Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün319
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10847
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108762
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746737

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182537

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ORTADOĞU İYİCE BULANIYOR TÜRKİYE BUNALIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Irak Bölünüyor:

Irak'ın başkenti Bağdat'taki Ümmü Kura Camii İmam-Hatibi Mahmud Samedi: "Federalizm Irak'ın Bölünmesidir." Dedi ve ekledi:

"Irak sünnileri federal bir yönetim istemiyor ve ülkenin bölünmesine alet olmuyor, çünkü: "Federallik ülkenin birkaç parçaya bölünmesi demektir. Irak'ın güney bölgesindeki halka sesleniyorum, federalliğe yeşil ışık yakarak hazırlanan tuzağa düşmeyin ve Irak'ı da düşürmeyin."

 

Irak sünnileri 2005 Eylül'ünde düzenlenecek referandum ve Ekim'de düzenlenmesi kararı alınan seçimlere katılacaklarını açıkladı.

   Irak'ın Başkenti Bağdat'taki Ümmü Kura Camii İmam-Hatibi Şeyh Mahmud Samedi, Müslüman ilim adamları heyeti ve Irak İslam Partisi ve Ehli Sünnet Vakfı'nın ortaklaşa düzenlediği kongrede: "siyasi faaliyet ve seçimlere katılma kararı aldıklarını" söyledi.

   Şeyh Samedi bütün Irak'lıların alınan karar destek vermelerini isteyerek, "Mesele ya var olmak, ya da olmamak meselesidir. Ülkede var olmak kendi dışındakilerden çok Irak'lıların hakkıdır." Dedi.

   Irak sunnilerinin federal bir yönetim istemediklerini belirten Samedi konuşmasını şöyle sürdürdü: "Federallik, ülkenin birkaç parçaya bölünmesi demektir. Irak'ın güney bölgesindeki halka sesleniyorum, federalliğe yeşil ışık yakarak hazırlanan tuzağa düşmeyin ve Irak'ı da düşürmeyin. Biz Irak'ın ortasında yaşayanlar olarak kesinlikle federalliği istemiyoruz, kahraman Irak halkının da böyle bir şeyi talep ettiğini düşünmüyoruz."

   Irak İslam Devrim Konseyi Yüksek Meclisi Başkanı Abdulaziz el-Hakim'in Necef-i Şerif'i geçtiğimiz günlerde ziyareti sırasında, Şiilerin yaşadığı güney bölgesinde federal bir yönetimin kurulmasına anayasaca bir engel olmadığını söylemesi üzerine rahatsızlıklarını dile getiren Bağdat Sünnileri, Eylül ve Ekim aylarında gerçekleşecek referandum ve seçimlere katılma kararı aldıklarını açıkladı.

Türkmenler Unutuluyor:

Arazilerine el konulan halk, zorunlu olarak göçe itiliyor

Telafer'de insanlık dramı yaşanıyor

Savaşın ardından Irak'ın en çok zarar gören bölgelerinden biri olan Telafer'de, adeta insanlık dramı yaşanıyor. Göçe zorlanan bölge halkı, bir taraftan yaşam mücadelesi verirken diğer taraftan ölüm korkusu taşıyor.

Savaşın ardından Irak'ın en çok zarar gören bölgelerinden biri olan Telafer'de, adeta insanlık dramı yaşanıyor. Göçe zorlanan bölge halkı, bir taraftan yaşam mücadelesi verirken diğer taraftan ölüm korkusu taşıyor.. Saldırılar ve zulüm karşısında çaresiz kalan yerli halk, bazı yardım kuruluşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyor.

Terk ettikleri evlerinden uzak bölgelerde, kendilerine uzatılan yardım elini bekleyen Telaferliler'in imdadına, Türkiye Ortadoğu Yardımlaşma Vakfı (TODAV) üyeleri yetişti. Savaşın sona ermesini bekleyen bölge halkı, her türlü yardıma muhtaç olduklarını belirttiler.

TODAV Bölge Sorumlusu Yakup Benbeoğlu, bu tür yardımların bölgede devam edeceğini kaydetti.

Savaş ve kargaşa sürüyor!

Savaştan bıktıklarını söyleyen Galip Muhammet isimli bir göç mağduru ise, "Bu savaş ne zaman biterse biz o zaman evimize döneceğiz. Ama savaşın ne zaman biteceği de meçhul" dedi.

Kuşatmanın getirdiği zorlukla Telafer'deki evini ve arazisini terk etmek zorunda kalan 9 kişilik bir aile, kent dışında yer alan ve savaş nedeniyle kapalı kalan bir köy okuluna yerleşti. Oldukça zor koşullarda yaşam mücadelesi veren ailenin, herhangi bir geçim kaynağının da olmadığı öğrenilirken, ailenin önde gelenlerinden Yusuf Bakir, doğup büyüdüğü kenti zorunlu olarak terk etmenin acısını yaşadıklarını dile getirdi. Bakir, "Biz buraya zorunlu olarak geldik. Bu okula yerleştik. Aç susuz yaşam mücadelesi veriyoruz. Şimdi bizi buradan çıkarmaya çalışıyorlar. Savaş ve zulüm altında çok zorluk çekiyoruz, neyimiz varsa Telafer'de bıraktık. Çaresizlik içindeyiz" diyerek içinde bulunduğu durumu özetledi. Türkmenler'e destek çıkılması gerektiğini vurgulayan Bakir, canlarının tehlikede olduğunu da sözlerine ekledi.

Ailenin bir başka üyesi Galibe Muhammed, göçten başka çarelerinin kalmadığını ancak, burada da huzurlarının olmadığını ifade etti. Muhammed, "Buraya göç ettik okula sığındık. Şimdi de buradan çıkarmaya uğraşıyorlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz." şeklinde konuştu. 

Ailenin 7 çocuğundan en büyüğü Ali Yusuf ise, "Zulüm karşısında çaresiz kaldık. Ev yok, yiyecek yok, can güvenliği yok... Kimse Telafer halkına sahip çıkmıyor" diye tepki gösterdi.

İsrail Hizbullahı El-Kaideleşiyor:

Bu ne geveze el Kaideci!

Çok ilginç bir El Kaide mensubu, Antalya'da yakalanıyor!.. Soğukkanlı ve çok geveze. Bir şaklaban! Söylenmesi istenen her şeyi her fırsatta söylüyor. Medyaya konuşuyor, Savcılığa gelince de susma hakkını kullanıyor. Namaz kılmayı sevmiyor, şarap ve viski içmeyi seviyor. 11 Eylül'ü de biliyormuş. Irak'ta Türk şoförün kafası kesilirken oradaydı.

Günlerdir Türk basınında El Kaide kod adlı bir şov izliyoruz. MIT, CIA ve Mossad tarafından yapılan Suriyeli Lüvey Sakra ve Hamid Obysi'nin yakalanmasını içeren operasyon, 11 Eylül sonrasının en büyük gelişme olarak medyada "hak ettiği" yeri buldu...

Mersin-Alanya arasındaki bölgelerde İsraillilere saldırı olacağına ilişkin uyarılar, sürat motorları, villalar ve milyonlarca doların dışında operasyonla 11 Eylül'den bu yana çözülemeyen hemen her saldırı açıklığa kavuşturuldu!  El Kaide ile ilgili bütün teoriler yerle bir edildi. Örgütün kimliğine ilişkin bugüne kadar ortaya atılan fikirlerin hiçbir anlamı olmadığı ortaya çıktı. El Kaide'nin İslam'la ilişkisi Lüvey Sakra ile ortadan kalktı. Tabi Üsame Bin Ladin'in ve Eymen ez Zevahiri'nin kimlikleri de...

El Kaide'nin üs düzey beş kişisinde biri yakalandı. Ondan daha iyi örgütle ilgili bilgi verecek kim olabilir ki? Afganistan işgali, Guantanamo'daki El Kaide mensupları, Diago Garcia'dan dünya genelindeki Amerikan üslerine kadar yayılan gizli merkezlerdeki El Kaide mensupları, Madrid ve Londra bombalamalarından sonraki soruşturmalar, ABD'nin dünyanın hemen bütün istihbarat örgütleriyle küresel düzeyde yürüttüğü operasyon ve soruşturmalar bile bu kadar verimli olmadı.

Sakra 11 Eylül saldırılarının yapılacağını biliyordu hatta uyardı! Londra saldırılarını planladı! İstanbul saldırılarında belirleyiciydi! Saymaya gerek yok, El Kaide dosyası olarak görülen bütün saldırılarda bir şekilde rol oynadı.

Bu kadar önemli bilgilerin ele geçirildiği operasyon Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından neden "tamamen yanlış ve kasıtlı" olarak nitelendi acaba?

Operasyonla ilgili haberleri önce İsrail'den duyuyoruz. Çoğu zaman olduğu gibi. Zerkavi'nin Kuzey Irak'ta olduğu haberleri İsrail kokusu veriyor. Garip bir şekilde İsrail istihbarat çevreleri Usame Bin Ladin'in ve Eymen Zevahiri'nin Afganistan'dan Irak'a geçmeye hazırlandıkları haberlerini yayıyor. Onlara göre Ladin ve Zevahiri, muhtemelen Eylül ortalarına Pakistan ve İran Belucistanı üzerinden Irak'a geçecek.

Sakra bol para harcıyor. Mesela Amerikan kışlasına giden 25 milyon doları ele geçirdiklerini, 500 bin dolarını kendisinin aldığını vs. Sakın bu paralar, El Kaide'nin ya da Iraklı direnişçilerin değil de, Irak'ın kayıp milyarlarca dolarından olmasın! Bu parayı Irak ordusunun 40 milyar doları bulan varlığını satıp cebe indirenler vermiş olmasın! 285 milyon dolarlık tank yolsuzluğundan olmasın! 1 milyar dolarlık tartışılan yolsuzluktan olmasın! Sakın bu paralar Irak Mersin limanı arasındaki kirli ticaretten olmasın! Irak'ın füzelerini Kuzey Irak'a, İran'a, Türkiye'ye, Yeni Delhi'ye kadar ulaştıran şebekeden geliyor olmasın! Lübnan'da suikastlere kadar uzanan para trafiğinden olmasın! Irak ordusunun her şeyini satan Bush ailesine ve CIA'ya mensup "Amerikan Lawrence"ı lakaplı, öldürüldüğü söylenen ama hala cesedi bulunamayan Dale Stoffel'den, onunla iş yapanlardan, aralarında Türk vatandaşlarının da olduğu şirketlerden gelmesin!

Nasıl olsa Sarka operasyonu zamanla unutulacak. Adamın bir hiç olduğu ortaya çıkacak. Operasyonla dikkatlerimizden nelerin kaçırıldığını o zaman anlayacak mıyız? Mesela asıl güvenlik tehditlerinin Mersin'le Alanya arasında değil, Mersin'le Kuzey Irak arasında olduğunu ne zaman fark edeceğiz? Bölgedeki kirli ticareti, büyük para transferlerini, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'e ilişkin bütün hesaplarını bozacak tehlikeli gelişmeleri farkedecek miyiz?[1]

El Kaide üzerine soru işaretleri çoğalıyor!...

El Kaide'nin en önemli 5 adamı arasında sayılan Luai Sakra'nın dosyası bir hayli kabarık... Sakra'nın Amerika Haberalma Teşkilatı CIA tarafından iki kez sorgulanıp bırakılması, Suriyeli eylemciye ajanlık teklif edilmesi, aynı kişinin 5 yıl önce Türk istihbaratı (MİT) tarafından sorgulanması gibi iddialar düşündürücü. Sakra'nın CIA, MİT ve El Muhaberat (Suriye istihbarat örgütü) tarafından gözaltına alınıp, ajanlık teklifinden sonra serbest bırakılması gibi iddialara henüz hiçbir kurumdan açıklama gelmedi. Bu da şüpheleri derinleştiriyor...

Eski MİT mensubu Mahir Kaynak, 1 Ağustos'ta Radikal'e demeç vermiş, "El Kaide diye bir terör örgütü yoktur." demişti. Neşe Düzel'e verdiği röportajda Kaynak, "El Kaide, bir istihbarat servisinin yaptığı operasyonun kod adıdır. El Kaide eylemlerinden çıkan tek siyasi sonuç, Batı dünyasında bir İslam aleyhtarlığı doğuşudur ve İslam'ın terörle özdeşleşmesidir." demişti.[2]

PKK Siyasallaştırılıyor

Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrasına ilişkin öngörüsüzlüğünün oluşturduğu boşluk ABD, İngiltere ve İsrail tarafından dolduruldu. Çekiç Güç'ün süresi yıllarca sorgulanmadan neden uzatıldı ve Öcalan neden teslim edildi?

Kara Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın; dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in "Amerika, Öcalan'ı niye teslim etti, hâlâ anlayabilmiş değilim" sözlerine verdiği cevap, bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en büyük krizin kaynağına ve niteliğine ilişkin derin bir zaafı ortaya koyuyor... Öcalan yakalandığında bölgede görev yapan 2. Ordu'nun komutanı olan Yalman'ın, "Bu olay terörün bir süre baskı altına alınmasına yardımcı olmuştur. Ancak bugün ortaya çıkardığı sonuçlar itibarıyla üzerinde düşünülmesi gereken bir olayın da başlangıcı olmuştur. (...) "Öcalan'ın yakalanmasıyla Barzani ve Talabani'ye ciddi bir alternatif olma ihtimali ortadan kaldırılmış ve bölgedeki gücünün pasifize edilmesiyle Kürt liderlere siyasi, askeri alanda geniş bir manevra sahası sağlanmış, daha rahat hareket edebilmişler ve Amerika'ya kendilerini daha bağımlı hissetmeye başlamışlardır" sözleri, Türkiye'nin 1990'lardan bugüne izlediği, aslında Türkiye'ye dayatılan ABD-İngiliz stratejisinin parçası olan politikaların acı sonuçlarını ortaya koyuyor. Yıllarca Çekiç Güç'ün Türkiye'nin üstünde bir irade tarafından bölgede tutulması, her iktidarın sorgulamadan süreyi uzatması, süre uzatımına ilişkin Meclis oylamalarında kimsenin bir itiraz bile ileri sürmemesi de aynı stratejilerin parçalarıydı.

Sadece PKK, Kürt sorunu ya da güvenlik sorunları değil, o dönemde Türk dış politikası çok ciddi biçimde sorgulanmadan, Türkiye'nin geleceğe yönelik bir perspektif geliştirmesi imkansız. Kuzey Irak'tan yeni Ortadoğu düzenine, Kafkaslar/Orta Asya'dan İran'la ilişkilere, 11 Eylül öncesi AB'ye bakıştan küresel terör operasyonlarına, Rusya ve Çin ile ilişkilerden Hindistan'la eksen oluşturma projelerine kadar, Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrasına ilişkin öngörüsüzlüğünün oluşturduğu boşluk ABD, İngiltere ve İsrail tarafından dolduruldu.

Sovyetler'in çözülmesinden sonra bütün dünya pozisyonunu yeniden belirlerken Türkiye, ABD ile yakın olmasının rehavetine kapıldı. Hem yakın bölgesi hem de küresel gelişmelere ilişkin hiçbir tez üretmedi ve dış politikasını ABD'ye endeksledi. 1996'larda bir ABD projesi olarak kurulan Türkiye-İsrail-Ürdün ekseninin hedefi, ABD ve İngiltere'nin İsrail'le birlikte bugün kurmaya çalıştığı yeni Ortadoğu düzeniydi. Ankara, hiç sorgulamadan projenin önünde yalın kılıç mücadele etti. Ancak dört-beş yıl sonra gözünü açabildi. O da kendi öngörüsüyle değil, dünyada ve bölgedeki gelişmelerle oldu. Türk-İsrail ekseninin hedefleri şimdi Türkiye için birinci tehdit haline gelmedi mi? "İslamcıları tasfiye etme" projesi Türkiye'nin gözlerini o kadar kararttı ki, Soğuk Savaş yılları boyunca müttefiki olan güçlerin ve Soğuk Savaş sonrası en önemli müttefiki İsrail'in bölgeye yönelik projelerinin kendisi için ne büyük tehlike haline geldiğini göremedi. Hala da tam olarak görebilmiş değil.

O zaman bu politikaları uygulayanlar şimdi yakınıyor. O zamanlar ABD'nin Kürtlerle ilgili projelerinin Türkiye'deki Kürtler üzerinden değil, Kuzey Irak'lı Kürtler üzerinden uygulandığını bilmiyorlar mıydı? Bütün dünyanın bildiği bu gerçeği yeni mi anladılar?..

Türkiye'nin, bu ülkede yaşayanların ortak çıkarlarının üstünde hangi irade bizlere bu bedeli ödetiyor şimdi? O irade için hizmet verenlerin sorumluluğu ne olacak? Hangi irade bütün ortak değerleri tüketip bizleri böyle bir şaşkınlığa, karamsarlığı, öfkeye ve kavgaya sürükledi? Ve hangi irade şimdi bu sorunu çözme ehliyetimizi elimizden alıyor? Bırakın çözme ehliyetini ve iradesini, bu konuda inisiyatif almaya bile şiddetle müdahale ediliyor... Bu hesaplara müdahale edemezseniz, Güneydoğu'daki bütün illeri İzmir yapsanız bile sonuç alamazsınız...[3]

İslam'ı yok etme savaşı veriliyor!

Amerika Kâbe'yi bombalarsa ne olur?.. Buda heykelleri bombalanmış, yazık olmuş. Kâbe tahrip olsa da kıblemiz değişmez. Biz Allah'a ibadet ediyoruz, Kâbe'ye tapmıyoruz ki. Londra'dan ve daha birçok Avrupa şehrinden kaçıyor Müslümanlar. Çünkü sokaklarda sözlü ve fiili saldırılara uğruyorlar. İş sözleşmeleri, kira kontratları, kredi kartları iptal ediliyor. Camiler yakılıyor...  Londra'daki bombalı saldırıların doğrudan ya da dolaylı bir tuzak olduğunu düşünmeye yatkınım. Batı, terörü, kendi vahşetinin dayanağı haline getirmekte bu kadar hevesli olmasaydı, böyle bir şüphe taşımazdım ama şimdi içimde şüphe var. Blair'e, Bush'a birer sanık gözüyle bakmamız doğal.

Batılılar, İslâm'ı, yok etme arzusundalar. Onlara göre İslâm, Batı medeniyetine meydan okumanın adı. Bugünkü medeniyetin temeli iktisattır, kazançtır, kârdır. Bu kârı azaltan, felsefi bakımdan anlamsızlığa mahkum eden veriler İslâm'da mevcut. Buna katlanamıyorlar. Batılı liderlerin, askerlerin, siyasetçilerin, papazların kabul edebileceği bir İslâm var. Onu da empoze ediyorlar zaten. Dinlerarası diyalogla, Müslümanların başına bomba yağdırılması ve İslâm'a hakaret bir arada yürütülüyor bu yüzden. Protestan'la Müslüman arasındaki benzerlikler öne çıkarılıyor. "Şu ilke aynı, bu görüş aynı" deniyor sonra da "İslâm'a ne gerek var" diyorlar.[4]

İran'dan Sonra Saldırı Sırası Türkiye'ye Geliyor:

Şimdi Amerika'da: "Ya Türkiye de nükleer silahlanmaya giderse?" Teorileri Tezgahlanıyor!

ABD basınında Türkiye'nin de nükleer silahlanmaya gidebileceğine yönelik haberler çıkmaya başladı bile. ABD ve İsrail, İran'ı Türkiye için birinci tehdit olarak sunacaklar, Türkiye-İran arasında derin krizlere yatırım yapacaklardır.

İran'ın nükleer çalışmalara yeniden başlaması, kaosla boğuşan bölgede, şimdi de bir nükleer krizin yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. Öteden beri küresel boyutta devam eden gerilim, üç Avrupalı'nın (Almanya, Fransa ve İngiltere) İran'la yürüttüğü müzakerelerin sonuçsuz kalmasıyla tırmandı. Müzakerelerin sonuçlarını bekleyen ABD'nin, tabiî İsrail'in de, bundan sonra krizi daha da tırmandırmaları hatta askeri müdahale seçeneklerini gündeme taşımaları bekleniyor...

Gerçekten de İran'ın nükleer güç olması Ortadoğu'da bütün dengeleri değiştirecek. İsrail açısından çok ciddi bir caydırıcı güç ortaya çıkacak. ABD'nin bütün planları İsrail için güvenlik tehditlerini ortadan kaldırmak değil mi? Irak biraz da bunun için işgal edilmedi mi? Suriye bunun için tehdit edilmiyor mu? Irak'taki yeni yapılanma bu öncelikten hareketle yapılmıyor mu? Öyleyse İran'ın kararlı tutumu kapsamlı bir projenin sıfırdan ele alınmasını zorunlu hale getirecek.

İran kuşatılmış bir ülke. İsrail, ABD, İngiltere ve Fransa'nın desteğiyle dünyanın önde gelen nükleer güçlerinden biri haline getirildi. Üstelik nükleer klüp tarafından korunuyor, bütün uluslararası sözleşmelerden ve sınırlamalardan muaf tutuluyor. Dokunulmaz... İsrail'in nükleer silahlarını kimse ağzına bile alamıyor.

Irak ABD, İngiltere ve İsrail kontrolü altında. Afganistan'da ABD var. Körfez ülkeleri ABD denetiminde. Basra Körfezi de öyle. Gürcistan ve Azerbaycan ABD denetimine girmiş durumda. Azerbaycan'daki üslerin İran'a saldırı amaçlı kullanılacağı açıkça dile getiriliyor. Türkiye'nin de ABD müttefiki olduğunu düşünürsek, dört yandan kuşatılmış bir ülkenin güvenlik kaygıları anlaşılabilir. Böyle bir ülke için nükleer güce erişmek tek seçenek gibi görülebilir. İsrail'in nükleer tehdidi, ABD'nin bölgesel tasarrufları olmasaydı İran bu yola girer miydi? Tehdit arttıkça Tahran'ın bu yolda azmi de artıyor.

İran'ın nükleer silahlardan vazgeçmesini önermek için Ortadoğu'nun tamamının bu silahlardan arındırılmasını istemek en mantıklı olanı. Ama bunu kimse dile getiremez. Çünkü İsrail de Ortadoğu'da. Batı için güvenlik kaygıları her türlü silahlanmayı meşru kılabiliyor. Hatta her türlü haksızlığı, ahlaksızlığı, devlet terörünü meşru kılabiliyor. Ama kendileri dışındaki toplumların güvenlik ve savunma kaygıları cezalandırılıyor.

Yarın Türkiye'nin de güvenlik kaygıları arttığında benzer arayışlara girmesi halinde aynı tehditlerle yüzleşecek. Nükleer silahlanma olmasa bile alternatif savunma sistemlerine yatırım yapan Türkiye, bir şekilde cezalandırılacak.

İran'ın bu şekilde silahlanması bölgede çok ciddi silahlanma yarışı başlatacaktır. Özellikle Türkiye ve Mısır gibi ülkeler İran'a karşı hava savunma sistemleri alanında Batı'nın en büyük müşterileri haline gelecek. Türkiye'nin hava savunma sistemleri üzerinde son yıllardaki arayışları bunun bir göstergesidir. ABD basınında Türkiye'nin de nükleer silahlanmaya gidebileceğine yönelik haberler çıkmaya başladı bile. ABD ve İsrail, İran'ı Türkiye için birinci tehdit olarak sunacaklar, Türkiye-İran arasında derin krizlere yatırım yapacaklardır. İsrail, aslında kendine yönelen tehdidi, çoğu zaman olduğu gibi, Türkiye'yi sahaya sürerek, hedef yaparak savuşturma yoluna gidecektir.

ABD ve İsrail'in planları hazır. İran ve Kuzey Kore'ye yönelik önleyici saldırı planı Kasım 2003'te tamamlandı. ABD hava kuvvetlerinin hazırladığı planda 450'den fazla hedef tespit edildi. İşin en tehlikeli boyutu, bu hedeflerin çoğunun yeraltında olduğu ve konvansiyonel silahlarla tahrip edilmesinin mümkün olmadığı, bunun için nükleer silahların kullanılmasının zorunlu olduğu şeklindeki tespit.[5]

 

 

İslami Kavramlar Yasaklanıyor:

Atatürk'e bile sansür koyuluyor!

Kur'an-ı Kerim', ‘Kelime-i Şehadet' ve ‘cennet' kelimeleri Destan ve Abide Çanakkale kitabından çıkarıldı

Çanakkale Zaferi'nin 90'ıncı yılı nedeniyle bir hatıra kitabı yayınlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı Atatürk'ün İslâm'la ilgili sözlerine sansür uyguladı. İslamî terimlere sansür. Mustafa Kemal Atatürk'ün Ruşen Eşref'in yaptığı bir mülâkatta söylediği ve Çanakkale Savaşı'nda Mehmetçiğin manevî dinamiklerini dile getirdiği meşhur sözlerinin alıntılandığı kitapta, "Kur'ân-ı Kerîm", "Kelime-i Şehadet" ve "Cennet" kelimeleri sansürlendi.

Kültür Bakanlığı tarafından Çanakkale Zaferinin 90. yılı dolayısıyla yayınlanan hatıra kitabında, Atatürk'ün maneviyatla ilgili sözleri bile sansürden kurtulamadı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Ruşen Eşref'in yaptığı bir mülakatta söylediği ve Çanakkale Savaşında Mehmetçiğin manevi dinamiklerini dile getirdiği meşhur sözlerinin alıntılandığı kitapta,  "Kuranı Kerim" "Kelime-i Şehadet" ve "Cennet" kelimeleri ayıklanarak, kitaba alınmadı.

İşte Atatürk'ün gerçek sözleri: 

Mustafa Kemal Paşa'nın umum Arıburnu kuvvetlerine şâmil olan kumandanlığı 4 Mayıs 1331  gününe kadar devam etmiş, bu müddet zarfında cereyan eden vak'alar içinde öyle mevziî mütekabil taarruzlardan başka hiç büyük muhârebe yok. Fakat cidden kahramanlık sahneleri vardır. Mesela bakınız Paşa ne anlattı:

"Mütekabil siperler arasında mesafeniz sekiz metre.. Yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor.

İkincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayan-ı gıbta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. Hiç ufak bir fütur bile göstermiyor. Sarsılmak yok. OKUMAK BİLENLER

ELLERİNDE KUR'AN-I KERİM, CENNETE GİRMEYE HAZIRLANIYORLAR. BİLMEYENLER KELİME-İ ŞEHADET ÇEKEREK YÜRÜYORLAR. Bu, Türk askerindeki rûh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran yüksek rûhtur."[6]

Bu da kitaptaki sansürlenmiş hali:

"Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8-metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekiler hiç kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine giriyor. Fakat ne imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakika sonra öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, hayrete ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşını kazanan bu yüksek ruhtur."[7]

Gerçek mülakattaki büyük harflerle yazılan kısımların kitaba yansıtılırken neden sansürlenmiş olduğu merak konusu.  Üstelik Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç kitaba yazdığı takdim yazısında "Elbette Çanakkale'de askerin maneviyatı ve inancı tartışmasız bir biçimde önemli rol oynamıştır" diyor.

Yine kitabı yayına hazırlayan Güzel Sanatlar Genel Müdürü Bayram Bilge Tokel'in giriş yazısındaki, "Bugün ihtiyacımız olan konuya genişlik ve gerçeklik kazandıracak olan bilimsel bir yaklaşımdır" ifadesine rağmen  bu sansürün hangi genişlik ve hangi bilimsel yaklaşımla yapıldığını anlamak da güç. Mustafa Kemal Atatürk'ün bile kurtulamadığı sansür hakkında kamuoyu Kültür Bakanlığı'ndan bir açıklama yapmasını bekliyor.

Büyükanıt Paşa Uyarıyor:

Geleceğe yön vermeliyiz!

Ahmet Akgül Hocamızın son kitabı "Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor"u bir nevi özetleyen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt; "Geleceği yalnız başkaları değil, bizim de çizmemiz, görmemiz lazım"

Orgeneral Büyükanıt İzmir Ege Ordu Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in,  görevi Orgeneral Fethi Tuncel'e devretmesi dolayısıyla Ege Ordu Komutanlığı Karargahı'nda düzenlenen devir teslim törenine katıldı. Orgeneral büyükanıt, tören sonrası bir gazetecinin sorusu üzerine, tüm dünyada bir "dönüşüm"ün yaşandığını bildirdi. Bu dönüşüme çeşitli isimler takıldığını belirten Orgeneral Büyükanıt, şöyle konuştu: "Büyük Orta Doğu Projesi diyorlar, şunu diyorlar bunu diyorlar. Dünyada başta Ortadoğu olmak üzere dönüşüm süreci yaşanıyor. Önemli olan Türkiye'nin bu sürece nasıl katkıda bulunacağı, nasıl yöneteceğidir. Geleceği yalnız başkaları değil, bizim de çizmemiz, görmemiz lazım. Peter Groker'in bir sözü vardır, (geleceği tahmin etmenin en güzel yolu, onu yaratmaktır) der. Geleceği nasıl tahmin ediyorsanız eğer onu şimdiden yaratabiliyorsanız başarılı olursunuz." (aa)

Hugo Chavez Cesaretle direniyor!

Venezüela Devlet Başkanı Hogo Chavez, Amerikan saldırılarının sürmesi halinde ABD'ye petrol ihracatını durdurma tehdidinde bulundu.

Başkent Caracas'ta kurulan sembolik "anti-emperyalist mahkemede" tanık olarak konuşan Chavez, "Amerikan hükümetiyle ilişkileri bozmak istemeyiz ama saldırıları devam ederse, ikili ilişkiler bundan zarar görür" dedi.

Chavez, Washington'un tasallutu, daha da vahim sonuçlar doğurabilir: Her gün ABD'ye giden iki petrol tankerimiz başka yerlere gidebilir... Kuzey Amerika pazarı bizim için elzem değil" diye konuştu. Venezüela, ABD'ye günde 1.5 milyon varil petrol sevk ediyor.

 

Mehmet Ali Talat'ın Aklı Başına geliyor:

Barış Harekatı'nın 2. aşaması törenlerinde "Hani dünya tanıyacaktı? diyenler haklılar, mücadelemiz sürecek. Teslim olmak yok" dedi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Hani dünya anlayacaktı? Hani dünya yeni gözlükleriyle bizleri bu şeklimizle görecekti? Eleştirileri duyuyoruz, haklıdırlar. Bu eleştiriyi yönelten insanlarımız haklıdırlar" diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nün mücadelesinin bitmediğini, başka alanlarda ve bu kez uluslararası platformlarda devam ettiğini belirtti. Kıbrıs Barış Harekatı'nın 14 Ağustos 1974'te başlayan ve 3 gün süren 2. aşamasında özgürlüğüne kavuşan Serdarlı'nın 31. kurtuluş yıldönümü düzenlenen törenle kutlandı.

TAK ajansının haberine göre, düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost ve Serdarlı Belediye Başkanı Erdin Sütçüoğulları ile bazı milletvekilleri, siyasi parti, kurum ve kuruluş temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

Çözüme karşı değiliz

Cumhurbaşkanı Talat, törende yaptığı konuşmada, Serdarlı'nın kurtuluşunun sevincini, Murat ağa-Sandallar ve Atlılar şehitlerinin acısıyla bir arada yaşadıklarını belirterek, topraklara daha fazla sahip çıkılmasının temel hedef olarak benimsenmesi gerektiğini kaydetti. Serdarlı'nın 1963 yılından itibaren Mesarya'nın direniş noktası olduğunu kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerin varlıklarını korumak için bu bölgede canla başla mücadele verdiğini söyledi.

Kıbrıslı Türklerin dünyaya çok farklı bir bakış açısıyla baktığını ve yaşadıkları bütün acı ve zorluklara rağmen bölgede ve dünyada barışı hedeflediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı Türkler 24 Nisan 2004'de çok güçlü bir irade ortaya koydu. Bütün dünyaya hem direnebileceklerini, hem savaşabileceklerini, aynı zamanda barışı da kurabileceklerini gösterdiler" dedi.

Talat, Kıbrıslı Türklerin çözüme karşı olmadığını, adayı bölme niyeti bulunmadığını, ancak Türkiye'nin garantörlüğünde haklarını, siyasal eşitliğini koruyan, iki kesimli ve iki bölgeli bir çözüm arzuladığını bir kez daha kanıtladığını söyledi.

Hani dünya anlayacaktı?

Cumhurbaşkanı Talat, sözlerine şöyle devam etti: "Hani dünya anlayacaktı? Hani dünya yeni gözlükleriyle bizleri bu şeklimizle görecekti? Eleştirileri duyuyoruz, haklıdırlar. Bu eleştiriyi yönelten insanlarımız haklıdırlar. Ancak unutmayalım ki, nasıl siz Serdarlılar 1963'ten 1974'e kadar büyük bir direniş gösterdiniz, teslim olmadınız, haklarınızı, çocuğunuzun, ailelerinizin, arkadaşlarınızın, yurttaşlarınızın geleceğini sağlama almak için direndiniz, mücadele ettiniz; bu mücadele bitmedi, başka alanlarda ve bu kez uluslararası platformlarda sürmeye devam edecek. Teslim olmak yok. Nasıl ki Serdarlı teslim olmadı, Kıbrıslı Türkler de teslim olmayacak. Dünyanın eşit ülkesi olarak tescil olmak için çabalarını sürdürecektir. Kıbrıs Türkü'nün 1963 yılından itibaren gösterdiği kararlılıktan çıkardığım sonuç budur."

En büyük destekçimiz Türkiye

KKTC'nin en büyük destekçisinin Kıbrıs Türk halkı ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen Türkiye olduğunu vurgulayan Talat, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin özverili uğraşı ve ülkeye barışı getirmek için ortaya koyduğu mücadelenin unutulmayacağını kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, konuşmasının sonunda gazileri saygıyla selamladı ve şehitleri şükranla andı.(aa)

Tek Çare Kalıyor: Erbakan ve Milli iktidar...

DPT, hükümetlerin son 30 yılda yaptığı yatırımları değerlendirdi

Büyük Türkiye Sevdasının ve Yeni bir Dünyanın Mimarı Yatırım şampiyonu Erbakan

54. Erbakan Hükümeti'nin başarısını devletin resmi rakamları da ortaya koydu. Türkiye, en ciddi büyüme ve yatırımı Erbakan döneminde yaşadı.

Eşsiz yatırım politikaları

Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) yaptığı, ‘Türkiye Ekonomisinde Sermaye Birikimi Verimlilik ve Büyüme' başlıklı araştırmada, 1972'den sonraki en ciddi büyüme ve yatırım oranlarının 54'üncü Erbakan Hükümeti döneminde olduğu ortaya çıktı. Rakamlar, 54. Erbakan Hükümeti'nin benzersiz bir yatırım politikası uygulaması sayesinde, Türkiye'de yatırımların sektörel dağılımında artışların fırladığını gösteriyor.

Refahyol'dan sonra sürekli düşüş

Erbakan Hükümeti'yle beraber yakalanan hızlı büyüme çıtası, daha sonraki hükümetler tarafından devam ettirilemedi. DPT'nin araştırmasında, Refahyol'un ardından iktidara gelen Ecevit hükümetinin, yüzde 30,9'luk küçülme ile en başarısız iktidar olduğu belirlenirken, Tansu Çiller'in ise yüzde 14,4'lük küçülme ile ‘en başarısız ikinci başbakan' ünvanını kazandığı vurgulandı.

Erbakan dönemindeki sektörel yatırım artışları

Genel büyüme:        Yüzde  12,1

Enerji:                      Yüzde  70,1

Eğitim:                     Yüzde  54

Sağlık:                     Yüzde  52

Ulaştırma:                Yüzde  33,3

Tarım:                      Yüzde 20,6

Sanayi:                     Yüzde 13,6



[1] Yeni Şafak / 16.8.2005 / İbrahim Karagül

[2] Zaman / 16.8.2005 / Ekrem Dumanlı

[3] Yeni Şafak / 18.8.2005 / İbrahim Karagül

[4] http://www.8sÜtun.com/ / 18.8.2005 / Teoman Duralı

[5] Yeni Şafak / 12.8.2005 / İbrahim Karagül

[6] Şişli, 28 Mart, Sene 334 Ruşen Eşref

[7] Destan Ve Abide Çanakkale, Kültür Ve Turizm Bakanlığı Nisan 2005, Sahife: 16-17


Bu yazarin diger makaleleri

İFLAS PAZARLIĞI MIYDI, YOKSA KAÇIŞ HAZIRLIĞI MIYDI?
  İFLAS PAZARLIĞI MIYDI, YOKSA KAÇIŞ HAZIRLIĞI MIYDI?        Bakan Berat Albayrak’ın...
Devami
İNANCIMIZDA VE İNSANLIK ANAYASAMIZDA “HAK” ANLAYIŞI
  İNANCIMIZDA VE İNSANLIK ANAYASAMIZDA “HAK” ANLAYIŞI        Bize göre şu 4 şey...
Devami
TAYYİP ERDOĞAN'A "İMPARATOR"U KİM TAVSİYE ETTİ?
  Recep Tayyip Erdoğan'a: "yükselmek istiyorsa Amerika'nın gözüne girmesi gerektiğini... Bunun...
Devami
DİN DEREBEYLİĞİ OLUŞUMLARI VE YENİ DARBE KUŞKULARI!
Daha önce de yeri geldikçe hatırlatmıştık; Dini cemaat ve tarikatlar...
Devami
ANAYASAYA LAİKLİĞİN, TÜRKÇE TANIMI YAZILSIN!..
  "Laiklik"in doğum yeri kabul edilen Fransa da; başörtüsü sorunuyla...
Devami
HIYANET ŞEBEKESİ DAĞILIRKEN ŞEBEKLERİN YAYGARASI
  HIYANET ŞEBEKESİ DAĞILIRKEN ŞEBEKLERİN YAYGARASI          Kur’an’ı inkârcılarla, Onu istismarcıların ortak inancı;...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4518

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR