır. Ülkedeki gelişmelerin etkisiyle gruplar arasında her geçen gün derinleşen ayrışma belki bir iç savaşa varmasa da ülkenin bugün içinde bulunduğu çatışmaların giderek şiddetleneceği kesin. Son iki gün Şii gruplar arasındaki çatışmalar da bunun erken işaretleri olarak görülebilir. Bush yönetimi bir iç savaşı önleyebilir mi bilinmez ama gerçek olan, Irak'ta adı ne olursa olsun bir savaşın var olduğu ile etnik ve dini gruplar arasındaki ayrışma neticesinde bu savaşta iç cephelerin de oluşmakta olduğu...

İşgalci Amerikan askerlerinin varlığı ve etkisi sürdüğü sürece, sadece Anayasalı bir Irak olmaktan öteye gidemeyecek gibi görünüyor...

Irak'taki askeri varlığını yasal çerçeveye oturtma çabası ve Sünni direnişi kırma amacı yanında, Bush yönetimini Anayasa sürecini hızlandırmaya iten başka nedenler de var. Bir kere, Irak petrolleri Amerika'nın Irak Projesi için çok önemli. Petrolle ilgili olarak da iki ayrı nedenden bahsedilebilir. Birincisi, direniş nedeniyle Irak'ın petrol gelirlerinin giderek azalması ve ülkenin yeniden inşası için bu gelirlerin bir türlü artırılamayışı ve istikrarlılaştırılamayışıdır. Bu durum haliyle Amerikan petrol, inşaat ve güvenlik şirketlerinin Irak'taki performans ve geleceğe ilişkin beklentilerini etkilemektedir.[3]

İki ateş arasında Türkiye

Kuzey Irak'taki Kürt devleti ABD'nin yeni Ortadoğu politikasındaki dayanak noktasıdır. Olaylara çekidüzen verilen odak orasıdır. Türkiye ölçeğindeki bir ülkenin kaprislerine karşılık bu yeni, muhtaç ve çekilen her yöne gitmeye hazır devletin uyumluluğu harcanacak bir imkân değildir. Bu itibarla Türkiye'nin hesabında bu gerçek belirleyici olmalıdır. Ötesini adım adım, taş üstüne taş koyarak inşa etmelidir Türkiye. Şu hamleyi yaparsam peşi gelir demekle işler yoluna girmeyecektir. Yani Türkiye'nin PKK ve BOP arasına sıkışmaya karşı tepki göstermesi, tedbir alması şarttır. Bu, nereden bakılırsa bakılsın yollar Roma'ya çıkıyor anlamına gelir, ama iş bu yeni Roma'nın neresi olduğunu bulmak ki, onu da bilenler biliyor.[4]

Irak'ı birbirine kırdırıyorlar!

Washington Post gazetesi, Irak'ta görgü tanıkları ve insan haklan yetkililerini konuşturmuş. Demişler ki; "Adam kaçırma ve suikastlar kol geziyor. Kuzeyde Kürtler, güneyde Şiiler terör estiriyor. Kürtler, başka etnik kesimlerden yüzlerce kişiyi kaçırdı." Amerika'nın "Demokrasi yerleştikten sonra terk edeceğiz" dediği Irak'ta kimin direnişçi, kimin işbirlikçi olduğu belirsiz. Tam anlamıyla at izi, it izine karışmış vaziyette... Kürt ve Şii militanların adam kaçırıp, devrik rejim Baas'ın üyelerine suikast düzenlediği, tehdit ettiği iddia ediliyor." Kuzey Irak yönetiminin ordusunu oluşturan peşmergeler ve silahlı Şii güçlerin kendi otoritelerini kurduğunu belirten bölge halkı "Çaresiz durumdayız. Şu anki durum Saddam döneminden çok daha kötü" di­yor. En son trajedi ise Önceki gün Tikrit'te yaşandı. Ön­ceki gün Tikrit'te Irak özel güvenlik güçlerine ait bir üniforma giyen militanlar eve baskın yaparak tüm ai­leyi katletti. Anne ve babası ve 3 kardeşinin kanlı ce­setleri başında saatlerce bekleyen 10 yaşındaki Ali Na­sir Jabur, bu acı olayın şokunu üzerinden atamadı. Kamyonla morga götürülen aile üyelerine ait cesetlerin başında ailesi ile birlikte son yolculuğunu yaptı.[5]

Amerika'yı nasıl aşağılıyoruz!

Giderek güçlenen Irak direnişinin özellikle istihbarat alanında ABD ve işgalci güçleri yendiğine dikkat çeken Salih el Mukhtar, "Tüm dünya ‘büyük' bir devletin Irak'ta nasıl aşağılandığını görüyor" dedi. 1990-91 yıllarında, Irak'ın BM gücünde bulunan Salih el Mukhtar, Irak direnişinin ABD'yi askeri alandan çok istihbarat alanında yendiğini söylüyor. Tüm dünyanın ‘büyük' bir devletin nasıl aşağılandığını gördüğünü belirten Mukhtar Arabmonitor adlı internet sitesine verdiği röportajda şunları söylüyor. "Şu an itibariyle Amerikan sömürgesine karşı savaşan çok farklı gruplar var. Ve bu gruplar çok farklı ideolojik karaktere sahip. Bu grupların arasında çok güçlü bir koordinasyon var. Özgürlük savaşında işgale karşı tüm güçleri ayağa kaldırmak önemlidir. Tüm tarihi deneyimler, tüm ideolojilerin ve farklı karakterde hareketlerin anavatanı koruma sürecine katıldığını gösterir. Amerikan işgaline karşı örgütlenen Vietnam'ı düşünün. Irak'a gelince biz insanlık tarihinin tanık olduğu en tehlikeli sömürü ile karşı karşıyayız. Çünkü dışarıdan destek görmüyoruz. Koşullar Irak'ın özgürlüğü için tüm güçlerin birleşmesini zorunlu kılıyor. İntihar eylemleri, Irak direnişinin elindeki en etkili silah. Aslında ülkeyi işgal eden güçlere karşı caydırma ve onları yenme için bu tek kitle imha silahı. Irak direnişinin elinde çok basit silahlar var. Öte yandan, diğer tarafın karmaşık silahları, jet uçakları, tankları, füzeleri ve modern teknolojisi var. Direnen Irak'lı savaşçıların sayısı, 400 binden az değil. Ki bunlar eğitilmiş generalleri de içeriyor. Sizi şuna temin edebilirim ki direnişin elindeki Irak istihbaratı ClA'yi geçer. ABD, Irak'ı üçe bölmeyi amaçlayan eski bir İsrail gündemi üzerinde çalışıyor. Şimdi birbiriyle çatışan tüm güçleri Irak'ın kontrolünü ele geçirmek için bir araya toplamanın zamanı."[6]

ABD, PKK'yı Avrupa'da vuracak,

Kuzey Irak'ın içişlerine karışmayacak!..

Irak'ta silahlı mücadeleye girmek istemeyen Washington, PKK ile savaşı Avrupa'da yürütme kararı aldı. ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Bryza yeni strateji belgesini Ankara'ya sundu.

Irak'taki PKK güçleriyle silahlı mücadeleye girmek istemeyen Washington, PKK'nın Avrupa'daki varlığına karşı yeni bir strateji belgesini Ankara'ya sundu. Ankara'da bulunan ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, "Avrupa'daki PKK liderlerinin bulunması ve yakalanması için Türkiye ve Avrupa nezdinde yeni bir çalışma başlattık" dedi. Bryza, Dışişleri'ne sunulan eylem planında, PKK'nın Avrupa'daki finans kaynaklarının kurutulması, Roj TV gibi PKK yayın organlarının kapatılması ve örgütün finans kaynaklarının kesilmesi için Türkiye'yle ortak bir dizi girişim olduğunu açıkladı. Irak'taki PKK varlığıyla mücadeleyi Bağdat'ta yeni kurulan Irak hükümetine devreden ABD, örgütle mücadelede Avrupa'ya odaklanıyor. Planın ilk aşamasında Avrupa'daki PKK'lıların bulunması ve yakalanması için AB ülkeleri nezdinde istihbarat işbirliği var.

"Sihirli düğme yok"

Irak'taki PKK varlığı konusunda ise geçen ay Irak-ABD ve Ankara arasındaki üçlü toplantılara başkanlık eden Bryza, "Konunun Ankara ve Irak hükümeti tarafından halledilmesi lazım çünkü aksi takdirde Irak'ın egemenliğini zedelemiş oluruz" dedi. ABD'nin PKK konusunda sorumluluktan kaçmadığını belirten Bryza, son toplantıda Türkiye'nin talep ettiği PKK'lıların iadesi için, bu şahıslarla ilgili mahkeme kararlarının Irak makamlarına iletilmesi konusunda görüş birliğine varıldığını söyledi. "PKK problemiyle ilgili sihirli bir düğme yok. Ancak bu yalnız askeri yöntemlerle çözülebilecek bir sorun değil" diyen Bryza, Kuzey Irak'taki Mahmur kampının PKK kontrolünde olduğunu kabul etti. Bryza, Erdoğan'ın Diyarbakır gezisinde "Kürt sorunu" sözünü kullanmasına "dürüst" yorumunu yaptı. Ve "Geziyle ilgili yorum yapmak istemem ama daha çok demokrasi isteği bizim de Orta Doğu ve dünyada çabamız" dedi.

Mahcup oldular

Geçmişte ABD ve Türkiye arasında Irak'taki PKK varlığı konusunda yapılan pazarlıklar, Irak'taki ABD güçlerinin bağlı olduğu CENTKOM'un (Merkez Kuvvet Komutanlığı) askeri bir operasyona yanaşmaması nedeniyle kâğıt üzerinde kalmıştı. Haziran ayında da Genelkurmay İkinci Başkanı Org. İlker Başbuğ Pentagon'daki temaslarında ABD makamlarından PKK'ya yönelik somut adım konusunda söz almış, ancak iş uygulama safhasına gelince CENTKOM ve Irak'taki yerel komutanlar isteksiz davranmıştı. Washington, Org. Başbuğ'a verdiği söze rağmen PKK konusunda adım atamayınca, telafi içinde Avrupa planını geliştirdi ve Irak'lı makamlara PKK konusunda adım atması için baskı yapmaya başladı.

3 Ekim çabası

Başbakan Erdoğan'ın Washington gezisinden sonra Türk-Amerikan ilişkilerinde "iyileşme" sürecinin başladığını belirten Bryza, Washington'un 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması için AB nezdinde girişimlerini yoğunlaştırdığını söyledi ve "Türkiye'nin Avrupa için ne büyük bir stratejik kazanım olduğunu anlatabilmek için sessizce Avrupalılarla konuşuyor ve İngiliz dönem başkanlığıyla ortak çalışıyoruz" diye ekledi.

Ankara'dan sonra Türkiye'de tatil yapacağını, sonra Atina'ya gideceğini söyleyen Bryza, Kıbrıs konusunda "Yunanistan ve AB'deki dostlarımıza, müzakerelerin başlaması için Kıbrıs'ı ön şart haline getirerek adada anlaşma sağlanmasını daha güç hale getirecekleri uyarısında bulunuyoruz" dedi. Bryza bunu Yunan ve Kıbrıs Rum tarafına da anlatarak, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda zorlanmasının adada bölünmeye neden olabileceğini vurguladı.

İlişkilerde 'iyileşme'

İkili ilişkilerin geçen yıl "dibe vurduğunu" ancak Erdoğan'ın Washington gezisinden sonra "iyileşme" noktasına geldiğini belirten Bryza, son bir yılda yaşanan gerilimi "17 Aralık sonrası" Türkiye'de gelişen atmosfere bağladı. Bryza şöyle konuştu: "İlişkilerin bozulması kaygı vericiydi. Bunun nedeni 1 Mart (tezkeresi) değildi. Geçen yılsonunda 'şehitler' 'katliam' ya da Başkan Bush'u Hitler'e benzeten sözler duymaya başladık Türkiye'deki elitlerden. Anti-Semitizm ve Anti-Amerikanizm yükseldi. 17 Aralık'tan sonra siyasi liderliğin de ilgisi dağılmış göründü. Biz isterdik ki hükümet kalkıp ikili ilişkileri savunsun. Bu arzumuz, Başbakan Erdoğan'ın Washington gezisinden sonra oldu."

Daha önce Beyaz Saray'da Türkiye sorumlusu olarak görev yapan Bryza, bundan sonra iki ülkenin "stratejik vizyon" geliştirerek "ortak çıkarlarının nerede kesiştiği" konusunda yeni bir perspektif belirlemesi gerektiğini söyledi.[7]

Irak'taki işgalcilerin mermileri İsrail'den

İhaleyi kazanan İsrail fabrikaları, Irak'taki işgal güçlerinin elinde bulunan klasik ve otomatik silahlar için mermi üretecek.

Irak'taki işgal güçlerinin silahlarına mermi takviyesi sağlanması için açılan ihaleyi İsrail kazandı.

İsrail kaynakları tarafından verilen bilgiye göre bu amaçla gerçekleştirilen fiyat kırma işleminde ihaleyi İsrail aldı.  İşgal güçlerine mermi alım ihalesinin tutarının 300 milyon dolar olduğu bildirildi.

Askeri kaynaklar tarafından yapılan açıklamada da bu son ihalenin, İsrail'in ABD ordusu için üstlendiği en yüksek tutarlı ihale olduğu dile getirildi.

İran Radyosu'nun sitesinde yayınlanan habere göre, ihale gereği İsrail fabrikaları, Irak'taki işgal güçlerinin elinde bulunan klasik ve otomatik silahlar için mermi üretecek. Mermilerin Yitzak firması tarafından üretileceği belirtildi. Fabrikaları, 1948'de işgal edilmiş bölgedeki Yukarı Nasıra'nın yakınında bulunan Yitzak firması işgalci Siyonist devletin ordusu ve polisi için de mermi üretiyor. Ayrıca Avrupa'daki bazı ülkelerin ordu ve polis teşkilatları için de mermi ihraç ediyor.[8]

Besle Karga'yı, oysun gözünü

Yahudilere ait olan 500. Yıl Vakfı'nın, Osmanlı Padişahları ve Musevi Tebaaları adı altında yayınlamış olduğu kitaba ancak ulaşabildim. Kitap, Osmanlı Devleti'nin 700. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yayınlanmış.

Kitabın özü şu: 36 Osmanlı padişahının saltanatı sırasında, Yahudiler ne gibi olaylar yaşamışlar, devlet katında hangi görevleri almışlar... Bunları anlatıyorlar.

Şimdi, hiçbir yorum yapmadan, kitaptan bazı alıntılar yapalım:

Orhan Gazi, 1326 yılında Bursa'yı fethettikten sonra, ilk sinagogun inşası için ferman buyurmuştur. Orhan Gazi, Bursa'da baskı altında inleyen bir Musevi cemaat bulmuştu. Sayesinde, Museviler rahata kavuştular.

Birinci Murad, 1376'da Macaristan'dan kaçan Musevileri Rumeli ve Anadolu'ya yerleştirmiştir. Murad, payitahtı Bursa'dan Edirne'ye nakletmiş ve Edirne geliştikçe, Balkan Musevileri Edirne'ye akın etmiştir.

Yıldırım Bayezid, 1394'te Fransa Kralı VI. Şarl'ın zulmünden kaçan Musevileri Osmanlı topraklarına kabul etmiştir.

İkinci Murad, Alman zulmünden kaçan Musevileri, 1421 senesinde Edirne ve Selanik'e kabul etmiştir.

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle, Bizanslı Museviler rahata kavuşmuşlardı. Ayrıca, bugünkü Yunan adaları ve Girit Musevi ahalisinden aileleri de İstanbul'a kabul etmişti. Fatih, yangın neticesinde zarar gören Ahrida, Karaferya, Yanbol ve Çukurca sinagoglarının onarımı için ferman buyurmuştur.

İkinci Bayezid, 1490 ile 1497 yılları arasında, İtalya, İspanya ve Portekiz'den, 1501'de ise Fransa'dan sürülmüş Musevileri Osmanlı topraklarına kabul etmişti. 150 bin kadar Musevi Osmanlı'ya sığındı.

Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonucunda Filistin kapılarını Musevilere açmıştı. Milattan Sonra 60 senesinde Roma Senatosunun almış olduğu tehcir kararını ve dönüş yasağını ortadan kaldıran padişahtır. Dönüş yasağı* Romalılar, Memlüklüler, güneyden gelen Araplar ve Haçlılar tarafından aynen uygulanmıştır. Yavuz Sultan Selim, 1516'da dönüş yasağını iptal etmekle, bugünkü İsrail'in temellerini atmış oldu. [*Musevilerin Filistin'e yerleşmesini yasaklayan karar.]

Kanuni Sultan Süleyman, Kineret gölünün kenarında bir Musevi yerleşim merkezi kurulmasını emretmiş, binlerce göçmeni Filistin'e yerleştirmiştir.

Sultan Abdülaziz, 5 Nisan 1870 tarihli fermanı ile Alliance İsraelit'e, Filistin'de, Yafa'nın doğusunda bir ziraat okulu açılması için 2600 dönüm araziyi bağışlamıştır. Ben Gurion'un ifadesine göre, İsrail devletinin temel taşını Mikveh İsrael adındaki bu ziraat okulu teşkil etti. Abdülaziz, ayrıca, Musevilere eziyet edilmesini yasaklayan bir ferman yayınlamıştır.

İkinci Abdülhamid Han zamanında, Türk-Rus harbi neticesinde yapılmış bulunan Berlin Antlaşması ile Osmanlılar Balkanlardan çekilmek zorunda kaldı. Türkler ve Museviler, beraberce Türkiye'ye doğru göç ettiler. 1893'de, Sultan Abdülhamid, 200 bin Musevi'yi Filistin yerine, Güneydoğu'ya yerleştirme planları yapıyordu. Fakat bu düşünce, projeden ibaret kaldı.

Sultan Mehmet Reşat döneminde, Musevi cemaati mensuplarından üç başkonsolos, on konsolos, bir divan tercümanı, iki bakanlık danışmanı, bir konsolosluk müfettişi ve elçilik sekreteri, Osmanlı dışişlerinde görev alanlar arasındaydı.

["Hiçbir yorum yapmayacağım" dememe rağmen, bir şerh düşmek zorundayım: Yahudiler, Abdülhamid Han'ın projesini öğrenir öğrenmez, onu tahtan indirmenin yollarını aramışlardır. Nitekim onun yerine padişah olan Sultan Reşat zamanında, devletin mühim mevkilerini ele geçirdiler.]

İyiliğin karşılığı...

Buraya kadar okuduklarımızdan ortaya çıkan gerçek şu: Osmanlılar, Yahudileri korumuş, kollamış, en zor günlerinde onları topraklarına kabul etmiş, ayrıcalık vermiş, devlet adamı olmalarına bile müsaade etmiştir. Zaten, buraya kadar okuduğunuz satırları Yahudiler yazdığına göre, onlar da bu gerçeği kabul ediyorlar demektir.

Peki, bütün bu iyilikler karşısında, Yahudiler, Osmanlı'ya, yani bizlere, nasıl teşekkür etmiştir?

Bu sorunun cevabını bulmak için, Fahreddin Paşa'nın Medine Müdafaası kitabının, "Yahudi casuslar" bölümünü okumanızı öneririm. Feridun Kandemir imzalı kitap, Yağmur Yayınları'ndan çıktı.

Birinci Dünya Savaşında, Osmanlı Ordusu ile İngilizler arasında Filistin, Sina, Gazze, Suriye cephelerinde devam eden savaşlarda, binlerce Yahudi, Osmanlı'yı arkadan vurmuş; askerlerimizin mevzilerini, savunma hatlarımızı, ikmal yollarımızı, planlarımızı, cephane ve yiyecek depolarımızın yerlerini İngilizlere bildirmişlerdir. İngilizler, bu bilgiler ışığında etkili saldırılar yapmış ve umduklarından daha kolay ilerlemişlerdir.

Kitaptan bir bölüm okuyalım ve bu can sıkıcı konuyu kapatalım: "İlk Dünya Harbi esnasında, Filistin Yahudi Casusluk Merkezi gizlice kurulmuştu. Yahudiler, İngilizlerden sağladıkları çeşitli muhabere araçları ve vasıtalarıyla, gizlice ele geçirdikleri bilgileri, her akşam, belli bir saatte lamba ile işaret vererek, kıyıdan geçen İngiliz gemisine şişe içinde gönderiyorlardı. Bu şekilde gizli çalışma aylarca sürmüş ve bu suretle Filistin'deki İngiliz orduları, başkumandanları Mareşal Allenby'nin de sonraları açıkça itiraf ettiği şekilde, Türklerin bütün sırlarına vakıf olarak, harbi kazanmışlardır.

Tam işte bu sıralarda, yani Yahudi casusluğunun olanca melanetiyle aleyhimizde yapmadığını bırakmadığı günlerde, nasılsa içimizdeki bu yılanların varlığı fark edilince, derhal harekete geçilmiş; bir yandan casusluklarından şüphe edilen Yahudiler yakalanırken, bir yandan da Divan-ı Harp kurulmuştur.

Sorguya çekilen ve casusluk suçları sabit olan Yahudiler bile; ‘yaptıkları işin casusluk olmadığını, ancak milli bir vazife olduğunu' söylemekten çekinmiyorlardı.

Bu söz üzerine, Türk hâkim onlara şu soruyu soruyordu: "Peki ama size Filistin'de rahat ve huzur içinde yaşamak imkânı veren bir devlete, en nazik bir zamanında hıyanet etmeyi de milli bir vazife sayabilir misiniz? Düşünün, dünyanın birçok yerinden kovulup atılan ve hakir görülerek hemen her yerde ezilip çiğnenen Yahudileri, Türklerden başka kim insanca karşılayarak bir millet saydı?

Hele, Çanakkale'de İngilizlere yardımcı olmak için bizimle aylarca savaşan o mel'un gönüllü Yahudi taburundan hiç biri, esir olarak bile elimize geçmemiştir."[9]

"dönmeler" ve "Dönme(z)ler"

Dönme kelimesinin çeşitli manaları vardır. Bazı kurnazlar veya saflar "Adam dönmüş, artık o Müslüman'dır, böyle bir kişiyle niçin uğraşıyorsunuz?" diyor. Dönmelik, dönmeler konusunda kafalar karışık. Bu karanlık konuya biraz aydınlık getirmek istiyorum.

Birinci "dönme": Herhangi bir kişi başka bir dinden veya ateizmden İslam'a geçmiş, samimi şekilde mü'min olmuş, böyle bir dönmüşe hiç kimse bir şey diyemez. Bu dönüş gayet tabiidir.

İkinci "Dönme": Dikkat buyurunuz, burada kelimeyi büyük "D" ile başlattım. Buradaki Dönme, iki kimlikli Sabataycı demektir. Yani dıştan Müslüman görünüyor, gerçekte ise Yahudiliğin bir tarikatına mensup. Bu kişi gerçekten İslam'a dönmüş müdür? Dönmemiştir. Zahirde Müslüman görünecektir ama içindeki din Sabatay Sevi'nin dini olacaktır. İşte problem buradadır. Bu Dönme, dönmemiş bir dönmedir.

Üçüncü Dönme: Adam Müslüman iken, agresif misyonerlerin propagandalarına kapılmış veya maddi menfaat karşılığında Protestan olmuştur. Bu da bir dönmedir. Osmanlıcada bu gibi dönmelere mürted, yani irtidat etmiş denir. İslam hukukunda/fıkhında mürted ile ilgili bir bahis vardır. Bundan yirmi-otuz sene önce pek koyu, pek radikal bir İslamcı da şimdi dönmüştür. Protestan mı olmuştur? Hayır, zannetmem. İslami inanç ve görüşten kopmuştur. Eskiden İslam'ı savunurken şimdi çağdaşlığı ve dinsizliği savunmakta, Müslümanlara saldırmaktadır. Bu zat da, küçük "d" ile yazılan dönmelerdendir.

 Dördüncü dönmeler crypto'lardır. Crypto, Sabataycılardan ayrı olarak, dış/yüzeysel kimlik olarak Türk ve Müslüman göründüğü halde içinden çok gizli, çok saklı olarak başka bir kimliğe ve dine sahip olmaktır.

Adamın veya kadının biri samimiyetli Müslüman olmuş, eski dinini terk etmiş... Bu dönmeye veya dönmüşe dil uzatmak, onunla uğraşmak çok ayıp olur, terbiyesizlik olur, medeniyetsizlik olur, suç olur.

Lakin birtakım adamlar vardır ki, sıkıştıkları zaman "Biz de Müslüman'ız" diyorlar ama gerçekte değiller. Kendi ayrı dinleri var, ayrı ibadet yerleri var, ayrı din adamları var, ayrı mezarlıkları var. Bunların bir kısmı (hepsi değil) İslam'a ve Müslümanlara son derece şiddetli düşmanlık ediyor. Laikliği çığırından çıkartıp Müslüman çoğunluğun temel hak ve hürriyetlerini hiçe sayıyorlar. Müslümanlara kendi öz vatanlarında baskı yapıyorlar. Bu gibi kimseler İslam dinini bozmak, tahrif etmek, indirilmiş (münzel) ilahi bir din olmaktan çıkartıp, uydurulmuş beşeri bir din haline, din bile değil, bir hümanizma ve ideoloji haline getirmek istiyorlar. Dinde reform yapılsın diye terter tepiniyorlar. Ezanın Türkçe okunmasını, namazdaki kıraatin Türkçe yapılmasını istiyorlar. Bu dönmelerin marifetleri sadece bunlardan ibaret değil. Küçük bir azınlık teşkil ettikleri halde ülkenin rantlarının arslan payını bunlar yiyor. Köşe başlarını bunlar tutuyor. Yakın tarihimize bakıyoruz, bütün darbelerde, ihtilallerde, devrimlerde, büyük ve köklü değişikliklerde, tarihi kaza ve arızalarda hep onların parmağı var, rolü var.

Yukarıda saydığım hususlar ve gerekçeler dolayısıyla Türkiye'deki bu Dönmelik (Büyük "D" ile) meselesi üzerinde durulmasını, bu konunun ciddi ve ilmi şekilde incelenmesini istiyorum. Onlar ise açığa çıkmak istemiyorlar. Dönmelik/Sabataycılık konusunu gündeme getirenlere öfkeleniyorlar ve onları cezalandırmak istiyorlar.

Bunlar Türkiye'de kadrolaşmış ve birtakım önemli, hayati köşeleri, köprübaşlarını ele geçirmişlerdir.

Bilhassa hukuk fakültelerindeki ceza kürsülerine karşı büyük ilgileri vardır. Acaba niçin?

İşçilik, rençperlik, bakkallık, işportacılık, küçük esnaflık yapan bir tek Sabataycı göremezsiniz. Onlar hep yukarılardadır. Çocuklarını iyi okuturlar, iyi makam ve mevkilere koyarlar. Onların birtakım yüksek makam ve mevkilere gelmesi her zaman ehliyetleri ve liyakatleri dolayısıyla mıdır? Maalesef hayır. Birbirlerini tutarlar.

Türkiye'de bazı çok önemli, çok hayati, çok yüksek makam ve mevkilere samimi ve şuurlu Müslümanların gelmesi mümkün değildir.

Bilhassa üç önemli makama Oğuz kabilesinden Müslümanlar oturamaz.

Başhaham Hayim Naum tarafından hazırlanmış olan Lozan'ın gizli protokollerine aykırı hiçbir iş yapılamaz bu ülkede.

Türkiye'de küçük bir azınlık hukuka, insan haklarına, bilgeliğe, milli menfaatlerimize aykırı işler yapıyor. Ne gibi işlerdir bunlar? Birkaçını sayayım:

  • 1- Milli kimliği, milli kültürü, milli kişiliği baskı altında tutuyor, erozyona maruz bırakıyorlar.
  • 2- Onlar tarihi kaza ve arızalardan yanadır. Tarihi devamlılığı baltalıyorlar.
  • 3- Çoğunluğa sömürge yerlisi, ikinci sınıf vatandaş, zenci, parya muamelesi yapıyorlar.
  • 4- Yazılı, edebi, kültürel zengin dilde büyük bir yozlaşma, çöküntü meydana getirmişler; başta okumuşlar olmak üzere halkı dilsiz bırakmışlardır.
  • 5- Din ile siyasi rejim arasında bitmez tükenmez, müzmin bir gerginlik, kavga, çekişmeyi körüklüyorlar; bu olumsuz durumun düzelmesine mani oluyorlar. Bu suretle devlete, ülkeye, halka zarar veriyorlar. Din ve devlet iki büyük güçtür. Bunların uzun zamandan beri müzmin şekilde kavgalı olduğu bir ülkede elbette huzur, denge, iç barış, toplumsal uzlaşma olmaz.
  • 6- Laikliği çığırından çıkartıyor, din düşmanlığı, dine baskı yapmak, evrensel temel hak ve hürriyetleri kısıtlamak şeklinde anlıyor ve uyguluyorlar. "Devlet dini" sistemini laiklik diye yutturmaya kalkıyorlar.
  • 7- Fransa dahil dünyanın bütün medeni, demokrat, insan haklarını kabul etmiş, hukukun üstünlüğü prensibini esas almış ülkelerinin üniversitelerinde başörtüsü serbest olduğu halde bizde en sert, en amansız, en hoşgörüsüz bir yasağı fanatikçe, agresif bir zihniyetle sürdürüyorlar.
  • 8- Devletin, fazilet üzerine kurulu Cumhuriyet'in, Büyük Millet Meclisi'nin, seçimle iş başına gelmiş iktidarın, Anayasanın, Evrensel insan hak ve hürriyetlerinin, sağduyunun, bilgeliğin, milli menfaatlerin üzerine "Derin Devlet" adında bir heyulanın bulunması esası üzerine kurulu bir felsefe ve ideolojileri var.
  • 9- Halk arasındaki çeşitlilikleri, farklılıkları, bölünmeleri elden geldiği kadar kaldırmak için çalışacaklarına, bunları büsbütün körüklüyor, halkı; Türk Kürt, Sünni Alevi, Dinci Laik, Sağcı Solcu, İlerici Gerici, Çağdaş Çağdışı diye birbirine düşman, birbirinden kopuk gruplara ve kamplara ayırmak ve bunları birbirleriyle çekişip tepiştirmek istiyorlar. Malum: "Parçala, böl ve hükmet..."
  • 10- Dünyanın hiçbir medeni, demokrat, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı ülkesinde resmi bir ideoloji olmadığı halde bizde bazıları resmi ideolojiyi her şeyin üzerinde tutmakta, resmi ideolojiyi ayakta tutacağız diye anti-demokratik baskılar yapmaktadır. Bu bazıları, Atatürk'ü kendilerine kalkan ve paravana yapmakta, Atatürk ile hiçbir ilgisi olmayan bir ideolojiyi onun malıymış gibi gösterip kutsallaştırmaktadır.
  • 11- Türkiye'nin yakın tarihindeki bütün olumsuzluklar birtakım Dönmelerin (hepsini kastetmiyorum) Türkiye kimliğine, Türkiye kültürüne, Türkiye kişiliğine, Türkiye'yi Türkiye yapan temel değerlere, Türkiye'nin tarihi devamlılığına, yazılı ve edebi Türk diline, Türk eğitimine, Türk üniversitelerine yaptıkları antidemokratik, bilgelik dışı, gayr-i meşru real-politiklerden kaynaklanmaktadır.
  • Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım olumsuzluklar düzelebilir mi?.. Ümitli olalım, olumlu düşünelim... İnşallah düzelir. Bu düzelmenin gerçekleşmesi için yeterli derecede kültür ve birikime sahip olan, ahlaklı, faziletli, vicdanlı, vatansever seçkinlerin bir araya gelip, halkın huzurunda tartışmaları, müzakere yapmaları gerekir. Bu tartışma ve müzakerelerde demagojiye, safsataya, şarlatanlığa, hilebazlığa, yer olmamalıdır. Herkes iyi niyetle eteğindeki taşları ortaya döksün. Kimse takiyye yapmasın. Bazıları "Biz de Müslüman'ız.,," diyerek halkı kandırmaya kalkmasın.

Türkiye niçin bir Japonya olamadı, bir Güney Kore olamadı, bir Tayvan olamadı?.. Niçin bu kadar borca battı?.. Niçin, dünyanın en fazla kokuşmuş ülkesi haline geldi?.. Niçin toplum yapımızda çözülme ve dağılma var?.. Seksen senedir niçin bir tek Nobel veya benzeri uluslararası ödül alamadık?.. Niçin dünyanın 500 önemli ve güçlü üniversite listesine bir tek Türk üniversitesi giremedi?.. Niçin yeni nesiller dedelerinin, atalarının mezar taşlarını bile okuyamayacak kadar cahil kaldılar?.. Niçin üretmeden tüketmek isteyen akılsız ve beyinsiz bir toplum haline geldik?.. Milli (!) Eğitim sistemimiz niçin iflas etti?.. Medyamız nasıl oldu da böylesine tekelleşti, kartelleşti?.. Dünyanın hiçbir medeni ve ileri ülkesinde olmayan Derin Devlet bizde niçin var?.. Evet, daha böyle yüzlerce "Niçin" sayabilirim.

Olumlu ve efendice olmak şartıyla tartışalım, müzakere edelim. Vatanımız Türkiye'yi seviyorsak bunu yapmalıyız. Gidecek başka bir yerimiz yok. Bazılarının dış ülkelerde villaları, köşkleri, büyük paraları var ama bizim yok. Onlar küçük bir azınlık...[10]



[1]  26.08.2005 / Yeni Şafak / İbrahim Karagül

[2]  26.08.2005 / Radikal / B. Muhammed Verdem / Düstur  

[3]  26.08.2005 / Zaman / Ahmet Öztürk / Keele Üniversitesi-İngiltere  

[4]  22.08.2005 / Radikal / H. Bülent Kahraman

[5]  23.08.2005 / Milli Gazete

[6]  25.08.2005 / Evrensel

[7]  26.08.2005 / Sabah / Aslı Aydıntaşbaş

[8]  28.08.2005 / Milli Gazete

[9]  27.08.2005 / Milli Gazete / İ. Tenekeci

[10]  26.08.2005 / Milli Gazete / M. Şevket Eygi


Bu yazarin diger makaleleri

MİLLİ GÜÇ OLUŞTURMAK VE ONU MAHARETLE KULLANMAK
  Kendisine güvenen, gerekli tedbirleri gören büyük liderler, çeşitli ülkelerle...
Devami
İSRAİL'İN PKK SEVGİSİ VE TÜRKİYE'NİN SÖMÜRÜ SERMAYESİ
  İsrail, peşmergeleri gizlice eğitti BBC, Kürt peşmergelerin İsrailli eski...
Devami
TAYYİB BEY'İN TABİATI: Her Sözünden Geri Adım Attı!
  "Bir bölen olmayacağım... FP içinde bir parçalanma, bölünme gerçekleşmez. Boşuna...
Devami
MUSTAFA KEMAL'İN OSMANLI TARİHİ
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'yı yenen devletler, şöyle bir bildiri yayımlamışlardı:...
Devami
İNCİRLİKTEN SONRA BOĞAZLAR VE HAZAR MI?
  ABD ille de İncirlik diye dayatıyorsa bunun altında bir...
Devami
KORKAKLAR HERGÜN ÖLÜR
   Korku, insanın fıtratında (yapısında ve yaratılışında) bulunan bir duygudur. Kötülüklerden...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4045

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR